24 Kasım 2009 Salı

ÇELİŞKİler

Son zamanlarda çelişkiler çok gözüme batmaya başladı benim. Şöyle bir düşünün bakalım. Hayatta ve gündelik yaşamda karşılaştığımız çelişkiler neler? Öylesine benim aklıma gelenler:

  • Ekonomik kriz var denip eyvahlanmalarla dolu günlerin tam ortasında, kentlerin bilimum yerlerinde plaza ve alışveriş merkezleri yapılması. Plaza inşaatların son sürat devam etmesi.

  • Kalite lafının bu kadar çok adının geçmesi ve pazarlanması; beri yanda tezat şekilde az olması.

  • Kendini solcu ve ilerici gören Kemalistlerin donuk bir düşünce yapısına sahip olması. Hâlâ daha "ERGENEKON diye bir şey yoktur" noktasında olmaları... Starbucks'ta kahvelerini yudumlayıp Opel arabalarında dolaşırken ve Cornettolarını yalarken, ülkeyi yobazlaşmadan korumada bildikleri ve güvendikleri tek geçerli yöntemin "ORDU VE ASKERİYE" olması.


  • YouTube'un mütemadiyen yasaklı olduğu bir ülkede, (Türkiye oluyor burası), o ülke başbakanının dış ilişkilerdeki tavır ve görüşlerini mütemadiyen YouTube aracılığıyla iletmesi. O ülkede YouTube ve internet yasaklarının aralıklı olarak devam etmesi ve sansürcü yaklaşımın devam edeceğe benzemesi.

  • Dünyada bir yandan gıda kaynaklarını tükenir, küresel ısınma ve nüfus artışı ile açlık ve kuraklık sorunu ciddiyet kazanır, GDO'lu ürünler tartışmaları giderek popülerleşirken; diğer taraftan devasa şişmanlık sorunu obezite'nin çağın yaygın sağlık sorunlarından biri haline gelmesi. Açlık ve aşırı tokluk hali...
    (tşk Zeki Coşkun)

  • Bir yanda çevreci Kyoto Protokülü'ne imza atmak; diğer yanda ülkedeki ormanları talan etmek ve son sürat yeni talanların önünü açmak. Kalitesiz yakıtlarla şehir havasının ağzına vermek. Susuz kalınca da Melih Gökçek gibi liderlerin engin tavsiyelerine kulak vererek yağmur duasına çıkmak.

  • 80'lerin dev projesi GAP'ın ne zorluklarla tamamlanmış olması; ancak ülkede tarımın ölmeye yatmışa benzemesi... Tarım reformununun bir türlü yapıl(a)mamış olması. Bunca yatırımı baraj ve sulama kanallarına yaptıktan sonra ekonomide tarımı gittikçe daraltmak ve dışa bağımlılığı arttırmak.
    (Pirinç, mısır ve şeker pancarını kendimizin üretmesi IMF anlaşmaları sonucu giderek sınırlanmış durumda.)



  • T.C. vatandaşı olarak gündemimizde "Laiklik" kavramına vurgu yapılmayan neredeyse tek bir gün görmemiş olmamız. Buna rağmen laikliğin bu ülkede hala tesis edilmemiş olmaması, olacağa da benzememesi.

  • Görevi bilgi vermek ve olaylara dikkat çekmek olan haber bültenlerinin, gerçekleri haberleştirmektense kör gözün parmağına şekilde devlet otoritesini ve Askeriye'yi bağnazca savunduğunu görmek. Aynı medyanın sonra kalkıp AKP'yi gerici ve tutucu olarak nitelemesi.

  • Gün geçtikçe kitlelerin hayattan beklentileri artar, para ve ve iş bulma sorunu ağırlaşırken; Başbakan'ın çıkıp "En az 3 çocuk!"ta ısrar etmesi...

  • Uludağ'da donarak ölen Ümit Özgen'den sonra, her dağda kaybolup sonradan bulunan kişinin haberinde olayla ilgili olsun olmasın, "Yerinden kıpırdamamış olması hayatını kurtardı" gibi bir son açıklama görüp editörlerin bayıcı ve mide bulandırıcı ruh hallerine şahit olmak.

  • Üniversite gençliğinin "Pazar Keyfi", "Yemekteyiz" ve benzeri türev programlara olan bitmeyen sevdası... Dizilere adeta abanması... Gelecekte okumuş cehaletin, okuma-yazma bilmeyen cehaletten daha fazla bu ülkeye sorun yaratacağı aşikar olmasına rağmen, birilerinin hala bu ülkenin ancak "eğitim"i arttırarak düze çıkabileceği yalanında ısrar etmesi.



  • İyi Türk Sinema filmlerinin gösterim salonlarında belirgin boş yerler varken, basit Türk filmlerinin bu kadar lafının edilmesi, gazlanması...

  • "Harbi kadın" ve "Türk halkının en çok güvendiği ünlü" Seda ablamızın, yaptığı programlarında ne zaman kendisine karşı muhalefet sesleri yükselse; derhal reklam arasına girmesi ve ertesinde aba altından sopa göstermesi. Harbi ablamızın reklam filmlerinin tiksinç ve yılışık olması. Programındaki acılı annelerin reklam ajansından çevirme oyuncu olduklarının açığa çıkmış olması ve hala harbi abla modunda gazlaması.



  • Kendi hakkını savunmaktan aciz olup devekuşu misali yaşayanların, hukuk kariyerinde büyük büyük ideal ve hayallerinin olduğunu görmek. İnsanoğlunun kendi gerçeğini görmekteki zaafiyeti ve dengesiz özgüveni.

  • Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, emekliye ayrılmalarından dolayı vakt-i zamanında yemek davetinde bulunduğu bazı büyükelçilerin protestolarıyla karşılaşması. Gül'ün davetine katılmayarak Türkiye adına yurtdışında temsil ettikleri Cumhurbaşkanlığı makamına nezaketsizlik yapmaktan çekinmeyen aynı büyükelçilerin, ülkede darbe yapan cuntanın başı ve bugünlerin mucidi Kenan Evren'i Türkiye adına yurtdışında temsil etmiş olmayı zül saymamış olmaları.
    (tşk Lale Sarıibrahimoğlu)

  • "Hakikat, hakikat" deyip duran hakikat timsali Perihan Mağden'in hala daha Tarkan'dan medet umması... (Tarkan'ın ne hakikati, ne inandırıcılığı kalmıştır?) "Kalite timsali magazin yazarı" biri olarak Recep İvedik'i ivedikleye ivedikleye çıkaracak mertebe bulamaması harbi çelişki değil miydi?

  • İbrahim Tatlıses'in bir türlü gözünün doymaması. Hala daha "Ben mağaradan geldim, halktanım, sizden biriyim" muhabbetini yapıyor oluşu. Mazlum edebiyatının dibine vurup zirvelerde dolaşması...


Hiç yorum yok: