30 Kasım 2009 Pazartesi

 Gündemdekiler  (Kasım 2009)-3

Kurban Bayramı sürecinde  az biraz vakit bulup  bu Kasım ayı içerisinde hatırladığım son şeyleri de toparlamaya karar verdim.
Bu vesileyle herkese iyi bayramlar dilerim.


DTP  konvoyuna  saldırı
Araçlar halinde seyreden DTP konvoyuna araçla çarpma, taşlama ve yuhalama şeklinde tezahür eden bir gerginlik vuku buldu bu ay içinde İzmir'de. Fotoğrafı internette aradım, ama maalesef aradığımı bulamadım. "Demokratik açılım" diye dillendirilen gelişmelerin  bazı çevrelerde yarattığı gerginliğin bir başka yansıması. "Biri gazeteci dört kişi yaralanırken, bazı vatandaşlar DTP'yi bayraklarla protesto etti"  diyor bir gazete sitesinde.

(Kişisel yorumum:  Beni bu olayda en çok hukuk fakültelerinde okuyan bazı tanıdıklarımın yorumları şaşırttı. Siyasette taraflar olur, demokratik ortamda bir takım şeylerin mücadelesi verilir, gösterisi de yapılır. Ama insan taşlamaya "Oh olsun!" diyen bir mantık, şiddeti normal sayan bir değer mekanizmasını benimsemiş bu insanların  adalet ve hukuk adına bu devlet ve bu topluma, dahası bu dünyaya ne faydası olur?  Karamsarım şahsen.)

Bu noktada durup  Murat Belge'nin  24 Kasım tarihli  "Böyle devlet, böyle toplum" başlıklı yazısından kısa bir alıntı yapmak istiyorum:
"Sonuçlar ortada. Bu olayların aktörleri eğitimsiz cahil yığınlar değil. Böyle olmak üzere eğitilenler...
Böyle olması, bu ülkede insanlara verdiğimiz eğitimin niteliğiyle sıkı sıkıya bağlı. Savaşmayı bilen ama barışmayı bilmeyen ve beceremeyen bir toplum yaratmışız. Bu durumu genelleştirmek ve bütün toplumun böyle durup böyle düşündüğünü söylemek doğru değil. Ama devletin, insanların beyninin içine nüfuz etmesini kolaylaştıran iki temel kurum var: Birincisi eğitim aygıtı,  ikincisi de medya."




Dersim/Tunceli İsyanı  ve  CHP'nin kibirli tavrı
Demokratik açılım görüşmeleri sırasında Onur Öymen'in yapmış olduğu Meclis konuşması sonrası (bkz), CHP yönetiminin Öymen'i koruması ve kınamaması, Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bir Tuncelili olarak net bir tavır sergilememekte olması (ve böyle bir niyeti olmadığının sezilmesi) neticesinde; Tunceli CHP il örgütünün rahatsızlığını ve yaklaşık 400 kişilik bir grubun istifa ettiğini medya kanalıyla öğrendik.




Bu ay içerisinde ses getiren bir başka gelişme Kafes Operasyonu  idi.
(Konu hakkında medyaya yayın yasağı getirildi diye biliyorum ben.)
İstanbul Poyrazköy kazılarından çıkan silahlara ek olarak,  (benim de vakt-i zamanında ziyaret etmiş olduğum) Koç Müzesi bahçesindeki, (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından hediye edilmiş olan) Uluç Ali Reis Denizaltısı'na çeşitli patlayıcıların yerleştirilmiş olması, müzeyi gezmek için okulların teşvik edilmesi ve kalabalık bir saatte patlatılarak toplumdaki gerginliği arttırmak amaçlı bir kumpas kurulduğu şeklinde bazı iddialar var.  "Azınlıklara yönelik suikast ve bombalama planları" deniyor.  İddialar hakkındaki soruşturmalar sürdürülüyor.  Olayın içine hem Koç  hem TSK  hem de medya yasağı girince, gene Türk Medyası'nda üç maymun oyunu sahnelenmeye başladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Deniz Kuvvetleri'nde bir grup askerce AKP'ye karşı yıpratma harekatı başlatmak için hazırlandığı iddia edilen bu plan sonrası tepki gösterdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sert mesajlar verdi (bkz).
Taraf'tan  Yasemin Çongar'ın, bu gelişmeler karşısında yazdığı bir yazısından yeri gelmişken alıntı yapmak istiyorum:
"...Gizliliğin gölgesindeki bir saygınlık sahte bir saygınlık değil midir aslında? Kurumları zedeleyen, yıpratan, o kurumlarda suç ve şer planları hazırlanması değil midir?
... Saygınlıklarını korumak için emir-komutayla susup, emir-komutayla konuşan bir medyaya muhtaç olan kurumların işi giderek zorlaşıyor."   (24 Kasım 2009, Taraf)




Hulki Cevizoğlu  genel başkan
"Ecevit'in çizgisinden uzaklaştıkları" iddiasıyla DSP'den ayrılan Rahşan Ecevit'in kurduğu DSHP'nin genel başkanı olmuş Hulki Cevizoğlu ve "Ak güvercin yuvasına döndü" demiş.
Ecevitlerle beraber yaptığı tv yayını ile gelen yakınlaşma sonrası adım adım gerçekleşmiş bir şeydir bu başkanlık. Belki ilerleyen günlerde vakit bulursam Hulki Cevizoğlu ile ilgili geniş bir yazı yazabilirim.




Çığ
Kışla beraber doğa felaketleri yaşanmaya devam ediyor.  Rize'nin 2600 rakımlı Ovit Dağı'nda çığ nedeniyle yolda kalan midibüsün içindeki 18 kişi, 39 saatlik bir çalışma sonunda kurtarıldı.  İçerideki yolcularla yapılan telefon görüşmelerini ekranlardan izledik filan...


Bu arada  Domuz gribi  gündemdeki ana başlıklardan birini oluşturmaya devam ediyor.  Sağlık Bakanı  Recep Akdağ  domuz giribi aşısını önerirken, RTE  bu aşı kampanyasına bir nevi muhalefet babında kendisinin ve ailesinin aşı olmayacağını söyledi.
(Baktılar parti olarak kendilerine karşı gerçek bir muhalefet yok; kendi kendilerine muhalif olmaya başladılar anlaşılan. Gerçi neyseki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli  "Her şey Allah'tan!" dedi ve aşıya gerek olmadığını söyledi de o alandaki boşluk kapandı  :))





Pimi çekilmiş el bombası davası
Elazığ'da pimi çekilmiş el bombasını cezalandırma amacıyla bir askere veren ve  sonrasında yaşanan  patlama ile
4 askerin şehit olmasına yol açan Teğmen  Mehmet Tümer'e
9 yıl 2 ay hapis cezası
 verildi.

(Kişisel yorumum:
Dilerim yanlış işler yapanlardan sadece düşük rütbelilere ceza kesilerek göz boyama ve toplum vicdanını rahatlatma kolaycılığı yapılmaz.)





Afganistan'da, madenler zengini Afrika'da ve Ortadoğu'da, Filistin'de yaşanan olağan savaşlar devam ediyor.
"Olağan" demek aslında ne tuhaf, ne çaresizlik ama yıllardır süregelen bu bölgelerdeki savaşlar "olağan" oldu artık. Bazı haberleri okuyunca yine karamsarlığa kapılıyorum. Böyle bir dünyada insanların, arkadaşlarımın, hemcinslerimin ve milletimin bu kadar evlenip çocuk sahibi olma konusundaki isteklerini anlayamıyorum sadece... Hani biliyorum İslam dinindeki "Ölücez ve başka bir dünyada bla bla..."  inanışı kaderci ve pasifleştirici rol oynayarak Dünya olaylarına hep mesafeli ve ilgisiz olmayı getiriyor ama... Ortadoğu'nun hali ortada, Dünya'nın hali ve doğanın hali ortada!  Çok teknolojik olduk, çok modernleştik,  yediklerimiz bile genetiği değiştirilmiş şeyler artık ama sonuçta ilkel insan toplulukları gibi hala savaşıp kesip biçip duruyoruz ve hala kan ve gözyaşı var.  Bencillik ve açgözlülükse insanın var oluşundan beri saltanatını sürdürüyor.




Halis Toprak'ın kayın-pederi, 5000 Liralık söz tutulmadığı için nikâhın iptalini istemiş.
Bu haberle ilgili okur yorumlarına şöyle bir baktım. Bazı insanlar gerçekten o kadar naif ki bütün suçu babaya atmışlar. Medyaya yansıyanlardan tutun şu resme kadar kız isteyerek gitmiş/seçmiş oysa...  Aklıyla hareket etmiş.
Adam zaten zavallı bir durumda... Şirketlerini ve eski zenginliğini kaybetmiş, ama direğim/mihengim sağlam derdinde inatlaşıp saçmalayıp duruyor.
Kız ve ailesi de batan geminin mallarını toplama derdinde...




YÖK'ün aracılığıyla Türk üniversitelerinin kısmen işlevsizleştirilmesi ve siyasallaştırılması devam ediyor.  AKP'nin gelişi, Fethullahçıların ve dincilerin yükselişi ile taraflar el değiştiriyor. Ancak zihniyet ve vesayetçilik olduğu yerde devam etmekte... Yani devran yine aynı devran.
Bu aralar Ahmet İnsel "YÖK'e karşı gelinemez mi?" diye sormuş. Neden demokratların sesi bu ülkede bu kadar cılız çıkıyor ki?





Ve son olarak üç şey daha...
Birincisi, bu bölümün en başındaki "DTP konvoyuna saldırı" haberi ile ilgili olarak bir yorumcunun yazdıklarından alıntı yapmak istiyorum:
"... Yıllardır devlet eliyle, medya aracılığı ile programlı bir şekilde sürüp giden Irkçı-Kemalist-Türkçü propagandaların sonucu geldiğimiz noktadır bilmiyorum yadsınacak birşey varmıdır... Ve ortaçağ karanlığının bir eylemi diye söylenip durulan, en son örneklerini Sudan ve İran'da gördüğümüz "Recm" taşlarından can havli ile kurtulmak amacındaki birinin önce olayların provokatörü olarak lanse edilmesi sonra da gözaltına alınması ne ile açıklanır bilinmez. Denilecek söz yazık, günah ve ayıptır. Güvenlik güçlerinin tavrı ise Maraş'ı, Sivas'ı Madımak'ı anımsatmaktadır.... Kürd Halkı oralarda ne olduğunu gayet iyi bilmektedir... Bir daha olmayacağının garantisi yoktur."
(blueknife
- Radikal Online)


İkincisi,  Hakkı Devrim  son yaşanan  Dersim gerginliği de eklenince,
bir süredir sürdürdüğü  siyaset ve üslup  yazılarında daha net bir tavırla
"CHP'den kime ne hayır gelir!" diye bir yazı yazdı Radikal'de.
Yorumları şöyle bitiyordu:
"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçiyor. 1950 CHP'nin sonuydu.  Darılmayın, gücenmeyin!  Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. Bu Onur belası aslında hayra alamet sayılır. Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ («gelişip büyüme») imkânı bulsun."
(24 Kasım Salı - Radikal)

Üçüncüsü, bazı rahatsız edici terör yanlısı gösteriler oldu son günlerde. Özellikle Bayram ve sonrasında bazı karakollara bombalar atılmış. Çirkin bir dolu şey... Ayrıca bu bayram kapı kapı dolaşan çocukların sayısında ciddi bir düşüş vardı. Geçen bayram şeker toplamak için evlerinden çıkıp geri dönmeyen  kayıp çocukların  bunda payı olsa gerek.



Tüm Kasım gündemi için bakınız:

Hiç yorum yok: