Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2016 Pazartesi

  Prens öldü mü,  öldürüldü mü?

Michael JACKSON  (MJ)  ve  Whitney HOUSTON'dan sonra
bir siyahi müzik ikonu daha aramızdan ayrıldı.
#PRINCE   (1958  -  20/21 Nisan 2016)



Artık bu siyahi pop yıldızlarının peş peşe ölümü  bana "tesadüf" ya da  "ilahi mukadderat"  gibi gelmemeye başladı.
(Özellikle  Whitney Houston,  kızı ile peş peşe günlerde  aşırı doz uyuşturucudan komaya girip öldükten sonra.)
(Önce kızı komaya girmesine rağmen  yoğun bakımda birkaç ay daha yaşamış  ve annesinden sonra ölmüştü.)

Bobbi Kristina Brown  adlı kızına düşkünlüğü ile bilinen,  sevgi dolu meşhur bir kadın;  biricik kızı komada can çekişiyor iken,  neden uyuşturucu ve alkolden kızının baygın halde bulunduğu aynı otel odasında aynı banyoda aşırı dozdan ölü bulunur?

Ve şimdi de Prince.  Grip benzeri bir rahatsızlıktan öldü deniyor.
Ölmeden birkaç gün önce Instagram hesabından attığı mesaj, korktuğunu ve güvende olmadığını yansıtıyor.  (“Just When You Thought You Were Safe...”  - Ölümünün ardından post silindi.)
Haliyle komplo teorisi veya değil,  ani ve şüpheli ölümü üzerinde büyük bir soru işareti var.


The Simpsons gibi çizgi dizilerde, Prince'in söz dinlemediği için öldürüleceği işleniyor ve kurban ediliyordu.
(Hatırlarsanız MJ de kurban seçildiği mealinde birşeyler söylemişti ölmeden önceki bazı söyleşilerinde.)


Bir animasyonda Prens Charles  tarafından vura vura öldürülüyordu Prince.  Gerçek ölüm sebebi ise Kraliçe grip virüsü imiş mi ne?   Tesadüfe bakınız ki, Prens Charles'ın annesi  Kraliçe II. Elizabeth'in doğum gününde öldü!

Yazıda adlarını saydığım üç Amerikalı star;  yüksek satışlar yapmış, çok yetenekli,  büyük servet sahibi,  ve isim yapmış güçlü müzik şirketleri ile karşılıklı büyük borçları olan isimler.
(Prince,  plak firması ile arasındaki 18 yıllık mücadele sonunda eserlerinin telif hakkını kazandı geçtiğimiz Nisan ayında,  300 milyon dolarlık serveti var... gibi haberler okuyorduk ki adam aniden gidiverdi!  Demek ki onca zamandır bu meşhur adamın "Cream"  dışında neredeyse hiçbir parçasını YouTube'da bulamayışımızın nedeni telif sorunları yüzündenmiş.)

Bu müzik piyasası ve elitler dünyası korkunç!
Türkçe sosyal medyada ona buna "elit" diyenler,  gerçek dünya elitlerinin insanları kurban etme ritüellerini görse, küçük dilini yutup o kelimeyi yerli-yersiz ağzına almazdı.




MISCELLANEOUS
  • Prince'in en sevdiğim şarkıları:

    "The Most Beautiful Girl In The World /Dünyanın en güzel kızı",  "Cream /Krema" ve  "Diamonds and Pearls /Pırlantalar ve İnciler".
    Hepsini 90'larda yaptı.

  • Kendisi ayrıca 90'ların en meşhur şarkılarından biri olan,  hatta 80-90'ların ikonu diyebileceğimiz  "Nothing Compares 2 U"   şarkısının söz yazarı ve sahibi imiş!  Prince'in ilk kaydından yaklaşık beş yıl gibi sonra İrlandalı şarkıcı  Sinéad O'Connor  tarafından okunuyor ve tüm dünyada patlıyor.




  • (Anladığım kadarıyla)  İlerleyen yaşlarında Mukaddes Kitabı incelemeye başlamış (?)  ve Yehova Şahitleri'ne yaklaşmış.

  • gif link:   http://gph.is/1VJ2HnT










  • Sağ üstte: kullandığı amblemi.

    (Özellikle Warner Bros. şirketi ile telif davaları sürerken ismi yerine bu amblemi kullandı,  diye biliyorum.)   Solda ise 1978'den 2013'e değişen Prince saç stilleri.


Güzel ve yetenekli bu insana,  yaptığı tüm hoş şeyler ve çabaları için bir dinleyici olarak teşekkürlerimle...
Elveda Prens.


EDIT:   Yüksek doz kurbanıymış. İntihar değil, hatalı bir fentanil overdoz diyor ölüm sebebi için Wikipedia'da.  MJ'inki gibi  yine bilinçli bir doktor hatası mı yoksa?

12 Temmuz 2009 Pazar

  Michael  JACKSON


Michael Jackson'ın ölümünün ardından okuduğum en etkileyici yazı, Ekşi Sözlük'te  katil balina'nın yorumuydu.
"Michael Jackson uzunca bir süre önce ölmüştü.  Bugün bir kalp krizi ile tekrar yaşamaya başlamış."
(katil balina -  26.06.2009 02:08,  #16393120)

"Ölümüyle kendi içimizdeki acımasızlıkla bir anlık yüzleşmemizi de sağlayan bu adam  (çünkü onun artık ölmesini istiyorduk),  hafızasında 80'leri canlı olarak barındıran ben ve nesildaşlarım için  80'lerin artık iyice uzağımızda olduğunu ve giderek yaşlandığımızı,  varlığının yanı sıra gidişi ile de hissettirdi"  demiştim daha önce.

Ne var ki MJ'in ölümüne üzülmedim hatta sevindim bile, zira ölmesini diliyordum içimden. Daha ne kadar düşecekti ki? Bundan fazlasını görmeye katlanamazdık bence. Ölümünün ertesi günü sekreterinin çıkıp  "Michael'ın herkese borcu vardı"  dediği bir adamdan bahsediyoruz. Yaşasaydı daha da batacaktı,  üretemedikçe eriyecekti...
Hatta belki de bilerek kendini bu kadar ilaçlara zorladı.
"Kendisi 90'ların ortasında ölmüştü. Neden arkasından şimdi ağlandığını anlamadım. Arada gazetelere hilkat garibesi kıvamında resimleri, hakkında birbirinden saçma dedikodular çıkan,  eski yaratıcılığından yoksun bir iki albüme imza atan bir adam vardı evet.
Ama o adam Michael Jackson değildi.
Sanatçı hayatı bittiğinde değil,  sanatından uzaklaştığında ölür.

Artık son 15 yıldır inzivaya çekilmiş, sanatından kopmuş insanlar ölünce "aaayyy vayyy vah vah!" demeyi bırakın, yeter."    (ssg  -   08.07.2009 18:45 ~ 19:18,  #16454736)



Şahsi görüşüm, 1995 yılında çıkardığı HIStory albümü ile bittiğidir. Ki bunu o zaman da söylemiştim. Ne var ki kızların "Maaaykıl Mayyyykıılllllll!!!" diye inlediği, medyanın var gücüyle MJ'i Pepsi turlamalarıyla pompaladığı dönemlerdi. Medyanın gazı kesilince kızların çığlıkları da dindi tabii... Sonra da aynı medya üzerinden Jackson'ın çocuk tacizinden sağlık sorunlarına uzanan çöküş haberleriyle donatılmaya başladık.

Neyse, konuyu dağıtmayalım.  Sene 95'te  Jackson  yukarıdaki albümü çıkarmıştı.  Tam adı:  "HIStory:  Past, Present and Future,  Book I"
Breh breh!  :p

Acayip reklamının yapıldığını ve pompalandığını iyi hatırlıyorum.
Ahmet San  aracılığıyla Türkiye'ye de gelince  (23 Eylül 1993),  Türk medyasının da ilgisi arttı doğal olarak şarkıcıya.  Çok sükse yapmış olan  Dangerous  albümü  ve  Pepsi konser turlarından hemen sonraki albümdü.  Beklentinin çok yüksek olduğu,  devasa pazarlama bütçelerine sahip bir projeydi.    Türkçe'deki matematik karşılığıyla:
"Best Of  +  birkaç yeni şarkı  =  2 CD"  formülasyonu idi.
Söz konusu albüm çok çok büyük paralar harcanarak, her klip çekilen şarkısına çok büyük paralar akıtılarak yapıldı.  Zaten görüntüsü yeter şöyle bir alıcı gözüyle bakarsanız.  İki CD'den oluşan kutu, megalomanyak bir kapak...  "Bir sanatçının asla 'oldum' dememesi gerek"  diyerek bu konuyu kapatayım,  zira açıklayamadığımı fark ettim şimdi  :P

Sonuç olarak albüm beklenen ilgiyi görmedi.  (Ne kadar bekleniyordu biliemiyorum tabii ama o kadar masraf için  "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez"  diye düşünmüştür kapitalizmin çarkları.)  Ve bir Allahın kulu da çıkıp,  "Böyle albüm ismi mi olur la?!"  dememiş olacak ki, 80'lere ait olan bu abartma özelliği,  adeta boku çıkarılarak 90'ların sonunda icra edildi Michael Jackson tarafından ve üzerinden.
Ancak ben burada asıl,  albümdeki bir parçadan bahsetmek istiyorum:




Adı  "Scream".
Dünyadaki en pahalı video klip bu şarkıya çekildi.
(7 milyon dolar bütçeli,  sayıyla 7.000.000$)
Ve gerçekten ilginç bir klip.  Zira bu kadar masrafa ne bilindik bir parça oldu ne de bir şeye benziyordu.

Ama bana asıl tuhaf gelen,  şarkının adı  "Çığlık"  olmasına rağmen;  klipte Michael'ın da kız kardeşinin de zerre çığlık taklidi yapamamış olması,  sadece dişlerini göstermekle yetinmiş olmalarıdır.  YouTube'ta bu şarkıyla ilgili yapılmış bazı yorumlar:

"Bu videonun neresinde 7 milyon gitmiş?"
"Bu kadar para,  en pahalı klip,  ama sadece 700.000 izleyici ha?"
"Klip güzel değil çok karışık. Ama şarkı güzel."

(Merak eden için liste gelsin:  Most Expensive Music Videos)



Velhasıl uzun lafın kısası, Michael abartılıca şişirilmeye başlamıştı 90'larda.  Buna bir de estetiklerle şişen, büzüşen, delinen, rengine renk katan  (renginden renk çalan)  derisi ve virtigello muydu neydi o hastalığı da eklendi.
Living With Michael Jackson adlı belgeselde kendisiyle yapılan söyleşide  "Ömründe sadece iki kez estetik operasyon geçirdiğini (burnu için)" söylemiş bir Ademoğlu.  "Kendi yalanınıza inanmaya başladığınız an batmaya başladığınız andır" diyerek sıkıcı bir tespit yapalım bu noktada.
Ve Michael zokayı yutunca her adımında batmaya başladı. Bu tarihten sonra bir tek "Stranger in the Moskow" şarkısı dikkat çekiciydi bence. Ki onun klibinde de bir kadından farkı yoktur. Görüntüsü iğrençtir, adeta metamorfoz geçirmiştir.  Görüntüsü ile şarkıları arasında belirgin veya belli belirsiz bir uyumsuzluk vardır.


Bütün büyüklerde belli bir zamandan sonra böyle bir yalnızlaşma, tanrılaşma;  kısaca gerçeklikten kopuş gerçekleşiyor galiba.
Esaslı bir Michael Jackson hayranı değilim, ama kendisinin çoğu zaman çocukluğuyla ilgili şeyler anlattığını iyi biliyorum.  "Arabamla bir parkın yanından geçiyorsam, çocukları izleyip ağlarım"  gibi laflar ediyordu söyleşilerinde mesela. Çocukluğunu özlediğini filan.
Onun esas özlemi çocukluğuydu zira.  Henüz çok küçükken içine girdiği müzik endüstrisi ile yaşayamadığı çocukluğu.
Burada durup biraz "yalnızlık"tan bahsetmek istiyorum.  İster Jackson gibi bir star olun,  isterse sıradan bir insan fark etmez;  bir insan hayatında nitelikli yalnızlık yaşıyor ise,  depresyona an be an sıkı bağlarla yakınlaşmaya başlar.  Hafızamız  neşeli ve güzel anlarımızdansa  acılarımızı, hayal kırıklıklarımızı, onurumuzu kıran şeyleri, elde edemediklerimizi ve özlem duyduklarımızı anımsatır bize. Bu dönemde paylaşabileceğimiz,  beraber eğlenebileceğimiz,  zaman geçirebileceğimiz doğru kişiler de yoksa yanımızda;  iş hayatı da kötü gidiyorsa;  bunlara bir de sağlık sorunları eklenince durum vahim olur.  Michael Jackson için de böyle bir durum olduğuna inanıyorum.


Henüz anaokul çağındayken sahneye çıkıp şarkılar söyleyen, turnelere çıkan bir çocuktan bahsediyoruz.  Abileriyle birlikte yer aldığı  The Jacksons  grubunun maskotu gibi gözüküyor YouTube'daki kliplerde. Sadece görsel olarak değil,  işitsel (ses) olarak da sevimli bir maskot. Çok duyarlı ve yumuşak bir ses tonu var.  Çocukken bile insan duygularını etkileyen aşk şarkılarını  ince bir hisle,  etkileyici  ama bağırmadan okuması, hareketli yapısı ve ilginç dansları dikkat çekmiş sanırım.  20 yaşında dünya çapında bir star olan bu adamın,  kırklı yaşlarına gelip yalnızlaştığında da çocukluğunu ve ilk ergenlik çağlarını şiddetle özlemesi şaşırtıcı değil.

Sonuçta her sanatçı gibi o da kendi yapıtlarıyla hatırlanacak.
Biliyorsunuz Michael Jackson Amerika'da çok daha büyük bir fan kitlesine sahipti.  ABD'nin temsil ettiği olumlu değerleri en iyi ve en masum şekilde,  hem de en popüler olacak şekilde anlatmış olması dikkat çekici özelliğidir.  Sevdiğim ve özel bulduğum bazı şarkılarını liste halinde toparlıyorum şimdilerde. Aşağıda bu listeden bazı alıntılar bulacaksınız.




MISCELLANEOUS

"Sadece 2 kez burun ameliyatı olduğunu, başka bir estetiği olmadığını"
doğalmış gibi davranarak söylemiş biri.

Psikolojik ruh halini yansıtan şaşırtıcı bir görseldir yandaki.




*  "İnsanlar bronzlaşmak için solaryuma gidiyor.  Burada bir endüstri akıyor, büyük büyük paralar... Ve insanlar beyazken siyah oluyor. Tüm bunlar sorun edilmezken ve doğal olarak gerçekleşirken  benim beyazlaşmam da..."   gibi bir cümle kurdu ki bu da enstantane kıvamında idi.
Bu kadar patalojik olduğuna inanamadım bir an.




* Çocukken ağaçlara tırmanmayı çok severmiş ama babası buna izin vermezmiş.  Kendisine "baba" olarak değil  ismiyle hitap etmelerini istermiş çocuklarından. Karşı konulmaz bir şekilde içimden ona "daddy"  demek isterdim  ama hiç diyemezdim,  gibi cümleler kurardı.

Bazı şeyler sadece psikiyatristinizle sizin aranızda  veya  yalnız sizde kalmalı.  Eğlence sektörü açısından önemli bir vurgu. İnsanlar acımaya başladıkları biriyle artık eğlenemezler.



* The Jacksons  grubunun,  Triumph  adlı insana korku veren, simgesel bir albüm kapağı vardır.  Sonracıma  Torture  (İşkence)  gibi ezoterik video klipleri de...


* Annesi  Yehova Şahidi  imiş.


* Michael Jackson  çok duyarlı yapısı olan,  ince biri (idi).
Ergenliğe girişinde kızların hoyratça bazı tavırlarıyla karşılaşmış sanırım.  Ki kızlar sosyal hayatta çizilen tablolardaki gibi incelikli ve kibar olmayabiliyorlar.  Kendi gözünde ise  "Bir çocuk işçi"  gibiydi sanki.  Yani çocukluğunu hiç yaşama fırsatı verilmemiş gibi anlatırdı kendisini.  İnsanların ellerinden tutup çocuklarını anaokuluna götürdüğü yaşlarda o stüdyolarda imiş bir yerde;  ilkokul çağlarında da turnelerde...
       Görüldüğü gibi,  kimseye nimetler altın tepsi içinde sunulmuyor. Bedelini ödüyorsun bir yerde.  Sonra yıllar geçip çok yalnız kaldığında, o bedeller ve nimetler depresyon olarak tekrar geri çıkartılıyor senden.



* 80'lerin çocuk-ergen ikonlarından Brooke Shields  ile özel bir arkadaşlıkları vardı.  Shields, ikisinin de çok ünlü ve çocuk yaşta şöhreti yakalamış olmalarının,  sevgiye açlıklarının  ve  tabiatlarındaki benzerliğin onları birbirlerine yakınaştırdığını söylerdi.
    (Foto:  Aralık 1984)


Yazmayacaktım ama...  (Bu blog başlığında amacım  "King of POP"a dair her bilgiyi paylaşmak değil elbette, zaten bu mümkün de değil.) Michael Jackson'ın Diana Ross'a büyük bir hayranlığı vardı. Güçlü ilham aldığı ve hep özel olarak kalbinde tuttuğu biri.
Yanda,  bir söyleşisinden bölüm.




* Dangerous  albümü konser turlarını Pepsi sponsorluğunda yapmıştı.
Sürekli reklamlardaydı. Özellikle Türkiye'ye gelme zamanlarında içimiz dışımız  Pepsi reklamları ile dolmuştu.
Bir yandan Claudia Schiffer'lı  Cindy Crawford'lı Pepsi reklamları, bir yandan Maykıllı... Yerle yeksan olmuştuk adeta!

Kampanya sözleşmesi bittikten sonra yaptığı bir röportajında,  
"Hayatı boyunca Pepsi'yi ilk ve son kez reklam filmleri çekilirken içtiğini"  söylemişti.  Sanatçılar sponsorların kuklası olmamalı tabe, yazık.

     (Bu arada albüm kapağının özgünlüğü ve yüklü sembolizme dikkat!)




* MJ  belli bir dönemden sonra sahne kıyafetleri ve giysilerinde askeri çizgileri fazlaca kullanmaya başladı.

Yanda, şimdinin Alzheimer hastası Reaganlar ile Beyaz Saray'da  (1984'te)...

(Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.)



* Henüz anaokul çağındaki küçük bir çocukken sahne ve ışıklar ile tanışan Michael Jackson,  15 yaşlarındayken söylediği şarkılar ile insanları  (ve bugün teknoloji sayesinde bu eski şarkıları dinleyebilen bizleri) duygulandırırken;  o yakışıklı, kendi halinde, çok yetenekli başarılı bireyin yerine neden  bembeyaz tenli ve inanılmaz yapay burunlu beyaz bir ucubeyi koydu?  Bunu kendi adıma hiçbir zaman anlayamayacağım.



*  İşte benim kendi zevkime göre öluşturduğum  MICHAEL JACKSON müzik listesi.  Linkler ayrı bir sekme halinde YouTube'a açılıyor.
(Ve maalesef bazı şarkılar telif sorunları yüzünden sürekli siliniyor)

  1. Thriller
  2. I Just Can't Stop Loving You
  3. One Day in Your Life   (Benim için özel bir şarkısıdır.  Ne yazık ki Türkiye'den YouTube izleyenlere sürekli copyright sorunları veren, mecburen bu çirkin videolara bizi hapseden bir oluşum var)
  4. Liberian Girl
  5. Gone too soon
  6. The Way You Make Me Feel
  7. Don't Stop Til You Get Enough   (MJ  "popun kralı"ydı  ama söylediği bazı şarkılar ve şarkı söyleme şekli ile pop tarzından uzaklara ulaşıyordu)
  8. Smooth Criminal   (Bad albümünden-1987)
  9. Stranger in Moskow  (1997)
  10. Billie Jean
  11. Dangerous
  12. In the Closet
    (Naomi Campbell  hiç yaşlanmayan bi kadın. Mesela bu videoda 21 yaşında,  ve hâlâ sanki aynı yaşta!
    Tabi bu klibin  Herb Ritts  gibi  "siyah-beyaz"  bir ikonun elinden çıktığını yeri gelmişken ekleyelim.)

  13. Will You Be There
  14. Leave Me Alone
  15. Michael Jackson & Paul Mccartney  -  Say Say Say
    Yıllar sonra  (2006'da)  bu parçayı Hi-Tack grubu cover'ladı  (bkz). Arada kalmış bu şarkıyı da böylece keşfettim.  Orijinali ise Michael'ın en kendi halinde olduğu klip.
  16. Human Nature
  17. Beat It
  18. Kafadan bir MJ karması - Tribute
Ve bonus olarak:   We are the World  klibi  :)




NOTLAR:   Yazıdaki alıntılarda geçen imla düzenlemeleri bana aittir.
Ve Wikipedia çok faideli bir kaynak  :)
MJ hakkında yazılmış bir iki yazı da bonus olarak gelsin:
1)  "Ölümünün tam zamanıydı"   Yıldırım Türker, 12/07/2009, Radikal İki
2)  "Jackson'ın dünyaya sunacak kendi ölümü kalmıştı sadece"   Neslihan Acu, Medyatava.


History,  Scream

28 Haziran 2009 Pazar

 Gündemdekiler  (Haziran 2009)

.
Haziran ayında Türkiye gündeminde en çok konuşulan olay,  Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı  AKP ve Gülen'i Bitirme Planı veya diğer adıyla  İrticayla Mücadele Belgesi  idi.


Global anlamda en çok ses getiren olaysa Michael Jackson'ın ani ölümü oldu.
(25 Haziran 2009)

Ölümüyle kendi içimizdeki acımasızlıkla bir anlık yüzleşmemizi de sağlayan bu adam, hafızasında 80'leri canlı olarak barındıran ben ve nesildaşlarım için,  80'lerin artık iyice uzağımızda olduğunu ve giderek yaşlandığımızı gidişi ile beraberinde bir kez daha hissettirdi.


Henüz anaokul çağındaki küçük bir çocukken sahne ve ışıklar ile tanışan Michael Jackson, 15 yaşlarındayken söylediği şarkılar ile insanları (ve bugün teknoloji sayesinde bizleri) eğlendirip ağlatırken; o yakışıklı veya kendi halinde çok yetenekli-başarılı bireyin yerine neden bembeyaz tenli ve inanılmaz yapay burunlu beyaz bir ucubeyi koydu?  Bunu kendi adıma hiç anlayamayacağım sanırım.

Ve bütün büyüklerde belli bir zamandan sonra böyle bir yalnızlaşma, tanrılaşma, kısaca gerçeklikten kopuş gerçekleşiyor galiba...  Buna çevredeki yandalakçılar ve koruma çemberi de eklenince, işte böyle albüm kapakları kalıyor geriye.



Devam edelim.
Son zamanlarda Deniz Feneri davası ve yolsuzluk üzerine gündemde epey adı anılan  Zahid Akman'ın,  RTÜK/KÜTÜK koltuğuna yapışma halini söylemiştik zaten...  (bkz)


Daha önce AKP'yi kapatma davasını başlatan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı  Abdurrahman Yalçınkaya'nın "Ekonomi, laikliğin önüne geçiyor"  uyarısından da bahsetmiştik...  (bkz)



Türk hukukunun kararı:
"Mardin Kızıltepe'de  gecenin karanlığında katledilen  12 yaşındaki
Uğur Kaymaz'ı  vuran polislerin kabahati yoktur.




İran  ve  seçimler
Sınır komşumuz İran seçimlerden sonra iyice karıştı.  Kanlı olaylar ve gösteriler devam ediyor.

İran fazla bildiğim bir ülke değil. Ama dışarıdan baktığımda gittikçe beni şaşırtan bir ülke. Uzun yıllardır İslami rejim ve molla uygulaması olmasına rağmen;  bünyesinden  periyodik
olarak  Salman Rüşdi  gibi isimleri çıkarabilen,  aydın gücü yüksek  köklü bir kültür.  Perslerin son yıllarda bilimsel alanda yaptıklarının  (uzaya uydu fırlatmak,  nükleer çalışmalar,  tıptaki başarılı isimler vb)  yanı sıra  İran Sineması 90'lardan beri etkileyici örnekler sunuyor,  özgün işler çıkartıyor.  Tüm bu çalışmalar  Avrupa ve Dünya'da kendine bir yer bulmuş durumda.

Bizde ise hâlâ ezberlenmiş kalıplar:  "Türkiye asla İran olmayacak!"
Hayır tabi ki olmayacak ama istese de olamaz zaten.  Her kültürün ayrı bir yeri var.  Kendini hamasi duygularla hep başkalarından üstün görme,  diğerini küçümseme üzerine inşa edilmiş  gecikmiş Türk Milliyetçiliği ucubesinin sancılarını çekmeye devam ediyoruz.  Buna "Kelaynak milliyetçiliği" diyen de var.  Bu arada hatırlamak gerekir ki  toplum olarak 600 yıl boyunca  resmi dilimiz,  Farsça-Arapça-Türkçe  karışımı olan  Osmanlıca  idi. Anlayana...



Aşağıdaki haberi  bir medya sitesi olan  Medyatava'da  okumuştum:

"Hrant Dink'in  katil zanlısı için 20 yıl ceza istenirken,  Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları  adlı kitabı sebebiyle  gazeteci Nedim Şener hakkında toplamda 28 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı."



İrticayla Mücadele Belgesi  yalanlandı
Ayrıntısına girmek istemiyorum. Zira ne benim görevim ne de merak eden var. Herkes salt dünya görüşüne göre siyasi tarafını belirliyor bu ülkede. Kimsenin gerçekleri merak ettiği yok. Ve alışık olduğumuz şekilde, üniformalılar siyasete direkt karışmaya devam ediyor.
O nedenledir ki ülkemiz gündeminde TSK'nın olmadığı tek bir haftamız dahi yok. Yargılanan Albay Çiçek'in sivil mahkemede attığı imzanın bile sahte olduğu tespit edilmişken, hazırladığı iddia edilen belgenin aslında sahte olduğu pompalanıyor şimdilerde...


CHP  adına bu olaylar sonrası  Deniz Baykal  önce çıkıp   "Eğer bu belge doğruysa  İlker Başbuğ  görevinden istifa etmelidir"  dedi.  Birkaç gün sonrasındaysa,  askeri yetkililerden bile daha çok Askeriye sözcülüğüne soyundu  ve  "Belge sahtedir"  buyurdu.  En son olarak da  "Yargıyı mıncıklamayın"  demiş.

O değil de...  Beni asıl şaşırtan mevzu,  ÇELİŞKİ'ler'de de değindiğim gibi; "Kendini solcu ve ilerici gören Kemalistlerin, donuk bir düşünce yapısına sahip olması... Hâlâ daha "ERGENEKON diye bir şey yoktur"  noktasında olmaları. Ülkeyi yobazlaşmadan korumada bildikleri  ve  güvendikleri tek yöntemin 'ORDU VE ASKERİYE'  olması".

Kemalistlerin sorunu miskinlik ve fantazi bolluğu bence.  Hal böyle olunca da işte Refah Partisi gidiyor yerine Fazilet geliyor,  o gidiyor AKP geliyor.  O da gitse yerine gelen bir eşdeğeri,  hatta daha beteri bulunur.  Zira bu sakat mantığın çatırdamaması ve mağlup olmaması mümkün değil.




Mayıs sonlarında Antalya'daki bir otelin şaşalı açılış haberleri Haziran ayına da taştı.
Azeri asıllı Rus işadamı Telman İsmailov tarafından Kundu'da yaptırılan beş yıldızlı Mardan Palace Oteli,  Hollywood ünlülerinin katılımıyla açıldı.  "Akdeniz'in en lüks oteli" sloganıyla hizmete açılan otelin gala gecesine  Mariah Carey, Monica Belluci, Sharon Stone, Seal, Tom Jones, Paris Hilton ve Richard Gere  gibi ünlüler katılmış.

EDIT:   2017 Aralık itibariyle  Mardan Palace Hotel'in işletmecisi iflas etti.
Böyle olacağını ilk günden demiştim,  şaşılacak durum değil.



Bu başlığa,  unuttuğumu fark ettiğim şeyleri aklıma geldikçe eklemeyi düşünüyorum.  Son olarak,  Jackson'un  "Thriller"  haricinde en sevdiğim parçalarından birinin videosunu yerleştiriyorum.  Ses pek iyi değil ama aradığım görüntüler bunda vardı.


http://www.youtube.com/watch?v=o0R6jmENNeQ