kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2020 Pazar

  Hristiyan ve Azınlık alerjisi


Türkiye'de büyük bir HAÇ ve Hristiyan nefreti var. Ne kadar ilginç ki bir zamanlar Hristiyanlığın doğduğu bu topraklar, hem doğuşunda hem de son yüzyıllarda en büyük Hristiyan katliamlarına sahne oldu. Hâlâ daha kan görmek isteyenler olmalı ki, şu ibret dolu Korona virüs salgın dönemlerinde dahi,  rahat-sıcak-sağlıkla evlerinde otururken bile, mevcut boş zamanlarında Hristiyanlara karşı nefret söylemi ve durmadan parmakla gösterme, parmak sallama ve tehdit dolu paylaşımlar yapmayı ihmal etmeyenler var. Hristiyan mezarlıklarına saldıran vandallar var.

Aslında hiçbir bilgi sahibi olmadığı İnciller konusunda ve "İznik Konsili" gibi çetrefilli konularda paragraflarca baştan aşağı yanlış bilgilerle dolu paylaşımlar yapanları hadi bir kenara koyduk diyelim. Neymiş, "Türkiye'deki seküler politikalar insanları Hristiyan yapıyor"muş! Geçenlerde Facebook'ta biri yumurtlamıştı bunu.

Seküler normlarda yaşamak isteyen kişilerin Hinduizm, Yoga, spiritüelizm, ruhçuluk, ateizm, deizm gibi akımlara kaydığı söylense hadi gene bir gerçeklik noktası olur. Ama seküler kişi Hristiyan olmaz, olamaz. Hayatını Tanrı'nın kurallarına ve bakış açısına göre şekillendirmek istemeyen bir kimsenin İbrânî dinlerle işi olmaz zaten. Saçma sapan hiçbir şey bilmeden oturduğu yerden kin ve nefret pompalayanlar var. İrinleri hiç bitmiyor, kendi kendini hep rejenere ederek pislik oluşturmaya devam ediyor. Bu sebeple karşılıklı düşmanlıklar ve hizipler hiç bitmiyor.  Yani demem o ki, azınlıklar arasında hizipçilik yapan ve nifak tohumları eken bazıları var eyvallah, ama bizim de ellerimiz  (ve yolumuz)  çok temiz değil.

Bendeniz farklı görüşlerden kişileri okuyup takip etmeyi sevdiğimden ve bundan istifade ettiğimden, yıllar boyu sosyal medya hesaplarımda bir dolu görüşü severek takip ettim. Ancak ırkçılık yapanları; durmadan belli bir din, mezhep, ırk, millet, dile karşı fitne-fesat tohumları ekenleri artık siliyorum.  İmkanım ve gücüm buraya kadar.  Ben sadece yazabilirim.






* "HAÇ ve Hristiyan nefreti" dedim ama aslında neredeyse tüm azınlıklara karşı ölümcül bir nefret var burada.  En çok da alçakgönüllüğe karşı derin bir nefret var.  Nazik, temkinli ve alçakgönüllü olmak korkaklık addedilir mesela.

* "Hristiyanlığın doğduğu bu topraklar" dedim. Oysa elbette Hristiyanlık, İsa'nın yaşadığı eski İsrail topraklarında (ve bu anlamda Kudüs'te / Yaruşalim'de) doğdu. Ancak gerçek anlamda yayılması ve ilk kiliselerin kurulması Anadolu topraklarında olmuştur.  İncil Vahiy bölümünde adı geçen  ilk kurulan  7 kilisenin tamamı  bugünkü Türkiye topraklarında.

* Tarih tekerrürden ibarettir  diye boşuna dememişler. Bir zamanlar Roma'da insanlar İsa inancını benimsedikleri için arenalarda aslanların önüne atılıyor,  veya topluca yakılıyorlardı.  Türkler  Bizans'ı yıkınca Roma ruhunu mu aldılar nedir,  onlar da aynı misyonu benimsemişler adım adım.

Böylece yakarak-yıkarak bile inancından dönmeyen insanların diyarında, bugün sayıları "tek-tük"e düşmüş iken dahi  bundan bile nem kapan hasta ruhlar var ki demek;  evinde oturduğu normal bir günde, şu anda bölgemizi ve dünyayı çevreleyen nice mesele varken hem de, gene dön-dolaş Hristiyan ve azınlık nefreti pompalanıyor. Bazıları gerçekten hiç akıllanmıyor.  Bunlar asla düzelmeyecek.  Sükût-u hayâl!

* Önüme sosyal medyada şöyle bir video düştü: Yahudi bir araştırmacı, Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerindeki Hristiyan katliamları üzerine bir çalışma yapmış.  Nedir diye biraz tarama yaptım,  içerisinde şöyle bir bölüm geçiyor kitabın:

"Turkish troops accompanied by an enraged Muslim mob attacked an Armenian cathedral in the city and opened fire on the worshippers, shouting that now Jesus could prove that he was a greater prophet than Mohammed. Afterward, they set the church ablaze. Some of the worshippers managed to escape via the roof; others were taken out as corpses, in bags filled with bones and ashes."   (Benny Morris)

Yani özetle diyor ki,  öfkeli Müslüman güruh eşliğindeki Türk birlikleri şehirdeki bir Ermeni ibadethanesine saldırmış ve içeridekilere ateş açmış. “İsa  Muhammed'den daha büyük bir peygamber olduğunu kanıtlasın bakalım şimdi!”  demişler...
Euzubillah!  Zebaniler her yerde.

* Son zamanlarda insanları uzun vadede dinden ve Tanrı'dan soğutup seküler bir toplum yaratma adına, kitleleri dini tanrısal şeylerden tiksindirmek için ciddi ciddi büyük bir  (gizli) kampanya  yürütülüyor bence.
Hani şöyle bir mantık vardır ya:  "Bir şeyi yok etmek istiyorsan onu kötü savun.  (Veya aşırılaştır.)"

İşte bu aşırılaştırmalar ve mide bulandırıcı savunmalar ile insanlar İslâm'dan nefret ettiriliyor. Benden söylemesi.  Yazının başındaki sosyal medya paylaşımını yapan insan evladı mesela... Eminim ki o kendisini milliyetçi ve faydalı bir düşünsel faaliyet içerisinde sanıyor.  Onun gibiler bu mikroplukta elbette devam edecekler;  aynı diğer mikropların durmadan en iyi bildikleri mikropluğa devam etmesi gibi.

Bu noktada  Şair İsmet Özel'i anmadan olmaz. Benim de görüşlerinden istifade ettiğim, dil becerisi çok iyi olup bazı önemli sorular da soran bu narsist hazret, kendi arzusu için dünyayı yakabilen biri olduğundan namzet, coğrafyayı atomlarına kadar ayrıştıracak ruhi arkaplanı oluşturmada bakıyorum kendisi ve havarileri...  Daha önce bir yazımda  "İsmet Özel peygamber mi?"  diye sormuştum hatırlarsanız. Öyle ya,  sözleri / buyrukları bir emir veya ayet imiş gibi değerlendirilip "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."  diye ortamlara salınmıyor mu?

Belki bu konuya daha ayrıntılı olarak başka bir yazıda değinmek gerekebilir. Şimdilik burada keselim.


EDIT:  Mayıs başında yazdığım bu yazının üzerinden daha birkaç hafta geçmeden  Hristiyan nefretine dair  ülkeden gelen bazı taze haberler:

_İstanbul Bakırköy'de bir kilisenin kapısı yakılmak istendi, bir kişi gözaltına alındı.  (9 Mayıs 2020)

_İstanbul Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi'nin kapısındaki haç yerinden söküldü.  (27 Mayıs 2020)
Kilise yaptığı açıklamada "saldırganın kameraya poz verdikten sonra eylemi gerçekleştirdiğini" söyledi. Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan sözkonusu şahıs  "Bir insan zaman zaman öfke patlaması yaşayabilir. O anda öfke patlaması yaşadım.  Zaten şeker ve kalp hastasıyım"  dedi.

_Yıllardır bitmeyen Ayasofya tartışmaları yine alevlendi. Ayasofya, Cami olarak ibadete açılsın çabaları ve gazlaması tekrar başladı.

Sosyal medyada "Batı'nın gözü kulağı Ayasofya'da!" gibi yorumlar görüyorum.  Açıkçası yıllardır yabancı basını takip eden biri olarak,  Batı'nın, hele Ortodoks olmayan dünyanın ne umrunda olsun bu kadar Ayasofya, anlayamadım.  Adamların kendi ülkelerindeki kiliseler kapanıp dağılırken bizimkine niye sarsınlar?
Velhasıl  kendi çöplüğünü evrensel gerçeklik sanan, aslında eğlenceli ve enerjik, ama çene ishali olmuş ve durumu hazin insanlarla birlikte yaşıyoruz.



#edebiyat,  kitap,  şiir,  dil,  Türkçe,  Kürtçe,  canilecanan,  İstanbul,  medya,  Yunan,  hayal kırıklığı,  yazmak

21 Ocak 2019 Pazartesi

 Canımı sıkan şeyler


Son günlerde canımı sıkan, beni rahatsız eden ve buraya da not düşmek istediğim birkaç şey hakkında...
  • Duyduğunu ve okuduğunu doğru anlamayan bir toplum olduğumuzu biliyorum; ama bol diplomalı, okumuş etmiş, (toplumu küçümseyen) insanların bu kadar topluma ve avama benzemesine hala alışamıyorum.
    Bu aptallık ve zeka yoksunluğu bizi kemiriyor.

  • Bir adım atıp yakınlaşıp sonra geri çekilen, dengesiz tipleri hiçbir insan ilişkisinde tolere edemiyorum. Hele aşkta!
    Bir adım ileri,  iki adım geri:  Bu bana uymaz dostum!

  • Üniversiteler çiftliktir ve sulandırılarak değer kaybına uğratılacaklardır.

    (Nihat Hatipoğlu  görev başında - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü'nde)

  • YouTube,  15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ile ilgili yüklenen bütün kanlı görüntüleri, hepsini  Şiddet içeriği veya yaşa uygun değil  "violent or graphic content" diye silip hesapları askıya alıyor.

    Başka hesaplardan indirip aynı videoları paylaşanlar oluyor ama o videolar ve hesapları da silinecek ve kapatılacak. Darbe gecesi ile ilgili şiddet içerikli hiçbir şey paylaşmayacağız, tamam. Küfürleri de bip'ledik diyelim... Yahu ne diyeceğiz;  "şeker dağıtmaya çıktı bunlar köprüye"  mi diyelim?


  • Bir soru:
    İsmet Özel  peygamber mi?
    "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."


  • Üfürükçüler,  falcılar  ve cinci hocalar diyarı mübarek...
    (2019 senesi açılışında gündemdeki olaylı-polisiye Palu ailesi üzerine)

  • Yılmaz Özdil Atatürk tüccarlığına doymuyor.

    Yıllarca Türk medyasını hiç okumamış, hep yabancı yayınları takip etmiş biri olarak, ilk kez bu adam ve yazılarıyla karşılaştığımda bunu ŞAKA  sanmıştım, biri beni işletmeye çalışıyor diye düşünmüştüm meğerse gerçekmiş! İşte "Halkımız cahil!!"  diye nanik çekenler ve onların 5 yıldızlı yazarlarından birinin mahsulü,  market raflarında yerini almış sıcak sıcak kıtırlar...

    Yeter mi?  Yetmez,  bu kadar enayi varken  ver ekoyu...
    "Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarları Yılmaz Özdil'in ‘tamamı elle ciltlenen'  Mustafa Kemal kitabının 2 bin 500 liraya satılacağını duyurdu."

    Hadi afiyet olsun kerizler!  İşte bunlar hep putperestlik!
    (Din adına milleti soyanlar  vs  Atatürk ayağına soyanlar)

  • Ayda 2 kez annesine ev temizliğinde esaslı yardım etse kilo sorununu çözebilecek insanlar, durmadan Diyetisyene ve fitness salonlarına gidip jimnastik yapıp, üstüne suçluluk duygusu bol açlıklar çekerek, kilo verme değil ama "para harcama" metoduyla rahatlıyorlar. Buraya kadarı benim canımı sıkmaz, kişisel tercihtir, normaldir. Ama bu diyet mevzusu durmadan konuşulunca (tartıda zayıflama diye bişey de ortada yoksa)  zamanla bayıyor.

  • Evet, benim de bazı ön yargılarım var. Mesela sosyal medyada magazin paylaşımı yapan,  hele "bağzı" çok popüler şahsiyetleri, onların aşklarını, eski eşlerini, yeni sevgililerini filan paylaşan tipleri genelde siliyorum; eğer arada özel bir muhabbet oluşmamışsa bu böyle.

    Zaten yeterince magazin konuşulan ve illaki o "bağzı" pop tipleri sevmemiz gereken bir ülkede yaşıyoruz diye düşünüyorum.  (Yoksa aşırı dozdan delirirsin zaten, veya intihar  edersin.)  Tek tipçilik ünlüler konusunda da kendini net hissettiriyor yani. İllaki herkes o BAĞZI'larını sevmeli, şarkılarına/programlarına/ağızlarını yaya yaya yaptıkları konuşmalara/ilişki durumlarına tav olmalı!  Hal böyleyken üstüne bide bunları sosyal medyada konuşup yayanları çekemiyorum.

1 Mart 2018 Perşembe

 Güncel Yalanlar  ve  Yanılsamalar


Nedense  teröriste  "terörist"  diyen herkese  "komplo teorisyeni" diyen bir zihniyet çok sık karşılaşılır oldu son günlerde sosyal medyada. Bu da aslında pek çok arkadaşımızla temel ayrılık noktamız.  Devlet düşmanlığı inadına çok haklı oldukları noktaları ve dahi mevzileri kaybettiler. İnatları uğruna kan akıtan siyasetlere ve küstahlıklara alkış tuttular.

Onlara göre:
Öldürülen  Kürtse  "zalimlik",  Türkse  Arapsa  "komplo teorisi"...
Böyle bir bakış.

Evet, son yıllarda okumuş-yazmış kesimde böyle bir yarılma yaşandı. "Kilis'e füze atılmış, insanlar ölmüş!" diyorsun, "KOMPLO TEORİSİ" diyorlar;  ama teröristler öldürülmüşse  "katil T.C."  oluyor...

Hocalı Katliamı ile ilgili, coğrafyadaki geçmişten bugüne pek çok kanlı olay ile ilgili tek kelime edildiği de yok mesela.  Zira katliamlar konusunda bile ayrımcılar.  T.C. devletinin yaptığı her şey kötü,  ABD Ortadoğu'da  gül çiçek dağıtıyor  ve  bu akan kanda neredeyse hiç mertebesinde payı var.  Zira kutsalımız  "ABD ve büyük güçler".
Anlayış bu olunca,  buna karşı  "yerli ve milli"de kenetlenmek de peşi sıra geliyor tabi...

Ve herkes birbirine  ahlâk dersi  veriyor bu ülkede.  Herkes haklı!
Ego savaşlarında  "en haklı benim!"  kavgası.

Velhasıl pek çok arkadaşımızla yollarımız ayrıldı,  saygı ve sevgiden kaynaklı  "abi"  dediğimiz insanlar bir buz parçası gibi gözlerimizin önünde eridi.  Meğer bu insanların bu ülke, bu millet, insanlarımız, hatta insanlığa dair neredeyse hiçbir olumlu niyetleri yokmuş.


Ayrıca bakınız:   Nefret tohumları  ekilirken


14 Ocak 2018 Pazar

 CHP nereye koşuyor?

CHP:  Kafası karışık insanların kafası karışık partisi.
Hem  "Atatürk'ün partisiyiz!"  deyip oyları sırtlanır,
kendini "en bi Atatürkçü" görür,  hem de ters kroşe yapar.
Yıllarca başkalarını  takiyye  yapmakla suçlayanların,  parti yönetimi ağırlıklı birkaç örneğine bakalım şimdi:

CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Zeynep Altıok Akatlı  ile başlayalım.


Hanımefendi, TBMM milletvekili odalarında standart düzende mevcut bulunan Atatürk fotoğrafını odasından indirmiş;  bunları aşmak gerekiyormuş artık.  Ama  "Ata'nın partisi"nde  tepe yönetici!
"Sınırın iki yanındaki kahraman direniş"  filan...  Kafalar gidik.


"Çok yanlış bi partidesiniz Belle hanım!",  dedikten sonra gelelim dün  CHP İstanbul İl Başkanlığı'na getirilen  Canan Kaftancıoğlu'na.
Kendisi hakkında o kadar çok materyal vardı ki,  işin içinden çok uzun zaman çıkamayacağımı anlayınca,  sadece rastgele birkaçını buraya aktarmaya karar verdim sonunda.  Bakalım:


Sanane başka partiden?  Sanane başka partilerin aldığı oy oranından, hele ki başarısından?  (Bu kadın il başkanlığına oynayan bir yönetici)  Seviyorsan git söyle bence.



Başka partinin başkanını öven bir diğer CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Erdal Aksünger



Aşağıdaki tweeti atan hanımsa  CHP Parti Meclisi (PM) üyesi  Saliha Sera Kadıgil.  Keşke herkes şu genç bayan kadar açık sözlü olsa tabi. Suriye üzerine onlarca cümle söyleyip  aslında özeti sadece şu tek cümle olan nice çok bilmişler var.
(Sonradan silmiş bu paylaşımını. Bu tarz yazıp silmeler sık karşılaşılan durumlar olduğundan,  ben görselleri paylaşmayı tercih ediyorum.)



İnsan kanından beslenen vampirler  ve  ölüseviciler!
Sizin gibiler ölen çocukları, gençleri  ve  Berkinleri  (Eren'leri)  ancak dilinize dolamak;  söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak üzre "elverişli ölüler"  olarak seversiniz.
Varsa yoksa  "kimlik siyaseti!   (Ve davanız!)"





"Bu cümledeki  "bizim"  kim oluyor acaba?
(Konuşmalarında sürekli olarak  "biz/siz"  diyenleri hiç sevmem)




Ermeni asıllı  CHP kadın milletvekili:  Selina Doğan
13 Mart 2016'da Ankara Güvenpark'taki bombalı saldırı sonrası yazıp sildiği tvit.  Hamfendi öldürülen insanlara değil,  sadece bombayı patlatan teröriste yanıyor;  zira  "o da bir insan".




Ankara Güvenpark'taki patlama sırasında  Sezgin Tanrıkulu  canlı yayında PKK kanalında.  (13 Mart 2016)
Kendisi CHP'nin en güçlü adamı olarak görülüyor.  "Adeta ne derse o!" diyenleri yabana atmamak gerekir.



Aşağıda karışık bazı seçkiler sunuyorum.
CHP kurultayında  Risale  okuyan cemaatçi de var  (Kâzım Güleçyüz), kendi parti başkanından Twitter'da hesap soran yönetici de...
Mehmet Bekaroğlu  vesaire...
Ayrıca Canan hanıma tekrar geri dönelim.  Kendisi belli ki ilginç bir insan ve bir o kadar ilginç bir Ergenekon yorumu var:
"Devlete sızmış virüsü gördüm!"
Canan hanım bazı açıklamalarında  "Atatürk'ün askeri değilim"  diyor,  bazı açıklamalarında ise bir anda yoldaşı oluveriyor!
Sevmiyorsan zorlama bence:  Olmuyorsa zorlamayacaksın.





Bunu ayrıca büyük boyda koymak istedim. Hep söylediğim gibi, bu gibi kişiler İslam düşmanından çok Tanrı düşmanları.  Tanrı'dan nefret eden,  Tanrı ruhuyla savaşan,  bunu da bir dolu parlak ışıltılı lafın gerisine sığıştıran nefret dolu kişiler.
Dillerine doladıkları "yüzleşme" ise bir ilüzyon. Ne gerçek bir yüzleşme ne de gerçek bir barışmayı hedeflemekteler.  Sadece etnik ayrımcılık ve post-modernizm akımının etkisinde fitne-fesat'la atomlarına kadar bölünme ve  "yem iken daha ufak yem olma"...



Bir zamanlar  Ahmet Altan ve Taraf'a ağza alınmayacak hakaretler eden malum partililerin lideri bunları diyen...

Peki buradan da çıkartılması gereken dersler yok mu?

Zamanında forum sitelerinde  Ahmet Altan  yazıları paylaşanlarla  -dinci olup olmadığına bakmadan-  "FETOŞ FETOŞ!!"  diye alay edenler,  şimdi bu adamı  kanatsız melek  ve dahi  "demokrasi kahramanı" yapacaklar  az kaldı.


KK'nın tek amacı onu kasetle oraya getirenlere yaranmak gibi duruyor.

Selin Sayek Böke,  Ümit Kocasakal,  İlhan Kesici,  Mehmet Bekaroğlu,  Canan Kaftancıoğlu,  Sezgin Tanrıkulu,  Dursun Çiçek, vesaire...
CHP kel alaka insanlar topluluğuna döndü Kılıçdaroğlu döneminde.  Tam yamalı bohça.

"Kemal Kılıçdaroglu chpye tasfiye icin geldi,  gorevinde cok basarili o yuzden genel baskanligi birakmamak icon her seyi yapar"  demiş Twitter'da birisi.  (sobek)

Chp:  cemaatci veya kürtçü olup belediyelerden rant kovalayanlarin bulusma noktasi.  Bu ucune İlhan Selcuklu, Ataturklu anlamlar yuklemeyin artik sene 2018 oldu.  (bkz)

"Yunan'a boş adacıklar için horozlanan Kılıçdaroğlu!  İstanbul CHP işgal edilmiş sen kılıcını çek de partini kurtar! Yoksa partin de sen de gidiyorsunuz! Sen evini süpür hele!  Yapamayacaklarına değil, yapman gerekenlere odaklan yavrum!   Seçim kazanma ihtimalin yok da,  seçime girme ihtimalin de kalmayacak!  İşte bu tip horozlanmalara horozoşlaşma diyoruz!"
(Atila Demirkasımoğlu  -  15 Ocak, Facebook)


"Cahiller CHP'ye oy vermez."   Bu da Anne sözü  :))
(Eklemelerim sürebilir)

17 Ekim 2017 Salı

   Hayatları  MASKE  olan  insanlar


Artık yazmadan geçemedim.
Bir arkadaşım  Facebook paylaşımında  şöyle diyor:
"Günaydın güzel ülkemin güzel insanları  diyecektim ama  güzel ülkemin tuhaf insanları  demek daha mantıklı.
Her halta siyaset sokup  her olayda art niyet arayanlar
ve artık kötü düşünmekten beyni sulanmış olanlar
size günaydın filan yok.  Ölün de kurtulalım."

Her Türkiye karşıtı, zarar verici olayda  "Siz bunu hak ettiniz, reziller!! harrgh tüüü!"  temalı paylaşımlar yapan, siyasetle ruhları dibine kadar kirlenmiş bu insanlar;  bu güne kadar,  malum cenaha barajı geçirmek uğruna patlatılan bombalarda ölen insanlarımız için,  artta kalanların travması için tek kelime etmediler.  (Ama Muğla'da bombacıların çıplak olarak aranıp yere yatırılması  ve  bazı ajanların tutuklanması
"insan hakları"  bağlamında onlar için çok daha önemli konulardı.)
10 Ekim 2015  Ankara Garı patlamasında  ortalarda  tek bir  HDP yönetiminden insan yokmuş,   bu da mı tesadüf acaba?

Seçimler öncesi,  HDP Diyarbakır Mitingi'nde bombalı saldırı gerçekleştiğinde  "Bunu AKP yaptı! Hesabını soracağız!!!"  diye sosyal medyada höykürenler;  nedense  o gece  Can Dündar'ın attığı
kan emici vampirik tvitlere tek bir laf etmediği gibi  dört köşe oldular bir de...  O gecenin delirmişliği şöyleydi:

Bir trafo önünde bomba(lar) patlatılmış, ölen insanlar var. Can Bey'in attığı tvit:  “Geçmiş olsun Diyarbakır!  Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur:  Seni başkan yaptırmayacağız!”

Oturduğu yerden  anında-saniyesinde çözmüş kanlı düğüm atılmış işi ve tetikçilik yapıyor adam.  Ruhunun kirini çamurunu ortaya boca ediyor,  ona buna sürüyor.

Ertesinde  (Dicle Haber Ajansı  idi sanırım)  bir paylaşım yapıp  bomba düzeneğinin yerleştirildiği tabla altını  "tesadüfen"  çeken kameramanlarının kaydını yayınladı.  (Sonra tesadüfenli tvitlerini silip aynı görseli farklı bir cümle ile tekrar paylaştılar.)




Kendi Facebook sayfamda görselini yayınlayıp  "Bu mu gazetecilik?"  diye sordum diye o gece bazı sert tepkiler aldım.
Ona buna  "faşist  faşist!!!"  diyen  yüksek eğitimli bir genç kadın arkadaşım,  bol iğneli ve özelime göndermeli  aşağılayıcı bir cevap yazmıştı.  (Kendisinin pek çok zor zamanında destek olan bir insanın boşluğa yolladığı tek bir soruya tahammülü yok,  ona buna faşist diye ünleyip  «özgürlük»  istiyor,  üstüne saygı dersleri veriyor bu.)
Kendisi maskeli özgürlükçü.  Patlatılarak ölen ve öldürülen Kürt kanlarının pazarlamacılığını yapıyor aslen.  Ortaya yazılmış tek bir soruya tahammülü yok  ama ona buna "faşist faşist"  diye havlaya havlaya ömür çürütüyor.
Şaka şaka lan!   'Creme de la creme'   bir hayat yaşar,  ve kariyer basamaklarını hızla tırmanırken;  ülke, "ezilenler" ve gidişat adına boyna ahlanıp vahlanıyor.   (#tiyatro)




Bakıyorsun,  "Milliyetçiliğe dur de!"  gibi  sivil toplumcu hareketler içerisinde olanların sayfaları  Kürt milliyetçiliğinin damıtılmış örnekleri ile dolu.  Yahu bu ne perhiz  bu ne lahana turşusu?

Aynı milliyetçilik karşıtları,  Hendek operasyonları başlarken,   15Temmuz darbe ve kaos girişimi olurken,  her NATO müdahalesi söylentisi yayıldığında  "Siz bunu hak ettiniz.  Haydi şimdi Orta Asya'ya!'  :))"   gibi paylaşımlarla coştukça coşuyorlar.

E hani milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı idin sen?  Hani bunlar kötü idi? Hani bunlara karşı ortak bir mücadelemiz vardı?  Hani nerede o "kardeşlik türküsü"  ve  ülküsü?   Acaba neden kendini gerçek kimliğinle tanıtmıyorsun da  tam tersi imiş gibi sunuyorsun?
Neden bu kadar maske taktın??  :)


Ahmet Altan,  Nazlı Ilıcak  ve  Taraf-Zaman avanesi...
"Halkımız cahil!!!"  korosunun,  basın-yayının kirli ve bulanık yüzü için  siper olması  ise tam ibretlik.  Ülkede o kadar faili meçhul varken, hapishane baskınları yapılırken,  Ergenekon davaları gitgide bir kumpasa dönüştürülürken,  Hoca Efendiciler her köşe başını tutmuşken  "Adalet yürüyüşü"  yapmamış  CHP;  tutup başta  (kendilerine göre)  tam da  faşist mi faşist,  kötü mü kötü bir adam  ve  onun baskıcı iktidarı varken  bir anda  meydanlara dökülme kararı almışlar.
Tabii ki adalet adına!   (yersen)
Bayanlar baylar!  Bedava tutarsızlık var,  siz de ister misiniz?


Bir de durmadan  "yüzleşme"  isteyenler var.
Ekim 2014  Kobani olayları   olurken,   insanlar öldürülürken,
nifak tohumlarının meyve vermesi için  zehirli sözcükler  söylenirken üç maymunu oynamış bu sansarlar;  sıcak çatışma çıkınca:
“ Barış,  hemen,  şimdi!! ”
diye ünleyerek bir anda saklandıkları delikten çıkıp gene ülkeye ve Türklere nefretlerini kusarak ortaya tükürmeye başladılar.
Önce kendisi yüzleşmeyen  yalancı sahtekar  ne kadar insan varsa
tam zıttından girip  yüzleşelim muhabbeti yaparken beri yanda sürekli sinir uçlarını dinamitleyip nifak tohumları serperek,  toplumlar arası tüm yakınlaşma ihtimallerini de sabote edip çıkıyor burada.

İnsan kanından beslenen vampirler ve ölüseviciler! Sizin gibiler, ölen çocukları-gençleri,  Berkinleri  (Eren'leri)  ancak dilinize dolamak; söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak üzre "elverişli ölüler" olarak seversiniz.  Varsa yoksa "kimlik siyaseti!  (Ve davanız!)
Dilinize doladığınız "yüzleşme" ise bir ilüzyon. Ne gerçek bir yüzleşme ne de gerçek bir barışmayı hedeflemektesiniz. Sadece etnik ayrımcılık ve post-modernizm akımının etkisinde fitne-fesat ile atomlarına kadar ayrışma ve  "yem iken  daha ufak yem olma"...

Herkesin dilinde bir  "faşist"  kelimesi,  önüne gelene yapıştırıyor. Üstelik "Barış Hemen Şimdi!" ile barış istemek ve savaş karşıtlığı da kirlendi.  Aynen geçmişte "insan hakları" ve "çevrecilik" örneklerinde olduğu gibi...  Kavramların da içine ettik galiba?


Yazımın sonunda,  bir yorumdan alıntı yaparak bitiriyorum. Lütfen bir düşünün:
İster sağcı ol,  ister solcu.
İster Türk milliyetçisi ol,  istersen Kürt milliyetçisi...
Önce şu soruya hiç bir tarafa kıvırmadan cevap vermek gerekiyor.
Türkiye'nin Suriyeleşmesi tehlikesine ne diyorsun? Türkiye'nin Iraklaşmasına,  Lübnanlaşmasına, Libyalaşmasına ne diyorsun...
Önce böyle bir tehlikenin varlığına inanıyor musun?
Böyle bir tehlike söz konusu ise,  bu tehlikeyi es geçmek nasıl hoş görülebilir ki.
Sence  15-16 Temmuz  ne ifade ediyor?
(Mustafa Satış  -  "FARKLI GÖRÜŞ MÜ,  FARKLI CEPHE Mİ?"
Ekim 2017 tarihli FB yorumunu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Görüşmek üzere.)



25 Temmuz 2016 Pazartesi

 DARBE mi  İÇ SAVAŞIN AYAK İZLERİ mi?


Sıradışı ve riskli bir  "kalkışma"nın  yaşandığı
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi  darbe girişiminin ertesinden  hepinize selamlar.

O gece, sabahın ilk ışıklarına dek toplum olarak ayakta olduğumuz, uzun ve dualarla dolu bir gece idi. Bendeniz çevremden ve başta Twitter olmak üzere sosyal medyadan gelişmeleri almaya ve olabildiğince paylaşmaya çalıştım.
Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün jandarma tarafından kapatılması ile başlayan süreçte; Meclis'in bombalanması, Doğan Medya Center (CNN Türk ve Kanal D) binasının basılması ve yayın kesme (~03:45), Kuleli Askeri Lisesi kaynaklı çatışma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında asker ve polis arası çatışma  (teslim olmak isteyen askerlerin darbeci komutan tarafından vurulması),... derken bir tankın insanları ezdiği bir görsele denk gelince devam edemedim artık.

Uzun laflar etmek istemiyorum. Saldırarak-Savaşarak düşmanın, herhangi bir terör örgütünün yapamayacağını; kendi ordumuz yaptı dün gece.
Türk askeri, Türk askerini vurdu. Devletin güvenlik güçleri birbirleri ile çatıştı.   (“Dost ara şu dünyada dost,  düşman içinden de çıkarmış.”)
Pek çok insan, (bence büyük bir gözükaralık ve cesaretle) meydanlara indi ve kumpasçılara karşı durdu. Tankların üzerine çıkıp askerin silahını alanlar ve canını bu yolda verenler oldu.

Yönetimden çok kereler gidip gelmiş rahmetli Süleyman DEMİREL, darbeler hakkında ölene kadar ketum kaldı ancak  "Halk oyuna sahip çıkmadı"  diye sitem ederdi hep.
Türkiye'de kısmen de olsa bir eşik aşıldı o gece. Tarihte ilk defa halkımız korku duvarını aştı. Erdoğan'ın sokaklara çıkma çağrısı ile  (hangi görüşten olursa olsun)
pek çok insan hem evlerinde kendi aralarında  hem sokaklarda darbelere dur dedi  ve  sokağa çıkma yasağına uyulmadı.
Camilerde sabaha dek (ve ertesi gün de devam edecek şekilde) Diyanet'in kararıyla süren salâ ve ezanlar ile moral desteği kurulmaya çalışıldı.
Başbakan Binali Yıldırım'ın  NTV'de  "Bu bir kalkışmadır"  demesinden az sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk'e akıllı telefonların görüntülü konuşma obsiyonu ile bağlanarak meydanlara çıkma çağrısı yaptı.  Ordu komutanları canlı yayınlara bağlanarak bu olayın emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleşmediğini söyledi. Türk Polis Teşkilatı, resmi Twitter adresinden halkı meydanlara çıkmaya çağırdı.
(https://twitter.com/EmniyetGM/status/754078227690319872…)


«Darbe teşebbüsü» deniyor ama; asker ile vatandaşı karşı karşıya getirip kan döktürerek, otoriter bir yönetim ile yavaş yavaş iç savaşa giden yolu tetikleyen bir haydutluğu daha çok andırıyor bu.
Ak Parti'ye yaradı mı?  Muhtemelen evet.
Eğer bu konuda muhalefet geride kalıyor, sokaklara çıkmıyor, evden seyrediyorsa;  şimdi Erdoğan ve AK Parti güçlenecek diye şikayetçi olmak sadece acınası bir ezikliktir.
"Diyorlar ki, şeriatçılar sokakta korku salıyor.
Adam olsaydın da sen direnseydin darbeye? Nerde Gezide sokağa inen sanatçılar, gazeteciler!"  demiş Saygın Bedri Gider Facebook'ta.
Birileri darbelerden medet ummaya ve darbeci ümitlere sahip olmaya devam ettiği müddetçe,  halkın eğilimleri de değişmeyecektir. Bu durumda birileri de "Halkımız cahil!" gıygıyını çalmaya devam edecek demektir. (Ülke ve halk kaybetmeye devam eder.)


Allah beterinden ve tekrarından korusun.
"AKP ve CEMAAT bu ülkenin birikimlerini mahvetti" demiş birisi. (Özellikle bunların birisine yüklenip diğerini pamuklara saranlar da ayrı inceleme konusu.)
Paralelciler  "Ergenekon, Balyoz darbe planı, Askeri Casusluk Davası" filan diye birilerini ordudan uzaklaştırırken kendi planlarını yapıyormuş meğer. Öte yandan “Ne darbesi artık yeaa!” rehavetinin de cezalandırıldığını gördük. Ülkenin genetik kodları arızalı, her zaman tehlike mevcut.  Bunu siyasilerin iyi görmesi gerekir.

"Darbeye karşı duruştaki bu birliktelik yeni bir dönemin başlangıcı olur inşallah"  temennilerini çok görüyorum. Sabaha hayırla çıkalım, Rabbim bizi doğrultsun  diye dua ediyordum o gece.
Ülkemizi Suriye'ye çevirmek isteyen, zaten var olan terör ve gerilimi daha da artırmak için her yolu deneyenlere ve darbe ile bu toplumun üzerinden geçmeye çalışanlara elimizden geldiğince karşı duralım.





NOT:  Bir sürü şey yarım kaldı.
Ne daha darbe teşebbüsünün ilk konuşulmaya başladığı dakikalarda net şekilde karşı tepkisini ortaya koyan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den,  ne günler sonra sesi çıkan Meral Akşener'den, ne Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar çevresindeki şüphelerden,  ne savaş helikopterleri ile MİT binası ve kritik noktalardaki halka açılan ateşten ve sivil ölümlerden  (an itibarıyle 200 küsür sivilin öldüğü söyleniyor),
ne olayı zamanında Cumhurbaşkanı'na haber etmeyen  MİT'ten ve başkanı Hakan Fidan'dan,  ne de 15 dakika ile saldırıdan kurtulan Erdoğan'ın tatilini geçirdiği Marmaris'teki oteline yapılan tim baskınından...
Hatta ancak darbe yatıştırıldıktan sonra, ertesi gün "geç öten horoz misali" darbeyi yarım ağızla kınayan CHP ve HDP'den dahi bahsedemedim.
Bir sonraki yazımda, internet ve makale alıntıları ile darbeyi ele almaya devam etme niyetindeyim.

(Bu nasıl bir ülkedir ki,  ben artık gündemden bahsetmek istemedikçe öyle şeyler olmakta ki asla gözardı edemeyeceğimiz ve dahi tahmin dahi etmeyeceğimiz... Hayrolsun.)



EKLEMELER:


21 Haziran 2016 Salı

  KİBİR NELERE KÂDİR?

Türkiye'de  "hendekler"  ve  hendeklere müdahale ile başlayan yeni dönemde;  Cemaat krizinden gayrı,  PYD'ye  Amerika'nın açık desteği ve sanki  ABD-TR gerginliğinin eşiğine gelmemiz ile içeride de güçlü bir beklenti başladı.  Özellikle azınlık mensuplarının bazı sözleri çok kırıcı ve mağrur bir ruhun meyvesi olabiliyor.   Aşağıda,  sırf aşina  (yani alışık)  olmadığı bir övgüde bulundum diye,  ağzına gelen hakaretleri eden kibirli bir genç adamın cevap hakkıma müsaade etmemesi ve arkamdan mesnetsiz laflar etme gayreti sonrası yazdığım bir  Facebook  yorumunu paylaşıyorum.  Sevimsiz bir olay üzerinden,  bazı milliyetçi Rumlarda gördüğüm bir ruh halini göz önüne alarak içimi döktüğüm bir yazı:


Durmadan eleştirdiği Kemalistlerdeki kibri kat kat aştığının farkında olmayanlar var sanırım,  az kaldı kendilerini yarı-ölümsüz Yunan Tanrılarından milenyumda belirmiş bir yenisi ilan edecekler...  İnanılmaz küfürler hakaretler ediyorlar bir topluma, bir ulusa... Etnikçiliğe destek vermeyen her insanı  "tecavüzcü, pislik, uğursuzun destekçisi, sessizce yanında..."  gibi sözlerle itham etmekten çekinmeyecek derecede terbiye ve gerçekçilikteler.  Ülkenin dört bir yanında patlayan bombalar hakkında  "geçmişte yaptıklarınızın meyvesi",  "çünkü siz bunu hak ettiniz!"  diyebilecek tıynette insanlıktan çıkmış insanlar.

Dünyanın hiçbir yerinde ölen sivil insanlar için böyle yorum yapılmaz.  Ölen kim?  Ölen yine "biz"iz.  Benim okul arkadaşım, eski komşum, onun sevgilisi...  Yabancılar, "kırk yabancı" diyeceğin başka ülkelerin vatandaşı insanlar dahi, elim olaylar sonrası başsağlığı ve üzüntülerini iletirken;  nefret ve kin ile yanıp tutuşan içimizdeki azınlık mensuplarının sözleri insanı gerçekten kırabiliyor.

Bir de sürekli
"Bu toprakların gerçek sahipleri..."
diye başlayan tiradlar atmaktalar.

Üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişindeki Helen ve özellikle Roma-Bizans kültürünü dışlamamızın, toplumumuzda büyük kültürel erozyona ve tarihsel bir kopuşa neden olduğu bugün açıkça görülüyor.  Ancak bu tutumda Rumların kibirli ve milliyetçilik ile değişen, gittikçe zehirli bir irine dönüşen kibirli mizacının da etkisi olmuştur herhalde.

Toprak hiçbir milletin kati ve değişmez anlamda tapulu malı değildir.  Tarih boyunca göçler, yer değiştirmeler, savaşlar ve istilalarla değişimler yaşanmıştır. Son derece milliyetçi, kof ve ırkçı söylemler ile Türkleri,  (Kürtleri, ya da vesaire...)  aşağılamak ile insan kaliteli olmuyor.  Bu saçma milliyetçi dil ve baskıcı devlet düzeni de böyle yıkılmıyor.  Ancak Türkiye'de işler böyle gidiyor.

Milliyetçiliği, ırkçılığı ve militarizmi eleştirdiğini söyleyen ne kadar seküler okumuş-yazmış çok bilmiş varsa, her terör karşıtı operasyonda "Türkiye'ye NATO müdahalesi yapılması gerektiğini" savunuyor. Her kızışmada "Haydi şimdi Orta Asya'ya! :D"  paylaşımlarını Facebook'ta okumaktan fenalıklar geliyor. Coğrafyadaki ve çevremizdeki bütün yanlışların arkasında bir şekilde Türkleri sorumlu tutarken,  büyük dünya güçlerine tek bir eleştirilerini göremiyoruz ama!  Yani özetle:
"Milliyetçiliğe dur de!"  diyeceksin;  sonra da durmadan milliyetçi ve ırkçı söylemlerle Türklere saldıracaksın ki milliyetçilik ve ırkçılık bu sayede bu topraklarda kendiliğinden ortadan kalksın.  :D

Henüz hendek siyaseti yeni başlamış ve bölge halkı ayaklanma yönünde kışkırtılırken,  (düzenek ve Amerika'nın destekleyici tutumundan hareketle mi??)  herhalde artık Türklerin defteri dürüldü diye mi düşündüler nedir;  mest olup

"Hepiniz Orta Asya'ya şimdi!  :)"

diye paylaşım yapmak mıdır yüksek insan tavrı?


Peki  "Halkımız cahil!"  diye alay edenlerdeki kuzuların sessizliği niyedir  böylesi ırkçı tavırları mütemadiyen sergileyenlere karşı?
Sonra ne Orta Asyası?
Türkler buraya Malazgirt ile kesin giriş sağladıklarında,  Anadolu toprakları bakir kimsesiz ıssız topraklar değilmiş ki? Burada yaşayan insanlar, halklar,  geçmişte kurulmuş medeniyetler varmış ki  "medeniyetler beşiği Anadolu"   denmiş.  Ayrıca Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Türkler dahil,  Türk boylarından bu topraklarda yaşayan insanlar zaten varmış.  Beraber kaynaşarak ortak bir dil ve kültürde yoğrulmuşuz.  Yemekler karışmış, gelenekler karışmış...  Ne Orta Asya'ya geri dönüşü?

Ve eğer ufacık bir nüktedanlık ile iletilmiş iyi dileğe karşı bile patlanıyorsa... Ancak  "Bu halk cahil, cühela, tecavüzcü!  Biz Yunanlılar ise yüksek millet..."   dillerindeki ezber ise...
(Sanırım Yunanlılardan hiç tecavüzcü filan çıkmamış tarih boyunca,  yapmaz onlar öyle şeyler,  dediği bu.)
Bu kadar kof bir kıyas ve tespit seviyesindeyseler...  Kusura bakmasınlar,  bu da avamlığın bir başka formudur.

(Facebook'ta yaşadığım olay özelinde diyorum bunu:  İnsanların söylemediği şeyleri söylemiş gibi yalanlar söyleyip, kendisinin ve karşısındakinin bazı mesajlarını silip, muhatabını blokladıktan sonra arkasından olmayan/söylenmemiş sözlere Don Kişot gibi yaratıklandırmalar yapıp küfredene, daha da hızını alamayıp az sonra bloklayacağı şahsın FB sayfasındaki paylaşım altlarını hakaretle donatana  "avamlık"  yakıştırması bile çok gelir.  Adam hızını alamayıp benim "Türk kahvesini pek sevmediğimi" söylediğim iletinin altına "Ona Osmanlı kahvesi veya Grek kahvesi diyeceksin, önce adını doğru öğren!"  diye bile yazmış!  Ama öyle bir  "milliyetçilik karşıtı"  pozları kesiyor ki Face'te... Oskarlık!

N'aparsınız ki maalesef bu ülkenin kanlı tarihi yüzünden, her seviyeden Türk düşmanlığı nimetten sayılmakta. Yeter ki Türke hakaret et de... İstersen şu seviyede ol.)


Fikirler, onları yazanı silip sürekli kendinizi övenlere yer açarak değer kazanmaz.  RTE'ye, AKP'ye, ona buna  "sansürcü"  deyip yerden yere vuranların;  ufak bir eleştiride dahi ağzından çıkanı kulağı duymayacak ithamlara sarılıp neler yaptığını defalarca ve defalarca gözlemledik.  Bir de yönetici filan olsalar demek ki neler olacak?
Amaç yalakalık ile ego tatmini ise, dillerinden düşmeyen  "hakikat"  ancak arka fon olabilir bunlara.  Önce kendinizi terazide bir tartacaksınız,  eğer yargıçlık oynamaya bu kadar istekliyseniz.

-Kaiser Z. Beyner  takma adlı bir Yunan Tanrısına ithafen-



31 Mayıs 2016 Salı

  İsmin önüne  TC  yazma saçmalığı

Yazmayayım diyordum ama... Bir sürü kişi de bana çok kızacaktır, (ki insanları kırmak ruh halime zarar veren bir durum olduğundan taşıyabildiğimce içime atarım)   ama artık tutamadım bunu.
Yanlış gördüğüme de elimden geldiğince  "yanlış"  derim.

Uzun zamandır hangi saikle yapıldığını anlayamadığım,  uzaktan sessiz gözlemlerimde bunu yapanların ne gibi bir ortaklıkla olduklarını kavrayamadığım bir davranış biçimi var:
İsminin önüne TC yazma paradoksu/sorunsalı/trendi.  (?)
Sosyal medyada, özellikle de Facebook'ta rastlanan bir davranış biçimi.  Bir süre moda olarak kalır,  zamanla açığını anlarlar ve normale döner diye düşünmüştüm ama...  Türkiye'de hiçbir saçmalıktan öyle kolay kolay vazgeçilmiyor.  Bıktırma faslı,  ruh kurutmadaki mahirliğimizi kanıtlamadan sonlanmıyor.  (Maalesef bunu her defasında ıskalıyorum,  bu da benim kaz kafalılığımdır.)
(www.canilecanan.com)

Duygusal olarak  iç dünyamda bölücü geliyor bana bu yaklaşım. Yani bu topraklarda yaşayıp da,  Facebook'ta isminin önüne  TC koymayanlar başka ülkenin vatandaşı mı oluyor,  ayrı yasalara mı tabi tutuluyor?  Sosyal medyada bir çeşit kast sistemi gibi bişey mi bu?  Onlar bu topraklara daha ait,  diğerleri ikinci sınıf vatandaş veya  makarnacı-bulgurcu mu?  Nedir?
Anlayamadığım bir dışlama (ve marjinalleşme) çabası gibi geliyor bana.

Merak edip yabancı ülkelerdeki bazı uç milliyetçi,  ırkçı insanların profillerini incelediğimde  (göçmenlerin ve Müslümanların sınırdışı edilmesi için kampanya düzenleyenlerde dahi),  ülkesinin plakası yahut kısaltmasını göremedim hiçbirinin isminin önünde.  Belki benim incelediğim örneklerde yoktu,  aksini bilen varsa buyursun söylesin. Milliyetçiliği icat eden Batı'dan daha ileri gitmişiz, ırkçılıkta seviyesine erişemeyeceğimiz toplumlarda görülmeyen yeni icatlar çıkartıyoruz.
Ne için,  ne amaçla?

Gözlemlerime göre:  Bu tavrı sergileyen kişilerden bazısı profil fotosuna Türk bayrağını koyduğu gibi  bazısı koymayabiliyor. Aralarında genellikle laikliğe önem veren Atatürkçü kişiler var görebildiğim kadarıyla.  Ancak karşılıklı bir sohbete geçtiğinizde  (mesela Kıbrıs,  mesela Güneydoğu'daki terör gibi konularda)  özetle  "ver kurtul!"  zihniyetindeki arkadaşlarımdan da isminin önüne TC yazan var ki  bu da ayrı bir  "neyin kafasındasın sen bilader?!"  şaşkınlığıdır bende.
(Suyundan da,  şuyundan da...)
(www.canilecanan.com)


Bendeniz bu şaşkınlıkla Facebook duvarımdan konu hakkında eteğimdeki taşları sallapati ortaya dökünce,  tepkiler de geldi tabii.
Dikkate değer yorumları burada da paylaşmak isterim,  hem belki bu tutumdaki insanları anlamamamıza da yardımcı olur bu derleme.  Mesela kimi zaman blogumda kendisinden alıntılar yaptığım  Mehmet Tanju Akad  şöyle yazmış:

"TC ibaresini koyan dostlarımız bunu milliyetçi veya ırkçı oldukları için değil  cumhuriyetin tasfiyesinden endişe duyarak, buna karşı bir tutum göstermek için koydular. Tabii herkesin kendi gerekçesi olabilir ama ezici çoğunluğu bu şekildedir. Bunun hak olup olmamasına gelince, bir aralar Türk bayrağını bile kullandırtmayanlara karşı bu tepki son derece haklı ve yerindedir."

Keşke Cumhuriyet'e  (veya bir takım değerlere)  dair hassasiyetler hep imaj ve makyajla topluma iletilmeseydi tabii.  Üstelik kaç kişi cumhuriyet farkındalığı ile yapıyor bunu?  Türk-Kürt bölünmesine karşı çıkarmış gibi yaparken hizmet eder gibi gelir bana.   (#kibir)
Bir de hatırlar mısınız bilmem;  yıllarca etnikçi siyaset tarzını benimsemiş kişiler konuşmalarında,  tartışma programlarında kendilerine mikrofon uzatıldığında  "TC devleti"  der dururlardı da  "Türkiye"  dememek için kırk dereden su getirirlerdi.
Hey gidi günler!  Şimdi Cumhuriyetçiler de TC'ci oldu  :)

Ben anlamaz:  Bir insan neden kendi özel isminin önüne böyle ön-takılar ekler?  Her yerde adını yazarken durmadan  "Prof.", "Dr." gibi ön ekleri kullananlara bile gıcık kapan biriyim ben.  Çıkıntıları ile saygınlık kazanmaya çalışan birisine saygım baştan düşüyor iken  bunun bir de  (bizde neredeyse herkesin kendini çok ünlü ve mühim bir insan zannettiği)  Facebook gibi bir ortamda yapılmasına tepkim zaten baştan belli.
Özellikle hemcinslerimin bunu yapması beni daha da şaşırtıyor.
TC Yasemin bilmem ne...  "Kamu malı mısın yani?"
(Yıllarca gittiği Anadolu Lisesi yolunda   -bizim zamanımızda 7 yıl sürerdi bu yabancı dil eğitimi verilen okullar-   "TC Devlet Malzeme Ofisi"  binası olan birinin yazısını okudunuz.)

(www.canilecanan.com)


EKLER:

* Biraz da bayrak tapıcılığına değinmek istiyorum.  Bayrak taşımak veya üzerine bayrak amblemi olan kıyafetler giymek ile,  isminin önüne  "-ön takı" almak aynı gelmiyor bana.  Bu yazım sadece isminin önüne TC ekleyenler üzerine iken bayrak hassasiyetini de işin içine ekleyerek yorumlayanlar oldu.  Öyleyse bu konudaki görüşüme de kısaca değineyim:

Özellikle  ABD'de  "9/11"  olarak da anılan  11 Eylül  (2001)  İkiz Kuleler saldırılarından sonra  ve  gelişen ekonomik sorunlarla  bayrak tapıcılığı güçlendi.  Hoşuma giden birşey değildir.

Bununla birlikte Amerika'yı ve Amerikalıları benden çok daha iyi gözlemleyen bir arkadaşımın yorumu ile,  onlarda bu bayrak severlik artışa geçmiş olsa da,
         "Bayrağı bayrak yapan üzerindeki al kandır
         Toprak,  eğer uğrunda ölen varsa vatandır"
gibi ifadeler karşısında mavi ekran verirler.
(Bu arada dünyanın en büyük ordusuna sahip ve  en militarist-ordusever toplumundan bahsettiğimizi de not düşelim.)


** Biraz da sözlüklerden alıntılar yapayım. Sırasıyla önce Uludağ Sözlük'ten ve ardından Ekşi Sözlük'ten konu hakkında:


zannediyorum çanakkalede patlamış mevzuudur.  kamu kuruluşlarının tabelalarından tc ibaresinin kaldırılmış olmasından mütevellit başlamış olsa gerek. belli başlı 1-2 feysbık sayfasının aklından çıkma bi fikir. kuyuya atılan bi taş,  çıkarmaya çalışan tonla sığır falan.
(maxime richard lll,  Uludağ Sözlük)

arabasının arkasına  k.atatürk  yazan insanların sosyal paylaşım sitelerinde vücud bulmuş halleri.    (mantardan zehirlenen mario)

pkk lı orospu çocuklarının zoruna giden hareket.   (banabakinlan)
(Tipik buralı yorumu :)   Türklük bunlara kaldı) (www.canilecanan.com)


sözcü gazetesi okuyup,  ulusal kanal izleyen tipler.   (aziz vefa, Ekşi Sözlük)

bu şekilde hükümeti dize getireceğini sanan tiplerdir. oturduğu yerden vatan kurtaran, siyaset yapan tiplerin son versiyonu.    (onemiyok)

türkiye cumhuriyeti devleti'nde elin bölücü ve ayrılıkçısı her türlü sanal ve gerçek hareketin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. versiyonlarını yaparken bir sikim olmuyor,  bunlar hep demokratik, hep müthiş eylemler oluyor da iki vatansever türk evladı çıkıp "t.c."yi bir eylem, bir tepki aracı olarak kullanınca mı komik, şaka, bereli bordolu klavyeli oluyor?   (citosumdan taso cikmadi)

kendini tüzel kişi sanan tiptir.  kimse demiyor mu onlara olm sen gerçeksin diye.     (kaptankosku)

ülke elden gidiyor söylemiyle konulan o tc'yi kaldırdıklarında acaba onlar da mı elden gidecek  diye düşündüğüm garip bir facebook hareketi. (geldedimdegelmedin)
(bkz: vatan kurtuluyor dediler geldik)    (lady montana)


hakikaten anlayamadığımdır.  geçenlerde odtü olaylarını protesto eden bir grup üniversitelinin gangnam style eşliğinde havaya bilmem kaç bin dilek balonu bırakması kadar acaip.  türküm diye  isminin başına tc koymak ne demek? kendini tanıtırken merhaba ben türk ahmet mehmet mi diyorsun? kaldı ki sen kendi isminin başına türk olduğunu vurgulamak için bunu yazıyorsan, diğer halklardan insanlar da bunu yaparsa vay efendim ırkçılık yapıyorlar demeyeceksin,  önce bir kendine bakacaksın.    (histidine)

bu tiplerle dalga geçen götoşlar şimdi profillerine r4bia selamı koyarak mısır'ı kurtarmaya çalışıyor.  hadi bunlar tabelalardaki tc leri geri getirtti,  peki siz?   (fenasi kertmen -  18.09.2013, Ek$i)

hala kaldırmamış olmaları takdire şayandır. ben gerçekten istikrarlarına saygı duyuyorum.  denge bileziği takanlar bile çıkardı,  bu adamlar adından tc'yi çıkarmadı.   (siradisi00)


EDIT:    Facebook'ta  Ahmet Yıldız  şöyle  yazmış:
"Bütün Fetocular (sosyal medya hesaplarına) TC koydu Atatürk resmi koydu."
Saf insanları kandırma ve manipule etme yöntemlerini iyi biliyorlar gerçekten.

20 Nisan 2016 Çarşamba

    BOMBALAR  patlarken

2015 ortasından beri ve özellikle son aylarda;  en büyük şehirlerimizin
en işlek ve en kalabalık,  kimi zaman da en tarihi alanlarında peş peşe bombalar patlatılıyor.   Dünyada da savaşların şekli değişiyor, muhtelif büyük kentlerin kalabalıklarına kan sıçrıyor.
Bu konu üzerine bir derleme yapacaktım ki çeşitli sebeplerden yazı çok aksadı,  bu arada Belçika'daki  (NATO merkez karargahı başkent Brüksel'de)  havaalanı ve metro patlamaları,   Mart'ta Bağdat stadyumundaki canlı bomba,   Pakistan lunaparktaki bombalı saldırı gibi yeni kanlı olaylar yaşandı.
Benim bu şekilde hazırlayıp yayınlamadığım yüzlerce yazım var,  bu da onların arasında kaybolmasın diye,  taslak hali ile paylaşmaya karar verdim.   Maksat siber uzayın derinliklerine bazı bilgileri yollamak,
her ne işe yarayacaksa artık!

Topraklarımızda ilk aklıma gelen olayları listelemeye çalışarak başlayayım:
  • 31 Mart 2015 ->  İstanbul Çağlayan Adliyesi'ndeki savcı rehin alma ve öldürme olayı.   Masum insan kanı üzerinden intikam, devrim ve barış hayali kuran zihniyetin kurbanlarından biri de Mehmet Selim Kiraz idi. Berkin Elvan davası soruşturmasını yürüten bir savcı, DHKP-C'li teröristlerce öldürüldü.

  • HDP Diyarbakır mitinginde trafo önü patlama   (5 Haziran 2015)
    (ve seçime yaklaşırken Adana ile Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombalar)

  • Suruç katliamı.  34 genç  gün ortasında öldü,   IŞİD dendi.
    (20 Temmuz 2015,  Ayn-el Arap/Kobani'ye gitmek üzere Suruç'a şarkılar söyleyerek gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyeleri)

  • Ankara Garı önünde, bir miting sırasında art arda gerçekleşen iki bombalı intihar saldırısında 100 küsür kişi öldü. Şok edici idi.   (10 Ekim 2015)
    Saldırıyı Irak Şam İslam Devleti IŞİD üstlendi.

  • İstanbul Fatih ilçesine bağlı Sultanahmet'te sabah 10:15'te şiddetli bir patlama olmuştu.  Dikilitaşların bulunduğu meydanda, Alman Çeşmesi yakınlarında.  (Acaba tarihi eserler zarar gördü mü?) Turistlerin yoğun olduğu bölgede büyük panik yaşandı.
    10 kişi öldü,  çoğu Alman vatandaşı idi.   (12 Ocak 2016)


  • Ankara'da  Genelkurmay Başkanlığı'nın az ötesinde bomba yüklü araçla gerçekleştirilen terör saldırısı.  Akşam iş çıkışı TSK personelini taşıyan servis araçları, İnönü Bulvarı üzerindeki kavşakta trafik lambalarında kırmızıda beklerken patlatılan bombaların sesi şehirde çok geniş bir alandan duyuldu deniyor.
    Aralarında sivillerin de bulunduğu 29 kişi öldü, pek çok da yaralı var. Genelkurmay'a 300,  TBMM'ye 500 metre gibi yakın mesafelerde gerçekleşen bir olaydan bahsediyoruz.   (17 Şubat 2016 Çarşamba)

    (17 Şubat'ın tarihsel benzerliği:  Eşref Bitlis'in ölüm yıldönümü.
    ABD ile PKK işbirliğini ve Kuzey Irak'ta oluşturulmaya çalışılan Kürt devletinin Türkiye'nin zararına olduğunu dile getirdikten kısa zaman sonra uçağının düşmesi sonucu ölen Jandarma Genel Komutanı. JİTEM'in kurularak yargısız infazların yapılmasına, itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılmasına karşı çıktığı yönünde bilgiler basına yansımıştı.  Dosyası "zaman aşımı"ndan düştü.)


  • Ankara Güvenpark'taki patlama.   Başkentin en merkezi noktasında, otobüs duraklarında.   40'a yakın ölü ve durumu hala ağır çok yaralı var. Şok yaşamış olaya şahit olup hayatta kalanlar, görgü tanıklarına mikrofon uzatılarak yapılmış videolara denk gelmişsinizdir.  Çok şey söylendi:  Rusya desteği dendi, çeşitli dış istihbarat örgütleri dendi, PKK bağlantılı etnikçi bir saldırı olduğu duyuruldu,  TAK dendi...    (13 Mart 2016, akşam 18:45 sularında)

    ABD Büyükelçiliği, saldırı ihtimaline karşı vatandaşlarını önceden uyarmış duyurular ile.  İstihbaratı Türk makamlarından aldıklarını söylüyorlar.  Bizde uyarılar musibetten sonra yapılır Sam Amca.
    (Ankara saldırısını üstlenen TAK:   "Misliyle devam edecektir" dedi.)


  • Kilis il sınırlarına Suriye'den ateşlenen roketler düşmeye devam ediyor. Son olayda yaralılar var.  "Angajman kuralları çerçevesinde IŞİD hedefleri vuruldu" deniyor bir haberde.


  • Ve tarih itibariyle son olarak,  dün  (19 Mart 2016 Cumartesi) İstanbul'un en can alıcı yeri olan İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen Taksim intihar saldırısı.  Kaymakamlık binası önünde dendi, bu kez de bir turist kafilesine yönelindi.   Sanırım (Amerikan vatandaşlığı da olan)  5 İsrail ve 1 İran vatandaşı ölmüş, konu inceleniyor dendi. Bir de gezip görmek için İstanbul'a gelmiş bir Türk ailesi ve minik kızları olay yerinde imiş.
    İsrail,  güvenlik gerekçesi ile vatandaşlarına TR'ye gitmeme çağrısı yaptı.  Ölenler, böyle kalleş bir saldırının hedefi oldular.
    Twitter'da birisi  "Karma works in strange ways"  diye yorum düşmüş olaya,  bu da bir bakış açısı.   Geçenlerde birisi diyordu:
    "Canavarı uyandırdınız artık, önüne geleni yutacak."


  • EDIT:  Yeni eylemleri bu yazının altındaki Yorumlar bölümüne not düşerek bir kaynakça gibi kullanmayı düşünüyorum.




Yukarıda saydığım her bombalı intihar saldırısından sonra sosyal medya (Twitter ve Facebook) hemen kapatıldı ve erişim hızında çok büyük yavaşlamalar olacak şekilde saatler sonra kademeli olarak açıldı.   En son Taksim patlamasından sonra,  "üç ayrı yerde daha patlama olduğu" gibi yalan haberler aldı yürüdü.  Zaten sosyal medya tam leş çukuru!  Senin fanatiği olduğun tarafın işine geliyorsa;  her tür yalan, nefret ve galeyan taşıyan materyali,  kibri, aşağılamayı yapabilirsin.  "Utanma duygusu ve Rab korkusu" kalmayınca  her kepazelik zuhur eder, her şey inat sonuçta.   İşte böyle bir zamandayız.


Taksim'deki intihar eylemi sonrasında ve yaşanan terör olayları ile görülüyor ki bizim ülkemiz/topraklarımız/bölgemiz için güzel günler pek yakın değil gibi,  görünen veriler bu yönde.   Savaş ve gerginlikler,
etnisite güzellemeleri daha devam eder. "Barış ve kardeşlik türküsü"nü söyleyip demokrasicilik oynayanlar, sivil insanları patlatarak her koşulda "haklı çıkmada"lar.    “Ama ama ama...  AKP şöyle,  Recep böyle!...”
Terörü aklama ve kılıf bulma.
İnsanları anlamak benim için çok önemli ve değerli. Ancak kan dökmeye kılıf olarak bahaneler öne sürülüp çelişkili oynanıyorsa, anlama gayreti de anlamsızlaşıyor maalesef.
"Terörle yaşamak" konusunda bilinç eksikliğimiz var.  Bu şekilde yaşamaya alışmak kolay olmayacak.  Şu halde bombalar gündemi oluşturuyor.



Bu arada (Ebru Gündeş'in kocası) Reza Zarrab,  ABD Miami'de tutuklandı (İran ambargosunu ihlal ederek ABD'yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından - 19 Mart 2016). TR'de 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun merkezinde yer alan kendisi, burada aklanmış ve bolca plaketlendirilmişti.

Gündemdeki bir diğer konu da PKK bölge sorumlusu olduğu söylenen bazı teröristlerin cenazesine katılan HDP'li milletvekilleri idi. Kürt siyasi hareketi, seçimlerle gelen dikkate değer başarısı sonrasında hızla hayal kırıklığı olmaya yöneldi.  Gerçi bunun evveliyatı var,  Demirtaş/Yüksekdağ ikilisi, "ortak acı, ortak gelecek ve ortak vatan" hissiyat ve adımlarını "ortak acımasızlık, ortak kin ve ortak bölünmüşlüğe" çevirmek için yoğun çaba gösterdi. PKK'ya gelince...  "Arkanızda yaralı bırakmayın" diyen bir örgüt, destekçisi Kürtlere hayat vaat edebilir mi? Kanlı ve insanlık dışı yüzleri apaçık ortada artık.   (Hrant Enveryan'dan alıntı)


Bunlar da "gazeteci" filan...  "İneğe özenip şiştikçe şişen (ve sonunda patlayan) kurbağa" hikayesindeki gibi; RTE nefretinden akıl sağlıklarını kaybetme noktasına yaklaştılar.
Umut kaynakları terör.




Mart ayından bir diğer haber de İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon'un  "Kürtlerin devlet sahibi olması halinde bölgedeki sorunların çözüleceği" yönündeki açıklamaları idi.   Tabiki Türk medyası geçiştirdi bu haberi. Kendisi şöyle diyor:
“Kürtler ile Yahudi milleti aynı dönemlerden geçmiş, farklı ülkelerin yönetimleri altında yaşamışlar. Sıkıntılar çekmişler. Kendi kaderimizi kontrol etmemiz için şart olan gücümüzü ve arzumuzu elimizden almışlar.”


Yahudiler ile Kürtleri bu şekilde kıyaslamak?
Hinlik çok türlü.
"Hinlik" deyince,  aklıma Can DÜNDAR geldi.
Diyarbakır HDP mitinginde bombalar patlatıldığında (bombaların yoğun olarak gündeme girişinin başlangıcı gibi) Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni olan Can Dündar,   “Geçmiş olsun Diyarbakır! Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur: Seni başkan yaptırmayacağız!” diye tviklemişti. Daha önce ayrıntılı yazmıştım bunu hatırlarsanız.  İnsanların kanı yerde, bunlar siyaset-darbe-halay filan...