sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2019 Cumartesi

 Canan Kaftancıoğlu Davası

2019 Ağustos'tan bir HABER:  «2012-2017 tarihleri arasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımları nedeniyle,  CHP İstanbul İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU ertelemesiz 9 küsür yıl hapis cezasına çarptırıldı.»


Ülke kamuoyunda şu andakinin aksine,  birkaç kişi dışında kimsenin Canan Kaftancıoğlu adını duymadığı zamanlarda kendisine ait bazı tvitleri derleyip  "CHP nereye koşuyor?" diye tepkisel bir soru sormuştum;  hatta bazı CHP yöneticilerinin sosyal medya paylaşımlarını aynı yazımda derlemiştim.  (Linke tıklayarak okuyabilirsiniz.)

O zaman bazı kemikleşmiş CHP'liler  "Ne var canım bunlarda?..." demişti. Zaten ezberlerinden asla vazgeçmezler ve hep en ahlaklı onlardır.  Blog yazılarımdaysa malum, sürekli CHP'yi eleştiriyoruz. Zira demokrasilerde farklı seçenekler ve gerçek bir muhalefet olmazsa, yapılan seçimler göstermelik olur; sadece sistemi legalize etmeye yarar,  hayır çıkmaz.  CHP ise adeta çakma muhalefet üretim merkezi gibi işleyen bir yapı. Ancak gelinen şu noktada, Kaftancıoğlu'na yapılan bu haksızlığa karşı duracak sınırlara da dayandık iyi mi!

Hani zaten muhalefetin hallerine anlam veremiyoruz ama; seversin-sevmezsin,  her zararlı görüş bildiren hapse  "tıkılmaz".  Mücadele yolu bu olmamalı.  Üstelik neredeyse on sene önce yazılmış, benzerleri bir sürü basın-yayın organında, kitapta, söyleşide, tweet'te;  kimisi iktidar partisinin meşhur simaları dahil farklı kişiler tarafından söylenmiş benzer sözler nedeniyle hapis cezası veriliyor.  Çifte standart  (ayrı muamele)  ve  cezanın geriye doğru işletilmesi!

Bir arkadaşımın dediği gibi  "Karar siyasi burun sürtme ve hakkaniyetli değil.  Kamu vicdanında kabul edilmez."  Fakat bizde karşı kamptan olduğu takdirde, bu tarz siyasi mahkumiyetlere şampanya patlatan zihniyet bir türlü bitmedi. Biteceğe de benzemiyor.  Zaten bizde hukuksuzluk kendi işine yarıyorsa görmezden gelme alışkanlığı çok yaygın.  Dahası ülkede her başarı itinayla cezalandırılıyor.



EDIT:   Facebook'taki paylaşımlarımın altına gelenler ile birlikte bu yazı altındaki  YORUMLAR  oldukça zenginleşti.  Okumanızı tavsiye ederim.


21 Haziran 2016 Salı

  KİBİR NELERE KÂDİR?

Türkiye'de  "hendekler"  ve  hendeklere müdahale ile başlayan yeni dönemde;  Cemaat krizinden gayrı,  PYD'ye  Amerika'nın açık desteği ve sanki  ABD-TR gerginliğinin eşiğine gelmemiz ile içeride de güçlü bir beklenti başladı.  Özellikle azınlık mensuplarının bazı sözleri çok kırıcı ve mağrur bir ruhun meyvesi olabiliyor.   Aşağıda,  sırf aşina  (yani alışık)  olmadığı bir övgüde bulundum diye,  ağzına gelen hakaretleri eden kibirli bir genç adamın cevap hakkıma müsaade etmemesi ve arkamdan mesnetsiz laflar etme gayreti sonrası yazdığım bir  Facebook  yorumunu paylaşıyorum.  Sevimsiz bir olay üzerinden,  bazı milliyetçi Rumlarda gördüğüm bir ruh halini göz önüne alarak içimi döktüğüm bir yazı:


Durmadan eleştirdiği Kemalistlerdeki kibri kat kat aştığının farkında olmayanlar var sanırım,  az kaldı kendilerini yarı-ölümsüz Yunan Tanrılarından milenyumda belirmiş bir yenisi ilan edecekler...  İnanılmaz küfürler hakaretler ediyorlar bir topluma, bir ulusa... Etnikçiliğe destek vermeyen her insanı  "tecavüzcü, pislik, uğursuzun destekçisi, sessizce yanında..."  gibi sözlerle itham etmekten çekinmeyecek derecede terbiye ve gerçekçilikteler.  Ülkenin dört bir yanında patlayan bombalar hakkında  "geçmişte yaptıklarınızın meyvesi",  "çünkü siz bunu hak ettiniz!"  diyebilecek tıynette insanlıktan çıkmış insanlar.

Dünyanın hiçbir yerinde ölen sivil insanlar için böyle yorum yapılmaz.  Ölen kim?  Ölen yine "biz"iz.  Benim okul arkadaşım, eski komşum, onun sevgilisi...  Yabancılar, "kırk yabancı" diyeceğin başka ülkelerin vatandaşı insanlar dahi, elim olaylar sonrası başsağlığı ve üzüntülerini iletirken;  nefret ve kin ile yanıp tutuşan içimizdeki azınlık mensuplarının sözleri insanı gerçekten kırabiliyor.

Bir de sürekli
"Bu toprakların gerçek sahipleri..."
diye başlayan tiradlar atmaktalar.

Üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişindeki Helen ve özellikle Roma-Bizans kültürünü dışlamamızın, toplumumuzda büyük kültürel erozyona ve tarihsel bir kopuşa neden olduğu bugün açıkça görülüyor.  Ancak bu tutumda Rumların kibirli ve milliyetçilik ile değişen, gittikçe zehirli bir irine dönüşen kibirli mizacının da etkisi olmuştur herhalde.

Toprak hiçbir milletin kati ve değişmez anlamda tapulu malı değildir.  Tarih boyunca göçler, yer değiştirmeler, savaşlar ve istilalarla değişimler yaşanmıştır. Son derece milliyetçi, kof ve ırkçı söylemler ile Türkleri,  (Kürtleri, ya da vesaire...)  aşağılamak ile insan kaliteli olmuyor.  Bu saçma milliyetçi dil ve baskıcı devlet düzeni de böyle yıkılmıyor.  Ancak Türkiye'de işler böyle gidiyor.

Milliyetçiliği, ırkçılığı ve militarizmi eleştirdiğini söyleyen ne kadar seküler okumuş-yazmış çok bilmiş varsa, her terör karşıtı operasyonda "Türkiye'ye NATO müdahalesi yapılması gerektiğini" savunuyor. Her kızışmada "Haydi şimdi Orta Asya'ya! :D"  paylaşımlarını Facebook'ta okumaktan fenalıklar geliyor. Coğrafyadaki ve çevremizdeki bütün yanlışların arkasında bir şekilde Türkleri sorumlu tutarken,  büyük dünya güçlerine tek bir eleştirilerini göremiyoruz ama!  Yani özetle:
"Milliyetçiliğe dur de!"  diyeceksin;  sonra da durmadan milliyetçi ve ırkçı söylemlerle Türklere saldıracaksın ki milliyetçilik ve ırkçılık bu sayede bu topraklarda kendiliğinden ortadan kalksın.  :D

Henüz hendek siyaseti yeni başlamış ve bölge halkı ayaklanma yönünde kışkırtılırken,  (düzenek ve Amerika'nın destekleyici tutumundan hareketle mi??)  herhalde artık Türklerin defteri dürüldü diye mi düşündüler nedir;  mest olup

"Hepiniz Orta Asya'ya şimdi!  :)"

diye paylaşım yapmak mıdır yüksek insan tavrı?


Peki  "Halkımız cahil!"  diye alay edenlerdeki kuzuların sessizliği niyedir  böylesi ırkçı tavırları mütemadiyen sergileyenlere karşı?
Sonra ne Orta Asyası?
Türkler buraya Malazgirt ile kesin giriş sağladıklarında,  Anadolu toprakları bakir kimsesiz ıssız topraklar değilmiş ki? Burada yaşayan insanlar, halklar,  geçmişte kurulmuş medeniyetler varmış ki  "medeniyetler beşiği Anadolu"   denmiş.  Ayrıca Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Türkler dahil,  Türk boylarından bu topraklarda yaşayan insanlar zaten varmış.  Beraber kaynaşarak ortak bir dil ve kültürde yoğrulmuşuz.  Yemekler karışmış, gelenekler karışmış...  Ne Orta Asya'ya geri dönüşü?

Ve eğer ufacık bir nüktedanlık ile iletilmiş iyi dileğe karşı bile patlanıyorsa... Ancak  "Bu halk cahil, cühela, tecavüzcü!  Biz Yunanlılar ise yüksek millet..."   dillerindeki ezber ise...
(Sanırım Yunanlılardan hiç tecavüzcü filan çıkmamış tarih boyunca,  yapmaz onlar öyle şeyler,  dediği bu.)
Bu kadar kof bir kıyas ve tespit seviyesindeyseler...  Kusura bakmasınlar,  bu da avamlığın bir başka formudur.

(Facebook'ta yaşadığım olay özelinde diyorum bunu:  İnsanların söylemediği şeyleri söylemiş gibi yalanlar söyleyip, kendisinin ve karşısındakinin bazı mesajlarını silip, muhatabını blokladıktan sonra arkasından olmayan/söylenmemiş sözlere Don Kişot gibi yaratıklandırmalar yapıp küfredene, daha da hızını alamayıp az sonra bloklayacağı şahsın FB sayfasındaki paylaşım altlarını hakaretle donatana  "avamlık"  yakıştırması bile çok gelir.  Adam hızını alamayıp benim "Türk kahvesini pek sevmediğimi" söylediğim iletinin altına "Ona Osmanlı kahvesi veya Grek kahvesi diyeceksin, önce adını doğru öğren!"  diye bile yazmış!  Ama öyle bir  "milliyetçilik karşıtı"  pozları kesiyor ki Face'te... Oskarlık!

N'aparsınız ki maalesef bu ülkenin kanlı tarihi yüzünden, her seviyeden Türk düşmanlığı nimetten sayılmakta. Yeter ki Türke hakaret et de... İstersen şu seviyede ol.)


Fikirler, onları yazanı silip sürekli kendinizi övenlere yer açarak değer kazanmaz.  RTE'ye, AKP'ye, ona buna  "sansürcü"  deyip yerden yere vuranların;  ufak bir eleştiride dahi ağzından çıkanı kulağı duymayacak ithamlara sarılıp neler yaptığını defalarca ve defalarca gözlemledik.  Bir de yönetici filan olsalar demek ki neler olacak?
Amaç yalakalık ile ego tatmini ise, dillerinden düşmeyen  "hakikat"  ancak arka fon olabilir bunlara.  Önce kendinizi terazide bir tartacaksınız,  eğer yargıçlık oynamaya bu kadar istekliyseniz.

-Kaiser Z. Beyner  takma adlı bir Yunan Tanrısına ithafen-



23 Şubat 2016 Salı

  Yıldız Tilbe'yi linç edelim!



"14 Şubat Sevgililer günü" ve bunun gibi neredeyse tüm icat edilmiş yapay özel günlere  (anneler günü, babalar günü, hatta doğum günü) ve şatafatlı kutlamalarına karşı isteksiz biri olarak; şu haberi biraz geç öğrendim. Ancak yazmadan geçemedim değerli okurlar.  Şimdi aranızdan diyen olabilir; ülkenin her yerinde bombalar patlar, iki haftadan çok huzur yüzü görmediğimiz, boyuna bir yerlerden tabutların geldiği, herkesin birbirini yediği, "nefret" ve yok etme duygusunun yoğunlaştığı bu zor zamanlarda yaşarken; sen bula bula yazacak bu konuyu mu buldun?
Evet değerli okurlar, ben bu konuyu yazacağım. Neden bu konunun üzerinde durduğumu da yazının sonunda bir dertleşme havasında sunmaya çalışacağım.

Bilmeyenler için özet geçeyim:

Yıldız TİLBE.   "Turkcell" adlı telekominikasyon firması, Sevgililer Günü kampanyası için bu kadın şarkıcıyı seçmiş. Şaşırtıcı değil; aşk ve aşk acısı  üzerine yıllardır bize çeşitli şarkılar söylüyor Yıldız Tilbe.  Kampanya içinse gençler ve hareketli bir müzik eşliğinde dikkat çeken bir reklam yapılmış ve yayına verilmiş. Ancak geçmişte Yıldız Tilbe'nin isyanı, Irkçılık ve Yahudi düşmanlığı  yazımda görsellerine yer verdiğim anti-Yahudi sözleri nedeniyle, Türkiye Yahudi cemaati tepki göstermiş. Dünyadan bihaber (habersiz) olan meşhur firma da bir anda bu tepkilerle Yıldız Tilbe'nin gerçek yüzünü görmüş ve imana gelip reklamı yayından kaldırıvermiş.

Ne kadar saçma bir anlatım oldu değil mi? Oysa mevzu tam da böyle.   Bu da karar sonrası Tilbe'nin Twitter'dan paylaştığı cevabı:


Ancak Yahudilerin gerçekten kendisine karşı birikmiş bir kini, söylecek güçlü sözleri varmış da sanki söylemelerine müsade edilmemiş ve bugüne kadar içlerindeki irini hapis tutmak zorunda kalmışlar gibi;   sosyal medyada "oh iyi oldu!" tepkisi başlattılar.  Bu haberi geç öğrendiğim için gecikmeli olarak taramalar yoluyla yazılanların bazısını gördüm.   Yıldız Tilbe'ye sosyal medyada ne linç kampanyası başlatmışlar arkadaş!

Özeti: Kibir Kibir Kibir,  ("yok edilmeye çalışılan mazlum ve seçilmiş halk").
"Cahilllllll ve çirkin kadın!"   ve  bir dolu hakaret.
(Bu  "cahilllllllll"  diye höykürenin hikmeti, kıymeti ne acaba?)
"Kendi sosyal konumumuzu dominantlaştırma,  bunu da farklı düşünenleri ezerek elde etme refleksine kapılmış haldeyiz. (...) Tüm tartışmalar, bu yok edici güç kavgası içinde anlamsızlaşıyor"  diyordu Reşat Çalışlar  Facebook sayfasındaki bir  paylaşımında.


En son  Penélope Cruz,  2014 Gazze operasyonu sırasında attığı tvitte  "#FreeGaza"  dedi diye, bütün "Hollywood (Kutsal tahta)" şirketleri ile anlaşmaları iptal edilmişti.

İnsanlar tüm dünyada ağzını açamayacak derece "susturuluyor",   "anti-Semitizm"  belirsiz tanımı ve çok geniş kanatları ile  en etkili sosyal silah  olarak kullanılıyor,   (bu arada gördüğüm en Sami ırkları düşmanlığı yapanlar bizzat bazı Yahudiler)   ama Yahudiler hala ağlıyor;  "Dünya onlara haksızlık yapıyor" imiş, İsrail  söz konusu olunca haberler çarpıtılıyormuş!

he canım hee! Sizinle ilgili açık ve güvenilir haber yapılamıyor artık.  BBC haberi yayınlıyor, İsrail askerleri ile ilgiliyse hemen rötuş rötuş... Bir gazeteci çıkıp "Hollywood büyük ölçüde Yahudilerin kontrolünde" diyor,  hemen istifaya zorlama... Bizim ülkemizde "basın özgürlüğü" diye yeri göğü inletenlere, ABD'li gazeteci Helen Thomas örneğini verelim. Sırf İsrail'i eleştirdi diye, yılların Beyaz Saray muhabirliğinden uzaklaştırılmış çok ünlü bir isim.
Çünkü Yahudiler çok hassas!  cıss!


Bu arada Yıldız Tilbe, onca full makyaj  fönlenmiş boyalı saçlı hoş Yahudi kadından daha asil çıktı yorumuyla, hayretler içerisinde bunu da gördük.  Hani az kalsın İran'daki gibi vinçlerle sallandıralım da diyeceklermiş ama tabi o fönlere yakışmaz bu diller.

"Dünyaya erkek olarak gelseydim, mutlaka kendime Musevi bir sevgili yapardım!" diyen Ayşe Arman'ı şimdi daha iyi anlıyorum. Geçmişte okuduğum iyi söyleşileri oldu.  Disiplin ve hırsına, bir konuyu kafaya taktığında üstüne gitmesine saygı duyarım; ancak totalde "gazetecilik" dahil, Ayşe Arman "dejenereliği" temsil eder. Fiziksel ve ruhsal dejenere hal üzerinden "halkımız cahil şekerim!"  nanikleri.



Kendisinin adının geçtiği daha önceki yazımda da değinmiştim, Yıldız Tilbe  uğraşılmaya çok müsait mimli bir isim zaten.  Peki Ssen ırkçılığa ve Yahudi nefretine karşı ne yaptın? Bişey yap(a)madın ama kendinden az daha tiksindirdin.    Batı Şeria'da evinde uyuyan bebeği yakan,  "Hristiyanlar İsrail'den defedilmesi gereken vampirlerdir!" filan diyen radikalleri olan, "bütün Filistinli anneleri öldürelim   hepsi küçük yılanlar doğuruyor"  gibi laflara sahip güzel adalet bakanı sahibi, durmadan post-modernizm ürünü etnikçilik üzerinden çevre ülkeleri mikserleyen insanlar bunlar.  İsrail gazete sitelerindeki okur yorumlarına bakınız, hasta zihinlere ayna tutuyor.  Sonra âleme "ırkçı, insanlık düşmanı"  filan diyolar, komik oluyor.


Beni bunları yazmakta isteklendiren ise şu iki noktadır.
Birincisi:

Türkiyeli Yahudilerce çıkartılan haftalık gazete Şalom'da çıkmış bir yazıda  şöyle denmiş:
              "Kimi zevat sosyal medyada takipçi toplamak, kitlelerini biraz daha arttırmak için her türlü nefret söylemine balıklama atlıyor."   (bkz)



Kibir ve kendini beğenmişlik  nelere kadir? Yıldız Tilbe'nin sosyal medyada ilgi çekmek için Yahudiler veya herhangi bir dünya toplumu ile ilgili yorum yapmaya ihtiyacı mı var? Ezbere önyargılı davranmayayım diye  Y.Tilbe resmi Twitter hesabında geriye dönük uzun zaman boyunca yazdıklarına baktım, benim burada paylaştıklarım haricinde pek bir şey göremedim. Yani şahıs Yahudi ile yatıp Yahudi ile kalkmıyor, şöhretini de Yahudi söylemlerine borçlu değilken; üstelik bu açıklamalardan dolayı özür dilemiş   (“Hitler'i karıştırdığım için pişmanım çünkü o da günümüzde zulüm yapan Yahudilerle aynı, hiçbir farkları yok”), ekranlarda gördüğü Filistin operasyonunda  "terörist"  diye sahilde futbol oynarken öldürülen çocuklarla ilgili bir haberdi sanırım, o görüntüler üzerine duygulanarak tepki gösterdiğini demiş... Aradan zamanlar geçmiş, sözler söylenip tepkiler verilmiş,  bugün firma reklamı iptal etmişken...
Yani gerçekten:  "Ne bu şiddet bu celal?"

Şalom'un haberi şöyle devam ediyor:
             "Yahudi nefretini ‘ifade özgülüğü’ olarak gören zevat herhalde bu nefreti ateist bir Yahudi olan Mark Zuckerberg'in icat ettiği Facebook ve kurucuları arasında Yahudilerin olduğu Twitter'dan yapmaz."
             "Antisemit dünyada birinciliği İran'a bile kaptırmayan ülkemizde  elbette ki en yoğun nefret suçlarından biri, sayıları giderek azalan Yahudi vatandaşlarımıza yapılıyor."

Abartılı ve hasta bir zihinden çıkan önermeler bunlar.  Ülkemizde "barış süreci" denen dönemde, halkımız anlaşılmayan bir etki ile (görünüşte bir sürü olumsuz veriye rağmen) büyük halk yığınları bazında ırkçılıktan en çok sıyrıldığı, Hrant Dink cinayeti sonrası azınlık ve farklı kimliklere düşmanlık konusunda görülmemiş hassasiyetlere sahip, Mavi Marmara operasyonu sonrası muhafazakar çevrelerde dahi Yahudiler ile ilgili görülmemiş ayrımcı olmayan içsel bir dil yakalamışken...
Evet siz ne yapıyordunuz o zaman Yahudi cemaati?
Bu değişim ruhunu olumlu yönde geliştirmek için bu ülkenin (de) bir vatandaşı olarak siz ne yaptınız?
Kendisi gibi düşünmeyen ve Yahudileri eleştiren (yerli-yabancı) her ünlü insana  "sözde sanatçı,  sözde milletvekili"  diyenlerin, "seküler Akit türevi  Gözcü/Sözcü"  desteği iddiaları bile mide bulandırıcı!
Ve "azalan Yahudi vatandaşlarımız" İsrail nüfusunu artırır, üzülecek bir şey değil sevgili Şalom yazarı.


İkincisi:

Yahudi'den çok Yahudi olanların başlattığı linç kampanyası.
Bu nedir?  Anlatmaya çalışayım.
Gerek Mavi Marmara baskını sonrası, gerek bu gibi olaylarda; hemen ortaya Yahudilik ile ne alakası olduğu şüpheli (ve bazı örneklerde hiç bir ilgisi olmadığı apaçık ortada) bir grup çıkıp, Yahudi'den çok Yahudi, İsrail'den çok İsrailci, Siyonist'ten çok Siyonist;  (Rus uçağı düşürülünce Rus'tan çok Rus)  ama her koşulda saldırgan bir dil ile azılı bir şekilde dikiliveriyor.
Yani "Kraldan çok kralcılar"dan bahsediyorum.  En tehlikeli bulduğum gruptur.

Mesela bizim toplumun kraldan çok kralcıları:  durmadan Malazgirt, Mercidabık, fetih, Fatih, Osmanlı ve son zamanlarda tekrar yeşeren  "Kürt diye bir şey yoktur"  diyenler... Kendini bu toprağın tapulu mal sahibi olarak görüp, gözünü kestirdiği "öteki" gruplara veya zayıf halka addettiklerine  "Ya sev ya terk et!"  diye nizamat verenler...   (Allah muhafaza! Bunlar Türkleri mahfa götürmek için nefes alıp veren mahlukat sınıfındalar.)

Mesela ülkenin müzmin muhalefetinden olup, darbesiz asla iktidara gelemeyeceğini gayet iyi sezebilen kimi  "laikler"...  (sırf "AKP'ye çakıyor" diye düşündüklerinden; İsrail'in Mavi Marmara gemi baskınına alkış tutmuşlardı.  "Eyyyyyyy İsrail!" ve Filistin davası hassasiyetiyle iki seçimi kazandı iktidar; ne zaman oyları düşer gibi olduysa hemen çekmeceden bu kartı çıkartıp öne sürdü. Nasıl bir insan buna alkış tutar da sonra "başımızdakiler cahil!"  diye höykürür?)   "Okumakla cehalet gider ancak eşeklik baki kalır"  değerli insanlar.

Bugünlerde de AK Parti içi "Tayyip'ten çok Tayyipçi" kliğin, partinin ve (iktidardaki parti üzerinden) ülkenin altını oymasını izliyoruz, çaresizce.   Bir de "Tanrı adına" ve "Allah'ın izniyle" cihat yaptığını söyleyip insan kesenler, bombaları kalabalıklar arasında patlatı patlatıverenler var.
Kraldan çok kralcılardan Tanrı bizi korusun.  (Amin)

İşte Yıldız Tilbe-Turkcell Sevgililer günü kampanyasında da bu kralcıları gördük. Yahudiler kendilerince tepkilerini yazmış, iletmiş, paylaşmış... Şirkete baskı kurulmuş, şirket reklamı geri çekmiş, son sözler söylenmiş... Buna rağmen bir takım kimseler hâlâ davayı devam ettiriyor;  kim için  neyin adına? Acaba şahsi bir garezleri mi var bu kadına? Dikkat çekmek istiyorlar da aradıkları konuyu mu buldular?  Gövde gösterisi mi?


Son lafım da TURKCELL'e. Söylenecek çok şey var da... Aklıma Hitler'li şampuan ve sabun reklamı yapan firma geldi. Bu kadar yüzsüzlük görmedim. Sonuçta ünlü bir kadının onuruyla da oynadılar. Hem Yıldız Tilbe sevenlerde Yahudilere karşı olumsuz duyguları beslediler, hem yalama olduklarını cümle aleme duyurdular. Sanırım sadece adı (lafın gelişi) "Turk" olan hede'lerden biri de bu firma. Zaten iyice bayan reklamları ve belirsiz uçuk tarife uygulamaları nedeniyle bir sene kadar önce bu operatörden çıkmıştım,  isabet oldu.  Tek kuruş kazandırmam bunlara.


- EDIT   (27 Nisan 2016) -
Kamuoyunun gündemine çocuk tecavüzleri ile giren Ensar Vakfı'nın düzenlediği yarışmalara sponsor olması ve olmaya devam etmesi ile son haftalar gündeminde konuşulan bu meşhur GSM firmasının aymazlığına ve malum hallerine şaşanlar olmuş. Ben de onların aklına şaşayım diyerek bu yazımı noktalıyorum.



2016,  ABD,  AKP,  insan hikayeleri,  para,  Kürtçe,  Dua,  sevgi,  Türkler

7 Mart 2014 Cuma

 Ülke Gündemine dair  Subjektif Yorumlar


Ergenekon Davası  zamanlarında  Kemalistler;
iktidara muhalif olanları (yani muhalefeti) eleştiren ve CHP'yi yeren herkese "Fetocu-şakirt" diye hakaretle karışık alay edenler; şimdilerde Facebook, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında Fethullah'ın beddularını paylaşmakta!  İktidara karşı yerel seçimlerde "Yolsuzluk" videoları ile ortam dinlemelerinden medet ummakta. Dahası Cemaat ile birlikte ortak adaylara oynamakta.

Bu günleri de dördük  :)

Bu nasıl bir lanettir ki, kendi okları ile kendileri vurulmakta ancak farkında bile değiller?  (Sonra Yolsuzluk'tan vuran tarafın adayının Sarıgül olması?? AkParti'nin Ergenekoncularla dansı?)


Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduğunda, şahsı hakkında bazı kaygı ve düşüncelerimi yazmıştım. Türkiye gibi siyasetin bir değirmen öğütücülüğünde olduğu bir ülkede,  Uğur Dündar'ın bir ekran şovu ve bir kaset skandalı ile anında genel başkanlığa oturmuş bu kişinin; yeterince deneyim, kadro oluşturma ve hitabet gücünde olup olmadığı ilk şüphelerimdi. O dönem Ekşi Sözlüğe bunları yazdım diye saniyeler içerisinde neredeyse tüm enrty'lerim kötülenmişti.  Şimdilerde bizzat bu partinin kendi kitlesi içerisinde lider değişiminin şart olduğu konuşuluyor.

Bana ve benim gibilere yapılan hakaretlerin, söylenmiş kırıcı lafların hepsi sahiplerine döndü.  (görmesini bilene)


Ve  Erdoğan:
"Youtube  ve  Facebook'u kapatabiliriz.
Bu milleti Facebook'a, Youtube'a yedirmeyiz!
"
  buyurmuş.

Bu nasıl bir ülkedir ki, her daim bir SANSÜR ruhu canlı tutulmakta ve korku ile sindirmede ana silah olarak kullanılmaktadır. Üstelik ülkemizin pop kültüründe zeka ve inceliğin çok küçümsendiği de açıktır. Burada hepimizin bir özeleştiri yapması şart.


2010  senesi idi sanırım;   Atatürkçü Düşünce Derneği  (ADD)  Başkanı
Tansel Çölaşan,  Türkiye'de  YouTube'un ve Google'ın dahi kapatılmasına destek veriyordu!!!!  Özetle, YouTube'daki Ata'yı eleştiren yayınlardan ve Google'daki tarama sonuçlarından rahatsız olup sansüre destek vermiş. Şöyle diyordu: "Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir. Ben mahkemenin (Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi) verdiği karardan rahatsız değilim."
(Bu şahıs Danıştay eski Başkan vekili!)

Binali Yıldırım'ın  Ak Parti Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde, Google ve ilişkili yayınlar TR'den yasaklanmıştı bir dönem. Güya sebep "vergi ödememesi" idi. "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?" diye soruyordu kendisi. Blogger ve Google Earth gibi çeşitli hizmetlere de erişim engellenmişti böylece.
YouTube ise senelerce kapalıydı zaten.  Tam açıldı derken bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim görüntüleri yayınlandı diye kapatılması için dava açılmıştı.  Yani sonuç olarak:
Bizim neslin de geriye bıraktığı zihniyet aynı olacak gibi...  (#sansur)


Ve 7 Mart'ta İlker Başbuğ serbest.
Zirve yayınevi cellatları serbest.
Erhan Tuncel  ve  Reza Zarrab serbest.
Kısacası  Hrant Dink  dışında herkes tahliye oldu.
(Dağılın!)


2 Ocak 2013 Çarşamba

 Uydurma haber değil,  "Hepsi Gerçek!"-2



.....Zaytung  bile bunu düşünemezdi!  --->

"Mizah dergisi kapağı beğenen 6 kamu görevlisine soruşturma!"


Mizah dergileri Penguen, Leman, Gırgır'ın kapaklarını sosyal paylaşım sitelerinde beğenen ve paylaşan altı çalışan hakkında Ankara Defterdarlığı'nda soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sebebi:
"Devlet büyüklerine hakaret ve Başbakanı küçük düşürmek!"



... Yandaki resimde imana gelmiş The Simpsons  çiftini görüyorsunuz.
Onlar çok mutlu, zira Hak'kın hikmetli değneği onlara dokundu da neyseki batıl yoldan geç de olsa döndüler.

Hatırlarsanız RTÜK, bir süredir CNBC–e'de yayınlanan çizgi dizi The Simpsons'a 52 bin 951 Lira para cezası kesmişti.  Gerekçesi:
"Dizi dini duygulara hakaret ediyor!"

....Radyo Televizyon Üst Kurulu  denetçisine göre:
"Çizgi filmdeki karakterlerden biri (Homer Simpson), bir diğerinin (Ned Flanders)  dini inancını kullanarak onu şiddete yöneltiyor. Tanrı'nın olmadığına ilişkin sözler söyleniyor. Tanrı Şeytan'a kahve ikram ederek şeytanın emrindeymiş gibi gösteriliyor. Noel'in alkolizm için iyi bir fırsat olduğu ifade edilerek alkolü özendirici yayın yapılıyor..."



Okul kitaplarında şiirleri sansürlenen Yunus Emre ve Kaygusuz Abdal'ın ardından, Amerikalı Nobel ödüllü yazar John Steinbeck'in çok meşhur "Of Mice and Men/Fareler ve İnsanlar"  kitabı için de sansür teklifi geldi (İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından.) Gerekçe:  Gayri ahlaki!

.... Hatırlarsanız bir önceki "Hepsi Gerçek!" başlığında "Diyanet'in mizah ile imtihanı" yorumunu yaptığım bir haber vardı (bakınız). O kafanın mizah ile sorunu, pek çok uydurma, yalan Zaytung haberini gerçek yapacak gibi gözüküyor.



Serinin diğer yazıları:

6 Kasım 2012 Salı

 Bir Sansür Hikayesi:  Hastürk


Adının "Has" ve "Türk" kelimelerinden oluşması bilmeyenleri yanıltmasın; HΛSTÜRK zamanında Türkiye'den İsrail'e göç etmiş, veya Türkçe bilen Yahudiler tarafından kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu.   Amaçlarını şu şekilde açıklıyorlar:

"İsrail-Türkiye arasındaki ilişkilerin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunmak. İsrail ve Yahudiler hakkındaki gerçeklerin Türk kamuoyuna duyurulabilmesini sağlamak;  önyargılı, yanlış veya bilgisizliğe dayanarak yapılan suçlama ve karalamalara karşı objektif bir görüş getirmek."
(Kaynak:  Biz Kimiz?)

Bu siteye bazen göz atar(d)ım. Böyle bir projenin varlığından haberdar olmam, tam da İsrail'in Mavi Marmara gemisine düzenlediği kanlı operasyon zamanlarına rastlıyor aslında.   İsrail'den güncel haberler,  Nefret konfeksiyon (Türk medyası ve kamuoyundan Yahudi karşıtı nefret ifadeleri kolajı), başta Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan olmak üzere Ak Parti hükumetinin politika ve söylemlerine eleştirel yazılar  ana konuları/malzemeleri arasında. Sanki "ilişkilerin korunması"ndan ziyade,  Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan eleştirisi için kurulmuşlar gibi.  Özellikle yorumcularının bizim topluma karşı bakışları Kemalistleri aratmayacak cinsten. Seçilmiş ırk  vs  hamam böcekleri ile barbarlar koalisyonu!  :p


Bir yazı yayınlandı geçtiğimiz ay sitede.  10 Nisan 2012'de  The Jerusalem Post  gazetesinde yayınlanan eski bir makalenin Türkçe çevirisi.  Yazı başlığı, Star Wars serisi 5. bölüme yapılan atıfla  "The Empire Strikes Back".   Hastürktv'nin Türkçe çevirisi de şu:  "İMPARATORLUĞUN DÖNÜŞÜ".

Okunması kolay ve akıcı bir yazı. Yükselen Türk-İslam Sentezi yaklaşımı, popüler kültür, özellikle de Türk dizileri (Muhteşem Yüzyıl) üzerinden bir Ak Parti ve "yeni Türkiye" yönelimi olarak Yeni Osmanlıcılık / Neo-Ottomanism akımına işaret ediyor. İlgimi çekti. Yazıdaki Silivri göndermesini ise itici buldum. Üstelik bu bölüm Türkçe'ye çevrilirken bazı ifadeler tamamen çıkarılmış ve düşük bir anlatım sergilenmiş.  Bir çeviri sansürü.
Esası ve kırpılmış çevirisi şöyle:

"(Sultan) Suleiman's execution of the rebelling Janissaries may parallel the government's response to the TSK coups and Ergenekon trials, in which many TSK generals have been arrested, accused of organizing a coup d'etat against Erdogan's government."

"Süleyman'ın isyan eden yeniçerilerin başlarını vurdurması hala devam eden Ergenekon davalarında askerlerin tutuklanarak cezaevinde tutulmasıyla paralellik kurulmak isteniyor olabilir."


Hastürk'te yayınlanan yorumlara bakıldığında, Türkler ve Yahudiler arasında hakaret, küfür, tarihsel nefret yükleri, bir dolu ötekileştirmeyi rahatlıkla bulabilirsiniz. Şahsen ben farklı bir metod denedim ve editör onayından geçtikten sonra yayınlanmak üzere; darbe aklayıcılığına karşıt, küfür içermeyen bir yorum gönderdim;  önceden kopyasını da aldım:
(Yayınlanmadı tabi ki)
Yazar, Türkiye güncelini, özellikle de yoğun olarak popüler kültür üzerinden değerlendirirken; eğreti duracak şekilde lafı tek bir cümle ile Ergenekon'a getirmiş.
...
Anadolu halkları ve yaşanmışlıkların kendisini zerre kadar enterese etmediği, bu topraklar üzerindeki hiç bir acı ve kardeşlikte birleşmeyen insanların bir Silivri bir Ergenekon konusunda cansiparane kenetlenmesi de esef verici bir tutum bana göre.

Yorumlar bölümünde "Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin" yazıyor.  İlginçtir, Türk-Yahudi taraflarının karşılıklı küfürlerinin (küfrün üzerine xxxxx yazarak veya o bölümün silinerek)  ve hakaretlerin, İsrail/Türk düşmanlığının ve nefret söylemlerinin, tehditlerin dahi yayınlandığı bir yerde; bu yorum yayınlanmadı.  Belki onlar da Türkleri sadece hakaret eden ve saldıran barbarlar olarak göstermek istiyorlardır, kim bilir?


Biz bu sansürcü yaklaşımları, tek tip taşlamayı ve Ergenekon sürecini değersizleştirme çabalarını Ulusalcı sitelerden biliyoruz aslında. AK Parti ve Tayyip Erdoğan'ı   "demokrasi düşmanı sansürcüler"  olarak sunan bu oluşumlar; ne hikmetse, Kemalizm'e yönelik hiçbir eleştirel içeriği yayınlamadığı gibi;  Türkiye'de sansürün AK Parti ile başlamadığı, bizde hep olduğu, bir zihniyet meselesi, içselleştirilmiş bir tek tipçilik, farklı görüşler düşmanlığı olduğuna dikkat çektiğimizdeyse hiçleştirerek bundan böyle hiç bir yorumumuzu da yayınlamadı.
Ulusalcı sitelerin ikircikli tutumlarını daha önce de yazmıştım. Hasturktv.com ne alaka tabi ilk bakışta?

Acaba bazı Yahudilerin en kutsalı Silivri, Ergenekon, Mavi Marmara, 12 Eylül Referandumu filan mı diye düşünüyor insan.  Bu konuda hiçbir karşıt görüşe yer vermiyor/tahammül edemiyorlar da...

İsrail basınına  Mavi Marmara  ile ilgili bir yorum gönderin;  İsrail'in tutumunu eleştiriyorsa kesinlikle yayınlanmaz. Ama onlar bunu yapabiliyor bizim medyamızda?
AK Parti'yi sansürcü ve gerici olmak ile suçlayan,  Türk halkına cahil diyen bu kafa yapısı,  kendi duymak istemediği her şeyi  neden sansürler?
Peki bazı Yahudilere ne oluyor,  neden bu kadar Türkiye'nin iç işlerine ve siyasetine karışıyorlar?  Onlara ne Türkiye seçimlerinden?

Bir halkın içerisinde anlamlı sayıda insanın artık ülkelerinde yeni bir darbe istememesi, askeri vesayetten taraf olmaması, tepeden inmeci bir modernizme karşı çıkması onları neden rahatsız ediyor acaba?  Veya  12 Eylül Referandumu'ndan  "Evet"  çıkması?
Vatandaşlar olarak darbe girişimlerinin yargılanmasını dahi isteyemeyeceğiz, öyle mi?  İstediğimizde de satılmış, ihanet eden, takunyalı filan olacağız yani?
İsrail'i kan gölüne çevirmeyi, ne bileyim hahamlarının ibadet saatindeyken savaş uçaklarınca sinagogların bombalanması, sokak ortası cinayetleri, binlerce faili meçhuller ve değerli gençlerinin birbirini kırması gibi "masum" şeyleri planlayanlara karşı İsrail vatandaşlarının tepkisi ne olurdu?  Ya bazı Türkler bunları planlayan kişileri  "kahraman"  olarak ilan etselerdi?



Bugün 6 Kasım 2012 Salı. İstanbul Çağlayan Adliyesi 7. Ağır Ceza Mahkemesi büyük salonunda Mavi Marmara sorumluları yargılanıyor. Mahkeme kararının nasıl bir caydırıcılığı ve geçerliğinin olacağı ise tam bir muamma!

31 Mayıs 2010'da 9 tane silahsız Türk vatandaşının, "kahraman" olduklarını öğrendiğimiz İsrail askerlerince öldürülmesi ve pek çok kişinin yaralanması olayı (Gaza Flotilla Raid) sonrasında, İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu'nun açıklamalarını duyduğumda çok şaşırmıştım. Dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi  "Mavi Marmara'da ölmesi gerekenler öldü"  dediğinde de...  Ama Dış İşleri Bakanımız  Ahmet Davutoğlu "Türkiye'nin hiçbir sorumluluğunun olmadığını" söylediğinde daha da çok şaşırmıştım.   (bakınız:  Mavi Marmara baskınında yeni perde)

Fikriyat olarak Mavi Marmara güvertesindeki Radikal İslamcıların çok uzağındayım ve yöntemlerini desteklemiyorum. Ama öldürülen vatandaşlarımız için İsraillilerin  "Silahlı teröristler"  demesiyle onlar nasıl öyle olacak değilse,  onları öldüren İsrailli askerler de "kahraman" değil.

Bu arada: Öldürüleceğini bilmesine rağmen bu yola çıkan ve güvertede gemiden söktüğü parçalarla "zalim"e meydan okuyan bu insanların imanını görmezden gelmek mümkün mü?

EK:İHH  Başkanı Bülent Yıldırım,  bugün İstanbul Adalet Sarayı önünde yaptığı konuşmada şöyle demiş:
"Gazze'de Yahudiler olsa ve Müslümanlar aynı zulmü işlese yine giderdik."
Şaşkınlık mı demiştim?


.......... - EKİM 2014'te gelen  EDIT -
Hastürktv'de çeşitli yazıları yayınlanmakta olan, (sanırım T.C. kimliği taşıyan bir İsrail vatandaşı) "Rafael Sadi" adlı "gazeteci" olduğu söylenen birinin OdaTv'de de arasıra bazı yazıları yayınlanmakta biliyorsunuz, Ergenekon soruşturması ve Mavi Marmara saldırısından beri...

Son günlerde Türk Yahudi toplumunu CHP safında toplanmaya açıkça davet etmekte kendisi. Zaten kendine "gazeteci" diyen herkes istediği gibi at koşturuyor Türkiye'de.

“Anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) Türkiye'de yükselişte, öyleyse çözüm bir siyasi partide ve dahi CHP'de!”  konulu bir yazısı geçtiğimiz günlerde OdaTV'de de yayınlandı:
«Yahudiler CHP'yle barışıyor mu»  (26.09.2014)

İlgili yazıyı okuduğunuzda, belirgin bir CHP sempatisine çağrının yanı sıra, CHP'nin yeni lider adayı olarak Tuncay Özkan ve Muammer İnce'ye mavi boncuk yollanmakta...  Ancak Tuncay Özkan,  bizzat yazar tarafından  «inançlı ve yeminli  idealist biri»  olarak iltifatlandırılmakta...
Tuncay ÖZKAN  ve  "idealizm"?
Elbette insanlar istediklerine inanmakta özgür,  çoğu zaman da işine geldiği gibi... Gene de bir insan birine kefil olurken biraz temkinli olmaz mı?

Bunları diyecektim ama bu yöndeki eleştirel yorumlarımı Hastürk'te yayınlamadılar. Daha önce de ima ettiğim gibi,  Siyonist siyasetin bambaşka öncelikleri ve kutsalları var.

Öyle ise:  "Yaşasın Rafael Sadi  ve  CHP kardeşliği!"


20 Ekim 2012 Cumartesi

 Kopuş


_Yazmak ne nankör şey!
_Nankör?
_Yani biraz kendisini ihmal edip gülümsemeyince, hemen seni terk ediyor; sana soğuyor, seni umursamıyor.

İlkin Google ve Blogger Sansürü ile başlayan bu duraksamaya bir de kendi gönüllü kaçışlarım eklenince   tam bir Kopuş oldu doğrusu.
Sonu hayrolsun bakalım!


10 Haziran 2012 Pazar

 Gündem  HAZİRAN 2012


Kürtaj ve Sezaryen yasaklansın
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında AKP'nin yeni kırmızı çizgileri "Kürtaj ve Sezaryen"  oldu.

"En az üç çocuk doğurun"  ile başlayan nüfus artışı hedefleri devam ediyor.

Bir anda alevlenen Kürtaj tartışmalarına karşı çeşitli kadın örgütleri
"Benim vücudum, benim kararım" sloganı ile öne çıkan protesto gösterileri düzenliyor.


-Twitter ve Ekşi Sözlük'ten bazı alıntılar-
Kurtaj karsitligi Amerikan muhafazakarligindan ithalen gelince,  ona karsi slogan da Amerika'dan geliyor:  Benim bedenim benim kararim.
(@ismet_berkan, 3 Haz.)

Bu kadın eylemlerinin Kadıköy'de yapılması ne kadar klişe.  Git linçi göze alarak en muhafazakar ilde yap.  Bedel ödemeden bi yere varılmaz.(@resatcalislar, 4 Haz.)

RTE'nin hala oy kaybına uğrayacağını zannedenler var.
Benim annem zamanında 2 kere kürtaj yaptırmış insan. Üstelik kendisi doğurmak istemesine rağmen babamın zoruyla yaptırmış.  Şimdi babam deliler gibi kürtaj yasasını savunuyor. Evet baba aynı baba.  Fakat gözlerini kapatmış ve savunuyor işte.  Artık küçücük canları alamayacaklar falan diyor.  İşte benim başbakanım bu diyor. Rakısından bi yudum alıyor sonra. Şaka değil adam şuan karşımda.
(francisco sebastian danconia.  29/05/2012, Ek$i)



Sağlık Bakanı Recep Akdağ:
"Tecavüze uğrayan doğursun,  gerekirse devlet bakar."

(Yorumsuz)

Twitter şovlarına sistematik olarak devam eden Melih Gökçek de popüler kürtaj tartışmalarında engin görüşlerini bizlerden esirgemedi ve şöyle buyurdu:
"Çocuğun suçu ne?  Anne kendini öldürsün."





Erdoğan-Kılıdçaroğlu görüşmesi
Tarihler 7 Haziran'ı gösterdiğinde iki lider yılların mevzusu "Kürt meselesi ve terör" üzerine CHP'nin çözüm önerisini konuşmak üzere bir araya geldi. CHP -kısaca- TBMM içi ve dışında komisyonlar kurulmasını, tüm partilerin desteğiyle terör sorununa toplumsal mutabakat ile çözümü öneriyor.
Olumlu bir havada geçtiği söylenen görüşmeden,  sürece itirazı olan MHP'nin ikna edilmesi gerektiği kararı çıktı.

-CHP'nin yol hartasından bir alıntı-
"Güvenlik (Askeri) eksenli politikaların Kürt meselesini çözemediği acı tecrübelerle aşikâr hale gelmiştir. Başka seçeneklerin hayata geçirilmesi ertelenemeyecek bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda, siyasi alanın toplumsal barışı sağlayacak demokratik bir çözüm için yeniden düzenlenmesi ve yeni araçların devreye sokulması gerekmektedir."


  Kişisel görüşüm:   Hayatta belki her şeyi durdurabilirsiniz,  zaman hariç.
Bu topraklarda yaklaşık 200 yıldır (rejim değişse de) yönetim ve idarede aynı kafa yapısı ve aynı yöntemler devam etmekte.  Türk siyasetinin en büyük eksisi, ileri görüşlü liderler ve stratejilerin olmayışıdır.  Hamasi söylemlerle günü kurtararak zorunlu yeniliklere hep geç kalmaktır.

Ayrıca hiç de şaşırtıcı olmayacak ama,  yolu tıkayanlar bir kez daha, İttihatçılığın olumsuz yanlarının modern zamanlardaki devamı Kemalizm tarikatının zehirine bulaşmışlar oluyor. Acaba CHP'nin kendi tabanı bu çözüm önerisi ile ilgili ne düşünüyordur?  Nitekim K.K. da Kürt meselesini çözmek için attıkları bu adım hakkında,  "Başkanlığıma mal olacaksa olsun"  dedi.
(K.K. ne yardan geçiyor ne serden...)  Peki ya Van'da KCK operasyonlarında seçilmiş belediye başkanlarının gözaltına alınması hakkında ne düşünüyorlar? Aynı sorular AKP tabanı için de geçerli.

"Her kürtaj bir Uludere'dir"  diyor Erdoğan mesela...  (Yorumsuz)
"İç İşleri Bakanı İdris Naim Şahin ise olanca hoyratlığı ile tam da kendinden bekleneni yapıyor ve ırkçı Türk kesimin oylarını AKP'ye kanalize ediyor." Ahmet Altan,  "Kemalizmin en büyük ve en korkunç zaferi,  dindarların damarına milliyetçilik zehrini enjekte etmek oldu"  demişti.



Demokrasi  ve  Sansür
Demokrasi'nin temel unsurlarından biri elbette çok partili çoğulcu sistem. Ama bu unsurun tek başına yeterli olmadığı görülüyor. İktidar eleştirisi yapan yılların gazetecilerine işten çıkarma cezaları verilmekte. Zamanında kibirli generallerin Türk basınına uygun gördüğü sansür elbisesini, şimdi de Erdoğan şahsında iktidar kalıplayıp dikiyor. Kürt meselesi yine hassas noktada. Taraflar değişse de işleyiş hep aynı.

İşine son verilen bir gazeteci şöyle yazdı:
Ben hakkımı helal ediyorum, siz de hakkınızı helal ediniz. Türkiye, er ya da geç, bir gün, insanların özgürce yaşadığı bir ülke olacak.    (@akelali)

    (Özellikle medyadaki bazı isimlerin bu dönemde iktidarı yaldızlamak ve iktidar tarafından okşanmak için yaptıkları yer yer mide bulandırıcı olabiliyor. "Demokrat"  yansımalar ile ortaya çıkan bazı gazetecilerin asıl meselesinin payeler kapmak olduğunu görmek benim açımdan hayal kırıklığı oldu açıkçası.  Olayın güzel tarafı ise kişilik sahiplerinin ayırt edilmesi.  Dilerim bir gün insanlarımız kişileri siyasi düşüncelerinden önce kişilikleri ve dürüstlüklerine dikkat ederek tartmayı öğrenir.)


(HAZİRAN 2012 Gündemi'ne dair tüm blog yazılarım için  tıklayınız.)



12 Nisan 2011 Salı

 Yasaklar ve uzun bir aradan sonra tekrar merhaba

Selam.  Neredeyse 1 aydan fazla bir zamandan sonra tekrar bir şeyler yazıyorum buraya,  ki bu kadar aradan sonra kolay değil benim açımdan. Hatırlarsanız geçen ayki Blogger/Blogspot kapatma kararı sebebiyle bloglara erişim yasağı getirilmişti. Geçici çözümler bularak (DNS ayarları vs.) girmeyi başaranlarımız olsa da;  açıkçası kendi adıma bir kopuş,  böyle bir absürd yasakçılık anlayışından tiksinme halleri içerisindeydim.  Bu süreçte blog yazarlığı ile aramda bir soğuma yaşadım.

Yazma işi böyle işte!  Düzenli zaman ayır(a)mayınca kopuyor ve soğuyorsun. Bazen de şöyle oluyor:  Diyelim ki yazmak istediğin çok şey var önünde, zamanın da var.  "Hangisinden başlayayım, hangisine yoğunlaşayım?" kararsızlığından bir türlü başlayamıyorsun.  Açıkçası durumum böyle.

Bu çekingenlik halini aşmaya çalışırken,  ufak bir giriş olarak yakın zaman içerisinde ülkemizde hatırladığım internet yasaklarından biraz bahsetmek istiyorum.


"Atatürk'e hakaret videoları" öne sürülerek sosyal paylaşım sitesi YouTube'un kapatılması vardı önce. (Aslında şeffaf, askerler ve siyasetçiler ile ilgili videoların kamuya açıldığı bir mekanı kapatmak ve yasakçılıktı bu kararın sebebi. Atatürk videoları ve Atatürk'ü koruma kanunu bu işin kılıfı oldu bence.)  Yasağa rağmen, ufak DNS ayarları veya Hosts dosyasındaki değişimlerle YouTube'a girmeye devam ettik. Yıllar sonra hem siteye olan ilgi-alakanın artması hem de "değişen zaman" derken tam YouTube açıldı diye seviniyorduk ki; yasağın kaldırılışı daha birinci ayını doldurmadan bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim videoları yüklenmiş diye, başvurusu üzerine YouTube  -tekrar-  kapatıldı.

Bir ara Google'ı kapatalım kampanyası başlatılmıştı hatırlarsanız. Gerekçe: "Vergi vermemesi ve dokunulmazlara karşı hakaret içerikli yayınlar yapılması" olarak açıklanmıştı. AKP'li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?"  diye soruyordu.   (bkz:  Google sansürü)

Adı geçen ilgili siteleri kapatalım furyasında öncelikle AKP hükumetinin adı geçiyordu. Sonradan Atatürkçü Düşünce Derneği de bu yasaklara destek vermişti hatırlarsanız.  ADD Başkanı Tansel Çölaşan'ın yorumu şöyleydi:
"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir.  Mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."

Yani o da kapatılmalıdır diyordu ve bu hanım Danıştay Eski Başkanvekili!
(bkz:  Gündem Haziran 2010-II)


2010'un sonlarına doğru,  MÜYAP'ın "telif hakları" şikayeti ile müzik dinleme sitesi Fizy de kapatıldı.

Ve nihayet Mart 2011'in ilk günlerinde Blogspot.com/Blogger'a da erişimler engellendi. "Yuh artık!" dedik, bu nasıl "hukuk", bunlar nasıl "hukukçu"?? Bloglar üzerinden Lig TV yayınları yapıldığı gerekçesiyle davayı Digiturk açmış. "Peki neden bütün bloglar cezalandırılıyor?" diye isyan ettik,  Twitter'da #blogumadokunma  dedik.
Bu yapılanın, sırf içinde hırsız bir aile ikamet ediyor diye tüm mahallenin bütün giriş-çıkışların yasaklanmasından ne farkı vardı?


Bu sürecin bana tek kazandırdığı ise (buna bir 'kazanım' denebilirse eğer) Twitter oldu.  Yani daha fazla zaman ayırmaya başladım Twitter'a. Bunun neticesinde yasağın kaldırılışından sonra blogumu ihmal ettim.  (Zaten o nasıl bir "yasak kaldırma" idiyise,  günlerce Blogger'a akşam girdik sabah giremedik veya bir gün açıldı sonraki günler açılmadı... Bu döngüler de baydı tabii.)

Twitter demişken:  140 harf kısıtlaması,  "ben seni ekledim sen de beni ekle yoksa takipten çıkarım"  bakış açısı biraz sıkıcı.  Dahası,  okuduğunu anlamayan bir eğitimli güruh var gerçekten bu ülkede, onlardan kaçış yok.  Bir de ulusalcılardan... Sanırım bütün interneti kaplamışlar:)

.

14 Şubat 2011 Pazartesi

 Gündem  Ocak-Şubat 2011/1

Ocak  ve  içinde bulunduğumuz Şubat ayında  hem Türkiye hem de Ortadoğu'da pek çok gelişme yaşanmakta:  “Tunus ve Mısır'daki olaylar devrim mi?  Gelene demokrasi denebilir mi?  Kıbrıs'ta neler oluyor?” gibi tartışmalar devam ededursun;  şu son zamanlarda eksik kalanları not düşmek istedim sadece.


CHP'nin Kürtlere bakışı
Kürde Kürt diyebilmek: "Oylarımız yüzde 30-31 bandında"  diyen Kemal Kılıçdaroğlu: "Anadilde eğitime karşı olduğunu, ama Diyarbakırlılar isterse onlara 'Kürt' diyeceğini"  söyledi.

Son dönemlerin popüler siyasetçisi, CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş'in İzmit'te parti il yönetimi ile düzenlediği toplantıda; gazetecilerin salondan ayrılmasının ertesinde şöyle bir olay yaşandığı söyleniyor:  Bir partili, Kürtlerin CHP'ye neden ilgi göstermediğini sordu. Kürtlerin şu anda kendilerine uzak durduğunu kabul eden Hurşit Güneş, bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yaptıklarını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:  "Kürtler sonuçta bize ilgi göstereceklerdir. Yeni politikalar geliştiriyoruz. Kürtler eninde sonunda bizim kucağımıza oturacak."


(Kişisel Görüşüm:   "Diyarbakırlıya isterse Kürt derim,  ne olacak ki?"
Şaka gibisin Sayın Kılıçdaroğlu.  Elbette ki merkez medyadaki şakşakçıların ve CMHP'liler bunu sevmez/sevmedi ama  ben gene  Ekşi Sözlük'teki en kötülenmiş entrylerimden birini not düşeyim:
Kemal Kılıçdaroğlu: Tutuşturulan dosyalar ve kasetlere ek olarak, medyanın işareti ve alkışları ile sahneye çıkmış bir siyasetçi. Bilindiği üzre siyaset deneyim ve kadro gerektiren, Türkiye gibi ani kaosların yaşandığı belirsizliklerle dolu bir ortamda adeta değirmen gibi insanı öğüten bir sistem. Ve çarklar gaz verenlerin arzuladıklarının tersinde dönmeye başladığında, ilk taş koymanın da kendilerince yapıldığını da yine defaatle gördük. Bakalım Kılıçdaroğlu bu çemberi aşabilecek mi?
Böyle demiştim. Meğerse "yükselmek, aşmak" gibi bir gayreti de yokmuş kendisinin. Sırf oylar artsın, vesayet devam etsin diye o koltuğa oturtulmuş bir memur imiş.  Üstelik en kritik dönemde ülkede muhalefet yok.  Hani yapılan zamlar filan diyoruz ama ülkenin başına kim geçerse geçsin, şu son dönemde atılan kazıkların acısı bir 50 senede bile çıkacak gibi değil. CHP ise hâlâ  "Kürt'e Kürt desek mi, demesek mi?"  bunlarla meşgul. "Örümcek kafalı"  derdi bir zamanlar birileri... Daha da geridelermiş;  söz konusu insan hakları, insanı insan yapan değerler olunca maskeler tutmuyor zaten.)



CHP tarzı muhalefet örnekleri
Devam edelim.  Aynı Hurşit Güneş AKP için:  "'İşkence gördüm'  yalanına sığınan darbe beslemeleri"  ibaresini kullanmış.
Kılıçdaroğlu:  "Yeni CHP'de liberallere de yer var"  demiş.
CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce AKP için: "Siz darbecilerin avukatısınız"  demiş...

(Bu  "Yeni CHP"  dedikleri tam bir  "ne bulduysan kat çorbası"  mıdır nedir?
Oktay Ekşi'yi partiye al,  Silivri'de hapis yatanları milletvekilliğine al,  AKP'yle arası açılan liberallere kapılarını arala...  "Gel, ne olursan ol yine gel"  gibi... Hurşit Güneş ise gittikçe açılıyor.  Önce "Kürtler bir gün kucağımıza oturacak" dedi,  şimdi ise ona buna "darbe beslemeleri" demeye başlamış.  Bu kaba lafları eden de bir numaralı darbe şakşakçısı partinin Genel Başkan yardımcısı!  Bir partinin yönetimi;  partinin asıl amacı ve hedef kitlesini küçük düşüren,  darbe üzerinden küfür etkisi yaratan benzetmeler kullanır mı? Üstelik parti genel sekreteri Süheyl Batum'un aforizmaları ortada iken.)



CHP Türkiye'yi sivil direnişe çağırdı (27 Ocak). TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu'na üye CHP'li milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yapılandırılması ve Yargıtay ile Danıştay'a yeni daireler kurulmasına yönelik yasa tasarılarını 'Hitler dönemi Nazi Almanyasındaki gelişmelere' benzetti ve toplumu direnişe çağırdı. CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ile Komisyona üye 10 parti milletvekili düzenledikleri basın toplantısında, yüksek yargı ile ilgili olarak Meclis'e sunulan yasa tasarılarını ağır ifadelerle eleştirdiler.  Söylediklerinin özeti: Yüksek yargıya el konulmak isteniyormuş, rejim  'faşist'  bir yapıya dönüşüyormuş.

Hamzaçebi:  "Endişeliyiz. Toplumu bu konuda dikkatli olmaya davet ediyoruz. Bütün unsurları anayasal ve meşru zemin içinde direnmeye ve muhalefete çağırıyoruz. Bunun yol ve yöntemleri, vurmadan kırmadan, meşru zeminlerde her zaman için demokrasilerde bulunur" demiş ve topluca komisyondan ayrılmışlar.  Bu gelişme sonrası, zaten kaynayan kazan gibi olan Barolardan bazıları da çıkıp açıklama üstüne açıklama yaptı. Yetinmeyip Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı istifaya çağırdılar filan...


Kişisel görüşüm:   Yine birilerini göreve çağırıyor,  'yine'  suni galeyan yaratmak istiyorlar anlaşılan. CHP zaten uzun yıllardan beri Don Kişot misali yel değirmenleriyle savaşıyor.  Sorunlar ve canavarlar yaratıklandırıp onlarla orantısız mücadele içerisinde.  Tarhan Erdem bu gelişme ile ilgili olarak, "Seçilmiş bir Meclis'in herhangi bir üyesinin yayımlamayı düşünebileceği bir bildiri değildir"  diyordu.   (bkz: Gafiller)

Türkiye'de sadece taraflar  (yani çeşmenin başındakiler)  değişiyor bence. Başarısız olup geri çekilenlere de hemen Nazilere sarılmak düşmüş. Naziler de Hitler de sakız gibi olmuş bu ülkede,  anlaşılan artık sadece Yahudi düşmanlığı ile de sınırlı değiller.  Kendi tarihi ve mevcut kafa yapısının farkındalığında olan basiretli kişilerin tekerlemesi olabilecek laflar değil bunlar.
Hukukçulara gelince... Yeter artık,  "yargıçlar kararlarıyla konuşur."  Baydı artık her şeyi medya önünde tartışma eğilimleri!  Halk için, insan/birey için adalet yok;  anca kayıkçı kavgaları... Bence asıl bu ülkedeki Hukuk fakültelerinde nasıl bir nosyon ile eğitim veriliyor ona odaklanmak lazım.
Nasıl yargısal kararlar bu kadar AİHM ile çelişiyor mesela bunun bir sebebi olmalı.

CHP sıkıntı içinde, onları anlamak lazım!  Çünkü çok haklılar. Pratik olarak düşünürsek,  1946'dan beri iktidar yüzü göremediler.  Gelip geçen başkanlarının basiretsizlikleri dolayısiyle adam gibi bir muhalefet partisi olamadılar. Dolayısıyla halk onlarda hiçbir cevher görmedi.  Şimdi Baykal'dan kurtulmuşken bu fırsatı değerlendirme becerisini gösteremeyeceklerini anlamış olmalılar ki, bunun sıkıntısı içindeler.  Seçimlerden fayda yok, darbelerden fayda yok, vesayetler kalkıyor, iktidar partisinin beğenildiği, seçimi tek başına iktidar olacak şekilde kazanacakları kamuoyu yoklamalarından anlaşılıyor. Kim sıkıntıda olmaz da sağa sola saldırmaz?  Parlamentoda olan bir şahıs parlamenter demokrasiye inanmıyorsa, halkı sokağa davet ediyorsa bunda bir tuhaflık var.  Halk zaten 12 Eylül referandumu ile kararını vermiş,  sokağa falan çıkmaz.  İkincisi sizden memnun değil, dediğinizi yapmaz.  Üçüncüsü halk bu tip hareketlerden yaka silkiyor,  halktan bunun istenmesi gaflet değildir de nedir? Dördüncüsü bahsedilen ve Atatürk'e ait olmadığı bilinen Bursa Nutku doğru olsa bile devrimlerin ve rejimin tehlikede olduğuna karar verecek olan siz misiniz?
(ayhan fahri  -  28 Ocak, Radikal Online)

Az bile söylemiş Hurşit Güneş.  CeMeHaPe'de  yada  AKePe'de at koşturan kuyrukçuluk yapan armut ağacının dibinde ağzı açık bekleyen Kürdlere az bile söylemiş.  Kürdler siz AKePe'lilerin farklı mı düşündüğünü zannediyorsunuz?  Yanılıyorsunuz farkları çok akıllı bir şekilde dillerini tutuyor olmaları...  CeMeHaPe'lilerde  bu kadar bile akıl yok.
Güzel bir söz, tokat gibi...
(blueknife  -  3 Şubat, R)

Fasizm tehlikesi varmis!  eee simdi herkesin fasizm anlayisi baska baska oldu bu memlekette.. evet diyelimki basbakan ve surekasi ve akp zihniyeti fasist. hemde tek adamci!!!  peki chp ve tek parti zamaninda chp bu ulkeyi nasil yonetti!???  simdi egri oturup dogru konusalim.. evet akp'nin kendine musluman oldugu yerler var ama akp ye muhalefet olacak partilerin ondan geri kalan hali var mi?  basta chp'nin!!  (mhp yi sozkonusu bile etmiyorum zira kendileri dupeduz milliyetcilik arkasina siginip irkcilik yapiyorlar)..  neyse sen bu ulkede vatandas turkce konus demissin!  milleti zorla turkce konusturup sindirmeye milleti jurnalcilige suruklemissin, varlik vergisiyle gayrimuslimleri sindirmissin,  kursulerden yeri gelmis vekillerin turk irki, turk soyu nutuklari cekmis,  memuriyet kanunundan vatandaslik kanununa yasalar bugun 1930larin zihniyetinde devam ediyor,  turanci turkculerin ellerini kollarini sallayarak orgutlendikleri yillar 1940-45 arasi tek parti zamani, 1938 olaylarini yazmiyorum bile!! fasizmi agziniza alirken biraz kendi gecmisine baksaniz..!!!  direnme hakki ha????  o zaman soyle diyebiliriz kilicdaroglu beye,  konuyu anlamasi icin..
12 eylulde dogudaki kurtlerin uzerine inen fasist cuntanin kendilerine temel ettikleri kemalist dusunce degilmiydi???  o dusuncelerede karsi,  o fasizmede karsi kurtler daga cikmadi mi? kendilerini fasizme karsi savunmadilar mi?  niye yaninda duramiyorsunuz bugun dahi??? kck davalari hakkinda iki kelam yok ama 12 eylulun fasizt yumrugunu kurtlere indiren ergenekon orgutune savunma var!  iste bu sisin ideolojiniz..!!! islamcilar evet  tu-kaka  ama sizin geri kalir bir yaniniz var mi?
(nevzenhan)



İçki yasakları  ve  alkollü içkiler:
Rutin zamlar devam ediyor, hükumet yetkileri ise ortada bir baskı olduğunu inkâra... Devlet Bakanı Hüseyin Çelik içki yasağı iddialarını "Kuyruklu yalan" diyerek savuşturdu. Öte yandan Aralık ayı gündeminde de değindiğim gibi, benzin zamları 'yine' tam gaz devam etmekte.   (bkz)


İnternet: Türkiye, OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development / Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)  ölçeğinde internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri. İnternet bağlantı ücretlerine bakıldığında ise farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye'nin 'yine' OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğu belirtildi.

Bugün itibari ile Türkiye'ye giren kazık, hemen şimdi adamlar tekrar dönmemecesine iktidardan düşse bile 50 yılda anca çıkar.  O yüzden bir çok şey için artık çok geç.
...
Mesela Kürtler Ermeniler ne bileyim bi azınlık meselesi falan sözkonusu olsun aslana kaplana evrilirler anında.  Tuhaftır AKPlisinden MHPlisine CHPlisinden İşçi Partilisine hepsi yekvucut olur.  Seksenlerde  'solcular olmasın'daki  o solculuk da tartışmalı ya neyse kim olursa olsun diye pompalanan dincilerin bugün önünü alamıyorsan üzgünüm dostum.
Kenanım evrenim küçük Amerikam!  Bilmem bu hikaye mikro düzeyde bir Sovyetler karşıtı Amerikanın  Afgan-Taliban muhabbetine benziyor mu?
(katil balina  -  12 Ocak 2011, Ek$i  #21598211)

İyice görünüyor ki,  aynen yardımcısı Hüseyin Çelik gibi, Başbakanın manzarası da ancak ve ancak Sunni-Emevi-Vahabi penceresinden görülenler kadardır.  Neler demişti Başbakan? "Güvenlik güçlerimiz kadın da olsa yaşlı da olsa çocuk da olsa gereğini yerine getirecektir."  "Ben kadın erkek eşitliğine inanmam. Kadın ile Erkek hiç eşit olur mu, fıtrata ters" ve daha neler neler demişti şu referandum meydanlarında  "Bir mezhebî grup yargıyı ele geçirmiş beni de onlar mahkum etmişti zaten." "Müslüman adam Laik olmaz"...
Herkesi yanıltan veya şaşırtan Ötekiler Ezilenler Yoksullar İnkar Edilmişler Faili Meçhullere uğramışlar Asimile Edilmişler  Yok Edilmişler  Dersim'i dile getirerek Soykırıma uğramışlar hakkında yapılan samimiyet gösterileri,  edilen sözler ve gözyaşları bellidir ki sadece ve sadece siyasi birer manevradır. Mevzu sözden dönme çark etme ise kıvırma ise  evet belli olmuşturki  CeHaPe  liderinden farkı yoktur.
E artık  Salih MEMECAN  bir çizi çiziktirir galiba...
(blueknife  -  13 Ocak 2011, Radikal Online)




Siyasîler mezarlığı
Namık Kemal Zeybek  adlı (yandaki linkten bazı fotolarını görebileceğiniz) badem bıyıklı gazeteci-yazar, eski kültür bakanı, milliyetçi, hukuk fakültesi mezunu,  12 Eylül öncesi eski MHP'li,  ama DYP'den Meclis'e girmiş ve çeşitli bakanlıklar yapmış mümtaz şahsiyet;  [eskiden Radikal'de yazardı.  Yiğit Bulut'la evli olan  (Aydın Doğan'ın hanımının yeğeni)  spiker Şule Zeybek'in babası]   Demokrat Parti'nin yeni başkanı.

Bir ara Tansu Çiller'in de adı geçiyordu ancak "aday olmayacağını" açıklayarak temcit pilavı popüler kültür hayatımızda en azından bir isimde "suyunun suyunun suyunu"  sahnelememiş oldu.


...
Bilgi Üniversitesi  ve  porno
Bilgi Üniversitesi'nden geçen yıl mezun olduğu belirtilen bir öğrenci, bitirme tezi olarak (ve galiba okulun stüdyosunda) porno film denemesi gibi bir çalışma yapmış. Önce Tempo dergisi, ardından siyasi magazin gazetecimiz Cüneyt Özdemir konunun üzerine ciddiyetle giderek popüler olmaya hak kazandılar. Veliler ayaklandı, hocalar derhal okuldan atıldı ve böylece bir ahlaksızlığa daha geçit verilmedi. Olayın baş tasarlayıcısı Deniz Özgün adlı öğrenciyle yapılmış bir söyleşiyi şu  linkten  okuyabilirsiniz.

("Videonun akademik sınırlar dışına taşmayacağına ve ticari amaçla kullanılmayacağına dair yazılı bir anlaşma yaptık."
"İnsanlar bunu seviyeyi kaybetmeden ve okula zarar vermeden tartışmayı başarabilecek mi? Orada başlıyor asıl sınav. Ülkede bu kadar baskı olması beni çok rahatsız ediyor. Çoğunluğun bu denli muhafazakâr olması, bizim Cihangir, Beyoğlu, Bebek istikâmetine hapsolmamız beni sıkıyor. Tüm bu muhafazakârlaşmaya 'hardcore' bir cevap olarak da görebilirsin bunu. Daha özgür bir toplumda yaşasaydık, böyle bir şey yapmak aklıma bile gelmezdi belki.")

Artan tepkiler, medyanın kudurmuş bir köpek gibi tartışmaları körüklemesi filan derken YÖK'e de ulvi görevleri hatırlatılınca;  tez hocaları okuldan atıldı. Kemalistlerin genel düşünce yapısı yazımda da değindiğim gibi, bu topraklarda birilerinin kutsalına değenler atılmaya hak kazanmıştır zaten.

İlgili öğrenci hangi bölümde okumuş,  film neymiş hiç bilmiyorum ama benim konu ile ilgili iki yorumum şöyleydi mesela:
İşte her şey böyle 'masum' tepkilerle başlıyor.  Önce üniversitede tez konusu olarak farklı bir iş çıkaranlar taşa tutulsun,  hocaları okuldan atılsın,  dün Kemalizm'i eleştiren Atilla Yayla'yı atmıştık,  bugün Başbakan ve bazı bakanlara RTÜK eliyle yayın yasağı yetkisi verdik..  Sokaktaki el ele göz göze dolaşan çiftleri polise ihbar ettik,  içki konusundaki tavrımızı belli etmek için sürekli ÖTV'ler bindirdik,  Maliye Bakanımız bu duruma açıklama olarak  "Halk sağlığını düşündük"  dedi..  Karikatürleri yasaklattık,  basını susturmak için sürekli davalar açtık.  İnternette sansürü körükledik. Şimdi de Osmanlı üzerine bir deneme mi yapılıyormuş televizyonda? Muhteşem Yüzyıl adlı diziden bahsediyorum.  Çok yanlış şeyler bunlar azizim,  biz ahlak bekçisi olduğumuz kadar Osmanlı bekçileriyiz de aynı zamanda.  Gereği derhal yapıla!

Ne kadar gerizekalı yurdum insanı olduğunu bir kez daha ortaya koymuş bir olaydır ayrıca. Azıcık bir düşününce, şu akla geliyor oysa:  İçinde bulunduğumuz zaman ve internet ortamı pornoya erişim ve porno çekim bakımından çok sınırlı imkanlar mı sunuyor ki;  neden bir üniversitede  (hele ki son yılların parlayan bir üniversitesinde)  iki öğrenci diğerlerinden farklı olarak bu alanı seçiyor?  Bunun olası nedenleri ile ilgili öğrencilerin bölümleri de göz önüne alınarak söylenebilecek onlarca ihtimal varken;  "Zina yaptınız, tü Allah belanızı, atılın!" demek ağzından salyalar akıtmaktan başka bir şey değildir, ki asıl ahlaksızlık kanımca budur.  Gerçek ahlak sahibi insan tasvip etmediği şeyleri bu tonda eleştirmez çünkü.  Üstelik sizdeki ahlak ve namus damarı zayıfsa zaten bahane ararsınız yan çizmek için.  Yoksa 1 çift yolda öpüşmüş derhal Polisi arayalım,  bir gazeteci dikkat çekmek için konuyu şişirdikçe şişiriyor bari biz de lafı koyalım diyenler;  gerçekten de hakiki SIVAZSPOR'lular olabilir ancak. İşte bu tam da "taşra ahlakı"na tekabül ediyor ki olaya böyle bakınca neden ensesti tecavüzü sıradan gördükleri de,  ikiyüzlü gösterişçi ahlak yapıları da bir kez daha gözler önüne seriliyor.  Sanki üniversitelerdeki her çirkinlik sizi pek bir ilgilendiriyor  pek ilgilisiniz de  nedense patlamak ve boşalmak için  -gene-  cinselliği seçmiş gibisiniz?

Güzel Sanatlar hocası olan bir akademisyen (Prof. Oğuz Adanır) ise şöyle demiş,  öğrencinin dergi söyleşisinde dile getirdikleri üzerine:

"Akademik özgürlüğün sınırlarını sorgulamak istiyormuş. Bir öğrenciye düşmez bu özgürlüğü sorgulamak. O, akademisyenlerin işidir.  Akademisyen olduğu zaman,  isterse o da sorgular."

Türk Akademisinin rezil durumunun en güzel örneklerinden biri  ve  şipşak resmidir.  İşte akademisyenlerin  "isminin önündeki çıkıntıya teslim oluş" tiksinç ruh halleri!

Kişisel Görüşüm:  Türk insanı ile ilgili en midemi bulandıran şey,  üstüne vazife olmayan ve dahi bilgi sahibi olmadığı konularda ahkam kesmesidir. Görüşünü belirtmek ile yargıçlık taslamak arasındaki çizgiyi haddinden fazla aşmasıdır.  Ufak bilgi kırıntıları ile  "üstad-ı azam"  pozları kesebilmesidir.
Var olan tabandaki bu özellik,  yazılı basın ve internet haberciliğinde öyle pespaye unsurlarla birleşiyor ki...

Neyse uzatmayayım.  Türkiye'de hiç bir şey olması gerektiği gibi değil. Genelleştirirsek:  Gazeteci sandığın gazeteci değil,  rektör sandığın rektör değil,  öğretmen sandığın  "öğrenmeyen ve öğretemeyen"  biri aslında  (ki "öğretmek değil,  en fazla ezberletmek"tir yaptığı.)  Üniversitelerin ne olduğu ortada.  Dün sırf görüşleri yüzünden  Atilla Yayla'yı  atan bakış açısı,  (Atilla hocayı sevdiğimden veya matah bir akademisyen olarak gördüğümden değil; fikir ve akademik özgürlükler açısından onun örneğine işaret ediyorum)  bugün porno tezi değerlendiren akademisyeni atıyor.  Ve Kemalistler ahlakçılıkta diretiyor. Rüzgarların ne yönden eseceğini kestirmek zor, yarın da Kemalistler atılabilir?  Bir sorduk mu acaba yurt dışındaki sinema ile ilgili bölümlerde durum nedir?  Üniversite ve akademi kavramı kimsenin tekelinde değil.

Bu olay vesilesi ile bir de  "ahlak bekçisi pop gazeteciler"  ile yollarımız kesişmiş oldu.  Gazeteciler popülerliklerini artırmak için, yangından mal kaçırır gibi bu konuları gündeme getirir ve bunun üzerinden tıklanma sayılarını artırma hesapları yaparsa;  evet işimiz var demektir.  Neyse ki bu olay bize kadın-erkek ne çok porno açı insanımızın olduğunu bir kez daha gösterdi. "Porno"  deyince olumlu-olumsuz ağzından salyalar saçanlara  porno teklifi yapılsa yeridir.


(tıklayınız:  ŞUBAT 2011  tag'ini içeren tüm bloglarım)
* .

Baykal,  Doğan,  TBMM,  Radikal