27 Ağustos 2010 Cuma

Gündem Ağustos 2010/5

.
İlker BAŞBUĞ
Artık gündemde olmayacak.
"Zor bir dönemde görev yaptığını" ve o bildik tekrarları yineleyerek veda konuşmasını yaptı.
Kendisine devlet şeref madalyası verilmemiş olması da ayrı bir lakırdı konusu oldu.

Görevi devralan Işık Koşaner de hemen aynı tondan start verdi:
"TSK'ya karşı yürütülen Asimetrik Psikolojik Harekat". "Bir an önce tek tip askerlik uygulamasına geçilmesi gerektiğini" de muştuladı.
(Tek tip askerlik: -Kısaca- 9 ay zorunlu askerlik ve herkes aynı rütbede.)

sanırsam kulağına; "paşam askerde üniversiteliler teklif ediyormuş" diye fısıldanmış kişi. nerden çıktı bu üniversiteli sevdası, okumuştan daha fazla yararlanma hevesi?
(malimmenalim - 26.08.2010, Ek$i)

ışık koşaner, genelkurmay başkanlığı'nı devralırken yaptığı konuşmasına "günümüz bilgi ve teknoloji çağında....." diyerek başlamıştır. (sonrasında) tek tip askerlik, asker açığı, savaş, silahlar, hava çok güzel.
(anarsist kuzu - 27.08.2010, Ek$i)





Hayatımız sınav
Soru: KPPS'de sorular çalındı mı?
A) Evet
B) Neden olmasın?
C) Burası Türkiye
D) Devlet gerekeni yapsın
E) Ben bilmem beyim bilir





Yangınlar ve Felaketler
Antalya'da ve yurdun çeşitli yerlerinde yine bir dolu yangınlar çıktı, yüzlerce hektar ormanlık alan telef oldu. Bir gazete sitesinde yaptığım yorum şöyleydi:
Her sene aynı şeyler
Türkiye'de İlkbaharın geldiği, haberlerde çıkan "boğulma" kaynaklı ölümlerle kendini belli eder. Gene bir yerlerde çocuklar denize, nehire, bi su birikintisine girmiş ve gene birileri boğulmuştur. Veya biri boğulurken diğerleri de yardım edince hep beraber boğulurlar filan... Haberin sonlarına doğru da bir not geçer, "Geçen sene de aynı yerde boğulanlar olmuştu".
Ülkemizde yaz mevsiminin geldiğiniyse orman yangınları ile anlarız. Ve her sene olduğu gibi, bu sene de yaz başından beri orman yangınları devam ediyor. Kış olduğunda da "soba ve karbonmonoksit zehirlenmesi" ile gelen ölüm haberleri ile karşılaşacağız; zira gene birileri Lodos'ta soba yakacak filan filan...


Rize'de heyelan
Rize-Gündoğdu beldesinde sağanak yağış sonucu oluşan heyelan ve göçükte 12 kişi hayatını kaybetti, evler yıkıldı. Rize Belediye Başkanı "Karayolunda 70-80 santimetre yüksekliğinde su vardı" derken, aklıma Pakistan'daki sel felaketi geldi. (bkz: Ağustos 2010/4)






Cemil Çiçek'le Kürt açılımı
Osman Baydemir'e yönelik "Organları yer değiştiren bir adam yerli yersiz konuşmuş yine" çıkışından sonra Cemil Çiçek bu kez de, daha önce dile getirdiği bazı görüşlerini kamuoyu ile tekrardan paylaştı: "Sünnetsiz teröristler çok şeyi ifade ediyor." (Ermeni PKK'lılar iddiası)

BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş bu açıklamalar karşısında şöyle tavır aldı:
"Bu halkın dil, kültür, inanç sorunu yok; mesele birkaç PKK'lının sünnet sorunu. Eğer sorun buysa ve sen de çok meraklıysan, seni 'hükümet sünnetçisi' yapalım, Kandil'e gönderelim git bu sorunu çöz."


(Kişisel yorumum: "Demokrasi demokrasi" diye davul dövdüren çevreler bizimle alay edip halimize gülüyordur ya neyse... Başkalarına Nazi benzetmeleri yapıp meydanlarda esip gürleyenler, dönüp kendilerine de bir baksa belki lafımızın kıymeti olurdu. Şu halde: "Tencere dibin kara/ Benimki senden kara")






Konuşulan Bir Kitap
Hanefi Avcı - Haliç'te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat.

Nur Cemaati'nin Emniyet, Yargı ve ilgili makamlarda örgütlendiği ve soruşturmalara yön verdiği iddiaları...
Mevzu detaylı olduğundan, bu kitapla ilgili çıkan bazı yazı ve yorumlara da ilerleyen günlerde yer vericem.






Güneydoğu için Demokratik Özerklik
BDP'nin dile getirdiği ve Kürt sorununa bir çözüm yolu olarak öne sürülen "Demokratik Özerklik", birlikte yaşam için bir formülasyon mu yoksa bir bölünme/ayrılma provası mı?

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in bu ay içerisinde yaptığı bir konuşmasında, "Türk bayrağının yanında Kürt bayrağının dalgalanmasını talep etmesi" de bu haftaki bir diğer tartışma konusu idi.

BDP'nin 12 Eylül Anayasa Değişikliği Referandumu'ndaki tavrı önce "Boykot" iken, şimdilerde (bir anlamda sanki) "Şartlı Evet"e dönmüş gibi gözüküyor.



PKK Ateşkes 2010
PKK, Ağustos ayı içerisinde ateşkes ilanında bulundu. (13.08.2010'dan 20 Eylül'e kadar deniyor.)

Ertuğrul Özkök'ün birden bire, "Biz Kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mıyız' diye bir yazı yazması, sadece bir tehdit değildir. Bu, aynı zamanda yeni bir politikanın da işaretini veriyor.
_Yeni plan nedir sizce?
Eğer Kürtlerle başa çıkamazsak ve Kürt hareketini bastıramazsak... Federasyon veya özerklik türü formüllerle eşitlik temelinde hak tanıyacağımıza; onlara belli bir bölgeyi verelim politikasıdır bu.

(Neşe Düzel-Kemal Burkay Taraf röportajından... Kürdistan'ı İstanbul'da kurmayız)







CHP'den bir milletvekili, Referandum tercihinin 'Evet'ten yana olduğunu söyleyerek partisinden istifa etti.
(CHP Ankara milletvekili Eşref Erdem, 1 Ağustos 2010 Pazar tarihli Sabah gazetesinin manşet haberinde yer alan "35 yıllık bir CHP'li olarak darbe anayasasının değişmesine açıkça 'Evet' diyorum" sözleri nedeniyle ihraç istemiyle CHP parti disiplin kuruluna sevk edilmişti.)

Ve CHP'de yeni bir kaset vakası daha... Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi hakkında kaset iddiaları mevcut.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'ye ait olduğu iddiasıyla bazı internet sitelerinde yayınlanan görüntülerle ilgili bir gazetecinin sorusu üzerine, ''Özel hayat siyasetin konusu değildir'' şeklinde cevap verdi.






...
19 Ocak 2007 tarihinde vurulmuştu, "milliyetçi hassasiyetler" ayağına... Bir "faili belli faili meçhul".

Ermeniler için "Hristiyan Türkler" denmiş olması, "Türkçe'yi Türklerden daha iyi bilirler" denmiş olması, meğerse sadece eskilerde kalan bir durum değilmiş; son yıllardaki Türk vatandaşı olan Ermeni düşünürlerden bu anlaşılıyor. Ki Hrant Dink içlerinde ipi göğüsleyendi.

Çok şey söylenebilir, oysa bu Gündem başlığında (gündem denen gel-geç popülaritede) sadede gelelim: AİHM/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi suçlu bulmuş, şu açılardan:
"İfade özgürlüğünün ihlali", "Devletin istihbarat bilgilerine rağmen şahısı suikastten korumaması ve öldürüldükten sonra da etkili bir soruşturma yapmaması", "(Yüce) Yargıtay'ın, 'Türklüğe hakaret' suçundan mahkum edilmesine ilişkin kararın henüz teknik hukuk açısından kesinleşmeden mahkumiyeti fiilen netleştirmiş olması" ve benzeri, ve benzeri...
Yani malumun ilamı.

Olayın asıl ilginç yanı ise bence şu: Türkiye, Hrant Dink'in ne anlattığı son derece açık olan, ancak kaz kafalıların anlayamayacağı yazıları yüzünden, hukuk mercilerimizin kararıyla aldığı "Türklüğe hakaret" mahkumiyetini; -üstelik de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde- savunmuş ve Almanya'nın bir Nazi liderine verdiği cezayı emsal (örnek) göstermiş.
(İçimiz dışımız Nazi oldu ya neyse. Laf ola beri gele...)

Şimdilerdeyse Türk makamlarının ailesi ile dostane çözüm arayışları var gibi...
(Şaka gibi.)


  • Ağustos'taki tüm güncel gelişmelerin toplu bir değerlendirmesi için: AĞUSTOS 2010
.

Hiç yorum yok: