İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2026 Pazar

  Mutlak Butlan kıskacında CHP


Uzun, upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba!  👋
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için  kayda düşmek adına yazıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu,  2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda (*),  Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda  Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim,  saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı;  üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.

CHP kitlesinden yediğim ilk linç bu değildi tabi. Radikal'de sanırım 99'da idi, onu da daha önce yazmış olmalıyım,  "Türkiye'de seküler, laiklik iddiasındaki kesim iyi bir hazırlık yaparsa, İslamcı siyaset 20 ila 25 yıl içerisinde iktidardan düşebilir"  yazdığımda  söz konusu eğitimli, aydınlık, göbeğini kaşımayan ve aptal kalabalıklardan olmayan Atatürkçü kesim zincirleme bir alay nöbetine girivermişti. "Salak yaa! aptal", "Sen de İslamcısın belli!", "En fazla bir sonraki seçime giderler yavu ne 25 yılı?  ehu ehueh ahhhaaa!"  gibi laflar...

Gerçekten de CHP kitlesinin çoğu, AKP'nin bir sonraki seçimlerde gideceğini ve makarna-bulgur dağıtarak iktidarı aldığını düşünüyordu.  (Bu kesimin vasıfsızlığı ve körlüğü  onca yıldan sonra hâlâ insanı şaşırtabiliyor tabii.)



........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,  İslâm İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan  Ekmeleddin İhsanoğlu  CHP adayı olarak ilan edildiğinde yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
( «Ekmek için Ekmeleddin!» )

Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası  (en başından beri olduğu gibi)  yine "makarna bulgur",  "oylar çalındı / seçimde hile",  "Halkımız cahil - aptal - koyun!"  kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.

Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini,  kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü  (bir tek kendileri dışında)  görmeyen pek kalmadı gibi artık.

Düşünün ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ  YAE  (Yetmez Ama Evet piçleri!)  diye hakaret eden bu kesim;  ilgili kavramın siyasi-kültürel hayatımıza girdiği 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi CHP parti yönetiminin neredeyse yok hükmünde bir siyasi kampanya yürüttüğünü ne o zaman gördü, ne de sonrasında... O kadar ki, karşı taraf  «İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lazım!»  demekteyken; CHP'nin ilgili halk oylaması öncesi tek yaptığı  "Saray'ın klozet kapağı altındanmış,  bu israftır!"  ve  "Saraya karşıyız!  (Karşıyız karşı, AKP'nin yaptığı her şeye karşı!)"  sloganlarını atmaktan öteye geçmiyordu.

O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken;  ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal"  diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek  ve türevleri ise  "Evet demek vatan hainliğidir!"  lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.

Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade,  sağ duyulu ve daha sakin bir şekilde,  hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim,  ama elbette olmadı. Olmadığı gibi,  bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle.  Kendime de şöyle bir özeleştiri yapayım:
Kaybettiğini düşünmeyen,  kaybettiğini idrak edemeyen,  üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi,  kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp  "anlamaya çalışarak"  gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak.  Beyhude ve saçma bir çaba.  Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.

(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu  -  2010 Ref / YAE)



Yaşanan  Mutlak Butlan  ve  "CHP Genel Başkanlığı koltuğunu gaptırmam!"  tartışmaları sonrası,  Kemalistlerin bir dönemki yarı-peygamberine bugünlerde kendi müritleri arasında saydıran çok.
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun  ne hainliği  ne AKP adamı olması  ne bomboşluğu...  Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan  Muammer İnce'ye  yaptıkları gibi.

Evet, itinayla adam harcanır!  İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir;  miadını doldurduğunda  (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında)  ise alaşağı edilip linç ediliverir.  İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.

Şimdilerdeyse boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı,  yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh  💩  muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak.  (Ki böyle sığ, ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)



Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler,  her  "Atam"  diyenin peşine takılıyor. Adamlardaki  "iyilik ve başarı"  kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba?  Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır,  yine de işe yaramayabilir.  Bugün Türk (muhalif) siyaseti  anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.

.......Ana muhalefet partisi CHP,  başıboş sokak köpeklerini düşündüğünün çeyreği kadar,  iş hayatında özel sektör ile memur maaşları ve tatilleri arasındaki makas ve net adaletsizliği mesele etmiyor mesela.  Ülke ballı memurlar ve yandaşlar cennetine dönmüşken,  Toma şovu yapan genel başkanı her fırsatta  "Şu kadar daha devlete memur alacağız,  öğretmen ataması yapacağız,  asgari ücrete zam yapacağız"  deyip duruyor.  KK ve CHP  EYT'yi  ülkenin başına bela etmiş iken,  aynı adamlar gün aşırı vergilerin ve faturaların katlandığını söyleyip AKP'ye ekonomi üzerinden veryansın etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi  😜


Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı,  "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacı olduğunu"  düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim.  Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.



EKLER:

(*) Kamer Genç,  KK  2010'da ilk kez CHP Genel Başkanı olduğunda,  "Medya darbesi ile CHP'nin başına geldi,  Allah her siyasetçiye bir Uğur Dündar desteği nasibetsin"  demişti canlı yayında.


"2010 medyadaki aparatlar sayesinde öylesine bir basınç uygulandı ki Kılıçdaroğlu'nun tek adam olarak girdiği CHP kurultayında Baykal'dan sonra salonda delege sayısından daha fazla gazeteci vardı. Tarihte görülmüş bir şey değil ha. Tarihte ilk kez kurultay salonunda değişiklik yapıldı. Delegeleri tribüne aldılar. Delegelerin oturması gereken saha içindeki alanı gazeteciler tahsis ettiler. O kadar çok gazeteci bütün medya Kılıçdaroğlu'u istiyor. Sandalyenin üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu'nu alkışlayan, Kılıçdaroğlu tezahüratı yapan gazeteciler vardı."
Yılmaz Özdil  -  Haziran 2026



Ekrem,  Özgür,  Selo,  Mansur  ve  Tayyip Erdoğan

İlk üçü de balon.  Üçünü de medya şişirdi.  İteleme çıktısı.  Üçü de siyasi yanları ve dünya görüşlerinden bağımsız,  çok zayıf kişiler.  Erdoğan da öyle ama o samimi ve davası olan bir adamdı ki davasına yakın biri değilim. Ama en önemlisi üçü de karakter olarak zayıflar.  Özellikle Ekrem ve Özgür hepten ezik ve eğik.  Erdoğan'ı ise siyasi başarıya götüren şey karakteristikleri oldu. Bütün diğer zaaflarını örttü karakter nitelikleriyle. Tabii karakter önemli ama her şey demek değil. Üstelik Erdoğan 2019 sonrası zayıflamağa başladı ve zaafları yükseldi.
Atila Demirkasımoğlu  -  Mayıs 2026,  Twitter  (1)  (2)  (3)


"En kötüsü CHP tabanındaki dürüst kişilerin bu çürümeyi kabul etmemekte direnmesidir. Yani onlar da bu akıl dışı inatları nedeniyle suçludur."
(Mehmet Tanju Akad  -  Haziran 2026,  Facebook)


3 Mayıs 2020 Pazar

  Hristiyan ve Azınlık alerjisi


Türkiye'de büyük bir HAÇ ve Hristiyan nefreti var. Ne kadar ilginç ki bir zamanlar Hristiyanlığın doğduğu bu topraklar, hem doğuşunda hem de son yüzyıllarda en büyük Hristiyan katliamlarına sahne oldu. Hâlâ daha kan görmek isteyenler olmalı ki, şu ibret dolu Korona virüs salgın dönemlerinde dahi,  rahat-sıcak-sağlıkla evlerinde otururken bile, mevcut boş zamanlarında Hristiyanlara karşı nefret söylemi ve durmadan parmakla gösterme, parmak sallama ve tehdit dolu paylaşımlar yapmayı ihmal etmeyenler var. Hristiyan mezarlıklarına saldıran vandallar var.

Aslında hiçbir bilgi sahibi olmadığı İnciller konusunda ve "İznik Konsili" gibi çetrefilli konularda paragraflarca baştan aşağı yanlış bilgilerle dolu paylaşımlar yapanları hadi bir kenara koyduk diyelim. Neymiş, "Türkiye'deki seküler politikalar insanları Hristiyan yapıyor"muş! Geçenlerde Facebook'ta biri yumurtlamıştı bunu.

Seküler normlarda yaşamak isteyen kişilerin Hinduizm, Yoga, spiritüelizm, ruhçuluk, ateizm, deizm gibi akımlara kaydığı söylense hadi gene bir gerçeklik noktası olur. Ama seküler kişi Hristiyan olmaz, olamaz. Hayatını Tanrı'nın kurallarına ve bakış açısına göre şekillendirmek istemeyen bir kimsenin İbrânî dinlerle işi olmaz zaten. Saçma sapan hiçbir şey bilmeden oturduğu yerden kin ve nefret pompalayanlar var. İrinleri hiç bitmiyor, kendi kendini hep rejenere ederek pislik oluşturmaya devam ediyor. Bu sebeple karşılıklı düşmanlıklar ve hizipler hiç bitmiyor.  Yani demem o ki, azınlıklar arasında hizipçilik yapan ve nifak tohumları eken bazıları var eyvallah, ama bizim de ellerimiz  (ve yolumuz)  çok temiz değil.

Bendeniz farklı görüşlerden kişileri okuyup takip etmeyi sevdiğimden ve bundan istifade ettiğimden, yıllar boyu sosyal medya hesaplarımda bir dolu görüşü severek takip ettim. Ancak ırkçılık yapanları; durmadan belli bir din, mezhep, ırk, millet, dile karşı fitne-fesat tohumları ekenleri artık siliyorum.  İmkanım ve gücüm buraya kadar.  Ben sadece yazabilirim.






* "HAÇ ve Hristiyan nefreti" dedim ama aslında neredeyse tüm azınlıklara karşı ölümcül bir nefret var burada.  En çok da alçakgönüllüğe karşı derin bir nefret var.  Nazik, temkinli ve alçakgönüllü olmak korkaklık addedilir mesela.

* "Hristiyanlığın doğduğu bu topraklar" dedim. Oysa elbette Hristiyanlık, İsa'nın yaşadığı eski İsrail topraklarında (ve bu anlamda Kudüs'te / Yaruşalim'de) doğdu. Ancak gerçek anlamda yayılması ve ilk kiliselerin kurulması Anadolu topraklarında olmuştur.  İncil Vahiy bölümünde adı geçen  ilk kurulan  7 kilisenin tamamı  bugünkü Türkiye topraklarında.

* Tarih tekerrürden ibarettir  diye boşuna dememişler. Bir zamanlar Roma'da insanlar İsa inancını benimsedikleri için arenalarda aslanların önüne atılıyor,  veya topluca yakılıyorlardı.  Türkler  Bizans'ı yıkınca Roma ruhunu mu aldılar nedir,  onlar da aynı misyonu benimsemişler adım adım.

Böylece yakarak-yıkarak bile inancından dönmeyen insanların diyarında, bugün sayıları "tek-tük"e düşmüş iken dahi  bundan bile nem kapan hasta ruhlar var ki demek;  evinde oturduğu normal bir günde, şu anda bölgemizi ve dünyayı çevreleyen nice mesele varken hem de, gene dön-dolaş Hristiyan ve azınlık nefreti pompalanıyor. Bazıları gerçekten hiç akıllanmıyor.  Bunlar asla düzelmeyecek.  Sükût-u hayâl!

* Önüme sosyal medyada şöyle bir video düştü: Yahudi bir araştırmacı, Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerindeki Hristiyan katliamları üzerine bir çalışma yapmış.  Nedir diye biraz tarama yaptım,  içerisinde şöyle bir bölüm geçiyor kitabın:

"Turkish troops accompanied by an enraged Muslim mob attacked an Armenian cathedral in the city and opened fire on the worshippers, shouting that now Jesus could prove that he was a greater prophet than Mohammed. Afterward, they set the church ablaze. Some of the worshippers managed to escape via the roof; others were taken out as corpses, in bags filled with bones and ashes."   (Benny Morris)

Yani özetle diyor ki,  öfkeli Müslüman güruh eşliğindeki Türk birlikleri şehirdeki bir Ermeni ibadethanesine saldırmış ve içeridekilere ateş açmış. “İsa  Muhammed'den daha büyük bir peygamber olduğunu kanıtlasın bakalım şimdi!”  demişler...
Euzubillah!  Zebaniler her yerde.

* Son zamanlarda insanları uzun vadede dinden ve Tanrı'dan soğutup seküler bir toplum yaratma adına, kitleleri dini tanrısal şeylerden tiksindirmek için ciddi ciddi büyük bir  (gizli) kampanya  yürütülüyor bence.
Hani şöyle bir mantık vardır ya:  "Bir şeyi yok etmek istiyorsan onu kötü savun.  (Veya aşırılaştır.)"

İşte bu aşırılaştırmalar ve mide bulandırıcı savunmalar ile insanlar İslâm'dan nefret ettiriliyor. Benden söylemesi.  Yazının başındaki sosyal medya paylaşımını yapan insan evladı mesela... Eminim ki o kendisini milliyetçi ve faydalı bir düşünsel faaliyet içerisinde sanıyor.  Onun gibiler bu mikroplukta elbette devam edecekler;  aynı diğer mikropların durmadan en iyi bildikleri mikropluğa devam etmesi gibi.

Bu noktada  Şair İsmet Özel'i anmadan olmaz. Benim de görüşlerinden istifade ettiğim, dil becerisi çok iyi olup bazı önemli sorular da soran bu narsist hazret, kendi arzusu için dünyayı yakabilen biri olduğundan namzet, coğrafyayı atomlarına kadar ayrıştıracak ruhi arkaplanı oluşturmada bakıyorum kendisi ve havarileri...  Daha önce bir yazımda  "İsmet Özel peygamber mi?"  diye sormuştum hatırlarsanız. Öyle ya,  sözleri / buyrukları bir emir veya ayet imiş gibi değerlendirilip "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."  diye ortamlara salınmıyor mu?

Belki bu konuya daha ayrıntılı olarak başka bir yazıda değinmek gerekebilir. Şimdilik burada keselim.


EDIT:  Mayıs başında yazdığım bu yazının üzerinden daha birkaç hafta geçmeden  Hristiyan nefretine dair  ülkeden gelen bazı taze haberler:

_İstanbul Bakırköy'de bir kilisenin kapısı yakılmak istendi, bir kişi gözaltına alındı.  (9 Mayıs 2020)

_İstanbul Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi'nin kapısındaki haç yerinden söküldü.  (27 Mayıs 2020)
Kilise yaptığı açıklamada "saldırganın kameraya poz verdikten sonra eylemi gerçekleştirdiğini" söyledi. Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan sözkonusu şahıs  "Bir insan zaman zaman öfke patlaması yaşayabilir. O anda öfke patlaması yaşadım.  Zaten şeker ve kalp hastasıyım"  dedi.

_Yıllardır bitmeyen Ayasofya tartışmaları yine alevlendi. Ayasofya, Cami olarak ibadete açılsın çabaları ve gazlaması tekrar başladı.

Sosyal medyada "Batı'nın gözü kulağı Ayasofya'da!" gibi yorumlar görüyorum.  Açıkçası yıllardır yabancı basını takip eden biri olarak,  Batı'nın, hele Ortodoks olmayan dünyanın ne umrunda olsun bu kadar Ayasofya, anlayamadım.  Adamların kendi ülkelerindeki kiliseler kapanıp dağılırken bizimkine niye sarsınlar?
Velhasıl  kendi çöplüğünü evrensel gerçeklik sanan, aslında eğlenceli ve enerjik, ama çene ishali olmuş ve durumu hazin insanlarla birlikte yaşıyoruz.



#edebiyat,  kitap,  şiir,  dil,  Türkçe,  Kürtçe,  canilecanan,  İstanbul,  medya,  Yunan,  hayal kırıklığı,  yazmak

30 Ağustos 2019 Cuma

 AKP  TROLLERİ

Geçmişte Facebook'taki bir yorumumda  "paralı troller"  yazınca,  Mutlu Bulut adlı bir arkadaşım gülmüştü. Hala bazıları gülüyor olabilir tabii ama "yarı zamanlı iş" gibi trollük yapanlar var. Hatta bunun "Pelikan ekibi"  gibi operasyonel çalışan boyutları da var ama o ayrı bir mesele...  Türkler olarak  "vur deyince öldürme" eğilimimizden dolayı, bu trollük işini de baya baya ciddi bir muharebeye kadar vardırmış durumdayız.  Biraz açayım:

Aslında bu mevzu, özellikle Doğan Medya'nın AkParti'ye karşı yıkıcı yayın yaptığı dönemde ve "barış görüşmeleri" zamanında iktidar partisini "diri tutmak" için başlatılmıştı. Ancak zamanla kendisi başlı başına bir "mesele!" oldu çıktı. Hatta partiye yarardan çok zarar verecek noktaya kadar evrildi.
Misal:  İstanbul Büyükşehir Seçimleri.

Bunlar,  Binali Yıldırım'a sempati duyan insanları bile adım adım, ama kararlı şekilde dışlayarak,  "partiden uzaklaştırmak"  ne kelime, kimi AKP eski savunucularını bile  baş muhalif  haline getirdiler.
Her eleştirene FETÖ'cü,  her eleştirene Allahsız,  hakaret bilmem ne...


Dikkatimi çeken bir başka nokta ise sosyal medya kitlesini adım adım, ama derinden "İslâm'dan soğutma" saikiyle davranışlar içerisindeler son zamanlarda. Ve bu konuda seküler kesimden, hatta ateistlerden bile  çok daha başarılı ve etkililer.

«Kurban şöyle kesilir,  sünnet şu bu,  Allah Kuran'da demiş ki...» diye başlayıp tvitlerini  «Beğenmiyorsanız siktir olur gidersiniz, sınır kapısı orada!»  diye bitiren bu muhteremlerden bir kısmı; bakıyorum da uzun zamandır yalan haber paylaşımında da tam gaz ilerliyor. Doğrusunu ilettiğinizde ise ELBETTE ne bir cevap ne bir özür  ne bir düzeltme...   Açıktan eleştirdiğinizde de  BLOK ve  LİNÇ.

Velhasıl, "Kraldan çok Kralcı (çakma) dindarlık"  modasını sosyal medyada başlattılar  ve  yaydılar.
KİBR'i  dağlar gibi olmuş olanlar,  Twitter'da  DİN dersi  veriyor.
Biz de böyle bir zamana düştük işte.

3 Temmuz 2019 Çarşamba

 Sivas  Katliamı

Türkiye'de insanımızın zihninde iyiden iyiye kökleşmiş bir "Hak etti pislikler öyleyse gebersinler!" anlayışı var ki, bu anlayışın saldırısına uğramanız bazen dini inancınız, bazen milli kimliğiniz, bazen de siyasi düşünceleriniz sebebiyle oluyor görebildiğim kadarıyla...

Bu güruhun HUKUK'a bir saygısı yok, yargısını kendisi veriyor. Veya kanaat önderleri onlar adına veriyor... Yeri geldiğinde kendini Tanrı yerine koymaktan da çekinmiyor.  Linç kültürünü her daim canlı tutuyor, toplumu galeyana getirmek isteyenlerin oyunlarında gönüllü olarak işbirliği yapıyor.  Maalesef, üzülerek söylüyorum ki,  ülkeyi aydınlığa ve (sözde)  Batı medeniyet seviyesine götürme amacıyla yola çıkan Kemalizm de hukuk adına iyi bir tablo yaratmamış, hukuku ve bilimi "camekandaki biblo"  gibi görmüş,  arka fon olarak kullanmış.
(Her ne kadar sözleriyle öyle demese de...)

Ülkemizde yıllardır dönen "Laiklik" tartışmalarını şöyle bir düşününce... Sözlük anlamıyla  "LAİK" ve seküler olma yolunda bir ülkede  böyle bir olay olabilir miydi gerçekten?

İnsanlar şeytanlaşmış,  başka türdeşlerini yamyamlar gibi yakıyor.  Ve Polis izliyor,  asker izliyor,  Cumhurbaşkanı izliyor...  Ben de henüz küçüktüm o yaşlarda. Televizyonda canlı görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum.  Yakın çevremden birinin  "Hak ettiler!"  dediğini de...

O kişi babamdı. Bu da benim kendimden ve insanlığımdan en çok utandığım an;  inancım açısındansa kritik bir yarılmanın kıvılcımı idi.


* 2 Temmuz 1993  -  Madımak Oteli


* Sivas Katliamı hakkında Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'in bazı yorumları


21 Mart 2019 Perşembe

 AKP nereye koşuyor?

Bir sohbet ve düşündürdükleri...

Dün ayak üstü çok şaşırdığım bir sohbete denk geldim.  Buraya da taşımak istiyorum:

Her zamanki telefon bayime gitmiştim, öğle namazı sonrası idi. Benim önümden iş yeri sahibinin memleketlisi bir adam girdi ve beraber biraz lafladılar. Onlar konuşurken,  arkadaki televizyondan Denizli'deki deprem haberinin ertesinde  Akit'ten bi şahsın "Kamuoyu Kılıçdaroğlu'nun idamını bekliyor"  demekten tutuklandığı bilgisi geçti.

Adamlardan birisi dedi ki "Yahu ne hale geldi memleket, bizi nereye götürüyor bunlar?"
Ötekisi de dedi ki:  "Herkes konuşuyor valla..."
Sohbet böyle devam etti.

Şimdi bunlar namazında niyazında duasında olan İslamcı tipler. Açıkça Ak Parti'nin tabanı.  Bir AKP eleştirisini dahi şu güne kadar duymadığımız çevrelerden böyle sesler geliyor.
Onlar bile böyle diyorsa...

Bu seçimlerde AK Parti kitlesi de  parti de kötü gidiyor bence. İnsanlar "sağduyu, hizmet ve durmadan gerginlik yaratmadan güçlü liderlik" istiyor.  Zaten bunun için Başkanlığa "Evet"  dediler.

Fakat sonra bir yerde Ak Parti kitlesi aklını ve dengesini kaybetmeye başladı.  İnanılmaz bir kibirle doldular;  hani az daha  zorlasalar,  ha  gayret,  bir zamanların Kemalistlerine  tıpatıp benzeyecekler.

Bir defa ben bugüne kadar hiç bu kadar ayrıştırmacı, bölücü ve dışlayıcı bir dil gözlemlememiştim Ak Parti'de... Seçim zamanlarında bazı gerginlikler ve parlamalar yaşanması doğaldır, ama doğal sınırlar içinde kalırsa... Şu anda sosyal medyada dahi, Ak Partili Ak Partili ile tartışıyor!  Sanki seçime değil;  "laf sokma müsabakası"na  gidiliyor.  Laflar kılıç gibi saplanıyor.
Ne için ne adına?

Eğer bilinçli olarak ve tasarlayarak oylarını kaybetmek gibi sıradışı bir planları yoksa;  bu tavrın ne faydası olacak anlamış değilim.

Benim 2000'lerin başından beri görüp gözlemlediğim; bu partinin çıkarlar ve hedefler merkezli olmak üzere, kapsayıcı ve bütünleştirici, gerçek halktan ve sokaktan kopuk olmayan bir dili benimsediği idi.  Son zamanlardaysa mühendislik projesi olmaya doğru evriliyor gibiler.
Belki  imar affı,  "tanzim satış"  ile ucuz sebze,  ezan hassasiyeti  ve en son Yeni Zelanda olayları ile bir yol açmış olabilirler;  ama uzun vadede ciddi kan kaybı var, bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak.

İlginç olansa, milliyetçi bir partinin başındaki Devlet Bahçeli bile daha sağduyulu ve kapsayıcı yorumlar yaparken; Ak Parti sanki Mars'tan bildiriyor gibi!

Özellikle Cumhurbaşkanı'nın tarihi görevi, sorumlulukları ve seçmen kitlesinin kendisinden büyük beklentileri varken:
Anzaklar,  "dış güçler",  "Eyyyyyy İSrail, Eyyyy Batı!..."  diye başlayıp giden; seçim meydanlarında katliam görüntüsü izleten, bol Bay Kemal'li, zekanın ve aklın ayaklar altına alındığı ağız dolusu popülizm soslu konuşmalarda hiçbir özeleştiriye yer olmayan laflar arasından Türkiye'ye bakarsak:
Gelişmek ve büyümek isteyen,  halkının demokrasi bilincinde kayda değer önemli gelişmeler yaşanmış olan,  "sağduyulu ve gelişkin"  bir yönetsel liderlikle  yeni çağa uygun doğru kodlar ışığında gayret göstererek hayal edilemez bir eşiği aşabilecek bir ülke.

Görünen o ki iktidar artık Türkiye'yi yeni çağa taşıyacak liderliği yapamıyor,  o standartlarda insanlar çıkaramıyor Ak Parti.
Peki ya muhalefet?
Özetle ortada bir muhalefet yok.
Etnikçilik ve bölücülükten arta kalan zamanlarda  "AKP'ye nasıl seçim kazandırırız"  peşindeler.
İstanbul Fatih'te bir manyak Suriyeli avına çıkmış, beriki hâlâ türban tartışması yapıyor, HİÇBİR PROJELERİ, bütünleştirici planları yok.
Ortada tek  AKP  var,  o da çamurlara doymuyor.

Tüh!  "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur"  hesabı;  gene sardık en başa iyi mi!


* 20 Mart 2019'da  sabah 9:30'u biraz geçe Denizli'de Acıpayam merkezli 5.7 şiddetinde bir deprem  ve ardından çok sayıda artçı sarsıntı gerçekleşti.

* Yeni Zelanda saldırısı:  15 Mart 2019'da Yeni Zelanda'daki iki camiye canlı yayınla gerçekleştirilen psikopat ve terörist saldırı.  An itibariyle 51 kişinin öldüğü söyleniyor.

* Yazıda CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan  Mansur Yavaş'a yapılan muameleye hiç değinmedim dikkat ederseniz nereden tutsak dökülüyor ve körlük son raddede.

Ankara,  dil,

11 Aralık 2018 Salı

 Baba Bush  öldü


Adı:  George H. W. BUSH
Ancak biz onu  "Baba Buş"  olarak biliriz.
Bush'lar,  üç kuşak ABD aktif siyaseti içerisinde önemli pozisyonlarda olan bir aile zaten.  Yanda bir resmini gördüğünüz bu adam ABD'nin 41. başkanı idi
 (1989-1993);  sakarlıklarıyla gazete haberlerine ve dönemin karikatürlerine epey konu olmuş  oğlu  George W. Bush ise  ABD  43. başkanı.  (2001-2009)

Birinin zamanında Körfez Savaşı / Gulf War  (1990-1991),  diğerinde  Irak Savaşı  (2003-2011)  çıktı.  Oğul Bush, donanma harekete geçerken yaptığı canlı konuşmasında "Bu bizim için ikinci Haçlı Seferi'dir"  gibi açıklamalar yapmış, sonra danışmanlarının uyarılarıyla yanlış anlaşıldığını söyleyip özür dilemişti. Kabinesindeki meşhur kadın Dış İşleri Bakanı  Condoleezza Rice  hakkında daha önce bir blog yazısı yazmıştım hatırlarsanız.  (Hatta ilk yazılarımdan biridir.)


Bunlar  baba-oğul  "Orta Doğu / Middle East"  de denen  Yakın Doğu'nun  canına ot tıkadılar özetle.  "Kimyasal-Nükleer silahlar olduğu iddiası",  "War on terror! / Teröre karşı savaş!"  diye bu diyara ordularıyla ve ordu dışı güçleriyle geldiler; mevcut terör gölünü genişlettikçe genişleterek yollarına devam ettiler.  Terörsüz alanları da terörize etmekten geri durmayarak  Irak-Suriye, hatta Libya'dan itibaren kuzey Afrika'yı ve Afrika'nın diğer bazı alanlarını taa Afganistan çevresine kadar bir "kısmi terör dünyası"na çevirdiler.  Onların çıkarları için çalışan terör örgütleri "özgürlük savaşçısı" oldu,  "kahraman" oldu,  bölge içi güçlerin yanı sıra kendilerinin de yadsınamaz destekleriyle bu derece güçlenmiş  "IŞİD ile  savaşıyorlar"  oldu...

Şimdilerdeyse  "İsrail'in yararınaysa her şey legaldir ve gerisi teferruattır"  düsturunu benimsemiş olanlarla el ele çalışmalarına devam ediyorlar.  Tabii ki güçlü orduları olan büyük devletler her zaman güç, yağma, prestij, çıkarlar için talanlar yapmışlardır;  ancak bunlar kadar maddi-manevi kavramların,  dini ve din dışı unsurların ırzına geçen olmamıştı. Roma ve Haçlı ruhunu yaşattıkları görüşü de söylenebilir tabii ama çoktan onların ötesine geçtiler.  Ne "demokrasi" bıraktılar, ne herhangi bir "-izm", ne "barış ve güvenlik", ne insan hakları, ne "teröre lanet okuma"...  Aslında bu delirmişlik halleriyle bütün yalanlarını bir bir çökerttiler.  Tam bir yıkım çağı başlattılar.



Bir yorumcu geçtiğimiz günlerde
 (30 Kasım 2018'de)  ölen Baba Bush için  "Ortadoğu'yu cehenneme çevirmiş adamdır. Trump çırak kalır bunun yanında"   diyor.

Maalesef ardından gönülden  "R.I.P."  (rest in peace)  diyenler de var.  Bunlar Baba-Oğul cehennemin kapılarını Babil'den araladılar;  ama demek ki davulun sesi uzaktan hoş geliyor.  İnsanlığın daha alacağı çok dersler var demek ki!  :(

Daha önce bir yazımda Amerikan toplumundaki militarizm damarına kısaca değinmiştim.  Az da olsa tanıdığım Amerikalıların önemli bir bölümünde ciddi bir militarist damar var. Ordularını sürekli kutsuyorlar,  demiştim.  
Bakınız:  (Gündem  Ekim 2012-4)

Amerikan ailelerinden  oğulları orduda olanların,  "Irak topraklarına demokrasi ve barış götüreceğiz"  yalanına gönülden inanıp bol manevi değer soslu militarist paylaşımlar yaptıkları Irak Savaşı günlerini hatırlıyorum.  Amerikan toplumunu çok severim ve okyanus ötesinde olmalarına rağmen, bazı Avrupa toplumlarından çok daha yakın görürüm bize.  Ama bu çağda bu pozisyonu kesinlikle hak etmiyorlar. Ne yaparsınız ki insanın insana hakimiyeti bu boktan çivisi çıkmış dünyayı hediye ediyor insan ailesine.


Kaldığımız yerden özet geçmeye devam edelim:
Bush'ların ekonomiyi devirmelerinin ve bir dolu saçmalığın ardından bayrağı  Obama  devraldı.
 (2009-2017)  Müslüman ülkelerde bir zencinin ABD liderliği baştan büyük sevinç yaratmıştı ki  "Ilımlı İslam", "Arap baharı" filan derken coğrafyayı komple ateşe verdiler.  Şimdilerde de bazı terör örgütlerini silah-mühimmat-para-eğitim-itibar-misyon-siyaset... vesaire açısından istikrarlı şekilde destekleyip beri yanda halen  -bir şekilde-  beyaz ve pirüpak kalabiliyorlar.


Bu kadar yazdıktan sonra biraz da ek bilgi vereyim  (miscellaneous)  ve siyaset dışı eğlenceli şeylerden bahsedeyim:

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa;  Baba Bush, eşiyle en az 1 kez Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmuştu. O zamanlar Özallı yıllardayız, yani Başbakan-CB  Turgut Özal.  Semra hanım ve Papatyalar grubunun kıyafetleri, şaşalı ve şişme hayatları, sosyete partileri medyanın ana ilgisinde... Özal ailesi ile ilgili fotolardan sanki eşsiz bir yalakalık akıyor.

İşte o resmi ziyaretlerin birinde, bizim başkanın hanımının kıyafetleri parlak, saçları ve yüzü boyalı mı boyalı... "Ne giyecek ne giyecek bizim  first lady?"  en baba gündem mevzumuz... (Bu arada Özal'ın Bush'lardan "aile dostumuz" gibi bahsettiğini de not düşeyim.)  ABD Başkanı'nın uçağı yere indiğinde yapılan karşılamada,  Baba Bush'un eşi  Barbara  Bush  beyaz saçları ve siyah üzeri beyaz puanlı uzun elbisesi;  yılışıklıkla yalakalıkla uzaktan yakından alakası olmayan duruşu ile bana gerçekten çok asil gelmişti.

Bazı Amerikan politikalarını eleştirdik ama hakkını da vermek isterim;  adamların devletinde üst siyasette bizdeki gibi bu kadar sonradan görmelik sıradanlaşmaz.  Bizde hala birileri  liderin veya eşinin kıyafeti, sarayı, dik duruşu ile övüne dursun;  adamlar orduları, planları, kültürleri ile yıka yıka ilerliyorlar. Sen (yüzyıllardır olduğu gibi) kıyafeti, kaftanı, duruşu, saçı-sakalı, örtüsü ve örtüsüzlüğü,  kibirli-hamasi boş lafları övmeye devam et halkım.

Yani kıssadan hisse:  Rahatsın,  rahatta kal!


2018,  Araplar,  kan,  miscellaneous,  Türkler,  çene ishali,

5 Aralık 2018 Çarşamba

 İbretlik Hayatlar  ve  Klişeler


("İnsanlık çok ileri gitti"  ve  "Hep Batıcılık yüzünden geri kaldık")

2 Eylül 2016 Cuma

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - III

-Kahramanlar/Şehitler, Dualar, Yorumlar
“15 Temmuz:  Milletimizin darbeye kadim Anadolu irfanıyla olduğu kadar, silah almadan gövdesi-ruhuyla karşı koymasıdır.”
"Demokrasi yalnızca sandık değildir" diyenlere,
1 haftalık demokrasi dersi:
Demokrasi sandığı koruma, tanklara karşı durmadır.
.....Ercan Yıldırım  -  Facebook (1), (2)

«2013'ten beri süren ağır çekim darbeyi altın vuruşla sonuçlandırmak istedi o malum meçhul.
Gezi kalkışması, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması/Operasyonu, 6-7 Ekim PKK provokasyonu
(Kobani Eylemleri)   ve hendek terörü olarak yaşadığımız saldırıların hepsinin ardında aynı parmak izi var.   Anlaşılan o ki PKK, DAEŞ, DHKPC ve FETÖ terör örgütlerinin sahibi aynı.»
Nedret Ersanel:   “15 Temmuz'un arkasında Amerika var



1 Mart tezkere meselesi (2003)  ile başlıyor mevzu anladığım kadarıyla... Tümamiral Cem Gürdeniz'in   (Balyoz davası hükümlüsü) Hürriyet'e verdiği röportajdan:
«Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, amirallere suikast, Kafes, Internet andıcı... Bunların hepsi aynı şey. Bunların hepsi soft coup'tur (yumuşak darbe).

Birinci darbe bunlardır, ikinci darbe silahlı geldi. TSK'nın en büyük hatası içindeki bu yapılanmayı bildiği halde bu yapının arkasında Atlantik sistem olduğu için sesini çıkarmaması. Kanaatimce hegemonyadan veya yeni Roma'dan korktular. (...)
Ancak bu arada iyi bir şey de yapıldı. Eğer iktidar polisteki temizliği yapmasaydı, 15 Temmuz gecesi çok farklı olurdu, çok ciddi kan dökülürdü. İktidar emniyetteki temizliği yaptı, Silahlı Kuvvetlerde de temizliğin başladığı haberleri basında yer aldıktan 6 gün sonra darbe geldi. Tabii bir hafta evvel Rusya ile ilişkilerin normalleşmeye başlamış olması da çok önemli faktör. Menderes'te gördük, Demirel'de gördük... Ne zaman ki iktidarlar Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır, mutlaka bir Amerikan/Atlantik müdahalesi olmuştur.»
Gülencilerle mücadele aczi ‘Atlantik’ korkusundan, üst akıl 'Roma'
(24 Temmuz 2016 - Hürriyet)



Vatan Partisi başkanı Doğu Perinçek:
'Bu Amerikancı bir kalkışmadır. Fethullah Terör Örgütü'nü ve hendeklerde boğulan PKK'yı kurtarma harekatıdır.'
'Bu kalkışmaya girişenler, Amerika'nın Türkiye'yi bölme planları içindekilerdir.   Askerimizle polisimizi karşı karşıya getirmeyi isteyen Amerikan tertibini kesinlikle bozguna uğratacağız.'
Yeni planın Türkiye'de terör ile iç karışıklık çıkartmak olduğu görüşünü dile getiren Doğu Perinçek, şu ifadeleri kullandı:
'ABD artık DAEŞ'i ve PKK'yı canlı bombalarla Türkiye'ye sürecek. Amaç, Türkiye Suriye'nin kuzeyinde Kürt koridoru konusunda sussun, buna müdahale etmesin... Darbe girişimi de bu nedenle oldu. Ama şimdi ABD'nin 60 yıllık FETÖ'sü bitti. Şimdi Türkiye'de terör ortamı yaratıp Türkiye'yi hareket edemez hale getiremez istiyorlar.'    (-Video-)



Darbeyi kimler engelledi?
Asıl tepki darbe püskürtüldükten sonraki günlerde gelmeye başladı.   Dizini dövüp  “Ah be ah, beceremediler”  diye ağlaşma şeklini almadı ama. Silahsız insanların öldürüldüğü, kalabalıkların kurşunlandığı, Meclis'in bombalandığı, Ankara ve İstanbul'un düşman şehirleri gibi F-16'larla taciz edildiği bir girişimin başarısızlığı hakkında açık açık üzüntü duymak olmazdı tabii. Üzüntüyü ve hayal kırıklığını başka şekillerde ifade etmek gerekiyordu.
Önce,  “Ah, zavallı erler dövülüyor, canım Mehmetçik, yapılır mı abime bunlar”  şeklinde bir ağlaşma başladı.
Birkaç saat önce üzerlerine asker tarafından ateş açılan, yanıbaşlarında insanların vurulup öldüğünü gören kalabalıkların ne yapmasını bekliyordunuz? Çiçek mi vereceklerdi askerlere? Tebrik mi edeceklerdi? Ellerini mi sıkacaklardı? Askerlik türküleri mi söyleyeceklerdi?
Sonra, askerlerin kafasının kesildiği lafı yayılmaya başlandı.
Kafa kesme” ifadesi tesadüf değil, iyi seçilmiş. Ânında herkesin aklına IŞİD'i getiriyor. Darbeyi engellemek için sokağa çıkan bütün o kalabalığı bir ânda IŞİD ile ilişkilendirmiş oluyor.
Ardından, “elleri palalı” ifadesiyle birlikte sakallı ve cübbeli kişilerin fotoğraflarına yaygınlık kazandırıldı. Kemalistlerin, laik orta sınıfların, beyaz Türklerin tüylerini diken diken etmesi garanti olan fotoğraflar. Böylece sokaktaki kitle yine IŞİD'le, gericilikle, kafa kesicilikle ilişkilendirilmiş oldu.   Madem darbecileri övemiyorsun, bari darbeyi engelleyenleri yerin dibine sok, değil mi?   Zaten sosyal medyada bütün bunların anlamı harıl harıl anlatılıyordu:
“Hepimizi kesecekler”, “Alevileri kesecekler”, “zaten AKP’nin tabanı bunlardan ibarettir”...
Türkiye'de başka türlü olması beklenemezdi. Şaşılacak bir şey yok. Kemalistlerin, ulusalcıların, CHP'lilerin, çeşitli Komünist Parti'lerin, Birgün gazetesinin filan   hem kitleleri küçük görme  hem AKP tabanından nefret etme içgüdüleri elbette devreye girecekti. Başka türlü olamazdı. Bunların aklına, “AKP'li” ve “dindar” deyince zaten eli palalı, gerici kafa kesiciler gelir.   Üstelik “Darbe başarısız oldu, Tayyip'ten kurtulamadık” diye tarifsiz üzüntülere gömülmüşken;  bir de cübbeli erkek, başörtülü kadın fotoğrafı görünce üzüntüleri iyice dayanılmaz olur.
...
Kitleler her zaman haklı mıdır? Sağcı olamaz mı? Gerici olamaz mı?
Ya kötü bir şey yaparlarsa?
Evet, olabilir. Bu sorular elbette sorulacaktır, elbette analizler yapılacaktır, taktikler, stratejiler geliştirilecektir.
Ama önce heyecanla kitlelerin içinde, arasında olmak gerekir.
...
Ne olacağını önceden bilemeyiz.  Ama şu kadarı kesin:
Hareketin, kitlelerin dışında durup burun kıvıranlardan hiçbir nane olmayacaktır.
(Roni Margulies  -  19 Temmuz 2016 tarihli  Marksist.org yazısından)





-Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki olaylar-
FETÖ'cü darbecilerin Ankara'daki hedeflerinden biri de TSK'nın en seçkin birliklerini barındıran Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) oldu. Güneydoğu'da görevli darbecilerden, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi, askeri uçakla Ankara'ya geldi. Darbecilerin olay günü harekete geçmesiyle Terzi ve beraberindeki 20-30 kişilik silahlı güç ÖKK'ya gitti. Bu sırada komutanlık içi darbeci subaylar da harekete geçti. Kapıda grubun girişine izin vermeyen subay şehit edildi. Semih Terzi ve beraberindekiler, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı'nın makamının bulunduğu binaya geçti. Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, o an eşiyle Gazi Orduevi'nde bir düğünde olan komutanı Aksakallı'yı aradı:


ÖMER HALİSDEMİR:
“Komutanım başlarında Terzi Paşa olan bir grup makamınızı teslim almaya geldi.”
Aksakallı Paşa: “Evladım oranın namusu sensin.  Makamı teslim etme, geliyorum.”

Güvendiği arkadaşlarına,  "Biz terörle mücadele sırasında da bunların
 (FETÖ'cülerin)  tavrını, isteksizliğini anlamıştık"  diyen Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı, darbecileri karargâha sokmamasını emrettiği koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in şehadetine varan son iletişimlerini şöyle aktardı:

“Ömer; sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum.  Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şehâdet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var.  Hakkını helâl et.”
Ömer Başçavuş:  "Başüstüne komutanım. Hakkım helâl olsun, siz de helâl edin."
-Alıntı-
"Bu sırada darbeci general Semih Terzi, etrafındaki 10 kişilik koruma ekibiyle helikopter pistinden karargaha yürüyordu. Tam karargah binasının girişinde,  ÖKK Koruma Astsubayı Başçavuş Ömer Halisdemir tarafından durduruldu.  "Zekai paşanın emri, Karargâha giremezsiniz"  demesiyle kendisini etkisiz hale getirmeye çalışan özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdüğü tabancasını çekti ve darbeci Semih Terzi'yi alnından vurdu. Uzaklaşırken, Terzi'nin timindeki 10 koruma tarafından kurşun yağmuruna tutularak şehit düştü. Darbeci askerler cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi'yi hemen helikopterle GATA'ya götürdü, ancak helikopterde iken ölmüştü."

2016 Türkiye askerî darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken vurularak öldürülen koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in vücudundan 30 kurşun çıkmış.  Darbe girişiminin akamete uğramasında  (akamete uğramak:  başarısız olmak, sonuçsuz kalmak) anlamlı bir yeri olan,  büyük fedakarlık göstermiş bu gencimizi analım.






"Uğur Mumcu'dan Necip Hablemitoğluna, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan daha nicelerine... Fetö'nün öldürdükleri..."
yazmış birisi Twitter'da.
Hrant Dink cinayetinde istihbarat zaafiyeti yaratarak olayın gerçekleşmesine zemin hazırlamak da unutulmasın.  (Ki bu olay sonrası Ergenekon Davaları başlamıştı.)



Askeri darbe planının kurbanlarından biri de İstanbul Acıbadem Mahallesi muhtarı Mete Sertbaş idi. İki çocuk babası Sertbaş, o gece tankların yürüdüğü Acıbadem'de vatanına ve özgürlüğüne sahip çıkmak için karşısına dikildiği Yüzbaşı Mehmet Karabekir (38) tarafından kurşunlandı.   (Yüzbaşı, oradaki ahalinin yaralıyı hastaneye götürmesine izin vermeyerek adamın kan kaybından ölmesine neden oldu. Emrindeki askerler teslim olmak isteyince, "Teslim olursanız kafanıza sıkarım" diyerek tehdit ettiği de söyleniyor.)
Türkiye'nin stratejik kurumlarından Türk Telekom'un Acıbadem'deki İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü'nü ele geçirmek isteyen bu cuntacı yüzbaşı ve askerler,  özel harekât polisleri tarafından etkisiz hale getirildi.
Rabbim bizim yanımızda olsun, içimizdeki (saygın) hainlerin eline vermesin bizi.





Amman ha!
15 Temmuz gecesi sosyal medyada "Amman ha! Sakın RTE'ye uyup sokağa çıkmayın!!"  paylaşımları yapanlar çoktu. Bazıları ise operasyonel olarak "Çıkma!" diyordu.







Diyanet'in din görevlilerine gönderdiği mesajlar ile, 15 Temmuz gecesi tüm camilerden defalarca salâ okundu. Sabahlara kadar Türkiye'nin bütün camilerinde böyle oldu.  "Minarelere koşarak, sela okuyarak milletimizin yanında yer alalım dedik"  diyor Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez.
İzmir'de ise darbe gecesi salâ okuyan bir müezzin saldırıya uğramış. Caminin giriş kapı camlarını da kırmışlar. Bunun bir videosu da vardı: bkz1.  Kudurmuş gibi bir kadın bağırıyor gecenin karanlığında: "Hep ülkeyi siz bu hale getirdiniz!!" diye... (bkz2)
Rabbim insanı içindeki "Günah keçisi yaratma" eğiliminden korusun.


...............Mehmet Tanju Akad:
........... "Öncelikle... yaşadığımız acılar için, hayatını yitirenler için üzgünüz. Bir süre sonra tarihte bir kayıt olarak kalır, ama öldürmeler ne? Yani bunun hesabı asla verilemez. Savaşta ölürsün, anlaşılır da... bu nedir? Çocuklar büyüyecek, "Babam darbede öldü, uçaklarımız bombalamış" diyecek. Ya da "Fanatikler oğlumu linç etmiş, o tatbikatta olduklarını sanıyormuş."  Bunu bin yıllık kanlı geleneğimize bağlayıp geçecek miyiz?"
................... TC Nuray Doğan: Kendi milletinizi katledecek vicdandaysanız, zaten millet olamamışız demektir. Aynı milletin üyeleri değiliz demektir.
.........................Kişisel yorumum:   Gerçekten ne diyecek bu olaylarda ölen insanların çocukları, eşleri?  Şurada bir  -video-  var mesela, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne saldırı anı ve öncesinin polis kamerası kaydı bu. "Benim babamı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli arkadaşlarını ülkemizin askerleri vurmuş, bombalamış, öldürmüş..."
Sıradan insanlardan olup kahramanlık ruhuna sahip kişiler karşı çıkanlar. Sonuçta o an gelen askerlerin niyeti belli. Buna rağmen karşılarına dikiliyorlar. Beyaz Türkler (??) gibi bankamatiğe koşmuyorlar. Hoş sadece bankamatiğe koşsalardı gene iyi idi... Üstüne "tiyatro lan bu!" diyorlar/dediler  :)




DUALAR........................
"Allah'a hamd ederiz ki 15 Temmuz gecesi içimizden yetişmiş hainlere karşı kendini feda eden kahraman şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde başımız öne düşmedi, onurumuz çiğnenmedi, hakkımız muhafaza edildi."

"RABBİM
Huzurunda durdur, huzurda durdur, hallerimin huzurunu ve itminanını ver...
(İtminan:  Huzûr, sükûn ve râhata kavuşma...)
Milletimize esenlik, devletimize kudret, ümmete selamet, insanlığa adalet ver Rabbim.
Bizi adaletinin ve merhametinin memuru kıl.
Zalime meylettirme, fitneye maruz bırakma;
Bizi zalim de, mazlum da etme Allahım.
Basiret, feraset, marifet ve ilim ver; bunlarla amel etmemizi sağla, istikametimizi sağlamlaştır.
Uyarıcı dostlar ver bize.  "Dost acı söyler" maskeli fetbazlardan,
(fetbaz:  Şeytanın arka bacağı. Hilebaz, numaracı.)
"Yılanı deliğinden çıkaracak"  tatlı sözlü kalleşlerden koru bizi.
Bizi daha çok insan kıl,  insan olmanın ahlakı ve aklıyla donat.
AMİN




"Yarabbi,  Senin dinini parça parça edip sonra bu parçaları birbiriyle vuruşturanları, kendinden gördüklerinin haramlarına göz yumup başkalarının küçük kusurlarını bile dile dolayanları;  senin kitabın ortada doğruluğunda tereddütsüz biçimde dururken kendilerine başka kitaplar edinenleri,  dünyalık çıkarlar için hakkı gizleyenleri ve çarpıtanları sana şikayet ediyorum."
(Ahmet Cantürk'ün sayfasından alınmış bir yakarış)




14 Ağustos 2016 Pazar

  15  Temmuz  Darbe Girişimi-II

-Yalan haberler, Dezenformasyon ve "Tiyatro" algısı-

Darbe amaçlı kalkışma olduğunu duyduğumuz 15 Temmuz Cumartesi gecesi, saat 22 sularından sabaha dek, ne olup bitmekte olduğunu televizyon ve sosyal medyadan olabildiğince takip etmekte idik. Sokağa çıkarak darbeye karşı durma çağrıları ertesinde meydanlara çıkanlar oldu. Ankara ve İstanbul en kritik şehirler olup;  Köprüler gibi, Saraçhane'deki İBB binası (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) gibi, Genelkurmay Başkanlığı önü gibi kilit yerlerde toplanmış vatandaşlarımız bu uğurda canlarını verdi. Hepsini rahmet ve şükranla anıyoruz.
Bu arada darbenin arka plandaki destekçilerinden olup ortamı kaosa sürüklemek isteyenler, hiçbir aşamada boş durmayarak, sokaklardaki her sakallı adamı IŞİD'ci yaptı. Yetmedi çeşitli yalan haber ve görsellerle, "Alevi-Sünni çatışması" gibi ayartmalarla darbeye meşruiyet kazandırmaya çalıştı. O da yetmedi;  yanıbaşındaki insanlar gerçek savaş silahları ile öldürülürken «tekbir» getirerek direnenlerin bu direnişine burun kıvırıp, onları "şeriatçi davar sürüsü" ilan etti. Ama yine de yalanlara doyamadı.
Şimdi alıntılara bakalım:

"Kara çarşaflı , çember sakallı , mini etekli insanlar aynı meydandalar.   sen orda değilsen suç sende."
Mutlu Bulut  -  Facebook

"Tebrik ediyorum, darbe konusunu sadece askerin dayak yemesine endeksleyebildiniz. Peki, ilk fırsatta "Darbeye müdahale prosedürü" yazalım.   (*)
Efendim lütfen darbe girişimlerinde sokağa dökülecek vatandaşlarımız kılık kıyafatlerinin çağdaş olmasına özen göstersin. Sarık fln. olmuyor"
Erdem Abaka



"Askerin boğazının kesilmesi" YALANI NEDEN SÜREKLİ ÖNE ÇIKARILIYOR? BUNUN İKİ SEBEBİ VAR.  BİRİ İÇERİYE MESAJ, DİĞERİ DIŞARIYA...
İÇERİYE OLAN MESAJ,  MENEMEN-KUBİLAY HATIRLATMASIDIR.
"bakın sonunuz ne olur"  DEMEK İÇİN.   DIŞARIYA OLAN MESAJ İSE,
"IŞİD"  SİMÜLASYONUDUR.   BATIYA  (TABİİ Kİ  'ABD OF CIA'YA
'IRAKTAKİ KİMYASAL SİLAH ÜRETİMİ' TARZI UYDURMA DELİL SUNMA TELAŞIDIR.   İSTEYEN İSTEDİĞİ GİBİ OKUSUN.
Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook



Kafayı karıştıran çeşitli soru işaretleri var.  Bir tanesi: İstihbarat zaafiyeti.
Darbe günü, darbe ihtimali ile ilgili bilginin elde edilmesi ile değerlendirilmesi arasında geçen 4 saat. Cumhurbaşkanı olayı eniştesinden, Başbakan ise yakın akrabalarından duyduğunu açıkladı. Erdoğan 15 dakika ile belki de ölümden kurtuldu!
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar hakkındaki şüpheler,  darbeye karşı kayıtsız kalan üst rütbeli komutanlar, ordu komutanları, MİT ve Başkanı Hakan Fidan...

Peki  Neden 15 Temmuz?
1) Yaklaşan Yüksek Askeri Şura, yani YAŞ'ta (normalde Ağustos'ta yapılır)  Cemaat kadrolarına karşı Askeriye içerisinde bir tasfiye olacağı kaygısı.    2) Kamuda ve ülke genelinde kendilerine karşı başlayacak olan operasyonlar.
3) Terörle silahlı mücadele  +  Dış ilişkiler ve Suriye'deki gelişmeler.
Rusya ile yakınlaşma ve ilişkilerin tazelenmesi. İsrail ile daha ılımlı bir döneme geçiş. Suriye ve hatta Mısır ile de.
(Gerçi İsrail bu kalkışmada nasıl bir rol aldı, onun adını kötü anmıyoruz barışma yapıldı diye ama onların basınında aynı durum yok maalesef. Bu topraklardaki insanların zarar ziyanına, yok oluşuna ortak olanlara fırsat vermesin Rabbim.)

"Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat. AKP ile Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceğini, AKP yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler. Ancak ordu içindeki destekleri zayıf kaldı"  diyor Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesindeki darbe değerlendirmesinde.


"İzmir savcısı Okan Bato darbeye erken doğum yaptırdı. 18-19 Temmuz'da yaklaşık 1700 subay hakkında işlem yaptıracaktı. Bunu haber alan darbeciler darbe tarihini öne çekti. Aylardır, yıllardır Genelkurmay FETÖ'cüleri korumaktaydı. Bunu yapmaya devam edebilseydi 6 yıl içinde TSK'nın tüm komuta kademesi FETÖ'cü olacak ve ordu FETÖ ordusuna dönüşecekti. Tabii çoğumuz bundan habersiz yaşamaya devam edecektik."
Atilla Yayla  -  Facebook


Sonrasında ise basın-yayın organlarının darbe karşıtı tavrı ve AKP liderlerinin ve özellikle Tayyip Erdoğan'ın pısmayıp halkı sokağa çağırmalarının sağladığı moral destek tayin edici oldu.
Ak Parti'nin ülke içindeki gücü ve siyasal esnekliği, düzeni sağlamaya yetmedi. Neredeyse 14 yıldır iktidarda olmanın ve koalisyonsuz hükümetler kurmanın tüm avantajlarına rağmen, sistem bir türlü yerine otur(a)madı.  RTE'nin yola çıktığı yol arkadaşları ile birlikte yürüyüşü zorlu bir şekilde ayrıldı. Ve halen bir muhalefet yok ülkede.
....



  (:    T İ Y A T R O    :)
İnsanlar sokaklarda tankların altında eziliyor, silahsız halka ağır saldırı silahları ile ateş ediliyor, helikopterlerden Genelkurmay önündeki insanlar taranıyor, komutanlar birbirine silah çekiyor, tanklar caddelere iniyor, Emniyet Müdürlüğü önce helikopterler sonra savaş uçakları ile bombalanıyor, Meclis bombalanıp ülkenin egemenliğine kast ediliyor, ülke elden gitti-gidiyor,...  ama evinde oturup soğuk içeceğini yudumlayarak yan yatan, yüksek duvarlarla çevrili hayatlarında kibirinden kuburu görünmeyen okumuş-yazmış çok bilmişler “tiyatro” diyebiliyor.  Argümanları:
_"Bu sakallı bıyıklı, dilinde tekbirli adamlar Türk halkı değil!"  imiş.  :P

Yaralılar ile yapılan söyleşileri izlediniz mi hiç? Olay gecesi canlı çekimleri ve yaşananları gösteren videoları? Hayatını kaybedenlerin hikayelerini dinlediniz mi? Bunlar halk değilse, halk kim? Bunlar halkın ta kendisi.
_"Gerçek darbe olsaymış, böyle başarısız mı olurmuş?"

Gezi'de çadır yakın emrini veren amir, darbe gecesi tanktan çıkıyor... Ortada yüzlerce ölü var... Meclis bombalanıyor, insanlar taranıyor... Darbeye katılanlar Yunanistan'a sığınıyor... Bizim bakar körlerimiz ise alçakça "bu darbe çakmadır" yalanına sarılıyor. Bunlar çoktan beyinlerini ve ruhlarını karanlık güçlere anahtar teslim yapmışlar.
Halk darbeye sessiz kalsaydı eğer, darbe girişimi dalga dalga orduya yayılacaktı.  Söylendiğine göre, kalkışma aslında sabaha karşı 3 veya 4 gibi bir saatte yapılacakken; önceden bazı haber almalar nedeniyle aceleyle birkaç saat öne alınmış herşey. Planladıkları zamanda yapabilmiş olsalardı pekala başarılı olabilirlerdi, o zaman hep birlikte ateşler içerisinde bambaşka bir ülkeye uyanacaktık. Girişim ortaya çıkınca telaşa kapıldılar ve güçlerini parça parça öne sürünce  destek bekledikleri bazı kişiler de onları ortada bıraktı.


Toplumun duygusundan, geleneğinden, ezanından, bayrağından koparılmış bu insanları; Batı hegemonyasının feci biçimde kullanacağı yıllar geldi dikildi karşımıza.  Bu işgal ve öldürmeler, tiyatro diyen çokbilmişler sayesinde gerçekleşiyor biraz da. Yanda saldırıda kullanıldığı söylenen 30 mm'lik mermilerden birini görüyorsunuz, el büyüklüğünde. Kanlı görseller ve parçalanmış insan cesetlerini ise paylaşmıyorum, burası vahşet sofrası değil.
(Yazının Yorum bölümünde, bu alaycı kitleye hitaben bir not düşücem, ona da bir göz atın lütfen. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili videoları şu dizinde derlemekteyim:
https://www.youtube.com/playlist?list=PLtODFsrY0J7WzavQYkJ6ZD6gILPr_3x-6)


Kim derdi ki,
bi gün "din" soslu bir darbe denenecek hem de en kanlı bir deneme ve fakat en atayizzz en Kemalist en Halkçıyım diyenler,
darbe gerçekleşmedi diye ağlayacak. ...
TC Nuray Doğan  -  Facebook


Amerika'nın Irak'a askeri müdahelesi ile o topraklara demokrasi gideceğine ne kadar inandıysam; şu(cu) veya bu(cu) bir darbe ile "bağımsız, laik, hukuka bağlı, Atatürkçü, güçlü Türkiye..."  gibi bir sistemin kurulacağına da o kadar inanıyorum. Seküler kesimin bu darbe sevdası bile insanı ve insan topluluklarını ne kadar anlamadığını ortaya koyuyor.


Açıkça "Darbe istiyoruz" diyemeyenlerin sığındıkları yalanlar:
(Ali Sedat Çetinkoz beye yazıdaki bazı görseller için teşekkürler)


Ülkede darbe olmuş, sanki işgal hadisesi yaşanıyormuşçasına Meclis ve kritik güvenlik binaları bombalanıyor, ülke elden gidebilir noktasında... Sokağa çıkanların yanı başındakilerin parçalanmış cesetleri arasında birileri tekbir getirince,  sekülerler "korkuyor" oturdukları evlerde...
Veya kılık kıyafetlerini beğenmiyorlar sokağa çıkanların. "Bu sakallı, bu örtülü, bu demode kıyafetli..."  Sana ne elalemin kılık kıyafetinden, bu mu özgürlük anlayışın şu gecede?! Sonra bunlar "büyük Atatürkümüz" dedikleri kişi ve arkadaşlarının vatan savaşını sarıklılarla verdiğini bilmiyor olabilirler mi? Bu kadar mı asimile oldular, beyinlerini estetik operasyonla mı aldırdılar?


GERÇEK TÜRK
Bir hanım diyor ki:  "Eğer ülke böyle İslamlaşacaksa, ben Amerika'nın 51. eyaleti olmayı yeğlerim."  Kendisini mandacılıkla itham edenler olunca da celalleniyor,   "gerçek bir Türk ve hakiki Atatürkçü vatansever!"  olduğunu eklemeden geçemiyor. Devreler belli ki fena yanmış.


Tekbir'den rahatsiz olan davarlar;  Halkın, tanklara, füzelere, F16'lara karşı kullanabileceği tek silahı TEKBİR'di ve onu kullanarak kazandı.
Şöyle demiş birisi:  "Bu davarlar niye tekbirden korkarlar çözemedim, tekbirden bir düşmanlarımız korkuyor, bir de bu davarlar. Oysa biz, bin yıldan fazladır tekbirle savaşırız. "Bayrak düşmez, ezan susmaz"ın anlamı bu değil midir? Düşmana karşı en büyük silah elde BAYRAK, dilde TEKBİR.  Bari bunu bilebilseniz kendi halkına, halkının inancına düşman davarlar!!!"


"Bir sabah açık müdahale ve açık işgalle uyanacağımız korkusu değil de hala şeriat korkusu anlaşılır değil benim için şu saatten sonra.. asıl neyden endişe etmemiz gerektiğine hassasiyetlerimizi nasıl kaybettik?"
TC Nuray Doğan  -  Facebook



FETÖ'den çok çekmiş gazeteci Nedim Şener:
"Tiyatro diyenler her şeyi oturarak seyrettiği için her şey onlara tiyatro gibi geliyor."
Nedim Şener'e göre, teröristbaşı Gülen ve örgütünü "Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kurtulma projesi" kapsamında kullananlar, milleti hafife alarak fena halde yanıldı. Ancak tehlike henüz geçmiş değil. Şener'e göre asıl tehlike, FETÖ'yü çalıştıran gücün yenilgiyi hazmetmeyecek ve mutlaka bir şeyler yapacak olması.
(Cemaat ile ilgili tespitlerinin de dikkat çekici olduğunu söyleyelim Yeni Şafak'a konuşan Nedim Şener'in, bunlara da sonra değiniriz nasipse:
http://www.yenisafak.com/hayat/milleti-hafife-aldilar-2501700 )



Milliyet'ten bir haber:   Linç edildiği öne sürülen eri darbeci binbaşı vurmuş!
"Boğaziçi Köprüsü'nde darbe girişiminin sabahı linç edilerek öldürüldüğü öne sürülen er Kurtuluş Kaya'nın silah arkadaşları gerçeği anlattı. Askerler, Kaya'nın, halka ateş açmadığı için darbeci Binbaşı Ahmet Taştan tarafından gözünden vurulduğunu söyledi."
Bir yalan haber ve algı operasyonu daha böylece suya düştü... Sekülerler raatsız  :P




MASUM ASKER
"Masum asker" derken? Köprüde sivil halka saldırı çıkıp tanklarla seyir halindeki araçları ve insanları ezip geçmiş asker, sadece rütbesiz olduğu için mi masum? Eğer demokrasi kültürüne ve nezakete sahip bir toplum olsaydık, zaten asker linç edilmez birileri başında poz vermezdi, bu kadar darbeci bir geçmişimiz de olmazdı. Helikopterlerden insanlar taranıyor, Meclis bombalanıyor, Emniyet Müdürlüğü bombalanıyor, füzeler dışarı çıkarılacakken baskın yapılıyor ve "asker mazlum".  İlginç.
Darbe karşıtlığının taşıyıcılığını Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP yapıyorsa, bu onların kabahati değil. Bir düşünmek gerek.
Kafasına helikopterden atış yapılan insanlar "Ya Allah bismillah Allahuekber" diye tekbir getirerek direniyorsa, bu Arapçılık mı bilemiyorum ama bu mantıksal yaklaşımla bizi melekler koruyor olabilir. Bu kadar korku ile en kötüsü olur. Psikoloji.


"Türkiye, darbe girişiminden açıkça ABD'yi sorumlu tutuyor ve gerekirse NATO'dan da AB'den de vazgeçeriz diyorsa, ABD Fethullah Gülen'i vermemek için yan çiziyor ve NATO üyeliğini tartışmaya açıyorsa,  AB ülkeleri darbecilere sert davranmayın yoksa AB üyeliği hayal olur diye açıklama yapıyorsa, kimse bu yaşananlara tiyatro diyemez. Dolayısıyla kimse tehlikenin kısa sürede geçmesini beklemesin."
Ahmet Cantürk  -  Facebook



Bir de ne olsa Başkanlığa bağlayan ideolojik papağanlar var tabi...
"Mahalle yanarken orospu saçını tararmış.
Halen her sey baskanlık için yapiliyor zihniyetinize tuküreyim! Nefretinizde bogulursunuz dilerim!"
Nilgün Bıyıklı  -  FB




Makarnacı diye küçümsedikleri insanlar; kendi meşreplerince, oylarına, geleceklerine ve ülkelerine sahip çıkmak adına sokaklara çıkıp silahsız olarak askere karşı durdu.
Ankara Kazan'da bir dede, darbe gecesi Akıncı Üssü'nden kalkan savaş uçaklarını durdurmak için tarlasındaki mahsulünü ateşe verip ortalığı dumana boğmuş. Olay sonrasında devlet tarafından zararına karşılık ödenecek parayı reddetmiş: "Biz bunları maddiyat için yakmadık. Allah için, vatan için yaktık."
Doğru ise helal olsun. Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı'nda şehit olup aileden geri kalanlara maaş bağlanması için gelen memurları kovan büyük ninemi hatırlattı bu sözler.




CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN BERİ YAKIN TARİHİN EN ÖNEMLİ OLAYLARINI YAŞIYORUZ
Buna rağmen aymazlık diz boyu.
Birilerine göre; tüm olup bitenler, yok başarısızlığa planlanmış darbeymiş, yok müfrit dinciler sokaklarda azgınlık yaparken  onların peşine takılacak değillermiş, yok onlarla konuşulmazmış, sadece mücadele edilirmiş.
E! etmiyorsun. Etmeyeceğini de biliyoruz. Kimi aldattığını sanıyorsun.
...
15 TEMMUZ SÜRECİNDE TOPLUM DIŞI KALANLAR...
Aslında korkaklıklarına, tembelliklerine kılıf arıyorlar. Yüzlerine söyleyince de dellenip duruyorlar. Bundan sonra siyaset alanına biraz zor dönerler.
Bu ülkenin çoğunluğu her zaman Müslüman olacak ve bayrağına saygı duyacak.
Mehmet Tanju Akad  -  Facebook




“Çünkü sonunda Ankara'yı bombalayabilmek için Recep Tayyip Erdoğan'dan bir Saddam üretmek gerekiyordu.”
  İsmet Özel  -  22 Haziran 2013


Daha evvel Irak, Libya ve yakın zamanda Suriye'de gördüğümüz ve uzun zamandır dikkat çekmeye çalıştığımız İç Savaş ve akabinde Türkiye'yi işgal planı sahnededir ve son hızla devam etmektedir. Eğer başarırlarsa Irak ve Libya'ya yapılan Türkiye'ye de yapılacak, vatan topyekûn işgal edilecektir. O zaman ne yazık ki Facebook üzerinden birbirinize laf soktuğunuz bir ülkeniz de olmayacak.   Elin gavuru öğrenmiş. O kadar iyi öğrenmiş ki bize ders verir. Zaten Türkiye Müslümanlarının bir kısmını örgütleyip muazzam şebekeler, örgütler, çeteler kurmuş.

"Işid/Pkk'nın canlı bombaları, içerden askeri/istihbari destek görmüştür. Dün geceden beri havadan bomba atanlar, Roboski köylülerini de öldürenlerdir"  diyor Saygın Bedri Gider Twitter'da.



O değil de; Can Dündar'a yapılan tiyatrovari saldırıyı özgürlük mücadelesi diye sunanlar, darbe girişimine ve oradaki halkın hayatları pahasına verdiği mücadeleye tiyatro diyor.... Allah akıl, fikir ve vicdan nasip etsin sizlere...
Sinan Yıldız  -  Facebook



Bu konu çok önemli ve tetikleyici. Uzun zaman daha devam edeceğim yazılara. Henüz daha yeni başladık.
Görüşmek üzere. Rab'de kalın.





Diğer 15 Temmuz yazılarım: