4 Ocak 2009 Pazar

Condoleezza Rice
















ABD'nin 66. Dış İşleri Bakanı (United States Secretary of State), George W. Bush kabinesinin en önemli ikinci kişisi, nam-ı değer Condi'nin görevden ayrılmasına az bir zaman kala hakkında bir şeyler yazmak istedim.
Kalkıp da burada siyasi bir yazı yazacak değilim elbette. Aslında daha çok anlayamadıklarım üzerine yazmak istiyorum.

Görebildiğim kadarıyla, Türkçe internette bu kadına canavar gözüyle bakılıyor. Kezâ kendisini "ezilenlerin tarafında" addeden kesimde de aynı durum geçerli.

"Zencilerin yüz karası" , "Erkekleşmiş bir kadın", hatta "Ev kölesi" olduğunu öğreniyoruz kendisinin. Günümüz insanının boşalma şekillerinden biri de bu metot sanırım.

Peki ya ne bekleniyordu? Condi'nin "Kül Kedisi" veya "Peri Anne" filan olması mı? ABD'nin Dış İşleri Bakanı olan ve Bush kabinesindeki en aktif yöneticilerin birinden bahsediyoruz. Bir sabah aniden insan sevgisi ve aydınlanma ile dolup aşka gelecek, "Başlarım ABD'sine de şürekasına da! Ortadoğuya ve dünyaya barış gelecek, ötesi yok!" deyip ezilmişlerin koruyup kollayıcısı statüsüyle Meryem Analığa mı başlayacaktı yoksa?
O göreve gelen kişi zaten çok şeyi göze almış ve dahi bunları yapmak için uygun yeterlilikte görülmüştür. George W. Bush'un küresel saldırganlık politikası ortadeyken üstelik. Beyazlar ve beyazların dünyası ile, tam da beyazların silahları ve yöntemleri ile baş etmeye ant içmiş bir kadından bahsediyoruz burada.
"My parents were very strategic. I was going to be so well prepared, and I was going to do all of these things that were revered in white society so well, that I would be armored somehow from racism. I would be able to confront white society on its own terms."
________________________________________________________

Bir kadın olmasına, siyah olmasına, çok farklı bir kariyer planı üzerinde ilerlerken (piyanistlik); vazgeçip dünya siyasetini yönlendirme noktasına gelmesine, ve dahası bütün katı yapısı ve keskinliği ile tezat oluşturabilecek, sıçıp sıvama benzeri bir gaflete de düşmemiş olması ve karizması sebebiyle, (onun bu değerlerini takdir etmek istemeyenlerce) bir aşağılama unsuru olarak her zaman el altında beklemekte olan cinsellik boyutundan saldırıya geçiliyor ve bazı aklı evvellerce lezbiyen oluşu iddialarının altı çiziliyor. Oldu olacak heteroseksüel siyasetçilerin hep barış ve kardeşlik için çalıştığını da söylerlerse tam olur.

Herneyse. Aslında ben Condoleezza Rice hakkında daha çok gerekli/gereksiz, muhtelif bilgiler girmek istiyorum ;)


MISCELLANEOUS



  • İsminin anlamı 'tatlı tatlı' demek imiş. (bkz: piano piano)

  • Annesi müzik öğretmeniymiş ve klasik müzikteki con dolcezza ifadesinden etkilenerek kızına bu ismi vermiş. ("Con dolcezza" in Italian, means "with sweetness", a musical reference.) Küçük yaşlarda piano eğitimi almaya başlayan Rice'ın, siyaset bilimi okuyana kadar bir müzik kariyeri planladığı ve konser piyanisti derecesinde olduğu söyleniyor. Kimi yurt dışı gezilerinde sunumlar yapan Condoleezza Rice, Londra Senfoni Orkestrası'ndan üç müzisyenin eşliğinde Kraliçe II Elizabeth'e de bir dinleti sunmuştu.

  • Soyadı da eklenince, "Tatlı tatlı Pirinç" anlamında bir ismi var. Annesi müzik derslerinin yanı sıra fen derslerine de giren bir öğretmenmiş. Mesela "High Fructose Corn Syrup" da olabilirdi adı. :P

  • En sevdiği klasik müzik bestecisi Johannes Brahms. Brahms'dan örnekler sunuyor genellikle topluluklar önünde. Kişilik özellikleri ve tercihleri hakkında bilgi verici geldi bana, şöyle diyor Brahms hakkında: "passionate but not sentimental."

  • Bir akrep kadını (14 Kasım). Amerikan yönetimindeki koltuğunu yine bir akrep kadını olan (ve bir dönem Bill Clinton sebebiyle zıtlaşma yaşadıkları) Hillary Rodham Clinton'a bırakacak. Göreve geldikten anlamlı bir süre sonra Hillarry Clinton için de "lezbiyen karı" denirse hiç şaşmayın.

  • (Adamlar Dış İşleri Bakanlarına "Secretary of State" demişler, devletin sekreteri anlamında. Bizde Bakanlara "Sekreter" dense makara mevzusu olurdu herhalde; normal sekreterler bile "Yönetici Asistanı" iken üstelik.)

  • Hristiyan. Tanrı ile yakın bir ilişki geliştirdiğine inanıyor. Ben yorum koymayayım, kendi sözleriyle:
"When I'm concerned about something, I figure out a plan of action, and then I give it to God, I just ask to be carried through it. God's never failed me yet."
(2002 senesindeki bir dergi röportajından)
"I've been totally unflappable in my religious faith, and believe that it is the principal reason for all that I've been able to do. My faith in God is the most important thing. I never shied from telling people that I am a Christian, and I believe that's why I've been optimistic in my life."

  • İncil Romalılar 5. bölümden şu kısmı okurmuş, yol gösteriliş ve iman gücüne ihtiyaç olduğunda:

    "Glory also in tribulation, because tribulation breeds perseverance and perseverance patience, and with patience comes hope. And hope is never disappointed, because of faith in the glory of God." (O kadar takıntılı bir insanım ki, kendime yeni bir iş daha buldum ve Türkçe çevirisini de şurada veriyorum.)





Hiç yorum yok: