25 Nisan 2009 Cumartesi

 Gündemdekiler  (Nisan 2009)-2

.
Beykoz Poyrazköy'deki, Bedrettin Dalan'a ait vakıf arazisinde yapılan kazılarda çok sayıda önemli silah bulundu. Silahlardan anlamadığım için pek anlam veremiyorum ama çok sayıda law silahı olduğu söyleniyor. Mühim bir silah olsa gerek ki en çok ondan bahsedilmekte.

Arazisinde tespit edilen bu yeni Ergenekon Cephaneliği hakkında, hafta içi Amerika'dan yaptığı telefon bağlantılarıyla kendini savunan Bedrettin Dalan,  "Araziyi uzun zamandan beri Askeriye'nin kullandığını" belirtti.  Basında ise çıkan silahların Kara Kuvvetleri envanterine ait olduğu söyleniyor.



Ermenistan sınır kapısının açılması  yönünde girişimler sürüyor.  Beri yandan Azerbaycan ayak biliyor, Türkiye ise Karabağ'ı bir ön şart olarak öne sürüyor. Dış İşleri'nin meseleleridir.  Bendeniz,  Azerbaycan'ın KKTC'yi tanımadığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım mesela.  KKTC'deki Türkiye hakimiyetini de desteklemiyormuş bu dost ülke.  Acaba biz senelerdir  "Azerbaycan ne der buna peki?"  diye neden hassaslanıyoruz dış ilişkilerimizde?  Orası da ayrı bir soru işareti.
(Bu arada flash haber:  Azerbaycan tepki olarak doğalgaza zam yapmış!)




Obama,  24 Nisan tarihli konuşmasında,
1915 olayları için şu ifadeleri kullanmış:
"20. yüzyılın en büyük gaddarlıklarından biri", "Gaddarlık ve ölüm yürüyüşü",
"Büyük Felâket  (Meds Yeghern)".

Ankara sözüm ona köpürmüş bu konuşmaya. Oysa adam görüş açısını Türkiye'deyken de belirtmişti.





Genelkurmay Başkanı  İlker Başbuğ Harp Akademileri Komutanlığı'nda yaptığı, pek çok alıntılarla bezediği söylenen, yıllık değerlendirme konuşmasında (14 Nisan),  "Türkiye halkı" ifadesi üzerinde durmuş. Medyada ne kadar köşe yazarı ve gazeteci varsa bu konuşmayı yorumladı haftalarca.
9 televizyon kanalından naklen verilen bu konuşmanın 2-3 gün ertesinde ise bizzat Genelkurmay Başkanlığı tarafından, "Türkiye halkı" diye bir açılımın olmadığı duyuruldu.

Askeriye ve devlet yönetimindeki bu genel açılımlar  ile  hoşgörü hakkında
en kısa ve öz yoruma  Sevan Nişanyan'da denk geldim.  İlgili makaleden:
"Bunu yaptıktan sonra,  ister ensesinden vurup asit kuyusuna at,  ister atmayıp besle, ne fark eder ki?  Bugün konjonktür yumuşamadan yanadır, soft hakaretle yetinirsin;  yarın rüzgâr döner,  hepsini birden toplar itlaf edersin.  Karşındakini –ki kendi vatandaşındır- insan yerine koymadıktan sonra,  dişini sıkıp bir müddet 'hoşgörü' numarası yapmışsın kimin neyinde?"
http://www.taraf.com.tr/makale/5128.htm




Bir de "polis dipçiği" olayı yaşandı bu hafta:
"DTP'ye yönelik yapılan operasyon ve tutuklamaların protesto edildiği Hakkari'de karışıklık çıktı. Olaylar sırasında 14 yaşındaki bir genç başından yaralandı. Uzaktan çekilen görüntülerde bir polisin yakaladığı çocuğa elindeki silahla sürekli vurduğu görüldü. Yaralı çocuk vatandaşlar tarafından hastaneye götürüldü. Durumu ağır."
(Radikal,  23 Nisan)



Baykal gene köpürmüş. Kim bilir bu sefer niye? Söylendiğine göre bugünkü sinirlenme mesaisini, Obama'nın konuşması üzerine yönlendirmiş.
Baykal'ın köpürmesi bile bana gerçeğin aslında Türk tezi olmadığını düşündürmeye yetiyor. Zira son bilmem kaç senedir  ne kadar yanlış ve karşı çıkılması gereken şey varsa Baykal ona taraf oldu.

Bu konuyla ilgili zaman ve imkân bulursam yazmaya devam edicem önümüzdeki günlerde.



.

Hiç yorum yok: