15 Eylül 2009 Salı

Sansür devam

Bir kaç gündür sansür konusunda yazıyorum. Dağılmasın kaybolmasın diye toparlayacak olursak bu yazılar şöyle:
1) Sansür karşısında Türk Medyası'ndaki İkiyüzlülük
2) SANSÜR
3) Sansür devam

"Sansür devam" başlıklı bugünkü yazımda, kendi kişisel tutumuma varana kadar bir dizi konuda adeta daldan dala konma niyetindeyim.


Öncelikle Mart 2009 Gündeminde ses getirmiş ve tartışmalara neden olmuş (akabinde her zaman olduğu gibi hemen unutulmuş) "Bilim ve Teknik dergisine Darwin sansürü" mevzusunu hatırlatmak isterim. (bkz)

Türk eğitim sisteminde
(özellikle Biyoloji ve Fizik dallarında) nice teori öğrencilere zorla ezberletilirken, bu ezberci sistemi hiç zorgulamayan düzen; söz konusu "Darwin Teorisi" olduğunda, bir türlü saçma sapan tartışmalara es koyamıyor nedense...




Sansür konusuna girmişken, güncel örnekler üzerinde duralım biraz da...
* Sansürle dikkatleri çekerek reyting kazandırma hadisesi var mesela? Pek bir meşhur son zamanlarda. Yeni bir pazarlama stratejisi sanırsam. Özellikle sevişme sahneli tv dizilerimizde pek bir işe/reytinge yarıyor gibi.
(bkz: Aşk ı Memnu dizisi)
(bkz: yeni dönem Türk tv dizi ve klipleri)

* Yayın yasağı getirilen haberler var. Mesela Aktütün, mesela Dağlıca baskınları hakkında... (Yok efendim önceden istihbarat alınmışmış da, bilerek önlem alınmamışmış da... Sen böyle haberler yaparsan sansürü hak edersin tabii...)

* "AKP ve Gülen'i bitirme planı" mıydı neydi adı, onun hakkında haber yapmak da yasak.

* "Ceza olarak pimi çekilmiş el bombasını erin eline veren teğmen" haberi de sansürlü.
(Bilgi ve Yorum: Elazığ'ın Karakoçan ilçesi Koçyiğitler Piyade Taburu'nda vatani görevini yapan 4 asker... Teğmen Mehmet Tümer diye biri var. Nöbette uyuduğu gerekçesiyle pimi çekilmiş el bombasını er İbrahim Öztürk'ün eline veriyor... Sonuç: 4 şehit. Muhalefet susuyor. İktidar susuyor. Medya her zamanki gibi: Görmez, duymaz, konuşmaz.)


Mesela biri kalkıp "Sabiha Gökçen Ermeni asıllı" mı nedi?
Derhal sansürlenmeli, olmadı susturulmalı.
(6 Şubat 2004 günü Agos gazetesinde Hrant Dink imzasıyla manşetten yayınlanan "Sabiha Hatun'un sırrı" başlıklı haberde, Türkiye'nin ilk kadın pilotu (dünyanın ilk kadın savaş pilotu) ve Atatürk'ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen'in Ermenistan'daki akrabaları konuşuyor, "Gökçen yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetimdi" diyorlardı.


Ertuğrul Özkök yönetimindeki Hürriyet gazetesi, 21 Şubat 2004'te Agos'un bu haberini manşetinden yayınlayınca ve hedef gösterme politikasını uygulayınca; Genelkurmay'ın bir bildiri yayınlamasına kadar varan alevli bir tartışma yaşandı.
22 Şubat tarihli Genelkurmay bildirisinde:
"Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür" deniliyordu.



Peki ilk defa mı dile getirilmiş bu iddia tarihte? Hayır.
Yeni mi söylenmiş? Hayır.
Yalan belgeler mi? Yalanlanması o kadar da kolay değil. (Pars Tuğlacı: Gökçen Ermeni'ydi)
Peki Türk halkının bunları bilmesine gerek var mı? Elbetteki hayır.
Ve elbette ki "milli menfaatlerimiz" sebebiyle...
Peki bu örnekte jurnalleyen kim?
Hürriyet ve Ertuğrul Özkök!
E biz bunu gazete ve gazeteci sanıyorduk? Meğerse sansür, teftiş ve galeyandan sorumlu sivil paşalarımızdan biriymiş o da?...



SANSÜR başlıklı yazımda da belirttiğim gibi "mankenin göğüs ucuna, frikiğine, çocuk tacizleri de dahil tecavüz haberlerindeki her tür detaya izin veren sansür sistemimiz"; özgür araştırma, bilgi ve birey kültürü gelişmiş toplum olma, gerçekleri ortaya serme konusunda derhal sansür zırhını bürünüyor.
Buna kimileri "Hayat tarzı liberalliği" de diyor...


Türk Medyası'nda sansür ve popüler köşe yazarları hakkında yönetimin tasarrufuna örnek olarak Emin Çölaşan iyi bir örnektir.
İktidarla ilişkiler iyi giderken "ipi sağlam tutulan ve iktidara eleştiri yazıları sansürlenen"; ilişkiler kötüye gitmeye başladığındaysa siyasilerin üzerine salı salıverilen saygın gazeteci Emin Çölaşan...
Kendisi yıllar sonra bunları (sansüre maruz kaldığını, bazı uyarıları bizzat Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ten aldığını) kendi yazdığı "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" adlı kitabında ve sonrasındaki söyleşilerinde dile getirmişti.

(Ne hikmetse bu gazeteci kovulana kadar defaatle sansürü sineye çekmiş; ama son kertede kovulmayı onuru yedirememiş. Ondan sonra da kaleme sarılıp hemencecik Aydın Bey ve Ertuğrul Bey'in hiç bilmediğimiz bu yöntemini ifşa edi edi verdi!
"Yersen" diyeceğim ama, bu halk bunu da yedi.)
----------------------------------------------------------------------------


Çuvaldızı kendine batırma bölümüne geldik şimdi de. Yani kendi kişisel tutumuma...
Mesela bu blog okur yorumlarına açık. Genel olarak medya sitelerinde hoş bakmadığım bu tutuma, kendi şahsi blogumda izin verdim. İyi mi ettim kötü mi ettim zaman gösterecek. Şimdilik memnunum.

Takdir edersiniz ki her yorumu yayınlamak zorunda değilim. Özellikle tekrar kabilindeki, boş lafları... Ahlaken kirli yorumları... (Hukukçu değilim ama,) yasalara göre suç oluşturacağını düşündüklerimi... Kanı kutsayan yazıları... (Münevver Karabulut Cinayeti ile ilgili yazımda yorumculardan birinin, cinayeti ve katliamı meşrulaştırmaya çalışan, acayip bir dilde -Tarzanca- yazılmış, alaycı yazısını sildim mesela. Aslında şu zamana dek tek sildiğim/sansürlediğim yorum da bu oldu.)

Buradaki yazılarımı özenerek yazıyorum. Kendimce...
Bu özeni baltalayacak bir şeyi görmek istemem. Ne var ki yeni fikirler ortaya seren, bir yeniliği/heyecanı, bir tutarlılığı olan her yazı insanı geliştiricidir, değerlidir, ipeklere sarılasıdır...

Hiç yorum yok: