20 Ağustos 2010 Cuma

Gündem Ağustos 2010/3

.


Ergenekon Davası Bölüm:II Perde:71

Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'un sanıkları arasında yer aldığı İkinci Ergenekon Davası'nın 71. duruşması olaylı başladı.

Tuncay Özkan, "İnsanları mezbahaya gelmiş danalar, kuzular gibi tutmuşsunuz burada. Arkamda ordu yok diye beni burada tutuyorsunuz. Benim suçum ne? Yeter artık! Ya bana suçumu söyleyin ya da bu yargılamayı bırakın. Ben kurbanlık koyun değilim. Bu bize yapılan zulümdür" diyerek tepki gösterdi. Geçtiğimiz günlerde serbest yargılanmaları kararı çıkan Balyoz sanıkları örneğini de veren Özkan, "Onların yargıçları yargıç değil mi? Böyle tutuklama olur mu diye karar veriyorlar!" diye bağırınca mahkeme salonundan uzaklaştırıldı.

Tutuklu yargılanan bir diğer gazeteci Mustafa Balbay ise: "Bu nasıl terör örgütüdür ki yöneticileri dışarıda, üyeleri içeride. Eşitsizlik zulümdür" dedi ve "Biz burada bağırınca basında haber oluyoruz. O zaman 'Bağır Ceza Mahkemesi' mi diyeceğiz?" diye sordu.
(Aslında yaptığı hukuk eleştirisinden çok bir medya eleştirisi ya neyse...)



Soru: Bir zamanlar bir Hurşit Tolon bir Şener Eruygur vardı, n'oldu onlara?

(Ergenekon'da zanlı askerler dışarıda, gasteciler içerde.)


Radikal'in internet sitesinde yapmış olduğum bir yorum:
"Yuh!", hatta "Oha!" demek istiyorum. "2. Ergenekon Davasında 71. Duruşma" mı? Bu gidişle 171'i de görücez gibi geliyor bana. Yahu bu nasıl geç gelen adalet? Gazetecilerin mahkemede söylediği, burada da bazı yorumcuların yazdığı gibi, "Asker her zaman kendini kurtarır. Onları kışkırtmaya çalışarak darbe olmasını bekleyen sevdalı siviller ise açıkta kalır."


Bu arada Bülent Arınç, ilgili gazetecilerin feryadına kulak verilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Tuncay Özkan ve diğer tutukluluların, 'Komutanlara darbe yapmaları emrini biz mi verdik? Asıl sorumlular neden dışarıda ve biz neden hala içerideyiz?' şeklindeki feryatlarına kulak vermeliyiz. Olayın asli failleri vardır; bir de yardım etmek, suçu övmek gibi unsurlar vardır. En sondaki insanların ilk baştakilere bakarak ben haksızlığa uğuruyorum demesini ben önemsiyorum."
Sözleri arasında özellikle bir tanesi dikkatimi çekti:
"Orada günahım kadar sevmediğim gazeteci bir insan var. Ama burada adaletsizliğe tahammül edemeyiz."

Arınç'ın ardından, konu hakkında konuşan Adalet Eski Bakanı Mehmet Ali Şahin ile şimdilerde Devlet Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Hüseyin Çelik, "Uzun tutukluluk süresinin haksızlığa neden olduğu" noktasında hemfikir oldu.


(Tuncay Özkan'ın, ve art televizyon kanalında Emin Çölaşan'la program yaptığı dönemlerde Mustafa Balbay'ın kibrini ve "Küçük dağları ben yarattım" havalarını görenler için bu tablolar ayrıca bir ibretlik oldu ya, anlayana! Bugün Bülent Arınç'ın merhametine düşmüş durumdalar. İçi boş bir kibir, ivedilikle utanç getiriyor sahibine.)






Kadın-Erkek ilişkileri (K+E) üzerine yurt çapında cinnet ve vahşet haberleri
İzmir'de bir polis memuru, yasak ilişki yaşadığı kadını çalıştığı karakolda yaraladıktan sonra beylik tabancasıyla başına ateş ederek canına kıydı.
Manisa'da evli bir adam, ilişkiye girmek istediği genç kız (patronunun kızı) kendisini reddedince, kızın boğazını kesti.
Mersin'de bir adam, boşanmak isteyen eşini onuncu kat balkonundan aşağıya attı.
İstanbul Cihangir'de, eski gazeteci olduğu söylenen 76 yaşındaki bir adam (Burhan Tekinliğ), birlikte yaşadığı 61 yaşındaki N.D.'yi elektrikli testereyle kesip parçalarını buzdolabına yerleştirdi. Bedenin dolaba sığmamasından şikayetçi olan adam, küçük parçalara ayırdığı ceset parçalarını akşamları poşetle taşıyarak çöp konteynırına atıyordu. (Yine de apartmanı kaplayan kötü kokular ev sahiplerini işkillendirmiş.)
Muğla Fethiye'de 25 yaşında bir kadın (Güler Eridici), boşandığı ve --çocuklar sebebiyle olduğu söyleniyor-- tekrar yaşamaya başladığı, işsiz ve iş arama gibi bir niyeti de olmayan kocası ile kavgaya tutuşup bıçak darbeleriyle adamın icabına bakmış. Sonra da cesedi parçalayıp derin dondurucuya yerleştirmiş. Sonradan gittiği kardeşinin evinde sinir krizi geçirip götürüldüğü hastanede işlediği cinayeti doktora anlatmış.

Geçmişte bir dönem polis-adliye muhabirliği de yapmış olan Hakkı Devrim bu ayki bir yazısında şöyle diyordu:
"Ben, kadın adamı kesip doğramış ve parçalarını dondurucuya yerleştirmiş, diye bir cinayet haberi yazmadım. Bizi bırakın da ileride sizden eski günlerin hikâyelerini soran çocuklara neleri anlatmak zorunda kalacaksınız ve bu akıl almaz hikâyeleri geleceğin çocuklarına nasıl anlatacaksınız, asıl onu düşünün. Onların sizi de dehşete düşürecek hikâyeleri olmazsa demek istiyorum. Gidişat hiç iyi değil."





Hayvanlar ve Mucizeler

Rusya'da dünyaya gelen dört kulaklı bir kedi ilgi çekiyor.
(Vladivostok)







Türkiye-İsrail ilişkileri
Ağustos Gündemi bünyesinde, İsrail'in 31 Mayıs'ta gerçekleştirdiği Mavi Marmara gemi baskını hakkında başlatılan İsrail ulusal soruşturması, BM Paneli ve komisyon ifadeleri sıklıkla yer alıyor. Bu konu ve hakkında gelen haberleri şu başlıklar altında yayınladım, eklemelerim devam ediyor. Önümüzdeki günlerde üçüncüsü de gelecek:
Türk gemisine İsrail saldırısı
Mavi Marmara Baskını'nda yeni perde


Ramazan sebebiyle düzenlenen AKP iftar yemeğine davet edilen bir çok büyükelçi arasında İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'nin bulunmaması, iki ülke arasındaki bir diğer hizipleşme konusu oldu. Yedioth Ahronoth gazetesi internet sitesi, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nda bir kaynağının "Erdoğan yine bir kızışma yaratıyor. Biz ise, sorumlulukla hareket ederek Türk kılıç dansına sürüklenmeyeceğiz" tepkisini aktardı.





Obama'nın değişen yüzü
İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin manşete taşıdığı bir haber dikkat çekici idi. Obama'nın\ Türkiye'ye silah satışları konusunda Erdoğan'a ültimatom verdiği iddiası. ABD'nin bu yaklaşımında, Türk dış politikasında İran ve İsrail noktasındaki tutumların etkili olduğu sanılmakta.
Çeşitli İsrail gazeteleri konuyu duyururken, Erdoğan'ı tavırlarına dikkat etmesi konusunda uyarıyordu adeta. Jerusalem Post, "Türkiye-İsrail ilişkileri iyileşmezse; ABD, Türkiye'ye silah satışlarını yasaklayabilir" çıkışını yaptı (bkz).
"Obama Ankara'yı; İsrail Silahlı Kuvvetleri'nin (IDF), ablukayı kırmayı amaçlayan Türk gemisi Mavi Marmara'ya yaptığı baskına ilişkin söylemini yumuşatmaya çağırdı. Washington bir süre önce Birleşmiş Milletler'in İran'a yönelik yaptırımlarına karşı oy kullandığı için de Türkiye'yi eleştirmişti" diye not düştü.
Yedioth Ahronot gazetesinin internet sitesinde ise "Financial Times, ABD Başkanı'nın Erdoğan'a, Ankara'nın İsrail ve İran ile ilgili yaklaşımının, Türkiye'nin Kürt asileriyle mücadelesinde Amerikan silahları sağlama şansını azaltabileceğini söylediğini bildirdi" diye yazdı. (bkz)


Bu haberlere şu açıdan bakanlar da yok değil:
Doğrusu İsrail panikte
Doğrusu M.Marmara sonrasında İsrail'in karizması ciddi çizilmiştir. Tüm bu İsrail basınını dikkatlice okuyun, uluslararası yenilginin sancılarını ince ince okursunuz. Doğrusu İsrail panikte.
(galaksi - 16 Ağustos, Radikal Online)





RTE
Tayyip Erdoğan, RTE markasını tescil ettirmek için Türk Patent Enstitüsü'ne başvurdu. Üzerinde RTE harfleri olan mavi fonlu bir şekil de başvuruda yer aldı. Koruma altına alınması istenen bu marka; halkla ilişkiler, dergi ve kitap yayımı, televizyon programı yapım hizmetlerinde kullanılabilecek.

Ayrıca bu ay içerisinde Erdoğan, "Ak Parti olarak milletvekillerinin en fazla üç dönem seçilmesi konusunda karar aldıklarını, kendisinin de 2011'deki genel seçimde milletvekili adayı olacağını ancak daha sonraki seçimde aday olmayacağını" bir kez daha yineledi.

Ve Kılıçdaroğlu ile aralarındaki söz düelloları -yine- son sürat devam etmekte...

Hakkı Devrim'den bir başka alıntı ile noktalayalım:
"CHP'nin oy tahminleri kıpırdanır gibi olmuştu Kılıçdaroğlu'nun son başkanlığından sonra. Son günlerde Deniz Baykal zamanından da aşağıya inmiş, diyorlar. Kürsü bülbülleri hiç oralarda değil, zevzeklenmekte berdevam. Ben, siyasette meydan hitabeti seviyesinin bu kadar düştüğünü hatırlamıyorum. Üstelik o ikisi, hallerinden, marifetlerinden pek de memnun görünüyorlar."
(İki lidere de kulak asan yok. 17 Ağustos 2010, Radikal)

Hiç yorum yok: