27 Nisan 2009 Pazartesi

Gündemdekiler (Nisan 2009)-3

Bu Nisan ayının olaylarını da yaz yaz bitiremedik doğrusu ;)
Şimdi kısa kısa yeni gelişmelere bakalım:


Nisan'da havalar bir bahar oldu kazaklar kalktı, bir sürekli yağmurlar yağdı. Sonra hava bir anda soğudu, kaldırılan montlar tekrardan çıkarıldı. Yağış durumu güzeldi. Ekinlerin ve bazı bölgelerdeki mahsulün iki katına çıkacağı söyleniyor.



Özkök'ten sekiz saatlik Ergenekon ifadesi: Genelkurmay Eski Başkanı Hilmi Özkök, İzmir'de Ergenekon savcılarının sorularını tanık sıfatıyla yanıtladı. Soruşturma ve dava devam ettiği için içerik hakkında bilgi vermeyen Özkök, objektif davrandığını söyledi.



Katil zanlısı Cem Garipoğlu'nun babası Ahmet Garipoğlu tutuklandı.
İstanbul'daki kanlı Münevver Karabulut cinayetinde flaş bir gelişme yaşandı. Ahmet Garipoğlu'nun elbisesinde bulunan kan lekesinin Münevver Karabulut'un kanı ile eşleştiği tespit edildi. "Cinayete iştirak ettiği" iddiasıyla polis tarafından İstanbul Adliyesi'ne getirilen baba, savcılık sorgusunun ardından sevk edildiği İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Bu arada, Ayşe Arman Münevver Karabulut cinayeti ile ilgili bir yazı yazdı. Bu yazı nette epey ilgi buldu, tartışıldı. Celalettin Cerrah'ın dava hakkındaki yanıtları ve kanlı olaylar karşısındaki genel tavrı sebebiyle "Celalettin Cerrah görevden ayrılsın kampanyası" başlatıldı.



Necmettin Erbakan'ın cezası ve siyasi yasakları kalktı. Hasta ve yaşlı Erbakan İslam ülkeleri ziyaretlerine İran'dan başladı.
(bkz: ERBAKAN)


Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı Alperenler'den dayak yemiş...



İlker Başbuğ kendisinden beklenen açıklamayı yaptı ve Ergenekon kazılarında bulunan silah + cephanelerin TSK'ya ait olmadığını belirtti.
"Boş law silahını kim gömer?" diye bir soru da yöneltmiş kendileri.


Adalet eski bakanlarından Hikmet Sami Türk'e suikast girişiminde bulunuldu. Eski bakan yara almadan kurtuldu.




RTE, Obama'ya 24 Nisan tarihli konuşması sebebiyle sert çıkmış.
RTE'nin sert çıktığı ifadeleri (Yorumsuz) şöyle:

_Okşanacak ülke değiliz.
Türkiye el bebek gül bebek okşanacak veya aldatılacak bir ülke değildir.

_İlgisiz ülkeler durumdan vazife çıkartmaktan vazgeçsin.



Bunlar da ayın ilginç haberleri:

* Antalya'daki kadınlar, kendi semtlerinde bir Kadın Sığınma Evi açılmasına tepki gösterdi ve gösteri yürüyüşü yaptı. Huzurlarının bozulacağı iddiasıyla...


* İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah:
Beraber bir basın toplantısı düzenleyen bu ayrılmaz ikili, "Bostancı'da üç kişinin ölümü, yedi kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ev baskınında güvenlik zaafiyeti olduğu iddiasını reddetti ve operasyonun şahane bir biçimde gerçekleştiğini" belirtti.
Uzun süredir izlenen bir örgüt üyesinin yakalanması amacıyla başlatılan ve '6 saat süren' operasyonda: Bir emniyet amiri, "Ne oluyor?" diye çevrede bakınırken vurulan bir genç ve başlangıçta sağ olarak ele geçirilmek istenen zanlı öldü. Yedi kişi de yaralandı.
Zanlı sokakta yalnızken yakalanabileceği halde evinin basılması, güvenlik şeridinin yakınında yüzlerce meraklının birikmesine izin verilmesi ve şeridin geç kurulması, olayı izleyen sade vatandaşlardan birinin vurulması, apartmanın operasyon öncesinde boşaltılmaması, binanın elektrik ve doğalgazının kesilmemesi gibi gerekçelerle basında operasyon eleştirilmişti.


* Tarık Akan büyük bir şaşkınlık yaşattı bu ay içinde bana. 12 Eylül'de şahit olduğu ve yaşadığı işkenceler ile baskıları yazdığı "Anne Kafamda Bit Var" kitabını okumuş ve çok etkilenmiş biriyim. Yalın ve akıcı bir anlatımla 80 darbesini ve dönemin hapishane koşullarını aktarmıştı. Ben de biyografi tarzı eserleri seven biriydim. Lakin bugün aynı Tarık Akan'ın kalkıp bir zamanlar bütün doğallığıyla eleştirdiklerini pamuklara sarması?... Ne bileyim, tuhafıma gitti işte.
Hep aynı rolleri oynamak, hep aynı ortamlarda bulunmak insanları kısırlaştırıyor mu ne?

Hiç yorum yok: