16 Ağustos 2010 Pazartesi

Mavi Marmara Baskını'nda yeni perde

[31 Mayıs'daki malum olay ertesinde yazmış olduğum Türk gemisine İsrail saldırısı yazısının devamında gelişen olayları anlattığım bölüm.]


İsrail, Türk hükumetinin kanlı baskını soruşturmak amacıyla "Uluslararası mahkeme kurulması" yönündeki talepleri sonrasında (Türkiye-İsrail ilişkilerini normalleştirmek ve saldırıyı legalize ederek kendi meşruluğunu pekiştirmek doğrultusunda) Birleşmiş Milletler soruşturmasını kabul etti.
Önce İsrail'in kendi kurmuş olduğu ulusal komisyon haberleri medyaya yansımaya başladı. Böylece Ağustos Gündemi sürecinde tekrar Mavi Marmara gemi baskını (Gaza flotilla raid) ve tarafların farklı argümanları ile karşı karşıya kaldık.


Toplam 8 gemiden oluşan Gazze'ye yardım filosu, Free Gaza Movement (Özgür Gazze Hareketi) ve İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) tarafından düzenlenen bir organizasyon ile, Gazze Şeridi'ndeki ablukayı kırmak hedefiyle tıbbi malzeme, insani yardım ve inşaat malzemelerini Gazze Limanı'na taşıyordu.

2008'den beri çeşitli kereler düzenlenen bu girişimde, (bu seferki 9. veya 10. imiş) bu kez 31 Mayıs 2010 sabahında İsrail saatiyle sabah 4 gibi (4:30 da diyen var), sonu kanlı biten ve tartışmalara gebe bir karşı tepki ile karşılaşıldı: "Hamas'a silah sevkıyatını önlemek ve Filistin'den yapılan roket saldırılarını kısıtlamak için gerekli olduğu" argümanıyla...

Gemiler Kıbrıs yakınlarında açık sularda durduruldu.


Şimdi bu konuda takdir edersiniz ki çok farklı argümanlar ve bilgiler medyada yer alıyor, bir dolu dezenformasyon şemsiyesi altında. İlk yazımda Türk Basını'ndaki ucubeliklerden merkez medyanın payına düşenlerden bahsetmiştim. Oysa bu konu uluslararası bir mevzu olduğundan yelpaze genişliyor.
Bazı kaynaklar, İsrail'in Aştod (Ashdod) Limanı'nda kargoları alıp inceledikten sonra dağıtılmasını uygun gördüğü yardımları karadan iletmeyi önerdiğini; ancak IHH Başkanı'nın "Gemiye İsrail askerlerinin inmesini istemedikleri" yönünde görüş bildirdiğini söylüyor. İHH'nın İslami bir yardım kuruluşu olması ve Hamas ile bağlantılı olduğu iddiaları da bir zıtlaşma unsuru olarak ışıl ışıl parlamakta.


Yardım filosundaki en büyük yolcu gemisi olan Mavi Marmara'da güvertedeki aktivistler ile İsrail Shayetet 13 özel kuvvetleri arasında, komandolar güverteye inerken çatışmalar yaşanmıştı hatırlayacağınız gibi.

Operasyon 9 kişinin (hepsi Türk) ölümü, pek çok yaralı ve geri kalanların gözaltına alınması ile sonlanmıştı. (Bu sebeple İsrail karasuları dışındaki bu orantısız güç gösterisi şeklindeki İsrail müdahalesi, "korsanlık faaliyeti (pirate military operation)" şeklinde değerlendirmelere de yol açtı.) İsrail Güvenlik Kuvvetleri'nin (Israel Defense Forces/IDF) ikisi daha ağır olmak üzere 7 komandosunun yaralandığını açıkladığını da ekleyelim.


...
Gemideki Amerikan deniz eski komandosu olan bir aktivistten de bahsetmiştim geçen yazımda. (Kenneth O'Keefe)
Sonuçta bu olay hakkındaki karşılıklı suçlamalar devam ediyor. Dezenformasyonun yoğun olduğu noktalardan biri de "silah kullanımı" noktasında.

Gemidekiler, askerler henüz güverteye inmeden ve henüz daha botlarla takip aşamasında iken gerçek mermilerle operasyona başlandığını; bunun üzerine kendilerini savunmak için gemiden parçalar sökmeye başladıklarını söylerken; İsrail resmi kaynakları gerçek silah kullanım başlangıcını daha geç bir zaman olarak ortaya sürüyor. Geminin güvertesine askerlerin inişi sırasında gerçekleşen vahşet hakkında her iki taraf da "önce diğerinin başlattığını" iddia etmekte. (Sonuçta canlı yayın yapılan bir gemide bile bu kadar çelişkili bilgi varsa...)


...
İsrail, baskın sonrası gemilere ve içindeki kargolara el koydu; günlerce inceledi. Gözaltına aldığı gemideki yolcuları ise 6 Haziran'da iade etti. Ve sonunda meşhur gemi de bir kaç gün önce İskenderun Limanı'na yanaştı. Fakat bu olay Türk-İsrail ilişkilerini oldukça zedeledi. (Kapalı kapılar ardındaki ticari, askeri ve diğer anlaşmalar devam etse de; halk nezdinde durum gerginlik-nefret arasında bir noktada. Zaten İslami çevrelerdeki Anti-Semitizm, yani Yahudi düşmanlığı her daim belirgin bir unsur. "Terör" ve "İnsan hakları" noktasında akıllarına sadece Filistin'in gelmesinden de anlaşılacağı üzre...)



İki yabancı gözlemcinin de bulunduğu, emekli Yüksek Mahkeme Yargıcı Jacob Turkel'in başkanlık ettiği İsrail komisyonunda ilk ifade verenlerden biri Benjamin (Benyamin) Netanyahu idi.

İsrail Başbakanı Netanyahu, "Türk hükümetinin en üst düzey makamlarıyla temas kurduklarını; tüm girişimlerime rağmen Türkiye'nin bu eylemi engellemediğini" söyledi. Operasyonun "tamamen yasal" olduğunu ve İsrail devletinin ablukanın ihlâl edilmesine izin veremeyeceğini tekrarlayan İsrail Başbakanı şöyle devam etti:
"Eminim ki bu komisyon, İsrail'in tamamen uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini ortaya çıkaracaktır. Mavi Marmara güvertesindeki İsrail savaşçıları görevlerini yerine getirirken ve hayatları tehlikedeyken, dikkate değer bir cesaret gösterdiler. Ben İsrail askerlerine güveniyorum ve tüm İsrail devleti de onlarla gurur duyuyor."

Netanyahu'nun, "Baskının sorumluluğunu Savunma Bakanı Barak'a verdiği, kendisinin baskın sırasında yurtdışında olduğu", "İsrail askerlerini sorgulamak isteyen hiç bir kurul ile İsrail'in işbirliği yapmayacağı, böyle bir kurulda yer almayacağı" yönündeki açıklamalarını da ekleyelim.



Ardından, mevcut Dış İşleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu "Türkiye'nin bu konuda hiçbir sorumluluğunun söz konusu olmadığını" söyledi derhal.



Savunma Bakanı Ehud Barak: "Yaşanan herşeyin sorumlusunun kendisi" olduğunu, "Filoyla ilgili verilen askeri talimatların tüm sorumluluğunu üstüne aldığını" söyledi ve ekledi:
"Harika bir ordumuz, genelkurmay başkanımız ve askerlerimiz var."



İsrail Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi (Eşkenazi).

Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine baskın düzenleyip 9 Türk'ün ölümüne yol açan İsrail askerlerinin ateş açmasını savundu ve şöyle dedi: "Mavi Marmara'da ölmesi gerekenler öldü."
"Askerlerimiz, gerekli olan kişiye ateş açıp gerekli olmayan kişiye ateş açmayarak, haklı biçimde ateş açmıştır. Operasyon ölçülü ve haklıdır. Askerler soğukkanlılık ve cesaret örneği göstermiştir. Komando timi üyelerinin
hayatı tehlikedeydi ve istisnai biçimde hareket ettiler."


Görüldüğü gibi, uzun lafın kısası "Güçlü olan zayıfı ezer". Ve "Güçlüler her zaman haklıdır".
("Haklı biçimde ateş açmak" da ne ola ki yahu!)
("Ölmesi gerekenler öldü"ye hiç girmiyorum bile.)
(Harika bir orduları ve harika insanları varmış gerçekten, bilememişiz.)
["Yurt dışındaydım, sorumluluk bende değil; top savunma makamında. (Pardon bakanında)" da ne ola yahu?]
(Al birini, vur ötekine! Bizimkiler de topu/sorumluluğu İsrail'li yöneticilere atıyor.)


İsrail, diğer devletlerin ve Birleşmiş Milletler'in baskın hakkında uluslararası bir soruşturma açılması yönündeki çağrılarını reddetmiş; sadece kendi kuracağı ulusal komisyona ifade vermeyi kabul edeceğini söylemişti, daha önce dediğim gibi. Olay hakkında yapılan askeri inceleme sonuçlarının Gabi Ashkenazi'ye sunulduğunu öğrendik 12 Temmuz'da. (bkz: Askeri rapor İsrail ordusunu akladı)
Ağustos 2010'da ise BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, BM'nin olayla ilgili inceleme/soruşturma paneli başlatacağını söyledi. Türkiye'yi deneyimli diplomat (Dışişleri Eski Müsteşarı) Özdem Sanberk'in, İsrail'i ise İsrail Dışişleri Bakanlığı'nda Genel Direktörlük yapmış olan (ve Hamas lideri Halid Meşal'e yapılan suikast girişimi soruşturmasında, suikast için MOSSAD'a yeşil ışık yakan Netanyahu'yu aklayan komisyonun başkanı olduğu belirtilen) Joseph Ciechanover'ın temsil edeceği panel hakkında; "Türkiye ve İsrail'in sunduğu bu iki isim bile, tarafların Paneli önemsediğini ve propaganda zemini olarak kullanacağını gösteriyor" diyordu Deniz Zeyrek, 10 Ağustos tarihli BM'nin Mavi Marmara panelinden ne çıkar yazısında.


15 Eylül'de ön raporunu yayınlayacağı bildirilen soruşturma paneli ile ilgili ABD'nin BM Büyükelçisi (U.S. Ambassador to the U.N.) Susan Rice'ın açıklamaları zaten bu panelin hiçbir caydırıcılığı olmayan ne menem bir şey olduğunu ortaya koyar nitelikteydi:
"Bu panel, İsrail ve Türkiye'nin kendi soruşturmalarının sonuçlarını uluslararası topluma sunmasına vesile olacak. Panelin odağı, benzer olayların tekrarlanmasını önlemek olacak. ABD, ayrıca panelin Türkiye ile İsrail'in yaşanan son gerilimleri geride bırakmasına ve güçlü tarihi bağlarını onarmasına hizmet edebileceğini umuyor."

BM'nin Mavi Marmara panelinden ne çıkar
Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkamadığınız için boğulursunuz. (Edwin Cole)
Yoksulların savaşına terörizm, zenginlerin terörizmine savaş denir. (P.Ustinov)
Devlet kimdir? _Helvadan yapılmış bir puttur. (Türkiye'den)
Anneler ağlamasın, verin Diyarbakır'ı. (S. Önkibar)

Ulus İsrail devleti örgütlenmiş millettir. Devletini küçülten milletini küçültür. İsrail devletini kimse küçültemez. Ne Başbakanı, ne reisicumhuru, ne de genelkumay başkanı... O nedenle bizler kesik görmek istediğimizi önce öperiz. (İsrail atasözü)
Son söz. Bu komisyon sonrası, İsrail devleti haklı çıkacaktır. İHH terör örgütü olarak tescillenecek ve Türkiye özür dileyecektir. Ben değil, Obama dedi... (Shalom).
(Shlomo Hayim - 10 Ağustos 2010, Radikal Online)





Miscellaneous:
  • Bu sene Haziran ayında yaptığı bir açıklamasında Kızılhaç, Gazze Şeridi'ndeki tablonun hayli karanlık olduğuna dikkat çekiyor; yeterli malzeme bulamayan hastanelerin, bölgedeki elektrik kesintilerinin ve içme suyu sıkıntısının altını çiziyordu. Kuruluşun açıklamasında "Gazze'nin sivil nüfusunun tamamı, hiç bir sorumlulukları olmayan eylemler dolayısıyla cezalandırılmaktadır. Bölgenin (giriş-çıkışa) kapatılması, İsrail'in uluslararası insani hukuk uyarınca bağlı olduğu yükümlülüklerini ihlal ederek uyguladığı bir toplu cezalandırmadır" deniliyordu.
    Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Gazze Şeridi'ndeki yokluk ve sıkıntıların bir sebebi olarak da Filistin'in denetimi altında olduğu Hamas ile El Fetih arasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklandığını belirtiyor. Kuruluşun vurguladığı ana mesaj, bölgedeki ablukanın kaldırılması ihtiyacı. Bu da Gazze Şeridi'ndeki koşullar konusunda uluslararası toplumun endişesinin giderek arttığının bir diğer göstergesi. ABD Başkanı Barack Obama ise bölgedeki durumu "sürdürülemez" diye ifade etmişti.


  • Mavi Marmara gemisinin kaptanı Mahmut Tural, kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle dedi:

    _Bu sefere çıkarken her türlü ihtimali değerlendirmiştik ama İsrail'in uluslararası sularda böyle bir saldırı yapabileceğini beklemiyordum. Müdahale saat 04.30'da başladı, etrafımızı silahlı askerlerle dolu avcı botlar (zodyaklar) sardı, en üst güverteye helikopterden İsrail askerleri indirilmeye başlandı. Askerler inmeye başlamadan önce gaz bombaları attılar ve ateş etmeye başladılar. Güvertelerde tamamen silahsız sivillerin bulunduğu bir yolcu gemisine helikopterden ateş açılması ve gemiye çıkan askerlerin sergilediği vahşet nedeniyle kayıplar yaşadık. Üzerine ateş açılan her insanın yapacağı gibi gemideki yolcularda sadece kendini korumaya çalıştı.

    _"Biz direniş nedeniyle ateş açtık" açıklamaları tamamen yanlıştır. Daha ilk indirme yapılırken üst güverteden yaralılar olduğuna dair köprü üstüne rapor veriliyordu. İlk inen 3 İsrailli askerin yukarda yaşanan arbedede silahları yolcular tarafından ellerinden alınarak etkisiz hale getirilmiş olmasına rağmen bu silahlar kesinlikle kullanılmamış denize atılmıştır. Zaten İsrailli yetkililer de silahla yaralanmış hiçbir askerlerinin olduğunu iddia edememiştir.

    _Can kaybı ve yaralanmaların çoğu askerlerin ilk girişi ve üst güverteden aşağı açtıkları ateş esnasında gerçek mermiler kullanılması nedeniyle oldu.

    _Gemimizin içinde her türlü tıbbi imkân mevcuttu. Fakat bunların kullanılmasına, doktorlarımızın yaralılara müdahale etmesine engel oldular.


  • İsrail askeri polisi, Gazze filosu gemilerinden dizüstü bilgisayarları çalıp sattıkları suçlaması ile bazı İsrail askerlerini gözaltına aldı.


  • Temmuz ayının ilk haftasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ABD'ye giderek Obama ile görüşmüştü. Obama Netanyahu'yu, Gazze ambargosunu hafifletmesi nedeniyle övmüş; ülkesinin İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak hiçbir şey yapmayacağını söylemişti.


  • "El Kaide'nin iki numaralı ismi" diye bahsedilen Eymen El Zevahiri, "Türk hükümeti gönderdiği yardım gemileri ile bir yandan Filistinlilere yakınlık gösterirken, diğer yandan İsrail askeri ile işbirliği yapıyor. Gazze'nin işgalinden ABD, İsrail ve hain Müslüman hükümetler sorumludur" dedi.
    Türkiye'nin Afganistan'da Müslümanların öldürülmesine ortak olduğunu da iddia etti ve Türk halkının, "Hükümete Afganistan'daki güçlerini geri çekmesi yönünde baskı yapmasını" istedi.


    (Faik Bulut'un bir açık oturumda söylediği, ilgimi çeken bazı sözleri aklıma geldi şimdi. "Davutoğlu'nun iyimserliği ve enerjisini olumlu bulduğunu, ancak ekip olarak Ortadoğu dosyasına yeterince hakim olmadıklarını; Davutoğlu'nun pek çok şeye başlayıp yarım bıraktığını ve bir sonuç alamadığını, oysaki diplomatik ilişkilerin girişim-sonuç şeklinde geliştiği" gibi şeylerden bahsetmişti. Şimdi galiba "monşerleşmeyelim" derken, "monşerleri bile aratacak özensiz çıkışlar" yapılmakta dış ilişkilerde...)

    Faik Bulut'un bu baskın meselesini içinde barındıran bir röportajını buldum, paylaşmak istedim: Biz Solcular Filistin için ölürken, İslamcılar bize 'Terörist' diyordu!


  • Kıbrıs savaşı sırasında Rumlara insani yardıma giden İsrail vatandaşı dindar Yahudilerden oluşan bir konvoy olsaydı (olmazdı deme, diyelim ki oldu böyle bir şey) ve Türkiyeli komandolar uluslararası sularda (yani Türkiye'nin egemenliğinin olmadığı sularda) bu konvoya baskın düzenleyip 9 İsrail vatandaşı silahsız sivili öldürse idi ve sonra da "göndermeseydiniz kardeşim, biz bu adamlarla savaş halindeyiz" dese idi İsrail ne yapardı? Dünya ne yapardı?
    (İtaatsiz - 3 Aralık 2010, Radikal Online)



  • "Prestij, stratejik bir değerdir (Prestige is a strategic asset)" - Başbakan Yardımcılığı gibi görevler de yapmış olan İsrail Genelkurmay eski başkanı Moshe Ya'alon (Moşe Yaalon). O da özrü kabul edilemez bulanlardan.



  • *Medya bize gerçekleri ne kadar iletiyor? 'Verilen bilgiler' diyorum ('Yorumlar' demiyorum bakın) ne kadar taraflı geliyor?

    *"Filistin bir emperyalizm meselesidir, din meselesi değil."
    Roni Margulies

    *Bugün Nazi Almanyası'ndan bile daha tehlikeli bir yere doğru giden anti-semitizm ile karşı karşıyayız, çünkü bu kez düşmanlık DİN merkezli.




Yazıda kullandığım bazı kaynaklar:
  • Wikipedia (bkz)
  • Kaptan'ın açıklamaları (bkz)
  • BBC Türkçe (bkz1) (bkz2)
  • ntvmsnbc (bkz)
  • Radikal, Milliyet, Akşam haberleri vb.



Son olarak bu videoyu, barışı çok basit gören, oturduğu yerden tembelce gelecek olan bir şey olarak gören gençliğimize ve halkımıza ithafen koyuyorum:

1 yorum:

canilecanan dedi ki...

Şu güne kadar Birleşmiş Milletler'den herhangi bir ceza çıkmadı, tahmin edileceği üzre. Zaten insan hayatının değeri malum olan bir ülkede iktidarın vatandaşın hayatı üzerinden oynadığı bir kumar ve gövde gösterisi idi. Görünürde barış için yola çıkıldı, asker müdahalesine gemi parçalarını sökerek yapılan karşı koyuş ile 9 insanımız öldü. Üzücü ve düşmanlık duygusunu körükleyen bir olay. En acısı da o gemide ölmüş kişilerin bazısı "şehit" olmak için oradaydı.