14 Şubat 2011 Pazartesi

Gündem Ocak-Şubat 2011/1

Ocak ve içinde bulunduğumuz Şubat ayında hem Türkiye hem de Ortadoğu'da pek çok gelişme yaşanmakta: “Tunus ve Mısır'daki olaylar devrim mi? Gelene demokrasi denebilir mi? Kıbrıs'ta neler oluyor?” gibi tartışmalar devam ededursun; ben şu son zamanlarda eksik kalanları not düşmek istedim.


CHP'nin Kürtlere bakışı

Kürde Kürt diyebilmek: "Oylarımız yüzde 30-31 bandında" diyen Kemal Kılıçdaroğlu: "Anadilde eğitime karşı olduğunu, ama Diyarbakırlılar isterse onlara 'Kürt' diyeceğini" söyledi.

Son dönemlerin popüler siyasetçisi CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş'in İzmit'te parti il yönetimi ile düzenlediği toplantıda; gazetecilerin salondan ayrılmasının ertesinde şöyle bir olay yaşandığı söyleniyor: Bir partili, Kürtlerin CHP'ye neden ilgi göstermediğini sordu. Kürtlerin şu anda kendilerine uzak durduğunu kabul eden Hurşit Güneş, bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yaptıklarını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Kürtler sonuçta bize ilgi göstereceklerdir. Yeni politikalar geliştiriyoruz. Kürtler eninde sonunda bizim kucağımıza oturacak."

(Kişisel Görüşüm: "Diyarbakırlıya isterse Kürt derim, ne olacak ki?"
Şaka gibisin Sayın Kılıçdaroğlu. Elbette ki merkez medyadaki şakşakçıların ve CMHP'liler bunu sevmez/sevmedi ama ben gene Ekşi Sözlük'teki en kötülenmiş entrylerimden birini not düşeyim:

Kemal Kılıçdaroğlu: Medyanın işareti ve alkışları ile sahneye çıkmış bir siyasetçi. Bilindiği üzre siyaset deneyim ve kadro gerektiren, Türkiye gibi ani kaosların yaşandığı belirsizliklerle dolu bir ortamda adeta bir değirmen gibi insanı öğüten bir sistem. Ve çarklar gaz verenlerin arzuladıklarının tersinde dönmeye başladığında, ilk taş koymanın da kendilerince yapıldığını da yine defaatle gördük. Bakalım Kılıçdaroğlu bu çemberi kırabilecek mi?
demiştim. Meğerse öyle bir gayreti de yokmuş kendisinin. Sırf oylar artsın, vesayet devam etsin diye o koltuğa oturtulmuş bir memur imiş. Üstelik en kritik dönemde ülkede muhalefet yok. Hani yapılan zamlar filan diyoruz ama ülkenin başına kim geçerse geçsin, şu son dönemde atılan kazıkların acısı bir 50 senede bile çıkacak gibi değil. CHP ise hala "Kürt'e Kürt desek mi, demesek mi?" bunlarla meşgul. İşte sol anlayışınız bu! "Örümcek kafalı" derlerdi bir zamanlar birileri... Daha da geridelermiş; söz konusu insan hakları, insanı insan yapan değerler olunca maskeler tutmuyor zaten.)



CHP tarzı muhalefet örnekleri
Devam edelim. Aynı Hurşit Güneş AKP için: "'İşkence gördüm' yalanına sığınan darbe beslemeleri" ibaresini kullanmış.
Kılıçdaroğlu: "Yeni CHP'de liberallere de yer var" demiş.
CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce AKP için: "Siz darbecilerin avukatısınız" demiş...

(Bu "Yeni CHP" dedikleri tam bir "ne bulduysan kat çorbası" mıdır nedir? Oktay Ekşi'yi partiye al, Silivri'de hapis yatanları milletvekilliğine al, AKP'yle arası açılan liberallere kapılarını arala... "Gel, ne olursan ol yine gel" gibi... Hurşit Güneş ise gittikçe açılıyor. Önce "Kürtler bir gün kucağımıza oturacak" dedi, şimdi ise ona buna "darbe beslemeleri" demeye başlamış. Bu kaba lafları eden de bir numaralı darbe şakşakçısı partinin Genel Başkan yardımcısı. Bir partinin yönetimi; partinin asıl amacı ve hedef kitlesini küçük düşüren, darbe üzerinden küfür etkisi yaratan benzetmeler kullanır mı? Üstelik parti genel sekreteri Süheyl Batum'un aforizmaları ortada iken.)




CHP Türkiye'yi sivil direnişe çağırdı (27 Ocak). TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu'na üye CHP'li milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yapılandırılması ve Yargıtay ile Danıştay'a yeni daireler kurulmasına yönelik yasa tasarılarını 'Hitler dönemi Nazi Almanyasındaki gelişmelere' benzetti ve toplumu direnişe çağırdı. CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ile Komisyona üye 10 parti milletvekili düzenledikleri basın toplantısında, yüksek yargı ile ilgili olarak Meclis'e sunulan yasa tasarılarını ağır ifadelerle eleştirdiler. Söylediklerinin özeti: Yüksek yargıya el konulmak isteniyormuş, rejim 'faşist' bir yapıya dönüşüyormuş... Hamzaçebi: "Endişeliyiz. Toplumu bu konuda dikkatli olmaya davet ediyoruz. Bütün unsurları anayasal ve meşru zemin içinde direnmeye ve muhalefete çağırıyoruz. Bunun yol ve yöntemleri, vurmadan kırmadan, meşru zeminlerde her zaman için demokrasilerde bulunur" demiş ve topluca komisyondan ayrılmışlar.
Bu gelişme sonrası, zaten kaynayan kazan gibi olan Barolardan bazıları da çıkıp açıklama üstüne açıklama yaptı. Yetinmeyip Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı istifaya çağırdılar filan...

Kişisel görüşüm: Yine birilerini göreve çağırıyor, 'yine' suni galeyan yaratmak istiyorlar anlaşılan. CHP zaten uzun yıllardan beri Don Kişot misali yel değirmenleriyle savaşıyor. Sorunlar ve canavarlar yaratıklandırıp onlarla orantısız mücadele içerisinde. Tarhan Erdem bu gelişme ile ilgili olarak, "Seçilmiş bir Meclis'in herhangi bir üyesinin yayımlamayı düşünebileceği bir bildiri değildir" diyordu (bkz: Gafiller).
Türkiye'de sadece taraflar (yani çeşmenin başındakiler) değişiyor bence. Başarısız olup geri çekilenlere de hemen Nazilere sarılmak düşmüş. Naziler de Hitler de sakız gibi olmuş bu ülkede, anlaşılan artık sadece Yahudi düşmanlığı ile de sınırlı değiller. Kendi tarihi ve mevcut kafa yapısının farkındalığında olan basiretli kişilerin tekerlemesi olabilecek laflar değil bunlar.
Hukukçulara gelince... Yeter artık, yargıçlar kararlarıyla konuşur. Baydı artık her şeyi medya önünde tartışma eğilimleri! Halk için, insan/birey için adalet yok; anca kayıkçı kavgaları. Bence asıl bu ülkedeki Hukuk fakültelerinde nasıl bir nosyon ile eğitim veriliyor ona odaklanmak lazım. Nasıl bu kadar kararlar AİHM ile çelişiyor mesela bunun bir sebebi olmalı.
(Bkz: Paksütler)

CHP sıkıntı içinde, onları anlamak lazım! Çünkü çok haklılar. Pratik olarak düşünürsek, 1946'dan beri iktidar yüzü göremediler. Gelip geçen başkanlarının basiretsizlikleri dolayısiyle adam gibi bir muhalefet partisi olamadılar. Dolayısıyla halk onlarda hiçbir cevher görmedi. Şimdi Baykal'dan kurtulmuşken bu fırsatı değerlendirme becerisini gösteremeyeceklerini anlamış olmalılar ki, bunun sıkıntısı içindeler. Seçimlerden fayda yok, darbelerden fayda yok, vesayetler kalkıyor, iktidar partisinin beğenildiği, seçimi tek başına iktidar olacak şekilde kazanacakları kamuoyu yoklamalarından anlaşılıyor. Kim sıkıntıda olmaz da sağa sola saldırmaz? Parlamentoda olan bir şahıs parlamenter demokrasiye inanmıyorsa, halkı sokağa davet ediyorsa bunda bir tuhaflık var. Halk zaten 12 Eylül referandumu ile kararını vermiş, sokağa falan çıkmaz. İkincisi sizden memnun değil, dediğinizi yapmaz. Üçüncüsü halk bu tip hareketlerden yaka silkiyor, halktan bunun istenmesi gaflet değildir de nedir? Dördüncüsü bahsedilen ve Atatürk'e ait olmadığı bilinen Bursa nutku doğru olsa bile devrimlerin ve rejimin tehlikede olduğuna karar verecek olan siz misiniz?...
(ayhan fahri - 28 Ocak, Radikal Online)

Az bile söylemiş Hurşit Güneş. CeMeHaPe'de yada AKePe'de at koşturan kuyrukçuluk yapan armut ağacının dibinde ağzı açık bekleyen Kürdlere az bile söylemiş. Kürdler siz AKePe'lilerin farklı mı düşündüğünü zannediyorsunuz? Yanılıyorsunuz farkları çok akıllı bir şekilde dillerini tutuyor olmaları... CeMeHaPe'lilerde bu kadar bile akıl yok. Güzel bir söz, tokat gibi...
(blueknife - 3 Şubat, R)

Fasizm tehlikesi varmis! eee simdi herkesin fasizm anlayisi baska baska oldu bu memlekette.. evet diyelimki basbakan ve surekasi ve akp zihniyeti fasist. hemde tek adamci!!! peki chp ve tek parti zamaninda chp bu ulkeyi nasil yonetti!??? simdi egri oturup dogru konusalim.. evet akp'nin kendine musluman oldugu yerler var ama akp ye muhalefet olacak partilerin ondan geri kalan hali var mi? basta chp'nin!! (mhp yi sozkonusu bile etmiyorum zira kendileri dupeduz milliyetcilik arkasina siginip irkcilik yapiyorlar).. neyse sen bu ulkede vatandas turkce konus demissin! milleti zorla turkce konusturup sindirmeye milleti jurnalcilige suruklemissin, varlik vergisiyle gayrimuslimleri sindirmissin, kursulerden yeri gelmis vekillerin turk irki, turk soyu nutuklari cekmis, memuriyet kanunundan vatandaslik kanununa yasalar bugun 1930larin zihniyetinde devam ediyor, turanci turkculerin ellerini kollarini sallayarak orgutlendikleri yillar 1940-45 arasi tek parti zamani, 1938 olaylarini yazmiyorum bile!! fasizmi agziniza alirken biraz kendi gecmisine baksaniz..!!! direnme hakki ha???? o zaman soyle diyebiliriz kilicdaroglu beye, konuyu anlamasi icin.. 12 eylulde dogudaki kurtlerin uzerine inen fasist cuntanin kendilerine temel ettikleri kemalist dusunce degilmiydi??? o dusuncelerede karsi, o fasizmede karsi kurtler daga cikmadi mi? kendilerini fasizme karsi savunmadilar mi? niye yaninda duramiyorsunuz bugun dahi??? kck davalari hakkinda iki kelam yok ama 12 eylulun fasizt yumrugunu kurtlere indiren ergenekon orgutune savunma var! iste bu sisin ideolojiniz..!!! islamcilar evet tu-kaka ama sizin geri kalir bir yaniniz var mi?
(nevzenhan)





İçki yasakları ve alkollü içkiler: Rutin zamlar devam ediyor, hükumet yetkileri ise ortada bir baskı olduğunu inkâra... Devlet Bakanı Hüseyin Çelik içki yasağı iddialarını "Kuyruklu yalan" diyerek savuşturdu. Öte yandan Aralık ayı gündeminde de değindiğim gibi, benzin zamları 'yine' tam gaz devam etmekte (bkz).

İnternet: Türkiye, OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development /Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ölçeğinde internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri. İnternet bağlantı ücretlerine bakıldığında ise farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye'nin 'yine' OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğu belirtildi.

Bugün itibari ile Türkiye'ye giren kazık hemen şimdi adamlar tekrar dönmemecesine iktidardan düşse bile 50 yılda anca çıkar. O yüzden bir çok şey icin artık çok geç.
...
Mesela Kürtler Ermeniler ne bileyim bi azınlık meselesi falan sözkonusu olsun aslana kaplana evrilirler anında. Tuhaftır AKPlisinden MHPlisine CHPlisinden İşçi Partilisine hepsi yekvucut olur.
Seksenlerde 'solcular olmasın'daki o solculuk da tartışmalı ya neyse kim olursa olsun diye pompalanan dincilerin bugün önünü alamıyorsan üzgünüm dostum.
Kenanım evrenim küçük Amerikam! Bilmem bu hikaye mikro düzeyde bir Sovyetler karşıtı Amerikanın Afgan-Taliban muhabbetine benziyor mu?
(katil balina - 12 Ocak 2011, Ek$i #21598211)

İyice görünüyor ki, aynen yardımcısı Hüseyin Çelik gibi, Başbakanın manzarası da ancak ve ancak Sunni-Emevi-Vahabi penceresinden görülenler kadardır. Neler demişti Başbakan? "Güvenlik güçlerimiz kadın da olsa yaşlı da olsa çocuk da olsa gereğini yerine getirecektir." "Ben kadın erkek eşitliğine inanmam. Kadın ile Erkek hiç eşit olur mu, fıtrata ters" ve daha neler neler demişti şu referandum meydanlarında "Bir mezhebî grup yargıyı ele geçirmiş beni de onlar mahkum etmişti zaten." "Müslüman adam Laik olmaz"...
Herkesi yanıltan veya şaşırtan Ötekiler Ezilenler Yoksullar İnkar Edilmişler Faili Meçhullere uğramışlar Asimile Edilmişler Yok Edilmişler Dersim'i dile getirerek Soykırıma uğramışlar hakkında yapılan samimiyet gösterileri, edilen sözler ve gözyaşları bellidir ki sadece ve sadece siyasi birer manevradır. Mevzu sözden dönme çark etme ise kıvırma ise evet belli olmuşturki CeHaPe liderinden farkı yoktur. E artık Salih MEMECAN bir çizi çiziktirir galiba...
(blueknife - 13 Ocak 2011, Radikal Online)





Siyasîler mezarlığı
Namık Kemal Zeybek adlı (yandaki linkten bazı fotolarını görebileceğiniz) badem bıyıklı gazeteci-yazar, eski kültür bakanı, milliyetçi, hukuk fakültesi mezunu, eski MHP'li mümtaz şahsiyet Demokrat Parti'nin yeni başkanı. Bir ara Tansu Çiller'in de adı geçiyordu ancak "aday olmayacağını" açıklayarak temcit pilavı popüler kültür hayatımızda en azından bir isimde "suyunun suyunun suyunu" sahnelememiş oldu.





Bilgi Üniversitesi ve porno
Bilgi üniversitesinden geçen yıl mezun olduğu belirtilen bir öğrenci, bitirme tezi olarak (ve galiba okulun stüdyosunda) porno film denemesi gibi bir çalışma yapmış. Önce Tempo dergisi, ardından siyasi magazin gazetecimiz Cüneyt Özdemir konunun üzerine ciddiyetle giderek popüler olmaya hak kazandılar. Veliler ayaklandı, hocalar derhal okuldan atıldı ve böylece bir ahlaksızlığa daha geçit verilmedi. Olayın baş tasarlayıcısı Deniz Özgün adlı öğrenciyle yapılmış bir söyleşiyi şu linkten okuyabilirsiniz.
("Videonun akademik sınırlar dışına taşmayacağına ve ticari amaçla kullanılmayacağına dair yazılı bir anlaşma yaptık."
"İnsanlar bunu seviyeyi kaybetmeden ve okula zarar vermeden tartışmayı başarabilecek mi? Orada başlıyor asıl sınav. Ülkede bu kadar baskı olması beni çok rahatsız ediyor. Çoğunluğun bu denli muhafazakâr olması, bizim Cihangir, Beyoğlu, Bebek istikâmetine hapsolmamız beni sıkıyor. Tüm bu muhafazakârlaşmaya 'hardcore' bir cevap olarak da görebilirsin bunu. Daha özgür bir toplumda yaşasaydık, böyle bir şey yapmak aklıma bile gelmezdi belki.")

Artan tepkiler, medyanın kudurmuş bir köpek gibi tartışmaları körüklemesi filan derken YÖK'e de ulvi görevleri hatırlatılınca, tez hocaları okuldan atıldı. Kemalistlerin genel düşünce yapısı yazımda da değindiğim gibi, bu topraklarda birilerinin kutsalına değenler atılmaya hak kazanmıştır zaten.

İlgili öğrenci hangi bölümde okumuş, film neymiş hiç bilmiyorum ama benim konu ile ilgili iki yorumum şöyleydi mesela:
İşte her şey böyle 'masum' tepkilerle başlıyor. Önce üniversitede tez konusu olarak farklı bir iş çıkaranlar taşa tutulsun, hocaları okuldan atılsın, dün Kemalizm'i eleştiren Atilla Yayla'yı atmıştık, bugün Başbakan ve bazı bakanlara RTÜK eliyle yayın yasağı yetkisi verdik.. Sokaktaki el ele göz göze dolaşan çiftleri polise ihbar ettik, içki konusundaki tavrımızı belli etmek için sürekli ÖTV'ler bindirdik, Maliye Bakanımız bu duruma açıklama olarak "Halk sağlığını düşündük" dedi.. Karikatürleri yasaklattık, basını susturmak için sürekli davalar açtık. İnternette sansürü körükledik. Şimdi de Osmanlı üzerine bir deneme mi yapılıyormuş televizyonda? Muhteşem Yüzyıl adlı diziden bahsediyorum. Çok yanlış şeyler bunlar azizim, biz ahlak bekçisi olduğumuz kadar Osmanlı bekçileriyiz de aynı zamanda. Gereği derhal yapıla!
Ne kadar gerizekalı yurdum insanı olduğunu bir kez daha ortaya koymuş bir olaydır ayrıca. Azıcık bir düşününce, şu akla geliyor oysa: İçinde bulunduğumuz zaman ve internet ortamı pornoya erişim ve porno çekim bakımından çok sınırlı imkanlar mı sunuyor ki; neden bir üniversitede (hele ki son yılların parlayan bir üniversitesinde) iki öğrenci diğerlerinden farklı olarak bu alanı seçiyor? Bunun olası nedenleri ile ilgili öğrencilerin bölümleri de göz önüne alınarak söylenebilecek onlarca ihtimal varken, "zina yaptınız, tü Allah belanızı, atılın" demek ağzından salyalar akıtmaktan başka bir şey değildir, ki asıl ahlaksızlık da kanımca budur. Gerçek ahlak sahibi insan tasvip etmediği şeyleri bu tonda eleştirmez çünkü. Ayrıca sizdeki ahlak ve namus damarı zayıfsa zaten bahane ararsınız yan çizmek için. Yoksa bir çift yolda öpüşmüş derhal Polisi arayalım, bir gazeteci dikkat çekmek için konuyu şişirdikçe şişirmiş biz de lafı koyalım diyenler; gerçekten de hakiki SIVAZSPOR'lular olabilir ancak. İşte bu tam da "taşra ahlakı"na tekabül ediyor ki, olaya böyle bakınca neden ensesti tecavüzü sıradan gördüklerini de, ikiyüzlü gösterişçi ahlak yapılarını da bir kez daha gözler önüne seriyor. Sanki üniversitelerdeki her çirkinlik sizi pek bir ilgilendiriyor, pek ilgilisiniz de nedense patlamak ve boşalmak için gene cinselliği seçmiş gibisiniz?

Güzel Sanatlar hocası olan bir akademisyen (Prof. Oğuz Adanır) ise şöyle demiş, öğrencinin dergi söyleşisinde dile getirdikleri üzerine:
"Akademik özgürlüğün sınırlarını sorgulamak istiyormuş. Bir öğrenciye düşmez bu özgürlüğü sorgulamak. O, akademisyenlerin işidir. Akademisyen olduğu zaman, isterse o da sorgular."
Türk Akademisinin rezil durumunun en güzel örneklerinden biri ve dahi resmidir. İşte akademisyenlerin "isminin önündeki çıkıntıya teslim oluş" tiksinç ruh halleri!

Kişisel Görüşüm: Türk insanı ile ilgili en midemi bulandıran şey, üstüne vazife olmayan ve dahi bilgi sahibi olmadığı konularda ahkam kesmesidir. Görüşünü belirtmek ile yargıçlık taslamak arasındaki çizgiyi haddinden fazla aşmasıdır. Var olan tabandaki bu özellik, yazılı basın ve internet haberciliğinde öyle pespaye unsurlarla birleşiyor ki...
Neyse uzatmayayım. Türkiye'de hiç bir şey olması gerektiği gibi değil. Genelleştirirsek: Gazeteci sandığın gazeteci değil, rektör sandığın rektör değil, öğretmen sandığın öğrenmeyen ve öğretemeyen biri aslında (ki "öğretmek değil, en fazla ezberletmek"tir yaptığı...) Üniversitelerin de ne olduğu ortada. Dün sırf görüşleri yüzünden Atilla Yayla'yı atan bakış açısı, bugün porno tezi değerlendiren akademisyeni atıyor. Ve Kemalistler ahlakçılıkta diretiyor. Rüzgarların ne yönden eseceğini kestirmek zor, yarın da Kemalistler atılabilir? Bir sordunuz mu acaba yurt dışındaki sinema ile ilgili bölümlerde durum nedir? Üniversite ve akademi kavramı kimsenin tekelinde değil.
Bu olay vesilesi ile bir de "ahlak bekçisi pop gazeteciler" ile yollarımız kesişmiş oldu. Gazeteciler popülerliklerini artırmak için, yangından mal kaçırır gibi bu konuları gündeme getirir ve bunun üzerinden tıklanma sayılarını artırma hesapları yaparsa; evet işimiz var demektir. Neyse ki bu olay bize kadın-erkek ne çok porno açı insanımızın olduğunu bir kez daha gösterdi. Porno deyince olumlu-olumsuz ağzından salyalar saçanlara porno teklifi yapılsa yeridir.


(bakınız: Şubat 2011 tagini içeren tüm bloglarım)
.

2 yorum:

canilecanan dedi ki...

Bilgi Üniversitesi'ndeki porno çekim üzerine farklı bir yorum, arzach'tan: Porno'dan gelen parayla...

ozan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.