Uzun, upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba! 👋
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için kayda düşmek adına yazıyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda, Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim, saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı; üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.
........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan Ekmeleddin İhsanoğlu CHP adayı yapıldığında yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası (en başından beri olduğu gibi) yine "makarna bulgur", "oylar çalındı / seçimde hile", "Halkımız cahil - aptal - koyun!" kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.
Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini, kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü (bir tek kendileri dışında) görmeyen pek kalmadı gibi artık.
O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken; ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal" diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek ve türevleri ise "Evet demek vatan hainliğidir!" lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.
Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade, sağ duyulu ve sakin bir şekilde, hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim, ama elbette olmadı. Olmadığı gibi, bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle. Kendime de şöyle bir özeleştiri yapıyorum:
Kaybettiğini düşünmeyen, kaybettiğini idrak edemeyen, üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi, kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp "anlamaya çalışarak" gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak. Beyhude ve saçma bir çaba. Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.
(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu.)
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun ne hainliği ne bomboşluğu... Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan Muammer İnce'ye yaptıkları gibi.
Evet, itinayla adam harcanır! İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir; miadını doldurduğunda (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında) ise alaşağı ediliverir. İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.
Şimdilerde boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı, yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh 💩 muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak. (Ki böyle sığ ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)
Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler, her "Atam" diyenin kuyruğu oluyor. Adamlardaki "iyilik ve başarı" kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba? Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır, yine de işe yaramayabilir. Bugün Türk (muhalif) siyaseti anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.
Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı, "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacının olduğunu" düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim. Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için kayda düşmek adına yazıyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda, Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim, saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı; üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.
CHP kitlesinden yediğim ilk linç bu değildi tabi. Radikal'de sanırım 99'da idi, onu da daha önce yazmış olmalıyım, "Türkiye'de seküler, laiklik iddiasındaki kesim iyi bir hazırlık yaparsa, İslamcı siyaset 20 ila 25 yıl içerisinde iktidardan düşebilir" yazdığımda söz konusu eğitimli, aydınlık, göbeğini kaşımayan ve aptal kalabalıklardan olmayan Atatürkçü kesim zincirleme bir alay nöbetine girivermişti. "Salak yaa! aptal", "Sen de İslamcısın belli!", "En fazla bir sonraki seçime giderler yavu ne 25 yılı? ehu ehueh ahhhaaa!" gibi laflar... Gerçekten de CHP kitlesinin çoğu AKP'nin bir sonraki seçimlerde gideceğini ve makarna-bulgur dağıtarak iktidarı aldığını düşünüyordu. (Bu kesimin vasıfsızlığı ve körlüğü onca yıldan sonra hâlâ insanı şaşırtabiliyor tabii.)
........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan Ekmeleddin İhsanoğlu CHP adayı yapıldığında yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası (en başından beri olduğu gibi) yine "makarna bulgur", "oylar çalındı / seçimde hile", "Halkımız cahil - aptal - koyun!" kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.
Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini, kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü (bir tek kendileri dışında) görmeyen pek kalmadı gibi artık.
Düşünün ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ YAE (Yetmez Ama Evet piçleri!) diye hakaret eden bu kesim; ilgili kavramın siyasi-kültürel hayatımıza girdiği 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi CHP parti yönetiminin neredeyse yok hükmünde bir siyasi kampanya yürüttüğünü ne o zaman gördü, ne de sonrasında... O kadar ki, karşı taraf “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lazım” demekteyken; CHP'nin ilgili halk oylaması öncesi tek yaptığı "Saray'ın klozet kapağı altındanmış, bu israftır" ve "Saraya karşıyız! (Karşıyız karşı, AKP'nin yaptığı her şeye karşı!)" sloganlarından öteye geçmiyordu.
O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken; ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal" diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek ve türevleri ise "Evet demek vatan hainliğidir!" lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.
Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade, sağ duyulu ve sakin bir şekilde, hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim, ama elbette olmadı. Olmadığı gibi, bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle. Kendime de şöyle bir özeleştiri yapıyorum:
Kaybettiğini düşünmeyen, kaybettiğini idrak edemeyen, üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi, kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp "anlamaya çalışarak" gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak. Beyhude ve saçma bir çaba. Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.
(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu.)
Yaşanan Mutlak Butlan ve "CHP Genel Başkanlığı koltuğunu gaptırmam!" tartışmaları sonrası, Kemalistlerin bir dönemki yarı-peygamberine bugünlerde kendi müritleri arasında saydıran çok.
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun ne hainliği ne bomboşluğu... Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan Muammer İnce'ye yaptıkları gibi.
Evet, itinayla adam harcanır! İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir; miadını doldurduğunda (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında) ise alaşağı ediliverir. İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.
Şimdilerde boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı, yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh 💩 muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak. (Ki böyle sığ ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)
Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler, her "Atam" diyenin kuyruğu oluyor. Adamlardaki "iyilik ve başarı" kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba? Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır, yine de işe yaramayabilir. Bugün Türk (muhalif) siyaseti anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.
Ana muhalefet partisi CHP, başıboş sokak köpeklerini düşündüğünün çeyreği kadar reelde özel sektör ile memur maaşları ve tatilleri arasındaki makas ve net adaletsizliği mesele etmiyor mesela. Ülke ballı memurlar ve yandaşlar cennetine dönmüşken, Toma şovu yapan genel başkanı her fırsatta "Şu kadar daha devlete memur alacağız, öğretmen ataması yapacağız, asgari ücrete zam yapacağız" deyip duruyor. KK ve CHP EYT'yi bu ülkenin başına bela etmiş iken, aynı adamlar gün aşırı vergilerin ve faturaların katlandığını söyleyip AKP'ye ekonomi üzerinden veryansın etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi 😜
Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı, "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacının olduğunu" düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim. Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.
