16 Ocak 2012 Pazartesi

Ermeni Soykırımı'nı Tartışma Eşiğinde

Uzun zamandır yazmıyorum buraya. Köprünün altından çok sular aktı. Kişiselde kayıplar, bitişler-yeni başlangıç hayalleri, korkular, ameliyatlar... Ülke gündemi derseniz her şey jet hızıyla alıp başını gidiyor... Beni tekrar yazmaya teşvik edenler arasında, çocukluğumun ellerinde olduğu bir yakınımın yoğun bakımdan çıkamayışı (Aralık 2011) ve tam o günlerde Ekşi Sözlük'teki bir olay (?) etkili oldu sanırım.


Mevzu:
Ermeni Soykırımı
Hukuk eğitimi aldığını söyleyen ve hukuki yaklaşımlardan pek de hazetmediğini uzata uzata örneklendiren bir hacivat ile iletişime geçtiğimde, cevapları karşısında hayetlerimi ifade edebilmem zor.

Kendi ifadesine göre; çok şükür kendisi Allah korkusu olan, bunun aksi insanlardan olmadığından, vicdansız şerefsiz sabit fikirli ve önyargılı olmasının mümkün olmadığını beyan eden, "Müslümanlar katliam yapmaz" eşiğini çoktan aşmış bu sabit fikirli yazarın; ırkçı, milliyetçi, ulusalcı ve İslam soslu entry'si -tahmin edileceği üzre- Ekşi Sözlük haftanın en beğenilen entryleri listesine de girmiş...


Türk milleti adına, kendi ifadesi ile "dik duruş" sergileyen bu yazara benim gönderdiğim mesaj şu idi:
(#26717342) hukuktan nefret ettiğinizi söylemişsiniz ama kendi eleştirdiğiniz bakış açısını fevkalade yüklendiğiniz görülebiliyor. ekşi sözlük, hatta neredeyse tüm sözlükler milliyetçi yuvası olduklarından alkışlayanınız da boldur, şüphesiz. yalnız ben entrynizi "ermeniler bizden özür dilesin ve tazminat ödesin" diye bitirmemenizi yadırgadım, onu paylaşmak istedim. böylece daha tutarlı bir dik duruş sergileyebilirdiniz oysa.


Olayın "Hukuksal" boyutu üzerinde kafa yoran, hukuk eğitimi almış bu yazardan gelen cevaplara karşı yaşadığım şaşkınlıkların da etkisi ile, ilgili başlığa yazdığım entry şöyle oldu:
allah korkusu olan insanlar olarak orantısız bir katletmeyi, müslüman halkı öldürmek veya zarar vermek gibi hiç bir eyleme karışmamış yüzbinlerce masum insanın mallarına konmayı ve bir milleti kendi anavatınında öldürüp uzaklara sürmeyi gerçekleştirebilecek kadar şerefli, yüksek fikirli ve önyargısız olanların savundukları ve akladıkları bir olay. çok şükür, ne mutlu ki milletimizin hukuk fakültelerinden osmanlı'nın dahi savunmadığı ayıplarını aklamak için seferber olacak kadar böylesi dik duruş sergileyen hukukçular fabrikasyon şekilde çıkış yapıyor.
------------------------------------------------------------------------------


Son günlerde, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İnsan Hakları dersleri veren Prof. Anıl Çeçen'in açıklamaları da dikkat çekmekte...


"İnsan Hakları Sözleşmesi geçerliliğini yitirdi. Savaş hukuku uygulansın.... Göstericilere füze atılsın. 40-50 kişinin toplandığını uzaydan tesbit ettiğimiz anda, toplananları füze atıp imha edelim... Türklere doğum kontrolü yapılıyor ama yoksul Kürtlerin on çocuğu var. Ben araştırdım, Dünya Bankası bunlara para ödüyor. Ortada bir plan var" diyen bir hukukçu kendisi.

Böyle insanların hukukçu olduğu bir yer işte Türkiye.

"Halkımız cahil" mottosundaki eğitimli (pardon "yüksek öğrenimli") kitlemiz, bünyesinden gerçekten öyle bir hukuk ordusu çıkarmış ki; hele "milli meselelerimiz" kategorisi söz konusu olduğunda o derece sırıtan bir dinci-milliyetçi jargonları var ki...
O derece "dik duruş" sergiliyorlar ve bu arzın toplumda o derece talebi var ki...




  • Ekşi Sözlük başlığındaki şahsi görüşüm/entry'm şurada.
    ("entry" demezsek sözlüğü tanımıyorsun muamelesi çekilebiliyor)
  • Anıl Çeçen hakkındaki bir yorumdan alıntı:
Ulu önderine borcunu ne yapsa ödeyemeyecek bir Kemalist. Ulu önder olmasaydı kendisi gibi birinin hukuk fakültesinde insan hakları dersi verdiği bu cumhuriyet olur muydu, olabilir miydi? Ya da ne bileyim Sabiha Gökçen gibi bir ulu pilotumuz mesela, olabilir miydi? Hepimiz çok şey borçluyuz ulu önderimize... Savaş hukuku, Cenevre Sözleşmesi, İç savaş saptaması filan benim bildiğim kadarıyla PKK'nın kabulünü talep ettiği şeyler. Sen ben keskin olmak adına "İç savaş ulan bunun adı" deriz de bir devlet yetkilisinin ağzından böyle şey duyamazsın. Çünkü neden, çünkü bu resmîleşirse PKK "savaşan taraf" statüsü kazanır. Bunu kazanınca da misal Akdeniz'de silah yüklü gemiye PKK bayrağı çekilince uluslararası sularda o gemiye kimse ilişemez. Hiç sanmam ama, bunu mu istiyormuş? Yok, değildir. Herhalde onun istediği TC'nin tek taraflı olarak "savaşan taraf" kabul edilmesi, Diyarbakır'ı bile bombalasa insanlık adına kimselerin "Şşşt alooo, n'apıyon bilader?" dememesi.
(mehmet ordekci. 12/01/2012, Ek$i)
.

21 Nisan 2011 Perşembe

Ergenekon, Silivri, Hukuk, Yaklaşan Seçimler ve Milletvekili Adayları

.
İkinci Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı gazeteci MUSTAFA BALBAY, CHP'den milletvekili adayı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Balbay bizi tercih ederse mutlu oluruz" sözlerine cevaben "CHP bir siyaset kazanı. Bende o kazanın içinde yoğrulmaktan mutluluk duyacağım" şeklinde bir yazılı açıklama yapan Balbay'dan sonra, aynı davada yargılanan TUNCAY ÖZKAN da CHP'den
milletvekili aday adaylığı başvurusunda bulundu.


Başkent Üniversitesi eski Rektörü, Ergenekon tutuklu sanığı MEHMET HABERAL da kadroya katıldı sonra. Kalp rahatsızlığı gerekçesiyle uzun süre hastane nakilleri yapılan ve yaşam tehlikesi bulunduğu dahi söylenen Haberal için Zonguldak birinci, Mustafa Balbay içinse İzmir birinci bölge birinci sıra deniyor.
(Ecevit-Haberal-Ecevitçi Zonguldak'tan adaylık.)

"M.Haberal yataktan kalkarsa küt diye gidecekti hani??? şiiit Gata sana soruyorum!" (@ariadne)
"Mehmet Haberal: CHP'den milletvekili adaylığı sonrası turp gibi olan ulusalcı."



Devrimci Karargâh Örgütü'ne yardım ve yataklık suçlamasıyla Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski Emniyet Müdürü HANEFİ AVCI milletvekili adayı olabilmek için görevinden istifa etti. Önce CHP'den aday olacağı konuşuluyordu ama bu konuda süregelen ön tartışmalar nedeniyle bu olmadı galiba. Liste dışı kalan Avcı, İstanbul 3. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı.

Hanefi Avcı; Nur Cemaati'nin Emniyet, Yargı ve ilgili makamlarda örgütlendiği, Ergenekon soruşturmalarına yön verdiği iddialarını barındıran "Haliç'te yaşayan Simonlar" adlı kitabının yayımından sonra tutuklanmıştı. Evlilik dışı ilişkisi, kitabın gerçek yazarının kendisi olmadığı gibi birçok gündem dedikodularını da ekleyeyim.



CHP'den milletvekili adayı olmak için başvuran Ergenekon Davası'nın tutuklu sanıklarından Tuncay Özkan liste dışı kaldı. Melih Gökçek'in "seçimlerden sonraki CHP başkanı Tuncay Özkan olacak" kehanet-tweeti belki de dikkat çekiciydi kim bilir? O da İstanbul'dan bağımsız adaylığını koydu. Özkan: "Savcılara sorduğum soruyu sayın Kılıçdaroğlu şimdi size soruyorum, benim suçum ne? Benim adaylık başvurumu neden reddettiniz? Bu vefasızlık, bu sessizlik niye?"
Bu arada bir diğer Ergenekon tutuklusu Emekli Korgeneral ENGİN ALAN, MHP'den İstanbul 1.Bölge 1.sıradan listeye girdi. CHP'den aday adayı olabilmek için SİNAN AYGÜN, Ankara Ticaret Odası başkanlığından istifa etti ve Ankara'dan CHP MV adayı oldu. (Bu derece sağcı ve deşifre bir isim bile.) Yani kıssadan hisse: ERGENEKON MECLİSTE!






Biraz da hukukçular cephesine bakalım. İLHAN CİHANER de CHP'den adaylığını koymuştu, ancak o da listelere alınmadı. Hatırlarsanız kendisi Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı idi ve makamında olaylı bir polis baskını olmuştu. Sonra yargılanmış, görev yeri ve yetkileri değiştirilmişti filan... İstifa edip CHP'ye katılmak ve 12 Haziran seçimleri ile MV olmak istedi ama aday yapılmadı gibi gözüküyor şu tarih itibariyle.
Son dakika: YSK tarafından verilen kontenjan adayı kararının ardından, İlhan Cihaner Denizli'den CHP adayı olarak gösterildi.


EMİNE ÜLKER TARHAN milletvekilliği adaylığı için YARSAV başkanlığı görevinden istifa ederek CHP adayı oldu. HSYK eski Başkanvekili KADİR ÖZBEK de milletvekili adayı.
"Eğer siyaset yapmak istiyorsan cübbeni çıkart gel" çağrısına uydular demek ki sonunda... Ağustos ayındaki bir yazımda şöyle demiştim:
"(YARSAV) Sıradan vatandaş olarak ne olduğunu bilmediğimiz bu kurum ve başkanları (Emine Ülker Tarhan ve öncesinde Ömer Faruk Eminağaoğlu) son dönemde adeta bir siyasi parti genel başkanı havasında her gün basın açıklaması yapıyor ve iktidarı eleştiriyor. İktidardakiler de sağolsun işte karşılıklı atışmaya devam..."
(bkz: Gündem Ağustos 2010/4)



YİĞİT BULUT'un adıysa AKP İstanbul ikinci bölge diye geçiyordu ancak aday gösterilmedi. Adamda iyi manevra kabiliyeti var ama hakkını vermek lazım. Ulusalcılıktan girdi, DP'den yolu geçti ve en son AKP'ye kapak atmaya çalıştı. Olmadı.



Olaylı eşi ÖZLEM TÜRKÖNE (Özlem siyasette yeni), geçen dönem İstanbul 1. bölgeden AKP milletvekili olan MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE listede yer bulamazken; karikatürist Salih Memecan'ın eşi NURSUNA MEMECAN Sivas'tan, Sakarya'dan aday gösterileceği konuşulan milli futbolcu HAKAN ŞÜKÜR İstanbul 3. bölgeden, Dış İşleri Bakanı AHMET DAVUTOĞLU Konya 1. sıradan, gazeteci ŞAMİL TAYYAR Gaziantep'ten aday gösterildi. (AKP)
Oktay Ekşi'nin Hürriyet'ten CHP'ye yatay geçişinin benzerini şimdi de Muammer Güler AKP'ye geçerek yapıyor. Herkes ödülünü alıyor. (@itaatsiz)


14 Mart geceyarısı uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanan İBRAHİM TATLISES ise Urfa'dan bağımsız aday. Önce AKP'den adaylık beklemiş kendisi, ancak olmayınca olmuyor dememiş ve bağımsız adaylığını koymuş (Bu kez, geçen seçimlerde Uzanlar'ın Genç Partisi'ndeki İstanbul adaylığı gibi bir gözü karalık yapmadı.)
Son dakika (21 Nisan): İbrahim Tatlıses adaylıktan çekildi.



Biraz da Ergenekon'un seyrine bakalım:
Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın Ergenekon terör örgütü (ETÖ) üyeliğinden tutuklanmaları, davaları iyice sulandırdı ve hedef şaşırttı. Son Ergenekon gözaltıları başlığında da yazdığım gibi: "Ergenekon Operasyonu" oldu: "Cemaatime dokunma! Hareketi"


"Ahmet Şık 'Ergenekoncu' olarak gözaltına alınabiliyorsa, ben de alınabilirim demektir."
"Ergenekon'u ben birilerinin cezalandırılacağı bir 'okazyon/fırsat' olarak görmüyorum. Ama bazı şeylerin bundan böyle kesin olarak bir daha yapılmamasını sağlayacak bir olay olması gerektiğini düşünüyorum. Bu da bir 'ceza' sorunu değil, bir 'sergileme' sorunu olmalı. Yani, yıllardır kurulmuş, işletilmiş bu mekanizmanın nerelere kadar uzandığını, nüfuz ettiğini ve nasıl çalıştığını bizlere açık açık göstermeli. Her şeyin ortaya çıkmamasına da razıyım (zaten elimizde değil), yeter ki çıkanlar, olayın bütünü hakkında yeterli fikir versin.
Ama bu dediğimin, kendisini tanıdığım Ahmet Şık'ı, veya yazdığından tanıdığım Nedim Şener'i gözaltına almakla gerçekleşmeyeceğini de biliyorum. Şu anda söyleyebileceğim, bu gibi davranışların (daha hafif benzerleri olmuştu geçmişte), tam tersine, sürece zarar vereceği ve ortaya çıkmış olguların inandırıcılığını da zedeleyeceğidir.
(Son gözaltılar, Murat Belge. 6 Mart 2011, Taraf)


Bugün Nedim Şener ve Ahmet Şık'a karşı başlatılan operasyon, Ergenekon üzerinden muhalif sesi susturmanın zirve noktasına ulaştığı andır.
Bu itibarsızlaşmanın sorumluluğu artık hükümetin de üzerindedir. Hükümet, Ergenekon davalarının istihbarat ayağında hakim olan zihniyet polisliği yuvasına hızla neşter vurmazsa, Ergenekon'un Susurluk'a dönüşmesinin sorumlusu olarak tarihe geçecektir.
(Ergenekon Susurluk'a dönüyor, Ahmet İnsel. 6 Mart 2011, Radikal)
(*) Ahmet Insel davanın zihniyet polisliğine dönüşmesinin Türkan Saylan'ın dahil edildiği aşamada başladığını iki yıl önce belirtmişti.


Ülkemizde mahpusların yüzde 55'ini tutuklu yargılananlar oluşturuyorken, sanık hakları sadece paşalar ve bir kısım gazeteciler içeri alınınca aklına düşenlerin samimiyetine inanalım mı?
('O da' mı muhalif (tüm metin), Hilâl Kaplan. 23 Şubat 2011, Taraf)

Aslında medya dışında sokaktaki vatandaşın umrunda değil hatta hoşuna gidiyor. (dersimi - 9 Şubat 2011, Radikal Online)

Toplu mezarların açılması, Diyarbakır'daki JİTEM davası vd Ergenekon davasının yan ürünleri, keşke bunlar davanın ana konuları olabilseydi. (@orkece)




Gelen tepkiler sorasında hükumet önce "Yargının işidir, biz karışamayız"; Başbakan ise "Yargı toplumsal duyarlılıkla değil dellilerle hareket eder. Beklentimiz sürecin hızlanması" dedi; sonrasında ise olaylar Ergenekon Savcılarının değiştirilmesine kadar uzandı. Ergenekon soruşturmasına bakan Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve Ercan Şafak davadan alınarak İstanbul Başsavcıvekili olarak atandı.
CHP ve BDP'nin Ergenekon ve KCK davalarından tutuklu çeşitli isimleri aday göstermelerini değerlendiren Recep Tayyip Erdoğan: "Dokunulmazlık kaldırılsın diye bu kadar konuştular. Şimdi dokunulmazlık zırhına kimlerin müracaat ettiği ortada."




VETO: Yüksek Seçim Kurulu (YSK); aralarında Hatip Dicle, Leyla Zana, (polis tokatlayan) Sabahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Gülten Kışanak'ın da bulunduğu DTP/BDP'nin 12 bağımsız milletvekili adayının adaylıklarını, milletvekili seçilme yeterliliğini etkileyecek
eski mahkumiyetleri bulunduğu gerekçesiyle iptal etti.

Kişisel yorumum: Utanç verici bir karar. Mecliste mafya ile bağlantıları afişe olmuş olan, hatta Wikileaks belgelerine bile girmiş isimler dahi aday olabiliyor, yolsuzluk veya değil, başkalarında da sorun yok ama sıra BDP'lilere gelince adaletin kılıcı iniveriyor, bravo! Ayrıca mesela Sabahat Tuncel'in milletvekilliğine gerçekten bir mani olsaydı, zaten daha önce milletvekili olamazdı. Olay bitmiş, kadın milletvekili olmuş, tekrar adaylığını koyuyor, bunlar bitmiş olayı yeniden açıyor.
"abdülkadir abi (Abdülkadir Aksu) listede, Cemil Çiçek listede, Hrant cinayetinin baş valisi Muammer Güler listede... Kafatasçı tespitleriyle ünlü Yusuf Halacoğlu MHP'den milletvekili adayı olmak için Gazi Üniversitesi'ndeki görevinden istifa etti..".



Yüksek Seçim Kurulu'nun provokatif kararı ardında yükselen tansiyon sokaklara taştı. On binlerin katıldığı gösterilere saldıran asker ve polis onlarca kişiyi yaraladı. Yüzlerce insanın gözaltına alındığı olaylar sırasında Bismil'de üzerine ateş açılan İbrahim Oruç yaşamını yitirdi. (Kanlı Seçim; Halka Gaz, Dayak ve Kurşun!)
Görgü tanıkları silahla hedef alınarak vurulan Oruç'un yere düşmesinin ardından tekmelenmesiyle dişlerinin kırıldığını belirtti. Bu arada gösteriler sırasında anaokuluna/kreşe molotof kokteyli atmak gibi aşırılıklar tepki çekiciydi. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayı protesto eden Van'daki bazı göstericiler, bir banka şubesine molotofkokteyli attı, "haklıyken haksız duruma düşmek" gibi yorumlar yapıldı. Ayrıca aralarında zaten hali hazırda milletvekillerinin yasal durumu aday olmalarına bile imkân vermiyorsa, nasıl milletvekili oldular geçen seçimde? Yine de, Türk Medyası "vatan hainleri", "teröristler" gazlaması yapmaktan geri durmadı ki burada yapılan bir demokrasi ayıbıdır, büyük ayıptır. Bu bariz gerçeği bile kınayamadı büyük medya.

AKP'ye duyulan nefretin yarısı Kürtlere reva görülen şiddete duyulsaydı, şimdiye kadar şahane bir ülke olacaktık. (@erkanshen)
Bankayı ateşe verenle, onların haberini ateşle veren güya haberci arasında ne fark var? Biri kahverengi, öteki lacivert. (@theserendipity)


Bu kararın en çok AKP'ye yarayacağı ve siyasi-planlı bir karar olduğu konuşulmaya başlandı hemen. YSK vetosuna CHP'den tepki geldi. Meclisi olağanüstü toplayarak YSK krizini çözme önerisinde bulundu CHP. Gelişmeler ve artan tepkiler üzerine midir bilinmez; YSK bu kez de "Eksik belgeler tamamlanırsa adaylar seçime girebilir" açıklamasını yaptı. (Şaka gibi!)
1.5 yıllık hapis cezası 6 ay hapse çevrilen İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel'in parlamentoya tekrar girmesinin önü açıldı. Gültan Kışanak da mahkemeden seçim hakkına ilişkin belgeyi alarak YSK'ya iletti. Hukukçu olmadığımdan anlamını tam idrak edemesem de, mahkemelerin apar topar "memnu hakların iadesi" kararları almasının, bağımsız adaylar için süreci normale döndürdüğü söyleniyor.
21 Nisan'daki YSK toplantısı sonrasındaysa; HATİP DİCLE, LEYLA ZANA, SALİH YILDIZ, ERTUĞRUL KÜRKÇÜ, GÜLTAN KIŞANAK ve SEBAHAT TUNCEL ve HARUN ÖZCAN'ın milletvekili adayı olmalarına engel durumlarının bulunmadığı açıklandı. Yani bu isimler 12 Haziran seçimlerinde adaylar arasında yer alacak. İsa Gürbüz, Çiçek Otlu ve Şerafettin Efe'nin itirazları ise reddedildi.

Ey YSK. Değdi mi? Bir gencin ölümü, onlarca yaralı yüzlerce dükkan ve arabanın tahrip olmasına değdi mi?aynı kararı daha önce alamaz mıydınız. Türkiye'ye bunu yapmaya hakkınız yoktu. Bu faturayı ödetmemeniz gerekirdi. Artık güvenilirliğiniz kalmamıştır. (*, *)



yasakların ardındaki derin elden nasıl rahatsızsam, aynı derin elin yasakları 1 günde kaldırmsından da rahatsızım.bağımsız bir hukuk istiyorum. (@sucluyorum)

"YSK'nın altı üyesi Yargıtay'dan, beş üyesi Danıştay'dan geliyor.
Hepsi hukukçu.
Peki, bu kadar çok karar değiştiren hukukçulara ve onlara böyle karar değiştirme imkânı veren hukuk sistemine nasıl güveneceğiz?
Bu kararların siyasi olmadığına nasıl inanacağız?"
"Burası devlet falan değil; Ankara "bela" arayan adamlarla dolu ve istediklerinde o belayı da çıkartabiliyorlar."
"Bu ülkenin huzura ve barışa kavuşmasını isteyenlerin çok kararlı davranması, bu devleti, Anayasa'yı, kurumları baştan aşağıya değiştirmesi gerekiyor.
Bu devlet bitti çünkü."
(Bitiş -tam metin-, Ahmet Altan. 20 Nisan 2011, Taraf)

Olayı Ergenekon'a bağlayanlar da olmadı değil:
AKP nin anayasayı değiştirecek cogunluga ulaşması muhtemel olan bir secim oncesinde kim Turkiyeyi sallamak isterdi bu kadar acaba? (@kuntakinteden)


Hazırlanacak yeni Anayasa için TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı gibi özel bir görevi de bulunan AKP'li BURHAN KUZU, YSK'nın bu kararına destek verdi ve "YSK zaman zaman çok yanlış kararlar verir. Ama belki en doğru kararlardan birisi budur maalesef" diyerek vetoya sahip çıktı.

Ve son olarak, Samsun'dan bağımsız milletvekili adayı olan 28 yaşındaki İsmail Çelik'in adaylığını YSK kabul etti. İsmail Çelik, Samsun'daki bir duruşma çıkışında açıklama yapan DTP/BDP Genel Başkanı Ahmet Türk'ü yumruklamıştı.
.

12 Nisan 2011 Salı

Yasaklar ve uzun bir aradan sonra tekrar merhaba

.
Selam. Neredeyse 1 aydan fazla bir zamandan sonra tekrar bir şeyler yazıyorum buraya, ki bu kolay değil benim açımdan. Hatırlarsanız geçen ayki Blogger/Blogspot kapatma kararı sebebiyle, bloglara erişim yasağı getirilmişti. Geçici çözümler bularak (DNS ayarları vs.) girmeyi başaranlarımız olsa da; açıkçası kendi adıma bir kopuş, böyle bir absürd yasakçılık anlayışından tiksinme halleri içerisindeydim. Bu süreçte blog yazarlığı ile aramda bir soğuma oldu gibi. Yazma işi böyle işte, düzenli zaman ayır(a)mayınca kopuyor ve soğuyorsun. Bazen de şöyle oluyor: Diyelim ki yazmak istediğin çok şey var önünde, zamanın da var. "Hangisinden başlayayım, hangisine yoğunlaşayım?" kararsızlığından bir türlü başlayamıyorsun. Açıkçası durumum böyle.

Bu çekingenlik halini aşmaya çalışırken, ufak bir giriş olarak yakın zaman içerisinde ülkemizde hatırladığım internet yasaklarından biraz bahsetmek istiyorum.

"Atatürk'e hakaret videoları" öne sürülerek sosyal paylaşım sitesi YouTube'un kapatılması var önce. (Aslında şeffaf, askerler ve siyasetçiler ile ilgili videoların kamuya açıldığı bir mekanı kapatmak ve yasakçılıktı bu kararın sebebi. Atatürk videoları ve Atatürk'ü koruma kanunu bu işin kılıfı oldu bence.) Yasağa rağmen, ufak DNS ayarları veya Hosts dosyasındaki değişimlerle YouTube'a girmeye devam ettik. Yıllar sonra hem siteye olan ilgi-alaka hem de "değişen zaman" derken tam YouTube açıldı diye seviniyorduk ki; yasağın kaldırılışı daha birinci ayını doldurmadan bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim videoları yüklenmiş diye, başvurusu üzerine YouTube tekrar kapatıldı.

Bir ara Google'ı kapatalım kampanyası başlatılmıştı hatırlarsanız. Gerekçe: "Vergi vermemesi ve dokunulmazlara karşı hakaret içerikli yayınlar yapılması" olarak açıklanmıştı. AKP'li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?" diye soruyordu. (bkz: Google sansürü)

Adı geçen ilgili siteleri kapatalım furyasında öncelikle AKP hükumetinin adı geçiyordu. Sonradan Atatürkçü Düşünce Derneği de bu yasaklara destek vermişti hatırlarsanız. ADD Başkanı Tansel Çölaşan'ın yorumu şöyleydi:
"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir. Mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."
Yani o da kapatılmalıdır diyordu ve bu hanım Danıştay Eski Başkanvekili! (bkz: Gündem Ekim 2010)


2010'un sonlarına doğru, MÜYAP'ın "telif hakları" şikayeti ile müzik dinleme sitesi Fizy kapatıldı.
Ve nihayet Mart 2011'in ilk günlerinde Blogspot.com/Blogger'a da erişimler engellendi. "Yuh artık!" dedik, bu nasıl "hukuk", bunlar nasıl "hukukçu"?? Bloglar üzerinden Lig TV yayınları yapıldığı gerekçesiyle davayı Digiturk açmış. "Peki neden bütün bloglar cezalandırılıyor?" diye isyan ettik, Twitter'da #blogumadokunma dedik. Bu yapılanın, sırf içinde hırsız bir aile ikamet ediyor diye tüm mahallenin bütün giriş-çıkışların yasaklanmasından ne farkı vardı?


Bu sürecin bana tek kazandırdığı ise (buna bir 'kazanım' denebilirse eğer) Twitter oldu. Daha fazla zaman ayırmaya başladım yani Twitter'a ve yasağın kaldırılışından sonra blogumu ihmal ettim. (Zaten o nasıl bir "yasak kaldırma" idiyise, günlerce Blogger'a akşam girdik sabah giremedik veya bir gün açıldı sonraki günler açılmadı... Bu döngüler de baydı tabii.)

Twitter demişken: 140 harf kısıtlaması, "ben seni ekledim sen de beni ekle yoksa takipten çıkarım" bakış açısı biraz sıkıcı. Bir de okuduğunu anlamayan bir eğitimli güruh var gerçekten bu ülkede, onlardan kaçış yok. Bir de ulusalcılardan... Sanırım bütün interneti kaplamışlar:)
.

3 Mart 2011 Perşembe

Son Ergenekon gözaltıları

.
İleri Demokrasi'nin bizi getirdiği yer:
"Ergenekon Operasyonu" oldu: "Cemaatime dokunma! Hareketi"
.

1 Mart 2011 Salı

Gündem Şubat 2011/3 . (Batum + OdaTv)

.
5 Şubat'ta Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Zonguldak Şubesi'ni ziyareti sırasında Süheyl Batum'un sarf ettiği sözler, hem Genel başkan yardımcısı olduğu CHP'yi hem de ülkeyi karıştırdı. "Koca bir askeri yıktılar. Meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz. Meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıktılar, ancak CHP'yi yıkamadılar."

Benim için şaşırtıcı olmadı bu açıklamalar. Zaten daha önce "CHP'deki 2010 model değişim" başta olmak üzere CHP üzerine yazdığım çeşitli bloglarımda değindiğim şeyler.
Şimdi bakalım başkaları ne demiş?



Başbakan Erdoğan: "Anamuhalefet partisi geçmişinden bugüne darbe şakşakçılığından vazgeçmedi, ne yazık ki bugün de vazgeçmiyor." "Senin her yerin anayasa hukukçusu olsa ne olur!" Erdoğan, Zonguldak savcılığının bu konuda soruşturma açtığını hatırlattı. Fakat bunun yetmeyeceğini, TSK'nın kendilerine bağlı bir kurum olduğunu ve gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, yaptığı bir basın açıklaması ile (BA - 04 /11) bu sözleri isim vermeden kınadı. Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, CHP Genel Merkezi'ne sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. (Benzeri sözler bir başka parti mensubu siyasetçi tarafından söylenmiş olsa, bu kadar ılımlı tepki verilir miydi?)

Kemal Kılıçdaroğlu: "TSK'yı ancak genel başkan eleştirebilir." ("Orduyu eleştirmek, CHP Genel Başkanı katında olur ancak.")
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Batum'un sözleri hakkında inceleme başlatmasıyla ilgili olarak ise Bülent Arınç örneğini (bkz: Mart 2009) hatırlattı ve "Aynı savcı, merak ediyorum Bülent Arınç için neden bir şey yapmadı? O zaman bunu duymadılar mı?" diye sordu. "Batum istifa etmeli mi sizce?" sorusuna cevaben ise "Bana böyle sorular sormayın" demekle yetindi.


Batum için söylenebilecek tek şey veya en isabetli şey, "Batum bir darbe meşrulaştırma-tetikleme hukukçusudur".
(kakavan - 8 Şubat 2011, Radikal Online)
CHP'deki iktidarın Sn. Kılıçdaroğlu'na geçtiğini zannetme hayalperestliği Süheyl Hocanın açıklamalarıyla su yüzüne çıkmıştır. 2011 seçimleri sonrası siyaset sahnesinde adını bile duyamayacağımız Sn. Kılıçdaroğlu değişme vaatleriyle bizleri aldatan lider olarak anılacaktır. Ülkenin elitlerinin partisinin değişikliği rüyası kısa sürmüştür.
(megul)
Seçim sonuçlarının hayalkırıklığına yol açacağı anlaşılınca Kılıçdaroğlu sonrası dönem için kılıçlar çekildi bile. Belli ki 28 Şubat 'Milli Görüş' için ne ise, 12 Haziran 'Laik Görüş' için o olacak. Laikler arasındaki demokrat-otoriter bölünmesi 12 Haziran'dan sonra kurumsallaşacak. CHP kimin elinde kalacak kavgası başladı. Ben Süheyl Batum'un temsil ettiği otoriterlerle aynı fikirdeyim. CHP otoriterlerin partisi olarak kalmalı ve laik demokratlar yeniden organize olmalı. Benim tercihim durmadan temcit pilavı gibi öne sürülen yeni oluşumlardan ziyade EDP'de birleşmektir. Şimdiye kadar yapılan denemeler boşa çıktı çünkü zamanın ruhu uygun değildi. 12 Haziran'dan sonra uygun olacak. Laik demokratlar uzlaşarak tek bir yapıda birleşmeli.
(İtaatsiz - 9 Şubat 2011, Radikal Online)


Asıl "kağıt kaplan" asker değil, siyasiler...
Geçmişimizi giderek daha sağlıklı şekilde inceleme olanağımız oluyor ve her olayda, asıl sınıfta kalanların siyasetçilerimiz olduğunu daha çok ortaya çıkıyor.
(10.02.2011 - Posta)

(Birand'ın gündemdeki gelişmeleri yorumladığı çeşitli yazılarından ve twitlerinden kolajlar sunacağım önümüzdeki günlerde.)



(*) chp aslında akp'nin süper iyi çalışan çocuk kolları teşkilatı olabilir mi? kafadan bi yüzde 15 katkıları var bence akp'ye.
(*) kazara süheyl batum istifa etse akpliler çok üzülmez mi?
@Hakan_Toker

(*) Süheyl Batum, "Elli bin kişiyle Silivri'ye gitseydik," demiş. CHP hâlâ nerelerde. Elli bin kişiyle Mutki'ye niçin gitmiyorsunuz? @semihgumus

(*) "İktidarı ancak CHP genel başkanı eleştirebilir", "TSK'yı ancak CHP genel başkanı eleştirebilir"... Sonra da AKP'lilere biatçı derler.
(*) Sorbonne'da demokrasi liberalizm kültür vb. üzerine tonlarca bilgi ediniliyor ama ruh bunları almıyor, ruh askeri darbe hayalini sürdürüyor. @resatcalislar






14 Şubat 2011 - OdaTv baskını
Polis, Ergenekon Terör Örgütü'nün medya yapılanması olduğu ve bu örgütün hedefleri doğrultusunda yayın yaptıkları gerekçesiyle OdaTv'yi bastı. Soner Yalçın ve ekibi gözaltına alındı. Operasyonlarda OdaTv binası ve Soner Yalçın'ın Levent'teki villasında, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından çeşitli aramalar yapıldı. Çok sayıda bilgisayar, harddisk ve dijital materyale el konulduğu söylendi.
OdaTv'nin imtiyaz sahibi Soner Yalçın'ın yanı sıra Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu tutuklandı. Sitenin Yayın Koordinatörü Doğan Yurdakul, polisin bulduğu Ergenekon belgelerinin bilgisayarlarına hacker tarafından yerleştirildiğini savundu.

Hem Türkiye hem de yabancı basında tepki ve şüphe ile karşılanan baskına, ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin "Bir tarafta basın özgürlüğü deniliyor, diğer yanda gazeteciler gözaltına alınıyor. Biz anlamıyoruz" sözleri ise hükumet kanadında tepki ile karşılandı.


Kişisel yorumum: Tabii ki basın özgürlüğü adına ve "İleri demokrasi bu mu!" benzeri pek çok karşı tepki geldi bu baskına ama... Ne var ki bence olması gereken veya olması beklenen derecede tepki de gelmedi gibi... Ve bunun böyle olmasında en önemli sebep OdaTv'nin bizzat kendi tutumu oldu.
Saldırgan, kişileri hedef alan, karalama amaçlı bu siteye yapılan polis baskınını "basın özgürlüğü"ne koyamadı ahali. Ben burada CHP'den bahsetmiyorum. Sadece laik kesimden bile değil, genel olarak Türkiye modernlerinden de güçlü bir tepki gelmedi. Ve kendilerinden farklı düşünenleri karalayarak susturanların, oklar onlara döndüğünde demokratik söylemlere sarılması ne acıklı.
Ve ne ilginçtir ki... Başkalarına "Sorosçu", "Yahudi", "Ermeni", "şuraya buraya çalışıyor", "ABD yanlısı", "CIA/Mossad ajanı" gibi kodlamalar yapan, (özde veya sözde) soy sop güzellemeleri döşeyerek yabancı düşmanlığı yapan bu ulusalcı yapılanmayı savunanların savunucuları; bir Dani Rodrik bir ABD Büyükelçisi ve bazı İsrailli Yahudiler oluyor.


"Gerçekten bu toplum, ırkçı faşist bir işadamının demokrasi ve fikir özgürlüğünü temsil ettiğine inanıyor mu?" diye soruyordu Yıldırım Türker:
"Riyakârlığı bir kenara bırakın.
Faşist bir işadamının muhalif bir basın emekçisi olarak portresini yutturamayacaksınız."
(Soner Yalçın sınavı. 21/02/2011 - Radikal)

CHP Genel Başkanı Dersimli olmasına binaen kendisini Kürt sayanlara, yedi göbekten Türk olduğunu ispatlasın diye zamanında Soner Yalçın'ın yardımına başvurmuştu.
(Ertuğrul Kürkçü. 22/02/2011 - Bianet)


K.G. : "Hangi terazi ile tartarsan, o terazi ile tartılırsın" diye bir laf vardır hani. Soner Yalçın ve OdaTv'si, çeşitli insanlar hakkında karalayıcı-hedef gösterici-milliyetçiliğin en zehirlisinden bir yayıncılık anlayışını yürüten; cevap hakkına geçit vermeyen bir oluşumdu. Olumlu ve alkışlanacak tarafları da vardı/vardır. Ancak artıların varlığı, dağ gibi olmuş eksileri görmezden gelmemize engel olmamalı.
AKP hükumeti son zamanlarda antidemokratik bazı uygulamalara girişmiştir ve muhaletsizliğinin verdiği rahatlıktan olsun, iyice MHP çizgisine yanaşmasıyla olsun, dış politikadaki hızlı ve tehlikeli geçişleriyle olsun, soru işaretleri ve tepkilere gebe işler yapmaktadır. Ama bunları eleştirelim derken adresi de doğru seçmek lazım diye düşünüyorum. Soner Yalçın ve benzerleri, kendilerinin başkalarına reva gördüklerinin küçük bir benzerine maruz kalıyorlar sadece... Oysa ben dilerdim ki, ne "Ergenekon" ne başka bir şey, bu kişiler asıl "nefret suçu" ve "halkı kışkırtma" sebepleri ile kınansalardı.




(*) Soner Yalçın kendisine sahip çıkan ABD elçisi hakkında ''bu amerikalılar o emperyalistlere benzemiyor'' açıklaması yapacak mı? (@mmulteci)

(*) "Kayıtsız şartsız Oda TV'ye biat edeceksin, kusurunu görmeyeceksin" diye dayatırsanız; o zaman siz de cemaat olmuşsunuz demektir. (@umitalan)

(*) Kemalizm tarikatının Odatv kolunun tekkesine baskın yapılmış. Kemalist tarikatlar giderek etkilerini yitiriyorlar.
(*) Eğer fikir özgürlüğü sadece Soner Yalçın çizgisinde fikirler için talep edilecekse, ne olur fikir özgürlüğü olmasın. *Eğer fikir özgürlüğü Beyaz Türkleri, orduyu, zenginleri yüceltip halkı aşağılama özgürlüğüyse ne olur fikir özgürlüğü olmasın.
(*) Beyaz Türk medyası tarafından şişirilen mikroskobik düzeydeki hükümet muhaliflerine baskı uygulamak, onların reklamını yapmaktır.
(*) Kılıçdaroğlu "OdaTV'deki Yürekli İnsanlara" verdiği selamla, AKP'ye biraz daha oy ve prestij hediye etti. *Karşınızda Kılıçdaroğlu gibi bir solcu karikatürü olduğu sürece, yaptığınız her operasyon lehinize çalışır.
(*) Beyaz Türkler'in Soner Yalçın'ı gerçekten "susturulmuş büyük aydın" olarak gördüklerini sanmıyorum. Asıl mesele dizi-alkol-dekolte-heykel.
(*) Antiemperyalist kemalist ideolojinin kahraman gazetecisi Soner'i, Amerikan büyükelçisi ve Beyaz Türk burjuvası korumaya alıyor. *Tekrar söylüyorum: Soner Yalçın gibi bir insan üzerinden basın özgürlüğü söylemi üretilebilmesinin bir nedeni de AKP'nin alkol düzenlemeleri.
@resatcalislar
.

26 Şubat 2011 Cumartesi