26 Ağustos 2010 Perşembe

Gündem Ağustos 2010/4

.
Türk Silahlı Kuvvetleri
Ağustos ayı gündeminde TSK haberleri önemli bir yer kapladı. Temmuz'dan beri peşpeşe gelen "Heron rezaletleri" ve ilgili makamların suskunluğuna; YAŞ'taki Balyozcuların terfi sorunu ve makam paylaşımları eklendi önce... Ardından Hantepe, Gediktepe baskınlarındaki ihmaller gündeme geldi. (Kısaca, her iki baskının da önceden istihbaratı alınıp ilgili makamlar uyarılmasına rağmen hiçbir tedbir alınmamış ve gerekenler yapılmamış.)

Baskında sızma yapan PKK'lıların dakika dakika görüntüleri yayınladı ayrıca. Mehmet Baransu'nun hazırladığı, Heron kayıtlarını gösteren videoları da içeren ilgili Taraf haberi için: (bkz: Generaller askerlerin ölümünü seyretti)
İnternethaber sitesindeki fotoğraf arşivi için: (bkz)

(Bu konu ve iddialar, bir Gündem başlığına sığmayacak kadar uzun, ayrıntılı ve sıkıcı olduğundan; önümüzdeki günlerde yayınlanmak üzere bir TARAF yazısı hazırlıyorum. Çeşitli okur yorumlarına da yer vereceğim.)





Pakistanda sel felaketi
Pakistan'da şiddetli yağışlar ve muson yağmurlarının neden olduğu sel felaketinde ölü sayısının 800'ü geçtiği bildirildi. Kayıpların aranmasına devam ediliyor, şartlar el verdiğince...

Batı ülkelerinin Pakistan'a yardım konusundaki duyarsızlıkları hakkında medyada dile getirilenleri duyuyoruz. "İslami terör"ün faturasının bu insanlara kesildiğini de görmek lazım... Ve "20 milyon kişiyi mağdur bırakan tarihinin en büyük sel felaketiyle boğuşmasına dünya seyirci kalırken", yine yitirilen zayıflar (çocuklar) oluyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, bölgedeki gözlemleri sonrasında, "Dünya çapında çok sayıda doğal afete tanık oldum, ancak hiç böylesini görmemiştim" dedi.



İslamcı vahşeti
"İslami terör" demişken... Türkiye gündeminde ne kadar yer işgal ettiğinden şüpheliyim, ancak iki haber (iki İslamcı vahşeti haberi) dikkatimi çekti bu ay. Biri Türkiye'den, diğeri Afganistan Taliban'dan. Bir kez daha, "önümüzdeki günlerde" diyorum; bu konu hakkında da ayrı bir yazı yazıcam ve sonrasında linklerini buraya ekleyeceğim.





Devlet politikası
Atilla Kıyat. Bir asker. 1999'da Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndan emekli oldu (koramiral).
Katıldığı bir televizyon programındaki "Faili meçhuller devlet politikasıydı" sözleriyle gündem oldu. (Yani malumu söylemek bu ülkede gündem olma sebebi, varın ülkedeki gerçeklik/hakikat ile olan bağımızı siz düşünün.)

"1993-1997 yılları arasında yüzbaşı ve üsteğmen olan kişilerin emir üzerine bu cinayetleri işlediklerini" savundu. "Dönemin cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının ve genelkurmay başkanlarının, OHAL valilerinin hesap vermesi gerektiğini", "yapılanlar devlet politikası olmasına rağmen bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olduğunu" söyledi ve bu olaylar için şahitlik yapabileceğini belirtti Atilla Kıyat. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yaptığı açıklamaları üzerine ifadesinin alınmasını istedi.





AKP-YARSAV Hattı
YARSAV, geçen yıldan beri gündemde adını sıklıkla duyduğumuz bir yapılanma. Halkın çoğuna sorsanız, açılımının "Yargıçlar ve Savcılar Birliği" olduğu dahi bilinmemekte, eğitimli çevrelerde dahi... Adının ne olduğu bilinmediği gibi, kuruluş ve varlık nedenleri de aynı şekilde... Ancak sıradan vatandaş olarak ne olduğunu bilmediğimiz bu kurum ve başkanları (Emine Ülker Tarhan ve öncesinde Ömer Faruk Eminağaoğlu) son dönemde adeta bir siyasi parti genel başkanı havasında her gün basın açıklaması yapıyor ve iktidarı eleştiriyor. İktidardakiler de sağolsun işte karşılıklı atışmaya devam... Bir devlet, bir vücut düşünün ki organları alenen birbiriyle çatışıyor. İşte halimiz bu.

Daha önce Haziran 2010 gündeminde "Türkiye'de Hukuk" başlığıyla yazdığım kısımdan bir alıntı: "Türkiye'de yargı ve hukuk alanı da siyasi kamplaşmadan fazlasıyla nasibini almakta. Hani zaten kamp tarzının en egemen olduğu alanlardan biriydi hep buralar ama, uzun yıllardır bu kadar indirmemişti hiç maskesini...Statükonun siyasi kanadı olan CHP, beklenen muhalefeti yeterince yapamıyor olacak ki, boşluğu doldurması için Yargı kurumlarına emir-demir verilmiş gibi."


Süleyman Demirel devrede
Bu zıtlaşma hattında, YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ve YARSAV yönetim kurulu üyeleri, Demirel'in Güniz Sokak'taki evine ziyarette bulundu. Zat-ı âlileri "YARSAV'a tam destek verdiğini" beyan etmiş.

Bu arada bir diğer adı konmamış güncel siyasi partimiz HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) da Referandum için 'Hayır' gerekçesini basın açıklaması ile duyurdu: "Bizi Fransa, Almanya, İtalya'yla karıştırmayın. Bizde demokrasi az!"

Ne güzel günler yaşıyoruz. YARSAV gider Demirel'i ziyaret eder o da onları destekler, geçenlerde de Şevket Kazan gidip Önder Sav'ı ziyaret edip akıl alır, Dörtyol'da PKK'lıların polisleri şehit ederken kullandığı araç MHP İlçe yöneticisinin çıkar, Heron Ses Kayıtları'ndan sonra bir de görüntü kayıtları gazetelere düşer, Genelkurmay susar... Sonra çok okumuş olduğunu iddia eden bazı arkadaşlar da der ki "Egenekon mu! Haşa ne Ergenekon ne de Derin Devlet diye bir yapılanma yoktur". Biz de günlerimize neşe katan bu yorumları , -boş yere- şehit edilmesine (birileri tarafından) göz yumulan vatan evlatlarının içimizde bıraktığı burukluğu hissederek, acı bir tebessümle karşılarız.
(levendesat - 12 Ağustos, Radikal Online)





RTE-TÜSİAD Hattı
Kod adı RTE olan sayın başbakanımız, 12 Eylül Referandumunda 'Evet' kampanyasına katılmadıkları için TOBB ve TÜSİAD'a "Taraf olmazsanız bertaraf olursunuz" diye seslendi.
"Sözü söyleyenin konumu dikkate alındığında yaklaşımın son derece vahim olduğunu; hatta siyasi konulara karışmanın bu grupların işi olmadığını sık sık dile getiren RTE'nin, bu tavrıyla siyaset alanına kimin ne zaman ve nasıl müdahil olacağına karar verme tekelini eline almaya çalıştığına ve otoriter eğilimini ortaya koyduğuna" işaret ediyordu Ahmet İnsel, Taraf olma veya olmama hakkı başlıklı Radikal yazısında.


RTE'nin rutinleşen bu üslup ve çıkışları hakkında, kimi "Obama gibi geldi, gücü eline geçirince Putinleşti" derken (patriot66); benim yorumum yine aynı:
"Demokrasi demokrasi" diye davul dövdüren çevreler, bizimle alay edip halimize gülüyordur ya neyse...

Doğrudur. TÜSİAD yahut İstanbul Burjuvazisi, tarihi boyunca Milletle ve Düzen Muhalifleri ile kedi köpek gibi oynamıştır. Milletle ve Düzen Muhalifleri ile Kedi Köpek gibi oynama sırası şimdi Başbakan Recep Tayyib Erdoğan Bey ve arkasındaki MÜSİAD'dadır. Hoş Başbakan Recep Tayyib Erdoğan Bey'in iktidara giden yolunda epey yardımları olmuştu TÜSİAD çevresinin. Biliriz ki sermaye birbiriyle savaşmaz, uzlaşır. Millet ise koyun misali.
(blueknife - 18 Ağustos, Radikal Online)

ne oluyoruz?
"Bitaraf olan bertaraf olur" da ne demek? Savaş mı yapıyoruz yoksa Anayasa değişikliği mi?
(a.e.yusufoğlu)

...Türkiye ne zaman huzura ermeye çalışsa, bu güruhlar hemen devreye girer. Uçurumcu gurubların (TÜSİAD, BASIN, TSK, CHP, MHP, HSYK) tamamının saltanatı yıkılacaktır. Sabırla bekliyoruz...!
(bruskdaglar)

TÜSİAD siyasi kurumdur
Ben yurt dışında yaşıyorum. Burada orta büyüklükte bir şirketi olan bir arkadaşım bir gün TÜSİAD yöneticilerinden birisi bizim şehre geldiğinde kendisiyle görüşüp buradaki Türk işadamları ile TÜSİAD arasında nasıl bir iş birliği yapılabilir gibi bir soru sormuş. TÜSİAD yöneticisinin cevabı şöyle olmuş: TÜSİAD bizim işlerimizle ilgili olarak kurduğumuz bir dernek değildir. Biz Türkiye'nin zengin ailelerinin temsilcileri olarak kendi aramızda toplanıp siyaset yapıyoruz, o yüzden size işlerinizle ilgili yardımcı olmamız mümkün değil.
Nitekim 12 Eylül öncesinde verdikleri ilanlarla hükumet devirmeleri vs. herkesçe bilinir. Yani TÜSİAD siyasi bir kurumdur, siyaset yapmaktadır ve hükumetin karşısındadır. O halde siyasetin içine çekilmesi de, başbakan tarafindan siyasi rakip gibi görülmesi de doğaldır. Hamama giren terler.
(aseke)




ABD askeri Irak'tan çekiliyor
Amerikan ordusunun 20 Mart 2003'te 250 bin kadar askerle işgal ettiği Irak'tan çekilme süreci başladı. Başkan Obama, 31 Ağustos'a kadar Irak'taki Amerikan askerlerinin muharip güç olma durumuna son verileceğini açıkladı. Irak'ta bu tarihten sonra sadece güvenlik güçlerini eğitip yetiştirecek, Amerikalıları koruyacak birlikler görev yapacak.
Bu durumdan rahatsız olan Iraklılar da var. Bunlar arasında Irak yönetimindeki Zebariler dikkat çekiyor. Irak Genelkurmay Başkanı olduğu söylenen Babekir Zebari bir konuşmasında, "ABD ordusu, Irak güvenilk güçleri hazır olana kadar, yani 2020 yılına kadar kalmalı" derken; Irak'ın Saddam dönemlerinde Başbakan Yardımcılığı da yapmış olan eski önemli adamlardan hapisteki Dışişleri Bakanı Tarık Aziz, "ABD'nin Irak'ı kurtlara terk ettiğini" ve "Obama'nın ikiyüzlü olduğunu" söyledi. "Ülkemizi birçok farklı yönden öldürdüler. Hata yaptığınızda o hatayı düzeltmeniz gerekir; Irak'ı öldürerek çekip gitmek değil."




WikiLeaks
Son zamanlarda bu internet sitesinin adını sıkça duymaya başladık. Amerikan istihbaratının gizli belgelerini mi paylaşıyormuş ne? ABD'nin Afganistan'da Taliban'a karşı yürüttüğü haklı mücadelesinde, bilerek masum halkı öldürdüğünü ve gerçekleri örtbas/hasıraltı ettiğini ortaya koyan belgeler sunmuşlar.
Amerikan vatandaşlarının bazı şeyleri anlayabilmesi için illaki belge mi sunmak gerekiyor ki?

Sonrasında Pentagon ile araları açılmış tabi bu sitenin... Sitenin kurucusu Julian Assange ile ilgili bazı yüz kızartıcı iddialar da bu ayın gündemindeydi.

Bu arada bir Amerikan gazetesinin haberine göre, 2008'de ABD ordusunun bilgisayar sistemine takılan bir taşınabilir bellek üzerinden yapılan saldırı (virüs saldırısı?) ile bazı gizli belgelerin yabancı istihbarat kurumlarının eline geçtiği düşünülüyormuş. (The Washington Post)





Adı 'Pamuk' olan gündemi bombalıyor
Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Başkanı Osman Pamukoğlu yine gündemi bombaladı. Önce bazı yeni açıklamalarına bakalım:

_"Dersim, birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk'tü. O kadar Atatürk'tür ki, Trabzon'da kaldığı bir ev var, o evde Atatürk bu Dersim isyanında Karadeniz bölgesindeydi. Bizzat haritaya kırmızı ve mavi, kendisi işaretlemiştir; bizim kuvvetlerimiz ve isyancıların kuvvetleri diye. Kendi el yazısı ve farklı askeri şekiller çizmiş, oklar çizmiş ve harekatın nasıl yapılacağını ve ortadan kaldırılacağını bizzat kendisi eli ile yazmış ve şekillendirmiştir. Harita Trabzon'dadır. Hatta doğuda görevliyken, isyanlarda bulunan çok yaşlı bir Kürt vatandaş ile sohbet ettim. O isyanları bana anlattı. Söylediği söz, 'Mustafa Kemal Paşa başımıza taş yağdırdı'. İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk de öyle bastırdı. Bundan sonra olacaksa yine aynı şekilde bastırılacaktır."

_"AKP kurulurken Erdoğan, Genelkurmay'dan icazet aldı."

_(Atilla Kıyat için diyor:) "Ne alakası var amiralin? Hangi dağı görmüş? Şırnak, Şemdinli, Yüksekova'yı bilir mi? Hiç 3800 yüksekliğe sırtında 40 kilo yükle Ocak ayında eksi 40'ta çıkmış mı? Hangi karakollarda, vadilerde, ormanlarda, bataklıklarda bulunmuş. Allah akıl fikir versin dememle olmuyor ama söylemiş olayım. Ne ilgisi var, tutturmuşlar '17 bin faili meçhul var'. Kimmiş 17 bin faili meçhul?"


(Kişisel Yorumum: Osman Pamukoğlu'nun açıklamalarında bariz çelişkiler göze çarpıyor. Bunlardan biri de şu: Hem demiş ki, "İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk'te Dersim'i öyle bastırdı. Bundan sonra olursa yine aynı şekilde bastırılacaktır." Hem de Atilla Kıyat'ın "Faili meçhul cinayet methodunun bir devlet politikası olduğu" yönündeki açıklamalarını eleştiriyor, hatta karşı çıkıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu hesabı. Ayrıca haberdeki açıklamalarına göre Pamukoğlu'nun mantalitesi şu: Bir insanın bir şeyi bilmesi için illaki onu görmesi gerekir. Atilla Kıyat isimli general Doğu'daki hiç bir dağı görmediğinden, terör sorunu hakkında da konuşamaz. Öyle mi gerçekten? Bu mantığa göre sürekli Ortadoğu'ya karışan ABD yetkililerine de başbakan olduğunda der artık, "Hangi dağı gördünüz ki" diye... Pes!)

Hiç yorum yok: