gazeteciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazeteciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2022 Pazartesi

   Can  ATAKLI


Uzanlar dönemi Star TV Haber Genel Yayın Yönetmeni ve ana haber sunucusu  (anchormen) olarak bol bol Uzanları akladığı dönem kapanınca,  kısa bir dönem  (5-6 ay gibi veya bir seneye yakın)  inzivaya çekilmiş, sonra Atatürkçü - Ulusalcı kanattan "muhalefet cephesi"ne katılmış,  iktidara "hırsız"  diyen bir kalem:  Can Ataklı.

Geçenlerde bir yazı yazmış köşesinde.  Osmanlı sultanları sanıldığı gibi örtülü değildi diyor. Doğrudur. Bol resimli bir kolaj da yapmış. "Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan"  dediği kişi,  devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin ilk eşi  Fawzia Shirin  aslında.  (Blogumda en çok tıklanan yazılardan birisi olan  Prenses Süreyya  başlığında adı geçiyordu hatırlarsanız.)
Muhtemelen yazıda kullandığı diğer fotolar da şaibeli.  (atmasyon!)


Nerden buldu bu saçma derlemeyi?  diye sormak abes olur,  tek tıkla buldum zaten kaynağını:  "İnternetten."
Adam nette gezinirken bulduğu kolpa bir derlemeyi allayıp soslayıp kendi yazısı diye ortaya sürmüş.  Alışık olduğumuz,  tipik gazeteci köşe doldurma yöntemi.  Ona buna  "hırsız"  diyen adama da pek yakışmış doğrusu.

Türkiye'de gazetecilik uzun süredir bu aşamada. Yorum yapmak ve ballandıra ballandıra yorumlandırmak adına;  1 doğru bilgi,  en az üç yanlış bilgi ile sunuluyor.  Sallamayı asla ihmal etmemelisin. Ve internet en güvenilir kaynağın olmalı.  Nasıl olsa  yorumunu / tarafını  beğenirse her şeye  "Eyvallah!"  çeken holiganvari blok kitleler de mevcut.
İnsanlar bu saçmalıklara kanmazsa da  "Halkımız cahil şikerim!"  dersin olur biter nasılsa.


* Can Ataklı,  2003-2004 yıllarında  Star TV'de ana haber bültenini sunmuş ve Kırmızı Koltuk adlı o dönemin meşhur siyasi söyleşi programının sunuculuğunu yapmıştır. Bir dönem Sabah gazetesinde yazıyordu diye de hatırlıyorum.


30 Ağustos 2019 Cuma

 AKP  TROLLERİ

Geçmişte Facebook'taki bir yorumumda  "paralı troller"  yazınca,  Mutlu Bulut adlı bir arkadaşım gülmüştü. Hala bazıları gülüyor olabilir tabii ama "yarı zamanlı iş" gibi trollük yapanlar var. Hatta bunun "Pelikan ekibi"  gibi operasyonel çalışan boyutları da var ama o ayrı bir mesele...  Türkler olarak  "vur deyince öldürme" eğilimimizden dolayı, bu trollük işini de baya baya ciddi bir muharebeye kadar vardırmış durumdayız.  Biraz açayım:

Aslında bu mevzu, özellikle Doğan Medya'nın AkParti'ye karşı yıkıcı yayın yaptığı dönemde ve "barış görüşmeleri" zamanında iktidar partisini "diri tutmak" için başlatılmıştı. Ancak zamanla kendisi başlı başına bir "mesele!" oldu çıktı. Hatta partiye yarardan çok zarar verecek noktaya kadar evrildi.
Misal:  İstanbul Büyükşehir Seçimleri.

Bunlar,  Binali Yıldırım'a sempati duyan insanları bile adım adım, ama kararlı şekilde dışlayarak,  "partiden uzaklaştırmak"  ne kelime, kimi AKP eski savunucularını bile  baş muhalif  haline getirdiler.
Her eleştirene FETÖ'cü,  her eleştirene Allahsız,  hakaret bilmem ne...


Dikkatimi çeken bir başka nokta ise sosyal medya kitlesini adım adım, ama derinden "İslâm'dan soğutma" saikiyle davranışlar içerisindeler son zamanlarda. Ve bu konuda seküler kesimden, hatta ateistlerden bile  çok daha başarılı ve etkililer.

«Kurban şöyle kesilir,  sünnet şu bu,  Allah Kuran'da demiş ki...» diye başlayıp tvitlerini  «Beğenmiyorsanız siktir olur gidersiniz, sınır kapısı orada!»  diye bitiren bu muhteremlerden bir kısmı; bakıyorum da uzun zamandır yalan haber paylaşımında da tam gaz ilerliyor. Doğrusunu ilettiğinizde ise ELBETTE ne bir cevap ne bir özür  ne bir düzeltme...   Açıktan eleştirdiğinizde de  BLOK ve  LİNÇ.

Velhasıl, "Kraldan çok Kralcı (çakma) dindarlık"  modasını sosyal medyada başlattılar  ve  yaydılar.
KİBR'i  dağlar gibi olmuş olanlar,  Twitter'da  DİN dersi  veriyor.
Biz de böyle bir zamana düştük işte.

24 Haziran 2019 Pazartesi

2019  Seçim Sonuçları


İstanbul:  CHP  (%54)  -  AKP  (%45)

EKREM İMAMOĞLU'nun anlamlı bir fark attığı bu seçim başarısında, belki kendisinden çok Reis'in ve fanatik Ak Parti taraftarlarının payı oldu. O kadar ki, normal şartlarda BİNALİ YILDIRIM'ı destekleyecek kişiler dahi rakibine yönel(til)di.

İktidarda olanlar, olayları doğru yorumlayıp uygun bir dille halkla iletişim kurmaktansa; rahatsız edici bir yığın yalaka ajite edici tipe "GAZETECİ"  dedikleri toplama bir güruh üzerinden, yarardan çok zarar getirmeye başlayan "YANDAŞ MEDYA"  ile, ezberler ve metaforlar temelinde iletişim kurmayı seçiyor son yıllarda halkla.  Artık yandaş medyanın kanal sayısını artırmanın, ifitira anlayışının, "Trabzonlu Pontus'tur" "Kürtler puuuu!" gibi ahaliyi çıldırtan propagandaların,  değişimin kaçınılmazlığına direnmenin zararı görülüp umarım devam ettirilmez.  Bunlar yerine adaletin, sevginin ve dayanışmanın yoluna dönülür.

"Kraldan çok kralcılık"ın yıkıcılığı ve bazen bir şeye en çok zarar verenin onu savunanlar olduğunu da anlarsak, beraber Voltran'ı dahi kurabiliriz,  kim bilir?
Özetle,  sonuçlar  hayırlı olsun.

19 Şubat 2019 Salı

Az gittik  Uz Gittik

      Zaytung haberi değil,  Gerçek!

Bu blogda yazmaya ilk başladığımda, 2009 yılında yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştım. Bir şirketin, Türkiye'de ünlülere karşı güven konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre  1. sırada  Seda Sayan ve Cem Yılmaz çıkarken,  2. sırada  Uğur Dündar,  3. sırada ise  Beyazıt Öztürk  yer alıyordu.   (bakınız:  Gündemdekiler Şubat 2009)

Aradan neredeyse 10 sene geçtikten sonra bu kez Gezici Araştırma'nın yaptığı çalışmalara göre son yılların "en güvenilenleri" ise şöyle çıkmış, görsele bakalım.


İlk defa gördüğümde resimdeki tiplere şöyle bir baktım da... Neredeyse tamamı benim bu blogda eleştirdiğim popülist kişiler.  (Uğur Dündar,  bu tarz listelerin demirbaşı galiba?  Dönüp dolaşıp yine ona çıktık.  Sonra hani listedekilerin neredeyse hepsi faullü de... Acun Ilıcalı ve Fatih Portakal gibi tiplere  "en çok güvenmeler"  de ne ola yahu?)

Yani ülkede ciddi bir kültür ve zeka sorunu var derken boşa konuşmuyoruz. Son yıllardaki istatistiksel veriler,  Türkiye'nin ve halkının büyümek, daha da gelişmek istediğini ortaya koyuyor;  beri yandan insanlarımızın gözü çöplükte! Bu böyle devam ederse büyüme yalan olur,  not düşelim.


Bu arada Gezici Araştırma'nın daha çok CHP çevrelerini araştıran, yanlı bir oluşum olduğunu da ekleyeyim. Mesela şu yandaki grafik, onların 2015 Haziran seçim tahminleriydi. CHP şahlanarak birinci parti olarak geliyordu ve AKP gidiciydi. Toz pembe yalanlarla kitlelerini dolduruşa getirip duruyorlardı.


Anlaşılıyor ki Türkiye'nin bir muhalefet sorunu var.  İçeriksiz ve bomboş bir muhalefet yaparak,  (dahası yıkıcı unsurlarla el ele)  Türkiye'yi Ak Parti'ye adeta kilitlediler. Tüm olanlara rağmen, seçmenlerin gidip gelip oy kullanmasıyla da sistem normalmiş gibi işlemeye devam ediyor; oysa demokrasi için alternatifler olmalıdır.  Bunlar bir alternatif değil asla.  Yaptıkları da masa başı muhalefetidir daha çok. O nedenle sosyal medyada sesleri çok çıkar, sonuçlar alındığında ise "makarna-bulgur, cahiller...!" vesaire şeklindeki sövgü ayinine başlarlar.  Yalanlarla yaşar boş sözlerle kafa şişirirler.  Zaten bu durum  şu  "en güvenilirler"  listesiyle de meydandadır.

Bol bol "gave muhabbeti" yapıp üç enter'la yıllardır köşeleri kapan bir adamın (Yılmaz Özdil),  bazı sayfalarını görünce dumura uğradığım, anaokul seviyesini yer yer zorlayan kitabına 2500 TL verebilmeyi başka sözlerle tanımlayamıyorum açıkçası.  Değil ki  "en güvenilir"  seçmek!

Sözlerime burada son verirken, Gezici Araştırma'ya bu çalışmaları için teşekkür etmek istiyorum. Hem beyaz Türklerin kültür seviyesini ortaya sermişler  hem de "Uzak durulması gerekenler listesi" gibi bişi yapmışlar aslında.  Bakıp kendimize de bir çeki düzen vermemiz gerekebilir  :)

(Listenin tamamını,  yazının sorundaki Yorumlar bölümüne ekliyorum. Bir başka yazıda gözüşmek üzere canlarım.)

23 Mart 2018 Cuma

Ertuğrul  Özkök


Selamlar,  yeni bir günden merhaba.
Biliyorsunuz bu hafta Doğan grubu, Demirören şirketler grubuna satıldı.  (21 Mart 2018)

Bense bugün özellikle meşhur bir Doğan Medya yüzünden bahsetmek istiyorum. Ki kendisi yıllarca Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmenliğini de yapmış, tabir-i caizse ana çizgisini belirlemiş bir isim:
Ertuğrul ÖZKÖK.

Bu blogda bugüne kadar Özkök etiketiyle bir sürü başlıkta kendisi hakkında çeşitli yorumlarım olmuştu zaten. Aslında daha yazabileceğim, söyleyebileceğim çok şey var da... Tâkatım yok diyeyim.  O nedenle içimde taşıyordum laflarımı.
Ancak geçen zamanda Ertuğrul Bey rahat duramayıp "öküze benzemek isteyen kurbağa" fabl'ındaki gibi muazzam şişinmeler, atlayıp zıplamalar, gürültülü uğultular ve öyle adam asmacalar içerisine girdi ki!...
Artık görmezden gelmek mümkün olmadı.



Yukarıdaki görselde, adına "Ertuğrul Özkök omurgasızlığı" dediğimiz şeyin bir dışavurumunu görüyorsunuz.  Fırıldak gibi dönüyor, kıvırdıkça kıvırıyor,  şekilden şekile giriyor sayın Özkök;  ancak her koşulda tek bir şeyden asla taviz vermiyor:  YALAN.
Adam adeta bir pusula gibi bu konuda.  Nereyi gösterirse tam tersi yöne gitmek gerekiyor.

Mesela diyor ki:
"Bir adım içeri girerseniz,
 (Suriye'yi kast ediyor)  Dünya karşınıza dikilir."  (2017 son aylarında yazmış bunu, not düşeyim.)

Suriye ve Afrin harekatından sonra ise TSK övgülerine doyamamış bu zât-ı muhterem.  Sanki birkaç ay önce tehditler savuran,  "aklını başına topla,  ayağını denk al!"  mesajlarını taşıyan, büyük abi modunda bol bol parmak sallayan kendisi değilmiş gibi...
"İnsan olan Şili'ye falan gider, unutturur kendini... Rezil yaşamak yaşamak değil ki!"  demiş Facebook'ta bir yorumcu kendisi için. Utanma duygusunu çoktan yitirme hallerine bir örnek olarak  bu da burda bulunsun bakalım:



Peki şaşırdık mı?  _Tabii ki hayır.  Bu kaçıncı çark, kaçıncı kıvırma!
Ama bu adam hâlâ  "çoktandır baydığını"  anlayamadı maalesef.
Hâlâ aynı tas /aynı hamam /aynı metot...

Doğrusu yılların bir dolu örneklerinden sonra... Bu adamın yıllarca genel yayın yönetmeni iken gazetesinde çıkanlardan sonra... Perde arkasında perdeler ardında yönetimdeyken olanlardan sonra...
İşte bütün bunlardan sonra hâlâ bu kişiyi okuyan, dinleyen, gazetesine ve kendisine yüksek anlamlar yükleyenler varsa... Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur hakikaten. Türkiye'de muhalif hareketin güçlenememesinin nedeni biraz da kanaat önderleri ve medya olarak ne idüğü belirsizliklerin peşinden gidip enerjiyi boşa heba etmektendir.

Son olarak eski bir yazımdan alıntı yapmak istiyorum.
Bu blogda daha önce "Bu mu gazetecilik?" tepkisiyle bir yazı yazmıştım.  Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Ahmet Hakan, Hilal Kaplan gibi isimleri irdelediğim o yazıda, bu beyefendinin o dönemlerdeki HDP çarkına da kısaca değinmiştim, bir bölümünü aktaralım:
 (Tüm yazı için  tıklayınız)
Burada kısa bir alıntı yapmak istiyorum oradan:



-Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in  HDP çarkı-
2015 seçimleri öncesi;  Selahattin Demirtaş, partisi HDP ve genel olarak "etnikçilik" desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün seçim sonrası kaleminden çıkan yazı:
      "Bizi fena aldattın Selo,  fena yaktın içimizi.  Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık.
İnanmıştık Türkiye'nin partisi olduğuna...
"
(Ertuğrul Özkök  -  27 Aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı linki)

"Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı olan Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkartması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün, sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya sinsi bir "hain" lafı sokuşturma  ve işlem tamam  :)


7 Kasım 2017 Salı

  Kurtlar  ve  Doğa


https://www.youtube.com/watch?v=h5nn6dBshuQ


Amerika Birleşik Devletleri kuzey-batı topraklarında bulunan, çok geniş bir alan (yaklaşık 9000 km2) üzerine kurulu Yellowstone Milli Parkı'na  70 yıl aradan sonra kurtlar tekrar salındı. Önce sadece çok artmış olan geyiklerin sayısını azaltmaları beklenirken, zamanla şaşırtıcı etkileri kendini hissettirmeye başladı. Sadece 14 adet kurdun doğa üzerindeki etkisi ne kadar ve ne şekilde olabilirdi?

George Monbiot adlı gazetecinin, TEDGlobal 2013 Konferansı'nda yaptığı konuşmadan kurtlarla ilgili bir bölümü, biraz eksikli ve kusurlu da olsa video şeklinde derledim.  (Diğer Türkçe çevirilerde ufak bazı hatalar ve karışık anlatımlar vardı, bu nedenle kendim el attım konuya.)  Böylece yıllar sonra tekrar kurtlar  ile ilgili bir paylaşım yapmış oldum.
Söz konusu konuşmanın tamamını ise şu linkte bulabilirsiniz:


17 Ekim 2017 Salı

   Hayatları  MASKE  olan  insanlar


Artık yazmadan geçemedim.
Bir arkadaşım  Facebook paylaşımında  şöyle diyor:
"Günaydın güzel ülkemin güzel insanları  diyecektim ama  güzel ülkemin tuhaf insanları  demek daha mantıklı.
Her halta siyaset sokup  her olayda art niyet arayanlar
ve artık kötü düşünmekten beyni sulanmış olanlar
size günaydın filan yok.  Ölün de kurtulalım."

Her Türkiye karşıtı, zarar verici olayda  "Siz bunu hak ettiniz, reziller!! harrgh tüüü!"  temalı paylaşımlar yapan, siyasetle ruhları dibine kadar kirlenmiş bu insanlar;  bu güne kadar,  malum cenaha barajı geçirmek uğruna patlatılan bombalarda ölen insanlarımız için,  artta kalanların travması için tek kelime etmediler.  (Ama Muğla'da bombacıların çıplak olarak aranıp yere yatırılması  ve  bazı ajanların tutuklanması
"insan hakları"  bağlamında onlar için çok daha önemli konulardı.)
10 Ekim 2015  Ankara Garı patlamasında  ortalarda  tek bir  HDP yönetiminden insan yokmuş,   bu da mı tesadüf acaba?

Seçimler öncesi,  HDP Diyarbakır Mitingi'nde bombalı saldırı gerçekleştiğinde  "Bunu AKP yaptı! Hesabını soracağız!!!"  diye sosyal medyada höykürenler;  nedense  o gece  Can Dündar'ın attığı
kan emici vampirik tvitlere tek bir laf etmediği gibi  dört köşe oldular bir de...  O gecenin delirmişliği şöyleydi:

Bir trafo önünde bomba(lar) patlatılmış, ölen insanlar var. Can Bey'in attığı tvit:  “Geçmiş olsun Diyarbakır!  Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur:  Seni başkan yaptırmayacağız!

Oturduğu yerden  anında-saniyesinde çözmüş kanlı düğüm atılmış işi ve tetikçilik yapıyor adam.  Ruhunun kirini çamurunu ortaya boca ediyor,  ona buna sürüyor.

Ertesinde  (Dicle Haber Ajansı  idi sanırım)  bir paylaşım yapıp  bomba düzeneğinin yerleştirildiği tabla altını  "tesadüfen"  çeken kameramanlarının kaydını yayınladı.  (Sonra tesadüfenli tvitlerini silip aynı görseli farklı bir cümle ile tekrar paylaştılar.)




Kendi Facebook sayfamda görselini yayınlayıp  "Bu mu gazetecilik?"  diye sordum diye o gece bazı sert tepkiler aldım.
Ona buna  "faşist  faşist!!!"  diyen  yüksek eğitimli bir genç kadın arkadaşım,  bol iğneli ve özelime göndermeli  aşağılayıcı bir cevap yazmıştı.  (Kendisinin pek çok zor zamanında destek olan bir insanın boşluğa yolladığı tek bir soruya tahammülü yok,  ona buna faşist diye ünleyip  «özgürlük»  istiyor,  üstüne saygı dersleri veriyor bu.)
Kendisi maskeli özgürlükçü.  Patlatılarak ölen ve öldürülen Kürt kanlarının pazarlamacılığını yapıyor aslen.  Ortaya yazılmış tek bir soruya tahammülü yok  ama ona buna "faşist faşist"  diye havlaya havlaya ömür çürütüyor.
Şaka şaka lan!   'Creme de la creme'   bir hayat yaşar,  ve kariyer basamaklarını hızla tırmanırken;  ülke, "ezilenler" ve gidişat adına boyna ahlanıp vahlanıyor.   (#tiyatro)




Bakıyorsun,  "Milliyetçiliğe dur de!"  gibi  sivil toplumcu hareketler içerisinde olanların sayfaları  Kürt milliyetçiliğinin damıtılmış örnekleri ile dolu.  Yahu bu ne perhiz  bu ne lahana turşusu?

Aynı milliyetçilik karşıtları,  Hendek operasyonları başlarken,   15Temmuz darbe ve kaos girişimi olurken,  her NATO müdahalesi söylentisi yayıldığında  "Siz bunu hak ettiniz.  Haydi şimdi Orta Asya'ya!'  :))"   gibi paylaşımlarla coştukça coşuyorlar.

E hani milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı idin sen?  Hani bunlar kötü idi? Hani bunlara karşı ortak bir mücadelemiz vardı?  Hani nerede o "kardeşlik türküsü"  ve  ülküsü?   Acaba neden kendini gerçek kimliğinle tanıtmıyorsun da  tam tersi imiş gibi sunuyorsun?
Neden bu kadar maske taktın??  :)


Ahmet Altan,  Nazlı Ilıcak  ve  Taraf-Zaman avanesi...
"Halkımız cahil!!!"  korosunun,  basın-yayının kirli ve bulanık yüzü için  siper olması  ise tam ibretlik.  Ülkede o kadar faili meçhul varken, hapishane baskınları yapılırken,  Ergenekon davaları gitgide bir kumpasa dönüştürülürken,  Hoca Efendiciler her köşe başını tutmuşken  "Adalet yürüyüşü"  yapmamış  CHP;  tutup başta  (kendilerine göre)  tam da  faşist mi faşist,  kötü mü kötü bir adam  ve  onun baskıcı iktidarı varken  bir anda  meydanlara dökülme kararı almışlar.
Tabii ki adalet adına!   (yersen)
Bayanlar baylar!  Bedava tutarsızlık var,  siz de ister misiniz?


Bir de durmadan  "yüzleşme"  isteyenler var.
Ekim 2014  Kobani olayları   olurken,   insanlar öldürülürken,
nifak tohumlarının meyve vermesi için  zehirli sözcükler  söylenirken üç maymunu oynamış bu sansarlar;  sıcak çatışma çıkınca:
“ Barış,  hemen,  şimdi!! ”
diye ünleyerek bir anda saklandıkları delikten çıkıp gene ülkeye ve Türklere nefretlerini kusarak ortaya tükürmeye başladılar.
Önce kendisi yüzleşmeyen  yalancı sahtekar  ne kadar insan varsa
tam zıttından girip  yüzleşelim muhabbeti yaparken beri yanda sürekli sinir uçlarını dinamitleyip nifak tohumları serperek,  toplumlar arası tüm yakınlaşma ihtimallerini de sabote edip çıkıyor burada.

İnsan kanından beslenen vampirler ve ölüseviciler! Sizin gibiler, ölen çocukları-gençleri,  Berkinleri  (Eren'leri)  ancak dilinize dolamak; söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak üzre "elverişli ölüler" olarak seversiniz.  Varsa yoksa "kimlik siyaseti!  (Ve davanız!)
Dilinize doladığınız "yüzleşme" ise bir ilüzyon. Ne gerçek bir yüzleşme ne de gerçek bir barışmayı hedeflemektesiniz. Sadece etnik ayrımcılık ve post-modernizm akımının etkisinde fitne-fesat ile atomlarına kadar ayrışma ve  "yem iken  daha ufak yem olma"...

Herkesin dilinde bir  "faşist"  kelimesi,  önüne gelene yapıştırıyor. Üstelik "Barış Hemen Şimdi!" ile barış istemek ve savaş karşıtlığı da kirlendi.  Aynen geçmişte "insan hakları" ve "çevrecilik" örneklerinde olduğu gibi...  Kavramların da içine ettik galiba?


Yazımın sonunda,  bir yorumdan alıntı yaparak bitiriyorum. Lütfen bir düşünün:
İster sağcı ol,  ister solcu.
İster Türk milliyetçisi ol,  istersen Kürt milliyetçisi...
Önce şu soruya hiç bir tarafa kıvırmadan cevap vermek gerekiyor.
Türkiye'nin Suriyeleşmesi tehlikesine ne diyorsun? Türkiye'nin Iraklaşmasına,  Lübnanlaşmasına, Libyalaşmasına ne diyorsun...
Önce böyle bir tehlikenin varlığına inanıyor musun?
Böyle bir tehlike söz konusu ise,  bu tehlikeyi es geçmek nasıl hoş görülebilir ki.
Sence  15-16 Temmuz  ne ifade ediyor?
(Mustafa Satış  -  "FARKLI GÖRÜŞ MÜ,  FARKLI CEPHE Mİ?"
Ekim 2017 tarihli FB yorumunu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Görüşmek üzere.)



13 Temmuz 2016 Çarşamba

  Hakkı  DEVRİM   (öldü)


Üniversiteye henüz yeni başladığım yıllarda, yakınımızdaki büfeden düzenli olarak almaya çalıştığım Radikal gazetesindeki demirbaş yazarlardan biriydi  Hakkı Devrim.
"Cihannüma"* adlı, yarım sayfayı kaplayan bir köşesi vardı.   Yazılarında bazen güncel konular ve onlar çevresindeki sohbetlere değinse de,  demirbaşlar arasında Osmanlıca-Türkçe  ve  dil yanlışları yer alırdı. Okurları ile arasında nitelikli bir bağ vardı.  Nezakete değer veren biri olduğu belliydi; bununla birlikte "nezaket"i, görünüşteki yapmacıklık olarak değerlendiren biri de değildi.

Sonradan CNN Türk  haber kanalı açıldığında, orada haftada bir "Hakkıyla Sohbet" ve "Günbegün" adlı sohbet programları yapmaya başladı.  (Sanırım Cumartesi geceleri yayınlanıyordu, yahut Cuma mıydı?)  Her bölümünü izlemiş miyimdir? Sanmıyorum ama kaçırmamaya çalışırdım.  Zamanla bir büyüğüm gibi sevdiğim, gönülden saydığım,  (ve aynı zamanda da korktuğum)  birisi olduğunu söyleyebilirim.


Dil cambazı idi.  Tatlı-sertti.  Kendine has dolaylı bir anlatım üslubu üzerinden, geçmişteki anılarına göndermeler yaparak sohbet tarzında yazılarını yazardı.  Aksi bir adamdı, kendisi de bunu kabul eder ve şahsını öyle tanımlardı.  Köşesinde yer verdiği dil yanlışları nedeniyle  meslekdaşlarından bazılarının hışmına uğraması ender değildi, ama yine de inatla devam ederdi.  Saydığım bu özelliklerinden herhangi biri diğerinden daha belirisiz değildi.  Ne sadece "tonton ihtiyar"dı   ne de yalnızca aksi ve çelik gibi iradede idi.

Ekşi Sözlük'ten otisabi,  "ayar üstadı" diye tanımlıyordu onu  (ki kendisi Ek$i'nin tescilli ayar ustası idi).
Ve gerçekten de  "tek başına bir dil kurumu"  idi.   Osmanlıca-Türkçe kelimeler ve dil hakkındaki engin bilgisi ile olsun, bir köşeci olarak yaptığı dil incelemleri ile olsun,  dile karşı özen ve sevgisi ile örnek teşkil etti.  Benim bu blogu yazmaya başlamamda, geçmişte bolca makale okumamda,  yaptığım alıntılarda onun izleri vardır.


Hakkı DEVRİM, evliliğe ve eşine çok saygısı olan biri idi. Aralarında büyük bir muhabbet vardı,  eşini çok sevdiğini sakla(ya)mıyordu.
Zamanı birlikte iken unutabilen, birbirini tamamlamış iki entelektüel ve saygılı insan. 2008 senesinde beklemediği bir şekilde Gülseren Hanım'ı kanserden kaybettiğinde,  bunu kabullenmek ve yaşamaya devam etmek Hakkı Devrim için hiç de kolay olmadı.

Aşağıda eşi ve çocukları ile on yıllar öncesinden bir aile fotoğraflarını görüyorsunuz.


Bazı adamlar eşleri öldüklerinde ölür,  Hakkı Devrim de öyle biri idi.
Eşi Gülseren hanım öldükten sonra ne yazılarında ne dilinde eski şevk ve muziplikten eser kaldı.  Sessizce, belli belirsiz inzivaya çekildi.

Okul arkadaşları ve yaşıtlarının çocukları boyca kendisine yaklaşırken, "yolun yarısında" yapılmış geç bir evlilik, ve evlilik karşıtı huysuz bir adamdan  "Günden güne bağlandık, sarmaşık gibi"  demeye evrilmiş bir ihtiyar.  Hürriyet'te yayınlanmış eski bir söyleşisinde  ilk tanıştıkları dönemki hallerini şöyle anlatıyor;  bu tanım dikkat çekici:

“İki farklı cinstenmişiz gibi değil,  çok iyi arkadaşız.”

(Ayşe Arman ile yaptığı,  2009 tarihli bu söyleşisi bana çok hoş geldi:



CNN Türk'teki sohbet - söyleşi programlarından ilkine  (yanlış hatırlamıyorsam)  Okan Bayülgen'i çağırmıştı.  Bayülgen;   o yıllarda dikkatimi çeken,  sıradışı olduğu için adı anılan ama aslında yok sayılan  ve  orantısız hırpalanan bir isimdi. Ya saçma sapan ve hunharca eleştiriler alıyordu  ya da  genelin bu dışlayıcı tutumuna karşı çok büyük övgülerle sarıp sarmalanıyordu.
O gün birlikte yaptıkları yayın,  televizyonda zevkle ve defalarca izlediğim programlardan biri oldu.  Orada farklı kuşakların sağlam terbiye almış iki huysuz ve aksi isminin,  yaşlı ve genç olarak birlikte yarattıkları enerji ile  tuhaf bir uyumun yansımasını gördüm.  -Ki bu bizim toplumumuzda nadir rastlanan bir durumdur. Yaşlılar deneyimlerini gençlere doğru bir dil ve üslupla aktar(a)mazlar.
 (Nesiller arası iletişim sorunu ve bağ kopukluğu)

Pek de uzun olmayan bir zaman sonrasında bu kez Okan Bayülgen Hakkı Devrim'i kendi tv programına konuk olarak çağırdı, hatta demirbaşlarından biri olarak değerlendirdi.  Yalnız daha öncesinde (yine CNN Türk'te) yılbaşı programları yaptı Hakkı bey, Cüneyt Özdemir ile birlikte... Evet evet,  Cüneyt Özdemir ile  :)
Sabaha kadar süren canlı yılbaşı yayınlarında, o sene dünyada ve Türkiye'de olan olayları kendi üsluplarınca zevkli eğlenceli bir şekilde değerlendirmişlerdi. O çekimler de çok zevkli idi ve ilgili kanalda defalarca yayınlanmıştır.

........... Sonradan Radikal'e transfer olan Cüneyt Özdemir'in yaptığı dil yanlışlarını yazdı bir yazısında diye,  köşesinde çok alaycı ve kibirli bir cevap yazmıştı genç gazeteci bey kendisine.  "Sen benim yanlışlarımı bulacağına,  nasıl internet sitesindeki gazete yazılarım daha çok tık alır ve okunur, ona kafa yor" gibi bir aforizma idi.  Benim için o gün bitmiştir.  Daha da ne Twitter'da takip ettim  ne yazılarını okudum   ne 5N1K'sına baktım.   Gençlerin edepsiz kibirli hallerini hiç sevmem,
hele ki bu kibir  geçmişte kısa veya uzun bir beraber yürüme durumu olmuş kişilere dönüyor ise...  (Özellikle  "kibirli,  ne oldum delisi"  genç yaştaki parlak tiplerde bu ruh halini gözlemlersiniz.)




EKLER   ve  Yorumlarım:
  • Hakkı DEVRİM,  1929'da Eskişehir'de doğdu. 15 Haziran 2016 İstanbul'da  87 yaşında (kanserden) vefat etti.

  • * Köşesinin adı  Cihannüma   idi demiştim.
    Anlamı:  «Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça, kule.   Dünyayı gösteren harita»  demekmiş.

    1996'da başlamış Radikal yazarlığına.
    Demek ki 70 yaşına yaklaşırken tanımışım ben onu, çok farklı jenerasyonların fertleri olarak.


  • (Bu nasıl bir ülke? Yıllarca Radikal gazetesi kağıt basımlarında ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan yazılarında kullanılan foto'su bile yok internette!  tv popularitesini yakaladıktan sonra çekilmiş bir dolu materyal bulabilmek mümkün, ancak en önemlisi yok. İnsana zerre değer verilmiyor bizde. Hep popüler olan, pop olabilmek/kalabilmek için bir dolu rezalet ve çıkıntılık yapan insanların peşinden koşan, bilgiye vefaya alçakgönüllüğe, kısaca "değerler"e değer vermeyen bir toplumuz. Değer kavramımız sorunlu. -Hep mi böyleydik, zamanla mı olduk?-  Benim en üzüldüğüm nokta budur.)



  • İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.  Üniversite yıllarında İstanbul Radyosu'nda çalışmış, reji asistanlığı gibi görevlerde bulunmuş.
    Kabataş Erkek Lisesi mezunu olduğunu da ekleyeyim. Behçet Necatigil ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairler okulda hocaları imiş.


  • Vikipedi'de  "Gazeteciliğe 1952 yılında Son Saat'te röportaj yazarı olarak başladı. Daha sonraları Tercüman, Havadis, Yeni Sabah, Ege Ekspres ve Tasvir gazetelerinde çeşitli görevlerde bulundu. Yeni Sabah'ta genel yayın yönetmenliği yaptı;  'Fısıltı' köşesinin yazarıydı"  diyor.  Türkiye'nin ilk dedikodu ve magazin köşesi Fısıltı'nın,  Sabiha Deren  müstear isimli yazarı imiş. (Sonradan bunu kendisi açıkladı.)

    Evet,  Hakkı Devrim bazen ünlüler ve magazin konularına da değinirdi. Toplum önündeki ünlü evli çiftlere önem verirdi. Ancak söyleyecek paylaşacak bir lafı ve bir sohbet üslubu olurdu.  Münasebetsiz lakaytlıklardan yürüdüğünü görmedim.



  • Meydan Larousse  ansiklopedisinin genel yayın müdürlüğünü yaptı.  Türkiye'de onbinlerce eve ansiklopedi girmesinde payı büyük olduğu söyleniyor. Bizim çocukluğumuzda bunlar önemli şeylerdi.

    Bir dönem basın-yayın dünyasından uzaklaşıp tavukçuluk işine girmişse de, 1990 yılında Doğan Yayın Grubu'nda gazeteciliğe geri dönmüş ve promosyonu yapılan ansiklopedilerin hazırlanmasına katılmış.

    1995'te Posta'da Telaynak köşesini yazdı. 96'dan başlayarak uzun yıllar Radikal'in temel yazarlarından birisi oldu.
    (Maalesef ki  Eyüp Can  gazeteye Genel Yayın Yönetmeni olarak geldiğinde,  Devrim dahil Radikal ile özdeşleşmiş pekçok gazeteci topluca uzaklaştırıldı.  Perihan Mağden  zaten ayrılmıştı, üstüne gelen bu yeni dizayndan sonra ortam popülerlik düşkünü Cüneyt Özdemirgiller ve türevlerine kaldı. Sıklıkla Eyüp Can'ın fabrikasyon eşi Elif Şafak'lanıyorduk filan... Gazetenin eski tadı kalmamıştı yani.  Bir süre daha eklerinin hatrına almaya devam ettiysem de fazla sürmedi. Bunları daha önce Rol Modelleri & İkonlar'da da yazmıştım.)

    2005 yılı gibi bir zamandan itibaren de yıllarca Okan Bayülgen'in programlarında sabahlara dek daimi konuk olarak bulundu "Hakkı Baba", tatlı-sert bir huysuz yaşlı olarak. Özellikle Televizyon Makinası'nda televizyon şöhretini yakaladı. Ardından NTV'de Mirgün Cabas ile "Günlerin Getirdiği" programını sundu.  (2009)



  • Blogumda bulunsun:
    Bir tv kanalında İslam peygamberi Hazreti Muhammed için "kabile şefi"  dediği için  "Hakkı Devrim özür dilesin" kampanyası başlatılmıştı.  O da "Kutsal değerlere hakaret edilmez!!!" timi  tarafından hizaya gelmek üzere aba altından sopa gösterilmeye maruz kalmıştı yani.  Yaşlılıktan yırttı biraz da...
    (Bu arada ansiklopedik tanım olarak Kureyş kabilesi mensubu ve yöneticisi olan bir adama "kabile şefi" denince İslam'ın hoşgörü dini olduğunu bir kez daha müşahade etmiş olduk.)


  • Son zamanlarda ölünün arkasından (kötü) konuşmak ve nefret ruhunun her türlü meyvesini vermek gibi bir âdet oluştu. En son, yine bu sene Haziran ayı içerisinde vefat eden Yaşar Nuri Öztürk'ün ölümü ile ortalık küfür ve beddualar ile doldu. Kendi köşesinde sessiz sakin yazılar yazan, uzun zaman önce sağlık sorunları sebebiyle inzivaya çekilmiş insanlar hakkında bile öldükten sonra sosyal medyada yazılanları okuyunca hayretler içerisinde kalıyoruz,  değil ki Yaşar Nuri gibi bol tartışmalı isimler...
    Madem böyle tepki verilesi görüşleri-hareketleri varmış bu insanların,  sağlığında neden susmuşlar, neden sessiz kalmışlar? Mezardan "cevap hakkı"nı kullanması mümkün değil diye mi?
    Bu kadar kin, nefret, intikam duygusu ve fırsatçılık içerisinde olan insanların ne işi olur  din  ile  Allah  ile  veya gazetecilikle?




  • ALINTILAR:

    Hakkı Devrim, özellikle dil konusunun üzerinde önemle duran biri idi. Bir gazeteci olarak yazılarında ve yayınlarında Türkçe ile Osmanlıca'dan kalma eski kelimelerin, deyimlerin hatalı kullanımlarına bolca yer verir,  demiştim yazının başında.
    Ölümünden sonra, internette bulabildiğim bazı söyleşilerinden çeşitli alıntılar paylaşıyorum bu kısımda:


Kürtler ve Kürtçe:

Osmanlı'dan beri Kürtlerle beraber savaşıp dövüşüyorsunuz.  Herkes terk edip gidiyor,  bir tek Kürtler kalıyor yanında.  Sonra savaş bitiyor. Ne yazıyorsun, "Ne Mutlu Türküm Diyene"...  Ee o zaman Kürt olan ne yapacak.

"Bu ülkede bir baba, devletin nüfus dairesine gidip (evladına) büyüklerine, tarihine, kültürüne uygun bir isim koymak istiyor. Ama buna izin verilmiyor. Ya buna gülmek bile ayıp. Bu nasıl bir ayıptır nasıl bir mantıktır."

"İnsanların en mukaddes yerleri dilleridir. Ama insanlar, kadınlara verdikleri önemi dillerine vermiyorlar. Bir insanı dilini konuşmaktan men etmek kadar büyük bir cinayet olabilir mi? Sadece Kürtlerin değil, Rum, Yahudi arkadaşlarımın da dillerini yasaklamaya kalktılar. 6-7 Eylül'de papazları sünnet etmeye kalktılar. Bütün bu hengâme içinde benim bir dil davam var, ama ümidim yok. (...) Bu asgari bir insan hakkıdır,  yaşamak hakkı kadar tabii bir haktır."
_"Ana dilde eğitim ülkeyi böler" diyenlere siz ne dersiniz?  (diye sorulmuş)
  "İsterse böler. Ben ne yapayım?"
  “Ülke benim için dilden daha önemli değil ki!”



Devlet adamlarına eleştiri:
"Bizim devlet adamlarımıza bakın, cehalet kokusundan yanlarına varılmıyor.  Konuşurlarken de kullandıkları kelimelerden anlıyorsunuz ki mantıklarında dünya meselelerinin netleşmesi diye bir durum yok."


Kadın-Bayan-Hanım  mı denecek tartışması hakkında:
"Bay ve Bayan, modernleşme hareketinin bir sonucu olarak dilimize girdi. Ama günlük hayatımızda yer edinmesi zor. Atatürk çok uğraştı bunun için. Ama İsmet İnönü'ye kabul ettirememişti. Bayan burada hem bekâr hem de evli hanımları tasvir etmek için ihtiyaç olarak dilimizde kalmaya devam ediyor. Tavsiyem, resmi tanımlarda mesela basketbol takımını anlatırken 'kız'; günlük hayatta 'hanım' veya 'kadın' kullanılmasıdır.  Ama evet;  bayanın yerine başka bir icat gerekiyor."
(Akşam'da Mehmet Özdoğan ile söyleşisinden, karıştırılan tartışmalı kelimeler üzerine notları da arşivde bulunsun:
 'Hassas' kelimeler kılavuzu)



"Evlilikte saadetin şartı nedir bilir misin? Bir aradayken de yalnız kalabilme mucizesini gerçekleştirebilmek.  Ben kadınımla böyleydim."


"Mensubu olduğumuz toplumda en güçlü kurum aile'dir"

gibi bir sözü de vardı Hakkı DEVRİM'in. Şimdi o yazısını bulamıyorum, ama anafikri şöyleydi diye hatırlıyorum:
"Siyaset, Merkez Bankası, ekonomi, silahlı kuvvetler filan değil; Türkiye'nin temeli  Aile'dir."



Gazete yöneticileri üzerinden medya eleştirisi:
"Türkiye'nin büyük işadamlarıyla siyasetçileri anlaşmış durumdalar. Artık gazetelerin başında kesinlikle gazeteciler yok. Büyük para sahipleri gazeteleri alıyor; gazetelerini satarak, reklam alarak ve hükümetin istediklerini yaparak daha çok para kazanıyor. Siyasi iktidarlar da emri altına aldığı gazetecileri kullanarak oy alıyor. Patronlar  gazetelerden  nüfuz ve para,  iktidarlarsa oy sağlıyor. Bu ikili anlaşma Türkiye'yi boğacaktır. Entelektüel takımı ise gazeteleri esnafa kaptırdığı için suçlu."

"Genel yayın yönetmenleri mesleğe sahip çıkmıyorlar. Meslekten ne bekleneceğini, idealinin ve görevinin ne olduğunu düşünen, bunları uygulayan yazı işleri müdürleri görmüyorum."

"Bugün gazeteler Türkiye'ye zarar vermekte. Hâlbuki Türkiye'de kamuoyunun kültürünü arttırma, zevklerini inceltme, zekâsını parlatma bakımından gazetelere fevkalade ihtiyaç var. Fakat bunu yapmıyorlar."


Aydın DOĞAN'ın kızları hakkında:
"Aydın Doğan hakkında belgesel yapmak istediklerini söyledi kızları. Parayla yapılan belgeseller sadece övgüdür, belgesel değil. Bu fikrin doğru olmadığını kendimi sevdirmeyen üslubumla söyledim. Daha sonra bir yazımda da, kendi kızımdan bahsettikten sonra "Kız sahibi olmak zor iş. Allah üç, dört kızı olanlara kolaylık versin" yazdım. Sanıyorum, neden bu.  ("Hakkı Bey yaptıklarınızı beğendiniz mi?" diye yakışıksız bir çıkış yapmış Aydın bey'in kızlarından biri, gazeteden kovulması ertesinde odasına çağırarak.)



RTE yorumu:
_Cihannüma köşeniz açık olsa, Erdoğan hakkında neler yazardınız?  (diye sorulmuş)
_Bunu hemen söylemem ama televizyon mülakatında karşıma gelse, "Tayyip Bey, siz talihli bir adam olduğunuzun farkında mısınız" derdim. "Talih olabilir, ama ben de çalışıyorum" derse,  "Çalışıyorsunuz ama sizin kadar talihli başvekil görmedim"  derdim.
Rakiplerine baksana.  Biri Kemal Kılıçdaroğlu, biri Devlet Bahçeli...
Bana da onları versen, ben de başvekil olurum. (Gülüyor)  Ne kadar saçma bir şey söylersen söyle, onlar daha saçmasını söylüyorlar. Erdoğan'ın karşısında hiçbir şey yok.


          Bu da CHP ile ilgili,  daha önce de bu blogda paylaştığım  (Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeni başkan olduğu dönemde alıntıladığımda uğruna çok dışlanmalar ve alaylar yaşadığım, Kemalist zihinlerin bu vesileyle Hakkı Devrim'e de epey saydırmasına vesile olduğum)  bir yorumu:

"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçiyor.  1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. Bu Onur (Öymen) belası aslında hayra alamet sayılır.  Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ  («gelişip büyüme»)  imkânı bulsun."

(Hakkı Devrim  -  CHP'den kime ne hayır gelir!  24 Kasım 2009 Salı - Radikal)




  • Vefatı sonrası,  Ayşe Arman'ın Instagram hesabından paylaştığı uzun nottan bir alıntı:

    "Bende emeği olan insanlardandı, meslek hayatım boyunca pek çok kere (...) desteğini hiç esirgemedi.  Daha iyi olayım diye eleştirmek için de arardı,  iyi bir şey yaptığımda alkışlamak, "Aferin!" demek için de...  Harbi entelektüel oydu işte. Dürüst ve kendi gibiydi, lafını da esirgemezdi."


  • Ve son olarak, Okan Bayülgen'in Hakkı Devrim'i anlattığı bir telefon bağlantısının kaydını koyuyorum. Yavaş yavaş ortak hafızamızı kaybedip zamandan kayarken...
    https://www.youtube.com/watch?v=LCx_kT0sdK8



  • 2016,  gençler,  Hürriyet,  İslam,  Kemalizm,  kibir,  NTV,  Perihan Mağden,  popüler kültür

    20 Nisan 2016 Çarşamba

        BOMBALAR  patlarken

    2015 ortasından beri ve özellikle son aylarda;  en büyük şehirlerimizin
    en işlek ve en kalabalık,  kimi zaman da en tarihi alanlarında peş peşe bombalar patlatılıyor.   Dünyada da savaşların şekli değişiyor, muhtelif büyük kentlerin kalabalıklarına kan sıçrıyor.
    Bu konu üzerine bir derleme yapacaktım ki çeşitli sebeplerden yazı çok aksadı,  bu arada Belçika'daki  (NATO merkez karargahı başkent Brüksel'de)  havaalanı ve metro patlamaları,   Mart'ta Bağdat stadyumundaki canlı bomba,   Pakistan lunaparktaki bombalı saldırı gibi yeni kanlı olaylar yaşandı.
    Benim bu şekilde hazırlayıp yayınlamadığım yüzlerce yazım var,  bu da onların arasında kaybolmasın diye,  taslak hali ile paylaşmaya karar verdim.   Maksat siber uzayın derinliklerine bazı bilgileri yollamak,
    her ne işe yarayacaksa artık!

    Topraklarımızda ilk aklıma gelen olayları listelemeye çalışarak başlayayım:
    • 31 Mart 2015 ->  İstanbul Çağlayan Adliyesi'ndeki savcı rehin alma ve öldürme olayı.   Masum insan kanı üzerinden intikam, devrim ve barış hayali kuran zihniyetin kurbanlarından biri de Mehmet Selim Kiraz idi. Berkin Elvan davası soruşturmasını yürüten bir savcı, DHKP-C'li teröristlerce öldürüldü.

    • HDP Diyarbakır mitinginde trafo önü patlama   (5 Haziran 2015)
      (ve seçime yaklaşırken Adana ile Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombalar)

    • Suruç katliamı.  34 genç  gün ortasında öldü,   IŞİD dendi.
      (20 Temmuz 2015,  Ayn-el Arap/Kobani'ye gitmek üzere Suruç'a şarkılar söyleyerek gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyeleri)

    • Ankara Garı önünde, bir miting sırasında art arda gerçekleşen iki bombalı intihar saldırısında 100 küsür kişi öldü. Şok edici idi.   (10 Ekim 2015)
      Saldırıyı Irak Şam İslam Devleti IŞİD üstlendi.

    • İstanbul Fatih ilçesine bağlı Sultanahmet'te sabah 10:15'te şiddetli bir patlama olmuştu.  Dikilitaşların bulunduğu meydanda, Alman Çeşmesi yakınlarında.  (Acaba tarihi eserler zarar gördü mü?) Turistlerin yoğun olduğu bölgede büyük panik yaşandı.
      10 kişi öldü,  çoğu Alman vatandaşı idi.   (12 Ocak 2016)


    • Ankara'da  Genelkurmay Başkanlığı'nın az ötesinde bomba yüklü araçla gerçekleştirilen terör saldırısı.  Akşam iş çıkışı TSK personelini taşıyan servis araçları, İnönü Bulvarı üzerindeki kavşakta trafik lambalarında kırmızıda beklerken patlatılan bombaların sesi şehirde çok geniş bir alandan duyuldu deniyor.
      Aralarında sivillerin de bulunduğu 29 kişi öldü, pek çok da yaralı var. Genelkurmay'a 300,  TBMM'ye 500 metre gibi yakın mesafelerde gerçekleşen bir olaydan bahsediyoruz.   (17 Şubat 2016 Çarşamba)

      (17 Şubat'ın tarihsel benzerliği:  Eşref Bitlis'in ölüm yıldönümü.
      ABD ile PKK işbirliğini ve Kuzey Irak'ta oluşturulmaya çalışılan Kürt devletinin Türkiye'nin zararına olduğunu dile getirdikten kısa zaman sonra uçağının düşmesi sonucu ölen Jandarma Genel Komutanı. JİTEM'in kurularak yargısız infazların yapılmasına, itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılmasına karşı çıktığı yönünde bilgiler basına yansımıştı.  Dosyası "zaman aşımı"ndan düştü.)


    • Ankara Güvenpark'taki patlama.   Başkentin en merkezi noktasında, otobüs duraklarında.   40'a yakın ölü ve durumu hala ağır çok yaralı var. Şok yaşamış olaya şahit olup hayatta kalanlar, görgü tanıklarına mikrofon uzatılarak yapılmış videolara denk gelmişsinizdir.  Çok şey söylendi:  Rusya desteği dendi, çeşitli dış istihbarat örgütleri dendi, PKK bağlantılı etnikçi bir saldırı olduğu duyuruldu,  TAK dendi...    (13 Mart 2016, akşam 18:45 sularında)

      ABD Büyükelçiliği, saldırı ihtimaline karşı vatandaşlarını önceden uyarmış duyurular ile.  İstihbaratı Türk makamlarından aldıklarını söylüyorlar.  Bizde uyarılar musibetten sonra yapılır Sam Amca.
      (Ankara saldırısını üstlenen TAK:   "Misliyle devam edecektir" dedi.)


    • Kilis il sınırlarına Suriye'den ateşlenen roketler düşmeye devam ediyor. Son olayda yaralılar var.  "Angajman kuralları çerçevesinde IŞİD hedefleri vuruldu" deniyor bir haberde.


    • Ve tarih itibariyle son olarak,  dün  (19 Mart 2016 Cumartesi) İstanbul'un en can alıcı yeri olan İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen Taksim intihar saldırısı.  Kaymakamlık binası önünde dendi, bu kez de bir turist kafilesine yönelindi.   Sanırım (Amerikan vatandaşlığı da olan)  5 İsrail ve 1 İran vatandaşı ölmüş, konu inceleniyor dendi. Bir de gezip görmek için İstanbul'a gelmiş bir Türk ailesi ve minik kızları olay yerinde imiş.
      İsrail,  güvenlik gerekçesi ile vatandaşlarına TR'ye gitmeme çağrısı yaptı.  Ölenler, böyle kalleş bir saldırının hedefi oldular.
      Twitter'da birisi  "Karma works in strange ways"  diye yorum düşmüş olaya,  bu da bir bakış açısı.   Geçenlerde birisi diyordu:
      "Canavarı uyandırdınız artık, önüne geleni yutacak."


    • EDIT:  Yeni eylemleri bu yazının altındaki Yorumlar bölümüne not düşerek bir kaynakça gibi kullanmayı düşünüyorum.




    Yukarıda saydığım her bombalı intihar saldırısından sonra sosyal medya (Twitter ve Facebook) hemen kapatıldı ve erişim hızında çok büyük yavaşlamalar olacak şekilde saatler sonra kademeli olarak açıldı.   En son Taksim patlamasından sonra,  "üç ayrı yerde daha patlama olduğu" gibi yalan haberler aldı yürüdü.  Zaten sosyal medya tam leş çukuru!  Senin fanatiği olduğun tarafın işine geliyorsa;  her tür yalan, nefret ve galeyan taşıyan materyali,  kibri, aşağılamayı yapabilirsin.  "Utanma duygusu ve Rab korkusu" kalmayınca  her kepazelik zuhur eder, her şey inat sonuçta.   İşte böyle bir zamandayız.


    Taksim'deki intihar eylemi sonrasında ve yaşanan terör olayları ile görülüyor ki bizim ülkemiz/topraklarımız/bölgemiz için güzel günler pek yakın değil gibi,  görünen veriler bu yönde.   Savaş ve gerginlikler,
    etnisite güzellemeleri daha devam eder. "Barış ve kardeşlik türküsü"nü söyleyip demokrasicilik oynayanlar, sivil insanları patlatarak her koşulda "haklı çıkmada"lar.    “Ama ama ama...  AKP şöyle,  Recep böyle!...”
    Terörü aklama ve kılıf bulma.
    İnsanları anlamak benim için çok önemli ve değerli. Ancak kan dökmeye kılıf olarak bahaneler öne sürülüp çelişkili oynanıyorsa, anlama gayreti de anlamsızlaşıyor maalesef.
    "Terörle yaşamak" konusunda bilinç eksikliğimiz var.  Bu şekilde yaşamaya alışmak kolay olmayacak.  Şu halde bombalar gündemi oluşturuyor.



    Bu arada (Ebru Gündeş'in kocası) Reza Zarrab,  ABD Miami'de tutuklandı (İran ambargosunu ihlal ederek ABD'yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından - 19 Mart 2016). TR'de 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun merkezinde yer alan kendisi, burada aklanmış ve bolca plaketlendirilmişti.

    Gündemdeki bir diğer konu da PKK bölge sorumlusu olduğu söylenen bazı teröristlerin cenazesine katılan HDP'li milletvekilleri idi. Kürt siyasi hareketi, seçimlerle gelen dikkate değer başarısı sonrasında hızla hayal kırıklığı olmaya yöneldi.  Gerçi bunun evveliyatı var,  Demirtaş/Yüksekdağ ikilisi, "ortak acı, ortak gelecek ve ortak vatan" hissiyat ve adımlarını "ortak acımasızlık, ortak kin ve ortak bölünmüşlüğe" çevirmek için yoğun çaba gösterdi. PKK'ya gelince...  "Arkanızda yaralı bırakmayın" diyen bir örgüt, destekçisi Kürtlere hayat vaat edebilir mi? Kanlı ve insanlık dışı yüzleri apaçık ortada artık.   (Hrant Enveryan'dan alıntı)


    Bunlar da "gazeteci" filan...  "İneğe özenip şiştikçe şişen (ve sonunda patlayan) kurbağa" hikayesindeki gibi; RTE nefretinden akıl sağlıklarını kaybetme noktasına yaklaştılar.
    Umut kaynakları terör.




    Mart ayından bir diğer haber de İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon'un  "Kürtlerin devlet sahibi olması halinde bölgedeki sorunların çözüleceği" yönündeki açıklamaları idi.   Tabiki Türk medyası geçiştirdi bu haberi. Kendisi şöyle diyor:
    “Kürtler ile Yahudi milleti aynı dönemlerden geçmiş, farklı ülkelerin yönetimleri altında yaşamışlar. Sıkıntılar çekmişler. Kendi kaderimizi kontrol etmemiz için şart olan gücümüzü ve arzumuzu elimizden almışlar.”


    Yahudiler ile Kürtleri bu şekilde kıyaslamak?
    Hinlik çok türlü.
    "Hinlik" deyince,  aklıma Can DÜNDAR geldi.
    Diyarbakır HDP mitinginde bombalar patlatıldığında (bombaların yoğun olarak gündeme girişinin başlangıcı gibi) Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni olan Can Dündar,   “Geçmiş olsun Diyarbakır! Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur: Seni başkan yaptırmayacağız!” diye tviklemişti. Daha önce ayrıntılı yazmıştım bunu hatırlarsanız.  İnsanların kanı yerde, bunlar siyaset-darbe-halay filan...


    10 Ocak 2016 Pazar

     Can Dündar,  Ertuğrul Özkök,  Hasan Cemal,  Ahmet Hakan,  Hilal Kaplan...

    Tekrar merhaba.  Geçenlerde “GAZETECİLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?”  diye sormuştum,  o yazıya yeni örnekler vererek devam edeyim.

    -Can DÜNDAR'ın tutuklanması ve seküler kesim-
    27 Kasım 2015 Cuma günü, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni  Can Dündar  ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül tutuklandı (MİT tırlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafların yayınlanması gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında).   Elbette, insanların bu kadar "yalaka" bu kadar "ilkesiz" olduğu bir toplumda ve onun medyasında, anında "Vatan haini!" gibi hakaretlerle bu gelişmeyi duyuranlar oldu.   ("Can Dündar ve Erdem Gül gazetecilikten değil vatana ihanetten tutuklandı!"   gibi ifadeler...)

    Bendeniz,  iktidarların aldığı %49 oy oranlarına güvenip gazetecileri "haber yapma" sebebiyle hapse yollamalarına elbette karşıyım.   Ancak... Evet  ancak,  "gazeteci"  kimliğinde şu tarz işler yapan birisi için üzülmem mümkün değil:


    5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitinginde bombalı saldırı gerçekleştiğinde,  insanlar ölüp de daha kanları yerdeyken Twitter'da halaya durup oy avcılığına soyunan bir insan idi kendisi.   "İnsanların kanı üzerinden el ovuşturan çakallar! Bu mu gazetecilik?"   demiştim o gün.   Siyasetiniz batsın!
    (Link:  https://twitter.com/candundaradasi/status/606852972484673538)


    Can Dündar'ın özellikle son zamanlarda HDP ve The Cemaat'e verdiği destek malum.   "HDP'yi destekliyor oluşu" kendisi için çok önemli olan kişi ve taraflar,  Cemaat ile dirsek temasında olanlar, bu tutuklanmaya sosyal medyada büyük tepki verdiler. Suni, balon gibi tepkiler... Ne basın özgürlüğü ne haber yapma hakkı zerre kadar umrunda olmayan, etnikçi-milliyetçi-cemaatçi kaygılar...   Bunları bir Facebook paylaşımımda dile getirdiğimde, HDP destekçisi "Halkımız cahil!"ci modern bir genç kadın bana verdi veriştirdi. (Zehirli laflarından sonra hemen Facebook listesinden silmeyi de ihmal etmedi.)   Ben de şöyle yorumladım:

    "Gazeteci" diye tutuklandıklarında ortalığı velveleye kattığınız insanlar  "etnikçi".  Ve tam da böyle olduğu için sizin desteğinizi alıyor. Yalanlarınızda güvenli sularda yüzmeye devam. İnsanların kanına girecek kadar gözü dönmüş olanlar ve o sularda halaya durmuşların dilinde nezaket, hele "konformizm" filan çok "politik doğrucu" kaçmış. Bu arada sizin kadar elitist ve etnikçi olmayanlara "izole" demeniz de ayrıca kendinize ayna tutuyor.



    Can Dündar  üzerine çeşitli  Gündem yorumları:
    Kamuoyu vicdanında mahkum olması gereken kişileri yanlış yargı kararlarıyla mahkum ederek onlardan kahraman yaratılmasına sebep oluyorsunuz.
    (@beybinn)

    Can Dündar,  Cemaat'in iktidar savaşının vasat Kemalist kamikazesi. Sanırım Cemaat AKP'yi devirecek, kahraman olacağım diye düşündü. Olmadı. Cemaat savcılarını dahi sollayarak TIR'ları IŞİD'e bağladı. "Cesur gazeteci" sayılmasına yetmeyecek kadar dandik  1kara propagandanın kurbanı.
    Bu vakada üzerinde kafa yormak gereken şey,  Kemalist 'romantik isyankarı' Cemaat kamikazeliğine sürükleyen karanlıktır.  Bir Beyaz Türk dramı  :/
    (@hbk)

    Can Dündar;  "Atatürk'ü AKM çatısında Gezi olaylarını izlerken gördüm" diyebilecek kadar meczup biridir. Bence ceza ehliyeti yok :)  Dündar'ın gezi olaylarında Atatürk'ü AKM çatısında gördüğü o tviti:
    https://twitter.com/FSEVGILI/status/669964101846753280

    "İnsanın yüzüne tüküren şeye aşk denir"  cümlesini kurabilen ortalama bir İtalyan twitter kullanıcısı,  Can Dündar'dan daha fazla  "yazar"dır. Türkiye'nin gelmiş geçmiş belki de en kariyerist (ve son 2-3 yıl hariç en dengeci) gazetecisi Can Dündar'ın tutuklanmasına biraz şaşırdım.
    Bir Can Dündar hayranına ne kadar mesafeliysem,  "oh oldu iyi ki tutuklandı" diyene de o kadar mesafeliyim.
    Reşat ÇALIŞLAR


    Doğu Perinçek:  «Dündar'ın tutuklanması büyük akılsızlık ama... Cumhuriyet de adeta karşı-Cumhuriyet oldu.  Açıkça cemaatle yakın bağ kurdular,  HDP ve PKK'ye yaklaştılar.»

    Can Dündar gibi gazeteci kılıflı casuslardan "kahraman, özgürlük neferi" yaratma çabası da yakında söner.  Öyle bir algı var ki sanki gazeteci, avukat, akademisyen gibi meslekleri icra edenler suç işlemez!  Öz itibariyle bu algı, elitist bir algıdır. Yani suçu sadece "esnaf, çiftçi, işçi, işsiz, köylü vs işler" algısı yaratılıyor.  Suçlu olma ihtimalini kendilerine yakıştıramıyorlar.
    (Hrant Enveryan,  bkz)





    . -Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in HDP çarkı-
    2015 seçimleri öncesi HDP, Selahattin Demirtaş ve genel olarak "etnikçilik"  desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün kaleminden çıkan yazı:

          «Bizi fena aldattın Selo, fena yaktın içimizi. Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık. İnanmıştık, Türkiye'nin partisi olduğuna...»
    (Ertuğrul Özkök - 27 aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı  link)

    "Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkarması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün,  sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya "hain"  lafını sokuşturma ve işlem tamam :)


    Dostlar alışverişte görsün itirafı bu, yani "işlevsel". Günah işlememek değil de, günahı (üstelik hafife alarak) itiraf etmek erdem sayılınca olacağı budur.
    Kaçıncı örnek bu?

    Hayata Dönüş Operasyonu  (Hürriyet: "Devlet Girdi" / Milliyet: "Sahte Oruç   Kanlı İftar"),  28 Şubat,  Ahmet Kaya hedef gösterme ("Vay Şerefsiz"),  Hrant Dink hedef gösterme...   Kürt siyasi hareketinin başında barışçıl insanlar varken onları silikleştirmeye çalışma, Kürt partileri kapatıldığında halaya durma, Uludere/Roboski... Sonrasında Kürt siyasi hareketinin başına şahinler ve iyi paketlenmiş, PR'ı iyi yapılmış bir Demirtaş geçtiğinde, Suriye ve Ortadoğu'da Kürtler için yeni dengeler oluşurken 'bir anda' Kürt hareketine destek kararı alıp etnikçilik gazını veriverme!
    Yap-et, sonra "hata ettik vesaire" laf çevirmece ve aynı yerden berdevam :)


    Fatih PORTAKAL:   Vasat, boyundan büyük hırslar sahibi ve goygoycu tiplerin halkımızca daha çok sevilmesinin basındaki örneklerinden biri.  Nereye gitsem Fox'tan bir Portakal, her ev ziyaretinde bir Güldür Güldür bilmemne... Beni gıcık etmek için gizli ittifak mı kurdular nedir?

    Gerçekten kendimi bildim bileli televizyonla arama büyük mesafeler koymuşumdur. Hele sabah kalkar kalkmaz illaki (yani mutlaka) hemen televizyonu/radyoyu açan, gevrek gevrek saatlerce magazin programı izleyip full dedikodu ve boş muhabbetler yapan tiplere özel bir yabancılaşmam vardır. Çoğu durumda yalnızlığı tercih etmemde bunların etkisi tartışılmaz.

    Aşağıda, seçim öncesi "Barış-Kardeşlik-Demokrasi" sözcüsü olarak sundukları Selocan'a, seçim sonrası "hendekler" ve silahlar patladığında muhteremin ettiği laflar:




    Ahmet HAKAN:   Keşke hep o beyaz çoraplı ama gazeteci ruhunu koruma titizliğinde kalsaydı; ama Kanal 7 ona dar geldi. Doğan Grubu'na geçti  ve kariyerinde yeni bir sayfa açtı.

    Hürriyet, CNN Türk ve Doğan Medya olarak seçim öncesi HDP'ye, ve Selahattin Demirtaş özelinde Kürt siyasetine  "boyalı basın"  tarihinde görülmemiş destek verdiler.
    Destekledikleri HDP barajı aştığında bunların olacağını bilmiyor muydu Ahmet Hakan? Bal gibi biliyordu. Şimdi aklınca ayar veriyor. Ve Demirtaş'ı bozuk para gibi harcama yarışında o da yerini alıyor.

    (Resim üzerine tıklayarak görseli büyütebilirsiniz.)





    .
    -Hasan KARAKAYA  ve  Çöplük-
    Yeni Akit adlı, "gazete" olduğu söylenen nefret bülteninin genel yayın yönetmeni imiş kendisi. Ölümünün ardından CumhurBaşkanı Erdoğan dahil, üst ekabir tarafından övgü sellerine mazhar oldu. Evet, bu da oldu yani... "Irkçı sağcılar"ın övgülere doyamadığı,  tımarhaneden hallice bir ülke burası.
    Önüne gelene "Orospu çocuğu!" diyen, başörtülü öğrencilere "fahişe" yakıştırması yapan bir adam bu.  "Pezevenk, köpek, kaltak"  gırla gidiyor yazılarında...

    Kendisinden birebir alıntı:
    Aslında,  “köpek”leri çok severim... Çünkü,  “sadık”tırlar... Çünkü,  “yal” yedikleri kaba,  asla sıçmazlar!
    Bu da son yazılarından birisi,  29 Aralık 2015 tarihli:
    Sonra da, utanmadan; “Ben Kürdüm” diyeceksin!.. Hasss!.. Hadi ordan!..

    Ağzından bal damlıyormuş mübareğin!
    Böyle adamların köşeleri kaptığı, okurları, milleti yönlendirdiği, durmadan nefret tohumları serpiştirdiği, üstüne bir de övgülere mazhar olduğu bir ülkede ciddi bir kalite ve insanlık sorunu var demektir. Başarısızlık ve tökezlemeler tam da bu noksandan kaynaklanıyor olabilir.

    Ve  ŞOK  gelişme!
    Katar Merkezli El Cezire tv kanalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın heyeti içinde Umre'ye giden Türk gazeteci Hasan Karakaya'nın "Aşırı doz Viagraya bağlı olarak Medine'de kalp krizi geçirip hayatını kaybettiğini"  duyurdu.
    Olaya gel!
    Umre ziyaretinde VİAGRA aldığı için öldüğü ortaya çıkınca, onu kollayıp kullanan iktidar bu haberi de PARALEL'e bağladı ya, tam rezalet!
    «Ünlü alkolik tiyatrocu (...) öldü»  diye vermişti  Levent Kırca'nın ölüm haberini Akit. Biz de desek mi şimdi, "Ünlü gazeteci sapık çıktı, Viagra'dan geberdi!"

    "İşte ağzı bok çuvalı gibi olan bir adamdı, küfür ede ede geberdi. Son nefesinde de kelime-i şehadet yerine muhtemelen yine küfürler etmiştir. Böyle bir insana Allah rahmet etsin denmez, dense dense toprağı bol olsun denir."
    (Hasan Karakaya'nın ölümü ardından bir okur yorumu)


    Aşağıdaki resimde:
    Irak'da Müslüman kesen Oğul Bush ve dönemin İngiltere Başbakanı Blair ile aynı kareye girmeye çalışan Müslüman adamlar... Ok işaretli olan, Müslüman Akit Başyazarı Hasan Karakaya. Irak işgali sonrası Bush ve ABD'ye söven bu kişinin, sonraki sene Bush'un ziyareti sırasındaki tavırları... Nazlı ILICAK da objektifte! (Hasan Cemal örneğinde dediğim gibi,  her devrin insanlarından sakınınız!)




    .
    -Hilal KAPLAN  ve  İsrail çarkı-
    Nasip olursa ilerleyen günlerde yazacağım "İsrail ve Mavi Marmara Çarkı"  yazımda da kullanacağım, ancak burada da bulunsun bu foto derleme.   Solda, Mavi Marmara saldırısı sonrası İsrail'i boykot edelim gazıyla "alınmayacak" markaları listeleyen Hilal, sağda ise son gelişmler sonrası "İsrail ile teması süren bir Türkiye, Filistin davasına daha aktif hizmet edebilir"  diyen Hilal. Dönekliğin ve ilkesizliğin böylesine   "Yav he he!"  deyip geçelim.

    ("Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş" ilkesi gereği; bu hanımın, Twitter'da görüşleri hoşuna gitmeyen herkesi "troll" olarak niteleyip en temel üslup ve iletişim bilgisinden yoksun bir dil ile cevaplar yapıştırma yarışında olduğunu da ekleyeyim burada. Arada  "ahlak" dersleri vermeye de çalışıyor.)


    Bir de bu var mesela:

    Barış görüşmeleri sürecinde "Türkiye'nin adının değişmesini konuşabiliriz artık"  da dedi, neler neler dedi... "Fethullah Hocaefendi ve Cemaat bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeydir!" diye yazıp Twitter'da veryansın ona buna saldıran bir zattı,  15 Temmuz sonrası "Fetöcü!" diye ifşa ettiği firmalardan kendisine danışmanlık ücreti ödenmeye başlamasının ardından sosyal medyada linci durdurduğu ortaya çıktı...  Mütemadiyen Cumhurbaşkanı uçağında boy gösterdi.

    Ülkede gazeteciliğin geldiği seviye göz yaşartıcı. Farklı siyasi çevrelerin neredeyse hepsinde aynı seviye kendini şart koşuyor.  Ve bunlardan medet umuluyor.



    .
    -Hasan CEMAL  ve  değişen dengeler-


    ~DUYDUNUZ MU, PAŞA TORUNU HASAN CEMAL "barış" İSTİYORMUŞ! HANİ ŞU KANDİL'E GİDİP: "sakın silah bırakmayın, erdoğan sizi kandırıyor" DİYEN HASAN CEMAL!... BEN YENİ YILI BEKLEMEDEN BİR YAŞIMA DAA GİRDİM HAYIRLISIYNAN, ŞÜKÜRLER OLSUN...~
    (Ali Sedat Çetinkoz)

    .

    "Bir zamanlar cumhuriyetçi, bir zamanlar liberal, şimdinin azılı Kürt milliyetçisi"   Hasan CEMAL;   İttihat ve Terakki  Partisinin en önemli şahsiyetlerinden  Cemal Paşa'nın  torunu.   Cemal Paşa  için:

    «I. Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi'nin komutanı olarak görev yaptı. Osmanlı Devleti'nin savaştaki yenilgisinin birinci dereceden sorumlularından kabul edilmiştir»   diyor Vikipedi. Ayrıca kendisi Ermeni soykırımı, Rumların sürülmesi gibi çoğu mevzunun da planlayıcılarından olarak karşımıza çıkar. Araplar arasında "kasap, kan dökücü  (seffah)"  olarak nam salmış bir paşadır. Suriye, Filistin ve Lübnan topraklarından pek çok Arap aileyi sürdüğü söylenir. Velhasıl, Arapların Osmanlı'dan ve Türklerden nefret etmesi için elinden geleni ardına koymamış.

    David Fromkin'in "Barışa son veren barış  (A Peace to End All Peace)" kitabında; Osmanlı içten yıkıldıktan sonra İstanbul ve Çanakkale'yi Ruslara vermeyi kabul ettiği, karşılığında istediği toprakların Suriye, Mezopotamya, Ermenistan, Kilikya ve Kürdistan özerk bölgeleri olduğu yazar. Taşnak Cemiyeti aracılığıyla diğer İttihat ve Terakki liderlerinden gizleyerek ilettiği bu önerileri, Suriye ve Kilikya'dan vazgeçmeyen Fransa tarafından reddedilmiş.

              Bu topraklarda bazı ulvi görevler babadan oğula devreder. 100 küsür sene önce dedesi baş rolde olup coğrafyayı kanlı bir kadere iten bazı soyadlar, bugün aynı coğrafyada torunlar ile mikserlik işinde... Tabi ki kişilerin özgür düşünceleri, değerlendirmeleri olabilir. Ancak burada bir görüş değil, bir fitne fücur durumu var.  Nasıl oluyor da AK Parti ve Erdoğan'ın yükselişini bu kadar desteklemiş bir insan, barış görüşmeleri başladıktan kısa zaman sonra bir anda azılı Erdoğan karşıtı olmakla kalmıyor, bir de "Kandil silah bırakmamalı"  imiş!... Sahi,  saygınlar ne kadar saygın?




    Yiğit BULUT,   Ayşe HÜR,   Ahmet ŞIK  vesaire......
    Kendisi de bir zamanlar gazeteci olan nam-ı diğer "Jöleli" (ulusalcıların ünlü ekonomi yazarı idi bir zamanlar), şimdinin Cumhurbaşkanı Danışmanı  Yiğit BULUT;  Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir dönemki danışmanı gazeteci Etyen Mahçupyan'a vermiş veriştirmiş... Dolmuş taşmış dilinde hakaretler! Ne beslemelik bırakmış  ne utanma duygusu  ne ajanlık...

    İnsanların görüşleri, inançları, dünya görüşleri değişebilir. Ama tüm bunların değişmesinden bile daha zordur öz karakter ve tavırlarının değişmesi... Mesela "mübalağa / abartı" damarı çok aşırı olan galeyancı birisi;   ulusalcı iken de abartılıdır,  İslamcı iken de...
    İşte  Yiğit Bulut  tam da böyle birisi.
    "Bir tat bir doku" olarak varlarsa renk katarlar; ancak akıl vermeye başlayınca adam anında Başkanlık sistemine olumlu bakabilecek pek çok insanı tek hamlede soğuttu. Haksızlık yapmamak adına yaptığı konuşmasını dinleyeyim dedim,  "BİZİM BİNLERCE YILLIK DEMOKRASİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ"  filan diyormuş yahu!
    bakınız:  YouTube Video

    .

    Ayşe HÜR:  Kürt'ten çok Kürt,  ayrılıkçıdan daha ayrılıkçı,  EN Türk düşmanlarından ama aynı zamanda en ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı  (artık nasılsa),  her şeyi o bilir,  fitne-fesat pompalama uzmanı ama elleri tertemiz,  kariyer manyaklığında son nokta ultra-hesapçı bir şahıs.  Hendek müdahalesi zamanı Twitter'daki denk geldiği Kürtlere tek tek saydırıyordu,  siz neden bu mücadeleye katılmıyorsunuz, eziksiniz, yıkıksınız, asla bi devletiniz olmayacak iğnelemeleri vesaire...  Ondan sonra bunlar gelir öldürülen Berkinler ve çocuklar için ağıt yakarlar sosyal medyalamalarda...  Barış derler. Maksat çocuklar ölsün, bunların kariyerleri yükselsin, haber kanallarında görünürlükleri artsın... Amberin Zaman da aynı kafa...  Ülkedeki  (sözde AKP karşıtı olduğunu söyleyen)  kısmen seküler tayfa bunlara  "gazeteci"  diye yüksek tolerans tanımaya devam ettikçe bu saçmalıklar düzelmez.

    Rus uçağı düşürülünce bir anda Putin ve Russever olan değişik muhalefetimizden Ayşe HÜR'ün kıtırlarını derlemiş bir Twitter kullanıcısı. Arzu eden bakabilir. Benim çelişki ve/veya yüzsüzlük kotam fazlasıyla dolduğu için,  okurların kendi takdirine sunuyorum.
    Link:  twitter.com/OmericoVespucci/status/669233257372872705



    Bu da değişik bir kafa:

    Gazeteciler iyice troll'e bağlamışken:










    Yanda Cemile BAYRAKTAR'ın 2010 senesinden bir tviti.

    "Barış süreci" dedikleri dönemde Yıldıray Oğur, Hilal Bayrak gibi onlarcasının böyle tvitleri oldu. Şimdi  "Çocuklar ölmesin!"  diyeni terörist ilan ediyorlar. Çelişki ve iki yüzlülüğe gel!

    Varlığını/gazeteciliğini, sadece bulunduğu tarafın/iktidarın gerçeklerini haklı çıkarmaya adayanların savaşı ve "emre amade"  troller bunlar.

    Müzmin gazeteciler ise iktidarın ak dediğine kara demeyi bir halt zannettiği için güvenilirliğini yitirdi.
    Makul bir ülkede yaşasaydık Yozdil'in kitapları 1 milyon satmaz,  Celal Şengör Habertürk'e çık(a)maz,  Sözcü diye bir gazete  500bin satmazdı...
    Akit sokaktaki lümpen İslamcıya hitap ediyor / Sözcü,Gündem,Taraf,Birgün'ün sol/ulusalcı/yurtsever "modern lümpenlere"  hitap etmesi gibi.
    (@sefasr)


    Haa bir de şu olay vardı:

    Ara GÜLER, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve konutunu resimledi diye patlayan, nefret kusan gazeteciler oldu.

    (Ben de Naim Dilmener ile bu konu yüzünden tartışma içerisine girdim, ki kendisi değer verdiğim biridir.
    Maalesef siyaset insanları ne kadar körleştiriyor.)

    Cumhuriyet gazetesinin manşetini paylaşıyorum resimde.
    Ara Güler  "Sizin gibi serserileri mi çekicem, onlar ne kadar gazetecidir ki? Gazetecilik oynuyorlar"  gibi ifadeler kullandı bu manşete karşı... Ara Güler'in, Ak Parti ve Erdoğan'ı onaylamak değil, sadece mesleğini/işini yapma derdinde olduğunu dahi anla(ya)mıyorlar.

    Hey siz, gazeteciler! Neden sadece mesleğinizi yapmıyor da sürekli trollük yapıyorsunuz?




    burası Türkiye,  Cananlar,  hukuk,  internet,  ReşatÇ,  savaş,