22 Nisan 2009 Çarşamba

Cem YıLMaZ


Aniden reklamlarda Cem Yılmaz'a denk geldiğimde bir durup düşünme ihtiyacı hissediyorum ben, "acaba bu hangi markanın reklamıydı?" diye... Benim gibi az televizyon izleyip ekranı geriden takip eden biri için çok hızlı işleyen biri Cem Yılmaz.   Bugüne kadar oynadığı dizi halindeki reklam filmlerini sayalım:
Telsim, Doritos, Opet, Avea, uzunca bir süredir de Türk Telekom... Arada atladıklarım bile olabilir.
  (Edit 2014:
İş Bankası ve Pepsi de eklendi listeye.)


Uzatmayalım, çok sayıda reklam filminde oynadı bugüne kadar. Özellikle G.O.R.A., Arog, Hokkabaz gibi sinema filmlerinin tanıtımı için adeta bir seyyar satıcı gibi ekranları dolaştı...

Popüler kültür hayatımızda dönem dönem büyük yer işgal eden böyle bazı ünlülerimiz var. Bu kişilerin ortak noktaları, (sanırsınız) helâ'ya giderken bile bir basın açıklaması yapma ihtiyacı içerisinde olmaları ve kamerasız yapamamaları, kameralara adeta aşık olmaları, kolay kolay vitrinden ayrılamamalarıdır.   Özellikle bir dönem Sibel Can, ardından uzunca bir dönem Hülya Avşar'ın benimsediği bu yaklaşımı son zamanlarda Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar benimsemiş görünüyor. Bana mı öyle denk geliyor bilmiyorum ama, ne zaman televizyonu açsam veya elime renkli bir gazete geçse, o dakika derhal bu kişilerle karşılaşıyorum.

Zamanında bu ülkede şöyle bir duruma şahit olmuştuk:
Çok önemli bazı olaylar ve gelişmeler olurken (olumlu/olumsuz), Mavi Akım gibi büyük yolsuzluk olayları olurken ve birileri bunlara dair belge ve bilgilerini ortaya dökerken (henüz AKP'nin iktidarda olmadığı yıllardan bahsediyorum), çok önemli ve değerli fırsatlar kapımızdayken, tehlikeli ve yasa dışı örgütlenmeler milliyetçilik maskesi ardında gizli ve yok edici işler yaparken... Evet bütün bunlar olurken, Türk Medyası asıl haberleri olanca gücüyle sakladı. Mümkün olsa Ergenekon'u da aynı şekilde gizleyecekler bugün. Nitekim Hürriyet gazetesi ve merkez medya olanca gücüyle gizlemeye ve olayı önemsizleştirme gayretine devam ediyor.
Vitrine aldatma/aldatılma ve kadın hikayelerini koymak suretiyle başarmışlardı geçmişte bunu.   Bir ara, hamilelikleri sırasındaki cinsel hayatlarını bile haber bültenlerinden öğreniyorduk bazı ünlülerin. O kadar yoğun bir bombardıman ve saçmalık hali yani... Halkımız da ilgisiz olunca, içeride ve dışarıda çok önemli olaylar olurken bizler adeta devekuşu gibi kafayı toprağa gömdük ve 'Haberler' yoğun biçimde bu tarz özel hayat zırvalarından oluştu.   Böylesi müsait bir ortamda magazin de sınırlarını genişlettikçe genişletti tabii.

Kimilerine göre, eğer MHP yönetimi sağ duyulu ve soğukkanlı davranmamış olsaydı; bazı çevreler geçmişteki 80 darbesi üzerine kafa yormamış ve muhasebesini yapmamış olsaydı; ihtilâle ve emekli paşalara karşı belirgin şekilde mesafe koymuş olmasalardı; ülke çapında büyük karışıklıklar yaşanabilirdi. Nitekim Danıştay Katliamı da, çeşitli cinayet ve gösteriler de aslında ortamı hazırlamak için planlı şekilde gerçekleştirilmişti. Ancak olmadı. Fakat bu "Bitti" demek değil, gene deneyeceklerdir.   Kendi çıkarları için herşeyi göze alacaklar kadar, rahatın adeta battığı insanlar da var şu dünyada. Ve anladığım kadarıyla onların ülkemizdeki sayıları azımsanacak gibi değil.


Her neyse. "Şimdi bütün bunların Cem Yılmaz ile ne alakası var?" tabi. Böyle farklı konuları birleştirmeyi seviyorum sanırım.   Popülerlerimizin çoğu boş olan konuşmalarının, merkez medya tarafından gereksizce pompalanması suretiyle yıllarca uygulanmış olan dikkat dağıtma tekniklerinden zamanında fazlasıyla tiksindiğim için; bugün tekrar aynı ruh ve ortamın yaratılması ihtimalinden bile rahatsızlık duyuyorum belki de... Hele ki erkeklerin yerli yersiz bu kadar mikrofonlara atlamaları görsel açıdan da rahatsız edici bir durumken. Üstelik ünlülerimizin modern kavun-karpuz satıcılarından farkı yok gibi bazen. Yeni bir projeleri olduğunda, yeni bir film/albüm/konser olayı mesela; hoooop kameraların önüne hoooop televizyon kanallarına atlayıp tek tek geze geze, araya skandallar karıştıra karıştıra, 'tanıtımlarını' yapıyorlar.
Cem Yılmaz hakkındaysa şöyle düşünmeye başladım ben artık:



Gora'da canlandırdığı 'halı satıcısı'nı hicvetmiyormuş; meğerse kendi tüccar zihniyetini komikleştirip bizlere izlettiriyormuş bu adam. Ki oldukça başarılı bu konuda. Güldürme yeteneği üzerine fazlaca konuşulurken muazzam ticaret kafasının göz ardı edildiği düşüncesindeyim.

Her Allahın günü reklamlarda, bültenlerde, yazılı neşriyatta filan eleştirilemez deha olarak gördüğümüz Cem Yılmaz yeterince yıldırmış durumda diye düşünüyorum.   Yahu bu nasıl bir ülkedir ki aynı ünlü, hem de peş peşe seneler içinde, çok çok büyük pek çok markanın reklam filmlerinde seri şekilde yer alabiliyor? Dünyada ünlülerin reklamlarda kullanılması diye bir şey tabi ki var, ama bu şekilde değil.
Neyse. En son Anadolu rock ve Anadolu ezgileriyle ilgili değerleri aşağılayan bir stand up gösterisine de kahkahalarla gülenleri gördükten sonra, artık daha da fazla genleşmemesini temenni ediyorum.

Hiç yorum yok: