Yıldız Tilbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldız Tilbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2016 Salı

  Yıldız Tilbe'yi linç edelim!



"14 Şubat Sevgililer günü" ve bunun gibi neredeyse tüm icat edilmiş yapay özel günlere  (anneler günü, babalar günü, hatta doğum günü) ve şatafatlı kutlamalarına karşı isteksiz biri olarak; şu haberi biraz geç öğrendim. Ancak yazmadan geçemedim değerli okurlar.  Şimdi aranızdan diyen olabilir; ülkenin her yerinde bombalar patlar, iki haftadan çok huzur yüzü görmediğimiz, boyuna bir yerlerden tabutların geldiği, herkesin birbirini yediği, "nefret" ve yok etme duygusunun yoğunlaştığı bu zor zamanlarda yaşarken; sen bula bula yazacak bu konuyu mu buldun?
Evet değerli okurlar, ben bu konuyu yazacağım. Neden bu konunun üzerinde durduğumu da yazının sonunda bir dertleşme havasında sunmaya çalışacağım.

Bilmeyenler için özet geçeyim:

Yıldız TİLBE.   "Turkcell" adlı telekominikasyon firması, Sevgililer Günü kampanyası için bu kadın şarkıcıyı seçmiş. Şaşırtıcı değil; aşk ve aşk acısı  üzerine yıllardır bize çeşitli şarkılar söylüyor Yıldız Tilbe.  Kampanya içinse gençler ve hareketli bir müzik eşliğinde dikkat çeken bir reklam yapılmış ve yayına verilmiş. Ancak geçmişte Yıldız Tilbe'nin isyanı, Irkçılık ve Yahudi düşmanlığı  yazımda görsellerine yer verdiğim anti-Yahudi sözleri nedeniyle, Türkiye Yahudi cemaati tepki göstermiş. Dünyadan bihaber (habersiz) olan meşhur firma da bir anda bu tepkilerle Yıldız Tilbe'nin gerçek yüzünü görmüş ve imana gelip reklamı yayından kaldırıvermiş.

Ne kadar saçma bir anlatım oldu değil mi? Oysa mevzu tam da böyle.   Bu da karar sonrası Tilbe'nin Twitter'dan paylaştığı cevabı:


Ancak Yahudilerin gerçekten kendisine karşı birikmiş bir kini, söylecek güçlü sözleri varmış da sanki söylemelerine müsade edilmemiş ve bugüne kadar içlerindeki irini hapis tutmak zorunda kalmışlar gibi;   sosyal medyada "oh iyi oldu!" tepkisi başlattılar.  Bu haberi geç öğrendiğim için gecikmeli olarak taramalar yoluyla yazılanların bazısını gördüm.   Yıldız Tilbe'ye sosyal medyada ne linç kampanyası başlatmışlar arkadaş!

Özeti: Kibir Kibir Kibir,  ("yok edilmeye çalışılan mazlum ve seçilmiş halk").
"Cahilllllll ve çirkin kadın!"   ve  bir dolu hakaret.
(Bu  "cahilllllllll"  diye höykürenin hikmeti, kıymeti ne acaba?)
"Kendi sosyal konumumuzu dominantlaştırma,  bunu da farklı düşünenleri ezerek elde etme refleksine kapılmış haldeyiz. (...) Tüm tartışmalar, bu yok edici güç kavgası içinde anlamsızlaşıyor"  diyordu Reşat Çalışlar  Facebook sayfasındaki bir  paylaşımında.


En son  Penélope Cruz,  2014 Gazze operasyonu sırasında attığı tvitte  "#FreeGaza"  dedi diye, bütün "Hollywood (Kutsal tahta)" şirketleri ile anlaşmaları iptal edilmişti.

İnsanlar tüm dünyada ağzını açamayacak derece "susturuluyor",   "anti-Semitizm"  belirsiz tanımı ve çok geniş kanatları ile  en etkili sosyal silah  olarak kullanılıyor,   (bu arada gördüğüm en Sami ırkları düşmanlığı yapanlar bizzat bazı Yahudiler)   ama Yahudiler hala ağlıyor;  "Dünya onlara haksızlık yapıyor" imiş, İsrail  söz konusu olunca haberler çarpıtılıyormuş!

he canım hee! Sizinle ilgili açık ve güvenilir haber yapılamıyor artık.  BBC haberi yayınlıyor, İsrail askerleri ile ilgiliyse hemen rötuş rötuş... Bir gazeteci çıkıp "Hollywood büyük ölçüde Yahudilerin kontrolünde" diyor,  hemen istifaya zorlama... Bizim ülkemizde "basın özgürlüğü" diye yeri göğü inletenlere, ABD'li gazeteci Helen Thomas örneğini verelim. Sırf İsrail'i eleştirdi diye, yılların Beyaz Saray muhabirliğinden uzaklaştırılmış çok ünlü bir isim.
Çünkü Yahudiler çok hassas!  cıss!


Bu arada Yıldız Tilbe, onca full makyaj  fönlenmiş boyalı saçlı hoş Yahudi kadından daha asil çıktı yorumuyla, hayretler içerisinde bunu da gördük.  Hani az kalsın İran'daki gibi vinçlerle sallandıralım da diyeceklermiş ama tabi o fönlere yakışmaz bu diller.

"Dünyaya erkek olarak gelseydim, mutlaka kendime Musevi bir sevgili yapardım!" diyen Ayşe Arman'ı şimdi daha iyi anlıyorum. Geçmişte okuduğum iyi söyleşileri oldu.  Disiplin ve hırsına, bir konuyu kafaya taktığında üstüne gitmesine saygı duyarım; ancak totalde "gazetecilik" dahil, Ayşe Arman "dejenereliği" temsil eder. Fiziksel ve ruhsal dejenere hal üzerinden "halkımız cahil şekerim!"  nanikleri.



Kendisinin adının geçtiği daha önceki yazımda da değinmiştim, Yıldız Tilbe  uğraşılmaya çok müsait mimli bir isim zaten.  Peki Ssen ırkçılığa ve Yahudi nefretine karşı ne yaptın? Bişey yap(a)madın ama kendinden az daha tiksindirdin.    Batı Şeria'da evinde uyuyan bebeği yakan,  "Hristiyanlar İsrail'den defedilmesi gereken vampirlerdir!" filan diyen radikalleri olan, "bütün Filistinli anneleri öldürelim   hepsi küçük yılanlar doğuruyor"  gibi laflara sahip güzel adalet bakanı sahibi, durmadan post-modernizm ürünü etnikçilik üzerinden çevre ülkeleri mikserleyen insanlar bunlar.  İsrail gazete sitelerindeki okur yorumlarına bakınız, hasta zihinlere ayna tutuyor.  Sonra âleme "ırkçı, insanlık düşmanı"  filan diyolar, komik oluyor.


Beni bunları yazmakta isteklendiren ise şu iki noktadır.
Birincisi:

Türkiyeli Yahudilerce çıkartılan haftalık gazete Şalom'da çıkmış bir yazıda  şöyle denmiş:
              "Kimi zevat sosyal medyada takipçi toplamak, kitlelerini biraz daha arttırmak için her türlü nefret söylemine balıklama atlıyor."   (bkz)



Kibir ve kendini beğenmişlik  nelere kadir? Yıldız Tilbe'nin sosyal medyada ilgi çekmek için Yahudiler veya herhangi bir dünya toplumu ile ilgili yorum yapmaya ihtiyacı mı var? Ezbere önyargılı davranmayayım diye  Y.Tilbe resmi Twitter hesabında geriye dönük uzun zaman boyunca yazdıklarına baktım, benim burada paylaştıklarım haricinde pek bir şey göremedim. Yani şahıs Yahudi ile yatıp Yahudi ile kalkmıyor, şöhretini de Yahudi söylemlerine borçlu değilken; üstelik bu açıklamalardan dolayı özür dilemiş   (“Hitler'i karıştırdığım için pişmanım çünkü o da günümüzde zulüm yapan Yahudilerle aynı, hiçbir farkları yok”), ekranlarda gördüğü Filistin operasyonunda  "terörist"  diye sahilde futbol oynarken öldürülen çocuklarla ilgili bir haberdi sanırım, o görüntüler üzerine duygulanarak tepki gösterdiğini demiş... Aradan zamanlar geçmiş, sözler söylenip tepkiler verilmiş,  bugün firma reklamı iptal etmişken...
Yani gerçekten:  "Ne bu şiddet bu celal?"

Şalom'un haberi şöyle devam ediyor:
             "Yahudi nefretini ‘ifade özgülüğü’ olarak gören zevat herhalde bu nefreti ateist bir Yahudi olan Mark Zuckerberg'in icat ettiği Facebook ve kurucuları arasında Yahudilerin olduğu Twitter'dan yapmaz."
             "Antisemit dünyada birinciliği İran'a bile kaptırmayan ülkemizde  elbette ki en yoğun nefret suçlarından biri, sayıları giderek azalan Yahudi vatandaşlarımıza yapılıyor."

Abartılı ve hasta bir zihinden çıkan önermeler bunlar.  Ülkemizde "barış süreci" denen dönemde, halkımız anlaşılmayan bir etki ile (görünüşte bir sürü olumsuz veriye rağmen) büyük halk yığınları bazında ırkçılıktan en çok sıyrıldığı, Hrant Dink cinayeti sonrası azınlık ve farklı kimliklere düşmanlık konusunda görülmemiş hassasiyetlere sahip, Mavi Marmara operasyonu sonrası muhafazakar çevrelerde dahi Yahudiler ile ilgili görülmemiş ayrımcı olmayan içsel bir dil yakalamışken...
Evet siz ne yapıyordunuz o zaman Yahudi cemaati?
Bu değişim ruhunu olumlu yönde geliştirmek için bu ülkenin (de) bir vatandaşı olarak siz ne yaptınız?
Kendisi gibi düşünmeyen ve Yahudileri eleştiren (yerli-yabancı) her ünlü insana  "sözde sanatçı,  sözde milletvekili"  diyenlerin, "seküler Akit türevi  Gözcü/Sözcü"  desteği iddiaları bile mide bulandırıcı!
Ve "azalan Yahudi vatandaşlarımız" İsrail nüfusunu artırır, üzülecek bir şey değil sevgili Şalom yazarı.


İkincisi:

Yahudi'den çok Yahudi olanların başlattığı linç kampanyası.
Bu nedir?  Anlatmaya çalışayım.
Gerek Mavi Marmara baskını sonrası, gerek bu gibi olaylarda; hemen ortaya Yahudilik ile ne alakası olduğu şüpheli (ve bazı örneklerde hiç bir ilgisi olmadığı apaçık ortada) bir grup çıkıp, Yahudi'den çok Yahudi, İsrail'den çok İsrailci, Siyonist'ten çok Siyonist;  (Rus uçağı düşürülünce Rus'tan çok Rus)  ama her koşulda saldırgan bir dil ile azılı bir şekilde dikiliveriyor.
Yani "Kraldan çok kralcılar"dan bahsediyorum.  En tehlikeli bulduğum gruptur.

Mesela bizim toplumun kraldan çok kralcıları:  durmadan Malazgirt, Mercidabık, fetih, Fatih, Osmanlı ve son zamanlarda tekrar yeşeren  "Kürt diye bir şey yoktur"  diyenler... Kendini bu toprağın tapulu mal sahibi olarak görüp, gözünü kestirdiği "öteki" gruplara veya zayıf halka addettiklerine  "Ya sev ya terk et!"  diye nizamat verenler...   (Allah muhafaza! Bunlar Türkleri mahfa götürmek için nefes alıp veren mahlukat sınıfındalar.)

Mesela ülkenin müzmin muhalefetinden olup, darbesiz asla iktidara gelemeyeceğini gayet iyi sezebilen kimi  "laikler"...  (sırf "AKP'ye çakıyor" diye düşündüklerinden; İsrail'in Mavi Marmara gemi baskınına alkış tutmuşlardı.  "Eyyyyyyy İsrail!" ve Filistin davası hassasiyetiyle iki seçimi kazandı iktidar; ne zaman oyları düşer gibi olduysa hemen çekmeceden bu kartı çıkartıp öne sürdü. Nasıl bir insan buna alkış tutar da sonra "başımızdakiler cahil!"  diye höykürür?)   "Okumakla cehalet gider ancak eşeklik baki kalır"  değerli insanlar.

Bugünlerde de AK Parti içi "Tayyip'ten çok Tayyipçi" kliğin, partinin ve (iktidardaki parti üzerinden) ülkenin altını oymasını izliyoruz, çaresizce.   Bir de "Tanrı adına" ve "Allah'ın izniyle" cihat yaptığını söyleyip insan kesenler, bombaları kalabalıklar arasında patlatı patlatıverenler var.
Kraldan çok kralcılardan Tanrı bizi korusun.  (Amin)

İşte Yıldız Tilbe-Turkcell Sevgililer günü kampanyasında da bu kralcıları gördük. Yahudiler kendilerince tepkilerini yazmış, iletmiş, paylaşmış... Şirkete baskı kurulmuş, şirket reklamı geri çekmiş, son sözler söylenmiş... Buna rağmen bir takım kimseler hâlâ davayı devam ettiriyor;  kim için  neyin adına? Acaba şahsi bir garezleri mi var bu kadına? Dikkat çekmek istiyorlar da aradıkları konuyu mu buldular?  Gövde gösterisi mi?


Son lafım da TURKCELL'e. Söylenecek çok şey var da... Aklıma Hitler'li şampuan ve sabun reklamı yapan firma geldi. Bu kadar yüzsüzlük görmedim. Sonuçta ünlü bir kadının onuruyla da oynadılar. Hem Yıldız Tilbe sevenlerde Yahudilere karşı olumsuz duyguları beslediler, hem yalama olduklarını cümle aleme duyurdular. Sanırım sadece adı (lafın gelişi) "Turk" olan hede'lerden biri de bu firma. Zaten iyice bayan reklamları ve belirsiz uçuk tarife uygulamaları nedeniyle bir sene kadar önce bu operatörden çıkmıştım,  isabet oldu.  Tek kuruş kazandırmam bunlara.


- EDIT   (27 Nisan 2016) -
Kamuoyunun gündemine çocuk tecavüzleri ile giren Ensar Vakfı'nın düzenlediği yarışmalara sponsor olması ve olmaya devam etmesi ile son haftalar gündeminde konuşulan bu meşhur GSM firmasının aymazlığına ve malum hallerine şaşanlar olmuş. Ben de onların aklına şaşayım diyerek bu yazımı noktalıyorum.



2016,  ABD,  AKP,  insan hikayeleri,  para,  Kürtçe,  Dua,  sevgi,  Türkler

21 Temmuz 2014 Pazartesi

  Yıldız Tilbe'nin isyanı,   Irkçılık  ve
Yahudi düşmanlığı
 üzerine


Yıldız Tilbe  benim için bir turnusol kağıdı gibi oldu hep,
"Saygınlar ne kadar saygın?"  sorusunda.

Bu blogda  İsa ve Şekilci Din Adamları  başlıklı yazımda kendisi ile ilgili bir anıma gönderme yapmıştım daha önce.  Olay şuydu özetle: Ek$i Sözlük  adlı internet sitesinde İsa üzerine güzellemeler yapan, insan sevgisi ile dolup taşan  (ksanthos  lakaplı)  politik doğrucu bir Katolik yazarın  Yıldız Tilbe'yi aşağılayan cümlelerini gördüğümde hiç yakıştıramamıştım doğrusu bu sevgi kelebeğine...  Kendisine mesaj atarak biraz gıcıklamaya niyetlenmiştim.  Kudsiyetinden yanına yanaşılamayan dindar hazretleri,  "can ile canan"  ibaresini kendi iç dünyasında farklı yorumlayınca   ortaya sapıkça özel mesajlar gönderen bir derviş çıkmasın mı?
Her neyse,  konumuz bu değil şimdi.

Yıldız Tilbe benim için sıradan biri olmadığından,  şöhretli ve magazin ortamındaki başka biri dese muhtemelen umursamayacağım yukarıdaki sözleri geçiştiremedim.

Tahmin edileceği üzre; bu nefret dolu acı cümleleri alkışlayıp övenler, şakşaklayanlar bol oldu.   Twitter'ın  (her nasılsa?)
her yazdığı olay olan fenomen ismi,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı  Melih Gökçek  hemen tebrik etmiş mesela...  (Kendisini
"İyi bir şovmenim"  diye tanımlayan bir adam bu.)

Yoğun tebrik ve alkışlar arasında tepki gösterenler de oldu tabi. İnternet ortamında kınama kampanyası başlatanlar oldu. Tam bir tanesine katılmak üzereyken,  metni incelemek üzere göz attığımda  "Tencere dibin kara, seninki benden kara"  deyişimizi hatırlatan bir manzara ile karşılaştım.

"Sözde sanatçı olduğu iddia edilen
Yıldız Tilbe gibi insanlar"...

Evvela bir soru:  Sanatsal alandaki yetenek ve şöhreti çok yüksek olan bir kişi   ırkçı söylemlerde bulunduğunda, bunu sanatçı kişiliği hatırına gözmezden mi geleceğiz ki "sözde sanatçı" ibaresine ihtiyaç duyuluyor?   Ayrıca bende hafiften alerji yaratmaya başladı bu  "sözde"  ibaresi,  onu da belirteyim.

Sonra  "arabesk  ve  türkü söylüyor!"muş.
Tepkin neye güzel kardeşim?  Yıldız Tilbe'nin arabesk damarına mı, genel olarak müziğine mi,  üslubuna mı,  yoksa bu tvitlerine mi?
Tipine ve mimiklerine de bir gıcığın var mı mesela?
Eğer tepkin birkaçı veya hepsine ise, senin ya da benim şahsi müzik zevkim kimseyi enterese etmez. Bunun için mi imza kampanyası başlattın şimdi?
Ben mesela pop müzik dahi dinlemeyen biri olarak bana ne  (ki blogumun sol üst kısmında klasik müzikle alakalı bir not vardır ve Sergei Rachmaninoff ilk yayın başlıklarımdan biridir)  ama tüm bunların bu konu ile hiçbir alakası yok.
Sözün özü:  Kimsenin gerçek sanatçı mı  sahte mi "sözde sanatçı" mı olduğu  imza kampanyası ile ortaya konulamayacağına göre?   :D

Ayrıca bir şekilde kendi yaptığı işiyle (şarkıcılığı, unutulmayan şarkıları, şarkı sözü yazarlığı;  yani mesleği ve özgün tavırları ile)  toplumun gündemine gelmiş bir kadını, bu cümleleri nedeniyle eleştirirken kişiliksizleştirmeyi  ve  aşağılamayı kabul edemem.


(#Sezgi-->)
................ Düşkün bir kişi olarak, çaresiz gördüğü insanlara yapılan zulme isyan ediyor Yıldız Tilbe bu tvitlerinde. Zayıf, çaresiz, aklını kaybetmişçesine buhranlar yaşayan insanların isyanını paylaşıyor.

................. "Yıldız Tilbe'nin bu açıklamalarının  hissi, tepkisel ve derinlemesine düşünülmeden yapıldığı  sağduyu sahibi herkesce ilk andan itibaren anlaşılacak cinsten"  demiş bir yorumcu.  "Tepki veren Yahudiler,  Tilbe'nin ırkçı açıklamalarına  ve  ırkçılığa karşı oldukları için mi   yoksa kendi geçmişlerine yapılan haksızlığa mı haykırıyorlar?   Irkçılığa karşı bir tavır sergilenecekse,  Filistindeki soykırımın da eleştirilmesi gerekmez mi?"   diye sormuş.

"Yıldız Tilbe'nin sözlerinin elle tutulur bir yanı yoktur.  Tasvip edilmesi de mümkün değildir. Ama sözlerinin insani bir yanı vardır. Yani bir anlık öfkeyle  düşmanımın düşmanı dostumdur  diye düşünerek,  gündem olan zulmü görerek söylenmiştir.  (...) Paramparça çocukların görüntülerinin ardından her vicdan sahibi İsrail'e karşı içinde öfke besleyebilir. Nasıl ki her vicdan sahibinin Hitler'e karşı öfke duyduğu gibi.  Sırplara vaktiyle öfke duyduğu gibi."



Yıldız Tilbe'yi hikmetli ve saygın sözlerle hijyenik ortamlarda kınayabilir, hatta sıfırlayabilirsiniz. Peki bu halkın zihnindeki Yahudi imajını yıkabildiniz mi?

Yürütülen propagandanın da etkisiyle, "Yahudi karşıtlığı" denince sanki sadece İslamcılar kast edilse de;  Tilbe'nin bu sözlerini,  kim bilir kaç kez Kemalistlerden de duymuşuzdur. Hem İslamcı cenah hem de kendini "laik" diye tanımlayan insanlarımız için genel bir temennidir.  Bu bir ırkçılık meselesidir.

İnsanları yakarak öldürme hakkını doğal karşıladıklarından mıdır bilinmez,  Madımak olayı yaşanırken  --ben hayattaydım ve canlı canlı  Sivas katliamı  televizyonda yayınlanırken--   "Hak ettiler"  demişti çok yakınım olan biri, bir Kemalist. Benim ruhumdaki iplerin koptuğu bir andı.


Yıldız Tilbe'nin ifadelerindeki  "Yahudilerin Tanrı düşmanlığı"  kısmı ise benim yazarlık sınırlarımı aşıyor.  Acaba gerçekten  şaşı mı görmüş?



EKLER:
  • (Engin Ardıç'ın  13 Temmuz 2014 tarihli yazısından)
    Gecekonduda büyümüş bir Kürt ve Zaza olduğu bilinir. Acaba birisi çıkıp da "Allah o Mustafa Muğlalı'dan razı olsun, bunlara az bile yapmış" deseydi hoşuna gider miydi?

  • Konu ile ilgili olarak Agos'ta Rita Ender "Acıya ve korkuya vurmak"  dedi.
    (Bu da kendisinin yazısında gönderme yaptığı, Karin Karakaşlı'nın  1 Mart 2014 tarihli yazısı:   Yıldız Tilbe ayarı)

    "Müzik endüstrisinin içinde bir kadına dayatılan ne varsa, hepsini dinamitledi."   (+1)

    "Yaftaların, prangaların, yalan dolanların bir saniye bile yanında duramadığı Yıldız Tilbe, olanca sahiciliği ve dobralığı ile..."

    "Damarına basıldı mı bu kültürlü, entelektüel olma riyasını şamar gibi çarpar herkesin yüzüne."   (+1)


Ve Son Söz:  Yıldız Tilbe'nin, ırkçı İsmail Türüt'e bir şarkıcı olarak türküler (önce Kürtçe, ardından sırasıyla bir Ermeni ve Alevi türküsü) ile verdiği, içimi rahatlatan bir ayarın videosunu paylaşıyorum.


Hrant Dink'in öldürüldüğü, Kemal Kerinçsiz'lerin her akşam ekranlarda tükürüklerini saçtığı ve parmak salladığı yıllarda, bir tane "demokrasi sevdalısı" da çıkıp "Topla o salyaları!" diyememişti bunlara.

(Ortadoğu ile ilişkili rüzgarlar arasında ırkçılık kendini yeniden var ediyor. İnternette bu konu ile ilgili denk geldiğim yorumlara devam edeceğim.)


Yıldız Tilbe'den birkaç  alıntı  ile yazımı sonlandırıyorum:
“Hitler'i karıştırdığım için pişmanım çünkü o da günümüzde zulüm yapan Yahudilerle aynı, hiçbir farkları yok.”
"Onların yaptıkları katliamlar hümanistçe,
benim nefret söylemlerim anti hümanist   brravvo.
"



-EDIT-   bkz: İsrail-Filistin Çekişmesi (bir Zıtlıklar Zenginliği olarak ISRAEL)
................ bkz: İsrail-3  (Makaleler, Yorumlar ve Seçkiler)

ve tabi bakınız:   "Yıldız Tilbe'yi linç edelim!"   (Y.Tilbe'nin tvitleri nedeniyle iptal edilen Turkcell reklam kampanyası hakkında)



31 Temmuz 2010 Cumartesi

 İsa  ve  Şekilci Din Adamları

.

Kritik anlarda, turnusol kağıdı gibi tuhaf bir yol gösterici olabilen biri İsa Mesih. Bunu birkaç kez deneyimledim. Sonuncusu dün ilerleyen saatlerde oldu.

...

Hatırımda kaldığı kadarıyla şöyle bir şey okumuştum  Matta İncil'inde:

Kral İsa, "Yargılama günü" de denen "koyunlar ile keçilerin birbirinden ayrıldığı Büyük gün"  ile ilgili  şuna benzer bir şey diyordu:

_O gün bazıları bana gelip,  "yüce İsa bu neden böyle oldu? Biz senin isminle çok büyük işler yapmamış mıydık, veyahutta senin adını hep yüceltmemiş miydik? Peki bugün yazgımız niye böyle oldu?"  diye soracak.
İsa da:  _Çekilin ey ikiyüzlüler!
(Buradaki vurgu bana mı ait yoksa?) Ancak gökteki Babamın iradesini yapan, kurtuluş ancak onlaradır... gibi bir cevap veriyor.

Yani kirli sisteme enjekte olmuş din adamları ile, gösteriş dindarlarına olan hükmünü bildiriyor. (Bu anlatıda kibire de bir gönderme var bence.)


Şimdi son zamanlarda ülkemizde bazı misyoner gruplar türedi biliyorsunuz.  İsa'ya Tanrı der, manevi Baba'lardan bahseder, Ruh'un yüceliğinden bahsedip milliyetçiliği eleştirip Araplara küfreder filan... Yıldız Tilbe'ye, arabesk kültürüne çemkirenleri de gördüm (aynı Fazıl Say misali)...

Bunlardan "Katolik" olduğunu söyleyen biriyle karşılaştım mesela (ksanthos). Bu insanların gerçek yüzünü anlayabileceğiniz en kolay yöntem,  toplumun ezilen / hor görülen / dışlanan / savunmasız kesimlerine olan yaklaşımlarını (mümkünse tenhada) gözlemlemektir. Bugün teknolojinin sunduğu bilimum imkanla bunu hayata geçirmek umduğunuzdan daha da kolaylaşabiliyor.

...

Normalde blogumda dinlerle ilgili konulardan veya kişisel mevzulardan pek bahsetmiyorum, ama bunu yazmak istedim. Yazımı, Ek$i Sözlük'te "Din" başlığına yazmış olduğum bir entry ile sonlandırıyorum.

DİN:   Bütün zamanlarda  ve  insanın yaşadığı her toprakta bir şekilde var olan,  gerçekte ne oldukları hakkında pek bir şey bilmediğimiz,  toplumsal ritüeller ile bize anlatılanlar arasına sıkışmış şey.  Tanrı'dan daha çok yüceltilen  ve  daha çok tartışılan oluşumlar.


17 Mart 2009 Salı

Gündemdekiler  (Mart 2009)

.
Bilim ve Teknik dergisi editörü  Çiğdem Atakuman ile Başkan Yardımcısı  Prof. Ömer Cebeci arasında bir gerginlik vuku buldu bu ay içerisinde.  Darwin makalesi iptal edilip yerine başka bir kapak konusu konması istenmiş  tarzı şeyler...

Bir tartışmadır gidiyor.
Gene  "dinciler ve lâikler"  olarak bölündük.
Bu arada TÜBİTAK'ın başkanı olan  Nüket Yetiş hanımefendiden çıt çıkmıyor.  Atasözünde dediği gibi,  "Balık baştan kokuyor".



Konuyla ilgili Murat Belge'nin bu ay içinde yayınlanan Darwin başlıklı yazısından alıntıdır:
TÜBİTAK'ın başındaki kişi,  "Bu kapağı değiştirmeye kim kalkıştı?"  sorusunu sormuyor ve o sorunun gerektirdiği işleri yapmıyorsa,  onun kavgasını da sonuna kadar veririm. "Kavgası" gene de çok önemli değil. Öyle bir Başkan hakkında kararımı ve "not"umu veririm ki,  bu benim için gerçekten önemli.



5 Mart 2009 - Yusuf Hayaloğlu  vefat etti.

Ajda Pekkan bir Kürtçe şarkı söyledi (Güldünya Konseri, Keje Kürdi), Merkez Medya yalamalara doy(a)madı.
Moda olunca, "trendy" olunca,  düz yola çıkınca ne de kolaymış barışsever olmak,  kardeş sevgisiyle dolmak!
Yusuf Hayaloğlu demişken,  olan Ahmet Kaya ve benzerlerine oldu.
Sen çok yaşa Ajda ve Doğan Medyası emi!

(Gerçi Kürtçe şarkı söylemekten Ajda'ya da dava açılmış, muhtemelen gene kendinden menkul ulusalcı savcılarımız tarafından ya neyse. Onlar hakkındaki yorumumu  Şubat 2009 Gündemindekiler'de  söylemiştim.)

Doğan Medyası demişken, Aydın Doğan'ın "vergi borçları"nı ileri sürerek köşeye sıkıştırılma süreci devam ediyor; aynen bir zamanlar Uzan'larda olduğu gibi... Bu işler böyle sanırım. Bu gün sana, yarın bana. O zaman ellerini ovuşturarak masturbasyon yapan  Doğan ve üst yönetimi,  bakalım
bu dönemden nasıl etkilenecek?




Yıldız Tilbe'nin katıldığı İbo Şov'da tantanalı olaylar olmuş. Mevzu neymiş diye azıcık kulak kabartınca tam bizim kültür ve değer karşılığımıza denk bir bahane çıktı. İbo, Yıldız şarkı söylerken araya girmek istemiş, Yıldız da şarkısını kesmemiş. İbo da -her zamanki gibi- açmış ağzını yummuş gözünü... Değişen birşey yok, aynı tas aynı hamam günlerimiz/haberlerimiz.


Mart'ın 2. haftası  (7 Mart 09) - Hillary Clinton  ABD Dış İşleri Bakanı (Secretary of State)  Türkiye'de.

NTV-Haydi Gel Bizimle Ol programında çekilmiş bir foto.



Fark göremiyorum,  ya siz?



Davos fatihi/Filistin güvercini  RTE,   Darfur'daki katliamlara  ve katliamcılara sahip çıktı!  Biliyorsunuz,  "Müslümanlar katliam yapmaz" vecizesinin sahibi.



10 Mart 2009  -  Ergenekon 2. İddianamesi  açıklandı.
Emekli paşalar Şener Eruygur ve Hurşit Tolon hakkındaki iddialar  +  Ergenekon-PKK ilişkileri  iddianamede yer alıyor.

.

Bülent Arınç'ın:  "İyi ki bu paşalar zamanında savaşa filan girmemişiz. Yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar. Siyasetle uğraşmışlar, darbelerle uğraşmışlar..." benzeri sözleri üzerine,  Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Metin Gürak'ın cevap vermesi ile vuku bulan bir tatsızlık yaşandı. Yorumsuz olarak, bir askeri iletişim sorumlusunun sözlerini ve ardından Bülent Arınç'ın savunmasını aktarıyorum.
(Kaynak:  Vatan ve çeşitli gazeteler + tv haberleri)
-------------------------------------------------------------------------

Tuğgeneral Metin Gürak:
"Eğer gerçekten bu sözler söylenmiş ise,  söz konusu kişinin Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeline ilişkin düşünce ve görüşleri çok iyi bilinmektedir. Aslında bu tip kişilerin ön yargılı, saptırıcı düşünce ve ifadeleri üzerinde fazla durulmasına da gerek yok.  Çünkü bu tip konuşmalar hiçbir zaman doğruları değiştirmez. Ancak bu konuşmalarda önemli bir husus var, o da hukuk fakültesi mezunu bir kişinin yargı kararı olmadan hiçbir kimseyi suçlamaya, dolaylı olarak da bir kurumu hedef almaya hakkı ve yetkisi olmadığını hâlâ anlayamamış olmasıdır."

Bülent Arınç:
"Siyasetçi paspas değildir, siyasetçi şamar oğlanı da değildir. Ben siyasetçinin hukukunu muhafaza etmekle yükümlüyüm. Kim yanlış yaparsa bunların hesabı sorulmalıdır...
Biz paşalarımızı,  siyasi açıklamalar yapan değil;  zaferler kazanan büyük komutanlar olarak görmek isteriz.  İttihat ve Terakkici paşaların imparatorluğu ne hale getirdiğini hepimiz biliyoruz.  Binlerce vatan evladını siyasi hırsları için dağda bayırda nasıl ölüme terk ettiğini hepimiz biliyoruz.  Büyük Atatürk, Meclis'i kurduktan sonra siyaset yapmak isteyenlere bir yol gösterdi. Siyaset yapmak isteyen üniformasını çıkarsın dedi.  Benim açıklamalarım bu tavrı göstermeyenleredir."

"Yanlış bir açıklama yapılmış. Genelkurmay'ın yapması gereken, her kurumda olduğu gibi Askeriye'de de hata yapanlar olmuştur ve biz bunların ayıklanmaları için gerekli olanı yapıyoruz şeklinde olmalıydı, Ergenekon'u savunmak değil."

Fark ortada sanırım.




*