medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2026 Pazar

  Mutlak Butlan kıskacında CHP


Uzun, upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba!  👋
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için  kayda düşmek adına yazıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu,  2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda (*),  Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda  Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim,  saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı;  üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.

CHP kitlesinden yediğim ilk linç bu değildi tabi. Radikal'de sanırım 99'da idi, onu da daha önce yazmış olmalıyım,  "Türkiye'de seküler, laiklik iddiasındaki kesim iyi bir hazırlık yaparsa, İslamcı siyaset 20 ila 25 yıl içerisinde iktidardan düşebilir"  yazdığımda  söz konusu eğitimli, aydınlık, göbeğini kaşımayan ve aptal kalabalıklardan olmayan Atatürkçü kesim zincirleme bir alay nöbetine girivermişti. "Salak yaa! aptal", "Sen de İslamcısın belli!", "En fazla bir sonraki seçime giderler yavu ne 25 yılı?  ehu ehueh ahhhaaa!"  gibi laflar...

Gerçekten de CHP kitlesinin çoğu, AKP'nin bir sonraki seçimlerde gideceğini ve makarna-bulgur dağıtarak iktidarı aldığını düşünüyordu.  (Bu kesimin vasıfsızlığı ve körlüğü  onca yıldan sonra hâlâ insanı şaşırtabiliyor tabii.)



........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,  İslâm İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan  Ekmeleddin İhsanoğlu  CHP adayı olarak ilan edildiğinde yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
( «Ekmek için Ekmeleddin!» )

Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası  (en başından beri olduğu gibi)  yine "makarna bulgur",  "oylar çalındı / seçimde hile",  "Halkımız cahil - aptal - koyun!"  kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.

Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini,  kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü  (bir tek kendileri dışında)  görmeyen pek kalmadı gibi artık.

Düşünün ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ  YAE  (Yetmez Ama Evet piçleri!)  diye hakaret eden bu kesim;  ilgili kavramın siyasi-kültürel hayatımıza girdiği 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi CHP parti yönetiminin neredeyse yok hükmünde bir siyasi kampanya yürüttüğünü ne o zaman gördü, ne de sonrasında... O kadar ki, karşı taraf  «İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lazım!»  demekteyken; CHP'nin ilgili halk oylaması öncesi tek yaptığı  "Saray'ın klozet kapağı altındanmış,  bu israftır!"  ve  "Saraya karşıyız!  (Karşıyız karşı, AKP'nin yaptığı her şeye karşı!)"  sloganlarını atmaktan öteye geçmiyordu.

O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken;  ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal"  diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek  ve türevleri ise  "Evet demek vatan hainliğidir!"  lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.

Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade,  sağ duyulu ve daha sakin bir şekilde,  hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim,  ama elbette olmadı. Olmadığı gibi,  bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle.  Kendime de şöyle bir özeleştiri yapayım:
Kaybettiğini düşünmeyen,  kaybettiğini idrak edemeyen,  üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi,  kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp  "anlamaya çalışarak"  gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak.  Beyhude ve saçma bir çaba.  Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.

(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu  -  2010 Ref / YAE)



Yaşanan  Mutlak Butlan  ve  "CHP Genel Başkanlığı koltuğunu gaptırmam!"  tartışmaları sonrası,  Kemalistlerin bir dönemki yarı-peygamberine bugünlerde kendi müritleri arasında saydıran çok.
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun  ne hainliği  ne AKP adamı olması  ne bomboşluğu...  Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan  Muammer İnce'ye  yaptıkları gibi.

Evet, itinayla adam harcanır!  İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir;  miadını doldurduğunda  (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında)  ise alaşağı edilip linç ediliverir.  İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.

Şimdilerdeyse boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı,  yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh  💩  muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak.  (Ki böyle sığ, ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)



Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler,  her  "Atam"  diyenin peşine takılıyor. Adamlardaki  "iyilik ve başarı"  kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba?  Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır,  yine de işe yaramayabilir.  Bugün Türk (muhalif) siyaseti  anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.

.......Ana muhalefet partisi CHP,  başıboş sokak köpeklerini düşündüğünün çeyreği kadar,  iş hayatında özel sektör ile memur maaşları ve tatilleri arasındaki makas ve net adaletsizliği mesele etmiyor mesela.  Ülke ballı memurlar ve yandaşlar cennetine dönmüşken,  Toma şovu yapan genel başkanı her fırsatta  "Şu kadar daha devlete memur alacağız,  öğretmen ataması yapacağız,  asgari ücrete zam yapacağız"  deyip duruyor.  KK ve CHP  EYT'yi  ülkenin başına bela etmiş iken,  aynı adamlar gün aşırı vergilerin ve faturaların katlandığını söyleyip AKP'ye ekonomi üzerinden veryansın etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi  😜


Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı,  "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacı olduğunu"  düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim.  Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.



EKLER:

(*) Kamer Genç,  KK  2010'da ilk kez CHP Genel Başkanı olduğunda,  "Medya darbesi ile CHP'nin başına geldi,  Allah her siyasetçiye bir Uğur Dündar desteği nasibetsin"  demişti canlı yayında.


"2010 medyadaki aparatlar sayesinde öylesine bir basınç uygulandı ki Kılıçdaroğlu'nun tek adam olarak girdiği CHP kurultayında Baykal'dan sonra salonda delege sayısından daha fazla gazeteci vardı. Tarihte görülmüş bir şey değil ha. Tarihte ilk kez kurultay salonunda değişiklik yapıldı. Delegeleri tribüne aldılar. Delegelerin oturması gereken saha içindeki alanı gazeteciler tahsis ettiler. O kadar çok gazeteci bütün medya Kılıçdaroğlu'u istiyor. Sandalyenin üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu'nu alkışlayan, Kılıçdaroğlu tezahüratı yapan gazeteciler vardı."
Yılmaz Özdil  -  Haziran 2026



Ekrem,  Özgür,  Selo,  Mansur  ve  Tayyip Erdoğan

İlk üçü de balon.  Üçünü de medya şişirdi.  İteleme çıktısı.  Üçü de siyasi yanları ve dünya görüşlerinden bağımsız,  çok zayıf kişiler.  Erdoğan da öyle ama o samimi ve davası olan bir adamdı ki davasına yakın biri değilim. Ama en önemlisi üçü de karakter olarak zayıflar.  Özellikle Ekrem ve Özgür hepten ezik ve eğik.  Erdoğan'ı ise siyasi başarıya götüren şey karakteristikleri oldu. Bütün diğer zaaflarını örttü karakter nitelikleriyle. Tabii karakter önemli ama her şey demek değil. Üstelik Erdoğan 2019 sonrası zayıflamağa başladı ve zaafları yükseldi.
Atila Demirkasımoğlu  -  Mayıs 2026,  Twitter  (1)  (2)  (3)


"En kötüsü CHP tabanındaki dürüst kişilerin bu çürümeyi kabul etmemekte direnmesidir. Yani onlar da bu akıl dışı inatları nedeniyle suçludur."
(Mehmet Tanju Akad  -  Haziran 2026,  Facebook)


12 Eylül 2022 Pazartesi

   Can  ATAKLI


Uzanlar dönemi Star TV Haber Genel Yayın Yönetmeni ve ana haber sunucusu  (anchormen) olarak bol bol Uzanları akladığı dönem kapanınca,  kısa bir dönem  (5-6 ay gibi veya bir seneye yakın)  inzivaya çekilmiş, sonra Atatürkçü - Ulusalcı kanattan "muhalefet cephesi"ne katılmış,  iktidara "hırsız"  diyen bir kalem:  Can Ataklı.

Geçenlerde bir yazı yazmış köşesinde.  Osmanlı sultanları sanıldığı gibi örtülü değildi diyor. Doğrudur. Bol resimli bir kolaj da yapmış. "Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan"  dediği kişi,  devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin ilk eşi  Fawzia Shirin  aslında.  (Blogumda en çok tıklanan yazılardan birisi olan  Prenses Süreyya  başlığında adı geçiyordu hatırlarsanız.)
Muhtemelen yazıda kullandığı diğer fotolar da şaibeli.  (atmasyon!)


Nerden buldu bu saçma derlemeyi?  diye sormak abes olur,  tek tıkla buldum zaten kaynağını:  "İnternetten."
Adam nette gezinirken bulduğu kolpa bir derlemeyi allayıp soslayıp kendi yazısı diye ortaya sürmüş.  Alışık olduğumuz,  tipik gazeteci köşe doldurma yöntemi.  Ona buna  "hırsız"  diyen adama da pek yakışmış doğrusu.

Türkiye'de gazetecilik uzun süredir bu aşamada. Yorum yapmak ve ballandıra ballandıra yorumlandırmak adına;  1 doğru bilgi,  en az üç yanlış bilgi ile sunuluyor.  Sallamayı asla ihmal etmemelisin. Ve internet en güvenilir kaynağın olmalı.  Nasıl olsa  yorumunu / tarafını  beğenirse her şeye  "Eyvallah!"  çeken holiganvari blok kitleler de mevcut.
İnsanlar bu saçmalıklara kanmazsa da  "Halkımız cahil şikerim!"  dersin olur biter nasılsa.


* Can Ataklı,  2003-2004 yıllarında  Star TV'de ana haber bültenini sunmuş ve Kırmızı Koltuk adlı o dönemin meşhur siyasi söyleşi programının sunuculuğunu yapmıştır. Bir dönem Sabah gazetesinde yazıyordu diye de hatırlıyorum.


24 Haziran 2019 Pazartesi

2019  Seçim Sonuçları


İstanbul:  CHP  (%54)  -  AKP  (%45)

EKREM İMAMOĞLU'nun anlamlı bir fark attığı bu seçim başarısında, belki kendisinden çok Reis'in ve fanatik Ak Parti taraftarlarının payı oldu. O kadar ki, normal şartlarda BİNALİ YILDIRIM'ı destekleyecek kişiler dahi rakibine yönel(til)di.

İktidarda olanlar, olayları doğru yorumlayıp uygun bir dille halkla iletişim kurmaktansa; rahatsız edici bir yığın yalaka ajite edici tipe "GAZETECİ"  dedikleri toplama bir güruh üzerinden, yarardan çok zarar getirmeye başlayan "YANDAŞ MEDYA"  ile, ezberler ve metaforlar temelinde iletişim kurmayı seçiyor son yıllarda halkla.  Artık yandaş medyanın kanal sayısını artırmanın, ifitira anlayışının, "Trabzonlu Pontus'tur" "Kürtler puuuu!" gibi ahaliyi çıldırtan propagandaların,  değişimin kaçınılmazlığına direnmenin zararı görülüp umarım devam ettirilmez.  Bunlar yerine adaletin, sevginin ve dayanışmanın yoluna dönülür.

"Kraldan çok kralcılık"ın yıkıcılığı ve bazen bir şeye en çok zarar verenin onu savunanlar olduğunu da anlarsak, beraber Voltran'ı dahi kurabiliriz,  kim bilir?
Özetle,  sonuçlar  hayırlı olsun.

23 Mart 2018 Cuma

Ertuğrul  Özkök


Selamlar,  yeni bir günden merhaba.
Biliyorsunuz bu hafta Doğan grubu, Demirören şirketler grubuna satıldı.  (21 Mart 2018)

Bense bugün özellikle meşhur bir Doğan Medya yüzünden bahsetmek istiyorum. Ki kendisi yıllarca Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmenliğini de yapmış, tabir-i caizse ana çizgisini belirlemiş bir isim:
Ertuğrul ÖZKÖK.

Bu blogda bugüne kadar Özkök etiketiyle bir sürü başlıkta kendisi hakkında çeşitli yorumlarım olmuştu zaten. Aslında daha yazabileceğim, söyleyebileceğim çok şey var da... Tâkatım yok diyeyim.  O nedenle içimde taşıyordum laflarımı.
Ancak geçen zamanda Ertuğrul Bey rahat duramayıp "öküze benzemek isteyen kurbağa" fabl'ındaki gibi muazzam şişinmeler, atlayıp zıplamalar, gürültülü uğultular ve öyle adam asmacalar içerisine girdi ki!...
Artık görmezden gelmek mümkün olmadı.



Yukarıdaki görselde, adına "Ertuğrul Özkök omurgasızlığı" dediğimiz şeyin bir dışavurumunu görüyorsunuz.  Fırıldak gibi dönüyor, kıvırdıkça kıvırıyor,  şekilden şekile giriyor sayın Özkök;  ancak her koşulda tek bir şeyden asla taviz vermiyor:  YALAN.
Adam adeta bir pusula gibi bu konuda.  Nereyi gösterirse tam tersi yöne gitmek gerekiyor.

Mesela diyor ki:
"Bir adım içeri girerseniz,
 (Suriye'yi kast ediyor)  Dünya karşınıza dikilir."  (2017 son aylarında yazmış bunu, not düşeyim.)

Suriye ve Afrin harekatından sonra ise TSK övgülerine doyamamış bu zât-ı muhterem.  Sanki birkaç ay önce tehditler savuran,  "aklını başına topla,  ayağını denk al!"  mesajlarını taşıyan, büyük abi modunda bol bol parmak sallayan kendisi değilmiş gibi...
"İnsan olan Şili'ye falan gider, unutturur kendini... Rezil yaşamak yaşamak değil ki!"  demiş Facebook'ta bir yorumcu kendisi için. Utanma duygusunu çoktan yitirme hallerine bir örnek olarak  bu da burda bulunsun bakalım:



Peki şaşırdık mı?  _Tabii ki hayır.  Bu kaçıncı çark, kaçıncı kıvırma!
Ama bu adam hâlâ  "çoktandır baydığını"  anlayamadı maalesef.
Hâlâ aynı tas /aynı hamam /aynı metot...

Doğrusu yılların bir dolu örneklerinden sonra... Bu adamın yıllarca genel yayın yönetmeni iken gazetesinde çıkanlardan sonra... Perde arkasında perdeler ardında yönetimdeyken olanlardan sonra...
İşte bütün bunlardan sonra hâlâ bu kişiyi okuyan, dinleyen, gazetesine ve kendisine yüksek anlamlar yükleyenler varsa... Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur hakikaten. Türkiye'de muhalif hareketin güçlenememesinin nedeni biraz da kanaat önderleri ve medya olarak ne idüğü belirsizliklerin peşinden gidip enerjiyi boşa heba etmektendir.

Son olarak eski bir yazımdan alıntı yapmak istiyorum.
Bu blogda daha önce "Bu mu gazetecilik?" tepkisiyle bir yazı yazmıştım.  Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Ahmet Hakan, Hilal Kaplan gibi isimleri irdelediğim o yazıda, bu beyefendinin o dönemlerdeki HDP çarkına da kısaca değinmiştim, bir bölümünü aktaralım:
 (Tüm yazı için  tıklayınız)
Burada kısa bir alıntı yapmak istiyorum oradan:



-Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in  HDP çarkı-
2015 seçimleri öncesi;  Selahattin Demirtaş, partisi HDP ve genel olarak "etnikçilik" desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün seçim sonrası kaleminden çıkan yazı:
      "Bizi fena aldattın Selo,  fena yaktın içimizi.  Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık.
İnanmıştık Türkiye'nin partisi olduğuna...
"
(Ertuğrul Özkök  -  27 Aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı linki)

"Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı olan Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkartması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün, sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya sinsi bir "hain" lafı sokuşturma  ve işlem tamam  :)


2 Mayıs 2016 Pazartesi

  Prens öldü mü,  öldürüldü mü?

Michael JACKSON  (MJ)  ve  Whitney HOUSTON'dan sonra
bir siyahi müzik ikonu daha aramızdan ayrıldı.
#PRINCE   (1958  -  20/21 Nisan 2016)



Artık bu siyahi pop yıldızlarının peş peşe ölümü  bana "tesadüf" ya da  "ilahi mukadderat"  gibi gelmemeye başladı.
(Özellikle  Whitney Houston,  kızı ile peş peşe günlerde  aşırı doz uyuşturucudan komaya girip öldükten sonra.)
(Önce kızı komaya girmesine rağmen  yoğun bakımda birkaç ay daha yaşamış  ve annesinden sonra ölmüştü.)

Bobbi Kristina Brown  adlı kızına düşkünlüğü ile bilinen,  sevgi dolu meşhur bir kadın;  biricik kızı komada can çekişiyor iken,  neden uyuşturucu ve alkolden kızının baygın halde bulunduğu aynı otel odasında aynı banyoda aşırı dozdan ölü bulunur?

Ve şimdi de Prince.  Grip benzeri bir rahatsızlıktan öldü deniyor.
Ölmeden birkaç gün önce Instagram hesabından attığı mesaj, korktuğunu ve güvende olmadığını yansıtıyor.  (“Just When You Thought You Were Safe...”  - Ölümünün ardından post silindi.)
Haliyle komplo teorisi veya değil,  ani ve şüpheli ölümü üzerinde büyük bir soru işareti var.


The Simpsons gibi çizgi dizilerde, Prince'in söz dinlemediği için öldürüleceği işleniyor ve kurban ediliyordu.
(Hatırlarsanız MJ de kurban seçildiği mealinde birşeyler söylemişti ölmeden önceki bazı söyleşilerinde.)


Bir animasyonda Prens Charles  tarafından vura vura öldürülüyordu Prince.  Gerçek ölüm sebebi ise Kraliçe grip virüsü imiş mi ne?   Tesadüfe bakınız ki, Prens Charles'ın annesi  Kraliçe II. Elizabeth'in doğum gününde öldü!

Yazıda adlarını saydığım üç Amerikalı star;  yüksek satışlar yapmış, çok yetenekli,  büyük servet sahibi,  ve isim yapmış güçlü müzik şirketleri ile karşılıklı büyük borçları olan isimler.
(Prince,  plak firması ile arasındaki 18 yıllık mücadele sonunda eserlerinin telif hakkını kazandı geçtiğimiz Nisan ayında,  300 milyon dolarlık serveti var... gibi haberler okuyorduk ki adam aniden gidiverdi!  Demek ki onca zamandır bu meşhur adamın "Cream"  dışında neredeyse hiçbir parçasını YouTube'da bulamayışımızın nedeni telif sorunları yüzündenmiş.)

Bu müzik piyasası ve elitler dünyası korkunç!
Türkçe sosyal medyada ona buna "elit" diyenler,  gerçek dünya elitlerinin insanları kurban etme ritüellerini görse, küçük dilini yutup o kelimeyi yerli-yersiz ağzına almazdı.




MISCELLANEOUS
  • Prince'in en sevdiğim şarkıları:

    "The Most Beautiful Girl In The World /Dünyanın en güzel kızı",  "Cream /Krema" ve  "Diamonds and Pearls /Pırlantalar ve İnciler".
    Hepsini 90'larda yaptı.

  • Kendisi ayrıca 90'ların en meşhur şarkılarından biri olan,  hatta 80-90'ların ikonu diyebileceğimiz  "Nothing Compares 2 U"   şarkısının söz yazarı ve sahibi imiş!  Prince'in ilk kaydından yaklaşık beş yıl gibi sonra İrlandalı şarkıcı  Sinéad O'Connor  tarafından okunuyor ve tüm dünyada patlıyor.




  • (Anladığım kadarıyla)  İlerleyen yaşlarında Mukaddes Kitabı incelemeye başlamış (?)  ve Yehova Şahitleri'ne yaklaşmış.

  • gif link:   http://gph.is/1VJ2HnT










  • Sağ üstte: kullandığı amblemi.

    (Özellikle Warner Bros. şirketi ile telif davaları sürerken ismi yerine bu amblemi kullandı,  diye biliyorum.)   Solda ise 1978'den 2013'e değişen Prince saç stilleri.


Güzel ve yetenekli bu insana,  yaptığı tüm hoş şeyler ve çabaları için bir dinleyici olarak teşekkürlerimle...
Elveda Prens.


EDIT:   Yüksek doz kurbanıymış. İntihar değil, hatalı bir fentanil overdoz diyor ölüm sebebi için Wikipedia'da.  MJ'inki gibi  yine bilinçli bir doktor hatası mı yoksa?

23 Şubat 2016 Salı

  Yıldız Tilbe'yi linç edelim!



"14 Şubat Sevgililer günü" ve bunun gibi neredeyse tüm icat edilmiş yapay özel günlere  (anneler günü, babalar günü, hatta doğum günü) ve şatafatlı kutlamalarına karşı isteksiz biri olarak; şu haberi biraz geç öğrendim. Ancak yazmadan geçemedim değerli okurlar.  Şimdi aranızdan diyen olabilir; ülkenin her yerinde bombalar patlar, iki haftadan çok huzur yüzü görmediğimiz, boyuna bir yerlerden tabutların geldiği, herkesin birbirini yediği, "nefret" ve yok etme duygusunun yoğunlaştığı bu zor zamanlarda yaşarken; sen bula bula yazacak bu konuyu mu buldun?
Evet değerli okurlar, ben bu konuyu yazacağım. Neden bu konunun üzerinde durduğumu da yazının sonunda bir dertleşme havasında sunmaya çalışacağım.

Bilmeyenler için özet geçeyim:

Yıldız TİLBE.   "Turkcell" adlı telekominikasyon firması, Sevgililer Günü kampanyası için bu kadın şarkıcıyı seçmiş. Şaşırtıcı değil; aşk ve aşk acısı  üzerine yıllardır bize çeşitli şarkılar söylüyor Yıldız Tilbe.  Kampanya içinse gençler ve hareketli bir müzik eşliğinde dikkat çeken bir reklam yapılmış ve yayına verilmiş. Ancak geçmişte Yıldız Tilbe'nin isyanı, Irkçılık ve Yahudi düşmanlığı  yazımda görsellerine yer verdiğim anti-Yahudi sözleri nedeniyle, Türkiye Yahudi cemaati tepki göstermiş. Dünyadan bihaber (habersiz) olan meşhur firma da bir anda bu tepkilerle Yıldız Tilbe'nin gerçek yüzünü görmüş ve imana gelip reklamı yayından kaldırıvermiş.

Ne kadar saçma bir anlatım oldu değil mi? Oysa mevzu tam da böyle.   Bu da karar sonrası Tilbe'nin Twitter'dan paylaştığı cevabı:


Ancak Yahudilerin gerçekten kendisine karşı birikmiş bir kini, söylecek güçlü sözleri varmış da sanki söylemelerine müsade edilmemiş ve bugüne kadar içlerindeki irini hapis tutmak zorunda kalmışlar gibi;   sosyal medyada "oh iyi oldu!" tepkisi başlattılar.  Bu haberi geç öğrendiğim için gecikmeli olarak taramalar yoluyla yazılanların bazısını gördüm.   Yıldız Tilbe'ye sosyal medyada ne linç kampanyası başlatmışlar arkadaş!

Özeti: Kibir Kibir Kibir,  ("yok edilmeye çalışılan mazlum ve seçilmiş halk").
"Cahilllllll ve çirkin kadın!"   ve  bir dolu hakaret.
(Bu  "cahilllllllll"  diye höykürenin hikmeti, kıymeti ne acaba?)
"Kendi sosyal konumumuzu dominantlaştırma,  bunu da farklı düşünenleri ezerek elde etme refleksine kapılmış haldeyiz. (...) Tüm tartışmalar, bu yok edici güç kavgası içinde anlamsızlaşıyor"  diyordu Reşat Çalışlar  Facebook sayfasındaki bir  paylaşımında.


En son  Penélope Cruz,  2014 Gazze operasyonu sırasında attığı tvitte  "#FreeGaza"  dedi diye, bütün "Hollywood (Kutsal tahta)" şirketleri ile anlaşmaları iptal edilmişti.

İnsanlar tüm dünyada ağzını açamayacak derece "susturuluyor",   "anti-Semitizm"  belirsiz tanımı ve çok geniş kanatları ile  en etkili sosyal silah  olarak kullanılıyor,   (bu arada gördüğüm en Sami ırkları düşmanlığı yapanlar bizzat bazı Yahudiler)   ama Yahudiler hala ağlıyor;  "Dünya onlara haksızlık yapıyor" imiş, İsrail  söz konusu olunca haberler çarpıtılıyormuş!

he canım hee! Sizinle ilgili açık ve güvenilir haber yapılamıyor artık.  BBC haberi yayınlıyor, İsrail askerleri ile ilgiliyse hemen rötuş rötuş... Bir gazeteci çıkıp "Hollywood büyük ölçüde Yahudilerin kontrolünde" diyor,  hemen istifaya zorlama... Bizim ülkemizde "basın özgürlüğü" diye yeri göğü inletenlere, ABD'li gazeteci Helen Thomas örneğini verelim. Sırf İsrail'i eleştirdi diye, yılların Beyaz Saray muhabirliğinden uzaklaştırılmış çok ünlü bir isim.
Çünkü Yahudiler çok hassas!  cıss!


Bu arada Yıldız Tilbe, onca full makyaj  fönlenmiş boyalı saçlı hoş Yahudi kadından daha asil çıktı yorumuyla, hayretler içerisinde bunu da gördük.  Hani az kalsın İran'daki gibi vinçlerle sallandıralım da diyeceklermiş ama tabi o fönlere yakışmaz bu diller.

"Dünyaya erkek olarak gelseydim, mutlaka kendime Musevi bir sevgili yapardım!" diyen Ayşe Arman'ı şimdi daha iyi anlıyorum. Geçmişte okuduğum iyi söyleşileri oldu.  Disiplin ve hırsına, bir konuyu kafaya taktığında üstüne gitmesine saygı duyarım; ancak totalde "gazetecilik" dahil, Ayşe Arman "dejenereliği" temsil eder. Fiziksel ve ruhsal dejenere hal üzerinden "halkımız cahil şekerim!"  nanikleri.



Kendisinin adının geçtiği daha önceki yazımda da değinmiştim, Yıldız Tilbe  uğraşılmaya çok müsait mimli bir isim zaten.  Peki Ssen ırkçılığa ve Yahudi nefretine karşı ne yaptın? Bişey yap(a)madın ama kendinden az daha tiksindirdin.    Batı Şeria'da evinde uyuyan bebeği yakan,  "Hristiyanlar İsrail'den defedilmesi gereken vampirlerdir!" filan diyen radikalleri olan, "bütün Filistinli anneleri öldürelim   hepsi küçük yılanlar doğuruyor"  gibi laflara sahip güzel adalet bakanı sahibi, durmadan post-modernizm ürünü etnikçilik üzerinden çevre ülkeleri mikserleyen insanlar bunlar.  İsrail gazete sitelerindeki okur yorumlarına bakınız, hasta zihinlere ayna tutuyor.  Sonra âleme "ırkçı, insanlık düşmanı"  filan diyolar, komik oluyor.


Beni bunları yazmakta isteklendiren ise şu iki noktadır.
Birincisi:

Türkiyeli Yahudilerce çıkartılan haftalık gazete Şalom'da çıkmış bir yazıda  şöyle denmiş:
              "Kimi zevat sosyal medyada takipçi toplamak, kitlelerini biraz daha arttırmak için her türlü nefret söylemine balıklama atlıyor."   (bkz)



Kibir ve kendini beğenmişlik  nelere kadir? Yıldız Tilbe'nin sosyal medyada ilgi çekmek için Yahudiler veya herhangi bir dünya toplumu ile ilgili yorum yapmaya ihtiyacı mı var? Ezbere önyargılı davranmayayım diye  Y.Tilbe resmi Twitter hesabında geriye dönük uzun zaman boyunca yazdıklarına baktım, benim burada paylaştıklarım haricinde pek bir şey göremedim. Yani şahıs Yahudi ile yatıp Yahudi ile kalkmıyor, şöhretini de Yahudi söylemlerine borçlu değilken; üstelik bu açıklamalardan dolayı özür dilemiş   (“Hitler'i karıştırdığım için pişmanım çünkü o da günümüzde zulüm yapan Yahudilerle aynı, hiçbir farkları yok”), ekranlarda gördüğü Filistin operasyonunda  "terörist"  diye sahilde futbol oynarken öldürülen çocuklarla ilgili bir haberdi sanırım, o görüntüler üzerine duygulanarak tepki gösterdiğini demiş... Aradan zamanlar geçmiş, sözler söylenip tepkiler verilmiş,  bugün firma reklamı iptal etmişken...
Yani gerçekten:  "Ne bu şiddet bu celal?"

Şalom'un haberi şöyle devam ediyor:
             "Yahudi nefretini ‘ifade özgülüğü’ olarak gören zevat herhalde bu nefreti ateist bir Yahudi olan Mark Zuckerberg'in icat ettiği Facebook ve kurucuları arasında Yahudilerin olduğu Twitter'dan yapmaz."
             "Antisemit dünyada birinciliği İran'a bile kaptırmayan ülkemizde  elbette ki en yoğun nefret suçlarından biri, sayıları giderek azalan Yahudi vatandaşlarımıza yapılıyor."

Abartılı ve hasta bir zihinden çıkan önermeler bunlar.  Ülkemizde "barış süreci" denen dönemde, halkımız anlaşılmayan bir etki ile (görünüşte bir sürü olumsuz veriye rağmen) büyük halk yığınları bazında ırkçılıktan en çok sıyrıldığı, Hrant Dink cinayeti sonrası azınlık ve farklı kimliklere düşmanlık konusunda görülmemiş hassasiyetlere sahip, Mavi Marmara operasyonu sonrası muhafazakar çevrelerde dahi Yahudiler ile ilgili görülmemiş ayrımcı olmayan içsel bir dil yakalamışken...
Evet siz ne yapıyordunuz o zaman Yahudi cemaati?
Bu değişim ruhunu olumlu yönde geliştirmek için bu ülkenin (de) bir vatandaşı olarak siz ne yaptınız?
Kendisi gibi düşünmeyen ve Yahudileri eleştiren (yerli-yabancı) her ünlü insana  "sözde sanatçı,  sözde milletvekili"  diyenlerin, "seküler Akit türevi  Gözcü/Sözcü"  desteği iddiaları bile mide bulandırıcı!
Ve "azalan Yahudi vatandaşlarımız" İsrail nüfusunu artırır, üzülecek bir şey değil sevgili Şalom yazarı.


İkincisi:

Yahudi'den çok Yahudi olanların başlattığı linç kampanyası.
Bu nedir?  Anlatmaya çalışayım.
Gerek Mavi Marmara baskını sonrası, gerek bu gibi olaylarda; hemen ortaya Yahudilik ile ne alakası olduğu şüpheli (ve bazı örneklerde hiç bir ilgisi olmadığı apaçık ortada) bir grup çıkıp, Yahudi'den çok Yahudi, İsrail'den çok İsrailci, Siyonist'ten çok Siyonist;  (Rus uçağı düşürülünce Rus'tan çok Rus)  ama her koşulda saldırgan bir dil ile azılı bir şekilde dikiliveriyor.
Yani "Kraldan çok kralcılar"dan bahsediyorum.  En tehlikeli bulduğum gruptur.

Mesela bizim toplumun kraldan çok kralcıları:  durmadan Malazgirt, Mercidabık, fetih, Fatih, Osmanlı ve son zamanlarda tekrar yeşeren  "Kürt diye bir şey yoktur"  diyenler... Kendini bu toprağın tapulu mal sahibi olarak görüp, gözünü kestirdiği "öteki" gruplara veya zayıf halka addettiklerine  "Ya sev ya terk et!"  diye nizamat verenler...   (Allah muhafaza! Bunlar Türkleri mahfa götürmek için nefes alıp veren mahlukat sınıfındalar.)

Mesela ülkenin müzmin muhalefetinden olup, darbesiz asla iktidara gelemeyeceğini gayet iyi sezebilen kimi  "laikler"...  (sırf "AKP'ye çakıyor" diye düşündüklerinden; İsrail'in Mavi Marmara gemi baskınına alkış tutmuşlardı.  "Eyyyyyyy İsrail!" ve Filistin davası hassasiyetiyle iki seçimi kazandı iktidar; ne zaman oyları düşer gibi olduysa hemen çekmeceden bu kartı çıkartıp öne sürdü. Nasıl bir insan buna alkış tutar da sonra "başımızdakiler cahil!"  diye höykürür?)   "Okumakla cehalet gider ancak eşeklik baki kalır"  değerli insanlar.

Bugünlerde de AK Parti içi "Tayyip'ten çok Tayyipçi" kliğin, partinin ve (iktidardaki parti üzerinden) ülkenin altını oymasını izliyoruz, çaresizce.   Bir de "Tanrı adına" ve "Allah'ın izniyle" cihat yaptığını söyleyip insan kesenler, bombaları kalabalıklar arasında patlatı patlatıverenler var.
Kraldan çok kralcılardan Tanrı bizi korusun.  (Amin)

İşte Yıldız Tilbe-Turkcell Sevgililer günü kampanyasında da bu kralcıları gördük. Yahudiler kendilerince tepkilerini yazmış, iletmiş, paylaşmış... Şirkete baskı kurulmuş, şirket reklamı geri çekmiş, son sözler söylenmiş... Buna rağmen bir takım kimseler hâlâ davayı devam ettiriyor;  kim için  neyin adına? Acaba şahsi bir garezleri mi var bu kadına? Dikkat çekmek istiyorlar da aradıkları konuyu mu buldular?  Gövde gösterisi mi?


Son lafım da TURKCELL'e. Söylenecek çok şey var da... Aklıma Hitler'li şampuan ve sabun reklamı yapan firma geldi. Bu kadar yüzsüzlük görmedim. Sonuçta ünlü bir kadının onuruyla da oynadılar. Hem Yıldız Tilbe sevenlerde Yahudilere karşı olumsuz duyguları beslediler, hem yalama olduklarını cümle aleme duyurdular. Sanırım sadece adı (lafın gelişi) "Turk" olan hede'lerden biri de bu firma. Zaten iyice bayan reklamları ve belirsiz uçuk tarife uygulamaları nedeniyle bir sene kadar önce bu operatörden çıkmıştım,  isabet oldu.  Tek kuruş kazandırmam bunlara.


- EDIT   (27 Nisan 2016) -
Kamuoyunun gündemine çocuk tecavüzleri ile giren Ensar Vakfı'nın düzenlediği yarışmalara sponsor olması ve olmaya devam etmesi ile son haftalar gündeminde konuşulan bu meşhur GSM firmasının aymazlığına ve malum hallerine şaşanlar olmuş. Ben de onların aklına şaşayım diyerek bu yazımı noktalıyorum.



2016,  ABD,  AKP,  insan hikayeleri,  para,  Kürtçe,  Dua,  sevgi,  Türkler

23 Ağustos 2014 Cumartesi

 İsrail-3  (Seçkiler)


"Peki Türkiye kimin İsraili?" başlıklı yazısına bir dizi Soru ile başlıyordu Serdar Kaya:
İsrail çok sayıda masum insanın ölümüyle sonuçlanacağı belli olan saldırılarda bulunmaktan neden çekinmiyor? İsrail halkının çoğunluğu bu saldırıları neden destekliyor? Hatta bazı İsrailliler bu saldırıları nasıl oluyor da kutlayabiliyorlar? Kimi İsrailli siyasetçi, akademisyen ya da din adamlarının Filistinlileri tamamen dehümanize eden ve katledilmelerini sıradanlaştıran beyanlarda bulunmaları nasıl mümkün olabiliyor?
Yazının devamından bazı bölümler şöyle:
"Müslümanların mazlum durumda oldukları her katliamı (şartlarını inceleme ihtiyacı dahi hissetmeksizin) soykırım olarak nitelendirmeyi çok seviyoruz. (...) Batı ülkelerindeki pek çok şehirde Filistin'e destek adına geniş katılımlı yürüyüşler düzenlendi. Türk olmayan ya da Müslüman olmayan insanlara yönelik zulümleri kınayan kaç büyük yürüyüş düzenlendi bugüne dek Türkiye'de? (...) Asıl sorun, her etnik kimliğe doğuştan gelen kimi özellikler atfetmek suretiyle bu gibi nefret söylemlerine temel teşkil eden özcü algılar taşıyor olmak. (...) 90'lı yıllarda Türk ordusunun PKK'ya yaptığı saldırıları televizyon karşısında haber alan Türkler neden “Oh olsun” diyor idilerse, onlar da (İsrailliler) aşağı yukarı aynı sebeplerden ötürü öyle yapıyorlar. Ya da Türkiyeliler, Suriyeli sığınmacılara neden utanç verici şeyler yapıyorlarsa, onlar da aşağı yukarı aynı sebeplerden ötürü (Filistinlilere) benzeri tavırlar sergiliyorlar."


İsmail Beşikçi  Twitter Gönüllü Fan sayfasından  şu tweetler atıldı:

IŞİD çetesi, Kürd kadınlarını, çocuklarını esir alıyor. Bu canilere, barbarlara destek verenler bunun sorumlusudur.  (1)
İŞİD çetesinin, Kürd Kadın ve çocukları esir alıyor dememizden rahatsız olanlar var.  Bunu İŞİD çetesi bile red etmiyor, size ne oluyor?  (2)

Türkiye'deki İslamcı İŞİD sempatizanlarına göre İŞİD Kürd kadınlarını kaçırmıyor.  Onlara göre tek mağdur "Filistinliler".  (3)
Filistinli çocuğun İsrailli askerlere taş atmasından destanlar çıkaran Türk islamcıları,  Türk askerine taş atan Kürd çocuğuna Terörist der.  (4)



Tom Doran adlı liberal genç bir Siyonist blog yazarının, "War is war: Why I stand with Israel  / Savaş Savaştır: Neden İsrail'in tarafındayım" başlıklı yazısının giriş bölümünü alıntılıyorum:

1. Üç İsrailli gencin kaçırılması ve öldürülmesi menfur/iğrenç bir suçtu.
2.  Filistinli gencin kaçırılıp öldürülmesi de.
3. Filistinliler kendi devletlerini kurma ve sınırları içerisinde güvenliği sağlama hakkına sahipler.
4.  Aynı şekilde İsrail de.
5. Hamas, eğer beyaz Hristiyanlardan oluşuyor olsaydı neo-Naziler olarak tanımlanabilecek, tam anlamıyla art niyetli bir organizasyon.
6. İsrail hükümeti, katılmadığım özelliklerine rağmen, hala liberal bir demokrasi ve oldukça olumsuz çevre koşulları altında yapabileceğinin en iyisini yapmakta.
7. Bu demek değildir ki öldürülen her masum Filistinli bir trajedi değildir (trajedidir),  fakat...
8.  Savaş Savaştır.



Birleşmiş Milletler,  Israel'in savaş suçları işlemiş olabileceğini söyledi. "Olabileceğini" söylemiş olması bile sıradışı.  "Israel",  adı geçtiğinde tarafların köpekler gibi birbirini ısırdığı, sanki yasaklı bir ülke adı... Eğer silinmezse,  şu videoda Amerikalı komedyen  ve  sunucu
Jon Stewart ile ekibi bu durumu hicvetmiş:
Jon Stewart On Gaza: 'The Daily Show'  Host Bucks Criticism Regarding Israel-Palestine Discussion - YouTube


Amerikalı bir programcı olan  Max Keiser  BBC'den ayrılma kararını şöyle dile getiriyordu:
The reason I quit my BBC show;  got strict orders not to mention Israel in any context. This kind of censorship leads to #Gaza horror.  (*)

(BBC'deki şovuma son verme nedenim İsrail adını içerikte geçirmemem konusunda kesin emirler almamdır.  Bu tarz sansür anlayışı #Gazze'de dehşete yol açıyor.)
Aynı programcı  İsrail'in Temmuz-Ağustos 2014 Gazze operasyonu hakkında şöyle diyordu:
Once you get a taste for genocide, you just can't quit.  (*)

(Bir kere soykırım tadını aldığınızda, ondan hemen vazgeçemezsiniz.)



Facebook ve sosyal medya üzerinden İsrail'e verilen destek mesajları arasında, özellikle Amerikan halkında, muhafazakar ve dindar kesimlerde dini metinler üzerinden yorumlar yapılmakta. Aşağıda Amerikalı bir ev kadınının iletisinden  (Türkçe'ye çevirerek)  bazı bölümler paylaşıyorum:

....... "İncil'i  (Mukaddes Kitabı kastediyor)  okuduysanız eğer;  İsrail'in Tanrı'nın seçilmiş ülkesi ve seçilmiş halkı olduğunu bilirsiniz, ve Tanrı İsrail'i koruyacağını söyler.  Tanrı neden İsrail hakkında bu kadar çok konuştu? Haritada zar zor görebilecek kadar küçük bir ülke.  Fakat buna rağmen çevresindeki tüm ülkelerden ona doğru yönelmiş silahlarla yok edilmek isteniyor, neden daha büyük bir ülkeye karşı değil de İsrail'e karşı bu büyük egemenlik mücadelesi?  Bu durum bana Tanrının sözünün doğruluğunu gösteriyor.  Bütün bunları çok önceden anlattı ve şimdi gerçekleşiyor, bugün gittikçe daha çok insan kör ya da gerçeği görmek istemiyor,  günahları içinde yaşayıp Tanrı yokmuş gibi davranıyorlar.

Neden İsrail'e karşı bu kadar şiddetle saldırmak istiyorlar sanıyorsunuz? Bunlar tamamen Şeytan'ın işleri,  oranın Tanrının seçilmiş ülkesi olduğunu biliyor,  geri döndüğünde dünya üzerindeki zamanının az olduğunu biliyor. Çevrenize bakın.  Dünya üzerinde pek çok felaket, Hristiyanlara karşı nefret (aynı İncil'de İsa'nın dönüşünden önce olacaklarda anlatıldığı gibi)  ve dünya daha önce görülmediği kadar kaos içerisinde...  Tartışmak istiyorsanız önce İncil'i okuyun,  bazı bölümleri bugünün gazete manşetleri gibi ya da dünya haberlerini izliyormuşsunuz gibi.. Ve bu felaketlerden dolayı Tanrıyı suçlamak istiyorsanız size  Eski Ahit'teki  Job  (Eyüp Peygamber)  bölümünü okumanızı tavsiye ederim,  Şeytan hava ve doğa ile ilgili felaketler gerçekleştirebiliyor. Ve madem Kendisine inanmıyorsunuz;  o zaman nasıl Tanrı'yı suçlayabilyorsunuz? ..."  diye devam ediyor.
Bunun gibi o kadar yorum okudum ki,  bir de böyle bir bakış açısı var,  bunu da not düşmek istedim.

............Antitez:
.......... Mukaddes Kitabın yüzyıllar, hatta bin yıllar önceki metinlerinde adı geçen "Israil" ile günümüzün İsrail devletini bir tutmak ne kadar doğru? İsrail devletinin kuruluşu ve sürdürdüğü politikalar ile ilgili tonlarca eleştiri mevcut. Bu noktada Siyonizmi "Yahudileri öne sürerken (ve onları şeytanlaştırırken), kendi Şeytani planlarını gerçekleştiren bir ideoloji" olarak tanımlayanlar da var. "Siyonistlerin; devlet kurmaya pek istekli gözükmeyen dağılmış Yahudileri bu yönde isteklendirme-yönlendirme amacıyla, Hitler'e ve Avrupa'da ırkçılığın yayılmasına destek vermeleri" gibi şeyler vesaire... Kimilerine göre ise Siyonizm "Tevrat'ta bahsi geçen İsrail Diyarında Yahudilerin  bir devlet kurma hakkı  ve  bu yöndeki siyasetleri"dir.
Yorumu okurlara bırakıyorum.


Dünyadaki Müslümanların çoğunun Filistinlileri destekledikleri, çoğu Yahudinin de İsrail'i desteklediği söyleniyor. Bu tabi ki doğal --fakat aynı zamanda da problemli. Yani buradaki itişme kimin haklı kimin haksız olmasından çok sizin hangi kabile ya da millete ait olmanızla ilgili. Bugünün Filistin destekçileri eğer İsrail'de doğmuş olsalardı ya da Yahudi ailelerde, şevkle İsrail yanlısı olacaklardı, tabi tersi de doğru. Öyleyse son İsrail-Filistin çekişmesinde tarafınızı seçmeden önce şu 7 soruyu göz önünde bulundurun.

Temmuz ayında Huffington Post Blog'da yayınlanan "7 Things to Consider Before Choosing Sides in the Middle East Conflict / Ortadoğu'daki gerginlikte tarafınızı seçmeden önce dikkate alınacak 7 Şey"  başlıklı yazı ile devam edelim:

1. Neden her şey işin içinde Yahudiler olduğunda daha da zorlaşıyor? /  Why is everything so much worse when there are Jews involved?
...........700'den fazla insan Gazze'de öldü, tüm dünyada Müslümanlar ayağa kalktı.  Fakat gerçekten rakamlar yüzünden mi?
Beşar Esad iki yıl içinde çoğu Müslüman olmak üzere 180.000'den çok Suriyeli'yi öldürdü  --son yirmi yıldır Filistin'de öldürülenlerden daha fazla. Son iki aydır da binlerce Müslüman, Irak ve Suriye'de ISIS/IŞİD tarafından öldürülmekte. Onbinlercesi Taliban tarafından öldürüldü. Yarım milyona yakın siyah Müslüman Sudan'da Müslüman Araplar taraflar öldürüldü vesaire... Fakat sadece Gazze, Sünni ya da Şii ayırt etmeden tüm dünya Müslümanlarını harekete geçiriyor ve hiçbir konuda duymadıkları tepkiyi göstermelerine neden oluyor.

Şaşırtıcı bir şekilde, İsrail bombardımanı sonucu öldürülen çocuklar ile ilgili internette dolaşan görüntü ve resimlerin çoğunun Suriye kaynaklı olduğu bir BBC raporunda geçmekte. Gördüğünüz çoğu resim, Hizbullah ve Hamas'a da el veren İran tarafından desteklenmekte olan Esad tarafından öldürülen çocuklara ait. Bu durum İsrail güçlerinin dikkatsizlik, ihmalcilik ve bazen açıkça zalimliklerini mazur göstermez. Fakat Müslüman dünyanın İsrail karşıtlığının öldürme ve ölü sayıları nedeniyle olmadığını açıkça gösterir.
Evet, orada haksız ve illegal bir işgal / occupation var. Bu bir insan hakları ihlalidir. Bununla birlikte diğer tarafın derin bir anti-Semizitizm yönelimine sahip olduğu da gerçek.


2. Neden herkes bunun bir din savaşı olmadığını söyleyip duruyor? /  Why does everyone keep saying this is not a religious conflict?
...........Ortalıkta çokça dolaşan bazı mitler: Yahudiliğin Siyonizm ile alakası yoktur. İslamın Cihad ve anti-Semitizm ile ilişkisi yoktur. Ortadoğu'daki çekişmenin özünde dinler yoktur.

"Ben Siyonizme karşıyım, Yahudiliğe değil!"  diyenler.  Acaba Eski Ahit'te geçen metinlerin bugün yaşanmakta olanlarla bu kadar benzeşmesi tesadüf olabilir mi?
"Sınırlarınızı Kızıldeniz'den Akdeniz'e, çölden Fırat Irmağı'na kadar genişleteceğim. Ülke halkını elinize teslim edeceğim. Onları önünüzden kovacaksınız. Onlarla ya da ilahlarıyla antlaşma yapmayacaksınız."  (Çıkış/Exodus  23:31-32)

"Bu toprakları size verdim. Gidin ve atalarınıza, İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a ve onlardan gelen soylara ant içerek söz verdiğim bu toprakları mülk edinin."
(Tesniye/Tekrar/Deuteronomy  1:8)
Mukaddes Kitap Sayılar 34'te sınırlar konusunda daha çok ayrıntı bulabilirsiniz. ... Peki "Tüm bunlar İslam'la alakalı değil, politikalar ile alakalı!" diyenlere Kuran'daki bu bölüm anlamsız mı gelmekte?
"Ey inananlar, Yahûdilerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zâlim olan kavmi doğru yola sevk etmez."  (Kuran 5/Mâide-51)

Ya Hamas'ın gönderme yaptığı pek çok ayet ve hadise ne demeli? Söyler misiniz, bunun kökünde dinin olmadığı sonucuna nasıl ulaşabiliyorsunuz veya anahtar itici güç olmadığına? Siz bu ve benzeri ayetleri görmezden gelebilirsiniz, fakat bunlar bölgedeki pek çok aktör açısından ciddiyetle önem taşıyor,  her iki taraf için de.

İnsanların çeşit çeşit inançları var,  dünyanın düz olduğunda ısrardan tutun Holokost'un inkarına kadar. İnsanların inanma haklarına saygı duyabilirsiniz, fakat bu düşüncelere inanmaya zorlanamazsınız.  2014'teyiz, dinlerin daha fazla saygı duyulmaya ihtiyaçları yok. İnsanların hakları var. İbrahim dinlerindeki politika-din dikotomisi kötü ve yanlışa götürür özelliklerde. Bütün İbrahimi dinler kalıtsal olarak politik.


3. İsrail neden kasten sivilleri öldürmek istesin? /
Why would Israel deliberately want to kill civilians?
........... Masum Gazzeli insanların ölmesine gerekçe bulunamaz. Gazze sahilinde oynayan dört çocuğun öldürülmesi olayında İsrail'in ihmalkarlığının özrü olamaz. Fakat bir an için düşünelim. İsrail ne demeye kasten sivil öldürsün? Siviller öldükçe İsrail canavarlaşıyor. En yakın müttefiklerinin bile eleştirilerine neden oluyor, yaralı ve ölü sivillerin dehşet verici görüntüleri medyada dolaşıyor. Norveç'ten New York'a her yerde artan İsrail protestoları düzenleniyor. İsrail'in görece çok daha az olan kayıpları "orantısızlık" tepkisine yol açıyor. En önemlisi de sivil ölümler Hamas'ın elini güçlendiriyor. Bu koşullar nasıl İsrail'in menfaatine olabilir?
Eğer İsrail sivilleri öldürmek isteseydi, bunda gerçekten korkunç olurdu. ISIS sadece iki günde İsrail'in bölgede iki haftada öldürdüğünden daha fazla (+700) insan öldürdü.  İsrail'in elindeki tüm bu silahlar, ordu, hava gücü, ABD desteği ve nükleer imkanların  ISIS veya Hamas'ta olduğunu hayal edin. Tüm düşmanları çok önce tamamen yok edilmiş olurdu. Eğer İsrail gerçekten Gazze'yi yok etmek isteseydi,  ki bu bir günde hava yoluyla yapılabilir,  neden kendi askerlerini de riske atacak şekilde daha sancılı ve pahalı olan kara harekatını seçsin?


4. Hamas kendi tarafının sivillerini gerçekten kalkan olarak kullanıyor mu? /  Does Hamas really use its own civilians as human shields?
...........Filistin devlet başkanı  Mahmut Abbas, Hamas'ın taktikleri konusunda ne hissettiği sorulduğunda "Roket atışları ile ne elde etmeye çalışıyorsunuz?" diye soruyor. Hamas sözcüsü Sami Abu Zuhri, Gazze ulusal tv kanalında insan kalkan stratejisinin çok etkili olduğunun kanıtlandığını açıkça itiraf etti. Yani Hamas'ın ateş hattına kendi sivillerini koyması bundan böyle sadece bir spekülasyon değil. Birleşmiş Milletler geçen hafta çocukların gittiği iki okula saklanmış roketlerini tespit edince Hamas'a şiddetli bir kınamada bulundu.
Hamas İsrail tarafına binlerce roket atışı yapıyor, hastane ve okulların da olduğu yoğun nüfuslu bölgelerden yapılan bu atışlar İsrail'de nadiren ölümlere veya ciddi zarara neden oluyor.

Neden diğer tarafta hiçbir gerçek zarara sebep olmayacak roketler sürekli atılarak kendi halkına büyük zarar verilmesine davet çıkartılır, ve dahi karşılık geldiğinde siviller ateş hattına konulur?  IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) hava saldırısına karşı Filistinlilerin evlerini boşaltmaları uyarısında bulunurken bile Hamas neden insanlara kalmalarını söyler?
Çünkü Hamas Gazzelilerin ölmesinin kendisine yardımcı olduğunun farkında. Hamas'ın en çok işine yarayan ve ona meşruluk kazandıran tek şey ölü sivillerdir. Okullarda roketler... Hamas çocuk ölümlerini dünyanın sempatisini kazanmak için kullanıyor, onları bir silah olarak kullanıyor.


5. Neden insanlar Gazze'deki "işgal"in sonlandırılmasını İsrail'den istiyor? /  Why are people asking for Israel to end the  "occupation"  in Gaza?
........... Çünkü insanların zayıf hafızaları var. 2005'te İsrail Gazze'deki işgali bitirmiş, tüm askerlerini geri çekmişti. Ayrılmayı reddeden pek çok İsrailli yerleşimci evlerinden çıkartılmıştı.  İsrail tarafından yürütülen tek taraflı bir yaklaşımdı bu; İsrailliler ve Filistinliler arasındaki sürtüşmelerin azaltılması hedefleniyordu. Mükemmel ve tam değildi --İsrail hala Gazze'nin sınırlarını, sahil şeridini ve hava sahasını kontrol ediyordu-- ancak bölgenin yakın geçmişi göz önüne alındığında dikkate değer bir ilk adımdı. (Bu noktada yazıda araya girerek, 2005'te adı geçen İsrail işgalinin bitişini göstermelik ve işlevsiz bir yaklaşım olarak niteleyenlerin var olduğunu söylemek isterim.)

Çekilmeden sonra İsrail sınır kapılarını ticarete olanak sağlamak üzere açtı. İhraç edilmek üzere yıllardır meyve ve çiçek üretimi yapılan 3000 sera Filistinlilere verildi. Fakat Hamas okullara, ticarete veya altyapıya yatırım yapmak istemedi. Onun yerine binlerce roket ve silahı barındıracak şekilde geniş bir tünel ağı oluşturdu,  İran ve Suriye'den daha yeni ve ileri teknolojiler aldı. Bütün seralar yok edildi. Hamas kendi tarafındaki insanlar için hiçbir sığınak inşa etmezken, liderlerinin hava saldırıları sırasında saklanmaları için birkaç tane inşa etti. Sivillerin bu sığınaklara erişimi mümkün kılınmazken, onlara bir de bombalar gelirken evlerinde oturmaları söylendi. Kısacası 2005'te Gazze'ye verilen büyük fırsatı, Hamas bölgeyi İsrail'e karşı silah deposu haline getirerek harcadı.


6. Neden Gazze tarafında İsrail'den çok daha fazla kayıp var? /  Why are there so many more casualties in Gaza than in Israel?
........... Çok az İsrailli sivilin ölmesinin sebebi onların üzerine daha az roket yağmasından değil,  devletlerinin kendilerini daha iyi korumasından.
Hamas füzeleri İsrail'e doğru yöneldiğinde sirenler çalıyor,  Iron Dome/Demir Kubbe devreye giriyor ve insanlar sığınaklara koşuyor. İsrail füzeleri Gazze'ye yöneldiğinde ise Hamas sivillere evlerinde kalmalarını ve geleni yüklenmelerini söylüyor. Yani İsrail yönetimi sivillerini, onları hedef almış roketlerden kaçmaya teşvik ederken;  Gazze yönetimi roket saldırılarının önüne itiyor.
Bu yaklaşım farkı konusunda getirilen popüler açıklama, Hamas'ın daha fakir olması ve İsrail'in yaptığı gibi halkı koruyacak kaynak ve bilgiye sahip olmaması. Gerçek sebep ise kaynak eksikliğindense öncelik sapmasıdır.  (5 nolu bölüme bakınız.)  Niyet ile ilgili bir durum bu,  yetenekler ile değil. Bütün bu roketler, uzun atarlar, tüneller inşa edilmesi ya da satın alınması ucuz olan şeyler değil. Fakat bunlar öncelikler. Kaldı ki İsrail'e ABD desteği gibi Filistinliler de petrol zengini komşulara sahipler.
Sorun şu ki Gazze'deki sivil kayıplar azalırsa, Hamas PR savaşında en etkili tek silahını kaybetmiş olur. Kendi vatandaşlarını korumanın yanı sıra Gazze'deki ölümleri azaltmak İsrail'in ulusal çıkarları arasındayken Hamas'ın çıkarları tam tersini gerektiriyor.


7. Madem Hamas bu kadar kötü, neden herkes İsrail yanlısı değil? /  If Hamas is so bad, why isn't everyone pro-Israel in this conflict?
........... Çünkü İsrail'in kusurları sayıca az ise de etkisi büyük.
........... Çoğu İsrailli, Filistinli karşıtları ile aynı kabile mantığına sahip gibi gözüküyor. Arapların 9/11'i kutladıkları gibi "İsrailliler Gazze'nin bombalanmasını kutluyor". Bir BM raporuna göre, İsrail kuvvetleri Filistinli çocuklara işkence uyguladı ve onları kalkan olarak kullandı. Filistinli gençleri dövüyorlar. Hava saldırıları sırasında acımazsız davranıyorlar. (Dört tane Filistinli çocuğun sahilde top oynarken bombalanması?) Öyle bazı akedemisyenleri var ki, tecavüzün düşmanlarına karşı etkili tek gerçek silahları olabileceğini açıklıyor. (Bütün dünya insanlığı gerçekten delirdi de gayet başarılı şekilde normali mi oynuyoruzdur ne?)  (Ve insanlıktan nasibini almamış)  Pek çok Yahudi,  masum Filistinli çocukların ölümünü neşe içerisinde kutluyor.  (Bunun da bir linki vardı, ancak nedense İsrailli Yahudilerin "Nuh der Peygamber demez" çatlak kafa yapılarını ortaya koyan bazı materyaller gibi  ilgili sayfa da silinmiş.  Bu maddedeki parantez içleri bana aittir.  @canilecanan)

Bunlar kaç jenerasyon boyunca ve son 65 yıldır birbirine karşı nefretle yetiştirilmiş nesillerin doğal sonuçları. İsrail'i daha yüksek bir standartta tutmak için Filistinlilerin de daha azalmış bir ırkçılığa geçmeleri gerekiyor. İsrail kendisini gittikçe artan bir uluslararası izolasyon ve ulusal intihara sürüklüyor,  şu iki sebeple:  İşgalin devamı ve yerleşim yerlerinin genişlemeye devam etmesi. Özellikle ikincisi anlaşılamaz durumda, neden bunun yapıldığını anlamak zor. Neredeyse bütün Birleşik Devletler yönetimleri-- Nixon'dan Bush'a ve Obama'ya--  buna karşı çıktılar.  Mukaddes Kitaptaki bir bölüm  (2. soruya cevaben not düşülmüş ayetler)  hariç,  buna gösterilebilecek gerekçe yok.

........... Bir alıntı:  --İsrail'in, adına her ne dersek diyelim, bölgedeki dini barbarlık, teokratik termonükleer agresyon, veya her neyse, buna karşı olan ittifakın bir parçası olması için işgali durdurması gerekiyor. Bu kadar basit. Avrupa stili, adeta Batı normlarında gelişmiş modern bir ülke olduğunu düşünmeye devam edebilirsiniz, fakat halklara kendi iradelerine karşıt olacak şekilde hükmedemezsiniz. Onların topraklarını çalmaya devam edemezsiniz. Ve korkarım bu mücadelenin tarihi hakkında, İsrail'in yırtıcı aç kurtlarla çevrili küçük bir ada olduğunu düşünmeyecek kadar çok şey biliyorum. O ülkenin nasıl kurulduğunu, ne kadar şiddet ve mülksüzleştirme barındırdığını iyi biliyorum.  Bunları bilmemezlikten gelemem.--

Eğer İsrail iki devletli (belki de Hamas yüzünden üç devletli) bir çözüm üzerine yoğun olarak çalışmazsa, sonunda bir Yahudi devleti olmak ile bir demokrasi olmak arasında iğrenç bir seçim yağmak zorunda kalacak. Barış görüşmeleri için belirlenen sürenin dolmasına bir gün kala ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözüm başarısız olursa İsrail'in "ırkçı devlet/apartheid" olma riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. (Sonra bu sözlerin doğru olmadığını, reddettiğini söyledi. "İsrail" söz konusu olduğunda kimse ağzını açamıyor. Neyse, parantezi kapatıp yazarının uzun makalesinden çeviri yapmaya devam edeyim.)

Hadi bununla yüzleşelim. Toprak bugün her ikisine de ait. İsrail 1940'ların sonlarına doğru İngiltere'nin yardımıyla Filistin bölgesinden oluşturuldu, benim doğum yerim olan Pakistan'ın aynı dönemde Hindistan'dan Müslümanlar için kopartılması gibi. Süreç acı vericiydi, milyonlarca insanı yerinden etti. Fakat artık 70 sene geçti. Şu anda iki veya üç nesil İsrail'de doğdu ve büyüdü, artık burası onların vatanı, ve kendi suçları olmayan tarihsel mezalimler yüzünden sorumlu tutulmaktalar. "Diğerine" karşı olmaya programlılar,  aynı Filistinli çocuklar gibi.  Özünde bu dini bir kabile mücadelesi ve insanlar taraf tutmayı bırakana kadar da çözülmeyecek. Dolayısıyla "İsrail taraftarı" ya da "Filistin yanlısı" olmanıza gerek yok. Sekülerizmi, demokrasiyi, iki devletli çözümü destekliyor --ve Hamas'a, yerleşim yerlerinin genişletilmesine, işgale karşı çıkıyorsanız-- her ikisi de olabilirsiniz.
(7 Things to Consider Before Choosing Sides in the Middle East Conflict,
Ali A. Rizvi.  07/28/2014 - Huffington Post)



Kendisinden bazı blog yazılarımda alıntı yaptığım Furkan Katkak adlı genç adamın bir paylaşımı:
Haçlı zihniyetiymiş de,  Israil Hitler'in izinden gidiyormuş da,  özellikle Ramazan'da vuruyormuş da, BU BİR SOYKIRIMMIŞ! Hassiktirin diyorum artık sadece.  Oruç ağız diyorum bunu.  Biraz izan çağrısı yapayım:

...........1- Haçlı seferlerinin amacı Kudüs'e hakim olmak ve orayı gayrı Hristiyanlardan temizlemekti. Anti müslüman olduğu kadar anti yahudiydi de bu hareket.
...........2- Medenî ülkelerde Hitler'in adını anmak bile tabudur.  Bizde her kesimden insanın ağzından düşmez oldu herif. Islamcilar yahudi öldürdü diye sever, milliyetçiler zaten sever,  kemalistler falih rifki'nin övündüğü gibi nazizm ve faşizm kemalizmden ilham almış olduğu için  (tabiî ki tam tersi doğru)  sever...  ne âlâ memleket.
(Gezi zamanı bi takım yavşakların "ay Hitler gaz odaları kurmuştu, bu tayyip tüm ülkeyi gaz odasına çevirdi"  sığlığıyla tayyibi hitlere eşitleme terbiyesizliğini de unutmayalım,  biber gazı hardal gazıyla aynı şeyse  rte de hitlerle aynı şey olabilir ancak,  bayılmayı ölmek sanıyor davarlar)
...........3- Israil kasten Ramazan'da mı saldırıyor bilemiyorum ama bu geleneği Araplar Israil'e kasten  (o yıl Ramazan'a denk gelen)  yahudilerce kutsal  Yom Kippur günü  saldırarak başlatmış oldular. http://en.m.wikipedia.org/wiki/Yom_Kippur_War

...........4- Bu soykırımsa 1915te bizim yaptığımız neydi? Kıyametti herhalde? Holocaust neydi?  Bosna?  Ruanda?  Dersim?  Bayılmayı ölmek sanmayın. Allah'tan bu ak zihniyet de biraz ipe sapa gelir gibi oldu:  rte,  diskurunu "bunlar Hitler'den zalim" noktasından, "Hitler'in izinden giden Israil'e karşıyız" noktasına çekti  (ilk pozisyonda "Hitler'in yaptıklarını hakediyorlardı" düsturu içkin,  ikincisinde "Hitler de kötüydü bunlar da kötü" düsturu). TECE vatandaşı yahudiler tenzih edildi, ki onu da yapmasan öl zaten.  yahudilerin anadolu topraklarında sadece 5 asırdır yaşadığını mı sanıyorlar?
Ve diyanet ilk defa hayırlı bir iş yaparak öldürülen müslümanların 10da 9unun yine müslümanlarca öldürüldüğünü açıkladı. Hadi bu ak zihniyet, karşısındaki davarlar ne diyor?:  "Akp de Israil de kendinden olmayanı öldürüyor"!!!
he canım he,  gezi zamanı Hitler olan rte şimdi de Israil oldu öyle mi?  Biraz izan aq.
........... Gazze ne kadar İsrail'in yerleşimlerini yıkıp çekildiği bir yer olsa da fiilen işgal altındadır.  Tüm giriş çıkış ve hava sahası İsrail kontrolündedir. Buradaki şartlar insanı gerçekten de terörist yapar.  Ama bu Hamas mensuplarının "terörist" oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Hem de berbat bir zihniyete  (anti semitizm)  sahip bir terör örgütüne mensuplar.
Son seçime Gezi gazıyla girmiştik,  bu Cumhurbaşkanı seçimine de Gazze gazıyla giriyoruz. Du bakalım noolcak?

Aynı kişinin bir köşe yazısına tepkisi:

Kimmiş bu oç? Bu yeni şafuck da aynı fuck-it gibi rezil bir neşriyata döndü aq.
(Yeni Şafak'taki bir köşe yazısından alıntı yapıyor)  "Hazır kitabı elimize almışken, Nurettin Topçu'nun  'Para ve Yahudi'  başlıklı yazısından biraz daha alıntı yapalım:  Esasen insanoğlunun iki düşmanı, iki şeytanı vardır:  Para ve yahudi. Yahudi paraya, para yahudiye tapar. Zira yahudi olmasa, para, belki de sahipsiz kalacaktı."
Vay arkadaş,  yahudiler olmasa takas ekonomisinde yaşayacakmışız meğer! Lidyalılar yahudiymiş.


İsrail'in Gazze'ye son saldırısının gerekçelerini  "üç gencin kaçırılması ve öldürülmesi"nden başlayıp  "Hamas'ın roketlerine"  ve yüzlerce sivili öldürdükten sonra da yıllardır varlığını bildiği  "tünellere"  çektiğini seri bir şekilde anlatıyor  bu video:  "İsrail'in Gazze üzerine değişen hikayesi."
(Tek bir şey söylemek isterim ki  politikacılar hangi milletten olurlarsa olsunlar,  yüzüne ve sözüne bakılmayacak insanlar.)

Bu arada Hamas'ın askeri kanadı  İzeddin el Kassam Tugayları'nın kurucularından Salih el Aruri,  (İsrail'de 15 yıl esir tutulup 2010'da serbest kaldıktan sonra Türkiye'ye geldiği söyleniyor)  ilginç bir açıklama yaptı. Hamas'ın Türkiye'deki en önde gelen temsilcisi konumundaki Aruri, son İsrail-Filistin krizini tetikleyen olay olan işgal altındaki Batı Şeria'da üç Yahudi yerleşimcisi gencin kaçırılıp ölü bulunmasının arkasında Hamas militanlarının olduğunu söyledi.  (Türkiye nasıl insanlara misafirlik sunan bir ülke haline geldi?)












17 Temmuz akşamı İsrail'in Gazze'ye kara harekâtı başlatmasının ardından Levent'teki İsrail Konsolosluğu önünde başlatılan protesto gösterileri sırasında bazı göstericiler binanın yakınındaki, Türk heykeltraş İlhan Koman'ın eseri Akdeniz Heykeli'ne saldırıp sağ kolunu kopartmışlar. İsrail ile bu heykel arasında nasıl bir bağ kurduklarını anlayamadığım bu vandalların bir kadın heykeline saldırmasına şaşırmamak gerek. Vikipedi'de "Cepheden bakıldığında kadının yüzünde sert bir ifade vardır. Burada bir bakıma insanlardan gördüğü eziyet protesto edilmiştir" yazıyor. Güler misin ağlar mısın?


Azınlık hakları üzerine çalışan, Güncel Hukuk dergisi ve Agos gazetesinde yazılar yazan bir avukat olan Rita Ender şöyle yazdı:
Peki, biz gittikten sonra bu ülkede ne değişecek? ... Türkiye'de ne değişecek?
Sayıları 17.000 civarında olup hepsinin zengin, "işini bilen", korkak, acımasız, şeytan, lobici, "fitne satan" ve iyi pozisyonlarda duran insanlar olmadığını anlatmaktan yorulduğumuz bu insanlar, biz, Türkiye'den gitmiş olacak, olacağız. Yerlerimiz dolacak belki ama yokluğumuz boşluk yaratacak. Mutlaka yaratacak çünkü kimse vazgeçilmez değil ama, kimsenin yerini de bir başkasıyla doldurmak mümkün değil… Mümkün olan halleri içinde hayat devam edecek. Burada hayat her zamanki kargaşası, iniş-çıkışları ve tüm duygu yoğunluğu ile sürerken,  Türkiye'deki Yahudi düşmanlığı bitecek mi?
Bitmeyecek. Ve maalesef, Yahudi düşmanlığının Türkiye'de hiçbir zaman bitmeyeceğini söylemek için geleceği görmeye veya karamsar olmaya gerek yok.  ...

Yüzlerce yıldır buralı olan bizler, tüm bu asılsız suçlamalarla nasıl mücadele edeceğimizi şaşırıyoruz. İlk akla gelen, ilk yapılan "vatan, millet, Sakarya" dörtlüklerine sarılmak oluyor. Sadakat bağlarımızı birilerinin gözüne böyle sokuyoruz.  Çok çok çok azı mahkeme kararlarına konu olmuş olan bu ülkedeki Yahudi düşmanlığının bir başka özelliği ise, Yahudi düşmanlığı yapmanın bir suç olarak görülmemesi.
Türkiye'deki Yahudilerin bir kısmı soykırım kurbanı olmadıklarına şükrederler. Soykırım kurbanı olmak yerine o dönemde Varlık Vergisi ödedikleri için, askere alındıkları için,  Aşkale'ye gönderildikleri için vs…



Umur Talu'nun Temmuz ayında yazdığı "Hangi yüzle, hangi yüzsüzlükle?" başlıklı yazısından çeşitli bölümler aktarmak istiyorum:
Muhammedler; (Öldürülen üç Yahudi genç sonrasında, kaçırılıp dövülen ve canlı canlı yakılarak öldürülen Mohammed Abu Khdeir'den bahsediyor. Birden aklıma hakkında bir blog yazısı yazdığım öldürülmüş Filistinli genç Muhammed Salaymah da geldi) boyunlarında ölüm fermanıyla, birer esir yahut rehine, her an mülteci ve her an toplu bir suçun failleri olarak doğuyor ve sığındıkları o adlarıyla öldürülüyorlar.
İsrail devletinin, çoğu zaman Batı işbirlikçiliğiyle vuku bulan “tarih boyu katliam”ını kınayan “Müslüman elemanlar”ın çoğu da, epeydir birbirlerini katletmekle meşgul zaten. Böyle de bir yüz ve ikiyüzlülük meselesi var, “mazlumlar”ın.

İsrail’in katlettiğinden fazlasını Iraklı “Müslümanlar” birbirini keserek, paramparça ederek kafa kopararak katletti; Suriye’de rejim ile ayaklananlar ve başka İslam ülkelerince doldurulanlar bir o kadar katletti.
“Şia’dan beter” diyen,  öldürülenleri ayıran Müslümanlıklar, “Şiiler İsrail’den daha büyük düşman”  diyen Suudi Sarayı filan var bu dünyada.
Sünni-Şii kırımını inancının emri sayanlar.
Mısır’da meydanlarda katledilenler Müslüman’dı;  katleden paşalar da öyle.
O paşaları besleyenler de Müslüman’dı;  şimdi kutlamaya koşanlar da.
***
“Biz”e  gelince.
Gazze’ye vardık mı?
Yok.  Attık tuttuk.  Mısır ve İsrail arasında sıkışmasını unuttuk.
Hamas’ın Esad’ı 2014 itibariyle (yeniden) tanıması; Abbas’ın Sisi’yi kucaklaması karşısında şaşkın ördek misali, şimdi zaten hepsini desteklemiş İran’a koşuyoruz yine. Üstelik bir elinde, “İsrail’e sevk edilen Kürt petrolü”, bir elinde “İsrail’le özür mözür sayesinde artan ticaret” ile. Yıldızlı, yaldızlı bildik nefret diliyle.
S. Arabistan ve Katar ittirmesiyle, “Sünni Blok” diyerek müthiş bir yarılmanın ateşine odun taşımışsın; TIR’lamışsın… Şimdi fırlamışsın da, ne diyeceksin ki zaten!
***
Cezaevlerindeki binlerce Filistinli dışında, bir halkın tamamının hapishane gibi kapatıldığı bir topraktan, “üç genci katleden failler” bir yana, cinayet yüzünden bir halkı bombalayan, başka çocukları kolayca katleden bir devlet vahşetinden söz ediyoruz. Bir Nazi askeri öldürülünce, yerel halktan yüz kişiyi kurşuna dizenlerden bakiye toplu cezalandırma vahşetinden. Fakat hakikaten ne diyeceğiz biz?  Hangi yüzle,  hangi yüzümüzle,  hangi yüzsüzlüğümüzle!



Biraz da İsrail vatandaşları üzerine bazı haberlere bakalım:
İsrailli bir profesörün  "tecavüz en iyi çözüm"  benzeri yumurtalarını, yukarıdaki 7 maddelik sorular bölümünde kısaca geçtiğinden adını tekrar anmak istemiyorum.  İsrail Hükümetinden bir bakan da  "Arap öldürmek yanlış değil"  demiş.   (İnsan değiller.)

Yanda güzel bir kadın fotoğrafı var, siyasetçi olduğuna inanmak istemezdim. İsrail Parlementosu Knesset'te dinci milliyetçi Siyonist çizgideki Jewish Home Partisinden milletvekili olan bir bilgisayar mühendisi. Adı: Ayelet Shaked. Yaptığı bir konuşmada Filistinli annelerin ve çocuklarının ölümünü talihsiz bir durum olarak sunmamış, bilakis annelerin "küçük yılanlar" doğurduğu için öldürülmesi gerektiğini söylemiş:
"Kelimelerin anlamları vardır. Bu bir savaş. Bu savaş teröre karşı değil, aşırı uçlara karşı değil, hatta Filistin otoritesine karşı da değil. Bunlar gerçekleri bertaraf etmek için oluşturulmuş formlar. Bu, iki toplum arasında bir savaş.  Düşman kim? Filistin halkı. (...) Başka küçük yılanların doğmasını durdurmak için (Filistinli) anneleri öldürün.  Neden?  Onlara sorun,  onlar başlattı."


"Solcular Gazze'ye.  Solcular ve Araplara ölüm."
Sanırım İsrailli bazı Yahudi kızlar arasında da bizdeki gibi  "İzmirli kızlar sendromu"ndan var.  Bu hasta kafatasçı kafa yapısının bir devası yok.

Yaz tatilleri sırasında onları erkenden uyandıran roket sirenleri yüzünden Arapların ve Filistinlilerin asıp kesilmesi için Twitter'da fetva veren İsrailli gençler...  "Araplardan nefret etmek ırkçılık değil  Tanrı'nın emri" imiş.  Biri de kalkıp bu hanım kızımıza Gargat ağacından bahsetse kesin "ırkçı" olur ama :)

Soldaki kızımız  "Bir orospunun oğlu olan tüm Araplara ölüm"  gibi bişeyler yazmış Twitter'da.  Şu blogda, İsrailli bazı gençlerin tweetleri ve fotolarına yer verilmiş.  Konu başlığı ile ilgili değil ama,  selfie  denen şey baya midemi bulandıran bir şey.  Bu selfie'yi sıradanlaştıran herkesin üstüne kusmak vaciptir ey canilecanan okurları :)
(Nasipse bu selfie ve  kafadan aşağıya buzlu su dolu kova dökme saçmalığına değineceğim önümüzdeki günlerde)




Üstünkörü yaptığım tıklamalar ile bazı Yahudilerin özeleştirilerine de denk geldim. Twitter'daki 140 harf kısıtlaması nedeniyle düşünceler iyi aktarılamıyor bence, kısaca tepkiyi, mottoyu, espriyi aktarabiliyorsun sadece.

Bu tweette bir kadın şöyle diyor, bu kadar yabancı dil çevirisinden sonra yorgun düşmüş amatör bir bünye olarak hatalarım varsa affola:

İsrail, uzun Yahudi felaketleri listesinde bir diğeri olma yolunda iyice ilerlemekte ve bunda sadece kendisi & bizim (Yahudi) toplumumuz kabahatlidir.  (*)
Burada ise bir başka kadın, "Gazze'de çocukları öldürmek Yahudi değerlerimi kirletiyor!" diyor.  (**)

Bu foto Gazze şehri Shijaia'da çekilmiş. Önceden burada güzel evler vardı ve bölge hareketli idi. İsrail buna çevirdi,  demiş birisi.

"İsrail'in bu soykırımı iki aya yakındır devam ediyor ve hala Hamas isteğe bağlı roket atışı yapmakta.  Belki de IDF o kadar güçlü değil"  diyor,
profilinde insan hakları destekçisi bir Yahudi olduğunu yazmış olan bir troll. (***)

Morel Malka adlı İsrailli genç bir kadının  Filistinli Müslüman bir adamla (Mahmud Mansur)  evliliği İsrailli aşırı sağcıların tepki ve gösterilerine neden olmuş. Düğünü basmak isteyenler kadar çifte "Free Love" yazılı pankartlarla destek veren sorumsuz kişiler de varmış  ;)

Nazi soykırımdan kurtulmuş bir grup  (Holocaust survivors), New York Times'a Gazze'deki Filistinlilere yönelik katliamı kınadıkları yönünde reklam vermiş.  (i)

İyi bir çeviri yapamadığımın farkındayım, yine de yaklaşık bir fikir vermesi bakımından son olarak İsrail'in mevcut politikalarını uzun zamandır istikrarla eleştiren bir Yahudi'den  (@MJayRosenberg)  alıntılıyorum:
ISIS'i durdurmanın bir yolu İsrail-Filistin çekişmesine son vermektir. Bu da işgalin sonlandırılması, karşılıklı tanıma demek. Gerçek düşmanla savaşın: ISIS.  (ii)


Arap olduğunu tahmin ettiğim bir Müslüman, Facebook'ta şöyle yazmıştı:  (İngilizceden çevirdim)

Hepimiz adına, ve tüm dünyadaki insanlar adına, özellikle de Filistinlileri desteklemek ve ayağa kalkmak için hiçbir şey yapmayan tüm Arap ülkeleri adına utanç duyuyorum. Filistinlileri sadece medya aracılığı ile değil, askeri yardımla da desteklemeliydiler.  Onların birbirlerini koruyacaklarını sanabilirsiniz; fakat hepsi kirlenmiş, ahlaken bozulmuş ve kendilerini "Şeytan" adlı  İblise satmışlardır.

Her sabah uyanıyorum ve düşününce bu dünyanın parçası olduğum için utanıyorum. Hepimiz oturuyoruz ve suçluların (politikacılar) bizim için seçimler yapışını izliyoruz. Ve insanların öldürülmesini... Yine de hiç bir şey yapmıyoruz tüm bunlar için. Bir yalan içinde yaşıyoruz. Ve hiçkimsenin birşeyler yapmaya götü yemiyor.

.......... İletisinin altındaki yorumlardan biri şuydu:  Neden Arap ülkelerinin Filistinliler için tek parmaklarını dahi kaldırmadıklarını biliyor musun?
Mesela Ortadoğu'da barış olursa petrol fiyatları düşüşe geçer.  Filistinlileri kendi ülkelerine dahi almazlar,  onların İsrail'de tutulması çok daha işlerine gelir.

Müslüman müslümanı keserken başkası da öldürmüş çok mu!  Kimden, kimin sessizliğinden cesaret alınıyor sanıyorsunuz ‪ #‎katilisrail‬  (@YamanOgut)


"İsrail, askeri kontrol noktalarında Filistinli hamile kadınları zorla bekleterek, su ve ilaçtan yoksun bırakarak, insanlık dışı uygulamalarla düşük oranlarının artmasını sağlayacak bir alt yapıyı oluşturmuştur.
George W. Bush yönetimi kadınları Taliban'dan kurtararak özgürleştirmeyi kendisine görev edinmişti. Ancak bizler Afganistan, İran, Irak, Cezayir ya da Filistin'de savaşların kadınları özgürleştirdiğini göremedik.
Gazze şeridine yapılan son kanlı saldırılarda sadece yüzlerce Filistinli ölmemiştir; pre-term (erken) doğum, ölü doğum ve düşükler de artmıştır. Aynı zamanda Etiyopyalı-İsrail kadınlar  -çoğu Yahudi-  kendi rızaları olmadan zorunlu kontraseptif enjeksiyona tabi olmuştur.
Siyonizmi bitirmek,  üreme sağlığı hakkı ve feminizmle ilgili bir meseledir!"


Bu arada tesadüfen, on küsür sene öncesinden bir haber buldum. Bir suikaste kurban giden  Israel Başbakanı  İshak Rabin'in eşi Leah Rabin,  yıllar önceki bir mektubunda,  "Benjamin Netanyahu,  toplumumuzla ilgili güzel olan herşeyi mahveden yozlaşmış bir yalancıdır.  Umarım,  dua ediyorum ki bu hükümetin günleri sayılıdır.  Parçalarına kadar ayırıyor, ve gelecekte hepsini tekrar inşa etmek zorunda kalacağız"  yazmış.

Yahudilerin çok güçlü takıntıları ve inatçılıkları var.  Yüzyıllar önce,  Roma askerleri sınırlarına çok yaklaştığı bir dönemde dahi kalkıp Filistinlilerle savaşan Yahudiler;  neredeyse iki bin küsür sene sonra tekrar devlet kurdukları Ortadoğu'da --bir savaşın tam eşiğinizde miyiz bilmiyorum ama-- ISİS adlı bir örgüt bir anda hortladığında,  Suriye meselesi tam bir çıkmaza doğru sürüklenmekte iken,  halklar yerlerinden sürülürken;  yine kalkıp Filistin'i bombalıyor, ırkçılığı sıradanlaştırıyor ve barıştan insan haklarından bahseden kendi insanlarını "hain" ilan ediyor.  Bu sayede belki de yüzümüze ayna tutuluyor,  her neyse...


Yazı o kadar uzadı ki, İsrail-TR ilişkileri üzerine ve Twitter'da bazı önemli Türk siyasetçi danışmanlarının sorumsuzca paylaştığı, akıllara seza yaklaşım ve yön göstermeler bir başka yazıya kaldı.

"İnsan olarak bir ömür misafir olduğumuz şu dünyada  Tanrı'nın yüzüne bakacak yüzümüz varsa;  Bayramımız mübarek olsun!"
diye yazmıştı biri Ramazan Bayramını kutlarken.

Görüşmek üzere