Fethullah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fethullah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2026 Pazar

  Mutlak Butlan kıskacında CHP


Uzun, upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba!  👋
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için  kayda düşmek adına yazıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu,  2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda (*),  Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda  Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim,  saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı;  üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.

CHP kitlesinden yediğim ilk linç bu değildi tabi. Radikal'de sanırım 99'da idi, onu da daha önce yazmış olmalıyım,  "Türkiye'de seküler, laiklik iddiasındaki kesim iyi bir hazırlık yaparsa, İslamcı siyaset 20 ila 25 yıl içerisinde iktidardan düşebilir"  yazdığımda  söz konusu eğitimli, aydınlık, göbeğini kaşımayan ve aptal kalabalıklardan olmayan Atatürkçü kesim zincirleme bir alay nöbetine girivermişti. "Salak yaa! aptal", "Sen de İslamcısın belli!", "En fazla bir sonraki seçime giderler yavu ne 25 yılı?  ehu ehueh ahhhaaa!"  gibi laflar...

Gerçekten de CHP kitlesinin çoğu, AKP'nin bir sonraki seçimlerde gideceğini ve makarna-bulgur dağıtarak iktidarı aldığını düşünüyordu.  (Bu kesimin vasıfsızlığı ve körlüğü  onca yıldan sonra hâlâ insanı şaşırtabiliyor tabii.)



........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,  İslâm İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan  Ekmeleddin İhsanoğlu  CHP adayı olarak ilan edildiğinde yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
( «Ekmek için Ekmeleddin!» )

Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası  (en başından beri olduğu gibi)  yine "makarna bulgur",  "oylar çalındı / seçimde hile",  "Halkımız cahil - aptal - koyun!"  kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.

Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini,  kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü  (bir tek kendileri dışında)  görmeyen pek kalmadı gibi artık.

Düşünün ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ  YAE  (Yetmez Ama Evet piçleri!)  diye hakaret eden bu kesim;  ilgili kavramın siyasi-kültürel hayatımıza girdiği 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi CHP parti yönetiminin neredeyse yok hükmünde bir siyasi kampanya yürüttüğünü ne o zaman gördü, ne de sonrasında... O kadar ki, karşı taraf  «İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lazım!»  demekteyken; CHP'nin ilgili halk oylaması öncesi tek yaptığı  "Saray'ın klozet kapağı altındanmış,  bu israftır!"  ve  "Saraya karşıyız!  (Karşıyız karşı, AKP'nin yaptığı her şeye karşı!)"  sloganlarını atmaktan öteye geçmiyordu.

O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken;  ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal"  diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek  ve türevleri ise  "Evet demek vatan hainliğidir!"  lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.

Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade,  sağ duyulu ve daha sakin bir şekilde,  hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim,  ama elbette olmadı. Olmadığı gibi,  bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle.  Kendime de şöyle bir özeleştiri yapayım:
Kaybettiğini düşünmeyen,  kaybettiğini idrak edemeyen,  üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi,  kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp  "anlamaya çalışarak"  gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak.  Beyhude ve saçma bir çaba.  Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.

(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu  -  2010 Ref / YAE)



Yaşanan  Mutlak Butlan  ve  "CHP Genel Başkanlığı koltuğunu gaptırmam!"  tartışmaları sonrası,  Kemalistlerin bir dönemki yarı-peygamberine bugünlerde kendi müritleri arasında saydıran çok.
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun  ne hainliği  ne AKP adamı olması  ne bomboşluğu...  Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan  Muammer İnce'ye  yaptıkları gibi.

Evet, itinayla adam harcanır!  İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir;  miadını doldurduğunda  (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında)  ise alaşağı edilip linç ediliverir.  İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.

Şimdilerdeyse boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı,  yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh  💩  muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak.  (Ki böyle sığ, ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)



Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler,  her  "Atam"  diyenin peşine takılıyor. Adamlardaki  "iyilik ve başarı"  kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba?  Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır,  yine de işe yaramayabilir.  Bugün Türk (muhalif) siyaseti  anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.

.......Ana muhalefet partisi CHP,  başıboş sokak köpeklerini düşündüğünün çeyreği kadar,  iş hayatında özel sektör ile memur maaşları ve tatilleri arasındaki makas ve net adaletsizliği mesele etmiyor mesela.  Ülke ballı memurlar ve yandaşlar cennetine dönmüşken,  Toma şovu yapan genel başkanı her fırsatta  "Şu kadar daha devlete memur alacağız,  öğretmen ataması yapacağız,  asgari ücrete zam yapacağız"  deyip duruyor.  KK ve CHP  EYT'yi  ülkenin başına bela etmiş iken,  aynı adamlar gün aşırı vergilerin ve faturaların katlandığını söyleyip AKP'ye ekonomi üzerinden veryansın etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi  😜


Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı,  "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacı olduğunu"  düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim.  Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.



EKLER:

(*) Kamer Genç,  KK  2010'da ilk kez CHP Genel Başkanı olduğunda,  "Medya darbesi ile CHP'nin başına geldi,  Allah her siyasetçiye bir Uğur Dündar desteği nasibetsin"  demişti canlı yayında.


"2010 medyadaki aparatlar sayesinde öylesine bir basınç uygulandı ki Kılıçdaroğlu'nun tek adam olarak girdiği CHP kurultayında Baykal'dan sonra salonda delege sayısından daha fazla gazeteci vardı. Tarihte görülmüş bir şey değil ha. Tarihte ilk kez kurultay salonunda değişiklik yapıldı. Delegeleri tribüne aldılar. Delegelerin oturması gereken saha içindeki alanı gazeteciler tahsis ettiler. O kadar çok gazeteci bütün medya Kılıçdaroğlu'u istiyor. Sandalyenin üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu'nu alkışlayan, Kılıçdaroğlu tezahüratı yapan gazeteciler vardı."
Yılmaz Özdil  -  Haziran 2026



Ekrem,  Özgür,  Selo,  Mansur  ve  Tayyip Erdoğan

İlk üçü de balon.  Üçünü de medya şişirdi.  İteleme çıktısı.  Üçü de siyasi yanları ve dünya görüşlerinden bağımsız,  çok zayıf kişiler.  Erdoğan da öyle ama o samimi ve davası olan bir adamdı ki davasına yakın biri değilim. Ama en önemlisi üçü de karakter olarak zayıflar.  Özellikle Ekrem ve Özgür hepten ezik ve eğik.  Erdoğan'ı ise siyasi başarıya götüren şey karakteristikleri oldu. Bütün diğer zaaflarını örttü karakter nitelikleriyle. Tabii karakter önemli ama her şey demek değil. Üstelik Erdoğan 2019 sonrası zayıflamağa başladı ve zaafları yükseldi.
Atila Demirkasımoğlu  -  Mayıs 2026,  Twitter  (1)  (2)  (3)


"En kötüsü CHP tabanındaki dürüst kişilerin bu çürümeyi kabul etmemekte direnmesidir. Yani onlar da bu akıl dışı inatları nedeniyle suçludur."
(Mehmet Tanju Akad  -  Haziran 2026,  Facebook)


7 Eylül 2019 Cumartesi

 Canan Kaftancıoğlu Davası

2019 Ağustos'tan bir HABER:  «2012-2017 tarihleri arasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımları nedeniyle,  CHP İstanbul İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU ertelemesiz 9 küsür yıl hapis cezasına çarptırıldı.»


Ülke kamuoyunda şu andakinin aksine,  birkaç kişi dışında kimsenin Canan Kaftancıoğlu adını duymadığı zamanlarda kendisine ait bazı tvitleri derleyip  "CHP nereye koşuyor?" diye tepkisel bir soru sormuştum;  hatta bazı CHP yöneticilerinin sosyal medya paylaşımlarını aynı yazımda derlemiştim.  (Linke tıklayarak okuyabilirsiniz.)

O zaman bazı kemikleşmiş CHP'liler  "Ne var canım bunlarda?..." demişti. Zaten ezberlerinden asla vazgeçmezler ve hep en ahlaklı onlardır.  Blog yazılarımdaysa malum, sürekli CHP'yi eleştiriyoruz. Zira demokrasilerde farklı seçenekler ve gerçek bir muhalefet olmazsa, yapılan seçimler göstermelik olur; sadece sistemi legalize etmeye yarar,  hayır çıkmaz.  CHP ise adeta çakma muhalefet üretim merkezi gibi işleyen bir yapı. Ancak gelinen şu noktada, Kaftancıoğlu'na yapılan bu haksızlığa karşı duracak sınırlara da dayandık iyi mi!

Hani zaten muhalefetin hallerine anlam veremiyoruz ama; seversin-sevmezsin,  her zararlı görüş bildiren hapse  "tıkılmaz".  Mücadele yolu bu olmamalı.  Üstelik neredeyse on sene önce yazılmış, benzerleri bir sürü basın-yayın organında, kitapta, söyleşide, tweet'te;  kimisi iktidar partisinin meşhur simaları dahil farklı kişiler tarafından söylenmiş benzer sözler nedeniyle hapis cezası veriliyor.  Çifte standart  (ayrı muamele)  ve  cezanın geriye doğru işletilmesi!

Bir arkadaşımın dediği gibi  "Karar siyasi burun sürtme ve hakkaniyetli değil.  Kamu vicdanında kabul edilmez."  Fakat bizde karşı kamptan olduğu takdirde, bu tarz siyasi mahkumiyetlere şampanya patlatan zihniyet bir türlü bitmedi. Biteceğe de benzemiyor.  Zaten bizde hukuksuzluk kendi işine yarıyorsa görmezden gelme alışkanlığı çok yaygın.  Dahası ülkede her başarı itinayla cezalandırılıyor.



EDIT:   Facebook'taki paylaşımlarımın altına gelenler ile birlikte bu yazı altındaki  YORUMLAR  oldukça zenginleşti.  Okumanızı tavsiye ederim.


7 Mayıs 2019 Salı

 İstanbul Seçimleri sil baştan

31 Mart'ta yerel seçimler bitti, ama İstanbul'u kaybeden AK Parti'nin dinmez (zihni sinir) itirazları bitmedi. Ve sonunda YSK'ya yapılan türlü baskılarla,  Nisan ortasında öngördüğüm şu olay da gerçekleşti:

      SON DAKİKA!  YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ve yenilenmesine karar verdi.  (AA)


Söylediğimizde  "yok artık!"  diyorlardı.  Sonunda bu da oldu.
Bir kere de olsa "ben demiştim" dememeyi isterdim. Şu dakkadan sonra damadın da ne adını  ne komedisini  ne çokomelini duyayım!


Zorla memnuniyetsiz herkesi CHP'li yapacaklar galiba?
Dahası, bütün kurumları tek tek batırmadan da gitmeyecekler.

KHK'lar ile kamu görevinden uzaklaştırılanlara oy kullandırtmama gibi akıl-mantık-Anayasa dışı itirazları dahi yaptılar. İşin ilginci; aynı sandık başkanlarının görevli olduğu aynı sandıklardan çıkan ilçe seçim oyları geçerli,  Büyükşehir oyları geçersiz kabul ediliyor.
Bu duruma  Zaytung  en mantıklı açıklamayı getirmiş:

       İstanbul'da sadece Büyükşehir Başkanlığı seçimini yenileyen YSK:
''Bu sandık görevlileri, ilçe seçim oylarını sayarken iyi insanlar ama büyükşehir oylarını sayarken adeta birer canavara dönüşmüşler.''  @_@



Seçimle gelip,  seçimle gitmeyenlerin ittifakı:  AKP-MHP

"Geçersiz oyları AKP lehine saymak da yetmezse eğer, oy kullanmayanların peşine mi düşeceksiniz?"  diye sormuş  birisi.

     Kılıfına uydurup kendilerini kazandırmak için her yolu deneyeceklerdir.

"Doğu ile Batı arasında cereyanda kalıp yel yemiş, Atatürk ile Abdülhamit arasında sıkışıp kalmış patinaj sisteminden hayır beklemeyin. Çocuklarınız da çekecek. Normalleşme belki onların çocuklarının genç olmaya başladığı dönemlere denk gelir... İnşallah yani..."
Erdem Abaka


      Bu blogda kendisinin pek çok yorum ve görüşüne yer verdiğim Muhammed Eminoğlu  bakın neler diyor:

Ekonominin, tarımın, eğitimin amına yanlışlıkla konulmuyor anlamıyor musunuz?  Ergenekon ve Balyozla ordunun bilinçli bir şekilde eritilmesi gibi,  işgalden beter bir şekilde yok ediliyoruz.

KHK ile ihraç edilenlere oy kullandırtmamak mı? Onca insan Fetö gibi kurumlara Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst makamlarınca verilen referans sonucu üye oldu. Yahu kol kolaydınız, olimpiyatlarına katılıp "bitsin bu hasret" diyordunuz, insanlar size güvenerek gitti oralara! Sizlere hiçbir şey olmayacak,  ama bu insanlar oy bile kullanamayacak öyle mi?

Bunların "dava" dedikleri şey rantdan başka bir şey değil. Demokrasiyi falan geçtim, Constantinople hayali kuran aptal bir Haçlı kadar bile "romantik" değiller, tek amaçları havuzlu villa yaptırıp havuzunda yüzmemek.  Böyle bir dava olabilir mi ya?  İnsan Kudüsü falan arzular bari (*)
Bizim derdimiz  AKPyi CHP ile vurup sonra da CHP'den kurtulmak.
Yani bu kadar açık olduğum için özür dilerim ama CHP'den de bir cacık olmayacağını biliyoruz elbet.


gündemin çaresizliği ve bunun yarattığı zavallılık canımı sıkıyor    (@Nankatsu)

"askeri vesayet falan diye, sikko cephelerle düzeni iyileştirmeye çalışanların %20si siktir oldu memleketi terk etti,  %2si falan nadim oldu içmeye başladı, geri kalanı beynimizi demokrasi diye skmeye devam. al buyur demokrasi münasip yerine sokarsın."



"YSK, Kamu Görevlisi olmayan sandık görevlileri vardı gerekçesiyle İstanbul Seçimlerini iptal etti. Aynı Sandık görevlileri 16 Nisan 2017 Referandumu ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görev yapmıştı. Bu durumda Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı meşruiyetini kaybetmiştir."
Ümit Karaca


Düşünün ki yıllarca üniversite sınavları dahil soruları en tepeden (ÖSYM Başkanı seviyesinden) çalmışlar. Durum ayyuka çıkmasına rağmen Başbakan  "Arkasındayım"  demiş.  Böyle bir ülkede  seçimler  ve  YSK  ne kadar güvenilir olabilir?
Eğer gerçekten, bu kadar FETÖ operasyonuna rağmen bunlar hala bu kadar oy çalabiliyor ve sonucu etkileyebiliyorlarsa; o zaman AKP'nin Cemaat desteğini asıl aldığı 2007 ve özellikle YAE (Yetmez ama Evet'li)  2010 halk oylaması, hatta 2017 referandumu dahi şaibeli demektir?   Ömer Turan


Futbolda ofsayt kararları hakkındaki tartışmalar bazı kritik durumlarda asla sonlanmaz!  Kanunsuzluk var, YSK tesbit etmiş. İptal gerektirir mi iptal kapsamı ne olmalı  bunu gerekçe çıkınca göreceğiz.
Adil mi tartışılabilir,  siyaseten doğru değil ve Ak Parti ve Erdoğan için yüksek riskler taşıyan bir karar.
Atila Demirkasımoğlu



RTE  bugüne kadar Kılıçdaroğlu'nu,  (Muammer) İnce'yi,  Akşener'i  hiçbir zaman rakip olarak ciddiye almamıştı. Ama bu hareketi İmamoğlu'nu ciddiye aldığını gösteriyor. İmamoğlu işini bilen, hitabeti güçlü, hem mevcut hem de potansiyel kitlesinin duymak istediklerini çok iyi tespit eden popülist bir siyasetçi.  Önceden tanımıyordum ama şu dakikaya kadar süreci şaşırtıcı derecede iyi yönetti. Dün sanatçılara ve iş adamlarına susmayın demesi daha önce kimsenin becerebildiği bir şey değildi mesela. Başka kim olsa böyle bir krizde tökezlerdi  (İnce'yi hatırlayın).
Bu mağduriyetle kazandığı ek puanla normal şartlarda oyunu artırması beklenir. Ama işte, normal şartlarda... RTE şapkasından daha ne tavşanlar çıkarabilecek  bekleyip göreceğiz.

Fatih Aygün

"George Orwell 1984'ü bitirdiğinde yıl 1948'dir ve kitapta şu cümle geçer:  "Aslında hiçbir şey yasadışı değildi,  çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.
Yıl 2019.  YSK bir üst hukuk kurumu.  Dün vermiş olduğu karar yasadışı değil.  Çünkü artık yasa diye bir şey yok."
Safiye Özçelik



Yazmadan geçemeyeceğim. Şöyle bir güruhun varlığı da yadsınamaz:

Geçmişteki en kritik zamanlarda koşulsuz Reis desteği vermişler, Pelikan Bildirisi yapılırken "Reis iyidir" diye tvit atmışlar, yolsuzluk soruşturmalarında üstünü örtelim demişler, Cumhurbaşkanlığı ve Başkanlık yolunda Uzun Adam propagandası yapmışlar... Sonra Barış Görüşmeleri sonlandırılıp bir de Amerika ile olaylar farklı yöne girince bir anda "Demokrasi" akıllarına gelivermiş! Cumhuriyet ve kazanımları uğruna "Hırsızlar!" diyerek yola durmuşlar,  şimdi de  "Mühürsüz oylar geçersiz sayılmalıydı"  diyorlar.

Be hey utanmaz,  sen geçmişte aynı şeye legal demiyor muydun?
(Yersen)  Türlü türlü açık büfe var yani.
Bu tarz adamların muhalefetin gücünü sömürüp içini boşalttıklarını söylemeye ise hiç gerek yok herhalde.


Çeşitli alıntılara devam:

YÜCE TÜRK MİLLETİNİ
Yanıltmaya kimsenin hakkı yoktur.... İmamoğlu ve Binali diye bir seçime veya seçme zorunluluğuna tabi tutulması, başka da tercih yapamaz duruma getirilmek istenmesi... demokratik yolları tıkamaktır.... PKK'nın güney doğu ve doğuda yapıtığının aynısıdır....
Kadri Kazakchuk

Geçmişten hiç ders almamış,  öz eleştiri yapmamış CHP ve zihniyetini umut yapmak kadar bir kõtúlük olamazdı,
ben hiçbir CHP'liden  367 yanlıştı  sözúnü duymadım.
Mutlu Bulut


(...) Yakın tarihe tanıklık etmiş ya da ona dair az çok okumuş biri olarak sürekli dejavu hissi yaşıyorum.  Güç ve iktidar değişimiyle taraflar, kurumlar ve kişiler değişse de yaklaşımlar, kararlar ve davranışlar değişmiyor.
Aynı hatalar yapılıp farklı sonuçlar bekleniyor.
Mehmet Bahcivan

"Dava"  fikri  demokrasimiz için en önemli tehlikelerden bir tanesi.
İlkan Dalkuç


İyice delirdiler.  70 küsür yaşındaki babamı hayatta ilk kez küfrederken ve akabinde beddua ederken gördüm ya ne diyeyim? Dolar olmuş 6 TL, ne gam? Nasılsa kızımla damadım rahatta, ben de Van dahil yurdun bilimum yerindeki saraylarımda full itibarımla rahatım,  gibi bir mantık mı vardır nedir?
Düşünün ki bu blogda defalarca CHP eleştirisi yaptım. Gene söylenecek, eleştirilecek, yerilecek çok kritik durumlar var ana muhalefet partisinde. Ama biz bunları konuşacağımıza  nereye kadar düştük iyi mi?
Nasıl bir ülke burası ki darbesiz yaşanmıyor. Bir kere gelen lider, geberene kadar gitmiyor!  Madem padişahlığı neden kaldırdın? oy oyy



"Siyasal İslamcılığın demokrasiye düşman bir akım olduğu da tescillenmiş oldu"   demiş  @hbk.

YSK'nın kararını, Türkiye'de hala kör topal da olsa demokrasi olduğunu algısını ortadan kaldıracağı için hayırlı görüyorum.  Sırada ne var?  Açık oy gizli tasnif?
Tolga Gündüz

Öfke ile gülme damarima en cok yüzsüzce  #demokrasi  demeleri basiyor.   #HerŞeyÇokGüzelOlacak
Gül Poyraz

Kazanıyorsun ama yine de kazanamıyorsun. Ülkenin zorluk derecesi her koşulda “Hard”. Yorulmaktan bile yoruluyorsun. Kimin bedduasını aldıysa zamanında, hiçbir koşulda rahata erdirmiyor yeminle ya!   (@nuagique)


Ellerindeki rantı, “herkesin davası” haline getirmek için ülkeyi ateşe atmaktan çekinmiyorlar,  demiş Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Barış Terkoğlu  "Pelikancılar Neden Saldırıyor?"  başlıklı yazısında. Bu makale yayınlandıktan sonra yayın yasağı getirilerek Cumhuriyet gazetesindeki linkine erişim yasağı getirildi. Günler sonra gazete linki tekrar çalışmaya başladı.
(Pelikan var,  ister misin?)


Anadolu’daki ‘kredili refah’ sistemi ardında ağır bir borç enkazı bırakarak çöküyor. Ekonomide alınacak sert tedbirlerin siyasi maliyetini göze alamayan iktidar, sertliği siyasal alana taşıyor. Karınlarını doyuramadıklarının kalplerindeki hınca sesleniyor.
Bahadır Özgür  -  Duvar


"AKPnin az farkla kazandığı Bursa Kemalpaşa ve Mardin Yeşilli de muhalefetin sandık başkanlarının memur olmadığı gerekçesiyle seçim iptal talebini YSK reddetti.  Bunu dağa taşa yazasım var"  demiş bir vatandaş.
"İşte tipik AKP li, sonuçlar hoşuna gitmeyince kullanılan oyları kabul etmiyor.  Bu adamlardan demokrasi bekliyoruz."

Erdoğan 39 ilçede miting yapacakmış. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir Belediye Başkanı adayı Cumhurbaşkanı ile yarışıyor.
 (@ahmetchz)


En manidar yorumu ise Cumhurbaşkanı yapmış yine.
"Demokrasimizi güçlendirecek önemli bir adım" olarak nitelemiş bu YSK kararını. Erdoğan: "İstanbul'a baktığında sadece rant gören muhterislerin bu şehri yağmalamasının önüne geçtik."  "Bazı işadamı grupları bu karardan sonra baktık ki garip garip açıklamalar yapıyorlar. Yanlış yapıyorsunuz. Önce herkes haddini bilecek!"



ahlak, darbe, Ergenekon, MHP, Bursa, burası Türkiye, Melih Gökçek, yalan, Zaytung

1 Nisan 2019 Pazartesi

 31 Mart 2019  Yerel Seçimleri


Evet, nihayet seçimler bitti. Son yıllarda o kadar çok referandumdu seçimdi diye sandığa gittik ki; iyice bir "seçim toplumu" olup çıktık. Tartışmalar, gerginlikler ve "Acaba seçimden sonra dolar ne olacak?" lafları bi bitmedi gitti!  İnşallah uzun bir süre artık seçim muhabbetleri kesilir.   Sonuçlara gelirsek:

Geçen hafta  "AKP nereye koşuyor?"  yazımda da değindiğim gibi, AkParti için özellikle büyük şehirlerde oy ve belediye kayıpları var. Eğer muhaliflerin bölücü,  yer yer ırkçı  ve Fetöcü açık destekleri olmasa idi; AKP çok daha büyük başarısızlığa uğrayacaktı.  Üstelik tabandan gelen "safları sıklaştıralım"  ruhundaki tepki oyları da olmayacaktı.

Yani kısaca özetlersek:  AKP'den kaçış var.  Ve daha önce yazdığım gibi "bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak."
Başta Başkanları olmak üzere;  "ayrıştırmacı,  bölücü ve dışlayıcı bir dil" ile,  sürekli bir kavgacılık ruhu ile bu sistemin sürdürülemez olduğunu da not düşmüştüm.



* A Haber ve niteliksiz yandaş medyanın kendisine faydadan çok zarar verdiğini görmemekte AKP.  Aynı şekilde kitlesi de bunu kabullenmek istemiyor.

* Gereken konuda kavga(lar) verilir,  her konuda her yerde tartışma ve baskıcılık kaybettirir.

*  Kibir ruhu hiç olmadığı kadar yükseldi.
   Ne Gezi olayları  ne 15 Temmuz  ne de son dönemdeki gelişmeler doğru okunuyor. Zaten bu kadar kibirle doğru sonuçları çıkarmak, çıkarılabilse dahi uygulamak çok zor,  hatta düş.

* Partinin içinden kaybetmesi için geliştirilen taktikler var. Doğru okumalar yapılamıyor. Cehalet ve kabalık baş tacı ediliyor. Dahası, seçmenleri "bizler-onlar"  "biz-siz" diye ayırmak kaybedişe giden yoldur ki bu durmadan  "CHP zihniyeti"  dedikleri şeyin felsefesidir aslında.

* Her eleştireni,  terbiyesizce laf edeni "evinden alma"lar, dinmeyen tazminat davaları, sıfır tolerans, sansür... Damatlar, dalkavuklar, çapsızlar,  yalakalar,  ücretli troller,  art niyetliler...
Ve tabi kahrolası "kraldan çok kralcılar"!

* "Yeni Türkiye"  lafı dillerden düşmezken,  yenilik ufkunun görünürde olmaması.

*  Çiftlik haline gelen belediyeler.
  Hesapsızlık  +  Tasarruf kültüründen yoksunluk  +  Yolsuzluklara karşı umursamama hali  +  Vizyonsuzluk  -->  Yozlaşma

* Tüketim odaklı ekonomi politikası.




Ankara sonucuna bakınca, rakibe belden aşağı vurmanın işe yaramadığı, hatta rakibe yaradığı, halkın bu tür davranışlardan hazzetmediği anlaşılıyor.  Alınacak bir temel ders var burada.
Atilla Yayla

Halk "beka sorunu" gürültüsüne kapılmamış. Halka salak muamelesi yapmakta CHP'yi bile geçmiş olabilir misiniz?    (Murat Soydan)

Hukuk devletine saygı gösterileceği ümidi verilse idi seçim sonuçları farklı olurdu.  Zararın neresinden dönülse kardır.  Gecikmesek iyi olur
Hüseyin Hatemi

Üsküdar İlçe Seçim Kurulu'nun oy çuvallarını topladığı spor salonunu basan AKP'li grup; muhalefet partilerinin görevlilerine, emniyet mensuplarına ve ardından yaşananları görüntüleyen kişiye saldırdı.  (video)
      (Bunu CHP veya HDP'liler yapsa "teröristler!!!" diye sosyal medyayı yıkarlardı.  İğneyi kendine çuvaldızı başkasına...)


Bu "dönemin" en büyük kaybedeni iki kanadıyla -AKP ve FETÖ- "İslamcılar" oldu.  Her ikisi de içerdeki ve bölgesel-küresel güç dengelerini yanlış okudu. Yutabileceğinden büyük lokma kopardı ve fırsatçı davrandı. Nihayetinde her ikisinin devri de bir şekilde kapanıyor.   (@hbk)

İmamoğlu'ndan esas dersi CHP çıkarmalı. Eski kafa ile marşlarla kazandıklarını zannediyorlarsa yanılırlar.  Aldıklarını verirler.
Ekrem İmamoğlu değişimi zorunlu dayatan bir ‘başarı/kazanım’. (@sefasr)

İstanbulda Chp kazanması Binali'den çok Anadolu Ajansının zoruna gitti. Halaaa söyleyemiyor garibim.   (Hüseyin Kadir)

      (Anadolu Ajansı'nın bu seçimlerde yaptığı kepazelikti. İlk anlardan itibaren jet hızıyla gelen veri akışı,  CHP büyük belediyelerde öne geçmeye başlayınca,  saat 23'ü az geçe bir anda bıçak gibi kesildi ve sabaha kadar da  -nedense-  bir türlü  gel(e)medi.  Hayret edilesi pespayelikler...)





Sonuçları toparlayalım:

-->   AKP  "üç büyükler"de  kaybetti.

--> "17 senelik iktidara,  yıpranmışlığa,  bu kadar baskıcılığa,  ekonominin şu haline,  bin türlü beceriksizliğe rağmen;  AKP yerel seçimlerde aldığı en yüksek oylardan birini aldı:  %44,4.  Ama tabii ki seçimin net olarak kaybedeni durumunda.

Cumhur İttifakı  (AKP + MHP)  %51'i geçti  ve  50 ilde kazandı.

--> Sahiller, kıyı kesimleri ve büyük şehirler ile diğer bölgeler arasında uçurum derinleşiyor.  (Büyük şehirler daha fazla muhafazakarlık ve kasabalılık kaldırmak istemiyor.)

--> Tarım dahil,  toparlayıcı ve yapıcı politikalar ufukta görünmüyor.

--> Doğu illerinde  AKP,  HDP aleyhine güçleniyor.

-->  Meral Akşener  ve  İyi Parti  saçmalığı net olarak kaybetti.
"Teröristler"  diye halkı selamlama,  "Mehmetçik hapiste!"  lafları,  leş bir dil ve  Suriyeli avcılığı...
(Parti için saçma dedim,  tabanı değerli.  Bakalım onlar ne yöne hareketler içerisinde olacaklar?)

--> Tunceli'de TKP'den aday olan kominist aday Fatih Mehmet Maçoğlu,  HDP'ye ve örgüte rağmen kazandı. Twitter'de bir söyleşisindan kısa bir video paylaşılmıştı,  umarım güzel işler yapar başkanlığında.

--> Oy kullanmayanları ve boykotçuları  "cadı"  ilan edip avcılığa başlamışlar Twitter'da.  Avcılık ata sporumuzdur!   :)

--> CHP'nin yamalı bohça halini ve ittifak rahatsızlığımı zaten daha önce yazmıştım,  onları geçiyorum.  Ak Parti açısındansa  "Aslında bu sonuçların izleri referandum ve genel seçimde silik olarak vardı,  ancak Tayyip Erdoğan bu mesajı okuyamadı ya da gereğini yapmak konusunda cesur davranamadı."  O da Özal'ın hatalı yolundan ilerliyor,  bakalım neler göreceğiz?




Recep Tayyip Erdoğan, yanlış okumalar yapıyor veya nefsini yenemiyor. Parti kitlesi ise kibir ruhuna girdi, bilerek oy düşmesine göz yummak gibi bir stratejileri yoktuysa anlamak zor.
Türkiye değişim ve dönüşüm isterken; yaşlı veya yıllardır siyasette ön plandaki adaylarda ısrar...
"Ben yaptım oldu!"  felsefesi!
Bir de Hürriyet'in desteği fayda getirmez. Her taraf yandaş olunca boy uzamaz. Ama anlatamıyoruz.
Herkes, her şey benim olsun,  "tek tip" olsun çılgınlığı!



Seçimlerden sonra Erdoğan  "Biz kendimizi yeterince anlatamadık."  dedi;
Bay Kemal'i  anlatmaktan kendini anlatmaya fırsat bulamadın ki!
(Nesrin Eren)

"tek şansı hepimizin Cumhurbaşkanı olmaktı, hırsına kapıldı yine, Akp Genel Baskanı olmayı tercih etti.  kaybettiği yerleri cezalandırmak niyetinde, yazık, leş kargaları bekliyor düşmesini, bu tavrı ile siyasi kariyerinin bitişini başlatmıştır."   (bir Facebook yorumu)

Ekrem İmamoğlu'nun mazbatayı almadan Anıtkabire gitmesi hatadır. Sayın Binali Yıldırım'ın daha sayım bitmeden zafer ilan etmesi,  AK parti il başkanı Bayram Şenocak'ın daha o gece Istanbulu AK partinin zafer pankartları donatmasıda çok büyük hatadır.
Bu iki hatayı da görmek lazım.
Ömer Turan


Bir tv programında  "İktidarın oyları niye düşmüyor?"  sorusuna Etyen Mahçupyan'ın verdiği yanıt kağıda aktarılmış,  aşağıda paylaşıyorum. (Teşekkürler  Feza Şişman)    (Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)



Bir blog sitesinde,  seçim sonuçları ile ilgili dikkate değer bir yoruma denk geldim.  Dile getirilen her görüşe katılmıyorum açıkçası ama bazı bölümlerinden alıntılar yapmak istiyorum:

"31 Mart Yerel Seçimleri önemli bir başarı oldu. Başarıyı getiren ise yeni bir yaklaşımdı. --- Toplumu karşıt kamplara ayıran, bölücü, kendinden olmayanları ötekileştiren zihniyete bu kez prim verilmedi. Seçim ortamında birleştirici, barışçı bir zihniyet sergilendi.

Bugün sadece ekonomimiz değil, politik yapımız, hemen hemen tüm kurumlarımız derin bir kriz içinde. Hepsinin kökeninde kimlik bunalımımız yatıyor. (...) “En azından iki asırdan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin içinden çıkamadığı meşruiyet bunalımı milli kimliğimizi oluşturmaktadır zira bunca yıldır kimlik bunalımı yaşadığınızda o hal bunalım olmaktan çıkmış ve kimliğinizin ta kendisi olmuştur.“

Bugün dünya çapında artan karmaşıklık ve karşılıklı bağımlılık bizden açılmamızı—aklımızı, kalbimizi, irademizi açık tutmamızı—talep ediyor. Bugün politik olarak da her yerde  iki zihniyet  karşı karşıya geliyor:
Bir yanda insanların aklını kapalı tutma, onları cahilleştirme, kalplerini ötekilere karşı nefretle doldurma, iradelerini korkuyla köreltme peşindeki kapalı rejim yanlıları var. Öte yanda aklı merak ve ilgiye, kalbi merhamete, iradeyi cesarete açık tutmayı savunan açık toplum yandaşları yer alıyor.  31 Mart yerel seçimleri de öncelikli olarak bu iki zihniyetin karşı karşıya gelmesi şeklinde yaşandı."
Zülfü Dicleli  blog



Son olarak birkaç sene önceki bir yazımdan alıntı yapayım. Kimse umursamaz ama bulunsun burada da:
Hürriyet bir lideri veya siyasi partiyi desteklerse o hareket bundan zarar görür,  daha bunu anlamayanlar var.

EDIT:   Yazının altında yapılan ve benim de genişlettiğim çok güzel yorumlarla döküm zenginleştikçe zenginleşiyor.  Bir göz atın derim  ;)


5 Ekim 2018 Cuma

 Melih Gökçek  istifa


O dönem yoğunluktan yazamamıştım ama, bugün Melih Gökçek'in Cumhurbaşkanı iradesiyle görevden alınışının  1. yıl dönümü.
Buraya da not düşmek istedim.

5 dönemdir seçilen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 23 küsür yıllık görevinden geçen sene bugün istifa etmişti.  (Daha doğrusu 5 Ekim'de istifası istendi,  28 Ekim 2017'de istifasını sundu.)


Kendisi 15 Temmuz sonrası Bülent Arınç'a karşı Twitter'dan giriştiği kampanyaya karşı,  Arınç trarafından bir Meclis basın açıklamasında
"Ankara'yı  parsel parsel  (cemaate)  sattın!"     (bakınız)
ifşası sonrası epeyce konuşulmuş; büyüyen ailesi, mal varlığı ve sülale boyu ihtirasları ile dikkatleri bir kez daha üzerine çekmişti.
Beştepe'ye Cumhurbaşkanı ile görüşmeye çağrılmış ve 15 Temmuz sonrası uzaklaştırılan  belediye başkanlarından birisi  olmuştu.

İstifa eden başkanlar: İstanbul (Kadir Topbaş), Düzce (Mehmet Keleş), Niğde (Faruk Akdoğan),  Bursa (Recep Altepe)  ve  Ankara (Gökçek).

Melih başkanın ayrılışı da kendi gibi nev-i şahsına münhasır şekilde olmuştu. Veda konuşmasında "Bizden görünüp bizden olmayan içimizdeki fitnecileri helak et Yarabbi"  diye dua dahi etmişti  Sayın parselci.

Olan biten hiçbir şey ne hızını ne gazını alamadığından,  halen Twitter'da POP salvolarına devam etmekte.  (ve eder de...)

Bu arada Ankara'nın mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna geçtiğimiz günlerde bir televizyon yayınında, geçmiş başkan zamanındaki vurgunlardan birini üstü kapalı duyurdu.  Özetle:
     Gidişinin ardından,  Belediye'nin hafriyat gelirleri  30.000 TL düzeyinden  15 milyon TL seviyesine çıkmış.

https://www.youtube.com/watch?v=AoW0vtNGMy0
Maalesef yüklediğim video silindiği için, yerine Halk tv haberini koymak durumunda kaldım)

22 Eylül 2018 Cumartesi

Türkiye tarihinde Referandumlar -----
ve  YAE Nefreti


KPSS çalışanlara  ve  ödev için bilgi toplayanlara faydalı olabilir diye, ayrıca merak edenler için;  daha önce bir yazımın altında paylaştığım bilgileri ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdim.
Konumuz:  Türkiye'de Referandumlar

1)  1961 Anayasa Referandumu   (9 Temmuz 1961)
            (27 Mayıs 1960  askeri müdahalesinden sonra...  İlk halk oylaması ile
61 Anayasası kabul edildi.  %38.3  hayır  oyuna karşılık  %61.7  evet  oyuyla.)
Çift meclisli yasama organı (senato); kişi hakları, sosyal ve siyasal geniş haklar;  üniversiteler ve TRT özerk.  Anayasa Mahkemesi kurulması...
"İnsan haklarına dayanan, sosyal, hukuk devleti."

2)  1982 Anayasa Oylaması   (7 Kasım 1982)
      (12 Eylül 1980 darbesinden sonra)  Yine bir askeri müdahale ve sonrasında hazırlanan "1982 Anayasası"nın halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitmişti Türkiye.  (Tüm siyasi partiler kapatılmış, Meclis çalışmaları durdurulmuş,  sıkı yönetim ortamı vs.)

Halkoylamasına  18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı.  17 milyon 215 bin 559 seçmen "kabul"  (yüzde 91.37),  1 milyon 626 bin 431 seçmen de "ret"  (yüzde 8.63)  oyu kullandı.  Geçici 1. maddesi ile Kenan Evren Cumhurbaşkanı oldu.  (Otoriteyi, devleti, devlet içinde de Cumhurbaşkanı makamını çok güçlendirmiş sert/katı bir anayasa.  Atatürk milliyetçiliğine bağlı,  laik,  demokratik devlet  vs.)


3)  1987,  "Yasaklı siyasetçiler geri dönsün mü?"   (6 Eylül 1987)
      1982 Anayasası'nın  Geçici 4. maddesi ile siyasi parti liderleri ve yöneticilerine getirilen  5 ve 10 yıllık  siyasi yasakların  kalkıp kalkmaması konusunda.  Az bir farkla  Evet  çıkmış.   (Turgut Özal "Hayır" demiş!)
Böylece yasaklar getiren  geçici 4. madde  yürürlükten kalktı:
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'a siyaset yolu açılmış oldu.


4)  "Yerel seçimler erkene alınsın mı?"   (25 Eylül 1988)
        Türkiye'nin dördüncü kez önüne getirilen halk oylaması sandığının konusu Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması idi. Seçmenlerin yüzde 65'i "hayır", yüzde 35'i "evet" oyu kullandı.  Böylece dönemin iktidar aprtisi ANAP'ın yerel seçimlerin erkene alınması için  Anayasa maddesindeki değişiklik teklifi  kabul edilmedi  ve
13 Kasım 1988  olarak öngörülen erken yerel seçim yapılamadı.
%65  Hayır  ile  Türkiye tarihindeki kabul edilmeyen tek referandum oldu.


5)  2007,   "CB halk tarafından seçilsin mi?"   (21 Ekim 2007)
        Ahmet Necdet Sezer sonrası CB seçiminde sorunlar çıktı.  (CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gidip duruyor. "Türbanlı CB eşi istemeyiz" üzerinden 367 karar yeter sayısı-toplantı sayısı tartışmaları...  Sonunda Abdullah Gül  11. Cumhurbaşkanı oldu.)

Anayasa değişikliği %69 ile kabul edildi. Böylece Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye başlandı. Ayrıca görev süresi 7 yıldan 5 yıla düşürüldü ve ikinci dönem seçilebilme imkanı tanındı (5+5).  (Bu değişikliğe kadar Meclis tarafından yalnızca bir defa yedi yıllığına seçilmekteydi.)
+  TBMM seçim dönemi  5 yıldan 4 yıla  düşürüldü.
+  Toplantı yeter sayısı düşürüldü.


6)  12 Eylül 2010  Anayasa Değişikliği Referandumu
(Yetmez ama Evet - YAE)

          Yüksek yargı organlarında köklü değişiklikler.
Anayasa Mahkemesi  (AYM)  üye sayısının ve görev sürelerinin artması, AYM'ye kişisel başvuru yapılabilmesi,  Anayasa değişikliğinin iptali ile siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyuyla karar verilebilmesi, HSYK'nın yeniden yapılandırılması ve üye sayısının artırılması, Yüksek Askerî Şura kararlarına yargı denetimi getirilmesi, askerî yargının görev alanının düzenlenmesi oylandı.  Ayrıca 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici madde kaldırıldı.


TBMM Başkanlığı'na bağlı olarak  Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsmanlık) kuruldu.  (TBMM'de gizli oyla seçilecek.)
CHP ve MHP  Hayır,  BDP boykot kararı almıştı.
Sonuçlar:  %42 Hayır,  %58 Evet


Şöyle yazmıştım  12 Eylül 2010 Referandumu  başlığında:

           Aradan yıllar geçti,  ancak hâlâ bu referandumdan yadigâr kalan  "YETMEZ AMA EVET" nefreti devam etmekte...
İlginç şekilde,  çabuk unutan ve balık hafızalı bir toplum olmamıza rağmen,  YAE'yi unutmadı bir türlü okumuşluğuyla müsemma kesim.
Hatta referandumun kendisini ve ne için yapıldığını, değişen Anayasa maddelerini filan zaten çoktan unuttu  ama bu YETMEZ AMA EVET'i  hiç unutmadı.  Kolay kolay geçeceğe de benzemiyor bu YAE nefreti.

Bir "günah keçisi" olarak  YAE,  bir boşalma unsuru olarak YAE...
"Yetmez ama evet  ihaneti!"  DAN DAN DAN!
Kaç kişidir ki bu YAE'ciler? Oylar içerisinde belki de % 1-2'lik bir kesimin mugalatası yapılıyor?
Sonra oy pusulasında ya EVET ya da HAYIR vardı; "YAE" diye bir seçenek yoktu.  Ama kabak  Yetmez ama Evetçilere  patladı  iyi mi?  :)



Fethullah Gülen ve Cemaati,  bu Anayasa değişikliğini aktif olarak destekledi.  Bir grup "aydın",  değişikliklerin 12 Eylül'ün getirdiği katı yapıyı bozacağı fikri ile referanduma meşhur "Yetmez Ama Evet"  sloganıyla destek verdi. Bir grup, devlet içindeki vesayet mekanizmasının kırıldığını savunuyor, bunun sivil bir Anayasa yapmak için fırsat olduğunu söylüyordu;  başka bir grup ise yargıda kadrolaşmanın önünün açılmaya çalışıldığını...
(İlerleyen günlerde bununla ilgili eklemelerim olacak.)



7)  2017 Nisan Referandumu
        (Başkanlık Sistemi,
 600 milletvekili...)

Hoşgeldin  Başkanlık sistemi.  Kabulü ile Partili Cumhurbaşkanı.
MV seçilebilme yaşı: 18.  (25'ten 18'e düşürüldü.)  Askerlik hizmetini yapmış olma koşulu da aranmayacak.
Artık Adalet, İç İşleri ve Ulaştırma Bakanları seçimler öncesinde istifa etmiyor.   AKP-MHP heyetlerinin ortak çalışmasıyla hazırlanan paket içeriğine ve önceki düzenden farkına şu linkten ayrıntılı ve karşılaştırmalı olarak bakmak mümkün:   anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/

Dikkat çeken değişiklikler:
HSYK üye sayısı düşürüldü,  bazı özellikleri değiştirildi.

Askeri Yargıtay ve AYİM kaldırılarak yüksek mahkemelerin sayısı dörde düşürüldü.   Mevcut  Yüksek Mahkemeler:
1) Yargıtay  2) Danıştay  3) Uyuşmazlık Mahkemesi  4) Anayasa Mahkemesi

  -> CB ve TBMM seçimleri  5 yılda bir,  aynı gün yapılır.
  -> Bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
  -> TBMM'nin gensoru ve güven oylaması hakkı yok.
  -> Yürütme yetkisi + Başkomutan = CB  -> Bakanları ve yardımcılarını atar.
  -> Bakan + CB yardımcılarının  (eğer MV iseler)  Meclis üyelikleri sona erer.


29 Nisan 2018 Pazar

 Atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra...


HACETTEPE Üniversitesi'nde  100 milyon dolarlık yolsuzluk!

Bu sene Nisan başlarında şöyle bir haber geçti:
Hacettepe Teknokent'te 100 milyon dolarlık yolsuzluk yapıldığı tespit edilmiş,  eski rektör Murat Tuncer FETÖ soruşturmasından gözaltına alınmış.

FETÖ kısmını ve adı geçen rektörün bağlarını bilemem ama bu üniversitede uzun zamandır dönen tuhaf işlerle  az para yenmediğini,
-baktığını görebiliyor olmak kaydıyla-  okula birkaç kere gidip gelmiş herhangi birisi bile fark ederdi.  Ben kendi blogumda yazmışım bunları taaa 2010'da!



O zamanki rektör  (Uğur Erdener)  her sene en az iki kere,  kimsenin yürümediği  kampüs girişi  2 kilometrelik yokuşa muazzam kaldırım taşları ve çevre düzenlemeleri yaptırırdı. Çam makinası parkı filan açılmıştı zamanında, 30 tane mi ne çam dikme makinesi almış tek seferde! Bir sürü tuhaflık ve israf... Ama laboratuvarlarda pHmetre bile yoktu,  sadece 1 adet mikroskop çalışıyordu Mikrobiyoloji Lab.da filan... Tam rezillilkti!
Öğrenci işleri ayrı telden,  Dekanlık ayrı telden çalıyordu. Derken öğrendik ki rektör bey üniversiteye ait olan işletmeleri ihale yoluyla kendi şirketine geçirmiş. (karışık mevzular)  Olayın basında haber olmasıyla beyefendi Sağlık Spor Turizm Tic. Ltd. Şti.  yönetim kurulundan istifa etti.

Kendisinden sonra da Abdullah Gül'ün atamasıyla, rektörlük adayları arasında en yüksek oyu alamamış olmasına rağmen, bu Teknokent yolsuzluğuna konu olan rektör  Murat Tuncer  geldi.

Şimdi deniyor ki: Dönemindeki büyük ihale yolsuzlukları ile FETÖ yapılanmasına muazzam finans aktarımı yapılmış-mış.
İlla bunca senenin geçmesi mi gerekti bunların açığa çıkması ve soruşturulması için?


(2010'daki yazımın linki:   HACETTEPE Üniversitesi)


1 Mart 2018 Perşembe

 Güncel Yalanlar  ve  Yanılsamalar


Nedense  teröriste  "terörist"  diyen herkese  "komplo teorisyeni" diyen bir zihniyet çok sık karşılaşılır oldu son günlerde sosyal medyada. Bu da aslında pek çok arkadaşımızla temel ayrılık noktamız.  Devlet düşmanlığı inadına çok haklı oldukları noktaları ve dahi mevzileri kaybettiler. İnatları uğruna kan akıtan siyasetlere ve küstahlıklara alkış tuttular.

Onlara göre:
Öldürülen  Kürtse  "zalimlik",  Türkse  Arapsa  "komplo teorisi"...
Böyle bir bakış.

Evet, son yıllarda okumuş-yazmış kesimde böyle bir yarılma yaşandı. "Kilis'e füze atılmış, insanlar ölmüş!" diyorsun, "KOMPLO TEORİSİ" diyorlar;  ama teröristler öldürülmüşse  "katil T.C."  oluyor...

Hocalı Katliamı ile ilgili, coğrafyadaki geçmişten bugüne pek çok kanlı olay ile ilgili tek kelime edildiği de yok mesela.  Zira katliamlar konusunda bile ayrımcılar.  T.C. devletinin yaptığı her şey kötü,  ABD Ortadoğu'da  gül çiçek dağıtıyor  ve  bu akan kanda neredeyse hiç mertebesinde payı var.  Zira kutsalımız  "ABD ve büyük güçler".
Anlayış bu olunca,  buna karşı  "yerli ve milli"de kenetlenmek de peşi sıra geliyor tabi...

Ve herkes birbirine  ahlâk dersi  veriyor bu ülkede.  Herkes haklı!
Ego savaşlarında  "en haklı benim!"  kavgası.

Velhasıl pek çok arkadaşımızla yollarımız ayrıldı,  saygı ve sevgiden kaynaklı  "abi"  dediğimiz insanlar bir buz parçası gibi gözlerimizin önünde eridi.  Meğer bu insanların bu ülke, bu millet, insanlarımız, hatta insanlığa dair neredeyse hiçbir olumlu niyetleri yokmuş.


Ayrıca bakınız:   Nefret tohumları  ekilirken


14 Ocak 2018 Pazar

 CHP nereye koşuyor?

CHP:  Kafası karışık insanların kafası karışık partisi.
Hem  "Atatürk'ün partisiyiz!"  deyip oyları sırtlanır,
kendini "en bi Atatürkçü" görür,  hem de ters kroşe yapar.
Yıllarca başkalarını  takiyye  yapmakla suçlayanların,  parti yönetimi ağırlıklı birkaç örneğine bakalım şimdi:

CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Zeynep Altıok Akatlı  ile başlayalım.


Hanımefendi, TBMM milletvekili odalarında standart düzende mevcut bulunan Atatürk fotoğrafını odasından indirmiş;  bunları aşmak gerekiyormuş artık.  Ama  "Ata'nın partisi"nde  tepe yönetici!
"Sınırın iki yanındaki kahraman direniş"  filan...  Kafalar gidik.


"Çok yanlış bi partidesiniz Belle hanım!",  dedikten sonra gelelim dün  CHP İstanbul İl Başkanlığı'na getirilen  Canan Kaftancıoğlu'na.
Kendisi hakkında o kadar çok materyal vardı ki,  işin içinden çok uzun zaman çıkamayacağımı anlayınca,  sadece rastgele birkaçını buraya aktarmaya karar verdim sonunda.  Bakalım:


Sanane başka partiden?  Sanane başka partilerin aldığı oy oranından, hele ki başarısından?  (Bu kadın il başkanlığına oynayan bir yönetici)  Seviyorsan git söyle bence.



Başka partinin başkanını öven bir diğer CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Erdal Aksünger



Aşağıdaki tweeti atan hanımsa  CHP Parti Meclisi (PM) üyesi  Saliha Sera Kadıgil.  Keşke herkes şu genç bayan kadar açık sözlü olsa tabi. Suriye üzerine onlarca cümle söyleyip  aslında özeti sadece şu tek cümle olan nice çok bilmişler var.
(Sonradan silmiş bu paylaşımını. Bu tarz yazıp silmeler sık karşılaşılan durumlar olduğundan,  ben görselleri paylaşmayı tercih ediyorum.)



İnsan kanından beslenen vampirler  ve  ölüseviciler!
Sizin gibiler ölen çocukları, gençleri  ve  Berkinleri  (Eren'leri)  ancak dilinize dolamak;  söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak üzre "elverişli ölüler"  olarak seversiniz.
Varsa yoksa  "kimlik siyaseti!   (Ve davanız!)"





"Bu cümledeki  "bizim"  kim oluyor acaba?
(Konuşmalarında sürekli olarak  "biz/siz"  diyenleri hiç sevmem)




Ermeni asıllı  CHP kadın milletvekili:  Selina Doğan
13 Mart 2016'da Ankara Güvenpark'taki bombalı saldırı sonrası yazıp sildiği tvit.  Hamfendi öldürülen insanlara değil,  sadece bombayı patlatan teröriste yanıyor;  zira  "o da bir insan".




Ankara Güvenpark'taki patlama sırasında  Sezgin Tanrıkulu  canlı yayında PKK kanalında.  (13 Mart 2016)
Kendisi CHP'nin en güçlü adamı olarak görülüyor.  "Adeta ne derse o!" diyenleri yabana atmamak gerekir.



Aşağıda karışık bazı seçkiler sunuyorum.
CHP kurultayında  Risale  okuyan cemaatçi de var  (Kâzım Güleçyüz), kendi parti başkanından Twitter'da hesap soran yönetici de...
Mehmet Bekaroğlu  vesaire...
Ayrıca Canan hanıma tekrar geri dönelim.  Kendisi belli ki ilginç bir insan ve bir o kadar ilginç bir Ergenekon yorumu var:
"Devlete sızmış virüsü gördüm!"
Canan hanım bazı açıklamalarında  "Atatürk'ün askeri değilim"  diyor,  bazı açıklamalarında ise bir anda yoldaşı oluveriyor!
Sevmiyorsan zorlama bence:  Olmuyorsa zorlamayacaksın.





Bunu ayrıca büyük boyda koymak istedim. Hep söylediğim gibi, bu gibi kişiler İslam düşmanından çok Tanrı düşmanları.  Tanrı'dan nefret eden,  Tanrı ruhuyla savaşan,  bunu da bir dolu parlak ışıltılı lafın gerisine sığıştıran nefret dolu kişiler.
Dillerine doladıkları "yüzleşme" ise bir ilüzyon. Ne gerçek bir yüzleşme ne de gerçek bir barışmayı hedeflemekteler.  Sadece etnik ayrımcılık ve post-modernizm akımının etkisinde fitne-fesat'la atomlarına kadar bölünme ve  "yem iken daha ufak yem olma"...



Bir zamanlar  Ahmet Altan ve Taraf'a ağza alınmayacak hakaretler eden malum partililerin lideri bunları diyen...

Peki buradan da çıkartılması gereken dersler yok mu?

Zamanında forum sitelerinde  Ahmet Altan  yazıları paylaşanlarla  -dinci olup olmadığına bakmadan-  "FETOŞ FETOŞ!!"  diye alay edenler,  şimdi bu adamı  kanatsız melek  ve dahi  "demokrasi kahramanı" yapacaklar  az kaldı.


KK'nın tek amacı onu kasetle oraya getirenlere yaranmak gibi duruyor.

Selin Sayek Böke,  Ümit Kocasakal,  İlhan Kesici,  Mehmet Bekaroğlu,  Canan Kaftancıoğlu,  Sezgin Tanrıkulu,  Dursun Çiçek, vesaire...
CHP kel alaka insanlar topluluğuna döndü Kılıçdaroğlu döneminde.  Tam yamalı bohça.

"Kemal Kılıçdaroglu chpye tasfiye icin geldi,  gorevinde cok basarili o yuzden genel baskanligi birakmamak icon her seyi yapar"  demiş Twitter'da birisi.  (sobek)

Chp:  cemaatci veya kürtçü olup belediyelerden rant kovalayanlarin bulusma noktasi.  Bu ucune İlhan Selcuklu, Ataturklu anlamlar yuklemeyin artik sene 2018 oldu.  (bkz)

"Yunan'a boş adacıklar için horozlanan Kılıçdaroğlu!  İstanbul CHP işgal edilmiş sen kılıcını çek de partini kurtar! Yoksa partin de sen de gidiyorsunuz! Sen evini süpür hele!  Yapamayacaklarına değil, yapman gerekenlere odaklan yavrum!   Seçim kazanma ihtimalin yok da,  seçime girme ihtimalin de kalmayacak!  İşte bu tip horozlanmalara horozoşlaşma diyoruz!"
(Atila Demirkasımoğlu  -  15 Ocak, Facebook)


"Cahiller CHP'ye oy vermez."   Bu da Anne sözü  :))
(Eklemelerim sürebilir)