6 Nisan 2009 Pazartesi

Çarpışan Otolar ve Kâmil Koç


İlk kez büyük bir şehre gezmeye geldiğimizde, annemler bizi lunaparka götürmüştü. Muhtemelen eğlenmemizi, yaşadığımız kasabada göremeyeceğimiz bu değişik şeyleri görmemizi istemişlerdi. Bir kaç saatliğine de olsa çocuk olmamıza izin vermeye niyet etmiş de olabilirler. Herneyse...


Lunaparka gittik. Bağrışmalar, çağrışmalar... Dondurmacılar ve kocaman ağaçlarla dolu yemyeşil büyük bir park (Kültür Park) içinde oluşu daha ilgi çekici gelmişti bana şahsen. Ailemse çarpışan otolara binmemin daha eğlenceli olacağını düşünmüş olacak ki oradan bilet alındı.

Ne olduğunu bilmediğim, pek de merak etmediğim bu minyatür araba benzeri şeylere çok eğleneceğim vaadiyle oturtuldum. Kısa sürede, bağrışıp çağrışan bütün biletli çocuklar bindi ve güvenlik kemerleri bağlanıp sistem çalıştırıldı.

Veee o da ne? Dakka bir, gol bir!
Vınnn benzeri bir sesle herkesin "çarpışan oto"su harekete geçerken, benimki olduğu yerde duruyordu. Hareket etmek şöyle dursun, bir tık bile yoktu! Önce bilmediğimden olduğunu sandı annem ve teyzem. Birkaç telkin verdiler; direksiyonumu istediğim yöne çevirdiğimde o tarafa gideceğimi filan... Lakin sorun bende değil bindiğim otodaydı, zira arızalı olana binmiştim.
Üzerinde arızalı diye bir uyarı yoktu, o da diğerlerinin yanındaydı. Ama görünen o ki paramız boşuna gitmişti. Buna en çok da büyükler içerlemiş olacak ki kabullenemediler bir türlü. Durduğum köşeye gelip beni arkadan itiyor, itme gücüyle diğerlerine çarpmamı sağlıyor, "Devam et! Devam et!" diye bağrıyor, hala daha bu şekilde eğlenebileceğimi düşünüyorlardı.

O günkü o itme, köşelere çarpma, talimat alma; adeta sakatmış gibi o yerinden kımıldayamama hali, bağrışmalar, çevremdeki çarpışmalar-çığlıklar, ayakla iterek yön vermeler ve o kareler hayatım boyunca hiç hatırlamak istemediğim korku dolu travma anları olmuştur.


Şimdi bunun Kâmil Koç ile ne alakası var? Oraya geleyim.


Pazar akşam yaptığım Ankara yolculuğu daha şimdiden unutulmazlar arasındaki yerini aldı.

Bitmeyen bir bademcik sorunum var, bunu daha önce de yazmıştım. En çok da hava değişiklikleri ve nem mahvediyor beni anladığım kadarıyla. O nedenle yolculuk ve geçiş dönemlerinde çok dikkat etmem gerekiyor. Gelin görün ki Pazar akşamı koskoca, full dolu otobüste ben kalkıp en faullü yerden biletimi almıştım! Görünüşe göre iyi bir yerdeyim, gerçekte ise otobüsteki tek havalandırması arızalı olan yeri bulmuşum!

Herkesin tepesindeki havalandırması isteğe bağlı olarak açılıp kapatılabilirken benimki kapanmak şöyle dursun, normale göre 2 kat daha fazla hava üflüyor ve motor sesi gibi gürültü çıkarıyordu.
Bir de yolculuk sırasında kaloriferi deli gibi köklediler. Millet alttan yanıp tutuştukça "Yandım Allah!" diyor, bu sefer de üstteki havalandırmadan buz gibi havayı veriyorlar, ayvayı yiyorsun!

Bir ara gazete okuyordum, gazete sayfaları uçtu gitti koridora, o derece! Adeta küfür küfür benim sıra...
Bu şekilde içerinin sıcaklığı 9 dereceye kadar düştü. Kaç kere söyledim muavine ama alttan sıcak, üstten soğuk köklenmeye devam ediyor. Benimse boğazlarım şişmeye!
Beri yandan gürültülü havalandırmam nedeniyle çevrede konuşmak isteyenler birbirlerini duyabilmek için bağıra bağıra konuşmaya başlayınca, kafalar iyice şişmeye başladı artık. Üstelik geçebileceğim başka bir yer de yok, araba full dolu.

En sonunda önümdeki iki erkek direkt ayağa kalktı. Biri oturduğu koltukta arkasını döndü, diğeriyse koridora indi. Pencere tarafında olan aynen şunu söyledi:
"Afedersiniz ama sizin havalandırmanız yüzünden biz donuyoruz. Bunun yönünü size doğru çevirsek?"

Yaratıcılığın boyutlarını ve Türk aklını görüyorsunuz. Sonunda ben de dayanamadım ve patladım muavine:
"Kardeşim bu nedir!? Alttan yanıyoruz, üstten donuyoruz. Benim tepemdeki havalandırma zaten bozuk, önümdekiler bile donmuş, düşünün!" dedim. Yanımdaki kadın da bana dönüp: "Siz bir de o havalandırmanın altında uyudunuz, ben hep koridor tarafına kaçırdım omzumu" dedi. "Benim kaçabileceğim bir yer yoktu teyze" dedim ve o berbat yolculuğa devam ettim.

Gene turnayı gözünden vurmuştum. Bu arada önde oturanlar kafalarını çevirip bizim tarafa merakla bakıyordu. Ne olduğunundan habersiz, "Ne diye söyleniyor bu?" gibilerinden. Arızasız çalışan havalandırmaları ile mutlu mesut olağan akış içerisinde...



Hiç yorum yok: