2 Ekim 2013 Çarşamba

 ANT'IMIZ

ANDIMIZ kaldırılmış. Yani artık çocuklarımız okul girişlerinde "Türküm-Doğruyum-Çalışkanım" üçlemesiyle eğitim günlerine başlamayacaklar.
Bu demektir ki  "İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak / Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir" de diyemeyecekler.
EYVAH EYVAH!
Yine koptu bir kıyamet!  Türklük, milli değerler, Atatürk elden gitti yine! Sayısız AKP ve RTE  (sövme) güzellemesi dolaştı yine sosyal medyalamalarda.


Andımız, çocukları küçük yaşlarından itibaren yalan söylemek üzerine programlıyor ve yemin kavramını sıradanlaştırıyordu bence. Her ders günü en az 1 kere ve ömür boyu toplamda belki 1000'e yakın kez ettiğimiz bu yeminlerin sonrasında (ve Andımız'da söylenenler: küçüklerini sevip büyüklerini sayan, vatanını-milletini kendinden çok seven insanlarla) şu anda çok farklı bir ülkede yaşamamız gerekirdi. Demek ki zaten reel hayatta karşılığı olmayan, putperestlerinki gibi boş tekrar duası kabilinden ezbere bir yeminmiş ki bir işe yaramamış.
Keşke müzakere sürecinden önce kaldırılsaydı. Ama bu da mümkün değildi; çünkü Türkiye'de kendine "laik ve ilerici" diyen kesim ne laik ne ilerici ne de çağdaş.

........Demokrasiye geçişte itici güç muhalefet iken, bizde çeşitli sebeplerle iktidar soyundu bu işe.  Etyen Mahçupyan'ın  Kutuplaşma ve Zavallılık yazısını durup okumanınızı tavsiye ederim. Ne yazılırsa yazılsın, kendine "çapulcu" veya laik diyen kesimle köprü kurabilmek, iletişime geçebilmek son derece zor.  Karşılıklı konuşamadığın ve tartışamadığın insanlarla ne kadar demokrasi olursa o kadarız işte..



Aşağıdaki metin, Muhammed Eminoğlu'nun Facebook duvarından alıntıdır:

Andımızın kaldırılmasından ziyade andımız konseptli kavrama yaklaşımda ciddi bir problem var. Andımız problemli idi, sebebi de "Ne mutlu Türküm diyene" dedirtilmesinden öte bir durumdu. Ne kadar üzücü ki andımız Kürtlere göz kırpmak için kaldırıldı. Halbuki andımız insanlık gereği kaldırılmalıydı. Sorunun kökeni hergün çocuklara ant içtirmek gibi ruhi bozukluk içeren eylemdi. Yani bırakın ne mutlu Türküm diyene lafını, ne mutlu insanım diyene gibi hümanist bir söz içerseydi dahi "andımız" konsepti sorunlu bir konsept olacaktı...

Andımızın kaldırılmasına sevindim, ancak AKP'nin sorunun kökenini görebildiğine inanmadığım gibi insanların da bu konuda farkındalıklarının olduğunu zannetmiyorum. Yani andımızın kaldırılmasına sevinilmesinin sebebi "Türküm" ifadesinin geçmesinin ötesinde değil. Kusura kalmayın ama bu bana çok yavan geliyor. Yavan çünkü bu sorunun ufak bir parçası. Eğitim sistemindeki militarist yaklaşımın korkunçluğunu farkedip hissedemiyorsan bu sorunu çözemezsin, andımız kalkar ama sorunlar devam eder.

Farkındasınız değil mi, ilkokul çocuklarına tamamen sivil bir bürokrat karşılarına dikilip "rahat, hazır ol" gibi askeri komutlar veriyor. Biriniz de sormuyorsunuz sivil eğitimde askeri komutların işi ne diye. İşte siz bunu görmüyorsunuz ya beni çok üzüyorsunuz. Öğrencilerin sıra olmaları ve müdürden emir almaları kaldırılmadı, sadece andımız kaldırıldı. Yani sadece Türküm denmesine karşın duyulan rahatsızlığın üzerine gidildi. Peki ya dibine kadar militarizm içine batmış eğitim sistemi? O ne olacak?


2 yorum:

F. Sokmen dedi ki...

Yahu şöyle bir ülke var mı:
1) Her sabah, her hafta sonu okullarda, kışlalarda, her tür rant töreninde, her maçta İstiklâl Marşı çalıp söyleyip de ne istiklâlle ne onurla alâkası kalmamış başka bir ülke var mı?

2) 100 bine yakın camide günde 5 vakit haramdan günahtan bahsedildiği halde, yüzlerce dinci radyoda, TV programında yok "yetim hakkı" yok Allah, kitap, peygamber sayıklandığı halde çocuk pornosunda, rüşvette Dünya'da ilk 4 lere 5 lere giren ülke var mı?

Milliyetçiliği de Müslümanlığı da sadece gösterişten ibaret olan bir ülkenin insanlarından hangi konuda samimiyet, dürüstlük beklenebilir?
Gerçek solcuları tenzih ederek, kesinliğe yakın bir ifade ile bu ülkenin solcusu da sahtedir denilebilir.

canilecanan dedi ki...

Doğan Cüceloğlu'nun 'Mış Gibi' Yaşamlar adlı bir kitabı vardır, orada bizim toplumun hallerini irdelemeye çalışır akıcı bir sohbet dili ile... Önsözünün bir bölümünde şöyle yazıyor:

"Öyle insanlar var ki, düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında değiller; sözü, gözü, eli başka telden çalar. Bu insanların yaşamına 'mış gibi yaşam' diyorum.

Çevrenize bir bakın, aklı, düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü, kırıcı sözlü, ilgisiz gözlü anne ve babalar; öğretmen olduğunu söyleyen ama hiç kitap okumayan insanlar göreceksiniz.

Mış gibi yaşam, insanların bu anlayışla oluşturduğu ya da işlettiği kurumlar yoluyla tüm topluma yayılıyor: Vatandaşa yardım etmek için oluşan bürokrasi, köstek olmak konusunda uzmanlaşıyor; güven duymamız için oluşturulan kurumlar güvensizliğin kaynağı haline geliyor; adaleti sağlamak için yapılan yasalar adaletsizliğin düzenini sürdürüyor.

Kimimizin körleşip fark etmediği, kimimizin kanıksayıp artık yadırgamadığı mış gibi bir yaşam yaşıyoruz. Sanki kaderimiz olmuş, kuşaktan kuşağa sürüp gidiyor. Yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamamak... Ve yaşamadığının farkında bile olmamak."