Uğur Dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğur Dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2026 Pazar

  Mutlak Butlan kıskacında CHP


Uzun, upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba!  👋
Bugün, geçmişte bedel ödediğim bir öngörümün gerçekleştiğini gördüğüm için  kayda düşmek adına yazıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu,  2010 yılında bir kaset darbesi ertesi Uğur Dündar'lı ekran şovları rüzgarıyla CHP Genel Başkanı olduğunda (*),  Ekşi Sözlük'te yazdığım şüpheci - sarkastik bir yorum nedeniyle kısmi lince maruz kaldığımı daha önce de paylaşmıştım.
Ne hikmetse aynı platformda o hafta yazdığım Şahan Gökbakar eleştirilerim de eklenince bir anda  Ekşi'deki "entry kötüleme mafyası"nın radarına girdim,  saniyeler içinde tüm paylaşımlarım peş peşe negatif oylandı;  üstüne bir de mesaj kutum ne kadar aptal-salak-beyinsiz bir boş kafalı olduğuma dair tespitlerle dolmaya başladı.

CHP kitlesinden yediğim ilk linç bu değildi tabi. Radikal'de sanırım 99'da idi, onu da daha önce yazmış olmalıyım,  "Türkiye'de seküler, laiklik iddiasındaki kesim iyi bir hazırlık yaparsa, İslamcı siyaset 20 ila 25 yıl içerisinde iktidardan düşebilir"  yazdığımda  söz konusu eğitimli, aydınlık, göbeğini kaşımayan ve aptal kalabalıklardan olmayan Atatürkçü kesim zincirleme bir alay nöbetine girivermişti. "Salak yaa! aptal", "Sen de İslamcısın belli!", "En fazla bir sonraki seçime giderler yavu ne 25 yılı?  ehu ehueh ahhhaaa!"  gibi laflar...

Gerçekten de CHP kitlesinin çoğu, AKP'nin bir sonraki seçimlerde gideceğini ve makarna-bulgur dağıtarak iktidarı aldığını düşünüyordu.  (Bu kesimin vasıfsızlığı ve körlüğü  onca yıldan sonra hâlâ insanı şaşırtabiliyor tabii.)



........ KK Genel Başkan olduktan dört yıl kadar sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,  İslâm İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterliğini de yürütmekte olan  Ekmeleddin İhsanoğlu  CHP adayı olarak ilan edildiğinde yazdığım birkaç cılız (olumsuz) yorum da yine CHP seçmeni tarafından hoş karşılanmamıştı.
( «Ekmek için Ekmeleddin!» )

Aradan geçen 13 küsür yıl boyunca KK başkan olarak girdiği bütün seçimlerde ana muhalefet partisi koltuğunu koruyup güçlendirmekle birlikte AKP'yi deviremedi. Ancak CHP seçmeni istisnasız her seçime "Gümbür gümbür geliyoruz!" havasıyla girdi. Ve her seçim sonrası  (en başından beri olduğu gibi)  yine "makarna bulgur",  "oylar çalındı / seçimde hile",  "Halkımız cahil - aptal - koyun!"  kombosu ile bir sonraki seçimlere kadar devam etti.

Açıkça söyleyeyim ki başına kim geçerse geçsin bu partinin gidişatı değişmeyecek. CHP'nin zorla ayakta tutulan bir hortlağa benzediğini,  kitlesinin "ilericilik" iddiasına rağmen küçümsediği / hâkir gördüğü İslâmi tabandan geriye düştüğünü  (bir tek kendileri dışında)  görmeyen pek kalmadı gibi artık.

Düşünün ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ  YAE  (Yetmez Ama Evet piçleri!)  diye hakaret eden bu kesim;  ilgili kavramın siyasi-kültürel hayatımıza girdiği 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi CHP parti yönetiminin neredeyse yok hükmünde bir siyasi kampanya yürüttüğünü ne o zaman gördü, ne de sonrasında... O kadar ki, karşı taraf  «İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lazım!»  demekteyken; CHP'nin ilgili halk oylaması öncesi tek yaptığı  "Saray'ın klozet kapağı altındanmış,  bu israftır!"  ve  "Saraya karşıyız!  (Karşıyız karşı, AKP'nin yaptığı her şeye karşı!)"  sloganlarını atmaktan öteye geçmiyordu.

O dönem medya kampanyaları ve mitinglere baktığımızda, iktidar kesimi hem genel halkın hem de hukuk branşında uzmanlaşmış kişilerin anlayabileceği bir içerikle neden "EVET" olduğunu uzun uzun anlatmaktayken;  ana muhalefet partisi klozet kapağından ve saray kötülemesinden öteye gitmedi, gidemedi. Başkalarına "koyun - cahil - aptal"  diyen yüksek eğitimli kitlesinin böyle önemsiz detaylarla işi olmuyordu elbette.
Perinçek  ve türevleri ise  "Evet demek vatan hainliğidir!"  lafıyla kampanya açılışını yaptıkları için gitgide el yükseltmek zorunda kalıyorlardı.

Muhalefetin ajite edici dramatik bir dil kullanımından ziyade,  sağ duyulu ve daha sakin bir şekilde,  hukuken iyi ve modern ülkelerle ve Avrupa Birliği ile uyumlu bir dizi değişikliğin siyasi sonuçlarının maalesef aynı iyilikte olmayabileceğini anlatmasını yine de bir ümitle bekledim,  ama elbette olmadı. Olmadığı gibi,  bir de muhalefetin bu seçimleri yine kaybedeceğinin bariz olduğunu önceden yazdığım için yine hakarete uğradım. Kısacası burnunun ucunu görmeyen nato kafa nato mermer bir kitle.  Kendime de şöyle bir özeleştiri yapayım:
Kaybettiğini düşünmeyen,  kaybettiğini idrak edemeyen,  üstelik bilimsel düşünceden çok uzak alaycı bir kitleyi,  kendini sorgulamaya itmeye ve hayal dünyasından çıkıp  "anlamaya çalışarak"  gerçekçi olmaya davet etme hatasını inatla tekrarlamak.  Beyhude ve saçma bir çaba.  Bu kitleyi görmezden gelebilmeyi başarmamız gerekirdi oysa.

(Yanda %15'lik büyük bir farkla EVET çoğunluğu sandıktan çıktığının ertesi günü Taraf gazetesinin attığı manşet fotosunu tekrar paylaşıyorum. Klozet partisi kaybetti diyordu  -  2010 Ref / YAE)



Yaşanan  Mutlak Butlan  ve  "CHP Genel Başkanlığı koltuğunu gaptırmam!"  tartışmaları sonrası,  Kemalistlerin bir dönemki yarı-peygamberine bugünlerde kendi müritleri arasında saydıran çok.
Ne Ermeniliği kaldığı Kılıçdaroğlu'nun  ne hainliği  ne AKP adamı olması  ne bomboşluğu...  Aynı bir zaman Cumhurbaşkanı adayları olan  Muammer İnce'ye  yaptıkları gibi.

Evet, itinayla adam harcanır!  İtinayla önce yarı-Tanrı mertebesine kadar çıkartılıp kendisini eleştiren herkese lafına bakılmadan hakaret edilir, sayılır sövülür, had bildirilir;  miadını doldurduğunda  (tayyibi indiremeyeceği anlaşıdığında)  ise alaşağı edilip linç ediliverir.  İki yıl önce Türkiye'yi yönetecek dedikleri adama bugün söylediklerine bakın ve güvenilirliklerini vicdanınızda notlayın.

Şimdilerdeyse boş, bomboş bir başka adamı sırf Toma'ya çıktı,  yağmurda ıslandı diye övüp duran bu güruh  💩  muhtemelen bir zaman sonra Ekrem İmamoğlu'na da küfür kıyamet yorumlar yapacak.  (Ki böyle sığ, ve zararlı bir ekiple çevrili birini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeleri apayrı bir konudur.)



Her zaman dediğim gibi, bir insanın duyguları yalansa her şeyi yalandır. Dün çok sevdiklerini bugün yerden yere vuruyorlar. Güya çok eleştirdikleri AKP tayfanın dinle Allah'la kandırıldığını söyleyenler,  her  "Atam"  diyenin peşine takılıyor. Adamlardaki  "iyilik ve başarı"  kıstası bile AKP ve RTE üzerinden iken RTE nasıl gidecek acaba?  Bildiğiniz gibi virüslerin tedavisi bilinmezlikler ve çok yönlü tedbirlerle ele alınır,  yine de işe yaramayabilir.  Bugün Türk (muhalif) siyaseti  anti-Erdoğan virüsüne öyle bir gönüllü maruz kaldı ki ikonlaştırdığını aşması normal koşullar altında gerçekleşmiyor.

.......Ana muhalefet partisi CHP,  başıboş sokak köpeklerini düşündüğünün çeyreği kadar,  iş hayatında özel sektör ile memur maaşları ve tatilleri arasındaki makas ve net adaletsizliği mesele etmiyor mesela.  Ülke ballı memurlar ve yandaşlar cennetine dönmüşken,  Toma şovu yapan genel başkanı her fırsatta  "Şu kadar daha devlete memur alacağız,  öğretmen ataması yapacağız,  asgari ücrete zam yapacağız"  deyip duruyor.  KK ve CHP  EYT'yi  ülkenin başına bela etmiş iken,  aynı adamlar gün aşırı vergilerin ve faturaların katlandığını söyleyip AKP'ye ekonomi üzerinden veryansın etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi  😜


Son olarak yıllar önce Reşat Çalışlar'ın açıkça yazdığı,  "Türkiye'nin Atatürk'e mesafeli bir muhalefet partisine ihtiyacı olduğunu"  düşüncesine katıldığımı tekrar dile getirmek isterim.  Rozet Atatürkçülüğü alıp başını başka, bambaşka bir boyuta geçmişken hele.



EKLER:

(*) Kamer Genç,  KK  2010'da ilk kez CHP Genel Başkanı olduğunda,  "Medya darbesi ile CHP'nin başına geldi,  Allah her siyasetçiye bir Uğur Dündar desteği nasibetsin"  demişti canlı yayında.


"2010 medyadaki aparatlar sayesinde öylesine bir basınç uygulandı ki Kılıçdaroğlu'nun tek adam olarak girdiği CHP kurultayında Baykal'dan sonra salonda delege sayısından daha fazla gazeteci vardı. Tarihte görülmüş bir şey değil ha. Tarihte ilk kez kurultay salonunda değişiklik yapıldı. Delegeleri tribüne aldılar. Delegelerin oturması gereken saha içindeki alanı gazeteciler tahsis ettiler. O kadar çok gazeteci bütün medya Kılıçdaroğlu'u istiyor. Sandalyenin üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu'nu alkışlayan, Kılıçdaroğlu tezahüratı yapan gazeteciler vardı."
Yılmaz Özdil  -  Haziran 2026



Ekrem,  Özgür,  Selo,  Mansur  ve  Tayyip Erdoğan

İlk üçü de balon.  Üçünü de medya şişirdi.  İteleme çıktısı.  Üçü de siyasi yanları ve dünya görüşlerinden bağımsız,  çok zayıf kişiler.  Erdoğan da öyle ama o samimi ve davası olan bir adamdı ki davasına yakın biri değilim. Ama en önemlisi üçü de karakter olarak zayıflar.  Özellikle Ekrem ve Özgür hepten ezik ve eğik.  Erdoğan'ı ise siyasi başarıya götüren şey karakteristikleri oldu. Bütün diğer zaaflarını örttü karakter nitelikleriyle. Tabii karakter önemli ama her şey demek değil. Üstelik Erdoğan 2019 sonrası zayıflamağa başladı ve zaafları yükseldi.
Atila Demirkasımoğlu  -  Mayıs 2026,  Twitter  (1)  (2)  (3)


"En kötüsü CHP tabanındaki dürüst kişilerin bu çürümeyi kabul etmemekte direnmesidir. Yani onlar da bu akıl dışı inatları nedeniyle suçludur."
(Mehmet Tanju Akad  -  Haziran 2026,  Facebook)


19 Şubat 2019 Salı

Az gittik  Uz Gittik

      Zaytung haberi değil,  Gerçek!

Bu blogda yazmaya ilk başladığımda, 2009 yılında yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştım. Bir şirketin, Türkiye'de ünlülere karşı güven konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre  1. sırada  Seda Sayan ve Cem Yılmaz çıkarken,  2. sırada  Uğur Dündar,  3. sırada ise  Beyazıt Öztürk  yer alıyordu.   (bakınız:  Gündemdekiler Şubat 2009)

Aradan neredeyse 10 sene geçtikten sonra bu kez Gezici Araştırma'nın yaptığı çalışmalara göre son yılların "en güvenilenleri" ise şöyle çıkmış, görsele bakalım.


İlk defa gördüğümde resimdeki tiplere şöyle bir baktım da... Neredeyse tamamı benim bu blogda eleştirdiğim popülist kişiler.  (Uğur Dündar,  bu tarz listelerin demirbaşı galiba?  Dönüp dolaşıp yine ona çıktık.  Sonra hani listedekilerin neredeyse hepsi faullü de... Acun Ilıcalı ve Fatih Portakal gibi tiplere  "en çok güvenmeler"  de ne ola yahu?)

Yani ülkede ciddi bir kültür ve zeka sorunu var derken boşa konuşmuyoruz. Son yıllardaki istatistiksel veriler,  Türkiye'nin ve halkının büyümek, daha da gelişmek istediğini ortaya koyuyor;  beri yandan insanlarımızın gözü çöplükte! Bu böyle devam ederse büyüme yalan olur,  not düşelim.


Bu arada Gezici Araştırma'nın daha çok CHP çevrelerini araştıran, yanlı bir oluşum olduğunu da ekleyeyim. Mesela şu yandaki grafik, onların 2015 Haziran seçim tahminleriydi. CHP şahlanarak birinci parti olarak geliyordu ve AKP gidiciydi. Toz pembe yalanlarla kitlelerini dolduruşa getirip duruyorlardı.


Anlaşılıyor ki Türkiye'nin bir muhalefet sorunu var.  İçeriksiz ve bomboş bir muhalefet yaparak,  (dahası yıkıcı unsurlarla el ele)  Türkiye'yi Ak Parti'ye adeta kilitlediler. Tüm olanlara rağmen, seçmenlerin gidip gelip oy kullanmasıyla da sistem normalmiş gibi işlemeye devam ediyor; oysa demokrasi için alternatifler olmalıdır.  Bunlar bir alternatif değil asla.  Yaptıkları da masa başı muhalefetidir daha çok. O nedenle sosyal medyada sesleri çok çıkar, sonuçlar alındığında ise "makarna-bulgur, cahiller...!" vesaire şeklindeki sövgü ayinine başlarlar.  Yalanlarla yaşar boş sözlerle kafa şişirirler.  Zaten bu durum  şu  "en güvenilirler"  listesiyle de meydandadır.

Bol bol "gave muhabbeti" yapıp üç enter'la yıllardır köşeleri kapan bir adamın (Yılmaz Özdil),  bazı sayfalarını görünce dumura uğradığım, anaokul seviyesini yer yer zorlayan kitabına 2500 TL verebilmeyi başka sözlerle tanımlayamıyorum açıkçası.  Değil ki  "en güvenilir"  seçmek!

Sözlerime burada son verirken, Gezici Araştırma'ya bu çalışmaları için teşekkür etmek istiyorum. Hem beyaz Türklerin kültür seviyesini ortaya sermişler  hem de "Uzak durulması gerekenler listesi" gibi bişi yapmışlar aslında.  Bakıp kendimize de bir çeki düzen vermemiz gerekebilir  :)

(Listenin tamamını,  yazının sorundaki Yorumlar bölümüne ekliyorum. Bir başka yazıda gözüşmek üzere canlarım.)

10 Ekim 2014 Cuma

 Muhalefetin Halleri -SON


Hatırlarsanız 10 yıla yakın bir zaman boyunca Türk televizyonlarında gösterilmiş (halen de çeşitli kanallarda tekrar bölümleri yayınlanan) "Bizim Evin Halleri" adlı bir yerli dizi vardı. Başrollerinde (bazıları oldukça deneyimli olan) farklı yaşlarda çeşitli tiyatrocuların oynadığı bu dizi,televizyon tarihimizin en uzun soluklu yapımlarından biri olup,  kısaca "aile ilişkileri"ni konu almaktaydı. Kızlar-oğullar, evlilikler, damatlar, gelinler ve beraberinde gelen güzellikler-yükler-sorunlar,  ihanetler,  entrikalar,  kavgalar,  tatlı sohbetler...

Türkiye gibi siyaset gündem ve kürsü konuşmalarında #demokrasi'nin demirbaş mevzuu olduğu bir ülkede  tek parti iktidarında geçen son 10 küsür senede, demokratik bir sistem içerisinde önemli bir yeri olan muhalefetin geldiği nokta üzerine karalamalar yaptığım bu yazıma başlık ararken, bu popüler kültür ikonundan ilham aldım. Ancak muhalefetimizin durumunun bu dizi kadar merak uyandırdığından ve sevenlerince dikkatle takip edildiğinden şüpheliyim.

........ Bildiğiniz gibi,  10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı (CB)  seçiminden  ilk turda  yaklaşık %52'lik oy ile  RTE  köşke çıkınca, .... bir işaretiyle  Ahmet Davutoğlu  yeni Başbakan  ve AKP genel başkanı olmuştu.  Türkiye'deki bir kesim kendisi ile yeni tanışsa da,  bu blogda ... Dış İşleri ile ilgili  -nadiren de olsa-  bazı notlar düşen biri olarak,  bana yabancı bir isim değil bu yeni başkan.

İktidar ve aktörlerine  tüm medya kanalları adeta  "tahsis edilmiş"  gibi olduğundan;  bendeniz bu sığlıkta muhalefet denen gruplar ne yapmakta, ne durumdalar diye bakmak kafa sağlığımız açısından daha hayırlı olur diye düşünmekteyim.  Gelin görün ki nasıl bir sıkışmışlık ve kültürel sığlık içerisindeysek;  muhalefetin hali iktidardakilere bir şekilde katlanacak, hatta zaman zaman onların varlığına şükrettirecek kadar dipsiz bir kuyu niteliğinde... .. Hani normalde güç ve iktidar ile uzun süre sarhoş olmuş egemenlerin yıpranması beklenirken,  üstelik ortaya "sürülmüş" montajlı-montajsız bunca kayıt,  dinleme ve yolsuzluk iddiasına rağmen;  bizde son kertede asıl muhalefet "küçüldü". .. Erimedi belki ama çaresizlik içerisinde kıvrandıkça ya saçmaladı ya çirkefleşti.  Ve sonuçta her halükarda kendisi bir heyulaya,  bir mizah unsuruna döndü.
Tablodan genel bir görünüme bakalım:

Ne dediği, ne savunduğu, neyi planladığına akıl sır ermeyen; yıllardır "Laiklik" hassasiyeti üzerine bina ettiği  (aslında gerçekten "laik" bir devlet olmaktansa, dindarları küçümseyen ve baskılayan) gergin bir siyaset anlayışından gelip bugün CB adayını dahi (Ekmeleddin İhsanoğlu) imamdan seçmiş "ortaya karışık" bir CHP var karşımızda.  Kankitosu: MHP... Mütemadiyen iktidardaki Ak Parti'ye karşı darbe çağrısı yapan,  80 darbesi ve 82 Anayasası ile Kenan Evren'i alkışlayan bir Sol (??)... AKP'yi iktidardan düşürme hırsı  (ve bu yöndeki toleransı)  memleketle alakalı başka hiçbir şeye karşı duymayan endişeli modernler... Topluca perdeledikleri "Gezi kardeşliği" ve abartılı romantizma örneği "Gezi ruhu"... “Demokrasi, Türkiyelileşme,  eşitlik” derken;  bir anda çözüm sürecini baltalama ve ülke sokaklarını ateşe verme, dahası yeni bir "Kürdü Kürde kırdırma ve Kürt halkını zelil etme" dalgası başlatmış;  sorumsuz, art niyetli ve deneyimsiz bazı yöneticileri ile HDP...

Özetle:  İktidarı yıpratayım derken bütün ahlak değerlerini,  en önemlisi akıl ile tutarlılığı ayaklar altına almış;  iktidar karşıtı olmayı devlet karşıtı olmak sanan  mundar bir muhalefet etme biçimi.

Beraber son haftalardan bir kaç örneğe bakalım mesela:



...... Cumhurbaşkanlığı yemin töreni  ve sonrasında yaşanan gerginlikler:

..... 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Meclis'teki yemin töreni öncesi, Başkanlık Divanı'na Anayasa ve İçtüzük kitapçığını fırlattı bir CHP'li milletvekili  (Engin Altay).

..... CHP'nin Cumbaba adayı  Ekmeleddin  ise seçim gününden sonra bir daha ortalıklarda görünmedi. Kameralar önünde mikrofonlara söylediği son sözü şu oldu:  "Bende artık söz bitti."


..... Selahattin Demirtaş'ın (HDP Eş Başkanı ve CB adayı), yemin töreni sırasında yeni cumhurbaşkanını alkışlaması olay oldu. "Erdoğan'ı değil, halkın iradesini alkışladım. Alkışlanması gerekiyordu o iradenin. Adaletsiz olduğunu biliyoruz ama oy verenler aptal, gerizekalı ya da hırsız değil halktır" dedi. Savaş hali dışında yeni cumhurbaşkanı ile görüşmeyeceklerini söyleyen ve Erdoğan'a alkışı yüzünden kendisini eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu  hakkında yaptığı açıklamadan bir alıntı:

“ İlk turda Erdoğan'ı o kürsüye çıkaran CHP yönetiminin tartışılması lazım. Ben üzerime düşeni yaptım, oyumu, heyecanı artırdım. CHP ve Parti yönetimi biraz çalışsa o gün o tarihte yemin töreni olmayacaktı. CHP yönetimi benimle uğraşacağına, bizimle birlikte demokratik mücadeleyi nasıl güçlendirecekleri tartışmasını yürütseler daha faydalı olur.  12 yıldır AKP'yi güçlendiren CHP'nin bu muhalefet tarzıdır, bu şekilde mızıkçılık yaparak bu noktaya getirdiler. ...Erdoğan'ı Erdoğan yapan, O'na fırlatılan kitapçıktır. Halk iradesini alkışlayarak muhalefet yapmalıyız.  Yoksa 50 sene daha ülkeyi yönetir, hata yapa yapa, hırsızlık katliam yapa yapa... O nedenle yeni bir siyaset tarzı getirmeye çalışıyoruz.
50 bin kişinin canını yitirdiği bir sorundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile görüşme yapıyoruz. Kan davası saikiyle hareket edilse dünyada hiçbir sorun çözülmezdi. Kemal Kılıçdaroğlu savaş hali dışında görüşmeyeceğini söylüyor. Ben de savaş hali olmasın diye her gün Cumhurbaşkanı ile görüşürüm diyorum. ”


Bir kadın gazeteci  (Ayşe Hür)  Twitter'da şöyle diyordu:
Peki,  Demirtaş ve HDP alkışladı ne kazandı, alkışlamasaydı ne kaybederdi? Buna cevabınız var mı? / Demirtaş, "Nezaketen alkışladım" deseydi bu kadar tartışılmazdı. Ama 'milli iradeye saygı"  deyince olmadı.


.......... Kişisel Görüşüm:   Bu alkışlama meselesinin,  popüler kültürümüzde çok sıradan hale gelen boş ve kof gündem maddelerinden biri olduğunu düşünüyorum.  Alkışlasa sorun,  alkışlamasa ayrı sorun... Herkesin doğuştan tescilli eleştirmen olduğu şu ülkenin insanları,  dışarıdan bakıldığında inanılmaz mutlu ve meselesiz bir görüntü çizmekte...  "Muhtar bile olamaz"  denen bir adam  CUMHURBAŞKANI  dahi oldu ve insanlar hâlâ halkla alay, AKP'nin kaçıncı senesi olduğunu hatırlayamadığım bugün bile makarna, bulgur muhabbeti!  Ve şimdi de  "alkış tartışması":
Nasıl olur da Cumhurbaşkanı alkışlanırmış...  Ya sabır!

Karaktersizlik,  ikiyüzlülük ve nezaketsizlik:  Üçü bir arada.  Bu bütün TR'nin bir resmi. ...Alkışlamasaydı peki ne değişecekti? ...IŞİD/ISIS  mi düşecekti,  yoksa iktidardakiler utanıp makamdan feragat mı edeceklerdi?
İnsanlar aptal aptal boş şeyleri tartışıyor bizde.  Kalibre bu kadar.
Çene ishali  sorunu var.  Bundan hepimiz muzdaribiz.

OYSA ORTADA ÇOK DAHA ÖNEMLİ BİR MESELE VAR:

Cumhurbaşkanlığı seçim yarışında en etkili ve gelecek vaat eden muhalefeti Selahattin Demirtaş yürüttü. Daha çok demokrasi, daha çok eşitlik, adalet ve özgürlük dedi. Yıpranmış ve çökmüş siyasi dilden uzak durarak genç, dinamik ama gerçekçi, ırkçılıktan uzak, olumlu dil kullanan bir siyaset ortaya koymaya çalıştı. The Cemaat'e rest çekti. Asıl mesele bu duruşta gösterilecek kararlılık noktasındaydı. Ve maalesef adım adım bu çizgiden uzaklaşıldı.

The Cemaat'in (#Fethullah) “Hırsızlar!” söylemini benimseyip, tipik CHP siyaset melzamesi olan "yolsuzluk" üzerinden iktidara yüklenip, sanki çözüm süreci hiç yokmuş gibi davranmayı seçim stratejisi olarak belirlemesi...
"Anti-AKP"  tarzı siyasetle muhalefet etme kararları...
"Seni başkan yapmayacağız"  retoriğine abanması...
Ulusalcılar ve şahinlerle dirsek teması...
Türkiye'nin pesimist kesiminden olduğu kadar geleceğe umutla bakan kesiminden de oy alacak bir siyaseti kuramamak...
"Demirtaş yeni Türkiyeye inananlardan oy istemek yerine, eski Türkiyeyi özleyenlerden oy istemeyi tercih etti" diyordu kendisine oy verip sonradan pişman olmuş bir genç adam.




Ve son kertede geldikleri noktaya bakalım:

"Kobane düşerse barış görüşmeleri de sona erer"  tehtidi!
Hem TR'nin tampon bölge kurmasına karşılar,  hem Suriye'de Esad güçlerine karşı savaşılmasına karşı oldular ve "Suriye topraklarında Savaşa hayır!" mitingleri düzenlediler (geçen sene)... Hem yıllarca TSK ile silahlı mücadele yürüttükten sonra şimdi de Kobani'deki Kürtler için TSK'nın savaşmasını istiyorlar... ..Tutarlılık yerlerde!
Kobane (Ayn-el Arap) meselesinde ise Kürtlerin kendi aralarında bölünmüşlükler mevcut.  Peşmergeye karşılar, bazı Kürt gruplara karşılar... (IŞİD tam Irak Kürt bölgesine doğru saldırılarını yoğunlaştırırken, Barzani ve peşmerge ile tüm bağları koparmalar...)
"Daha dün Suriye'de meşru muhalefete silah gönderildiğinde bunu insanlık suçu sayanlar, şimdi kalkmış silah istiyorlar. Bunu kimden istiyorlar? IŞİD'i desteklediklerini ifade ettikleri Türkiye'den. Peki, Türkiye IŞİD'i destekliyorsa siz de buna inanıyorsanız nasıl silah istiyorsunuz, bu nasıl bir politik tutarsızlıktır nasıl bir öngörüsüzlüktür?"
CHP ve HDP tezkereye önce "hayır" diyor; şimdi ise "Türkiye Kobani'ye müdahale etmiyor!" diyerek halkı sokağa dökmeye çalışıyor. Oksimoranluk bu!  Kimin ne dediği belli değil. Sadece Türkiye'den Kobane'ye koridor açılsın istiyorlarmış, TR girerse işgalci sayacaklarmış... Yalnız Barzani güçleri ve gönüllü savaşçılar girebilsinmiş...

Böylece yıllardır bahsettikleri "halkı sokağa dökme kartı"nı nihayet öne sürdüler. "IŞİD ve Kobani protestoları" sırasında pek çok şehirden iç savaşa gidildiği izlenimi veren görüntüler ve çatışmalar gelmekte.. IŞİD ile alakası olmayan Hizbullah ve Hüda-Par'lıların evlerine saldırmalar... Onlarca ölü, kafası taşlarla ezilerek öldürülen Hüda-Par'lı bir genç... Sonradan Hüda-Par'lıların da karşı saldırıları... (Ertesi gün kapanmış ya da kapatılmış) bazı Twitter hesaplarından yapılan tetikçilik ve istihbarat faaliyeti ile yayınlanan acayip infaz tweetleri... Van'da Diyarbakır'da Antep'de dükkanlarına saldırılanlar ve olaylar sırasında vahşice öldürülenler...

"Yaşlı-genç, Hizbullahçı, PKK'lı 24 Kürt daha öldürüldü. Hem de Kobani'de Kürtler ölmesin diye... Kürtlerin 6-7 Eylül hadisesinin baş sorumlusu,  insanları yalanlarla dolduruşa getiren,  sokakta IŞİD'çi avına çağıran HDP ve Kandil'dir" diyor bir gazeteci.

"Meydanlarda Erdoğan için katil diye bağıran Demirtaş bu kanların hesabını nasıl verecek? Barışa sıktığı bu kurşunları nasıl temizleyecek?" diye soruyor bir genç adam Facebook'da.

Kürt hareketinde çok fazla aktör var,  çok fazla kurumsal farklı yapı...
"Kürt hareketinin içindeki kontrol edilmeyen enerji noktaları"ndan bahsediyor Etyen Mahçupyan.  Şu anda asıl sıkıntı siyaset yapmayı bilmiyor oluşları. Onun için bildikleri şeye, yani sokağa yöneldiler hemen. Türkiyelileşme çabası içerisinde olduğunu söyleyen HDP'nin ülkeyi getirdiği nokta işte bu!
Nedir peki istedikleri?  Kobani'ye yardım mı?  Yardım isteyen böyle mi yapar?
Siyasetçilerin, medyanın, ve halk kalabalıkları içerisindeki insanların konuşmalarına kulak verince "Eyvah!" dedim, gene döndük dolaştık bu yoz bakışa mı geldik?



Aysel Tuğluk'un Twitter'daki bu paylaşımı hakkında bir kişinin yorumu:

"Bu nasıl bir sorumsuzluktur! Siz siyasetçisiniz ve tahriklerinizle 16 kişi ölmüş!  Sizin yerinize utandım!  (*)

Son dönemdeki en büyük hayal kırıklığım, Selahattin Demirtaş. 14 kişi ölmüş, adam Atatürk büstlerinin yıkılması için üzgünmüş." (@bastemSumeyra)



"1 yıl önce adım adım şeriata gidiyoruz diyen adam,  ''Helal IŞİD'e  PKK'lı piçleri vuruyor''  diyor.
Düşünce açısından çöl gibi bir toplum. Kimin ne düşündüğü belli değil. Kutuplaşmayı bile beceremiyor."  (@_Slow_Loris_)

Düne kadar icinden Cumhurbaşkanı adayi çıkarip % 10 civarında oy ve takdir toplamış,  barış ve çözüm surecini finale taşıyacagindan kimsenin bir kuşkusu olmadığı;  bugün ise hedefteki bir Kürt Siyasi Hareketi...
TEBRİKLER HDP ... (Mehmet Cek)



Twitter'da Fırat Erez'in, Tr'deki AKP ve RTE karşıtı muhalefet biçimi üzerine geçen ayki bir tweeti:

"Kulaktan kulağa oynamayı enformasyon, küfretmeyi mücadele, nefreti erdem, yenilgiyi zafer sanan ve okuduğunu bile anlayamayan zavallılar."
(@FIRATEREZ,  1)
Yüzleşin artık, hem süreci hem de ülkeyi bitirmek isteyenlerin ekmeğine yağ süren boktan siyasetlerinizle.. Gezicisi devrimcisi solcusu vs.. ... (2)
HDP'nin serhildan çağrısına Kürt halkı uymadı,  bu yüzden de meydan ite kopuğa kaldı. Hiçbir provokasyon sökmeyecek, enseyi karartmayın.  (3)



Gelin,  Halil Berktay'ın son haftalardaki gündemi değerlendirdiği yazısına da kulak verelim:

............ Yerel seçimlerin ardından, cumhurbaşkanlığı seçimi de şu çoktan miadını doldurmuş, çürüğe çıkma zamanı gelmiş muhalefetin bozgunu, iktidarın ise  (biraz da bu yüzden büyüyen)  başarısıyla sonuçlandı.
Gene beklenen beceriksizlik ve kafa karışıklığındaki Kılıçdaroğlu, hem Başbakan Davutoğlu'nu değil Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı muhatap alacağını, hem Erdoğan'la (da) konuşmayacağını beyan etmek gibi hafiflikler arasında gitti geldi. CHP kongresi, Atatürkçü-Ulusalcı kanadın çoğunluk sağlayamasa da partinin dönüşümü ve yenilenmesine ne büyük bir engel teşkil ettiğini bir kere daha ortaya koydu.
...
İsrail'in Gazze saldırısı sırasındaki, hükümeti İsrail ile dolaylı-dolaysız işbirliği içinde gösterme çabaları, haftalardır hükümeti şimdi de IŞİD ile işbirliği içinde gösterme harekâtı biçiminde devam ediyor. Efendim, IŞİD saldırganlığı ile AKP'nin yeni-Osmanlıcı hayalleri aynı şeymiş. Türkiye IŞİD'i bir dönem doğrudan desteklemiş;  şimdi bile, kaçak petrol satışına da, öte tarafa geçen cihadçı militanlara da göz yumuyormuş  (BBC'nin aksi yöndeki ayrıntılı haber ve grafikli analizlerine rağmen).

* Zaten ne olmuş da herkesi öldüren IŞİD 49 rehineyi serbest bırakmış; mutlaka bunun içinde (kötü) bir iş olmalıymış.
* IŞİD tehdidi altındaki Kobane,  günümüzün Stalingrad'ıymış; 1942 sonbaharında Alman Altıncı Ordusunun durdurulduğu, İkinci Dünya Savaşı'nın o büyük dönüm noktası kadar hayatîymiş Kobane, günümüzün anti-faşist ve anti-emperyalist mücadeleleri açısından (ömrümde bu kadar orantısız mübalağa görmedim).
* Öte yandan, böyle bir durum karşısında, Türkiye ve Suriye Kürtleri ile TC arasında en azından bir çıkar birliği, belki fiilî bir ittifak doğduğunu (ve bunun çözüm sürecini güçlendireceğini) mi sanıyordunuz (benim gibi)? Meğer ne kadar yanılıyormuşuz; IŞİD konusunda Türkiye ile Kürtler aslında birbirine düşman ve karşı taraflardaymış. Zira gene IŞİD'i kullanarak başka “caniyane planlar”ı da varmış hükümetin. Niyetleri, önce Kobane'yi IŞİD'e katlettirmek, sonra da IŞİD varlığını bahane ederek 100-150 kilometre derinliğine kadar bütün Rojava'yı (Kuzey Suriye Kürdistanı'nı) işgal etmekmiş. Batılı Müttefiklere böyle yaranılacak ve “çözüm süreci” de bu komploya feda edilecekmiş.
* Gene aynı kafaya göre, Sünni Türkler ile diğer din ve mezhepler arasında şu veya bu ölçüde bir eşitlik veya çok-kültürlülük sağlamak şöyle dursun, AKP'nin bütün niyeti diğer bütün inançları yok edip tek yanlı bir Türk-Müslüman hegemonyası kurmakmış (yani aslında IŞİD'den hiç farkı yokmuş bu açıdan).
("Kuşbakışı",  Halil Berktay.  29 Eylül 2014 - Serbestiyet.com)




........................... CHP:  "Hükümet bize salon vermiyor!"  ;(
CB seçimi sonrası CHP'de yaşandığı iddia edilen hareketlilik sonrası, 5 Eylül'de parti kurultayı düzenlendi. Muammer İnce başkan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı yarıştı, Kılıçdaroğlu yine seçildi. ... (Zerre kadar ilgimi çeken bir parti değil,  ancak onlar da bu toprakların değerli bir parçası olduklarından bu notu düşmek istedim.)

Benim çevremdeki çok sıkı CHP'lilerin bazıları "belediye" seçimlerinde partilerine oy vermiyor mesela, oy da kullanmıyorlar. Genel olarak CHP'li belediyelerin çalışmadığı yönünde bir kanı var. O değil de... Kemalistlerin gözüne perde indi  -belki de hep perdeliydi gözleri/gönülleri-... En olmaları gereken zamanda, tam bir hayal kırıklığı oldular. Daha kötüsünün ne olduğunu merak etmiyorum şahsen.)

"12 yıllık bir iktidarın varlığı düşünülürse, kılını kıpırdatmasa oyunun artması gereken ana muhalefet için ne acı bir tablo değil mi?"

diye soruyor (ya da soru sorarmış ayağına yatıyor) Melih Altınok bir yazısında.  Parça parça devam edelim:

......... "Milyonlarca insanın oyunu alan ana muhalefet partisi kurultay için neden bir alışveriş merkezini seçer? Peki sizce Cumhuriyetle yaşıt bir partinin bu kaçıncı acemiliğinin nedeni ne olabilir? Sorun para olabilir mi? Elbette hayır,  CHP Türkiye'nin en zengin partilerinden.
Organizasyon için adam yok desek, yüzlerce il ve ilçe örgütünü, onca üyeyi nereye koyacaksınız? Yoksa Genel Merkez'in bazı aklıevvellerinin, Kurultayın bu hâline isyan eden partililere verdiği şu cevaba mı odaklanmalıyız?
......... "Hükümet bize salon vermiyor!"
Ülkedeki illegal örgütler bile kongre, konser vesaire için devletin, belediyelerin ya da STK'ların salonlarını kiralayabiliyorlar ama koskoca CHP yasal kurultayı için salon talep ettiğinde engelleniyor! Ve sinekten diktatörlük yağı çıkartan CHP yönetiminin bir anda "efendiliği" tutuyor! Kimseciklere, basına falan bir şey demiyor.
Hakikaten acıklı bir durum ancak ne yapacaksınız? Nasıl olsa "18 yaş altına içki satışının yasaklanması bonzai tüketimini arttırdı"  türünden incilere aç bir kitle de var, vur komplo teorilerinin dibine! Böylece bir süreliğine daha kurtulursun sorulardan... Ah Keşke siyaset örgütlülük, yönetim ve planlama olmasaydı,  o zaman kesin iktidar sizindi."
("Mesele sadece siyaset değil siz hâlâ anlamadınız mı?", Melih Altınok. 16.09.2014 - Türkiye)



.......... Kişisel Görüşüm:   CHP tarihsel misyonunu çoktan yitirmiş bir parti. Askersiz siyaset yapamıyor.  Ben yine Hakkı Devrim'den şu alıntı ile CHP'ye ve CHP'lilere saadetler dileyeyim,  2009 yılından geliyor:
"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. (...) Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ («gelişip büyüme») imkânı bulsun."
("CHP'den kime ne hayır gelir!", Hakkı Devrim. 21/11/2009,  Radikal)

Hâlâ hortlakta ısrar ediliyor. Asıl garabet bu bence :(
Ergenekonculara şemsiye olmuş, Sinan Aygün gibi bir adamı Meclis'e taşımış, Tuncay Özkan garabetlerine tav olmuş,  reel dünyadan kopmuş bir parti... Ölmüş de öldüğü kalabalıklardan gizlenen liderler gibi...
"Dersim'de analar ağlamadı mı?"  argümanıyla barış sürecine karşı çıkan, Kürtlerle silahlı mücadelenin devam etmesini isteyen, ve ülkede askeriyenin tahtına boyuna yakıt pompalamayı seçen Onur Öymen'leri...
Son yıllarda iyice etnikçi, ayrımcı ve bölücü bir klik tarafından yönetilmesi...
Leş gibi kokuyor parti ve kitlesi, ama cenaze merasimini düzenleyeni yok.


Hak hukuk arayışında, toplumsal eylemlerde CHP milletvekilleri bulunmakta.  Peki ya CHP gençliği nerede?  Yada CHP neden katılmıyor?  (@muratdemircim)

Hep söyledim,  gene söylüyorum:
CHP'nin  "tatlısu muhafazakarı"na değil,  "Atatürk'e mesafeli seküler"e ihtiyacı var....(Reşat Çalışlar)

Sittin sene iktidar olamayacak ve olmaya da aday olmak istemeyen CHP yönetimi, daha da gericileşip, Tayyipciliğe yöneldi. Fetullahcılığa sırtını dayadı. Göle yoğurt mayası atıyor. Dersimli Kemal, senin dedelerin görseler bu afralarını tafralarını, kendilerini niye hadım ettirmediklerine hayıflanır, nalet okuturlardı.
(...)
Kobani sınırında, HDP'li milletvekili bayan, eline taş alıp atıyor diye, Halk TV'de söylettirmediğiniz kalmadı. Bu düşmanlık bu kışkırtma neyin nesi? Polis ve asker aynı ekrandan halka saldırıyor, "polise mukavemet oluyor" diyorsunuz, savcılığa soyunuyorsunuz. Bu teşkilatlar, halkın anasını ağlatsın, sizse alkış vurun, ama sıra size gelince ciyak ciyak bağırıyorsunuz. Bunu Ergenekon'da gördük. Daha 12 Eylül de solu bu şekilde diskalifiye etmediniz mi, şimdi mercekle eski solcu arıyorsunuz. Eski sol uyandı,  sizlerin bu adi siyasetini yakından tanıyor.
Ülke elden gitmiş taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak, CHP hep aynı borazanı öttürüyor, yani yat borusu borazanını, hepiniz yatın uyuyun. Kavun karpuz yata yata büyürmüş. Büyüdüğünüzde birilerin sofrasına meze olursunuz. Oldunuz da aslında.
(İhsan Seğmen)



Hatırlarsanız yıllar önce Uğur Dündar'lı ekran şovları ve ertesinde gelen İklim Bayraktar olayları, Deniz Baykal kaset skandalı ile CHP'nin başkanlığına tek hamlede (bir medya darbesi ile) çıkmıştı Kemal Kılıçdaroğlu (KK). Uğur Dündar'ın yönettiği bir karşılıklı atışma-tartışma canlı yayınında Melih Başgan ile karşı karşıya gelmişti hatta  :)

Öncesinde bir de AK Parti'nin o dönemki Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat  ile bir tv karşılaşması olmuştu.


...... Geçmişten bir kare:   Dosya şovları ve sadece "yolsuzluk" üzerinden yapılan eleştirel siyaseti etkin bulmuyorum.  Ancak daha da önemlisi Kılıçdaroğlu'nun yeterli siyasi deneyim ve kararlılıkta olduğunu düşünmüyordum o dönem.  Neticede benim görüşüm buydu ve şahsi çekincelerimi çeşitli platformlarda dile getirdiğimde,  büyük bir mukavemet ve dışlanma ile karşılaştım. .. AKP kitlesinin RTE'yi Peygamber mertebesine yükselttiğini söyleyip onlara söven Kemalistler'in,  KK'yı ne biçim totemleştirdiklerini  gözlemlemiş oldum böylece.

KK eleştirilerim yüzünden sözlüklerdeki tüm entry'lerim bir anda kötülenmeye başladı.  (Private Sözlük gibi çok sesliliğe imkan tanımayan bir platformda bambaşka bir hikayem de oldu:  Moderatörlerinden biri, "istenmediğim ve kitleyle görüşlerimin uyuşmadığı bir yerde hâlâ neden yazmaya devam ettiğimi"  sordu özel mesajla.  Yıllardır,  -çoğunlukla da siyaset dışı konularda-  katkı sunduğum bir internet ortamında,  sırf birkaç yorumumda  Kemalizm ve KK eleştirisi yaptım diye  "kibarca kovuldum" anlayacağınız... Ancak muhalif medyaya bakarsanız,  "sansürcü" olan RTE ve AKP'dir biliyorsunuz  ;))

...... Nasılsa "halkçı" ve dahi "Gandi" görünümlü,  Alevi Kürt ama Soner Yalçın yazıları ile en has Türk çıkartılmış KK onlara oy sıçraması yaşatacaktı.  Kılıçdaroğlu eleştirisine geçit yoktu.  Ancak -nedense- olmuyor,  olamıyor bir türlü.

Sanırım bunu gören birileri,  son CB seçiminden sonra parti içi alternatif liderler yaratmaya başladı.  Muammer İnce  ve  (yine Dündar'ın sahnesi ile)  Tuncay Özkan.



Tuncay Özkan  adı daha önce birkaç #Ergenekon etiketli yazımda geçmişti. Mesela 2010 Ağustos ayında, devam eden Ergenekon duruşmaları arasında şöyle demişim:
.... Tuncay Özkan'ın,  ve art  adlı televizyon kanalında Emin Çölaşan'la program yaptığı dönemlerde Mustafa Balbay'ın kibrini, "Küçük dağları ben yarattım" havalarını görenler için bu tablolar ayrıca bir ibretlik oldu ya, anlayana! Bugün Bülent Arınç'ın merhametine düşmüş durumdalar.  İçi boş bir kibir, ivedilikle utanç getiriyor sahibine.

İleride Tuncay Özkan'a özel olarak da değinebilirim, neyse... Güncel mevzuya gelirsek,  ulusalcının kurdu ulusalcıdır malum:
CHP'ye katılan ve Kılıçdaroğlu'nu destekleyen Tuncay Özkan ile Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu,  Halk TV'de yayınlanan Uğur Dündar'ın sunduğu Halk Arenası programında  canlı yayında  "atışmışlar"!  :)




Tekrar  Fırat EREZ  ile devam edelim:
"Gezi"nin riyakarlığı aşılamaz denmemeli. Dün "Cemaat kadrolaşıyor" diye ağlaşanların, umutlarını o karanlık örgüte bağlaması hepsini aşar.  (i)

"Aslında, kendinize gelmeniz için sağlam bir köteğe ihtiyaç var ama atılmayacak. Ya kendinizi iyileştireceksiniz,  ya da yitip gideceksiniz..  (ii)

Dünya'ya bu kafayla bakanların ayılmasını beklemek, zaten baştan yanlış.  Yenilginin hıncı ve nefretten ölecekler." (iii)




MHP  Isparta milletvekili  Nevzat Korkmaz,
"Suriye'den gelen mülteciler arasında 1915'te tehcir edilen Ermeniler de var mı?"  diye sormuş.

(Irkçılık kaynıyor buralar.)

Bağcılar MHP binası, içinde insanlar varken ateşe verilmiş. Türkiye'nin sorunu: "yanan"ın "Kim" olduğunun önemli olması. ...(Tarık Beyhan)

(Bu arada bazılarının dediği gibi, "kimi söylem ve hareketlerine ne kadar kızsak da,  Devlet Bahçeli sağduyusu diye bir gerçek var bu ülkede."  Hakkını teslim etmek lazım.)





Bir diğer dikkat çeken mevzu da OdaTv adlı Ulusalcı-Kemalist (?) sitede, son yıllarda aralıklı olarak yazıları yayınlanan Rafael Sadi'nin, Türkiye'de yaşayan Yahudileri CHP çatısına çağırması idi. Rafael Sadi, Hastürktv'de de çeşitli yazıları yayınlanmakta olan, sanırım T.C. kimliği de taşıyan bir İsrail vatandaşı ve "gazeteci" olduğu söylenen bir isim. ..... Ergenekon iddianamesi-OdaTv davasında,  ilgili sitenin Mavi Marmara saldırısından sonra bazı Yahudi çevrelere yakınlaşmasından bahsedilmiş ve Rafael Sadi'nin de adı geçmişti. Bir süre sesi soluğu çıkmayan bu şahsın, OdaTv'de tarih itibariyle en son yayınlanan "Yahudiler CHP'yle barışıyor mu" başlıklı yazısının ana fikri özetle şu:
"Anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) Türkiye'de yükselişte, öyleyse çözüm bir siyasi partide ve dahi CHP'de!"

.......... Kişisel Görüşüm:   Popüler kültürümüzde,  İsrail ve Yahudiler konusunda yüz kızartıcı bir lisan kullanımı ve saygısızlık olduğu doğru, yıllardır olduğu gibi.  Özellikle son senelerde yaşanan gerginliklerle  (Mavi Marmara, Bulut Sütunu Operasyonu, Gazze saldırıları ile,...)  ancak daha da özünde Müslüman ülkelerde demokrasiye sıcak bakmayan, "Ak Parti iktidara geldiğinden beri de endişeli-rahatsız bazı Yahudi çevreler".

Kişisel olarak sosyal medyada oldukça seçimli bir takip sistemim olduğundan, genel kalabalıklardaki durumu çoğu zaman takip etmem. Ancak biraz başımı dışarıya çıkardığımda, TR'de Anti-Semitizm ile karşılaşmak için özel bir çaba ve zaman harcamanıza gerek olmadığını da peş peşe defalarca gözlemledim.
Hal böyle iken Yahudiler açısından çözümü siyasette ve dahi ana muhalefette aramak,  hele CHP'de?
Sanırım ya saf olmak ya da ilgili partinin söylemini kökten benimseyerek  "halkın (ve dahi herkesin) aptal olduğuna kanaat getirmiş olmak"  gerekli böyle reçeteler yazabilmek için.


Demek ki Rafael Sadi,  Hastürk.tv  ve  destekledikleri siyasetçilerin çıkarları;  AkParti karşıtlığından geçiyor.  Bu uğurda Türkiye'nin iç işlerine ve iç siyasetine açıkça karışma ve yönlendirmeler yapmakta beis görmüyorlar.

Biz Türk vatandaşları olarak Gazze'deki zulmü ve sivillere yapılan saldırıları eleştirdiğimizde  "Size ne İsrail'den, size ne Filistin'den! Burada bizlerin neler yaşadığımızı ve yaşanan olayları bilmeden?"  diyen ve bazı açılardan haklı olan bu insanlar;  mevzu Türkiye olunca  "Gezi kalkışması"  da denen olaylardan tutun,  desteklenecek siyasi partiye kadar geniş bir skalada propaganda yapmaktalar.

Haklı davalarında kendilerine başarılar dilerim. Rafael Sadi'nin  Tuncay Özkan hakkındaki "idealist" ve gelecek vaat ediyor yorumlarına ise hiç girmiyorum. Yalnız belirtmek isterim ki ulusalcı bazı siteler gibi onlar da (HasTürk ve OdaTv)  Tuncay Özkan eleştirilerini yayınlamıyor.

Şurası önemli:  Ülke  (ve dahi bölge olarak)  bir barış ümidinden geçerken,  bunun gerçekleşmemesi ve barış olmaması için uğraşan çevrelerin siyasi desteklerine gelmemek gerekir diye düşünüyorum.
Bu topraklara bir borcumuz varsa ya da bırakmak istediğimiz bir takım izler,  "içeriyi mikserlemek"  isteyenlere karşı temkinli olma  ve  sapla samanı karıştırmama zamanı.





***

İlgilenenlere: "Kobani üzerinden tuzağa düşmek" (7 Ekim 2014 - TimeTurk)


Bu yazı da dikkat çekici idi,  kısa bir bölümünü alıntılıyorum burada:
"Kobani ve olaylarla ne amaçlanıyor"
(9 Ekim 2014 - TimeTurk - Nevzat Çiçek)
Aynı söylem bir taraftan Türkiye IŞİD'i destekliyor derken, diğer taraftan da IŞİD'İn hedefi İstanbul diyebiliyordu.  IŞİD üzerinden Türkiye'nin "Bekle gör" politikasındaki yanlışlık gibi Kürt siyasetçileri de Suriye'deki her sakallıyı,  her grubu IŞİD ilan ederek Türkiye'yi suçluyorlardı.
...
Türkiye, güvenli bölge ve Esed'e karşı mücadele şartı ile birlikte Suriye bataklılığına girmemek için direndi. Bu direnme gerçekleşirken Kobani üzerinden “Yardım yapmıyor” algısını da insani yardım dışında kıramadı. Keşke Türkiye ilk günlerden itibaren bütün bu olup biteni öngörse ve Barzani Peşmergelerinin Kobani'ye girmesi için çağrı yapsa yada "Bekle gör" politikasını bırabilseydi bu da olmadı.  Bütün bunları bir araya getiren Kürt siyasi hareketi,  “Türkiye Kobaniyi düşürmek istiyor”  tezinin kuvvetlice işlenmesine yol açtı ve kabul etmek gerekir ki son durumla birlikte de buna inananların sayısı oldukça arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın IŞİD ve PKK'yı bir tutan demecinin de çok ciddi kırılma yaşattığımı unutmamak lazım.


Yazım burada bitiyor. Ancak yine de geçtiğimiz ay okumuş olduğum ve atlamak istemediğim bir yorumu sizlerle paylaşmak istedim:


Demirtaş'a yönelik “bir katili/hırsızı nasıl alkışlar”, “bizi sattı”, “AKP yandaşı”, “o da seçmenine nezaketsizlik yaptı” vb. çıkışmalar beklendiği üzere esas olarak Kemalist-Sol kesimler arasından geldi. Buradaki linç motivasyonunun sebebi büyük ölçüde Demirtaş'ın bu davranışı ile Erdoğan'ın bir cumhurbaşkanı olarak meşruiyetini tanımış olduğu fikridir. Bu tipolojideki muhaliflerce bir nefret objesine dönüştürülen ve kötülüğün pür hali olarak ikonlaştırılan Erdoğan'a yönelik herhangi bir nezaket, “prosedürel”  bile olsa,  tahammül edilir bir durum değildir.

Bu muhaliflik Cemil Bayık'a bile “marjinal” gelen sınırlı bir çevrede hâkim olsaydı üzerine fazla konuşmaya gerek olmayabilirdi. Esasen devrimci-köktenci grupların  muhalefet strateji ve taktiklerinden oluşan bu tarz  ana akım muhalefete de sirayet etmiş, muhalefet etmenin belli başlı yolu olarak hegemonik bir hale gelmiş durumdadır. Öyle ki, bu tarz ile uyuşmayan herhangi bir eleştirel pozisyona kesinlikle izin verilmiyor. Farklı bir “muhalif hal”, “Demirtaş'ın Alkışı” örneğinde görüldüğü gibi en kısa zamanda çevrelenip görüldüğü yerde hunharca bir saldırıyla bin pişman ediliyor.
...
Muhalifliği tanımlayan şey kesinlikle sahip olunan değerler, ilkeler, vizyon, gelecek ideali, politik amaçlar veya adı konmuş siyasalar (belki geri planda sinik halde bulunan idealize edilen geçmiş veya hiç gelmeyecek ülküleştirilen bir gelecek) değil. Sırf ve sadece karşıtlıktan beslenen bu muhaliflik  “hedefin” öne süreceği siyasaları ve yapacağı hataları bekliyor, ardından bunların tam karşısında pozisyon alarak cepheden bir reddiyeye girişiyor.

Bu tarz, bütün o pro-aktif görüntüye rağmen, Erdoğan/AKP karşısında kendini aslında edilgen kılan bir muhalefet etme biçimidir. Her seferinde geriye muhalefet adına kala kala kategorik bir Erdoğan/AKP karşıtlığı kalıyor. Bu edilgen muhalifliğin kaynağında ise Erdoğan'ı/AKP'yi tanımayı ısrarla reddeden çarpık ve işlevsiz bir stratejik duruş yatıyor.
İlk seçim başarısından bu yana şu ya da bu vesileyle Erdoğan'ın/AKP'nin meşruiyetinin sorgulanmadığı ve her meselenin bir şekilde getirilip bir rejim krizine bağlanmadığı pek bir olay neredeyse yok gibi... Korktuğu bir şeyle mücadele yöntemi olarak gözlerini sıkıca kapatıp, etraftaki ve içindeki sesleri bastırmak için tepinip bağırarak hep aynı şarkıyı söyleyen bir küçük çocuğun davranışına benziyor bu. “Laf sokmalar”, “kapak yapmalar”, “küçük düşürmeler”, “aşağılamalar” ve “suçlamalar” gibi kısa erimli ergen tipi hazlar ile yetinmeyi vadediyor. Bu muhaliflik, Erdoğan'ı/AKP'yi  “hedef/düşman”  görmek yerine siyasî rakibi olarak kabul edip onunla siyasî mücadeleye, müzakereye ve pazarlığa girmeyi reddederek ülkenin siyasî yapılanmasında ve şekillenmesinde aktif bir rol üstlenmeyi de reddetmiş oluyor. Ülkenin yapılanmasında muhalefetin kendi politikaları ve vizyonu ile yer alması gerektiği yönündeki seslenişler ise kulaklarına “siz de AKP'li olun” daveti olarak ulaştığından, duygusal bir infiale yol açıyor. Üstelik, bu anti-siyaset yüzünden amaçladığının tam tersi sonuçların,  yani rakibinin “siyasetinin” gerçekleşmesini büyük ölçüde kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor olabilir.
Demirtaş ve Kürt siyasî hareketinin Türkiyeleşme hedefini yürütürken, işlevsel ve kendisini etken kılacak bir muhalefet tarzında sebat mı edeceğini, yoksa arkaik sol ve Kemalist mahallelerinin baskısına boyun mu eğeceğini şimdiden söylemek zor gibi.
(Cennet Uslu.  Hurfikirler.com)




-EK-  Blog yazlarında sadece 20 adet etikete izin verildiğinden şunları ekleyemedim, yazının altına not düşüyorum:
.......... TSK, Fethullah, silah, Hakkı Devrim, canilecanan, Ekşi Sözlük, Private, Diyarbakır, internet, sansür, insan hikayeleri, hayal kırıklığı, kibir, para, Ermeni, İsrail, Gökçek, Mahçupyan, MTA, Twitter, 12 Eylül, demokrasi, popüler kültür, televizyon.

26 Ekim 2012 Cuma

 Twitter'dan derlediklerim  (Ekim2012-I)


28 ŞUBAT
Uğur Dündar:  Ben de 28 Şubat mağduruyum.
(Yok artık, daha neler!  Bu kadar da cıvıklaşmayalım afedersin.)


Hilmi Özkök:  Bazı siyasetçilerin bizden yardım ister gibi durumları oldu.
2002-2006 yılları arası  Genelkurmay Başkanlığı yapmış Özkök'ün  Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'ndaki  beyanları için:  tıklayınız
(alternatif link)

TBMM  Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na  bilgi veren  Show Tv ve Turkcell'in sahiplerinden Mehmet Emin Karamehmet, 28 Şubat döneminde Nazlı Ilıcak'ın işine son verilmesine ilişkin bir soruya şöyle cevap verdi:   "Nazlı Hanımın ayrılmasına oğlu neden oldu. O genel müdürdü, kendisi istemedi. Babamı batırdı burayı da batıracak diyerek annesinin ayrılmasını oğlu istedi.  Ama daha başka konuşuluyor."
(Kaynak:  Medyatava)

Sırrı Süreyya Önder (BDP İstanbul milletvekili, 2011 seçimlerindeki Bağımsız adaylardan) 12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi'nde işkencecisi olan Raci Tetik ile komisyonda yüzleşti. İşkencecinin eylemleri kabulü ve rahat tavırları dikkat çekti.



BALYOZ  sanıklarına 20 yıl hapis talebi
"Aytaç Yalman'dan Darbe İtirafı" - Balyoz Darbe Planı'nın yapıldığı dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Aytaç Yalman, "Darbeyi ben önledim"  diyerek  Balyoz'u itiraf etmiş oldu.

Dönemin Gn.Krm.Bşk  ve  KKK birbirleriyle  "Darbeyi sen değil, ben önledim" yarışında.  Ama iman sahipleri hala Balyoz tümüyle sahtedir diyor.
(Ferdan Ergut - ‏@FerdanErgut)

Çetin Doğan'ın  mahkeme önünde mehmetçiğe ayakkabılarını sildirmesi darbeden beter.   (@mysticalman06)

12 Mart'ta  Deniz'leri  "teşebbüs"ten  ipe çeken darbeci teröristler,  niye ağlıyonuz lan?  Siz teşebbüsten 20 sene alınca acıttı mı 20 sene?
Asıl ve gerçek ve tek fikirleri kendi ayrıcalıklarıdır.  Sağla bir olup sola,  solla bir olup sağa saldırır ve muktedir kalırlar.
TSK kötü bir şey yapmaz. Yaptıysa da arkasında ABD vardır. Kenan Evren gibi birini bulup yaptırmıştır.  Özü itibariyle şeker gibi ordudur.
(Mehmet Ördekçi  -  ‏@mehmet_ordekci)

Darbe girisimlerinin basarisiz olmasina sevinenlerle uzulenlerin anlasmasi da gerekmiyor zaten,  dunyalarimiz ayri deyip gecelim.
(Ufuk Uras  -  ‏@UfukUras)



#KurdishHungerForFreedom
Cezaevlerinde yaklaşık 680 hükümlü açlık grevinde 46. günü tamamladı. Tepki ve talepleri: Öcalan'a tecritin sona erdirilmesi, Kürt kimliği ile ilgili temel hakların tanınması.   (Anadilde eğitim ve Anadilde savunma)

"Ölütapıcılığı"nın bu denli yaygın olduğu bir ülke olmasak  belki yaşayanları her şeye rağmen sevebilme inceliğini gösterebilirdik.   (@HektorVartanyan)

İhlas suresi Diyarbekir'de yaşayan dört halkın dilinde cami kapılarına asılmış: Türkçe, İngilizce, Almanca, Rusça..:  pic.twitter.com/m0HCFtjv
(‏@ruhavi)

On yıllardır kaç kere  "Barış çok yakın"  söylemi ara ara ortalığı kapladı,  ama hiç barış olmadı.  Bu haber ve istihbaratlar hep temelsiz çıktı.
Vakit kazanma oyunu sürekli "barış-savaş" döngüsü üretmeyi de gerektiriyor. (@alperrrrrrrrr)

Kardeşliği ve dostluğu zerre kadar iplemeyenlerin, iki lafın birinde kardeşlik ve dostluktan dem vurmaları ne kadar enteresan.
(Neslihan Acu  -  @neslihanacu)

Ümit Özdağ:  "Hz. Peygamber PKK karşısında ne yapardı?"
Allah sabır versin Kürtlere valla.  (Hayko Bağdat -‏ @haykobagdat)

Birçok köşe yazarı, tutuklu ve hükümlülerin nakledildiği F tipi cezaevlerinin '5 yıldızlı otel konforu'nda olduğunu yazdı. Onlardan bazı isimlerin şu an Silivri Cezaevi'nde tutuklu veya cezaevi koşullarını köşelerinde eleştirmekte olmaları ise, kaderin bir cilvesi olarak değerlendirilebilir.
(Oral Çalışlar,   "Ölüm oruçları ve Öcalan'a tecrit" -  24.10.2012,  Radikal)



CHP  muhalefetini çok etkili buluyorum.  Misal;
Milletvekili yaşı 18 değil 21 olsun,  seçim 27 ekim değil
4 kasım olsun..  bunlar önemli farklar   (@MuzoChe)

Türkiye'ye dışarıdan bakan biri, AKP'nin doğrularını/yanlışlarını az çok kavrayabilir ama muhalefetin bu kadar fos olmasını açıklayamaz.  (‏@resatcalislar)

Adamlar Ak Partiye muhalafet edeceğine  Ak Partiye oy verenlere küfrediyor. Sizdeki bu odun kafayla  Ak Parti 2023'ü de  2071'i de görür. (@erdemli1toplum)

Eğer entelektüel sefaletden bahsediyorsak chp li teyzelerden tutun da, akademisyenlerine kadar kemalistlerin üstüne tanımam..  (‏@sucluyorum)

Bu ulusalcılar cidden aptal ve cahil ve en kötüsü bunu bilmiyorlar. (@kuntakinteden)

"Desen ki CHP'ye;  -Gel medeni olalım,  +Hayır, modaya uyalım, diyecek.
-Batının insan hakları normlarını alalım, deseniz;  +Hayır, kıyafetlerini
(@hasoturanboga)

hem ulusalcı  hem solcu olunabiliyorsa  che tişörtlerinizi kızılaya bağışlayın, ağırlık yapmasın..   (Servet Kocakaya - ‏@servetkocakaya)

Emine Ülker Tarhan  ‏(@EUTarhan)  -  1 Temmuz
Potanın azimli perileri, Cumhuriyet kızları, Ülkemizde artık gün gün kadınların emeğinin, gücünün, saygınlığı...  http://fb.me/1rL8WxHTI
(Şaka gibiler gerçekten... Ama komik desen değil, doğal desen değil.)



CHP Kemalizmi terketmedikçe asla değişemez.
Kemalizmle demokrasi arasında kan uyuşmazlığı var.  İkisi birbirini öldürmeye mahkum ve mecbur.
---
İnsan haklarının korunmasının ülkelerin egemenlik hakkından daha önemli olduğunu tekrar hatırlayalım.
(Atilla Yayla  -  ‏@atilla_yayla)


Kemal Kılıçdaroğlu:  İkinci Oslo sürecine izin vermeyiz.
(Birkaç hafta önce olabileceğini söylemiş kendisi oysa.)

Bu Kılıçdaroğlu ne yapmak istiyor Allah aşkına adam tutarsızlık makinası gibi çalışıyo..  (@mimBAka)



Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven: "Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz"  dedi;  hakkında soruşturma açıldı.
Başbakan Erdoğan Diyarbakır Emniyet Müdürü'nü azarladı, müdüre destek açıklaması yapan Bülent Arınç  "şok"  oldu.  Foto

İşkence, tecavüz vb basit suçlardan ceza almış olan zevatı  (Sedat Selim Ay gibi)  kollamak ve terfi ettirmek varken  (terörden sorumlu  İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı'na yükseltmek gibi),  kim n'apsın insani söylemleri dillendiren emniyetçileri?
Bu arada Sedat Selim Ay, kendisinin aldığı cezaları haberleştiren Taraf'a tepki göstermiş.

Başvekil, "müdürümüzü yedirmeyiz" kıvamında olduktan sonra,  Sedat Selim Ay tekzip de gönderir,  kalkar kendi de gelir!   (‏@zd99)

"İnsani söylem ama ülkeyi bölüyor" sözünün tercümesi "Ülke bütün olsun da, insan olmasak da olur."
Ezbercilerin farkına varmadığı gerçek: Zaten bölünmüş bir ülkede yaşıyoruz. Batı'dan bölünmüş,  Güney'den bölünmüş...
(Senai Demirci - ‏@senaidemirci)

"Dağda ölen teröriste ağlamaz onlar,  çünkü":
"Evet bir hata var!  O hata bir asırdır devam ediyor..."
Ali Akel  -  27 Ekim 2012,  Yeni Şafak Beta



İktidarın iktidar olma yöntemlerini/biçimlerini kökünden değiştirdiği bir çağda, hala aynı yöntemlerle/biçimlerle muhalefet mümkün mü?
12 Eylül Anayasası, onlar için havada aranırken yerde bulunmuş bir anayasa;  hiç vazgeçerler mi ondan?
Kurt(ce) konusu acildi ve Kilicdaroglu'nun demin siraladigi insan sevgisi/esitlik/demokrasi yapisi catir catir coktu. Kilicdaroglu iki dakikada, demin elestirdiklerinin yaninda.  Diyarbakir Emniyet Mudurunun soyledikleri uzerine,  iktidar-muhalefet tek kalp.
(Naim Dilmener  -  ‏@renemliD)


Ya polis şefine karşı oluşan  AKP-CHP-MHP ittifakı,  aynı perspektifte yeni anayasa için de oluşursa halimiz ne olur?
(Ruşen Çakır  -  ‏@cakir_rusen)

Polis Müdürü: Ölen teröriste ağlarım.
Erdoğan:  Ağlamayız.
Kılıçdaroğlu:  Bu sözler bölücü.
Bahçeli:  Haddi değil.
Sonuç:  Üçü bir polis etmedi.
(Kurtuluş Tayiz - ‏@DARKAPI)

Dün Mecliste Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün tırnağını aradık.
(Ufuk Uras  -  ‏@UfukUras)


Mehmet Metiner:  Biz annelerin çocuklarıyla Kürtçe konuşmasına izin veren bir partiyiz,  demiş....
Allah'ın verdiğini zekat diye dağıtamazsınız.
(Nihat Doğan  -  ‏@NihatDogan_ND)

Bir emniyet müdürü hatta bir Nihat Doğan kadar bile olamayan elitler ve milletvekilleri...


Tayyip Erdoğan,  Taraf  için:
"O gazetenin benim için hiçbir kıymeti yok" demiş,  Taraf'ın yayınladığı Köşk anketini soranlara.   Demek ki bünyesinden ayrılanlara/eksilenlere vs rağmen hala dikkate değer bir yayın organı  Taraf.

Bkz:  Muhalefet  (Taraf Manşet Foto)

Sonucunu beğenmediği kamuoyu anketini yayınlayan gazeteye "parazit" diye sövgü...  Myanmar'a neden gidildiğini soran köşe yazarının işten atılmasının patronundan talep edildiği bir özgürlük anlayışı...
Çocukların neden öldüğünü soranlara "hain" ve "alçak" diyen başbakan, Bingöl'de şikeli bir şekilde kurşunlanan on askerimiz...
Neden ve nasıl düştüğü belli olmayan uçaktaki,  otopsi sonuçları açıklanmayan pilotlarımız,  sırra kadem basan Deniz feneri davası...
Bir buçuk yıl önce AKP 2011 seçim bildirgesinde bize "ileri demokrasi" vaat ediyordu,  hiç biri gerçekleşmedi.
(Mehmet Altan  - ‏ @MehmetAltanFan)


.
Erdogan  neo-Ittihatci politikalar ureten,  huzuru ve barisi saglayacak vizyona sahip olmayan bir lider oldugunu bilmemkacinci kez gosterdi  +
Gecirdigi Sayistay yasasiyla denetimsizligi iyice arttiran hukumet  ne merkezilikten, ne devletcilikten ne tekcilikten sikayetci +

(1) Paranin aktigi gunlerde yapisal cozumlere gitmeyen,  anayasa yapmayan, Kurtler'le/komsularla kopruleri atan  RTE  sikisinca zamlara basladi+
(3) Gul'e ragmen  Sayistay yasasiyla denetimsizlik getiren,  Kurtler'le savasi harlayip askeriyenin butcedeki denetimsiz yukunu iyice arttiran+
(6) RTE  TR'yi kriz ortamindan cikarmak icin gerekli vasiflara haiz midir? Basariliyken bile elestiri kaldiramayan biri basarisizken ne olur?
(Mehmet Umut Ermeç  -  Endişesiz Modern    ‏@MehmedVII) ........



AB  İlerleme(me)  Raporu ...........
AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış,   AB  İlerleme  Raporu için "Önemli olan kendi raporumuz" demiş.
Yorum yapmayacağım.
(Yetvart Danzikyan - ‏@yozgatedirnetra)

Merkezin idari vesayeti devam ediyor. Yerel idarelere yetki devri konusunda hiçbir ilerleme olmadı.  Bölgesel yönetimler kurulmadı.
(Ferdan Ergut - ‏@FerdanErgut)

CHP'ye koşulsuz kredi açan ulusalcıları eleştirirken,  aynı zihniyetin AKP versiyonuna savrulanlar utanmadan demokrat olduğunu iddia ediyor.
(@mechulmuhayyil)

Başabakanımızı müslümanım diyen insanların haksızca eleştirmesi inanılır gibi değil.    (Oktar Babuna  -  ‏@OktarBabuna)


Ve Suriye...
İnsanoğlunu kendi haline bırak, dokunduğu yeri cehenneme çeviriyor. Silahlar,  savaşlar,  açgözlülük ve vahşet.  Öbür yanda da Ümit!
İnsanlık sanki binlerce yıl daha barış ve onurlu bir huzura erişemeyecek gibi.

       Halep:  Halep'i bu hale getirenlerin yeri cehennem olsun,  demiş birisi Twitter'da.   FOTO
Çatışmalar sırasında Halep Emevi Camii'nin içinde ve dışında ciddi hasar meydana gelmiş.   pic.twitter.com/X5gIkZU8
Halep Emevi Camii,  avlusunda bombalar ve enkaz değil cemaat varken:   pic.twitter.com/vgsgVnyB

Aleppo is the oldest inhabited city in the world and is being destroyed. (@hanasbahi)

Yazıklar olsun. Halep Çarşısı kül oldu.
Medieval Aleppo souks destroyed by fire as battle rages in Syria   http://gu.com/p/3an8m/tw  via  @guardian  (Yavuz Baydar - ‏@yavuzbaydar)

Halep'teki savaşta  Ermeniler tarafsızlıklarını korumaya çalışıyor  »  AGOS ‏


Hukumetin yaptigi hata sogukkanli olup Suriye'ye fevri bir reaksiyon vermemek degil;  bugune kadarki dengesiz ve tutarsiz Suriye politikasi!
(@cenksidar)

Ne Esad  ne Baas rejimi  ne de Suriye'nin demokratik olup olmadığı Batı'nın umurunda,  tüm kavga devletlerin (şirketlerin) enerji kavgası.


      Rusya,   NATO ve Türkiye'yi uyardı:   "Suriye'yi koruruz"
Türkiye birilerinin isteğiyle savaşa girecek bir ülke değildir ama kendi isteğiyle savaşa girecek bir ülke de değildir.
Türkiye'nin şu an dünyadaki imajı,  "Gücün karanlık yüzüne yakın duran ve öngörülmesi zor bir ülke"  olarak özetlenebilir galiba.
(@resatcalislar)

Savaşa, zulüme hayırmış.  Biri de çıkıp sormuyor, 30 yıldır iç savaşla kavrulan Türkiye,  Ortadoğu'yu sen mi kurtaracaksın?   (‏@mechulmuhayyil)

Ve Türk solu, "savaş" kelimesini hatırlar.  Zira memleket güllük gülistanlık... (@NadyaKomanaci_)

Bir yanda savaş karşıtları,  diğer yanda onların karşıtları.  Sorsanız kesinlikle savaş istemiyorlar.  Keşke açık konuşsalar da tartışabilsek.
(Ruşen Çakır  -  ‏@cakir_rusen)

Mehmet Ördekçi  -  ‏@mehmet_ordekci:  Savaş sadece gençlerin ölmesi değil. Savaş kalplerin nefretle,  kafaların milliyetçilik mikrobuyla dolması; generallerin tekrar iktidar olması.



MHP, Türkiye'nin Suriye ile savaştırılarak "Kürt devleti"nin kurulacağını söylüyordu. BDP tezkereye hayır dedi, MHP evet!  Kafamız karıştı.
(Kenan Çamurcu  -  ‏@KenanCamurcu)

#AKPYeterArtikDefol dan ziyade isyanınız sisteme olmalı çünkü iktidar CHP de olsa MHP de olsa  malesef aynı şeyler'i yapacaktır.  (‏@KapkaraMizah)


(İzmir'i kast ediyor)   Memlekete "sizi Ak Parti'den kurtaracağız" diye düşman girse  "hoşgeldiniz" diyecek epey bi kitle var.    (‏@aydinunal_)

ben savaşacağım  Mehmet Barlas'ın,  Nazlı Ilıcak'ın,  politikacıların züppe oğulları zevkü sefa sürecek.. yok öyle.. #savasahayir    (@sucluyorum)

Şu ana kadar Kürt sorununu bile cözememis bir ülke.  Suriye ile bir sicak catisma halinde TR'nin her yerinde bombalar patlar,  siviller ölür.
(Arthur Cravan  ‏-  @cravanart)

Suriye'den gelen ölüm haberlerini okumadan geçmeye başladığımı farkettim, tıpkı Irak gibi.  Yazık, bir ülkede daha sadece istatistik oldu ölümler.   (@ersoyakif1)



Milletvekili seçilme yaşı:  18
Paralı eğitime karşı pankart açan öğrencileri senelerce hapse tıkanlar  18 yaşa MV'lik öneriyor... Bu kadar da riyakarlık olmaz! komiksiniz!
(@eminesonnur)

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ... seçilme ... yaşının düşürülmesi tartışmalarına tepki amacıyla 18 yaşında iki gençle basın toplantısı düzenlemiş.

Soldaki çocuğu 18 yaşında milletvekili nasıl olurun örneği olarak çağırmışlar toplantıya ama
o namaza durmuş sanırım:
(‏@FerdiCarrefour)


EKİM 2012  gündem haberleri devamı: