hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2024 Çarşamba

Seni Çocukluğuna İnmeye Davet Ediyorum!


SOSYAL MEDYADA MİS GİBİ BİR FAŞİZAN YÖNTEM olarak;  fikrini kabul etmediğiniz,  kafanıza uymayan, alıştığınız tarza ait olmayan kişileri aynı  Gülseren Budayıcıoğlu  dizilerindeki gibi  "çocukluğuna inmeye davet etme ritüeli"  bu aralar çok moda!

Mesela birisi sahipsiz sokak köpekleri sürülerindeki artışa mı dikkat çekti;  hemen meydan okuyup çocukluğundaki travmalara inmeye davet edin. Veya biri gazetede yayınlanan bir haberin delilleriyle yanlış bilgi sunduğunu mu belgeledi;  hemen kendisine  "saldırgan"  olduğunu yazıp çocukluğuna inmesini telkin edin.  Hatta biraz da bilimsel takılıp bir psikoloji sayfasına link vererek cevap yazın.  Bu iyiliğimi de unutmayın ;)

Şimdi son haftalarda bu konuyla alakalı yaşadığım bazı "gerçek" örnekleri kıyısından aktarayım.

   Geçen hafta Twitter'da  "Yaşama/hayata saygının olmadığı bir coğrafyada, hayvanlara muamele de ona göre olur. İnsan hayatına değer verilmeyen ve çok kolay ölünebilen bir ülkede kadına ve hayvana şiddet olaylarının sıklığı azalmaz"  yazdım diye birisi beni  "şiddete meyilli"  ilan edip derhal çocukluğuma inmeye davet etmişti.

   Bu olaydan birkaç gün sonra,  uzun zamandır girmediğim Ekşi Sözlük'te, hem de "can ile canan" başlığında yeni bir entry girilmiş olduğunu aylar sonra tesadüfen fark ettim. Şu ise bakınız ki orada da beni çocukluğuma inmeye davet eden ve saldırgan olduğumu söyleyen birisi vardı! Kimdir acaba bu âdem, ve hakkımda neye tepkili acaba diye ufak bir araştırma yapınca bir de ne göreyim?

İki yıl kadar önce  (gazeteci) Can Ataklı'nın  bir yazısında internetten aparttığı, bahsettiği kişilerin bir kısmıyla hiçbir alakası olmayan,  hatalı bilgiler ve eşleştirmelerle dolu bir resmini paylaşıp  gazeteciliğin ülkemizde ne kadar basit, güvenilmez ve kolay bir meslek haline geldiğini örneklediğim bir paylaşım yapmıştım.  (bkz)  Ona cevaben bana özelden attığı  "Doğulu, muhafazakar bir aileden geliyoruz sanırım"  (Ne alaka?)  özel mesajı ile hızını alamayıp,  verdiğim cevabı da anlamayıp, bir de üstüne kendi başlık altımda beni "saldırgan ve içi nefret dolu" olmakla suçlayıp çocukluğuma inmeye davet etmiyor mu?

(Ettiği diğer hakaretleri ve pişkinlikte sınır tanımayıp zeytinyağı gibi üste çıkışlarını yazmayacağım burada. Mühim birisi değil benim hafızamda.)

Böyle bir dolu örnek.  İyi ve hassas bir okuyucu iseniz,  mutlaka sayısız örnekleri ile karşılaşıyorsunuzdur.

Sosyal medyada, kendine güvenli ve konforlu faşizan krallıklar kurup vicdan masturbasyonu yapan böyle tiplerin "çocukluğa inme" modası ile psikolojiyi de bir yapaylık unsuru haline getirişini maalesef sıkılarak izlemek durumunda kalıyoruz.  Bu da gelir bu da geçer.  Çok da şey etmemek lazım yani.


21 Haziran 2020 Pazar

 Şehir  ve  Köpekler

Çok değil, daha birkaç hafta önce Urfa Viranşehir'de köpekler altı çocuğu parçalamış, ağır yaralanan çocuklardan ikisi kısa sürede ölmüştü.  Ölenlerden birisi yaklaşık 1,5 yaşında (evet, bir buçuk yaş) idi. Ne yapmış olabilir emeklemekten iki ayak üzerinde durma evresine henüz yeni geçmiş bir bebek sokak köpeklerine?
Bir gazetenin haberine göre ölen diğer çocuk 2, saldırıya uğrayan çocukların kalanı ise 5 yaşlarındaydılar. Bir tane de ayırmaya gelip kendisi de saldırıya uğrayan 13 yaşında bir erkek çocuk vardı.


Eminim ki kafasını kuma gömüp kendi yalanlarıyla yaşamak isteyenlere vız gelip tırıs gidecektir; ancak bir kez daha belirtmekte fayda var ki medeni memleketlerde sokakta başıboş ve sahipsiz köpek olmaz. Israrla buna mukavemet gösterenler, kendileri medeni ortamları terk edip hayvan barınağında yaşayabilirler; tercih meselesi... Her olayda ısrarla mantık aramak isteyen ve "Köpek durduk yere niye saldırdı ki acaba?" diyenlerin sorularının cevabı "işeyerek işaretlediği alanda çocuğun oyun oynaması" gibi de çıkabilir.


Gelelim kendi yaşadığım çevredeki soruna...
Efendim, bizim evin tam karşısında bir park alanı var. Gece olunca köpek sürülerinin buluşma alanı adeta. Sabaha kadar havlama, dalaşma, ulumaları bitmiyor;  üstüne bir de (eskiden park alanı içerisinde olup sonradan hokus pokusla planlar değiştirilerek yapılmış)   camiden yükselen ezan sesi ekleniyor.

Her zaman dediğim gibi,  Allah bu ülkede hasta bakanlara ve vardiyalı çalışan insanlara sabır versin. Gürültü ne gündüz ne gece bitmiyor bu memlekette! Hele bir de geceyarısı evinize dönerken yolda karşınıza çıktığını düşünün bu kızgın köpek sürülerinin.
(Zaten karşılarına çıkan her kedi yavrusunu boğazlıyor bunlar, o da ayrı bir hüzün.  Oysa ne kadar da güzel YouTube'daki aynı evde yaşayan kedi ile köpek arası arkadaşlık görüntüleri...  Barış ne güzel şey!)

Ama artık herkes o kadar ciks oldu ki, bu konular açıldığında öyle yorumlar yapılmakta ki, sanki herkesin şahsi jeep'i var ve hemen evinin önüne aracını park edebiliyor. Veya herkes sitede yaşıyor gibi tuzukuru yorumlar yapılıyor. Bireyler anca kendi çevresinde gördüğünü deneyimliyor;  ama kendi koşulları ve hikayesi üzerinden herkesin hayatını bağlayıcı yorumlar yapma hakkını kendinde görüyor.  Şartlar ve çevre koşullarına göre hiç bir esnekliğe yer bırakmıyor.


Sonra o sokaktaki köpeklerin de bir canı var.  Bunlar aç mı mesela?
Ben bir kere yiyecek vermek için yaklaştım fakat asabiler, doğal olarak. Hayvan için de acıklı. Bu kadar fazla sayıda hayvanı günümüzün kapalı çöp sistemli mahallelerinin besleyebilmesi zor. Özellikle de bir heves uğruna alınıp birkaç aya sokağa atılan köpeklerin durumu içler acısı! İstanbul'a her gidişimde  türlü dış görünüş ve renkte,  çok güzel cins köpeklerin sürüler halinde sokaklarda gezdiğini görüyorum.  (Büyük tehlike!)
Az dikkat kesilince; en az birinin ayağı sakat (muhtemelen araba çarpmış),  diğeri çok mutsuz (terk edilmiş sahibi tarafından) ... "Yazlık bölgeler"  derseniz aynı. Lütfen heves için bir cana kıymayın. Besleyemeyeceğiniz,  bakamayacağınız hayvanı satın almayın.
En azından önceden iyi düşünün.  Bazı insanların sandığı gibi, köpek sürekli balkonda beslenebilecek bir hayvan değildir. Bir süs eşyası, bir biblo değildir. Çocuğunuzla bunun sorumluluklarını konuşarak,  iş bölümü ile konuya yaklaşın.

Ne var ki daha yapıcı yaklaşımlar sergileneceğine;  bazı çevrelerde ciddi sorun halini alan, açlıktan saldırganlaşabilen;  üstelik sokakta başıboş kimbilir neler yaşayan hayvanlara  "sokaklarda kalsınlar"  denerek iyilik yapıldığı sanılıyor.

Bu noktada hemen kendi görüşümü söyleyeyim:
Ben insan türünün gezegendeki varlığını ve üstünlüğünü önceliyorum. Evet, önce bizim güvenliğimiz. Evet, biz hayvanlardan üstünüz; onları boyunduruğumuz altına alıyoruz.  Bununla birlikte, bir canlının diğerine olan üstünlüğü ona pislik gibi davranma hakkını vermez.  O da bir  CAN.  Sorumluluğumuz var,  maddi-manevi...  Buna çevre ve doğa da girer,  vicdan,  iman ve sevgi kanunu da...
Ve sorunlar kulağının üstüne yatıp uyuyarak ya da yok sayarak çözülmez.
Büyük şehirler ve bazı sahil kasabalarında sokak köpekleri sorunu diye bir şey var.  Buna karşı ne yapılacak,  ne yapılabilir?

(Şehir ve başıboş köpekler konusuna  "Kadınlar Neden Çıldırdı?"  yazımda da değinmiştim,  çeşitli yorumlar da gelmişti o yazıya. Burada daha fazla devam etmeyi düşünmüyorum.)


Gelelim yurt dışındaki uygulamalara.
Bildiğim kadarıyla, Avrupa'daki çoğu ülkede sokak köpekleri toplanıp kısırlaştırılır ve barınaklara gönderilir. Amerika'da ise, (eyaletlere göre süre değişebilir) barınağa getirilmiş köpeğe 2-3 hafta süre tanınır;  eğer bu zaman zarfında sahiplenen çıkmazsa hayvan uyutulur. Ancak gönüllü bağış desteğiyle işleyen ve mama vb yardımı alan barınaklar sokaktan toplanmış böyle hayvanlara bakabilir. Onun da raporunu veriyorlar bağışçılarına. O nedenle Amerika'daki hayvanseverler sıklıkla sosyal medya hesaplarında hayvan fotolarını ve bilgilerini paylaşırlar,  "Lütfen bu tüylü dostumuz için son hafta"  gibi notlarla...

Yani bizim gibi "sokaklarda kalsınlar" denen bir yer yok,  kısırlaştırılmamış hayvanların hele.

Bir diğer sorunumuz da,  maalesef barınaklar Allahlık bizde.
Hiç gittiniz mi bir barınağa bilmiyorum ama, ben köpek almayı düşünüp barınaktan almaları tavsiyesi verdiğim kim varsa  onlardan hep şunu duyuyorum:
_Barınağa gittik.  Bize sahiplenilebilecek köpekler sadece şunlar dediler,  üç tane uyuz köpek çıkardılar,  onları da biz istemedik.

Koskoca barınaklarda, hayvan sahiplenmek isteyenin karşısına üç ila beş hayvan çıkarmak nedir?
Gösterin hepsini,  bu nasıl bir saçmalıktır!,  diyen yok.
Hem vermiyorlar  hem de beslemiyor  veya  öldürüyorlar.
Köpek ve evcil hayvan sevmeyen ne kadar insan varsa barınak ve hayvan bakım işlerinde memur-yönetici olmuş gibi zaten...



Türkiye'de kedi-köpek sahibi olup apartmanda evcil hayvan besleyen insanların sorunlarına değinelim biraz da...

Bakın, ben size kendimden bir örnek vereyim önce.  Yaşanmış ve gerçektir:

Hiç öyle evde hayvanmış, kedi köpekmiş işim olmazken; bir hamile Ankara kedisi gelip bizim çatıda yavrulamış. Sanırım ya diğer yavruları ölü doğdu, ya da yine köpekler yedi, bilmiyorum, bir tek yavru vardı bizim çatıda.

Defalarca apartmandakiler ikisini sokağa atmalarına rağmen;  anne kedi dış kapı açılır açılmaz ağzında taşıdığı yavrusuyla ok gibi fırlayıp asansörden evvel en üst kata ve çatı önüne çıkmış oluyordu. Sonunda apartmandaki yaşlı bir büyüğümüz dedi ki  "Hayvanın yuvasını bozanın yuvası bozulurmuş,  bırakalım yavru büyüyene kadar burada kalsınlar."

İşte o evrede bir bağ oluştu ilk kez bir hayvanla aramda. Tarif edilemeyecek bir şey.
Sonunda yavruya ben bakayım demiştim,  aşılarını yaptırıp evimize aldım.  Sadece kendi odam  ve  balkonda duruyordu,  sadece bu.  Hiç dışarı çıkmıyor yani.
Komşular derhal  "melek girmez"  lobisi kurdu. Ben yaşadıklarımı biliyorum.  Ne sevgisiz ne soğuk, domuz gibi insanlarla çevriliymişiz meğer!

Sonunda evde olmadığım bir günün ertesinde geri döndüğümde kedim yoktu. Aşırı yağmurların ve sellerin olduğu bir zamandı. Annem "Kedin gitti" dedi.  Hepsi bu kadar.

İlk yıl onu sıklıkla rüyalarımda görürdüm.  Beş yıldan fazla oldu, hâlâ özlüyorum kedimi.  Bu acı benim için bir çeşit terbiye de oldu. Evlat acısını,  can sahibi olmanın getirdiği sorumluluğu ve özgürlüğün değerini anladım. Kapıyı çekip çıkabilme ve ayakta durabilme gücüne sahip olmanın kıymetini anladım.

Odasından ve balkondan dışarı çıkmayan bir kediye ve sahibine yapılanları düşününce...
Köpek sahibi olanlara bu lobinin yapacaklarını düşünemiyorum bile!


Ki bizim küçük yeğenlerin isteğiyle onların evine sevimli mi sevimli, arkadaş canlısı bir köpek alındığında, senede bir kere bize gelişlerinde dahi ;çevredekilerin rahatsız olmuş bakışları, laf sokuşları,  "Melek girmez"leri...

Sevgi dolu küçücük çocuklara söylenen sözler ve o bakışları yürek kaldırmaz.  İyi ki bizim yeğenler çok hassas çocuklar değildi.  Zaten  "Hassasiyet mi?  Aman uzak olsun!"  yazımda da demiştim;  hassas insanlar için bu dünya bir zulüm,  diğer hassaslar bile sizi yıkmak üzere işlerken üstelik...  Hele bizim gibi,  incelik ve nezaketlere önem verilmeyen,  "höt - zöt"  dilini konuşan kalabalıklara sahip bir toplumda...

Üstelik kimse de demiyor ki biz saraydan gelmedik, eskiden büyüklerimiz ahşap evlerindeki fareleri yakalasın diye kedi besler, neredeyse her evin kedisi olurmuş;  köylerde hayvanları olanlar köpek beslermiş,  halen daha Anadolu'da ahırın üstündeki katta yaşanılan evler var. Bazen haberlerde de çıkar hatta, düğün-dernek olunca eve aşırı yığılma olmuş, kalabalık ahali alttaki ahırda bulunan hayvanların üstüne düşmüş!
Şimdi bu insanların kıldığı namazlar mı kabul değil, dualar mı Allah'a ulaşamıyor,  melek / Azrail yazılı izin belgesi mi istiyor,  nedir?
Diyanet ortaya attı böyle bir kıtır, atılan taşın arkasından kuyu başına üşüşen kalabalıklar  ve  şimdi çıkarabilene aşk olsun!

İstemeyen bakmasın kardeşim, zorunluluk ve zorlama yok.
Peki bakanı niye delirtiyorsunuz?  SİZE NE!!!
İnsan olmak bu kadar zor mu? İlla dırdır etmeden, başkalarının yaşam enerjisini sömürmeden yaşayıp gidemiyor musunuz siz?


acı,  anne,  kibir,  YouTube,

6 Nisan 2020 Pazartesi

  Koronavirüs  (COVID-19)  günlerinde...




"Hiç sevilmemiş bir insan sevgiyle ne yapabileceğini nereden bilebilir ki!"

"İyi bir manipülatör kendini de manipüle eder. Başka türlü yaşayamaz çünkü."

“Uyudum, uyandım,  uyudum, uyandım;  kepaze bir yaşam.”

Kafka  -  "Günlükler"  kitabından



Corona salgın günlerinde #EvdeKal çağrıları yapılır ve kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanırken,  aldığım karışık notlar...
Benim gibi zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayan biri için,  başkalarının benzeri bir hayatı çok kısa süreliğine de olsa deneyimlediğini görmek... Adeta bir sosyal deney ortamı,  bir tersine kutuplaşma hali!



Bu arada -elbette- rahat durmayıp bir sürü okumalar yaptım; özellikle İbrani dinler,  eskatolojik  (zamanların sonuna dair) metinler ve geleceğe dair peygamberlikler üzerine...
Sonunda çıktığım yer,  Simon & Garfunkel'in bir şarkısında geçen şu sözlerdi.  İnsanlar  her çağda  duymak istediklerini onlara söyleyeni seviyor,  hoşuna gitmeyen izlere karşı kör olmayı seçiyor.

"Still a man hears what he wants to hear
And disregards the rest.
"



"Nanometrik boyuttaki organizmalara yenik düştük."   MTA

“Bir sinek  bir kartalı salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu.”
  Yunus Emre



Ve maalesef,  "yakında gelir böyle haberler"  dediğim konu da önümüze düşmeye başladı. Korona virüs salgını sonrası evcil hayvanlar sokağa atılmaya başlamış.  Dünya Sağlık Örgütü (WHO)  "Hayvandan insana Koronavirüs bulaştığı yönünde bir veri yok"  dese de,  hem tuvalet için dışarı çıkamayacaklarından  hem de ekonomik sebeplere eklenen yaygın bulaşıcı histeri / korku ruhuyla,  olan yine bu masumlara oldu.

Özellikle köpekler "aidiyet" duygusu güçlü canlar olduğundan, bazısı sahiplerinden ayrılınca depresyona giriyor, yemeden-içmeden kesiliyor. Bakamayacaksanız almayın lütfen.  Bir can bu;  heves değil.

Eğer bu yaşananlar bize hayatın, ailenin,  iyi komşular sahibi olmanın değerini hissettirmiyor ve küresel olarak bir şeylerin beklenmedik şekilde ne kadar hızla değişebileceğinin altını çizmiyorsa, tüm bunları kavrayamıyorsak,  o zaman aklımızı başımıza ne getirecek ki?


Charlie Chaplin  -  A Dog's Life  (1918)



EDIT:  Takvimin 11 Nisan'ı göstermesine saatler kala, ani bir "Son Dakika" gelişmesi ile  "2 gün sokağa çıkma yasağı"  uygulamasına geçildiğini öğrendik. Ve bir anda dışarıdan gelen sesler,  hop n'oluyoruz derken... Bir de baktık ki sokaklar insan seli!  Bakkal, fırın, Tekel bayi ve market önleri full dolu.  "Sosyal mesafe"  hak getire!  Maske takma deseniz yarı yarıya  (bile değil). Kavga görüntüleri, yumruklaşanlar, benzin istasyonlarına akın edenler... Anlayacağınız;  milletçe bal kabağına dönüşmeden önce silme bi koronalandık. Velhasıl:  COVID-19, veya görünür-görünmez düşmanlarla mücadele edebiliriz belki.  Ama içimize işlemiş ciddiyetsizlik ve lakaytlıkla başa çıkamayız.



21 Eylül 2019 Cumartesi

Margaret  Tarrant

(Kısa bir zamandır Facebook hesabımda bazı ressamların eserlerini derliyorum,  «Çeşitli Tablolar - Painting Artworks»  başlığı altında...  Bundan sonra da eklemelerim devam edecek.  Ömrüm vefa ederse belki de yılları bulacak bir derleme olacak bu.  Bloguma da ressamların bir kısmı için başlıklar açmayı düşünüyorum.  Bugüne kadar sadece  Salvador Dali  ve  Rus ressam Ivan Shiskin  üzerinde yoğunlaştım.  Önümüzdeki günlerde sürrealist kadın ressam Remedios Varo  için de bir başlık açabilirim.  Ancak bugün özellikle Margaret Tarrant'tan bahsetmek istiyorum.)

Margaret Winifred Tarrant  (1888-1959)  İngiliz ressam-çizer ve çocuk kitabı yazarı.  Özellikle doğa, periler, çocuklar ve dini çağrışım yapan çizimler yapmıştır. Çocuk kitapları ve içindeki çizimler, kitap kapak tasarımları, kartpostallar ve takvimler ile tanınmıştır. Kariyerine 20 yaşında başlamış bu kadın ressamın yaptığı yüzlerce çizime bakınca gerçekten yetenekli, yaratıcı ve çalışkan birisi olduğu ortada.  (Kendisine fırsatlar tanıyıp bu eserlerde yer almasını sağlayan insanlar da teşekkürü hak ediyor tabii.)

Babası da ressam olan Margaret Tarrant,  özellikle  The Water Babies,  Forest Fairies  ve  Nursery Rhymes  adlı  çalışmalarıyla ünlüdür.
Yüzlerce materyal arasından,  blogum için şunları seçtim.
Bir başka yazıda görüşmek üzere.

Margaret Tarrant ilüstrasyonları The Fairies' Market




Happy Days
Columbine


             The Fairy Way
                  The Toadstool Brolly (umbrella)





Meadowsweet
The King of Love


Nursery Rhymes
Musk Mallow



The Water Babies
The Proposal



Margaret Tarrant  -  Water Sports



14 Temmuz 2019 Pazar

  Ressamlar  -Ivan Shishkin

Bugün blogumda, 19. yüzyılda yaşamış Rus ressam Ivan Shishkin'e ait resimler paylaşacağım. Özellikle adeta fotoğraf gibi detaylı orman ve doğa resimleri ile dikkatimi çekmişti. Bazı çalışmalarındaki detaycılık ve gerçekçilik insanı şaşırtıyor gerçekten.  Minnettarız böyle yetenekli ve üretken dehalara!

Ivan Shishkin  -  Oaks in Old Peterhof  (1891)


Ivan Shishkin  -  Summer Day   (Pastoral, Realizm)



Ivan Shishkin  -  Rain in an Oak Forest


Ivan Shishkin  -  Morning In A Pine Forest


Ivan Shishkin  -  A Walk in the Forest  (1869)


Ivan Shishkin  -  In the Grove









30 Nisan 2019 Salı

  Kadınlar Neden Çıldırdı?

Gerçek hayatta farklı tarihlerde yaşadığım üç olayı paylaşmak istiyorum bugün.  Üçünde de kadınlarla ilgili bir derdim var.
Bu da böyle bir içini dökme ve anılar paylaşımı olsun.

1)  Hayvansever Kadınlar  ve  Köpekler
Beş sene önceydi galiba. Bakırköy'de ufak yeğenlerle anaokul dönüşü bir anda aniden şiddetli bir yağmur bastırmıştı da en olmayacak alanda, sığınabilecek tek bir yer bulamamıştık etrafta... Ne yapsak ne'tsek derken abartısız 9-10 tane büyük sokak köpeği tarafından çevrelendik aniden. Bazıları o bölgenin köpekleri idi, daha önce başka yerlerde de görmüştüm sanırım, ayrıca kulaklarının arkasında etiket vardı; diğerleriyse Bakırköy Hastanesi çevresi ormanlık alandan filan gelen vahşi köpekler. Oranın sokak köpeklerindeki gibi kulak arkalarında bantlar yok,  aşıları yok  ve insana alışık değiller diğerleri gibi.  Saldırgan davranıyorlar derken iyice hırlamaya başladı ikisi...

Çevrede bizden başka kimse yok!
Arada yandaki yoldan arabalar geçiyor,  bir de biz ve köpekler varız.
Ben zaten köpeklerden çok fena korkarım.  Öyle böyle değil!
Ama çocuklar var yanımda,  bana emanetler ve çok küçükler diye şaşılası bir Tanrısal cesaretle önlerine geçtim korumak için.

(...)

O gün korkunçtu. Hâlâ yazarken bile geriliyorum ki yaşarken düşünün bide!  Eve döndüğümde elim ayağım titriyor... Kan ter içinde kalmıştım korkudan,  yağmurdan,  gerilmekten...
Yine de verilmiş sadakamız varmış,  şükürler olsun kurtulabildik.

Akşamında Facebook duvarımda olanları yazdığımda hayvansever bir arkadaşım duyar kasmıştı “Yazık o hayvanlar sokakta kim bilir neler yaşadılar insanlardan!”  diye...
Sonra başka bir kadın da köpeklerin psikolojisini merkeze aldı. Hayvanseverliğinin altını itinayla çizdi.
Ne bir  "Geçmiş olsun!" diyen,  ne de  "N'oldu şimdi nasılsın? Çocuklar iyi mi?"  türünden bir şey diyen olmadı...  Üstelik sevdiğim arkadaşlarım bunlar.
Ama lafa bakarsan  "Kadınlar çiçektir."   Diyecek söz yok.


2) Sosyal Medya  ve  Kadınlar:
     (Kadınlar  ve  Zeka)

Gerizekalının teki bir Facebook grubunda demiş ki:
“Erkek uyelere duyuru!!! Cinsiyetci ve mahalle agzi kufurlerinizi sansurleyerek ediniz. Ornegin; sikerler degil zinkerler yazarsaniz cirkin ve mide bulandirici olmaz.”
      (Bunu yazan da bir kadın!)


Ne kadar saçma bir mantık bu? Ne yani? "sikerler" yerine "zinkerler" yazınca böyle latif (hoş) filan mı oluyor? Yoksa bu şekilde anlaşılmıyor mu ne olduğu?

Bunun kadınsılık sanılması ise ayrı bir saçmalık.
Yazarken emoji, kalp koymayan,  "eki eki" üslubunu sahnelemeyen, bol makyajlı fotolarını paylaşmayan kadından sayılmıyor zaten.
       (Son olarak,  “Fotosunu paylaşmayan kadın çirkindir, net”  diye bir kadının yaptığı tespiti de gördüm ya!  Seni eşşekler zinkertsin emi!)   İşte kadınlar bu yüzden salak ve salak kalmaya mahkum.


3)  Vahim bir  Kamil Koç  Hatırası:
Bu blogda daha önce de bazı Kamil Koç maceralarıma yer vermiştim.
 (bakınız:  Çarpışan Otolar  ve  Kamil Koç)
Bunu ise yazmaya aylarca elim varmadı,  o derece gerildiğim ve başımı belaya soktuğum esaslı bir örnek. İçerisinde harbi deli ve şirret,  hasta bir kadın var.

Efenim olay şu:
İstanbul yolculuğum için Kamil Koç'tan biletimi alıp yerime oturuyorum ve İstanbul'un üçüncü (ve en son) garajı olan Esenler'e varana kadar, evet son ana kadar hiç susmadan, bağıra bağıra ikinci koltuk sırasından şoförle konuşan bir kadın var içeride!

Takdir edersiniz ki oldukça absürd bir durum: Otobüsteki bir kadın yolcu durmadan bağıra çağıra şoförle konuşuyor!

Neler yok ki laflarının içinde? Özel hayat dahil; küfürler, hakaretler, dedikodu, siyaset, medya, seçimler, Ergenekon, magazin, para... Biz de mecburi dinleyicileriz onun sahnesinde. Kulaklık filan da kâr etmiyor, sesi o kadar yüksek volümden çıkıyor ki mecbur katlanıyoruz.  Bütün otobüs mecburi olarak onu dinliyor.

Zamanla yandan geçen diğer Kamil Koç otobüslerinin şoförlerine de laf atmaya başladı. Bizim şoför aracılığıyla onlara telefon açmalar filan...  Sonradan öğrendik ki meğerse bizim şoförün ablasıymış.
(Ne abla ama!)

Yola çıktığımız ilk andan itibaren en uzun susuşu yaklaşık 1 dakika 15 saniye sürdü. O bir küsür dakikalık süre haricinde; 4 saatten fazla zaman boyunca  non-stop  konuştu,  hem de bangır bangır!
(Söylemeye gerek var mı,  ne uyumak ne okumak ne müzik dinlemek  ne arkana yaslanarak çevreyi izlemek mümkün.)

İşte böyle sohbet, muhabbet ortalığı yıkarak giderken... Bir ara arkadan bir yolcu kalkıp en öne şoförün taa yanına kadar gidip dedi ki,  "Böyle sohbet muhabbetle bu hızla gidersek bize önceden verilmiş saatten en az 1 saat sonra,  o da belki anca varacağız."

Daha adam bunu der demez kadın dönüp bir küfür patlattı ki!  ŞOK!
(Bu olay Ramazan ayında geçiyor,  dört sene önce Ramazanda)
Anadolu tarafındaki ikinci durak yerine varana kadar da kadın durmaksızın adama hakarete devam etti;  tutan, tutabilen yok!

Nihayet Alibeyköy'e vardığımızda, orada inen yolculardan sarı saçlı bir kadın tam inerken dönüp demesin mi  "İyice köy kahvesi gibi, yol boyunca küfür muhabbet çok şükür kaç saat gecikmeyle, bir yerde az kalsın kaza yaparak geldik. Sizi şikayet ettim gerekli yerlere,  bilginiz olsun."

Tam neyse ki kaptan şoför olgunlukla karşıladı durumu derken... Deli kadın  "Kapat otobüsün kapıları!  Dövücem ben bunu!"  demesin mi!

(-niyeyse-)  O noktada artık ben de müdahil oldum. Lütfen artık yaa makul olalım,  yeterince sizi dinledik zaten filan dedim...
Ama işte benim salaklığım şu ki ben en son Esenler'de inecektim ve diğerleri Alibeyköy'de inip gittiler,  ben hala otobüsteyim.
Kadın ne biçim küfür hakaret ediyor. Bu benim kardeşimin arabası, kapıları kapatıcaz,  çıkamayacaksın buradan filan...

Ayyyy! Ne korkunçtu! Adamlar o kadar pişkin ki, "Ne şikayet ederseniz edin, bişey olmuyor, boşuna uğraşırsınız."  Dediği laf bu... Korkunçtu. Tabii ki şikayet ettim, bir şey çıkmayacağını bilmeme rağmen defalarca...
Lanet olsun ki, eğer mesela Belçika vatandaşı filan olsaydık, deli gibi tazminat alırdık bu olayda ama ne yaparsınız ki biz Türk vatandaşıyız. Bir Avrupa Birliği vatandaşının başına geldiğinde çuvalla büyük paranın tazminat olarak ödendiği haller, eğer buranın yerli vatandaşlarının başına gelmişse belki bir kınama dahi çok görülüp olay geçiştirilir.

Yine de  (çok şükür)  adamlar daha dengeli kadınlara göre.
Eğer o otobüsteki muavin sakin davranmasaydı, şoförde Allah korkusu ve temkin olmasaydı; neler yaşanırdı tahmin dahi etmek istemiyorum.  Kadınlar harbiden çıldırmış olmalı!


("Kızların sorunu ne?"  yazı dizimden)

6 Mart 2019 Çarşamba

  Salvador DALİ  ile  Düşler ve Yorumlar


Dünya'da yeni bir çağın eşiğinde olduğumuz fikrine kapılıyorum bazen. Yol'un nereye çıkacağı, mantıktan bağımsız gelişecek gibi.

Bilmem bu imgelerin de etkisi ile midir nedir, sürrealistlere olan merakım ve hayranlığım artmakta.
 Bu minvalde  -uzun zamandır ara verdiğim
TEN BİLGİSİ  neşriyatında-   daha önce yayınladığım,
çeşitli arkadaşlarımın görüşleri  ile  genişlettiğim
Salvador Dali  üzerine bir yazıma  tekrar  yönlendirme yapmak istedim:


Tablo:  Dream Caused by the Flight of a Bee  around
a Pomegranate
 (1944) - Salvador Dali

...... "Sanat bizlere başkalarının ruhlarına girebileceğimiz bir kapı aralar,  tabi kendimizinkine de... Sorular sorarak iletişime geçtiklerimizin korkularını, düşüncelerini, dünyalarını, ve sırlarını gözlemleriz."
(...)
















(Kuğu mu  Fil mi?)



Ünlü ressama ait daha pek çok resim için şu linkten yararlanabilirsiniz, Çeşitli Tablolar  Facebook arşivimden:  Salvador Dali resimleri