11 Temmuz 2010 Pazar

Gündem (Haziran 2010)-II

(Geçen aydan arta kalan pek çok gündem maddesi olduğunu fark ettim ve eksikleri not düşeyim derken, pek çok sözlük yazarı ve internet yorumcusunun görüşleriyle yazı gittikçe zenginleşti. Ve belki önümüzdeki günlerde yeni başlıklarla devam edecek.)



Başbakan Erdoğan, 19 Haziran'da PKK baskınına uğrayarak kanlı çatışma haberlerinin geldiği, 11 şehit verilen Hakkari Gediktepe Sınır Karakolu'na Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile sıcağı sıcağına bir ziyarette bulundu. (21 Haziran 2010)
Ve ertesinde, ilk başta emekli bazı askerler, ve hemen ertesinde Kemal Kılıçdaroğlu tarafından "siper polemiği" başlatıldı.

Deniz Baykal'ın istifası ertesinde Mayıs ayında yapılan CHP Kurultayı'nda Genel Başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, aktif siyasete ve liderliğe alışmaya çalışıyor. Kendisine (dış görünüşü nedeniyle) Gandi Kemal de denilen Kılıçdaroğlu, eski bir bürokrat olarak güdümlü liderliğin ve acemiliğin zorluklarını yaşıyor. "Siperde oturmam/çömelmem" diyerek ayaktaki bu dik duruşuyla terörü çözecek sanırım. (2 Temmuz 2010)


"O çömeldi ama ben çömelmem gerginliği" olarak da adlandırılabilecek bu siper şovunu karikatürize eden mizahi bir çalışma.
(Penguen'in 406 nolu Temmuz sayısı kapağı)


(Önümüzdeki günlerde Sözlükler ve gazete sitelerinden çeşitli yazarların, Kılıçdaroğlu ile ilgili çeşitli yorumlarını yayınlamayı düşünüyorum.)






Kamer Genç yine her zamanki mizahi üslubuyla, Uğur Dündar'a bir göndermede/iltifatta bulundu. Mayıs'tan kalan bu haber daha da konuşulacağa benzer.

"Kemal Bey'in kamuoyuna tanıtılmasında ve genel başkan seçilmesinde Uğur Dündar'ın çok büyük katkısı olduğundan dolayı kendisini tebrik ediyorum. Keşke bizim arkamızda da böyle bir süperstar olsaydı. Genel başkan olmuşcasına sevinmesini tavsiye ederim kendisine."
(Video)






İlhan Selçuk son yolculuğuna uğurlandı.
Ergenekon Soruşturması sırasında göz altına alınması ile bir anda Merkez medya tarafından keşfedilmiş ve duayenliğe terfi ettirilmiş ulusalcı bir yazardı.







Tek cümle ile:
Tam bir Aşk-ı Memnu çılgınlığı!
(Ve "Behlül kaçar!")






YouTube ve Google yasakları ile "sansür" yine baş tacı.

Hangi parti veya hangi ideoloji başa geçerse geçsin, sansür yurdumuzda saltanatını kaybetmeyen bir odak. Bu konuyla ilgili bir kaç not daha düşeceğim önümüzdeki günlerde. Şimdilik ise şunlar var:

Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Youtube'a ulaşmayı sağlayan 44 IP adresine erişimin engellenmesi kararına yapılan itirazı, "Site kanuna aykırı" diyerek reddetmiş.

Radikal internet sitesinden Onur Cobanoglu adlı kullanıcının yorumu:
"AKP iktidarı, köhnemiş devleti (bürokrasi) tasfiye ederek, solcusundan sağcısına herkesin Türkiye için daha elverişli koşulları getireceğinde hemfikir olduğu 'liberal demokrasi'yi (burjuva demokrasisi) kökleştirecek bir kuvvet midir, bu yöndeki potansiyeli nedir, çok tartışıldı. YÖK, Emniyet, merkezi hükumetin belediyelere (yerel yönetim) muamelesi, şimdi de Telekomünikasyon kontrolü, tahminlerimizi sınamak için bize yeterince gözlem sağladı diye düşünüyorum. TTB, internet yasakları, dinlemeler, tam bir hidrolik despotizm örneğidir. Tek vanadan bütün iletişim ve haberleşme olanaklarını denetleme! Bu arada bütün dünyada internet yasaklarıyla meşhur ülkelerin köklü Asya toplumları olmaları da bana göre bir tesadüf değil. Herkes için değerli dersler var burada (tabii önemli olan tarih ve toplumu anlamak değil de ideolojik yönlendirme ve dezenformasyonla para kazanmaksa değerli değil)."


Konu hakkında görüşü sorulan Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel Çölaşan ise şöyle diyor:
"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir. Ben mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."
"For us Ataturk is a symbol of democracy and women's emancipation. This is about respect for him. I am not bothered by the impact of the court decision."
(Turkey goes into battle with Google, BBC News)





Ali Nesin, Haziran ayı içerisinde NTV'de Mirgün Cabas ile Hakkı Devrim ikilisinin Günlerin Getirdiği adlı tv programına, ve ertesinde HaberTürk'te Balçiçek Pamir'e konuk oldu. TÜBİTAK'ın ne denli sığ ve kompleksli bir takım bilim adamlarınca yönetildiğini dillendirdi.
Bir de TÜBİTAK Başkanı sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş'e açık mektubu var kendisinin... Birkaç gün sonra buna da değinicem ama... Mart 2009'da TÜBİTAK hakkında ses getiren bir olaya değinmiştim, olaylı Darwin kapağı sebebiyle... Kurumun baş yöneticisi olan kişilerle ilgili eleştiriler halen devam etmekte.

Hiç yorum yok: