29 Temmuz 2019 Pazartesi

  Az gittim  Uz gittim   (canilecanan)

2009 Ocak ayından beri bu blogda çeşitli karalamalar yapıyorum. Kimisi çeşitli alıntılar, kimisi derlemeler,  bir kısmı da kendi görüş ve yaşam deneyimlerime dayanan yazılarım. Onlarca, hatta yüzlerce başlık içeriyor. Henüz taslak halinde olup yayınlanmamışların sayısı ise 300'ü geçti!  (325'ten çok başlık ve 300 küsür de yayınlanmayı bekleyen taslak)

Ne var ki,  bazılarının sorduğu:
"Neden  can ile canan ?"
"Debussy kim,  Bach kim?"
"Derdin ne,  neden bu kadar uzun yazıyorsun?"
 gibi sorulara henüz ve halen gelebilmiş değilim.

Bir gün gelebilecek miyim,  kendimi yazı ile açabilecek miyim, ayrı başlıklar halinde bunlara değinmeye gerek var mı, gerçekten bu yazıları okuyan var mı?...  Dahası ben bu ifade edişlerin altından kalkabilecek biri miyim,  o birikime ve kelimelere sahip miyim?...
Üstelik; okumayan, umursamayan, çabuk unutan vefasız insanlarla doluyken çevre,  gerçekten sayıyla 100 kereden fazla yazdığım konularda bile hala savunduğumun tam aksi argümanlarla suçlanıyorken,  bu kadar  "yanlış anlama"  ile boğuşurken, bazen pes etmeye meyletmiyor değilim.   (#itiraf)

Doğduğum ve soru işaretleri ile dolduğum şu sıcak ve nemli Temmuz ayında,  bunlar da bir nevi ecel terleri döktüren sualler ve kendimden kaçışımı daha da körükleyen sorunlar benim için. Üstelik daha önce de dediğim gibi,  "Yazmak nankör bir eylemdir.  İhmal edip arayı açtıkça  sessizce seni terk eder,  sana soğur,  seni umursamaz."   (bkz: Kopuş)
***


Bakıyorum da,  sanki  1 arpa boyu  yol  alamamış gibiyim.
Oysa bunca yıllık blog yazarlığımda  okurlarla etkileşim içinde olmak  ve bir iz oluşturmak  isterdim.
Bir anlamda çeşitli konularda aldığım notları tutuyorum burada, isteyen bakabilir. Ancak maalesef geçmişte (ilk yıllarda) günde yüzleri-ikiyüzleri rahat geçen tıklanmalar alırken, uzun ara verişlerimin de etkisiyle günlük ziyaret sayım artık 20-30'u bile bulmayabiliyor.  Yine de boşluğa yazıp yazıp yollamaya devam.  İğneyle samanlık kazmaya da...

Kimi zaman soldaki dizinlerden seçip eski notlarıma bakmaya devam ediyorum.  Bunları kendimin yazdığına inanamıyorum bazen.  Hayret ediyorum,  "Bunu ben nasıl yazmışım?"

Demek ki gerçekten beni etkileyen, sinirlendiren, "duygulandıran" bir şeyler olmuş ki ben bunları yazmışım, yazabilmişim. Halen de bir şeyler beni duygusal olarak olumlu veya olumsuz anlamda tetiklemedikçe  yaz(a)mıyorum.  Gerçekten de bu dünyaya tepkisel geldim,  tepkisel gidicem.


14 Temmuz 2019 Pazar

  Ressamlar  -Ivan Shishkin

Bugün blogumda, 19. yüzyılda yaşamış Rus ressam Ivan Shishkin'e ait resimler paylaşacağım. Özellikle adeta fotoğraf gibi detaylı orman ve doğa resimleri ile dikkatimi çekmişti. Bazı çalışmalarındaki detaycılık ve gerçekçilik insanı şaşırtıyor gerçekten.  Minnettarız böyle yetenekli ve üretken dehalara!

Ivan Shishkin  -  Oaks in Old Peterhof  (1891)


Ivan Shishkin  -  Summer Day  (Pastoral, Realizm)



Ivan Shishkin  -  Rain in an Oak Forest


Ivan Shishkin  -  Morning In A Pine Forest


Ivan Shishkin  -  A Walk in the Forest  (1869)


Ivan Shishkin  -  In the Grove







3 Temmuz 2019 Çarşamba

 Sivas  Katliamı

Türkiye'de insanımızın zihninde iyiden iyiye kökleşmiş bir "Hak etti pislikler öyleyse gebersinler!" anlayışı var ki, bu anlayışın saldırısına uğramanız bazen dini inancınız, bazen milli kimliğiniz, bazen de siyasi düşünceleriniz sebebiyle oluyor görebildiğim kadarıyla...

Bu güruhun HUKUK'a bir saygısı yok, yargısını kendisi veriyor. Veya kanaat önderleri onlar adına veriyor... Yeri geldiğinde kendini Tanrı yerine koymaktan da çekinmiyor.  Linç kültürünü her daim canlı tutuyor, toplumu galeyana getirmek isteyenlerin oyunlarında gönüllü olarak işbirliği yapıyor.  Maalesef, üzülerek söylüyorum ki,  ülkeyi aydınlığa ve (sözde) Batı medeniyet seviyesine götürme amacıyla yola çıkan Kemalizm de hukuk adına iyi bir tablo yaratmamış, hukuku ve bilimi "camekandaki biblo"  gibi görmüş.  (Her ne kadar sözleriyle öyle demese de...)

Ülkemizde yıllardır dönen "Laiklik" tartışmalarını şöyle bir düşününce... Sözlük anlamıyla  "LAİK" veya seküler olma yolunda bir ülkede  böyle bir olay olabilir miydi gerçekten?

İnsanlar şeytanlaşmış,  başka türdeşlerini yamyamlar gibi yakıyor, ve Polis izliyor,  asker izliyor,  Cumhurbaşkanı izliyor...  Ben de henüz küçüktüm o yaşlarda. Televizyonda canlı görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum.  Yakın çevremden birinin  "Hak ettiler"  dediğini de...


* 2 Temmuz 1993 - Madımak Oteli


* Sivas Katliamı hakkında Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'in bazı yorumları


24 Haziran 2019 Pazartesi

2019  Seçim Sonuçları


İstanbul:  CHP  (%54)  -  AKP  (%45)

EKREM İMAMOĞLU'nun anlamlı bir fark attığı bu seçim başarısında, belki kendisinden çok Reis'in ve fanatik Ak Parti taraftarlarının payı oldu. O kadar ki, normal şartlarda BİNALİ YILDIRIM'ı destekleyecek kişiler dahi rakibine yönel(til)di.

İktidarda olanlar; olayları doğru yorumlayıp uygun bir dille halkla iletişim kurmaktansa, yarardan çok zarar getirmeye başlayan "YANDAŞ MEDYA" ile, rahatsız edici bir yığın yalaka ajite edici tipe "GAZETECİ" dedikleri toplama bir güruh üzerinden ezberler ve metaforlar temelinde iletişim kurmayı seçiyor son yıllarda.  Artık yandaş medyanın kanal sayısını artırmanın, ifitira anlayışının, "Trabzonlu Pontus'tur" "Kürtler puuuu!" gibi ahaliyi çıldırtan propagandaların,  değişimin kaçınılmazlığına direnmenin zararı görülüp umarım devam ettirilmez.  Bunlar yerine adaletin, sevginin ve dayanışmanın yoluna dönülür.

"Kraldan çok kralcılığın" yıkıcılığı ve bir şeye en çok zarar verenin bazen onu savunanlar olduğunu da anlarsak, beraber Voltran'ı dahi kurabiliriz,  kim bilir?
Özetle,  sonuçlar  hayırlı olsun.

11 Haziran 2019 Salı

Uydurma haber değil,  "Hepsi Gerçek!" -4


Şaka gibi duran şu haberler,  maalesef kurgu değilmiş.
Yani Zaytung haberi değil, gerçek!

  • MHP'den "Halı ve seccadelere gizlenmiş haç işaretleri ile Viyana kuşatmasını eleştiren subliminal figürler"e  karşı kanun teklifi  (haber)

    Bunu @Zaytung bile düşünemezdi, tebrikler MHP! :)

.
  • Soyadından AKP'li olduğu anlaşılanları silmişler!

    Uydurma haber veya Zaytung değil,  gerçek demeç!

    "Soyadlarına bakıldığında AK Parti'ye oy verdikleri kolayca tespit edilebilen 3092 seçmenin kaydı düşürülmüş."
    Mevlüt Uysal   (İBB eski Başkanı)

    Tamam, siyaset için "yalan söyleme sanatı" filan dedik ama bu kadar da bariz sallanmaz artık. Bunların anlayışına göre  İmamoğlu  kesin "hacı" mesela!   :D

  • AKP'li vekil:  "İmamoğlu kazanırsa İstanbul'a imansızların putlarını diktirecek!"   (haber)

    Ne İmamoğlu'ymuş arkadaş!  Breh breh!

    (Bu arada sözü söyleyen milletvekilinin aşağıdaki fotosunu Twitter'da gördüğümde baştan sandım ki sosyal medyada artık çok sık karşılaştığımız yalan ve fotoşop haberlerden birisi bu... Ancak gerçek olduğunu öğrendiğimde koptum!
    Bildiğin  Zübük  yahu bu!  :D)


  • "Çaldılar dedim, çünkü mecburdum!"

    Binali Yıldırım:

    "Çaldılar dedim, çünkü mecburdum. Niye mecburdum? Çünkü bir algı operasyonu yapıldı. Yani orada bir hukuki tabir değil,  farkındayız.  /
    Ben sesimi duyuramadığım için çaldılar dedim.
    "

    Zamanınız varsa, olaya eski Yeşilçam filmlerinden "Neşeli Günler" üzerinden yapılan şu mizahi yorumu izleyin derim:   YouTube video


  • Binali Yıldırım başka video,  2013'ten:
    Gazeteci:  _Efendim Belediye Başkanlığını Düşünür Müsünüz?
    Binali Yıldırım:  _Yok Almiim ehuhehe, İşi Olmayanlara İş Bulsalar Daha İyi Değil Mi?  (video)


  • YSK  seçim iptal gerekçesini fiilen iptal etti
    Sandık kurulu başkanlarının usule uygun belirlenmediğini ("devlet memuru olmadıklarını") gerekçe göstererek 31 Mart 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) bir hafta önce verdiği karara göre  "soruşturma geçiren ilçe seçim kurulu başkanları ve seçim müdürlerinin tekrar görev alabileceklerine" ilişkin açıklama yapıldı.

    Duruma  Devlet Bahçeli  dahi tepki gösterdi:
    "Bu tür davranışlar anlaşılması zor davranışlardır."  (haber)


  • (Yargı dökülüyor)
    Mehmet Yoylu adlı bir hakim, duruşma sırasında bir kadın avukata etek boyu üzerinden sözlü saldırıda bulundu, "avukatlığa yakışmıyor" dedi.  Olay sırasında sakallı ve gömleği açık olan hakim bey, çıkışı tepki çekince ara verip traş oldu ve kravat takıp geri geldi.

    "Faillerin güvendiği kravat ve iyi hal indirimine hakim de sırtını yaslıyor"  denmiş bir Twitter notunda.  (bkz)



  • Konuştuğunda ne olduğu anlaşılamayan Maliye Bakanı yapmışlar

    (video)

    Olumlu yönde değişim ve gelişime dair içinizde "niyet" yok ise "her gün bir paket" açıklayın... Nafile.  Siyasi hedefiniz, varlık maksadınız ile yapmaya çalıştığınız "reform" kavramı birbiriyle çelişiyor.
    "Kendinize rağmen"  olumlu bir değişim gerçekleştirebilecek misiniz?
    Erdem Abaka


  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden Okçuluk Vakfı'na aktarılan para  16.5 milyon lira!

    (İYİ Parti Genel Başkanı)  Meral Akşener:

             "Yahu,  Malazgirt  Meydan Muharebesi'nde bu kadar  ok  atılmadı?"   (Video)

    Başka söze gerek yok.



  •  a haber'in  delirme seviyesi  göz yaşarttı   ^_^




Ve son olarak:
  • "Kürdistan"  deme hakkı sadece AKP'de
    Binali Yıldırım, AK Parti Diyarbakır il binası önünde yaptığı konuşmada "Kürdistan" ifadesini kullandı. HDP'li belediye başkanı ve milletvekilleri kullandığında mahkeme ve hapis yollarının göründüğü; CHP'li kullandığında "emperyalistlerle işbirliği içinde olan", "Pontus", "hain", "terörist destekçisi" olduğunu anlamamıza vesile olan bu esrarengiz kelimeyi;  AKP'li kullandığında ise "Efendim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de kullanmıştı bu ifadeyi"  oluyor.

    Yani anlayacağınız,  tam sevgi pıtırcığı bu AKP'liler.  "Kürdistan" kelimesinin de patentini almışlar.


  • Abdullah Öcalan, HDP'ye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için tarafsızlık çağrısı yaptı."

    Evet, İstanbul için 23 Haziran tarihli ikinci denemeye saatler kala, bu kez APO'dan gelen bir çalımla gündem alt üst oldu ve kelimenin tam anlamıyla "bu kadarı da olmaz!" denen şeyler gerçek oldu. Öcalan, tarafsızlık adı altında İmamoğlu'na karşıtlık istiyor,  birileri PKK elebaşısını "yerli ve milli" ilan ediyor, Bahçeli: "Teröristbaşı, HDP'nin istismarına müdahale etmek, hatta önüne geçmek maksadıyla tarafsızlık çağrısı yaptı"  diyor...

    "Hiçbir seçim ortamı bu denli kirlenmemiş, seçmenin aklını bu kadar aşağılamamış, bu denli kerih olmamıştı. Her türlü elektronik ve basılı paylaşım ortamının, bu haftaki kadar zıvanasından çıktığına şahit olmadık. Her şey bir avuç şuursuz oyu yönlendirmek için. Hayra alamet olmayan bu rezilliğin arkasından bakalım ne çıkacak."    (Mehmet Tanju Akad,  Facebook)


Evet, yazının burasına kadar gelmeyi başarabildiyseniz; belirtmek isterim ki bundan sonrası tamamen kurgu.

Solda  Doğu Perinçek'in siyasi çizgisi konulu resim çalışması, sağda ise  "Beka için milli karar,  Karayip için istikrar"  diyen Johnny Depp abimiz uğurluyor sizi.  Bir de küçük bir video var kendi kanalımdan,  İnsan siyasetleri ve insanların sorun çözme biçimi üzerine...


30 Mayıs 2019 Perşembe

Ülke halleri

Seçimlerde yıllardır oy kullanmadığımı yeri geldiğinde yazarım, yakın çevrem de bilir.  Geçmişte bazı referandumlarda oy kullandığım oldu ama genel seçimler değil.  Buna rağmen,  sosyal medyada iktidarı eleştiren iki yorum yazınca  gelen mesaj ve yorumlar:
"ZİLLET İTTİFAKI na yalakalık edenler..."  hah tüüüüüüü!!!
"Haçlı İttifakı tarafında olanlar!"...  hah tüüüüüüüü!!!
"Hainler!"  hah tüü!
"Devlet düşmanları!"  harg tüüü!!!

Yeter be!  Oyunu da al git!  Ne edepsiz bir kitle bu böyle?

("Herhangi bir klana veya mahalleye mensup olmadan fikrini, kendini ifade etmeye çalışmak pek zor ve yıpratıcı. Dayak yemediğiniz cenah kalmıyor.")


Kaba adamların kalın sesi örtmüştü ülkeyi...
Güzellik,
İnsanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı,
Kimsenin ortak türküsü yoktu
Ve kimse
Bir başına söyleyemiyordu...

Şiir:  Şükrü Erbaş  -  "Seni Korumak İçin"


Zamanında sizi (iktidarı) destekledikleri için çevresinde dışlanan,  yalnızlaşan kişilere artık sizleri desteklemedikleri için "kronik muhalif" diye etiket yapıştıracağınıza,  bunun sebebini araştırsanız keşke.
Bunun yerine şiddetli bir histeri krizi geçirmeyi ve saldırmayı yeğliyorsunuz.  (*)

Aynı ülkede aynı zaman diliminde, birbirinden çok çok farklı ve üstelik birbirine yabancı/düşman; siyasi, kültürel ve toplumsal boyutlara çekilmeye ve oralarda kalmaya zorlandığımız bir iklim hakim şu anda. Oysa tam tersi olmalıydı.  Zaten 90 yıldır bunun çilesini çekiyoruz.
Erdem Abaka



EKONOMİ'ye  İVME  kazandıracak yeni tasarruf paketi açıklanıyor. Hemen ertesinde,  "Devlete şu kadar bin yeni memur alınacaktır" deniyor.  Bu şaka ise komik değil artık.
Velhasıl,  "Ananı da al git!"ten,  vatandaşın yarısının memur  ve belediyeden beslendiği yeni sisteme doğru keskin bir dönüş yapıldı.


  • Yıllar önce  "Muhalefetin Halleri"  başlıklı bir yazı yazmıştım;  orada özellikle CHP, HDP, MHP gibi muhalefet partilerine göndermeler vardı. Güncele yer verdiğimiz bu yazıda ise o başlıktan esinlenerek  "Ülkenin Halleri"  dedik  ve  iktidardan dem vurduk.


  • 7 Haziran 2015  seçimlerine az bir zaman kala yazdığım  ŞU yazımda şöyle demiştim;  yine bir seçim arefesi aynı iklimdeyiz:

    Özellikle Facebook ve Twitter'da meydan muharebeleri sıklıkla gerçekleşiyor.  "Gerçek hayatta buradaki kadar kesif bir bilenme ancak linç kalabalıklarında olduğu için, sosyal medyadaki bu daimi gerginlik insanı yoruyor. Burası tek bir fikri sırtlanıp onunla semirmeyi istemeyenler için müsait değil. Burası, dünya ideolojileri gençlik kampı gibi bir yer."

    Yine aynı yazıda şöyle bir bölüm de vardı mesela:
    "Ne eğlenceli bir ülke...  Herkes birbirini vatan haini olmakla suçluyor. Senatoryum gibi  :D
    Korsanların ele geçirdikleri ve yağmaladıkları gemide birbirine düşmesi aslında."

    Cumhurbaşkanı tarafsızlığı ve AK Parti ile ilgili ise şöyle bir alıntı vardı o yazıda,  Mayıs 2015'ten  Mart 2019'a uzandı adeta:

    Erdoğan'ın bütün gücü ve ipleri kendinde toplama arzusu, partisinin temsil ettiği harekete kendisinden sonrası için büyük zarar verecektir. Üstelik zihinlerdeki bu "Biz/Siz"ler ve bunların bu kadar kolay ağızdan dökülüvermesi normal mi? Nedir bu nefret ve aşağılama dili? Siyasetçilerin bu kadar gergin ifadelerle kamplaşma yaptıkları bir ortamda, bilmem dikkatinizi çekti mi ama,  insanlar da birbirleri ile konuşurken tansiyon biraz yükselmeye başlayınca hemen "Biz/Siz"lere bölünüveriyor ve düşman yaratmalar, karşı tarafı zebanileştirmeler bitmiyor.

    "Seçime bir hafta kala AKsöz'cülerden AKbayrağa kadar yandaş veya candaş İslamcılar, "AK Parti kaybederse ümmet kaybeder, Ortadoğu'nun kaderi, Türkiye'deki Müslümanların kaderi AK Parti'nin seçimi kazanmasına bağlıdır" temasını işleyip, ne olur AK Parti'nin günahlarını bir kere daha görmezden gelip oy verin diye yalvararak, İslamcılık ideolojisini Akparticiliğe ve Tayyipciliğe indirgemeyi başardılar."



    7 Haziran 2015 seçim sonuçları açıklandıktan sonra yazdığım ŞU2 yazımda ise şöyle bir alıntı yapmıştım, halen güncelliğini koruyor bu analiz:
    "AKP giderek merkezden daha sağa doğru kayıyor(du). Bu son zamanlardaki söylemlerinde çok açık. Hitap ettiği kesim giderek daralıyor(du). Ben AKP'nin şapkayı önüne koyup düşüneceği hususunda pek umutlu değilim. Tavandan tabana doğru bir akıl tutulması var. AKP kitlelerde karşılığı olan ortaklaştırıcı bir ideolojik çerçeve veya ilkeler bütünü üretemedi. Safları sıklaştıralım kenetlenelim diye diye hitap ettikleri kitleyi daralttılar. Aynı reflekslerle hareket etmeye de devam ediyorlar."





15 Mayıs 2019 Çarşamba

 Türkiye'de yaşıyorsan STRES'ten kaçamazsın!


Yıllar önce  "Kızların sorunu ne?"  diye bir seri başlattım.  (Sene: 2009)
Sonra  "Kadınlar Neden Çıldırdı?"ya  evrildi bu yazılar.
Şu ana kadar da yediyi bulmuştur sayıları,  her birinde en az bir delirmiş kadın bulunur.  Özellikle yolculuklar sırasında denk geldiklerimin hepsini yazsam  kim bilir kaç adet olurdu?

Bugünse daha sık rastlamaya başladığım, yeni bir delirme halinden bahsetmek istiyorum.

Ben artık her gün toplu taşımada bir kapalı annenin küçük çocuğunu kucağına almak istememesi yüzünden yaşlıya yer verilmemesi tartışmasına denk gelmekten çok sıkıldım. Sadece kapalı olunca mı yer veriliyor tartışmasından yoruldum.

30 yaşında dahi olmayıp kendisine yer vermeyenlere "Ben anneyim, çocuğum var!" diye çemkiren kapalı kadınlardan utanıyorum. (Bastonuyla yürüyen çok yaşlı bir kadın kendisine yer verdi de nihayet sustu. Kısa süre sonra oğlu "Ben senin kucağında oturmak istemiyorum, ayakta durucam" diye fırladı ve bir daha da oturmadı. "Anne"  oturmaya devam etti.)

Bir diğer otobüs yolculuğumda, çarşaflı bir kadın "Benim elimi koyduğum yere benden sonra siz elinizi koydunuz, bu ne anlama geliyor!"  diye kamburu çıkmış bir adama bas bas bağırdı. Nedendi? Ben onların hemen arkasındaydım, kadın tutunduğu yerden elini çekince amca düşmemek için tutundu. Ve bu hareketten, "sinekten yağ çıkarma"  usulüyle tüm otobüs ayağa kaldırıldı.

Zaten 1 kilometre altına kesinlikle otobüs, metro filan neyse kullanmıyorum, patlarsam çok fena patlarım, bu oraya doğru gidiyor. (Özellikle hava sıcaklıklarının artmaya başlaması ile bu olaylar daha da büyüyor, geçen seneden gözlemim.)  Yazmayayım diyordum ama eğer bir olay her gün her gün yaşanıyorsa, farklı bir büyük şehire gidildiğinde de mevzu aynı ise artık ona  "münferit"  diyemeyiz, "tesadüf etti"  de...

Geçen gün Antalya'da belediye otobüsünde çıkan bir kavga yüzünden şoförün diğer yolcuları indirip bir kadını otobüse kilitlediği haberini okuyunca  bu tarz olayların ülke genelinde artacağını anladım.
(Oradaki deli kadın açıkmış  ve  Türklere hakarette bulunmuş.)
Şurada da bulunsun:
Hiç kimsenin cinsiyeti,  örtüsü veya örtüsüzlüğü yüzünden başkasını ve ahaliyi bu kadar germeye, kilometrelerce yol boyu bağrış çağrış, laf sokma, stres çarkına sokma ile "Ya sabır!"  noktasına getirmeye hakkı yok.


İkinci değineceğim nokta ise maalesef sosyal medyanın avantajları yanında getirdiği büyük yük üzerine.
Zaman hırsızlığı, bağımlılığı, gündem takibi, yalan haberler şu bu... Üstüne bir de  "İlla herkesin her konuda bir fikri olmalı!"  yazısız kuralı var bizde. Ben mesela hiç bilmediğim veya ilgilenmediğim, tek yazı okumadığım, yorumlarını takip etmediğim bir kişi hakkında  "Efendim siz şöylesiniz, böylesiniz" demeyi anlamıyorum,  değil ki linç başlatmak! Ama rutin bu.

Geçmişte  "can ile canan"  nickini seçerken zaten tahmin ettiğim gibi, cinsiyetim ile ilgili saçma sapan olaylar ve laf atmalar yaşanacaktı. Bunları öngördüğüm için o konuda hiç şikayet etmedim.

Ancak bir noktada fark ettim ki;
insanların bilip bilmeden hakkımda konuşmasına az daha müsade edersem,  Eyüp peygamber sabrını zorlamaya başlayacağım!
Belki de bazen direkt kestirip atmak gerekiyordur?
Bana doktorlar tüm mide ve cilt sorunlarım için "Stresten uzak duracaksın"  diyor sonuçta.
Bu düşüncelerle, son haftalarda tutumumda bir takım değişiklikler yapmaya başladım. Mesela geçen gün Facebook'ta bir salak benim Y.Ozdil  sevdiğimi ima etti ve direkt sildim. Salak salak konuşmanın da bir sınırı olmalı.


7 Mayıs 2019 Salı

 İstanbul Seçimleri sil baştan

31 Mart'ta yerel seçimler bitti, ama İstanbul'u kaybeden AK Parti'nin dinmez (zihni sinir) itirazları bitmedi. Ve sonunda YSK'ya yapılan türlü baskılarla,  Nisan ortasında öngördüğüm şu olay da gerçekleşti:

      SON DAKİKA!  YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ve yenilenmesine karar verdi.  (AA)

Söylediğimizde  "yok artık!"  diyorlardı.  Sonunda bu da oldu.
Bir kere de olsa "ben demiştim" dememeyi isterdim. Şu dakkadan sonra damadın da ne adını  ne komedisini  ne çokomelini duyayım.


Zorla memnuniyetsiz herkesi CHP'li yapacaklar galiba?
Dahası, bütün kurumları tek tek batırmadan da gitmeyecekler.


KHK'lar ile kamu görevinden uzaklaştırılanlara oy kullandırtmama gibi akıl-mantık-Anayasa dışı itirazları dahi yaptılar. İşin ilginci; aynı sandık başkanlarının görevli olduğu aynı sandıklardan çıkan ilçe seçim oyları geçerli,  Büyükşehir oyları geçersiz kabul ediliyor.
Bu duruma  Zaytung  en mantıklı açıklamayı getirmiş:

      İstanbul'da sadece Büyükşehir Başkanlığı seçimini yenileyen YSK:
''Bu sandık görevlileri, ilçe seçim oylarını sayarken iyi insanlar ama büyükşehir oylarını sayarken adeta birer canavara dönüşmüşler.''  @_@



Seçimle gelip, seçimle gitmeyenlerin ittifakı:  AKP-MHP

"Geçersiz oyları AKP lehine saymak da yetmezse eğer, oy kullanmayanların peşine mi düşeceksiniz?"  diye sormuş  birisi.
     Kılıfına uydurup kendilerini kazandırmak için her yolu deneyeceklerdir.


"Doğu ile Batı arasında cereyanda kalıp yel yemiş, Atatürk ile Abdülhamit arasında sıkışıp kalmış patinaj sisteminden hayır beklemeyin. Çocuklarınız da çekecek. Normalleşme belki onların çocuklarının genç olmaya başladığı dönemlere denk gelir... İnşallah yani..."
Erdem Abaka


      Bu blogda kendisinin pek çok yorum ve görüşüne yer verdiğim Muhammed Eminoğlu  bakın neler diyor:

Ekonominin, tarımın, eğitimin amına yanlışlıkla konulmuyor anlamıyor musunuz?  Ergenekon ve Balyozla ordunun bilinçli bir şekilde eritilmesi gibi,  işgalden beter bir şekilde yok ediliyoruz.

KHK ile ihraç edilenlere oy kullandırtmamak mı? Onca insan Fetö gibi kurumlara Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst makamlarınca verilen referans sonucu üye oldu. Yahu kol kolaydınız, olimpiyatlarına katılıp "bitsin bu hasret" diyordunuz, insanlar size güvenerek gitti oralara! Sizlere hiçbir şey olmayacak,  ama bu insanlar oy bile kullanamayacak öyle mi?

Bunların "dava" dedikleri şey rantdan başka bir şey değil. Demokrasiyi falan geçtim, Constantinople hayali kuran aptal bir Haçlı kadar bile "romantik" değiller, tek amaçları havuzlu villa yaptırıp havuzunda yüzmemek. Böyle bir dava olabilir mi ya? İnsan Kudüsü falan arzular bari (*)
Bizim derdimiz AKPyi CHP ile vurup sonra da CHP'den kurtulmak. Yani bu kadar açık olduğum için özür dilerim ama CHP'den de bir cacık olmayacağını biliyoruz elbet.




gündemin çaresizliği ve bunun yarattığı zavallılık canımı sıkıyor   (@Nankatsu)

"askeri vesayet falan diye, sikko cephelerle düzeni iyileştirmeye çalışanların %20si siktir oldu memleketi terk etti,  %2si falan nadim oldu içmeye başladı, geri kalanı beynimizi demokrasi diye skmeye devam. al buyur demokrasi münasip yerine sokarsın."



"YSK, Kamu Görevlisi olmayan sandık görevlileri vardı gerekçesiyle İstanbul Seçimlerini iptal etti. Aynı Sandık görevlileri 16 Nisan Referandumu ve 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görev yapmıştı. Bu durumda Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı meşruiyetini kaybetmiştir."
Ümit Karaca


Düşünün ki yıllarca üniversite sınavları dahil soruları en tepeden (ÖSYM Başkanı seviyesinden) çalmışlar. Durum ayyuka çıkmasına rağmen Başbakan "Arkasındayım" demiş. Böyle bir ülkede seçimler ve YSK ne kadar güvenilir olabilir?
Eğer gerçekten, bu kadar FETÖ operasyonuna rağmen bunlar hala bu kadar oy çalabiliyor ve sonucu etkileyebiliyorlarsa; o zaman AKP'nin Cemaat desteğini asıl aldığı 2007 ve özellikle YAE (Yetmez ama Evet'li)  2010 halk oylaması, hatta 2017 referandumu dahi şaibeli demektir?   Ömer Turan


Futbolda ofsayt kararları hakkındaki tartışmalar bazı kritik durumlarda asla sonlanmaz!  Kanunsuzluk var, YSK tesbit etmiş. İptal gerektirir mi iptal kapsamı ne olmalı bunu gerekçe çıkınca göreceğiz.
Adil mi tartışılabilir, siyaseten doğru değil ve Ak Parti ve Erdoğan için yüksek riskler taşıyan bir karar.
Atila Demirkasımoğlu



RTE  bugüne kadar Kılıçdaroğlu'nu,  (Muammer) İnce'yi,  Akşener'i  hiçbir zaman rakip olarak ciddiye almamıştı. Ama bu hareketi İmamoğlu'nu ciddiye aldığını gösteriyor. İmamoğlu işini bilen, hitabeti güçlü, hem mevcut hem de potansiyel kitlesinin duymak istediklerini çok iyi tespit eden popülist bir siyasetçi.  Önceden tanımıyordum ama şu dakikaya kadar süreci şaşırtıcı derecede iyi yönetti. Dün sanatçılara ve iş adamlarına susmayın demesi daha önce kimsenin becerebildiği bir şey değildi mesela. Başka kim olsa böyle bir krizde tökezlerdi  (İnce'yi hatırlayın).
Bu mağduriyetle kazandığı ek puanla normal şartlarda oyunu artırması beklenir. Ama işte, normal şartlarda... RTE şapkasından daha ne tavşanlar çıkarabilecek  bekleyip göreceğiz.

Fatih Aygün

"George Orwell 1984'ü bitirdiğinde yıl 1948'dir ve kitapta şu cümle geçer:  "Aslında hiçbir şey yasadışı değildi,  çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.
Yıl 2019.  YSK bir üst hukuk kurumu.  Dün vermiş olduğu karar yasadışı değil.  Çünkü artık yasa diye bir şey yok."
Safiye Özçelik





Yazmadan geçemeyeceğim. Şöyle bir güruhun varlığı da yadsınamaz:

Geçmişteki en kritik zamanlarda koşulsuz Reis desteği vermişler, Pelikan Bildirisi yapılırken "Reis iyidir" diye tvit atmışlar, yolsuzluk soruşturmalarında üstünü örtelim demişler, Cumhurbaşkanlığı ve Başkanlık yolunda Uzun Adam propagandası yapmışlar... Sonra Barış Görüşmeleri sonlandırılıp bir de Amerika ile olaylar farklı yöne girince birden "Demokrasi" akıllarına gelmiş! Cumhuriyet ve kazanımları uğruna "Hırsızlar!" diyerek yola durmuşlar,  şimdi de  "Mühürsüz oylar geçersiz sayılmalıydı"  diyorlar.
Be hey utanmaz,  sen geçmişte aynı şeye legal demiyor muydun?
(Yersen)  Türlü türlü açık büfe var yani.
Bu tarz adamların muhalefetin gücünü sömürüp içini boşalttıklarını söylemeye ise hiç gerek yok herhalde.




Çeşitli alıntılara devam:

YÜCE TÜRK MİLLETİNİ
Yanıltmaya kimsenin hakkı yoktur.... İmamoğlu ve Binali diye bir seçime veya seçme zorunluluğuna tabi tutulması, başka da tercih yapamaz duruma getirilmek istenmesi... demokratik yolları tıkamaktır.... PKK'nın güney doğu ve doğuda yapıtığının aynısıdır....
Kadri Kazakchuk


Geçmişten hiç ders almamış,  öz eleştiri yapmamış CHP ve zihniyetini umut yapmak kadar bir kõtúlük olamazdı,
ben hiçbir CHP'liden  367 yanlıştı  sözúnü duymadım.
Mutlu Bulut



(...) Yakın tarihe tanıklık etmiş ya da ona dair az çok okumuş biri olarak sürekli dejavu hissi yaşıyorum.  Güç ve iktidar değişimiyle taraflar, kurumlar ve kişiler değişse de yaklaşımlar, kararlar ve davranışlar değişmiyor.
Aynı hatalar yapılıp farklı sonuçlar bekleniyor.
Mehmet Bahcivan



İyice delirdiler.  70 küsür yaşındaki babamı hayatta ilk kez küfrederken ve akabinde beddua ederken gördüm ya ne diyeyim? Dolar olmuş 6 TL, ne gam? Nasılsa kızımla damadım rahatta, ben de Van dahil yurdun bilimum yerindeki saraylarımda rahatım,  gibi bir mantık mı vardır nedir?

Düşünün ki bu blogda defalarca CHP eleştirisi yaptım. Gene söylenecek, eleştirilecek, yerilecek çok kritik durumlar var ana muhalefet partisinde. Ama biz bunları konuşacağımıza  nereye kadar düştük iyi mi?
Nasıl bir ülke burası ki darbesiz yaşanmıyor. Bir kere gelen lider, geberene kadar gitmiyor!  Madem padişahlığı neden kaldırdın? oy oyy






"Siyasal İslamcılığın demokrasiye düşman bir akım olduğu da tescillenmiş oldu"  demiş  @hbk.

YSK'nın kararını, Türkiye'de hala kör topal da olsa demokrasi olduğunu algısını ortadan kaldıracağı için hayırlı görüyorum.  Sırada ne var?  Açık oy gizli tasnif?
Tolga Gündüz

Öfke ile gülme damarima en cok yüzsüzce  #demokrasi  demeleri basiyor.   #HerŞeyÇokGüzelOlacak
Gül Poyraz

Kazanıyorsun ama yine de kazanamıyorsun. Ülkenin zorluk derecesi her koşulda “Hard”. Yorulmaktan bile yoruluyorsun. Kimin bedduasını aldıysa zamanında, hiçbir koşulda rahata erdirmiyor yeminle ya!  (@nuagique)


Ellerindeki rantı, “herkesin davası” haline getirmek için ülkeyi ateşe atmaktan çekinmiyorlar,  demiş Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Barış Terkoğlu  "Pelikancılar Neden Saldırıyor?"  başlıklı yazısında. Bu makale yayınlandıktan sonra yayın yasağı getirilerek Cumhuriyet gazetesindeki linkine erişim yasağı getirildi.
(Pelikan var,  ister misin?)


Anadolu’daki ‘kredili refah’ sistemi ardında ağır bir borç enkazı bırakarak çöküyor. Ekonomide alınacak sert tedbirlerin siyasi maliyetini göze alamayan iktidar, sertliği siyasal alana taşıyor. Karınlarını doyuramadıklarının kalplerindeki hınca sesleniyor.
Bahadır Özgür  -  Duvar


"AKPnin az farkla kazandığı Bursa Kemalpaşa ve Mardin Yeşilli de muhalefetin sandık başkanlarının memur olmadığı gerekçesiyle seçimin iptal talebini YSK reddetti.  Bunu dağa taşa yazasım var"  demiş bir vatandaş.
"İşte tipik AKP li, sonuçlar hoşuna gitmeyince kullanılan oyları kabul etmiyor. Bu adamlardan demokrasi bekliyoruz."

Erdoğan 39 ilçede miting yapacakmış. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir Belediye Başkanı adayı Cumhurbaşkanı ile yarışıyor.
 (@ahmetchz)


En güzel yorumu ise Cumhurbaşkanı yapmış yine,
"Demokrasimizi güçlendirecek önemli bir adım" olarak nitelemiş bu YSK kararını. Erdoğan: "İstanbul'a baktığında sadece rant gören muhterislerin bu şehri yağmalamasının önüne geçtik."  "Bazı işadamı grupları bu karardan sonra baktık ki garip garip açıklamalar yapıyorlar. Yanlış yapıyorsunuz. Önce herkes haddini bilecek!"



ahlak, darbe, MHP, siyaset, Bursa, burası Türkiye, Melih Gökçek, yalan,

30 Nisan 2019 Salı

  Kadınlar Neden Çıldırdı?

Gerçek hayatta farklı tarihlerde yaşadığım üç olayı paylaşmak istiyorum bugün.  Üçünde de kadınlarla ilgili bir derdim var.
Bu da böyle bir içini dökme ve anılar paylaşımı olsun.


1)Hayvansever Kadınlar ve Köpekler
Beş sene önceydi galiba, Bakırköy'de ufak yeğenlerle anaokul dönüşü bir anda aniden şiddetli bir yağmur bastırmıştı da en olmayacak alanda ve sığınabilecek tek bir yer bulamadık etrafta... Ne yapsak ne'tsek derken abartısız 9-10 tane büyük sokak köpeği tarafından çevrelendik aniden. Bazıları o bölgenin köpekleri idi, daha önce başka yerlerde de görmüştüm sanırım; diğerleriyse hastane bahçesinden filan gelen vahşi köpekler. Oranın köpeklerindeki gibi kulak arkalarında bantlar yok,  aşıları yok  ve insana alışık değiller diğerleri gibi... Saldırgan davranıyorlar derken hırlamaya başladı ikisi...

Çevrede bizden başka kimse yok!  Arada yandaki yoldan arabalar geçiyor,  bir de biz ve köpekler varız.
Ben zaten köpeklerden çok fena korkarım.  Öyle böyle değil!
Ama çocuklar var yanımda,  bana emanetler ve çok küçükler diye şaşılası bir Tanrısal cesaretle önlerine geçtim korumak için.

(...)

O gün korkunçtu. Hâlâ yazarken bile geriliyorum ki yaşarken düşünün bide!  Eve döndüğümde elim ayağım titriyor... Kan ter içinde kalmıştım korkudan, yağmurdan, gerilmekten...
Yine de verilmiş sadakamız varmış,  şükürler olsun kurtulabildik.

Akşamında Facebook duvarımda olanları yazdığımda hayvansever bir arkadaşım duyar kasmıştı “Yazık o hayvanlar sokakta kim bilir neler yaşadılar insanlardan!”  diye...
Sonra başka bir kadın da köpeklerin psikolojisini merkeze aldı. Hayvanseverliğinin itinayla altını çizdi.
Ne bir  "Geçmiş olsun!",  ne bir  "N'oldu şimdi nasılsın? Çocuklar iyi mi?"  türünden bir şey...  Üstelik sevdiğim arkadaşlarım bunlar.
Ama lafa bakarsan  "Kadınlar çiçektir."  Diyecek söz yok.


2) Sosyal Medya  ve  Kadınlar:
     (Kadınlar  ve  Zeka)

Gerizekalının teki bir Facebook grubunda demiş ki:
“Erkek uyelere duyuru!!! Cinsiyetci ve mahalle agzi kufurlerinizi sansurleyerek ediniz. Ornegin; sikerler degil zinkerler yazarsaniz cirkin ve mide bulandirici olmaz.”
      (Bunu yazan da bir kadın!)

Ne kadar saçma bir mantık bu? Ne yani? "sikerler" yerine "zinkerler" yazınca böyle latif (hoş) filan mı oluyor? Yoksa bu şekilde anlaşılmıyor mu ne olduğu?
Bunun kadınsılık sanılması ise ayrı bir saçmalık.
Yazarken emoji, kalp koymayan,  "eki eki" üslubunu sahnelemeyen, bol makyajlı fotolarını paylaşmayan kadından sayılmıyor zaten.
      (Son olarak,  “Fotosunu paylaşmayan kadın çirkindir, net”  diye bir kadının yaptığı tespiti de gördüm ya!  Seni eşşekler zinkertsin emi!)   İşte kadınlar bu yüzden salak ve salak kalmaya mahkum.


3) Vahim bir Kamil Koç Hatırası:
Bu blogda daha önce de bazı Kamil Koç maceralarıma yer vermiştim.
 (bakınız:  Çarpışan Otolar ve Kamil Koç)
Bunu ise yazmaya aylarca elim varmadı,  o derece gerildiğim ve başımı belaya soktuğum esaslı bir örnek. İçerisinde harbi deli ve şirret, hasta bir kadın var.

Efenim olay şu:
İstanbul yolculuğum için Kamil Koç'tan biletimi alıp yerime oturuyorum ve İstanbul'un üçüncü (ve en son) garajı olan Esenler'e varana kadar, evet son ana kadar hiç susmadan, bağıra bağıra ikinci koltuk sırasından şoförle konuşan bir kadın var içerde.

Takdir edersiniz ki oldukça absürd bir durum. Otobüste bir kadın yolcu var ve durmadan bağıra çağıra şoförle konuşuyor!
Neler yok ki laflarının içinde? Özel hayat dahil; küfürler, hakaretler, dedikodu, siyaset, medya, seçimler, Ergenekon, magazin, para... Biz de mecburi dinleyicileriz onun sahnesinde. Kulaklık filan da kâr etmiyor, sesi o kadar yüksek volümden çıkıyor ki mecbur katlanıyoruz. Bütün otobüs onu dinliyor.

Zamanla yandan geçen diğer Kamil Koç arabalarının şoförlerine de laf atmaya başladı. Telefon açtırıyor filan... Sonradan öğrendik ki meğerse bizim şoförün ablasıymış.  (Ne abla ama!)
Yola çıktığımız ilk andan beri en uzun susuşu yaklaşık 1 dakika 15 saniye oldu. O bir küsür dakikalık süre haricinde, 4 saatten fazla zaman boyunca non-stop  konuştu, hem de bangır bangır!
(Söylemeye gerek var mı,  ne uyumak ne okumak ne müzik dinlemek ne arkana yaslanarak çevreyi izlemek mümkün.)

İşte böyle sohbet, muhabbet ortalığı yıkarak giderken... Bir ara arkadan bir yolcu kalkıp en öne şoförün taa yanına kadar gidip dedi ki,  "Böyle sohbet muhabbetle bu hızla gidersek bize önceden verilmiş saatten en az 1 saat sonra, o da belki anca varacağız."
Daha adam der demez kadın dönüp bir küfür patlattı!  ŞOK!
(Bu olay Ramazan ayında geçiyor,  dört sene önce Ramazanda)
Anadolu tarafındaki ikinci durak yerine varana kadar da kadın durmaksızın adama ayara hakarete devam etti,  tutan tutabilen yok.

Nihayet Alibeyköy'e vardığımızda, orada inen yolculardan sarı saçlı bir kadın tam inerken dönüp demesin mi  "İyice köy kahvesi gibi, yol boyunca küfür muhabbet çok şükür kaç saat gecikmeyle, bir yerde az kalsın kaza yaparak geldik. Sizi şikayet ettim gerekli yerlere, bilginiz olsun."
Tam kaptan şoför olgunlukla karşıladı durumu neyse derken... Deli kadın  "Kapat otobüsün kapıları!  Dövücem ben bunu!"  demesin mi!

(-niyeyse-)  O noktada artık ben de müdahil oldum. Lütfen artık yaa makul olalım, yeterince sizi dinledik zaten filan...
Ama işte benim salaklığım şu ki ben en son Esenler'de inecektim ve diğerleri Alibeyköy'de inip gittiler, ben hala otobüsteyim. Kadın ne biçim küfür hakaret ediyor. Bu benim kardeşimin arabası, kapıları kapatıcaz, çıkamayacaksın buradan filan...

Ayyyy! Ne korkunçtu! Adamlar o kadar pişkin ki, "Ne şikayet ederseniz edin, bişey olmuyor, boşuna uğraşırsınız"  dediği laf bu... Korkunçtu. Tabii ki şikayet ettim, bir şey çıkmayacağını bilmeme rağmen defalarca...
Lanet olsun ki, eğer mesela Belçika vatandaşı filan olsaydık, deli gibi tazminat alırdık bu olayda ama ne yaparsınız ki biz Türk vatandaşıyız.

Yine de  (çok şükür)  adamlar daha dengeli kadınlara göre.
Eğer o otobüsteki muavin sakin davranmasaydı, şoförde Allah korkusu ve temkin olmasaydı; neler yaşanırdı tahmin dahi etmek istemiyorum.  Kadınlar harbiden çıldırmış olmalı!


     Diğer bir otobüs yolculuğum sırasındaki başka iki deli kadının önce kavgası, sonra delirmesi ise yazamadan kaldı.  O da artık başka yazıya, nasipse...

1 Nisan 2019 Pazartesi

 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri


Evet, nihayet seçimler bitti. Son yıllarda o kadar çok referandumdu seçimdi diye sandığa gittik ki; iyice bir "seçim toplumu" olup çıktık. Tartışmalar, gerginlikler ve "Acaba seçimden sonra dolar ne olacak?" lafları bi bitmedi gitti!  İnşallah uzun bir süre artık seçim muhabbetleri kesilir.  Sonuçlara gelirsek:

Geçen hafta  "AKP nereye koşuyor?"  yazımda da değindiğim gibi, AK Parti için özellikle büyük şehirlerde oy ve belediye kayıpları var. Eğer muhaliflerin bölücü,  yer yer ırkçı  ve Fetöcü açık destekleri olmasa idi; AKP çok daha büyük başarısızlığa uğrayacaktı.  Zira tabandan gelen "safları sıklaştıralım"  ruhundaki tepki oyları da olmayacaktı.

Yani kısaca özetlersek: AKP'den kaçış var.  Ve daha önce yazdığım gibi "bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak."
Başta Başkanları olmak üzere;  "ayrıştırmacı,  bölücü ve dışlayıcı bir dil" ile,  sürekli bir kavgacılık ruhu ile bu sistemin sürdürülemez olduğunu da not düşmüştüm.


* A Haber ve niteliksiz yandaş medyanın kendisine faydadan çok zarar verdiğini görmemekte AKP.  Aynı şekilde kitlesi de bunu kabullenmek istemiyor.

* Gereken konuda kavga(lar) verilir,  her konuda her yerde tartışma ve baskıcılık kaybettirir.

* Kibir ruhu hiç olmadığı kadar yükseldi.
  Ne Gezi olayları  ne 15 Temmuz  ne de son dönemdeki gelişmeler doğru okunuyor. Zaten bu kadar kibirle doğru sonuçları çıkarmak, çıkarılabilse dahi uygulamak çok zor  hatta düş.

* Partinin içinden kaybetmesi için geliştirilen taktikler var. Doğru okumalar yapılamıyor. Cehalet ve kabalık baş tacı ediliyor. Dahası, seçmenleri "bizler-onlar"  "biz-siz" diye ayırmak kaybedişe giden yoldur ki bu durmadan  "CHP zihniyeti"  dedikleri şeyin felsefesidir aslında.

* Her eleştireni, terbiyesiz laf edeni evinden almalar, dinmeyen tazminat davaları, sıfır tolerans, sansür... damatlar, dalkavuklar, çapsızlar, yalakalar, ücretli troller, art niyetliler...  Ve tabi kahrolası "kraldan çok kralcılar".

* "Yeni Türkiye"  lafı dillerden düşmezken  ufkunun görünürde olmaması.

* Çiftlik haline gelen belediyeler.
  Hesapsızlık  +  Tasarruf kültüründen yoksunluk  +  Yolsuzluklara karşı umursamama hali:  Yozlaşma.

* Tüketim odaklı ekonomi politikası.




Ankara sonucuna bakınca, rakibe belden aşağı vurmanın işe yaramadığı, hatta rakibe yaradığı, halkın bu tür davranışlardan hazzetmediği anlaşılıyor.  Alınacak bir temel ders var burada.
Atilla Yayla

Halk "beka sorunu" gürültüsüne kapılmamış. Halka salak muamelesi yapmakta CHP'yi bile geçmiş olabilir misiniz?    (Murat Soydan)


Hukuk devletine saygı gösterileceği ümidi verilse idi seçim sonuçları farklı olurdu.  Zararın neresinden dönülse kardır.  Gecikmesek iyi olur
Hüseyin Hatemi

Üsküdar İlçe Seçim Kurulu'nun oy çuvallarını topladığı spor salonunu basan AKP'li grup; muhalefet partilerinin görevlilerine, emniyet mensuplarına ve ardından yaşananları görüntüleyen kişiye saldırdı.  (video)
      (Bunu CHP veya HDP'liler yapsa "teröristler!!!" diye sosyal medyayı yıkarlardı.  İğneyi kendine çuvaldızı başkasına...)



Bu "dönemin" en büyük kaybedeni iki kanadıyla -AKP ve FETÖ- "İslamcılar" oldu. Her ikisi de içerdeki ve bölgesel-küresel güç dengelerini yanlış okudu. Yutabileceğinden büyük lokma kopardı ve fırsatçı davrandı. Nihayetinde her ikisinin devri de bir şekilde kapanıyor.  (@hbk)

İmamoğlu'ndan esas dersi CHP çıkarmalı. Eski kafa ile marşlarla kazandıklarını zannediyorlarsa yanılırlar.  Aldıklarını verirler.
Ekrem İmamoğlu değişimi zorunlu dayatan bir ‘başarı/kazanım’. (@sefasr)

İstanbulda Chp kazanması Binali'den çok Anadolu Ajansının zoruna gitti. Halaaa söyleyemiyor garibim.   (Hüseyin Kadir)

      (Gerçekten de Anadolu Ajansı'nın bu seçimlerde yaptığı kepazelikti. İlk anlardan itibaren jet hızıyla gelen veri akışı,  CHP büyük belediyelerde öne geçmeye başlayınca,  saat 23'ü az geçe bir anda bıçak gibi kesildi ve sabaha kadar da  -nedense-  bir türlü  gel(e)medi.
Ayıptır ve yakışmamaktadır.)





Sonuçları toparlayalım:

-->   AKP  "üç büyükler"de  kaybetti.

--> "17 senelik iktidara,  yıpranmışlığa,  bu kadar baskıcılığa,  ekonominin şu haline,  bin türlü beceriksizliğe rağmen;  AKP yerel seçimlerde aldığı en yüksek oylardan birini aldı:  %44,4.  Ama tabii ki seçimin net olarak kaybedeni durumunda.
Cumhur İttifakı  (AKP + MHP)  %51'i geçti  ve  50 ilde kazandı.

--> Sahiller, kıyı kesimleri ve büyük şehirler ile diğer bölgeler arasında uçurum derinleşiyor. Tarım dahil, toparlayıcı ve yapıcı politikalar ufukta görünmüyor.  (Büyük şehirler daha fazla muhafazakarlık ve kasabalılık kaldırmak istemiyor.)

--> Doğu illerinde  AKP  HDP aleyhine güçleniyor.

-->  Meral Akşener  ve  İyi Parti  saçmalığı net olarak kaybetti.
"Teröristler" diye halkı selamlama,  "Mehmetçik hapiste!" lafları,  leş bir dil ve  Suriyeli avcılığı...
(Parti için saçma dedim,  tabanı değerli.  Bakalım onlar ne yöne hareketler içerisinde olacaklar?)

--> Tunceli'de TKP'den aday olan kominist aday Fatih Mehmet Maçoğlu,  HDP'ye ve örgüte rağmen kazandı. Twitter'de bir söyleşisindan kısa bir video paylaşılmıştı,  umarım güzel işler yapar başkanlığında.

--> Oy kullanmayanları ve boykotçuları  "cadı"  ilan edip avcılığa başlamışlar Twitter'da.  Avcılık ata sporumuzdur!   :)

--> CHP'nin yamalı bohça halini ve ittifak rahatsızlığımı zaten daha önce yazmıştım.  "Aslında bu sonuçların izleri referandum ve genel seçimde silik olarak vardı,  ancak Erdoğan bu mesajı okuyamadı ya da gereğini yapmak konusunda cesur davranamadı."  O da Özal'ın hatalı yolundan ilerliyor, bakalım neler göreceğiz?




Recep Tayyip Erdoğan, yanlış okumalar yapıyor veya nefsini yenemiyor. Parti kitlesi ise kibir ruhuna girdi, bilerek oy düşmesine göz yummak gibi bir stratejileri yoktuysa anlamak zor...
Türkiye değişim ve dönüşüm isterken; yaşlı veya yıllardır siyasette ön plandaki adaylarda ısrar...
"Ben yaptım oldu!"  felsefesi!
Bir de Hürriyet'in desteği fayda getirmez. Her taraf yandaş olunca boyun uzamaz, ama anlatamıyoruz. Herkes her şey benim olsun, "tek tip" olsun çılgınlığı!



Seçimlerden sonra Erdoğan  "Biz kendimizi yeterince anlatamadık."  dedi;
Bay Kemal'i  anlatmaktan kendini anlatmaya fırsat bulamadın ki!
(Nesrin Eren)

"tek şansı hepimizin Cumhurbaşkanı olmaktı, hırsına kapıldı yine, Akp Genel Baskanı olmayı tercih etti.  kaybettiği yerleri cezalandırmak niyetinde, yazık, leş kargaları bekliyor düşmesini, bu tavrı ile siyasi kariyerinin bitişini başlatmıştır."  (bir Facebook yorumu)

Ekrem İmamoğlu'nun mazbatayı almadan Anıtkabire gitmesi hatadır. Sayın Binali Yıldırım'ın daha sayım bitmeden zafer ilan etmesi,  AK parti il başkanı Bayram Şenocak'ın daha o gece Istanbulu AK partinin zafer pankartları donatmasıda çok büyük hatadır.
Bu iki hatayı da görmek lazım.
Ömer Turan



Bir tv programında  "İktidarın oyları niye düşmüyor?"  sorusuna Etyen Mahçupyan'ın verdiği yanıt kağıda aktarılmış,  aşağıda paylaşıyorum. (Teşekkürler  Feza Şişman)    (Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)




Bir blog sitesinde,  seçim sonuçları ile ilgili dikkate değer bir yoruma denk geldim.  Dile getirilen her görüşe katılmıyorum açıkçası ama bazı bölümlerinden alıntılar yapmak istiyorum:

"31 Mart Yerel Seçimleri önemli bir başarı oldu. Başarıyı getiren ise yeni bir yaklaşımdı. --- Toplumu karşıt kamplara ayıran, bölücü, kendinden olmayanları ötekileştiren zihniyete bu kez prim verilmedi. Seçim ortamında birleştirici, barışçı bir zihniyet sergilendi.

Bugün sadece ekonomimiz değil, politik yapımız, hemen hemen tüm kurumlarımız derin bir kriz içinde. Hepsinin kökeninde kimlik bunalımımız yatıyor. (...) “En azından iki asırdan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin içinden çıkamadığı meşruiyet bunalımı milli kimliğimizi oluşturmaktadır zira bunca yıldır kimlik bunalımı yaşadığınızda o hal bunalım olmaktan çıkmış ve kimliğinizin ta kendisi olmuştur.“

Bugün dünya çapında artan karmaşıklık ve karşılıklı bağımlılık bizden açılmamızı—aklımızı, kalbimizi, irademizi açık tutmamızı—talep ediyor. Bugün politik olarak da her yerde iki zihniyet karşı karşıya geliyor: bir yanda insanların aklını kapalı tutma, onları cahilleştirme, kalplerini ötekilere karşı nefretle doldurma, iradelerini korkuyla köreltme peşindeki kapalı rejim yanlıları var. Öte yanda aklı merak ve ilgiye, kalbi merhamete, iradeyi cesarete açık tutmayı savunan açık toplum yandaşları yer alıyor.  31 Mart yerel seçimleri de öncelikli olarak bu iki zihniyetin karşı karşıya gelmesi şeklinde yaşandı."
Zülfü Dicleli  blog




Son olarak birkaç sene önceki bir yazımdan alıntı yapayım. Kimse umursamaz ama bulunsun burada da:
Hürriyet bir lideri veya siyasi partiyi desteklerse o hareket bundan zarar görür,  daha bunu anlamayanlar var.



EDIT:  Yazının altında yapılan ve benim de genişlettiğim çok güzel yorumlarla döküm zenginleştikçe zenginleşiyor.  Bir göz atın derim  ;)


21 Mart 2019 Perşembe

 AKP nereye koşuyor?

Bir sohbet ve düşündürdükleri...

Dün ayak üstü çok şaşırdığım bir sohbete denk geldim.  Buraya da taşımak istiyorum:

Her zamanki telefon bayime gitmiştim, öğle namazı sonrası idi. Benim önümden iş yeri sahibinin memleketlisi bir adam girdi ve beraber biraz lafladılar. Onlar konuşurken,  arkadaki televizyondan Denizli'deki deprem haberinin ertesinde  Akit'ten bi şahsın "Kamuoyu Kılıçdaroğlu'nun idamını bekliyor"  demekten tutuklandığı bilgisi geçti.

Adamlardan birisi dedi ki "Yahu ne hale geldi memleket, bizi nereye götürüyor bunlar?"
Ötekisi de dedi ki:  "Herkes konuşuyor valla..."
Sohbet böyle devam etti.

Şimdi bunlar namazında niyazında duasında olan İslamcı tipler. Açıkça Ak Parti'nin tabanı.  Bir eleştirisini dahi şu güne kadar duymadığımız çevrelerden böyle sesler geliyor.
Onlar bile böyle diyorsa...

Bu seçimlerde AK Parti kitlesi de  parti de kötü gidiyor bence. İnsanlar "sağduyu, hizmet ve durmadan gerginlik yaratmadan güçlü liderlik" istiyor.  Zaten bunun için Başkanlığa "Evet"  dediler.

Fakat sonra bir yerde Ak Parti kitlesi aklını ve dengesini kaybetmeye başladı. İnanılmaz bir kibirle doldular;  hani az daha  zorlasalar,
ha  gayret,  bir zamanların Kemalistlerine  tıpatıp benzeyecekler.

Bir defa ben bugüne kadar hiç bu kadar ayrıştırmacı, bölücü ve dışlayıcı bir dil gözlemlememiştim Ak Parti'de... Seçim zamanlarında bazı gerginlikler ve parlamalar yaşanması doğaldır, ama doğal sınırlar içinde kalırsa... Şu anda sosyal medyada dahi, Ak Partili Ak Partili ile tartışıyor!  Sanki seçime değil;  "laf sokma müsabakası"na  gidiliyor.  Laflar kılıç gibi saplanıyor.
Ne için ne adına?

Eğer bilinçli olarak ve tasarlayarak oylarını kaybetmek gibi sıradışı bir planları yoksa; bu tavrın ne faydası olacak anlamış değilim.

Benim 2000'lerin başından beri görüp gözlemlediğim; bu partinin çıkarlar ve hedefler merkezli olmak üzere, kapsayıcı ve bütünleştirici, gerçek halktan ve sokaktan kopuk olmayan bir dili benimsediği idi.  Son zamanlardaysa mühendislik projesi olmaya doğru evriliyor gibiler.
Belki  imar affı,  "tanzim satış"  ile ucuz sebze,  ezan hassasiyeti  ve en son Yeni Zelanda olayları ile bir yol açmış olabilirler;  ama uzun vadede ciddi kan kaybı var, bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak.

İlginç olansa, milliyetçi bir partinin başındaki Devlet Bahçeli bile daha sağduyulu ve kapsayıcı yorumlar yaparken; Ak Parti sanki Mars'tan bildiriyor gibi!

Özellikle Cumhurbaşkanı'nın tarihi görevi, sorumlulukları ve seçmen kitlesinin kendisinden büyük beklentileri varken:
Anzaklar,  "dış güçler",  "Eyyyyyy İSrail, Eyyyy Batı!..."  diye başlayıp giden; seçim meydanlarında katliam görüntüsü izleten, bol Bay Kemal'li, zekanın ve aklın ayaklar altına alındığı ağız dolusu popülizm soslu konuşmalarda hiçbir özeleştiriye yer olmayan laflar arasından Türkiye'ye bakarsak:
Gelişmek ve büyümek isteyen, halkının demokrasi bilincinde kayda değer önemli gelişmeler yaşanmış olan, "sağduyulu ve gelişkin" bir yönetsel liderlikle, yeni çağa uygun doğru kodlar ışığında gayret göstererek hayal edilemez bir eşiği aşabilecek bir ülke.

Görünen o ki iktidar artık Türkiye'yi yeni çağa taşıyacak liderliği yapamıyor,  o standartlarda insanlar çıkaramıyor.
Peki ya muhalefet?
Özetle ortada bir muhalefet yok.
Etnikçilik ve bölücülükten arta kalan zamanlarda da AKP'ye nasıl seçim kazandırırız peşindeler.
İstanbul Fatih'te bir manyak Suriyeli avına çıkmış, beriki hala türban tartışması yapıyor, HİÇBİR PROJELERİ, bütünleştirici planları yok.
Ortada tek AKP var,  o da çamurlara doymuyor.

Tüh!  "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur"  hesabı;  gene sardık en başa iyi mi!




* 20 Mart 2019'da  sabah 9:30'u biraz geçe Denizli'de Acıpayam merkezli 5.7 şiddetinde bir deprem  ve ardından çok sayıda artçı sarsıntı gerçekleşti.

* Yeni Zelanda saldırısı:  15 Mart 2019'da Yeni Zelanda'daki iki camiye canlı yayınla gerçekleştirilen psikopat ve terörist saldırı.  An itibariyle 51 kişinin öldüğü söyleniyor.

* Yazıda CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan  Mansur Yavaş'a yapılan muameleye hiç değinmedim dikkat ederseniz nereden tutsak dökülüyor ve körlük son raddede.

6 Mart 2019 Çarşamba

  Salvador DALİ  ile  Düşler ve Yorumlar


Dünya'da yeni bir çağın eşiğinde olduğumuz fikrine kapılıyorum bazen.  Yol'un nereye çıkacağı,  mantıktan bağımsız gelişecek gibi.

Bilmem bu imgelerin de etkisi ile midir nedir, sürrealistlere olan merakım ve hayranlığım artmakta.  Bu minvalde  -uzun zamandır ara verdiğim TEN BİLGİSİ neşriyatında-  daha önce yayınladığım,  çeşitli arkadaşlarımın görüşleri  ile  genişlettiğim
Salvador Dali  üzerine bir yazıma  tekrar  yönlendirme yapmak istedim:


Tablo:   Dream Caused by the Flight of a Bee  around
a Pomegranate
 (1944) - Salvador Dali


...... "Sanat bizlere başkalarının ruhlarına girebileceğimiz bir kapı aralar,  tabi kendimizinkine de. Sorular sorarak iletişime geçtiklerimizin korkularını, düşüncelerini, dünyalarını ve sınırlarını gözlemleriz."
(...)

--> Yazının tamamı için ilgili okurlara rota <--