Çölaşan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çölaşan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2014 Cuma

 Ülke Gündemine dair  Subjektif Yorumlar


Ergenekon Davası  zamanlarında  Kemalistler;
iktidara muhalif olanları (yani muhalefeti) eleştiren ve CHP'yi yeren herkese "Fetocu-şakirt" diye hakaretle karışık alay edenler; şimdilerde Facebook, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında Fethullah'ın beddularını paylaşmakta!  İktidara karşı yerel seçimlerde "Yolsuzluk" videoları ile ortam dinlemelerinden medet ummakta. Dahası Cemaat ile birlikte ortak adaylara oynamakta.

Bu günleri de dördük  :)

Bu nasıl bir lanettir ki, kendi okları ile kendileri vurulmakta ancak farkında bile değiller?  (Sonra Yolsuzluk'tan vuran tarafın adayının Sarıgül olması?? AkParti'nin Ergenekoncularla dansı?)


Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduğunda, şahsı hakkında bazı kaygı ve düşüncelerimi yazmıştım. Türkiye gibi siyasetin bir değirmen öğütücülüğünde olduğu bir ülkede,  Uğur Dündar'ın bir ekran şovu ve bir kaset skandalı ile anında genel başkanlığa oturmuş bu kişinin; yeterince deneyim, kadro oluşturma ve hitabet gücünde olup olmadığı ilk şüphelerimdi. O dönem Ekşi Sözlüğe bunları yazdım diye saniyeler içerisinde neredeyse tüm enrty'lerim kötülenmişti.  Şimdilerde bizzat bu partinin kendi kitlesi içerisinde lider değişiminin şart olduğu konuşuluyor.

Bana ve benim gibilere yapılan hakaretlerin, söylenmiş kırıcı lafların hepsi sahiplerine döndü.  (görmesini bilene)


Ve  Erdoğan:
"Youtube  ve  Facebook'u kapatabiliriz.
Bu milleti Facebook'a, Youtube'a yedirmeyiz!
"
  buyurmuş.

Bu nasıl bir ülkedir ki, her daim bir SANSÜR ruhu canlı tutulmakta ve korku ile sindirmede ana silah olarak kullanılmaktadır. Üstelik ülkemizin pop kültüründe zeka ve inceliğin çok küçümsendiği de açıktır. Burada hepimizin bir özeleştiri yapması şart.


2010  senesi idi sanırım;   Atatürkçü Düşünce Derneği  (ADD)  Başkanı
Tansel Çölaşan,  Türkiye'de  YouTube'un ve Google'ın dahi kapatılmasına destek veriyordu!!!!  Özetle, YouTube'daki Ata'yı eleştiren yayınlardan ve Google'daki tarama sonuçlarından rahatsız olup sansüre destek vermiş. Şöyle diyordu: "Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir. Ben mahkemenin (Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi) verdiği karardan rahatsız değilim."
(Bu şahıs Danıştay eski Başkan vekili!)

Binali Yıldırım'ın  Ak Parti Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde, Google ve ilişkili yayınlar TR'den yasaklanmıştı bir dönem. Güya sebep "vergi ödememesi" idi. "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?" diye soruyordu kendisi. Blogger ve Google Earth gibi çeşitli hizmetlere de erişim engellenmişti böylece.
YouTube ise senelerce kapalıydı zaten.  Tam açıldı derken bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim görüntüleri yayınlandı diye kapatılması için dava açılmıştı.  Yani sonuç olarak:
Bizim neslin de geriye bıraktığı zihniyet aynı olacak gibi...  (#sansur)


Ve 7 Mart'ta İlker Başbuğ serbest.
Zirve yayınevi cellatları serbest.
Erhan Tuncel  ve  Reza Zarrab serbest.
Kısacası  Hrant Dink  dışında herkes tahliye oldu.
(Dağılın!)


1 Kasım 2012 Perşembe

 Twitter'dan derlediklerim  (Ekim2012-III)


Fatih ALTAYLI: Van'da Ermenilerden kalan yedi kilisenin tapusunun kendisinin mülkiyetinde olduğu iddia edilen bir gazeteci.   "Van'daki kilise benim"

Her programda,  "Dedelerimi Ermeni çeteciler öldürdü"  diyen Fatih Altaylı'nın dedesinden kalma Ermeni kilisesi var!  Hayat sürprizlerle dolu.   (‏@vartanestukyan)

"Soykırım vardır diyenin yüzüne tükürürüm"  diyen adamın dedesinden Ermeni kilisesi miras kalmış diyorum...  #fatihaltaylikiliseyigeriversene
(Hayko Bağdat  -  ‏@haykobagdat)

Habertürk'ün önünde Fatih Altaylı protesto edilecek



Türk Milliyetçiliği ....................
Türk milliyetçileri Türkçe'yi bilmez. Facebook'da  sayısız  örneği var;
Twitter'dan da yandaki resim gelsin:   pic.twitter.com/llQ3Xn6E

En hızlı Türk ırkçıları nedense Türk çıkmaz.
Siirt tillodan Kürt olarak çıkacaksın Türkçülüğün daniskasını yapacaksın. (@Ebu_mir_derda)

100% Gürcü olan kuzenim  "biz Mete'nin, Alparslan'ın, Fatih'in torunlarıyız" türü bir şey paylaşmış,  ben de yazdım ki  "sen evlatlık mısın":)) (@kartveligogo)

İstiklal Marşı'nı yazan Arnavut, Kuvayı Milliye Destanı'nı yazan Polonyalı, Türkçe'nin Etimoloji sözlüğünü yazan Ermeni,  bide Atatürk var...
(‏@ABDERALIDALGACI)

Trabzon'da Pontus Rumcası konuşan insanlar en Türk olduğunu filan ilan ediyor,  memlekette yaygın bir şey.  #fatihaltaylikiliseyigeriversene
(Gökhan Kaya  ‏-  @karaolorin)

İlhan Selçuk'un  dayısı  Nuryan'ın öyküsü -
"...Selçuk'un annesiyle,  Ermeni Katolik cemaatinin önde gelenlerinden Dominik Nuryan'ın kardeş oldukları..."   (AGOS - 12 Ekim 2012)




Türk toplumu şişirilmiş-törpülenmiş-yalan bir tarih, ve İttihatçılığın milliyetçi zehri ile körelmiş. Duyarsızlıklar da cabası.   "Yalanlar ve boş şişinmeler insanın kulağına daha hoş gelir / Gerçeklikle bağını kopardığında."


Sorsanız herkesin aklına gelen tek isim  Mimar Sinan.  Kaç eserini gördün peki?  Kem küm..  Eserini görmediysen onu bile tanımıyorsun demek ki!
(Cüneyt Özdemir  -  ‏@cuneytozdemir)

Ulus olarak, övünecek hiçbir şeyimiz olmadığı için bu kadar çok övünüyoruz.
(@mechulmuhayyil)

"Milliyetçilik, eğitim sistemi üzerinden hepimizin beynine yerleştirilmiş ezberlerden ibaret."    Bekir Ağırdır


Avrupa'nın icadı olan ulusçuluk,  muhtemelen Ortaçağ'ın kara veba salgınından daha çok insan öldürdü.  (Hamdi Akyol  -  ‏@neottoman)

Yüzleşme dediğin şeyi Kürde, Ermeniye, Aleviye acılarını bir daha anlattirmak sanan STK mantığı meseleyi tam anlamamış olabilir.
(Hayko Bağdat)

Ekrem Dumanlı'ya göre Başbakanı statta yuhalayanlar millet dışı unsur oluyor.  Milliyetçilik hiç bu kadar komik tanımlanmamıştı.
(Erkan Şimşek  -  ‏@itaatsiz)



Türkçüler'in 100 küsür sene önce başlattığı "Azınlıklara ait herşeyi bozma" eylemi bugün de devam ediyor. İstanbul'da yaklaşık 60 yıl yaşamış; yardımlar ve faaliyetleriyle ünü yayılmış bir edebiyat cemiyeti olan Dersaadet Rum Cemiyet-i Edebiyesi (DRCE) ya da Rumca ismiyle "Ellinikos Filologikos Sillogos Konstantinupoleus"un merkezi Beyoğlu'nda bir otopark yapılmış; on binlerce kitaptan oluşan kütüphanesinin akıbeti ise bir muamma olmuş:
Bir zamanlar Cemiyet-i Edebiye,  şimdi otopark


Anadolu'nun en eski kaya sanatı örneklerinden sayılan  Aydın Söke'de bulunan  8 Bin yıllık kaya resimleri,  üzerlerine yağ sürülerek tahrip edildi:  bkz

İstanbul'un en eski sinagoglarından Kasturya'yı vakıflardan kiralayanlar, binayı yıkmış.  Otopark olarak kullanılıyor.   (‏@aysekarabat)
Kastorya Sinagogundan otoparka  (Şalom)

‏Balkanları kaybeden  Anadolu'dan bihaber Balkanlı İttihatçıların ilk işi Ermenileri kesip ülkeyi Türkleştirmek oldu.  Felaket felaketi doğurdu. (@itaatsiz)

Hatta bazen Osmanlının nüfus sayımları Rumlarınkinden fazla çıkıyor. En fazla Rum da Aydın Vilayeti'nde yaşıyormuş, şimdi yoklar maalesef.   (@saltuklub)



"Halk plajlara akın etti,  vatandaş denize giremiyor!"  lafıyla tarihe geçen
FAHRETTİN  KERİM  GÖKAY   ("Mini mini valimiz,  ne olacak halimiz"),
6-7 Eylül  olaylarında yetersiz kalması sebebiyle istifa etmek zorunda kaldı. Öldüğünde, 6-7 Eylül'den sonraki tapu talanından elde ettiği 630 tapusu olduğu ortaya çıkmıştır.

Arkadaş, Roma havalimanında yaşlı 1 adamla tanışır. Önce İngilizce konuşurlar  Türk olduğunu öğrenince başlar bizimki çatır çatır Türkçeye+ /
+Adam, 1920'de Arjantine göçmüş Türk 1 gayrimüslim aileye mensup,  evde hep Türkçe konuşurlarmış ona da öğretmişler,  ebeveynlerininin özlemle+ /
+anlattığı İstanbul hikayeleriyle büyümüş ve 75 yaşında bu şehri görmeden ölmeyi istememiş,  nasıl heyecanlı...  işte biz bu insanları kaçırdık!
+İşte biz bu insanların malını mülkünü talan ettik, yerinden yurdundan sürdük, yıllarca Arjantin'de yaşa ve evde Türkçe konuşmayı sürdür... (@mimBAka)

Hrant Dink Vakfı  tarafından  bu yıl dördüncüsü düzenlenen  Uluslararası Hrant Dink Ödülü'ne  bu yıl  İsmail Beşikçi ve Memorial Cemiyeti layık görüldü.
İsmail Beşikçi:   "Türkiye büyük burjuvazisinin zenginliği Ermeni ve Rum mülklerinden kaynaklanır."



Ferit Şahenk'ten sonra  Mustafa Koç  da  Mehmet Ağar'ı ziyaret etmiş. Burjuvaziden has evlada vefa.     (Erkan Şimşek - ‏@itaatsiz)

Az gelişmiş ülkelerde siyaset hainlik/bölücülük üzerinden yürür. Sadık olmaya değer bir vatanda yaşamadığının itirafıdır aslında bu.  (@mechulmuhayyil)

"Neşet Ertaş'ın  cemevinden kaldırılma vasiyeti yoktu"  diyenlere:
"Aram Tigran'ın  Diyarbakır'a gömülde vasiyeti vardı da ne oldu?"
(Selami İnce  -  ‏@selamiince)

Osman Pamukoğlu  Paşam  yerel seçimler için iddialı açıklamalar yapmış. biriniz @serdarakinan ve Ekşi Sözlük ulusalcılarına müjdeyi versin. (@_ufunet)


- TARİH? -
@itaatsiz:   Devletlûler tarihin üstünü sahipleniyor. O yüzden ders kitaplarımız isyan eden dedelerimizin değil  padişahların tarafında.
@erenegilmez:   Yoksul Anadolu köylüsünün kendini saraylı sanması, "ecdat" kavramı etrafındaki şizofreni başka nasıl açıklanabilir ki?

Ayşe Hür ‏- @HurAyse:   Fatih veya Bayezid,  Anadolu'daki beylikleri ortadan kaldırırken;   Yavuz, Mısır Seferi'nde Sünnileri katletmedi mi sanıyorsunuz?


Osmanlı İmparatorluğu  ve  İslami gelenek:
Osmanlılar için İslam sadece bir araçtı. Cihad adında bedava asker toplayıp fetih adında yağmacılık için Sünni-Hanefi takıldılar (Kuran: Biz İslam olduk diyin!) o kadar, bitti. Bunun lamını cimini yapmak cehaletten değil ise, ezikliktendir.

Osmanlı camii yapmistir, adam toplayabilmek için. Köprü yapmıştır ordu çabuk geçsin diye vs. Osmanlı 600 yıl hüküm sürmüş olmasına rağmen toprağa/insanlara hiçbir yatırım yapmamıştır Türkler veya müslümanlar için.

Şu an Anadolu'da Türk-İslam tarihinden kalanlar, Osmanlı'dan önceki Selçuklu dönemine veya Osmanlı'nın bitirdiği diğer Türk beyliklerinden kalma. Bu basit gerçeği herkes görebilmesine rağmen Osmanlılar gururlu Müslüman, Türk vs atalarımız diye fantezi yapan  "Türkler"  hep olmuştur ve olacaktır.
(devamı için bakınız:  #21421071   -   01.01.2011,  konjo, Ek$i Sözlük)


Osmanlı  ve  Cumhuriyet Dönemi Yobazları:
Osmanlı dönemi din elden gidiyor diyen yobazlarla,  günümüzün Cumhuriyet elden gidiyor diyen yobazlarının ortak yönlerinin tespitidir bu. Her ikisi de katı ve tutucudurlar.  Başka görüşlere toleransları yoktur.  Doğruları sadece kendileri bilir.  Doğru yol onlarınkidir.  Herkes onlar gibi düşünmelidir. Gerektiğinde diğer insanları  "dinsiz"  ya da  "cumhuriyet düşmanı"  diye yaftalama hakları vardır bu iki grubun.
(la roche posay  -  22.11.2009, Ek$i)



- Türk Medyası -
Acun Ilıcalı'dan  gençlere tavsiye:  "Okuduğunuz bölümün bir önemi yok ama üniversite bitirin,  bu önemli"  (Yorum: kendisi bitirememiş ama kazancı iyi:)
(Neslihan Acu  -  ‏@neslihanacu)

       (can ile canan:   Vasat insanların el üstünde tutulduğu bir toplumda bir diğer vasat yorum daha.   Perihan Mağden  "Vasatlar imparatorluğu"  gibi bir benzetme kullanmıştı;  sadece medya ile sınırlı değil, her alanda...

Daha önce Türk Medyası ve internet haberciliği üzerine yazılarımda da geçmişti,  bu ifadeyi burada bir daha not düşeyim:   Tr'de  editör mekanizması içi boş,  hakaret dolu ve/veya bilindik tekrarları yayınlarken; eleştirel üslup,  akıl-fikire geçit vermez.)

Vasat insanlar. Ne kadar başarılı olursanız olun paçalarınızdan tutup sizi aşağıya çekmek isteyen çapsız insanlar   @hidirgevis HG20
(Cüneyt Özdemir  - ‏ @cuneytozdemir)



Arşivlik bir belge:  Fethullah Gülen, kardeşinin vefat haberine gelen taziye dileklerine Zaman gazetesinden teşekkürlerini iletmiş.
@Dumanlie (Ekrem Dumanlı) resmi Twitter hesabından ilanları sözle de iletti.  Fethullah Gülen Hocaefendi'den taziyelere teşekkür ilanı: http://zaman.com/anasayfa/hocaefendiden-taziyelere-tesekkur-ilani/2003571.htmlpic.twitter.com/1YDVUVDu



Newsweek'in kağıt baskıyı bitirme kararından sonra  'Yazılı basın öldü mü?'  tartışmasını internette yapıyorsan zaten çoktan geçmiş olsun!
(Cüneyt Özdemir)

Gazeteler,  alinti/link yapacaklara alenen sopa gostermis. Bunu yapacaklarina, miadlarini neden/nasil doldurduklari uzerine dusunselerdi.
(Naim Dilmener  -  ‏@renemliD)

Televizyonlu evlerde minik çocuklar yüzlerini  günebakan  misali  hep televizyona doğru çeviriyorlar... böylece küçücükten çerçöple zehirleniyorlar:( (Neslihan Acu)


TMSF eski Başkanı  ve  Cumhurbaşkanı Başdanışmanı  Ahmet Ertürk:
28 Şubat'ta batan 25 bankadan 10'unun sahibi medya patronu

Serdar Kaya  -  ‏@derinsular:
Sene 1997. Genelkurmay, "Gerekirse Silah Kullaniriz" diye aciklama yapiyor. TSK-Bulteni-Gazete, mansetten duyuru yapıyor:  Foto

Suna Vidinli®  -  ‏@SunaVidinli:   "Ahmet Şık & Nedim Şener  icin kopartilan firtina Dogan grubuna dokunulmasin diyeydi, Aydın Doğan saglam strateji uyguladi."

AYDIN DOĞAN'IN  28 ŞUBAT SAZANLARI?
"Çoğu;  gazeteci olmayan,  sarı basın kartı bulunmayan ve hiçbiri gazetecilik nedeniyle işlenmiş bir suçtan tutuklu bulunmayan bir isim listesi etrafında kopartılan fırtınanın sonunda;  Türkiye'de gazetecilerin tutuklandığı propagandasının uluslararası camiada alıcısı var artık. /  Ahmet ve Nedim içinmiş gibi kopartılan fırtına Aydın Doğan'a ve tetikçilerine dokunulamasın diyeydi."    Yener Dönmez

‏Kimse de sormuyor;  Aydın Doğan  Meclis'te  28 Şubatı konuşurken niye "Rahmi Koç benden 40 kat daha fazla devlette etkilidir"  dedi ki ?!
(@Kozmikodatv)

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun 28 Şubat Alt Komisyonu,  medya patronlarını dinlemeye devam etti.   Aydın Doğan: "Emin Çölaşan yönetilemez hale gelmiş, bu gazetenin sahibinin de bana gücü yetmez demeye başlamıştı. Çıkardığıma da çok iyi ettim. Ben gidiyorum derdi;  her seferinde 300 bin, 500 bin dolar verirdik."
           (Alıntı:  nası bi saçmalık bu aq?  -500 bin dolarlar götürdü?  HAHAHAHAHA!)


Bazı gazetecilerimizden alıntılar

Tufan Türenç:  (KİBİR, KİBİR, KİBİR...)
"Kadın tesettüre girmiş sadece suratı yarım yamalak gözüküyor sonra da çağdaş olduğunu söylüyor"  demiş.  Adı:  @tturenc
Başıma bir şey gelmeyecekse;  Tufan Türenç'ten ve elitist Türki kibrinden tiksiniyorum desem?

‏Tufan Türenç gibileri,  apolitik insanı ılımlı islamcı,  ılımlı islamcıyı radikal islamcı,  radikal islamcıyı intihar bombacısı yapar.   (@resatcalislar)


مصطفى آقيول  Mustafa Akyol  -  ‏@AkyolMustafa:
Suriye  Türk topçuları tarafından misilleme gereğince vurulmuş.  İyi olmuş. Hükümeti tebrik ediyorum.

Ertuğrul Özkök,  hala "12 Eylül darbesi oldu canımı kurtardım" diyebiliyor. Ertuğrul'un canı tehlikedeyse yaparsın darbe,  51 kişiyi asarsın!  Olur biter.
Ertuğrul Özkök  "darbe komisyonuna"  bir tek andıçtan utanıyorum demiş.
Bir tek andıçtan utanmak için utanmaz bir gazeteci olmak lazım. (@senolkarakas)


Yazgülü Aldogan,  "kamuoyunu yönlendirmekle görevli kisileriz"  diyor Habertürk'te.  Bu görevi kimden aldigini da açiklasa ya :/
(@lorinaryen)

Banu Güven:   "Başbakan'a  mektup yazdım"


Roni Margulies,  Radikal yazarı  Ezgi Başaran'ın  darbesever hezeyanlarına bir makale ile cevap veriyor:
Yüksek öğrenim görmüş parlak subaylar   (26.9.2012,  Taraf)
"... sevgili Ertuğrul Özkök'ün kendi güzel elleriyle Radikal gazetesine yerleştirdiği  Ezgi Başaran  kardeşim..."

Metin Üstündağ  -  ‏@metinustundag:
kalemlerin az olduğu bir yerde / her şey kalemtıraş / herkes silgi!
ammaan ha / içinizdeki çocuğa dikkat edin de tecavüz etmesinler!




*

12 Nisan 2011 Salı

 Yasaklar ve uzun bir aradan sonra tekrar merhaba

Selam.  Neredeyse 1 aydan fazla bir zamandan sonra tekrar bir şeyler yazıyorum buraya,  ki bu kadar aradan sonra kolay değil benim açımdan. Hatırlarsanız geçen ayki Blogger/Blogspot kapatma kararı sebebiyle bloglara erişim yasağı getirilmişti. Geçici çözümler bularak (DNS ayarları vs.) girmeyi başaranlarımız olsa da;  açıkçası kendi adıma bir kopuş,  böyle bir absürd yasakçılık anlayışından tiksinme halleri içerisindeydim.  Bu süreçte blog yazarlığı ile aramda bir soğuma yaşadım.

Yazma işi böyle işte!  Düzenli zaman ayır(a)mayınca kopuyor ve soğuyorsun. Bazen de şöyle oluyor:  Diyelim ki yazmak istediğin çok şey var önünde, zamanın da var.  "Hangisinden başlayayım, hangisine yoğunlaşayım?" kararsızlığından bir türlü başlayamıyorsun.  Açıkçası durumum böyle.

Bu çekingenlik halini aşmaya çalışırken,  ufak bir giriş olarak yakın zaman içerisinde ülkemizde hatırladığım internet yasaklarından biraz bahsetmek istiyorum.


"Atatürk'e hakaret videoları" öne sürülerek sosyal paylaşım sitesi YouTube'un kapatılması vardı önce. (Aslında şeffaf, askerler ve siyasetçiler ile ilgili videoların kamuya açıldığı bir mekanı kapatmak ve yasakçılıktı bu kararın sebebi. Atatürk videoları ve Atatürk'ü koruma kanunu bu işin kılıfı oldu bence.)  Yasağa rağmen, ufak DNS ayarları veya Hosts dosyasındaki değişimlerle YouTube'a girmeye devam ettik. Yıllar sonra hem siteye olan ilgi-alakanın artması hem de "değişen zaman" derken tam YouTube açıldı diye seviniyorduk ki; yasağın kaldırılışı daha birinci ayını doldurmadan bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim videoları yüklenmiş diye, başvurusu üzerine YouTube  -tekrar-  kapatıldı.

Bir ara Google'ı kapatalım kampanyası başlatılmıştı hatırlarsanız. Gerekçe: "Vergi vermemesi ve dokunulmazlara karşı hakaret içerikli yayınlar yapılması" olarak açıklanmıştı. AKP'li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?"  diye soruyordu.   (bkz:  Google sansürü)

Adı geçen ilgili siteleri kapatalım furyasında öncelikle AKP hükumetinin adı geçiyordu. Sonradan Atatürkçü Düşünce Derneği de bu yasaklara destek vermişti hatırlarsanız.  ADD Başkanı Tansel Çölaşan'ın yorumu şöyleydi:
"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir.  Mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."

Yani o da kapatılmalıdır diyordu ve bu hanım Danıştay Eski Başkanvekili!
(bkz:  Gündem Haziran 2010-II)


2010'un sonlarına doğru,  MÜYAP'ın "telif hakları" şikayeti ile müzik dinleme sitesi Fizy de kapatıldı.

Ve nihayet Mart 2011'in ilk günlerinde Blogspot.com/Blogger'a da erişimler engellendi. "Yuh artık!" dedik, bu nasıl "hukuk", bunlar nasıl "hukukçu"?? Bloglar üzerinden Lig TV yayınları yapıldığı gerekçesiyle davayı Digiturk açmış. "Peki neden bütün bloglar cezalandırılıyor?" diye isyan ettik,  Twitter'da #blogumadokunma  dedik.
Bu yapılanın, sırf içinde hırsız bir aile ikamet ediyor diye tüm mahallenin bütün giriş-çıkışların yasaklanmasından ne farkı vardı?


Bu sürecin bana tek kazandırdığı ise (buna bir 'kazanım' denebilirse eğer) Twitter oldu.  Yani daha fazla zaman ayırmaya başladım Twitter'a. Bunun neticesinde yasağın kaldırılışından sonra blogumu ihmal ettim.  (Zaten o nasıl bir "yasak kaldırma" idiyise,  günlerce Blogger'a akşam girdik sabah giremedik veya bir gün açıldı sonraki günler açılmadı... Bu döngüler de baydı tabii.)

Twitter demişken:  140 harf kısıtlaması,  "ben seni ekledim sen de beni ekle yoksa takipten çıkarım"  bakış açısı biraz sıkıcı.  Dahası,  okuduğunu anlamayan bir eğitimli güruh var gerçekten bu ülkede, onlardan kaçış yok.  Bir de ulusalcılardan... Sanırım bütün interneti kaplamışlar:)

.

9 Şubat 2011 Çarşamba

 Kemalistlerin genel düşünce yapısı

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu. Daha önce de Kemalizm konusuna yer vermiştim.  Bu yazımda ise son birkaç hafta içerisinde şahit olduğum çeşitli örneklerden bahsetmek istiyorum.


1)  28 Ocak sabahı gazete haberlerine şöyle bir göz atarken, Radikal internet sitesindeki bir Son dakika haberi dikkatimi çekti.  Başlığı:  "Dolmabahçe Sarayı'nda bir asker silahla yaralandı."  Henüz çok sıcak bir gelişme olduğundan sadece kısa bilgiler veriliyor ve şöyle deniyordu:
"Edinilen bilgiye göre,  saat 06:30 sıralarında Dolmabahçe Sarayı'nda nöbet tutan askerlerden birinin silahla yaralanması üzerine saray önüne ambulans istendi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, ambulansa aldıkları yaralı eri Taksim'deki Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'ne götürdü."


Haber bu.  Şimdi haber altı okur yorumlarına bir bakalım.
İçlerinden özellikle bir tanesi çok dikkat çekiciydi. Çoğu yorumundan, CHP'li ve Ergenekon savunucusu olduğu aşikâr olan Kemalist bir bünye şöyle diyordu  (derhal ortamı galeyana getirircesine):
Hiç şüphem yok ki Türk Askerine kurşun sıkan Ülkeye kurşun sıkmış sayılır.  Ülkesine kurşun sıkan insan bu Ülkenin insanı olamaz.  Olsa olsa şer güçlerin piyonundan başka bir şey değildir. Hatta Türk Askerine ve Subayına tezgahlar düzenleyen kişi ya da kişilerde mutlaka ve hiç şüphem yok ki şer güçlerin maşası ve piyonudur. Derinlemesine araştırma ve soruşturma yapılmalıdır.

Bir diğer ateşe körükle giden yorumcu ise şöyle dedi:
Artık yaşanabilecek en büyük terbiyesizliktir, saygısızlıktır bu !! O asker orada Atatürk'ün evi için gözünü kırpmadan nöbet tutarken,  karşıdan geçen beyni boş insanın saygısızca ateş etmesi nasıl bir rahatlıktır ?  Kim izin veriyor bu iğrençliklere ? Kahrolun !! Kendi çöplüğünüzde boğulun !

Ve onun attığı pası diğer bir Kemalist derhal gole çevirdi:
Bu üzücü olay dolmabahçe sarayı önünde nöbet tutan askerleri istemeyen hatta atatürk heykellerini istemeyen ve ortadan kaldırmaya çalışan bir zihniyetin planı mı...

Kimin ateş ettiği,  ne olduğu,  kamera görüntüleri ve görgü tanıklarının anlattıkları...  Tüm bunların hiçbiri henüz ortada yokken;  birileri çoktan birilerini göreve çağırmıştı bile!  Ve -yine- komplo teorileri havada uçuşmaktaydı.  Olayın aslı astarını ortaya koyan bilgiler ise akşam saatlerine doğru gelmeye başladı.  Bakınız neymiş askerin vurulmasına,  hem de 6-7 el silah atışına sebep olan şey:

"Kendini vuran askerin, uzun süre cezaevinde yattıktan sonra tahliye edilen ve daha sonra askerlik görevine alınan biri olduğu ortaya çıktı. Havaya 5 el ateş eden ve sonra silahla kendini vuran askerin akli dengesinin yerinde olmadığı ve hastanede tedavisinin sürdüğü bildirildi."



2)  İkinci örneğim  Defne Joy Foster'ın  ani ölümü üzerine...

Bazı İslamcı yorumcular,  daha ani haber kamuoyuna yeni iletilmekteyken derhal sebebi alkole bağlarken;  olayın içinde sırf Ahmet Altan'ın (oğlunun) adı geçiyor diye bazı Ergenekon taraftarı yorumcular da uyuşturucuya yöneliyordu.  Takip ettiğim OdaTv de konuya derhal dahil oldu ve İslamcıların tutumlarına 'tu kaka!' dedi.  Bense bu tavrı ikiyüzlü veya eksik bulduğumdan, şöyle bir yorum yaptım. Neyse ki bari bunun yayınlanmasına müsaade ettiler:

Türkiye'de birey kültürü gelişmemiştir.  Verilen eğitim buna teşvik etmek yerine  daha da önüne tökezler koyar. Buna bir de insanoğlunun ikiyüzlü yapısı eklenince galiba bizdeki "yaftacılık kültürü"  ve  "ahlak bekçiliği"  gittikçe serpiliyor.

Hadi dinciler için bu tarz çıkışlar ne ilk ne de son.  Peki ya Kemalistler ve solcular?  Onlar çok mu farklı?  Az önce Radikal internet sitesinde bir anti-AKP'ci yorumcu,  sırf olayın içinde "Ahmet Altan" adı geçiyor diye ölümü uyuşturucuya bağlamış mesela... Sadece eklemek istedim.

.

3)OdaTv demişken... Kemalistlerin yayın organları da kendileri hakkında fikir veriyor. (Aynı İslamcı yayın organlarının İslamcılar hakkında fikir vermesi gibi.)

Evet, OdaTv'nin bir süredir adını duyuyordum. Genellikle taraflı, yanlı, subjektif, komplo teorileri üzerine kurulu, derin devlet odaklımsı, açıkça darbe ve İsrail yanlısı haberler yapar şeklinde... (İsrail'in Mavi Marmara gemi baskınını,  bizde sadece  Fethullah Gülen  ve  OdaTv'nin yüksek sesle savunmuş olması bazı çevrelerde şaşkınlık yaratmıştı.)
Ama üçüncü şahısların laflarına bakarak kararlarını veren biri olmadığımdan, kendim gözlemlemek istedim bu oluşumu.  Bazı görüşlerim:

Çoğu haberi taraflı ve demagojik.  Bu durum,  aradaki çok değerli bazı yazıların harcanması pahasına sürdürülüyor.   Bünyesinde bazı nitelikli yorumcuları var. Çoğu gazete sitesinden daha akıcı ve okumaya değer şeyler yazılıyor kimi makale altlarında,  hakkını teslim edelim.
Yorumlarda kesinlikle CHP,  Kemalizm ve Beyaz Türk eleştirisine geçit yok; bunlara asla tahammülleri de yok.  Hem okuduklarımdan hem de kendi yayınlanmayan yorumlarımdan çıkardığım sonuçlar bunlar.

AKP'yi "tek tipçi" bir kültür yaratmakla suçluyorlar ancak 'sansür' ve 'dışlama' noktasında Kemalistlerin rahatlıkla dincilerle boy ölçüşecek kadar bağnaz olduklarını da mütemadiyen kanıtlamaktalar.  Cevap hakkına saygıları yok, ki bir gazetecinin veya kayda değer bir medya sitesinin en önemli unsurlarından biri de budur.  Bu özellik turnusol kağıdı gibidir hatta.
Tuhaf bir bilgi ama,  pek çok kişi,  bu sitede Tayyip veya İslamcı siyaset yorumları yayınlanmadığından sosyal medyada azılı seküler-karşıtı olmuştur. Mesela bundan seküler kesim haberdar değildir,  zaten umurlarında da değildir.

Fazıl Say'ın birbirinden ağlak ve sorunlu patalojik yazıları için oldukça istekli bir adres ayrıca.  Türkiye, Ortadoğu ve hatta dünya genelinde olan nice gelişme üzerine kaleme alınmış her  makale/yazı/denemenin sonuna mutlaka bir şekilde düşülen  "Liberaller bundan ders alsın!"  uyarısı ve  liberalleri akıllı olmaya davet... Ergenekon'dan daha da tiksinmemiz için var olan Silivri timi.
Ondan sonra da gelsin meşhur tekerlememiz:  "BU HALK CAHİL!"

Çözüm önerileri de şu:  "Bu halk cahil, aptal, özürlü!  Bunlar böyle şeylerden anlamaz!  İşi bizim tayfa  (cunta)  bir şekilde eline almalı!"

(İlginçtir, ne kadar fakir ve/veya köylü ailelerden gelip eli azıcık para görmüş, ortamlara akmış;  olmadı eğitim alıp devlette hasbel kader bir makama kurulmuş yetişkinimiz varsa,  dillerindeki bildik ortak tekerlemedir bu halkımız cahil lafı.  Kemalistler de pek sever bunu.  Aynı kesimin güncel diğer boş tekrarları ise:  "Yetmez ama evetçiler!  Ya buna ne diyorsunuz!",  "Silivri güzellemeleri"  ve tabii bir de  bi dolu  "gemicik"  var.)


(15 Temmuz sonrası EDIT:   Sırf  Hocaefendi hareketini  eleştiriyor diye, 32. gün çekimlerinde  Necip Hablemitoğlu'na  "Köpeksiniz! Köpeksiniz siz!" diye çemkiren; onca zamandır kadın cinselliği ve aşk üzerine yazılar yazarken bir anda en keskin Hocaefendi sevdalılarından kesilen Nevval Sevindi;  bugün OdaTv'de yazıyor.  Onca yıllardır;  önce 90'lardaki  Yeni Yüzyıl,  sonra yine yıllarca Zaman'da yazarken  belki de 1 kere  "Atatürk"  dememiş bu güzel hanım,  15 Temmuz sonrası  OdaTv'de  Atatürk'e övgüler düzüyor.)


OdaTv'de  Atatürkçü Düşünce Derneği  hakkındaki bir habere  (ADD'den Cumhuriyet buluşması)  bir yorum göndermiştim,  aynen şöyle idi:

Bu derneğin adı: Atatürkçü Düşünce Derneği. Yüksek ve aydınlık şeyler beklenir değil mi? Ama gel gör ki başkanı olan hanım  (Tansel Çölaşan)  ne diyor, neyi savunuyor? YouTube'un kapatılması,  Google'ın dahi kapatılmasına destek veriyor!!!! Bu ne sansürcülüktür Allah aşkına! AKP bile daha bu mertebeye erişemedi o bağnaz yapısına rağmen. Peki bu kararlarını nasıl açıklıyor  ADD başkanı hanımefendi?  Aynen aktarıyorum: "Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir. Ben mahkemenin (Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi) verdiği karardan rahatsız değilim."    (bkz:  Gündem Haziran 2010)

Yani Atatürk özgürleşme sembolü; öyleyse YouTube kapansın Google kapansın!... Öyle mi? Böyle şeyler işte! Birileri kadını kapatır; birileri internet sitelerini, tarihi arşivlerini... Böyle böyle biz de danışıklı dövüşler altında baskıcı kültür içinde öğütülürüz. Ama bu halk aptaldı dimi, göremiyor bu bağnazları. Hep diyorum, izin verilirse gene söylerim: Türkiye Cumhuriyeti'nin karşısındaki en büyük iç tehlike cemaatler ve cemaatçi düşünce yapısıdır.  Ve Kemalistler de bir cemaattir. Bir tarafın kutsal değeri din'i, İslam'ı, şeyhi, hoca efendisi iken diğerinin TSK'sıdır kutsal değeri, Kemalizm'idir. Bu konularda ne bir sorgulama ne bir soru-cevap faaliyetine kesinlikle tahammülleri yoktur. Çoğulculuğa, farklılığa tahammülleri yoktur.  Dogmalar ve putlar denizinde yüzerler.


Şüphesiz ki OdaTv'nin bir bakış açısı, tarzı, belli bir nosyonu var.  Yine de lutfettiler ve bu yorumumu yayınladılar. Ve tahmin edileceği üzre, bazı karşı eleştiriler geldi.  Bunlardan bir tanesi bizzat şahsıma yönelik olup  bir takım yanlış bilgilendirmeler ve ön kabuller de içeriyordu.  Ancak cevap hakkımı kullanamama müsaade edilmedi.
Aynen şöyle yazmıştı kendisi:

@canilecanan.com  rumuzlu yorumcu;siz,daha bu siteye yazmaya çalıştığınız ilk yorumda Atilla Yayla isimli şahsı övmüştünüz!Ben bu şahsın Atatürk ile ilgili görüşlerinde bir yanlışlık olup olmadığını size sormuş ve cevap alamamıştım!Cevabı geç de olsa verdiğiniz için teşekkür ederim..!!Bir de şu var;sizin kutsallarınız nelerdir tanrı aşkına?Öyle ya;din yok,Atatürk yok,yok oğlu yok..?Ne var,ya da;siz gerçekten var mısınız,yok musunuz,nesiniz gerçekten..?!
2011-02-05  20:37:34

Böylece tipik bir Kemalist davranış örneği sunulmaktaydı.  (Gerçi itiraf etmeliyim ki, yine terbiye sahibi ve kültürlü biri idi bunu bu kez sahneleyen.)
Bu itiraza karşı iki yorum üzerinden açıklama yapmayı öngörüyordum: Önce kısa tutulmuş cevabım,  ikincisinde ise "kutsal" kavramını kendimce biraz açmayı düşünüyordum.  Ancak iki yorumum da editör engeline takıldı.
Yani şahsıma soru soran ve belli bir karşı çıkış yapan yorum yayınlandı;  ama kimilerinin  "demokratik ortam"  diye bünyesinde öve öve bitiremediği bu Soner Yalçın oluşumunda cevabıma izin verilmedi.
Bakalım yayınlanmayan yorumlarım neymiş?
İlki:

(...) Yorumunuzda şahsıma dair kişisel bir saldırıda bulunmuşsunuz,  bu oyunu sizin kurallarınıza göre oynamak istemiyorum. Yalnız saldırı ile yetinmemiş bir de yanlış bilgilendirmede bulunmuşsunuz ki ben düzelteyim, yüksek ve çok kutsal müsadelerinizle tabi eğer yayınlanırsa...
"Benim Atilla Yayla'yı övdüğümü" söylemişsiniz.  Övmedim, pek kimseyi "öven" bir yapım da yoktur. Ama yapılan haksızlıkta kendisine tarafım.  Atatürk ile ilgili görüşlerini eleştirdiğiniz anlaşılıyor. Bu demektir ki;  "görüşlerini eleştirdiğiniz her kişi akademiden atılmalıdır veya uzaklaştırılmaldır."  (mı?)
Ben bu bakış açısını eleştirmiştim. Öyleyse bu zihniyetin ışığında üniversiteler veya eğitimciler arasında Evrim Teorisi'ni savunanlar veya İslam'ı eleştirenler de uzaklaştırılabilir,  zira birilerinin kutsalına değiyorlar onlar da?
Sizin,  benim  veya  birilerinin kutsalı ile ters düşenlerin sepetlendiği bir yer midir akademi?  Hayalinizde bu mu var?
O zaman ne hakla denebiliyor  "AKP  üniversitelerde kadrolaşıyor!"?  Aynı sizin yolunuzdan ilerliyorlar işte cemaatçi, baskıcı, tek tipçi ve dinci kafa yapısının örnekleri.  Ayrıca "Kürtler, kart kurt eden Türktür"  ibareleri de o akademilerden çıkmamış mıydı? Zaten sizler gibi düşünenler YouTube'u kapat, Google'ı kapat, akademisyeni önce fişle sonra sepetle. Okuma-araştırma, konuşturma-yaftala... Evet, nihayet geldik bu günlere.

İkincisi:
(...) "Kutsal"  anlayışlarımız o kadar farklı ki sizinle.  En basitinden ben kutsallarımın bir fanusun içinde veya korkulukların arkasında saklanmasından yana olmam mesela... Onlar benim veya birilerinin muhafızlığına gerek duymayacak kadar gerçekler ve güçlüler. En azından ön kabulüm bu. (...)

Dediğim gibi,  bana ait bu iki yorumun yayınlanmasına izin verilmedi. (İkincisini yayınladılar gerçi;  iki dakika sonrasındaysa derhal kaldırdılar.) Böylece cevap hakkımı yayınlamayıp itinayla püskürterek, ne kadar güçlü ve kutsal değerlere sahip olduklarını da göstermiş oldular.  Sorun da bu zaten: Atatürkçülük de,  Kemalizm de birilerinin tekelinde.   Kaldı ki illa bir takım kutsallarımız olacak, olmalı, olmak zorunda gibi bir ön kabullenmeyi nereden çıkarıyorlar?
Bir de benim özel bir Atila Yayla sevgim filan yok, "ifade özgürlüğü" hakkının ihlal edilmiş olması nedeniyle ona yapılan haksızlığı dile getirdim bir dönem.  "İfade özgürlüğü"  bizde sadece  kendi tarafınızın hoşuna giden şeyleri söyleyenler için işletiliyor,  sizin hoşunuza gitmeyenleriyse susturmak sakıncalı değil, hatta buna destek veriyorsanız;  o zaman siz bu kavramı baştan yanlış anlamışsınız demektir. "Gücü yeten gücü yettiğine" yasasını işletme gönüllüsü iseniz;  AKP sizi yok sayınca ve/veya sindirmeye çalışınca neden demokrasiden, otokrasiden, faşizmden, adaletten, özgürlükten konuyu açıp dert yanıyorsunuz?



4) Genç Mustafa adlı bir çizgi roman yayınlanıyormuş Atatürk üzerine. İçerisindeki bir bölümde, "Saraya tutuklu olarak getirilen subay Mustafa Kemal'in sorguya alınması ve sonrasında ellerinin bağlanarak bir paşa tarafından yumruklanarak dövülmesi" gibi bazı çizimlerin olduğu söyleniyor. "Söyleniyor" veya "-miş" diyorum zira ben bu kayıtları hiç görmedim,  ama merak ettim.

Eserin tasarlayıcıları önsöze şöyle bir not düşmüşler:
"Güncel yaşamımızda hemen hemen her noktada referans olarak aldığımız bu liderin yaşamı ve düşünceleri hakkında aslında pek çok noktadan habersiziz. Bu kitap Atatürk'ü bugünden tekrar bir algılama çabasıdır."

Derhal CHP Manisa milletvekili olan bir zat  (Şahin Mengü),"Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret edildiği ve sövüldüğü" iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş.  Sundukları dilekçede ne yazdıklarını merakla okumaya yeltendim,  ne var ki daha ilk cümlede  -yine-  hamasetle karşılaştım.  Kemalistler halâ hamasete bel bağlamaktalar anlaşılan.  Oysa beklerdim ki,  gerçekten merakla ve gerçeğe sadık kalarak böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığını incelemiş olsunlar ve eser hakkında belli bir çizime değil,  geneline dayalı bir değerlendirmede bulunmuş olsunlar. Yani Atatürk'ü nasıl bir figür olarak resmetmiş bu eser? Karalama amaçlı mı; yoksa herşeye rağmen yılmamış, mücadelesine devam etmiş ve başarılı olmuş bir Atatürk mü?  Ben bunu merak ederim. Ancak heyhat!

Aynı eserle ilgili bir başka karşı eleştiri de  "Atatürk'ü içki çerken resmetmesi". Akıl-fikir dilemekten başka yapabileceğim bir şey yok ne yazık ki.

Bu gelişme ile ilgili çeşitli yorumlar yapıldı medya-haber sitelerinde, biri şöyleydi mesela:
Taraflar kapışır.  Kim hangi lidere kendini yakın hissediyorsa,
o liderin hayatının "istediği" gibi olmasını ister,  şart koşmaya çalışır. Can Dündar "Mustafa" belgeselini yaptı, Kemalist jargon ayaklandı, itiraz etti,  karşıt ideoloji ise Mustafa'yı destekledi. "Muhteşem Süleyman" dizisi yayına girdi, muhafazakâr jargon ayaklandı, itiraz etti, karşıt ideoloji destekledi.
Ve bu paylaşımın hemen ertesinde bir Kemalist, ilgili yorumcuya ağzının payını vermekte gecikmedi. Her bağnaz düşünce yapısına en güzel yakışacak şekilde cevabı yapıştırdı:

"mustafa kemal'i kıyaslamak! şimdi birileri çıkıyor padişahlarla mustafa kemal atatürk'ü kıyaslama yarışına giriyorlar. kafaları kuran kursu öğretisiyle imam hatip öğretisiyle cemaat öğretisiyle atatürk'e karşı karıştırılmış olan genç beyinlerin okuma zahmetine dahi katlanmadan cemaat hocaları tarafından verilen bilgilerin mutlak doğru olduğuna inanarak atatürk'ün yaptıklarını sıradan basit bir işmiş gibi gösterme çabalarıdır ama unuttukları bir gerçek var istanbul'u fetheden fatih sultan mehmet dahil yavuz sultan selim, kanuni sultan süleyman ve diğer padişahlara bakın bunların yaptıkları savaşlar ve elde ettikleri başarılar osmanlı devletinin en güçlü olduğu dönemlere rastlar yani bu padişahlar birşeyi yoktan var etmemişlerdir var olan gücü yerinde ve zamanında kullanmışlardır ama mustafa kemal'in başarısı yoktan var etmedir yani ölüyü diriltmedir ölmüş bir devleti ve milleti yeniden yaratmadır yok öyle değildir diyen varsa hodri meydan tarih en güzel delildir."


Kemalistlerin hastalıklı zihinsel yapılarına sıradan bir örnekti bu.  Her şeyden önce  (dünya görüşü, Atatürk sevgisi, tarih... Tüm bunların hepsinden önce) nereden biliyor muhatabının Kur'an Kursu ile beyninin yıkandığını?  İlgili yorumda dinî veya İslamcı ifadeler mi var ki kalkıp bu lafları ettiği yetmiyormuş gibi bir de padişahlar hakkındaki engin yorumunu mesnetsizce paylaşıyor,  demeyin.  Zira o bir Kemalist;  bu memleketin ve bu toprakların gerçek sahibi, efendisi.  Ol sebeple istediğine istediği gibi hakaret edebilir, aşağılayabilir ve saçmalama hakkı her daim kendinde saklıdır.


Yok hiçbir farkımız aslında tek farkımız:  Tarafımız
"Kedi" karikatürü nedeniyle mahkemeye koşan Başbakan'a haksızlık etmişiz biz demek ki.  Ne meselesi varsa bu memleket siyasilerinin karikatür ile?  Bak kardeşim  dünyada en çok karikatürü yapılanlar istatistiklerine bir bak.  Ama sen bakma en iyisi bakma,  dünyadan kopuk hasta bir düşünce yapısısın ve köhne insanlar yetiştiriyorsun sürekli.  Haydi
koş mahkemelere!

Bu CHP'den artık fenalık geldi.  Yıllardır kapalı olan YouTube açılır açılmaz koşarak mahkeme kapılarında saf tuttular, neymiş  Deniz Baykal'ın seks kasedi yüklenmiş-miş.
Millet bu başvurunun gündeme gelmesi ile olaydan haberdar olunca o videoların izlenme sayısı katlandı ama  'kapattırdılar' sonuçta gene siteyi şimdi de karikatürlere takmışlar.  Bravo!
Zaten  'sansür'  deyince yok hiçbir tarafın birbirinden farkı.
("İki ucu boklu değnek"  deyişimize ithafen.)

Daha önce de dediğim gibi:  Kendini hamasi duygularla hep başkalarından üstün görme,  diğerini küçümseme ve şişinme üzerine inşa edilmiş gecikmiş Türk Milliyetçiliği'nin sancılarını çekmeye devam ediyoruz.  Buna  "Kelaynak milliyetçiliği"  diyen de var.   (bakınız:  Alev Alatlı)

O değil de... Beni asıl şaşırtan mevzu,  ÇELİŞKİler'de  de değindiğim gibi; kendini solcu ve ilerici gören Kemalistlerin, donuk bir düşünce yapısına sahip olması.  Hâlâ daha "ERGENEKON diye bir şey yoktur" noktasında olmaları. Ülkeyi yobazlaşmadan korumada bildikleri ve güvendikleri tek yöntemin 'ORDU VE ASKERİYE'  olması.  Mesela sözde "kadın cinayetleri"ne ve şiddete karşı olmaları,  ama bu konuda hiçbir ciddi bakış ve girişimlerinin olmaması...

Kemalistlerin sorunu miskinlik ve fantazi bolluğu bence. Hal böyle olunca da işte Refah Partisi gidiyor yerine Fazilet geliyor, o gidiyor AKP geliyor... O da gitse yerine gelen bir eşdeğeri hemen bulunur.  Zira bu sakat mantığın çatırdamaması ve mağlup olmaması mümkün değil.




5)  Bu da  2011 Ocak sonundan bir haber:

"Bodrum'da 7 saat süren şiddetli yağışta 25 dere taşarken yazlık sahiplerini de bir sürpriz bekliyor. 500'ü aşkın binayı su bastı.  Zarar 5 milyon lira.
Rant uğruna faciaya davetiye çıkarılan Bitez'de incelemelerde bulunan CHP'li Belediye Başkanı İbrahim Çömez ve belediye işçileri ile esnaf arasında sert tartışmalar yaşandı.  Esnafın "Üç gündür dükkânlara giremiyoruz, araçlar hareket edemiyor" sözlerine Çömez "Selden önce defalarca uyardık, araçları çekmediniz. Vatandaş sel sularında sürükleneceğini bile bile aracını sürüyor. 50 yılın sıkıntısını 10 saniyede nasıl çözeceğiz!"  yanıtını verdi.


Haber bu.  Ve bakın Kemalist + Ergenekon avukatı bir bünyenin yorumu ne oluyor:

"Düşünelim de vurulalım yada ergekoncu diye silivriyemi tıkılalım,  hayır efendim düşünmeyelim, biat edelim,inanalım,yetmez ama evet diyelim."

'Yetmez ama Evet'  ile,  AKP ile,  yazlık turistik yerlerin ve Bodrum'daki bu sel felaketinin ne alakası var?,  demeyin.  Üstelik beldenin başkanı CHP'li iken AKP'ye çakmak da ayrı bir  ironi  olmuş doğrusu.



6) Tam da bu görüşlerimi paylaşmak üzere bazı materyalleri toplamaya başlamışken  gündemde yeni bir haber sivrilmeye başladı:  Sevan Nişanyan ciddi bir şekilde kuşatılmıştı. Öldürme tehditleri yetmemiş ki, bir de malı-mülkü nedeniyle mahkemelere verilip hem yıktırtma hem de hapis cezaları yağdırılmakta.  "İzinsiz kümes duvarı tamiratı yaptı"  diye,
yıllarla ifade edilen hapis davası açmalar...

Sevan Nişanyan'ı biraz takip edenler,  onun Şirince köyüne ve o muhite karşı aşkla bağlılığını ve orada pansiyon işlettiğini bilir.  Adam yıllardır orayı kendine mekan bilmiş ve aşkla çalıştığını zaten hemen anlarsın.  Öte yandan eşiyle olaylı boşanma süreci ertesinde bile orayı beraber işletmeye devam ettiler.  Yani ortaklaşa bir emek harcamışlar demek ki,  ve  bırakmak istemiyorlar.  Saçma sapan şeylerle yıldırılmaya çalışılıyor şimdi bu adam. Başta Kemalizm, Atatürkçülük ve milliyetçilik olmak üzere;  Taraf'ta İslam konusunda yazdıklarıyla da  iki taraftan savunmasız kaldı bence.
Ben kendisini severim yani kısaca,  biraz da delidir.
Ve bu deli adam Radikal'e verdiği bir söyleşisinde şunları söyledi:

     Vatan-millet-Sakarya edebiyatına, Atatürkçülüğe, Türk ırkçılığına karşı olan bir adamın onlardan daha fazla bu ülkeye hizmet etmesine, bu ülkeyi sevmesine tahammül edemiyorlar. Hadise budur. Ben bugüne kadar turizm alanında yaptığım çalışmalarla, bu köyde yaptıklarımla, sözlüğümle, dil yazılarımla, cumhuriyet tarihine ilişkin yazdıklarımla bu topluma bir şeyler vermeye çalıştım. Aldığımdan fazlasını vermeye çalıştım. Vatan-milletçilerin katlanamadığı budur.
(...)
Sıradan Türk faşizmi, Atatürkçüler... MHP'liler bile bunlardan iyidir. Topluyken bağırır çağırırlar da oturup bire bir konuşsan karşında insan bulursun. Kemalistlerde o yok. Gözleri dönmüş.
(Söyleşinin tümünü okumak için:  bakınız)

Tek cümleyle:  Kibrin ve cehaletin esiri olmak böyle bir şey olsa gerek.




7)  Defalarca yapılan uyarılara rağmen,  durmadan yalan ve uydurma bilgileri sosyal medyada  dolaşıma sokma enerjileri çok yüksek.  Misal:

"Recep Tayyip Erdoğan'ın  resmi makamında  Barzani ile görüşmesinde arkada Atatürk resmi değil  Apo'nun resmi varmış!!"  Yıllardır hâlâ bu görseli paylaşıp dururlar.

Sonra  yok âkillere şu kadar maaş bağlanmış  bilmem ne...
Ülkedeki baskıcılığı ve kurumların çöküşünü görüp eleştirmek için böyle fotoşop ve karikatür örneklere,  yalan haberlere gerek yok ama gel de anlat anlatabilirsen!

Son söz:  Her şeyden galeyana gelebilen, yalan haberle kandırılmaya yatkın, özellikle eksik bilgiyle ezbere yargı koyan bir kitle.
.


*

11 Temmuz 2010 Pazar

Gündem  (Haziran 2010)-II

(Geçen aydan arta kalan pek çok gündem maddesi olduğunu fark ettim ve eksikleri not düşeyim derken... Pek çok sözlük yazarı ve internet yorumcusunun görüşleriyle yazı gittikçe zenginleşti. Ve belki önümüzdeki günlerde yeni başlıklarla devam edecek.)


Başbakan Erdoğan, 19 Haziran'da PKK baskınına uğrayarak kanlı çatışma haberlerinin geldiği, 11 şehit verilen Hakkari Gediktepe Sınır Karakolu'na Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile beraber sıcağı sıcağına bir ziyarette bulundu.   (21 Haziran 2010)

Ve ertesinde, ilk başta bazı emekli askerler, hemen ertesinde de Kemal Kılıçdaroğlu tarafından "siper polemiği"  başlatıldı.

Deniz Baykal'ın istifası ertesinde Mayıs ayında yapılan CHP Kurultayı'nda Genel Başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, aktif siyasete ve liderliğe alışmaya çalışıyor. Kendisine (dış görünüşü nedeniyle) Gandi Kemal  de denilen Kılıçdaroğlu, eski bir bürokrat olarak  güdümlü liderliğin  ve  acemiliğin  zorluklarını yaşıyor.
"Siperde oturmam/çömelmem" diyerek ayaktaki bu dik duruşuyla terörü çözecek sanırım.    (2 Temmuz 2010)


"O çömeldi ama ben çömelmem gerginliği" olarak da adlandırılabilecek bu siper şovunu karikatürize eden mizahi bir çalışma.
(Penguen'in 406 nolu Temmuz sayısı kapağı)

(Önümüzdeki günlerde Sözlükler ve gazete sitelerinden çeşitli yazarların, Kılıçdaroğlu ile ilgili çeşitli yorumlarını yayınlamayı düşünüyorum.)



Kamer Genç  yine her zamanki mizahi üslubuyla, Uğur Dündar'a bir göndermede/iltifatta bulundu. (Kemal bey'in dosya şovları üzerine yapılmış Uğur Dündar moderatörlü star programlarını kast ediyor.)  Mayıs'tan kalan bu haber daha da konuşulacağa benzer.

"Kemal Bey'in kamuoyuna tanıtılmasında ve genel başkan seçilmesinde Uğur Dündar'ın çok büyük katkısı olduğundan dolayı kendisini tebrik ediyorum. Keşke bizim arkamızda da böyle bir süperstar olsaydı. Genel başkan olmuşcasına sevinmesini tavsiye ederim kendisine."
(Video)




İlhan Selçuk  son yolculuğuna uğurlandı.
Ergenekon Soruşturması sırasında göz altına alınması ile bir anda Merkez medya tarafından keşfedilmiş ve duayenliğe terfi ettirilmiş ulusalcı bir yazardı.


Tek cümle ile:
Tam bir  Aşk-ı Memnu çılgınlığı!  yaşandı.
(Ve "Behlül kaçar!")





YouTube  ve  Google yasakları  ile  "sansür"  yine baş tacı.

Hangi parti veya hangi ideoloji başa geçerse geçsin;  SANSÜR  yurdumuzda saltanatını kaybetmeyen bir odak.  Bu konuyla ilgili bir kaç not daha düşeceğim önümüzdeki günlerde.  Şimdilik şunlar var:

Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi,  Youtube'a ulaşmayı sağlayan 44 IP adresine erişimin engellenmesi kararına yapılan itirazı, "Site kanuna aykırı" diyerek reddetmiş.

Radikal internet sitesinden  Onur Cobanoglu  adlı kullanıcının yorumu:

"AKP iktidarı, köhnemiş devleti (bürokrasi) tasfiye ederek, solcusundan sağcısına herkesin Türkiye için daha elverişli koşulları getireceğinde hemfikir olduğu 'liberal demokrasi'yi (burjuva demokrasisi) kökleştirecek bir kuvvet midir, bu yöndeki potansiyeli nedir, çok tartışıldı. YÖK, Emniyet, merkezi hükumetin belediyelere (yerel yönetim) muamelesi, şimdi de Telekomünikasyon kontrolü, tahminlerimizi sınamak için bize yeterince gözlem sağladı diye düşünüyorum.  TTB, internet yasakları, dinlemeler, tam bir hidrolik despotizm örneğidir. Tek vanadan bütün iletişim ve haberleşme olanaklarını denetleme!  Bu arada bütün dünyada internet yasaklarıyla meşhur ülkelerin köklü Asya toplumları olmaları da bana göre bir tesadüf değil. Herkes için değerli dersler var burada (tabii önemli olan tarih ve toplumu anlamak değil de ideolojik yönlendirme ve dezenformasyonla para kazanmaksa değerli değil)."

Konu hakkında görüşü sorulan  Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel Çölaşan  ise şöyle diyor:

"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir.  Ben mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."

"For us Ataturk is a symbol of democracy and women's emancipation. This is about respect for him. I am not bothered by the impact of the court decision."    (Turkey goes into battle with Google,  BBC News)



Ali Nesin, Haziran ayı içerisinde NTV'de Mirgün Cabas ile Hakkı Devrim ikilisinin Günlerin Getirdiği adlı tv programına, ve ertesinde HaberTürk'te Balçiçek Pamir'e konuk oldu. TÜBİTAK'ın ne denli sığ ve kompleksli bir takım bilim adamlarınca yönetildiğini dillendirdi.

Bir de TÜBİTAK Başkanı sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş'e açık mektubu var kendisinin... Birkaç gün sonra buna da değinicem ama...  Mart 2009'da TÜBİTAK hakkında ses getiren bir olaya değinmiştim, olaylı Darwin kapağı sebebiyle... Kurumun baş yöneticisi olan kişilerle ilgili eleştiriler halen devam etmekte.



Tüm Haziran gündemi için tıklayınız:

15 Eylül 2009 Salı

 Sansür  (devam)

Birkaç gündür  sansür  konusunda yazıyorum.  Dağılmasın kaybolmasın diye toparlayacak olursak bu yazılar şöyle:
1) Sansür karşısında Türk Medyası'ndaki İkiyüzlülük
     (Taraf'ın sansürü)
2) SANSÜR
3) Sansür (devam)


"Sansür devam"  başlıklı bugünkü yazımda,  kendi kişisel tutumuma varana kadar bir dizi konuda adeta daldan dala konma niyetindeyim.


Öncelikle Mart 2009 Gündeminde ses getirmiş ve tartışmalara neden olmuş, (akabinde her zaman olduğu gibi hemen unutulmuş) "Bilim ve Teknik dergisine Darwin sansürü" mevzusunu hatırlatmak isterim.  (bakınız)

Türk eğitim sisteminde (özellikle Biyoloji ve Fizik dallarında) nice teori öğrencilere zorla ezberletilirken, bu ezberci sistemi hiç zorgulamayan düzen; söz konusu "Darwin Teorisi" olduğunda,  (dikkatinizi çekerim  'teori')  bir türlü saçma sapan tartışmalara es koyamıyor nedense.


Sansür konusuna girmişken,  güncel örnekler üzerinde duralım biraz.

* Sansürle dikkatleri çekerek reyting kazandırma hadisesi  var mesela? Pek bir meşhur son zamanlarda. Yeni bir pazarlama stratejisi sanırsam. Özellikle sevişme sahneli tv dizilerimizde pek bir işe/reytinge yarıyor gibi.
(bkz:  Aşk ı Memnu dizisi)
(bkz: yeni dönem Türk tv dizi ve klipleri)

* Yayın yasağı  getirilen haberler var.  Mesela Aktütün, mesela Dağlıca baskınları hakkında... (Yok efendim önceden istihbarat alınmışmış da, bilerek önlem alınmamışmış da... Sen böyle haberler yaparsan sansürü hak edersin tabii.)

* "AKP ve Gülen'i bitirme planı"  mıydı neydi adı, onun hakkında haber yapmak da yasak.

* "Ceza olarak pimi çekilmiş el bombasını erin eline veren teğmen" haberi de sansürlü.

(Bilgi ve Yorum: Elazığ'ın Karakoçan ilçesi Koçyiğitler Piyade Taburu'nda vatani görevini yapan 4 asker... Teğmen Mehmet Tümer diye biri var.  Nöbette uyuduğu gerekçesiyle pimi çekilmiş el bombasını er İbrahim Öztürk'ün eline veriyor.  Sonuç: 4 şehit.
Muhalefet susuyor.  İktidar susuyor.  Medya her zamanki gibi:
Görmez, duymaz, konuşmaz.)


* Mesela biri kalkıp  "Sabiha GökçenErmeni asıllı"  mı nedi?
Derhal sansürlenmeli,  olmadı susturulmalı.

(6 Şubat 2004 tarihli Agos gazetesinde Hrant Dink imzasıyla manşetten yayınlanan "Sabiha Hatun'un sırrı" başlıklı haberde, Türkiye'nin ilk kadın pilotu (dünyanın ilk kadın savaş pilotu) ve Atatürk'ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen'in Ermenistan'daki akrabaları konuşuyor, "Gökçen yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetimdi"  diyorlardı.

Ertuğrul Özkök yönetimindeki Hürriyet gazetesi, 21 Şubat 2004'te Agos'un bu haberini manşetinden yayınlayınca ve hedef gösterme politikasını uygulayınca; Genelkurmay'ın bir bildiri yayınlamasına kadar varan alevli bir tartışma yaşandı.
22 Şubat tarihli Genelkurmay bildirisinde:
"Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür"  deniliyordu.)


Peki ilk defa mı dile getirilmiş bu iddia tarihte?  _Hayır.
Yeni mi söylenmiş?  _Hayır.
Yalan belgeler mi?  _Yalanlanması o kadar da kolay değil.
      -->  (Pars Tuğlacı:  "Gökçen Ermeni'ydi")
Peki Türk halkının bunları bilmesine gerek var mı?  _Elbetteki hayır.
_Ve elbette ki  "milli menfaatlerimiz"  sebebiyle...
Peki mesela bu örnekte jurnalleyen kim?
_Hürriyet  ve  Ertuğrul Özkök!
E biz bunu gazete ve gazeteci sanıyorduk?  Meğerse fişleme, ipini çekme, haddini bildirme,  teftiş, sansür ve galeyandan sorumlu sivil paşalarımız değiller miymiş!


SANSÜR başlıklı yazımda da belirttiğim gibi "mankenin göğüs ucuna, frikiğine, çocuk tacizleri de dahil tecavüz haberlerindeki her tür detaya izin veren sansür sistemimiz";  özgür araştırma ortamı, birey kültürü gelişmiş toplum olma, gerçekleri ortaya serme konusunda derhal sansür zırhını kuşanıyor.
Buna kimileri  "Hayat tarzı liberalliği"  de diyor...


Türk Medyası'nda sansür ve popüler köşe yazarları hakkında yönetimin tasarrufuna örnek olarak  Emin Çölaşan  iyi bir örnektir.
İktidarla ilişkiler iyi giderken "ipi sağlam tutulan ve iktidara eleştiri yazıları sansürlenen"; ilişkiler kötüye gitmeye başladığındaysa siyasilerin üzerine salı salıverilen saygın gazeteci Emin Çölaşan.
Kendisi yıllar sonra bunları (sansüre maruz kaldığını, bazı uyarıları bizzat Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ten aldığını) kendi yazdığı "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" adlı kitabında ve sonrasındaki söyleşilerinde dile getirmişti.

(Ne hikmetse bu gazeteci kovulana kadar defaatle sansürü sineye çekmiş; ama son kertede kovulmayı onuru yedirememiş. Ondan sonra da kaleme sarılıp hemencecik Aydın Bey ve Ertuğrul Bey'in hiç bilmediğimiz bu yöntemlerini ifşa edi edi verdi!
"Yersen" diyeceğim ama,  laikliği dilinden düşürmeyen üstün kitle
bunu da yedi.)
----------------------------------------------------------------------------


Çuvaldızı kendine batırma bölümüne  geldik şimdi de.  Yani kendi kişisel tutumuma...
Mesela bu blog okur yorumlarına açık. Genel olarak medya sitelerinde hoş bakmadığım bu tutuma, kendi şahsi blogumda izin verdim. İyi mi ettim kötü mi ettim zaman gösterecek. Şimdilik memnunum.

Takdir edersiniz ki her yorumu yayınlamak zorunda değilim. Özellikle tekrar kabilindeki, boş lafları... Ahlaken kirli yorumları... (Hukukçu değilim ama)  Yasalara göre suç oluşturacağını düşündüklerimi... Kanı kutsayan yazıları... (Münevver Karabulut cinayeti ile ilgili yazımda yorumculardan birinin, cinayeti ve katliamı meşrulaştırmaya çalışan, acayip bir dilde -Tarzanca- yazılmış, alaycı yazısını sildim mesela. Aslında şu zamana dek sildiğim/sansürlediğim tek yorum da bu oldu.)

Buradaki yazılarımı özenerek yazıyorum, kendimce...
Sevgi ile yeni fikirler ortaya seren, bir yeniliği/heyecanı veya bir tutarlılığı olan her yazı, her değerli eleştiri  insanı geliştiricidir, değerlidir, ipeklere sarılasıdır...


7 Eylül 2009 Pazartesi

 Sansür karşısında  Türk Medyası'ndaki İkiyüzlülük

.
Başlığa bakarsanız çok derin ve çetrefilli bir konu. Üzerinde araştırma tezleri yazılması gereken, Türk toplumundaki iletişimi tıkayan, adeta bir damar tıkanıklığı.
Örneklerini sıralayalım desek nereye kadar? (Zaten Türk okurunun pek okumayı sevmediği de ortada.)

Sadece son günlerdeki güncel iki örneği vermek istiyorum,  zira yazmazsam çatlayacağım artık. Feci şekilde midemi bulandırıyor. Elimde gücüm olsa, ezmek isterim bunu yapanları,  hepsini...  Maalesef ki tek gücüm YAZMAK. Ben de bunu yapıyorum. Vicdanımın ve sinirlerimin yatışması için yapabileceğim tek şey:  Yazmak.


Güncel  iki  haber:
Haber 1) Taraf gazetesi, Tuğçe Kazaz'ın bir defile fotosunu sansürlemiş.  Sağdaki gibiyken soldaki gibi yapmış.

Şaka mı, ironi amaçlı yapılmış bir fotoşop mu, amacı ne belli değil.
Ve fakat o da ne? O dakka medya siteleri ayaklandı:
Vay efendim nassı' yaparsınız siz bunu? Sansürlediler! Rezil oldular! Tu kaka!...
("Ne mal oldukları belli. Pis dinciler!"  diyen zeka pırıltıları da çıktı tabi arada.)


İlginçtir ki Taraf'ın yazdığı nice ayaklanılası haberde bunlar ayaklanmadı ama Tuğçe Kazaz'da ayaklandılar  :)
Memleketteki nice haber değeri taşıyan bilgileri yıllar boyu ve hala sansürlerken; hatta sansürlemek ne kelime, hiç vermezken; Tuğçe Kazaz'ın defile sansürünü dillerine doladılar.

Demek ki "Türkler okumuyor" derken yanlış söylemişim yukarıda. Düzelteyim öyleyse:
"Türkler okuyorlar. Ama karı-kız haberlerini okuyorlar. Karı-kızla ilgililer. Tabandan tavana kadar... Okurundan yöneticisine kadar... Önemsedikleri haberler de (doğal olarak) karı-kız haberleri."  (mi?)

Neyse konuyu dağıtmayalım.
Ahmet Altan çıktı dedi ki: "Sayfa sekreteri, Ramazan diye bu tercihi yapmış. Hatalıyız. Ya o fotoğrafı kullanmamamız ya da kullanacaksak olduğu gibi kullanmamız gerekirdi."

O kadar saçma sapan ve salakça birşey yapmışlar ki zaten, ne skime ve nasıl mantıklı bir açıklama yapacaklar şu saatten sonra?
(Taraf gazetesi olarak 'özeleştiri' konu başlığı altında sadece bu defile sansürü üstünde durmak...  priceless!)


PEKİ SONRA NE OLDU DERSİNİZ?
Yılmadılar. Radikal gibi,  boyalı basından nispeten daha uzak olan bir gazetenin internet sitesi bile uzun uzun, ballandıra ballandıra bu "Tarafın Sansürü"  haberini verdi.

PEKİ SONRA NE YAPTILAR DERSİNİZ?
Aynı günlerde,  bu alaycı eleştirel haberlerin az yanında şöyle bir görsel yer alıyordu:



Haber 2)
"Barselona sokaklarında şok eden görüntüler!"
Ve yandaki sansürlü foto!


Bu haberin, "Tuğçe Kazaz'ın defile fotosunu sansürleyen Taraf'ın yaptığından ne farkı var?

Biri  (Taraf)  en azından "Hatalıyız" dedi.
Öbürü, bu durumu dillendiren üyelerin yorumlarının editör onayından geçmesine dahi izin vermedi!  Yani sadece haberdeki resme değil, okur yorumlarına da sansür uyguladı.
Üstelik ikinci haber gerçekten de ahlaksız bir haber.
Radikal Online  ve diğer ulusal gazete siteleri birer porno sitesi değil; herkese açık internet siteleri. Her yaşa her insana yayın yapıyor. Ancak en amiralli gazetelerimizin, Milliyet gibi geçmişten gelen bir adı ve önemi olan gazetelerimizin  internet siteleri erotik görsellerden geçilmemesiyle iyice "bulvar basını"na dönmüş bulunuyor son aylarda.  (İşin bu yönü hakkında ileriki günlerde de yazmaya devam edicem. Sansürlenen veya çarpıtılarak verilen, haber değeri taşıyan bazı haber örnekleri ile beraber.)

Ayrıca takip edenler bilir.  Radikal İnternet Sitesi'nde bir haber en fazla 1 gün durur. (Hatta çoğu zaman o kadar bile durmaz,  6-7 saat sonra kayar gider.)  Ama bu "Barselona fahişeleri" gidemedi nedense bir türlü!  Kaç gündür demirbaş gibi!
Onlar gitmediği gibi, habere yazılan eleştiriler de bir türlü editörden geçemedi. Her nedense...

Bir kere yabancı bir gazeteyi refere ederek veriyorlardı bu haberi. Oysaki haberi refere ettikleri yabancı gazetenin yazdığından farklı bir şekilde olayı (eklemeli, kişisel yorumlu, çarpıtmalı) aktardıkları şeklinde bir iddia var.  Çevirmenler baksınlar.
Sonuçta iddia iddiadır. Her üyenin, hem de saçma sapan yazılarını yayınlayan editör mekanizması;  sıra medya eleştirisine gelince geçit vermiyor,  adeta bir kalkana dönüşüyor.

Ben de medya sitelerinin bu ikircikli tutumunu sevmiyorum işte. Siyasetten tutun, TSK'ya ve Kürt meselesine nice uçlardaki yazılarımız yayınlanıyor;  ama medya eleştirilerimize çoğu zaman yer verilmiyor.
Bu da  Medya'nın;  artık siyasetin, TSK'nın, bizatihi devletin, yargının, hepsinin de üstünde egemen bir güç olduğunu gösteriyor.
Ve yazılı gazete sayfalarından daha fazla imkan + özgürlük sunan internet sitelerinde bile sansürleniyoruz,  iyi mi?

Üstelik bu senelerdir böyle.
Şu bloğa belli aralıklarla yazan ben bile bunu daha önceden, (hem de "kaç sene öncesinde yaşadıklarım" diye)  irdelemiştim kısaca:
(bkz: Gazete Siteleri)




EK:Vakti zamanında  Aydın Doğan beyler ve kızları ile, Tayyip beyler ve grubunun güzel güzel anlaştığı; birbirlerini aklar, paklar ve gazlar iken (develer tellal iken, pireler berber iken);  Kanal D Haber'in başında Fatih Altaylı var iken;  ayda bir sayın RTE  özel bir program ile tek başına canlı yayın konuğu olur, saatlerce konuşur iken... Hürriyet gazetesi ve Kanal D haber bültenleri  "Emine Erdoğan'ın şık başörtüsü göz kamaştırdı", "First Lady'nin baş örtüleri"  konulu haberlerler yaparak kamu görevini yerine getirirken  (oha!)  kimse bunlara yandaş, yunduş demedi?  Tostunu yedi yattı.
Emin Çölaşan'ı yıllarca ben mi kadroda tuttum?
İktidarla işler iyi giderken adamın  (Çölaşan)  ipini sağlam tut,  kötüye gitmeye başlayınca salı salıver üzerlerine gitsin!
Çölaşan yıllar sonra bunları kendi yazdığı kitabında da dile getirdi. Sansürendiğini filan... (Ne hikmetse kovulana kadar sansürü sineye çekmiş; ama kovulma eylemine maruz kalmasını onuruna yedirememiş.
O da n'apsın?  Kaleme sarılıp hemencecik Aydın Bey ve Ertuğrul Bey'in hiç bilmediğimiz iç yüzlerini ifşa edi edi verdi!  "Yersen" diyeceğim ama,  bu okur-yazar-laik kitle bunu da yedi.)

AKP, Meclis'ten AB kriterlerine uygun olmayan, yolsuzluğa kapı aralayan "İhale Yasası"nı geçirirken ne CHP ses verdi ne MHP. Taraf eleştirdi günlerce... Ama pardon, yandaş medya idi doğru Taraf,  ben karıştırdım gene herhalde pardon...

Ben de bu ikiyüzlü tutumlara katlanamıyorum artık, maalesef.  Toplumun midesi, bağırsakları, etleri...yalanlarla örülü.