8 Ağustos 2010 Pazar

Gündem Ağustos 2010/1

.
Memleketin gündemi YAŞ
1 Ağustos 2010 tarihi itibariyle, beklenen kritik YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) günleri başladı. Taraflar kılıçlarını çekti ve nefesler tutuldu. Bolca koltuk kavgaları edildi, ediliyor... Bir tane makama (KKK) kimin atanacağı açmazı hala devam ediyor. Şimdi ayrıntılara bakalım:

Tartışılan mevzu: Ergenekon ve Balyoz Darbe Planı davaları kapsamında haklarında yakalama kararı olan general, amiral ve subayların akıbetinin ne olacağı. TSK Personel Kanunu'na göre (Yazının sonundaki EK bölümüne ilgili maddeyi koyuyorum), "Balyoz sanığı 11 general ve amiralin Şura'da terfi ettirilemeyeceği" zaten söyleniyordu. Asıl sorun Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması istenen 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız çevresinde yaşandı.
Bu seneki YAŞ'ı ilginç kılan unsurlardan bir diğeri de, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'ti. Erzurum'da süren Ergenekon davasının "bir numaralı sanığı" olan ve "terör örgütü üyesi olmak" ile suçlanan Berk, YAŞ tarihinde ilk kez, yargılaması sürerken Şûra'ya katılan üye oldu. Bunda, "Berk hakkındaki iddiaların 61 sayfalık iddianamede yalnızca bir sayfa tuttuğu, hakkındaki üç iddiayı inceleyip yanlış olduğu kanaatine vardıklarını söyleyen İlker Başbuğ'un tavrı etkili oldu" diyor bir gazete haberinde.

"Eğer bu satırlar doğruysa, Cumhuriyet tarihimizin 'en büyük hukuksuzluk' manzaralarından biriyle karşı karşıyayız demektir. Türkiye Cumhuriyeti'nde savcılara, mahkemelere, iddianamelere, yargıç kararlarına ihtiyaç kalmamış demektir.
Herhangi bir asker kişiyle ilgili iddianameyi Genelkurmay Başkanı'na gösterin, hükmü o ve yakın çalışma arkadaşları versin; olsun bitsin. Eğer Genelkurmay Başkanı, bir davada bir numaralı sanık konumunda bulunan bir asker kişi hakkındaki iddiaların sadece bir sayfada yer aldığı ve hakkındaki iddiaları inceleyip 'yanlış olduğuna' hükmederse, iş bitmiştir. Mahkemeye gerek kalmamıştır. 'Sanık' beraat etmiş sayılır. Bu, budur.
...
12 Eylül referandumunun önemi, 12 Eylül 1980 ile hesaplaşmaktan ziyade, ondan daha da önemlisi Türkiye'nin önünü 'hukuk yolu' ile açabilmekten kaynaklanıyor."

(Evet'in en önemli gerekçesi... Cengiz Çandar, 3 Ağustos 2010, Radikal)



Hasan Iğsız'ın akıbeti ne olacak?
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün, tam da YAŞ toplantısı günlerinde, iktidarı yıpratmaya yönelik internet andıcı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdığı Orgeneral Hasan Iğsız, hükümet ve kanun engeline takılarak Kara Kuvvetleri Komutanı (KKK) olamadı.
(En azından şu tarih itibariyle son durum böyle. Iğsız hakkındaki bir diğer iddia ise: Ergenekon savcılarına gönderilen isimsiz bir ihbar mektubu ile "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın kendisinin emri ile Kıdemli Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı idi.)

Gelişmeler bu yönde olunca ve TSK olup bitenlere -bir anlamda- karşı tepki verince, Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in ataması da yapılamadı.
KKK koltuğuna Hasan Iğsız seçeneği yerine, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilla Işık'ın atanması ihtimali medyada yer aldı önce... Derken, bu general aniden emekliliğini istedi.
Bakalım ay sonuna kadar daha neler olacak?

"İsabetle karar alıp, basiretle harekete geçmekte GECİKİYORUZ. Başta gelen zaafımız bu. «Sıkışık durumlarda geçici askerî yönetim» diye bir devlet ve siyaset anlayışı yok. Ama neylersiniz ki, bizde de defalarca denediğimiz bu olmayacak duaya âmin demekten vazgeçecek basiretten eser yok.
Son Askeri Şûra vesilesiyle bir kere daha apaçık ortaya çıkan gerçeği bu sefer de idrak edemez, siyaset-ordu kargaşasından derhal ve kesinlikle kurtaramazsak paçamızı, geriye kahrolmaktan gayri bir çıkış yolumuz ve ümidimiz kalmayacak."

(Veyl deresinin kıyısındayız. Hakkı Devrim, 6 Ağustos 2010, Radikal)





YAŞ ve Türk Medyası
YAŞ gerginliği ile, zaten tarafı belli olan basın yayın organlarımız yine kendi doğrultularında haberler yapmaya devam etti. Bir taraf "Ülke elden gidiyor!"dan "Sivil vesayet"e incilerini saçarken; diğer taraflarsa "demokrasi" üzerine oynuyordu.

Bu arada pek çok köşe yazısı ve manşet haberinde, gizemli "emekli general"lerin yorumlarına maruz kaldık. Taraf gazetesi yakışıksız bir üslupla attığı manşetlerle dikkat çekti. Acar muhabirlerinden Mehmet Baransu, "Karargâh'ı çok yakından bilen bir haber kaynağını" refere ederek yaptığı haberinde, İlker Başbuğ'un gelecekte hukuksal yargılamalardan kendisini korumak amacıyla kendine uygun bir komuta kademesini geride bırakmak (KKK'ya getirmek) için direttiğini yazdı. Generallerin makam yarışları Genelkurmay-Başbakan-Cumhurbaşkanı üçgeninde son sürat sürerken Ahmet Altan şöyle yazdı:
Sonunda bu generalleri uyarmak bize düşecek herhalde.
"Orduyu da bu kadar yıpratmayın artık."

(Bir koltuk için ya Rab... 6 Ağustos 2010, Taraf)





Referandum Günlüğü
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 12 Eylül Anayasa Referandumu için "Hayır'da hayır vardır" sloganıyla referandum turlarına ülke çapında devam ederken, ara ara Başbakan ile aralarındaki atışmalarına da şahit olmaktayız.
Erdoğan "Memur Kemal Efendi" diye kendisini ti'ye alırken, Kılıçdaroğlu da "Kimse bana kalpazan demedi" diyerek atışmayı sürdürdü.
RTE: "Memur Kemal Efendi'ye bir SSK görevi verdiler. SSK'yı batırdın be! Her yıl zarar, zarar... Sırası geldiğinde onu da açıklayacağım. Kendisi ne diyor iktidara geldiğimizde görürsünüz diyor. Gelemeyeceksin ki iktidara zaten! Bu millet CHP zihniyetini bir daha getirmez."



Fethullah Gülen: "Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları; imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır."


(Ruşen Çakır'ın, 6 Ağustos 2010 tarihli "Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor?" makalesini okumanızı tavsiye ederim.)


MHP lideri Devlet Bahçeli, Fethullah Gülen'in referandum için "Mezarda bulunanlar dahi kalkıp 'Evet' oyu kullansın" şeklindeki açıklamalarına karşın: "12 Eylül'de ABD'den gelip oy kullanması daha hayırlı olur" sözleriyle yanıt verdi ve ekledi:

"Bu üç bilinmeyenli denklemin birincisi, Sayın Başbakan ile eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın İstanbul'da, Dolmabahçe görüşmeleri olarak siyasi hayata girmiş görüşmeleri açıklanmalıdır.
İkincisi değerli siyaset adamı olarak bilinen Bülent Arınç beyefendiye yapılmış olan suikast ve kozmik alanda ne tür sonuçlara ulaşıldığı açıklanmalıdır.
Sonuncusu Sayın Başbakan'ın 'açılım' diye nitelendirdiği, bizimse 'yıkım' diye adlandırdığımız projenin hangi aşaması demokratik özelliktir, bu aşamaya nasıl gelinmiştir, bunun açıklanmasını istiyoruz.

Üç bilinmeyenli denklemin çözümü AKP'nin de çözümü olacak, 12 Eylül'den sonra sarsılmış hükümet, seçimlerde tepetaklak aşağı gidecektir."





Yaşayan Ölüler huzur vaat ederse...
Necmettin ERBAKAN yeni bir parti kurma arefesindeymiş. Yeni ad "Huzur Partisi" olacakmış. Saadet Partisi'ni artık rahatlıkla parmağında oynatamıyor olması hasebiyle bu kararı aldığı ortada. "40 yıldır siyasetin içinde yer alan Erbakan, Milli Görüş çizgisindeki 6. partiyi kurdurmuş olacak" diyor bir medya sitesinde.

Gelişme ile ilgili Radikal Online'da da paylaştığım bir yorumum:
"Bu yaşta hırsın böylesine ancak şapka çıkartılır. ERBAKAN suçları nedeniyle önce hapse mahkum edilmişti biliyorsunuz, sonra siyasi idarenin de teveccühü ile cezası ev hapsine çevrildi, sonra Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL tarafından, sağlık sorunları sebebiyle ev hapsi cezası da tamamen kaldırıldı. Ve bu "serbest kalış"ın hemen ertesinde kendisi İran'a gitti (bkz: Nisan 2009). Yaklaşık bir buçuk sene oldu olmadı, şimdi de yeni parti kuruyormuş. Akıl fikir..."


"Ne güzel şu ABD. Bir başkanı 2 sezon görebiliyorsun. TC'de ise zombi gibiler dirilip tekrar iktidar çığlığı atıyorlar. Bırak şu işleri git bir kasabaya yerleş ne işin var ceset gibi hala uğraşıyorsun parti ile falan."
(Anaxi - 2 Ağustos 2010, Radikal Online)




Ağustos 2010'daki diğer gelişmeler için::




EK:
Askeri Personel Kanunu'nun 65. maddesi:
Açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında aşağıdaki esaslara göre işlem yapılır:
Terfi sırasına girenlerden;
1. Açıkta bulunanların,
2. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların,
3. Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların,
4. Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin,
Terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz.

2 yorum:

ozan dedi ki...

25 Nisan 2011 10:30 tarihinde BURAK KEBAPCI yazdı:

Sayın Yetkili,

İnternet Medyasındaki Başarılı çalışmalarınızdan Dolayı teşekkür ederiz.



Yukarıdaki linkte yer müvekkilimiz Mehmet Akif Hamzaçebi’nin özel hayatına

ilişkin bir haber yer almaktadır.

Müvekkilimiz Basın Kanunu veya FSEK anlamında topluma mal olmuş bir şahıs

değildir.

Bu nedenle de bir sanatçının özel hayatının ifşa edilmesi yine belirli

kurallar çerçevesinde kabul edilebilir olsa da müvekkilimiz gibi siyaset

adamı için ise bu sır kapsamında olan, kişiye sıkı sıkaya bağlı özel bir

alandır. Bu özel alanın izinsiz ifşası kişilik haklarına tecavüz

kapsamında değerlendirilip hakkınızda dava açılmasını dahi gündeme

getirebilir.

Ayrıca bu izinsiz kullanımın müvekkilimizin iş hayatını da olumsuz yönde

etkilediği göz önüne alınırsa tazminat miktarının artacağından da şüphe

yoktur.



Söze konu asılsız haber ile ilgili suç duyurusunda bulunulmuş ve failleri

araştırılmaktadır. Bu kapsamda haberlerin yayınlanması ile ilgili

kısıtlama kararı verilmiştir



Ayrıntılı hukuksal açıklamaları sonraya bırakıp,

Bir bilişim hukukçusu olarak yaptığınız işe saygı duyduğumuzu ve

desteklediğimizi bilmenizi isteriz.



Bununla birlikte ilgili yazının sitenizden ivedilikle kaldırılmasını

tavsiye ediyoruz.

Aksi halde hukukun verdiği tüm yetkilerin kullanılmasında müvekkilimizin

kararlı olduğunu tarafınıza ihtaren bildiririz.



Aksi düşünceniz varsa bizimle irtibata geçmenizi rica ediyoruz.



İhtilafa mahal bırakmadan olumlu hareket edeceğinizi ümit ediyor,

Yayın hayatınızda başarılar diliyoruz.

Av. Sertel ŞIRACI

Direkt: 0212 280 36 78

Cep : 0532 788 51 18

Faks : 0212 325 68 34



Nispetiye Cad. No: 6 Levent İş Merkezi Kat:4

Birinci Levent / Beşiktaş / İstanbul



sertel@sertels.av.tr

www.sertels.av.tr

This message and attachments are confidential and intended solely for the

individual(s) stated in this message.If you received this message although

you are not the addressee you are responsible to keep the message

confidential. The sender has no responsibility for the accuracy or

correctness of the information in the message and its attachments. Advt.

Sertel Siraci shall have no liability for any changes or late receiving,

loss of integrity and confidentiality, viruses and any damages caused in

any

way to your computer system.



Bu mesaj ve ekleri mesajda gönderildiği belirtilen kişi/kişilere özel ve

gizlidir. Mesajın muhatabı olmamanıza rağmen mesaj size ulaşmışsa,

''tarafınıza ulaşmış olması hali'' mesaj içeriğinin gizliliği ve bu

gizlilik yükümlülüğüne uyulması zorunluluğu tarafınız için de söz

konusudur. Mesaj ve eklerinde yer alan bilgilerin doğruluğu ve güncelliği

konusunda gönderenin ya da Av. Sertel Şıracı'nın herhangi bir sorumluluğu

bulunmamaktadır. Av. Sertel Şıracı mesajın ve bilgilerinin size

değişikliğe uğrayarak veya geç ulaşmasından, bütünlüğünün ve gizliliğinin

korunamamasından, virus içermesinden veya bilgisayar sisteminize

verebileceği herhangi bir zarardan sorumlu tutulamaz.

canilecanan dedi ki...

Bu blog yazısında Mehmet Akif Hamzaçebi adlı milletvekili ile ilgili herhangi bir yorum bulunmamaktadır. Blogun diğer Gündem yazılarının birinde adı geçmiş olabilirse de bu muhtemelen siyasi içerikli açıklamaları sebebiyledir. Ekleme için teşekkürler.