29 Temmuz 2019 Pazartesi

  Az gittim  Uz gittim   (canilecanan)

2009 Ocak ayından beri bu blogda çeşitli karalamalar yapıyorum. Kimisi çeşitli alıntılar, kimisi derlemeler,  bir kısmı da kendi görüş ve yaşam deneyimlerime dayanan yazılarım. Onlarca, hatta yüzlerce başlık içeriyor. Henüz taslak halinde olup yayınlanmamışların sayısı ise 300'ü geçti!  (325'ten çok başlık ve 300 küsür de yayınlanmayı bekleyen taslak)

Ne var ki,  bazılarının sorduğu:
"Neden  can ile canan ?"
"Debussy kim,  Bach kim?"
"Derdin ne,  neden bu kadar uzun yazıyorsun?"
 gibi sorulara henüz ve halen gelebilmiş değilim.

Bir gün gelebilecek miyim,  kendimi yazı ile açabilecek miyim, ayrı başlıklar halinde bunlara değinmeye gerek var mı, gerçekten bu yazıları okuyan var mı?...  Dahası ben bu ifade edişlerin altından kalkabilecek biri miyim,  o birikime ve kelimelere sahip miyim?...
Üstelik; okumayan, umursamayan, çabuk unutan vefasız insanlarla doluyken çevre,  gerçekten sayıyla 100 kereden fazla yazdığım konularda bile hala savunduğumun tam aksi argümanlarla suçlanıyorken,  bu kadar  "yanlış anlama"  ile boğuşurken, bazen pes etmeye meyletmiyor değilim.   (#itiraf)

Doğduğum ve soru işaretleri ile dolduğum şu sıcak ve nemli Temmuz ayında,  bunlar da bir nevi ecel terleri döktüren sualler ve kendimden kaçışımı daha da körükleyen sorunlar benim için. Üstelik daha önce de dediğim gibi,  "Yazmak nankör bir eylemdir.  İhmal edip arayı açtıkça  sessizce seni terk eder,  sana soğur,  seni umursamaz."   (bkz: Kopuş)
***


Bakıyorum da,  sanki  1 arpa boyu  yol  alamamış gibiyim.
Oysa bunca yıllık blog yazarlığımda  okurlarla etkileşim içinde olmak  ve bir iz oluşturmak  isterdim.
Bir anlamda çeşitli konularda aldığım notları tutuyorum burada, isteyen bakabilir. Ancak maalesef geçmişte (ilk yıllarda) günde yüzleri-ikiyüzleri rahat geçen tıklanmalar alırken, uzun ara verişlerimin de etkisiyle günlük ziyaret sayım artık 20-30'u bile bulmayabiliyor.  Yine de boşluğa yazıp yazıp yollamaya devam.  İğneyle samanlık kazmaya da...

Kimi zaman soldaki dizinlerden seçip eski notlarıma bakmaya devam ediyorum.  Bunları kendimin yazdığına inanamıyorum bazen.  Hayret ediyorum,  "Bunu ben nasıl yazmışım?"

Demek ki gerçekten beni etkileyen, sinirlendiren, "duygulandıran" bir şeyler olmuş ki ben bunları yazmışım, yazabilmişim. Halen de bir şeyler beni duygusal olarak olumlu veya olumsuz anlamda tetiklemedikçe  yaz(a)mıyorum.  Gerçekten de bu dünyaya tepkisel geldim,  tepkisel gidicem.


14 Temmuz 2019 Pazar

  Ressamlar  -Ivan Shishkin

Bugün blogumda, 19. yüzyılda yaşamış Rus ressam Ivan Shishkin'e ait resimler paylaşacağım. Özellikle adeta fotoğraf gibi detaylı orman ve doğa resimleri ile dikkatimi çekmişti. Bazı çalışmalarındaki detaycılık ve gerçekçilik insanı şaşırtıyor gerçekten.  Minnettarız böyle yetenekli ve üretken dehalara!

Ivan Shishkin  -  Oaks in Old Peterhof  (1891)


Ivan Shishkin  -  Summer Day  (Pastoral, Realizm)



Ivan Shishkin  -  Rain in an Oak Forest


Ivan Shishkin  -  Morning In A Pine Forest


Ivan Shishkin  -  A Walk in the Forest  (1869)


Ivan Shishkin  -  In the Grove







3 Temmuz 2019 Çarşamba

 Sivas  Katliamı

Türkiye'de insanımızın zihninde iyiden iyiye kökleşmiş bir "Hak etti pislikler öyleyse gebersinler!" anlayışı var ki, bu anlayışın saldırısına uğramanız bazen dini inancınız, bazen milli kimliğiniz, bazen de siyasi düşünceleriniz sebebiyle oluyor görebildiğim kadarıyla...

Bu güruhun HUKUK'a bir saygısı yok, yargısını kendisi veriyor. Veya kanaat önderleri onlar adına veriyor... Yeri geldiğinde kendini Tanrı yerine koymaktan da çekinmiyor.  Linç kültürünü her daim canlı tutuyor, toplumu galeyana getirmek isteyenlerin oyunlarında gönüllü olarak işbirliği yapıyor.  Maalesef, üzülerek söylüyorum ki,  ülkeyi aydınlığa ve (sözde) Batı medeniyet seviyesine götürme amacıyla yola çıkan Kemalizm de hukuk adına iyi bir tablo yaratmamış, hukuku ve bilimi "camekandaki biblo"  gibi görmüş.  (Her ne kadar sözleriyle öyle demese de...)

Ülkemizde yıllardır dönen "Laiklik" tartışmalarını şöyle bir düşününce... Sözlük anlamıyla  "LAİK" veya seküler olma yolunda bir ülkede  böyle bir olay olabilir miydi gerçekten?

İnsanlar şeytanlaşmış,  başka türdeşlerini yamyamlar gibi yakıyor, ve Polis izliyor,  asker izliyor,  Cumhurbaşkanı izliyor...  Ben de henüz küçüktüm o yaşlarda. Televizyonda canlı görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum.  Yakın çevremden birinin  "Hak ettiler"  dediğini de...


* 2 Temmuz 1993 - Madımak Oteli


* Sivas Katliamı hakkında Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'in bazı yorumları