arıza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arıza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2014 Çarşamba

 ALLAH'ı YALNIZ CAMİDE HATIRLAYAN BİR TOPLUM

Vay anasını arkadaş! 1 aydan fazladır bilgisayarımda yaşadığım sorunun gerçek sebebi de döndü dolaştı Ahlaksızlık çıktı ya,  artık benden pes ve beyaz bayrak! Yazmak istemedim, elim dilim varmadı kaç gündür ama... Kasım ayına bir not düşmek adına Facebook sayfamda paylaştım, burada da bulunsun:


Bundan üç ay kadar önce kendime yeni bir dizüstü bilgisayar almıştım, oyundur çizimdir tasarımdır hesaptır dizayndır bu işlerle uğraştığımdan masraftan kaçınmayıp maddi sıkıntı yaşamayı göze alıp iyi bir şey almaya çalıştım.

Bilgisayarı aldığımın ertesi günü, birkaç hafta sürecek bir eğitim programına katılmak üzere Ankara'ya gittim. Bir kurumun yurdunda kaldım diyeyim.

İlk günler akşamları rahatça internete bağlanabiliyordum, gayet güzel. Sonra kaldığımız binada yeni bir sistem kuruldu, sadece kayıtlı seri numaraları internete bağlanabilsin diye yapılmış, bizler de bilgisayarlarımızı götürüp sisteme tanıttık filan.. Neyse.. Herkesinki bağlanıyor,  benimki bağlanmaz!
Hemen müdüriyete gidip sorunu anlattım, yeni sistem kurulduğundan beri benim dizüstü internete bağlanamıyor dedim. Allahtan bilgisayarcı da oradaymış.. (Bazen $ans saydığımız şeyler aslında büyük bela olabiliyor.)  Adam daha ben sorunu der demez, "Sizin bilgisayar bozuk, o yüzden bağlanmıyor" demez mi? Ben de dedim ki "Daha yeni aldım, üstelik kaç gündür bağlanıyorum yurttan, sorun bugün başladı, herhalde benim seri numaram yanlış kaydedildi."
Dedi ki:  Ben doğru kaydettim, seninki bozuk.
_E bi kontrol etseydiniz en azından?
_Kontrole gerek yok!
_Peki şimdi ne olacak?
_İşletim sisteminizi kaldırıp yenisini kuracağız, soruna bakacağız.
_Bence yapmayalım,  cihazda bir sorun yok.
Derken hemen odadaki tiz sesli sekreter atladı:
"aaaa sen mi bileceksin yoksa kaç senelik bilgisayarcı mı bilecek!"
Kıza cevap verirken daha lafımı bitirmeden atlayıp hemen işletim sistemini filan tek hamlede sildi adam, bozdu.. Yükledi bişeyler...
Benimki gene internete bağlanamıyor!..  Deli olucam!

"Bi dakka"  dedi  "Bu odada iyi çekmiyor,  bide yan odada deneyeyim."
Aldı kucağına gitti, az sonra ben de yanına gittim. "Olmadı mı olmadı mı?"  diye ikide birde sıkıştırıyorum..
Sonunda geldi, "Oldu" dedi. Ama maalesef olmamıştı.. Velhasıl sonunda anladık ki, en başında dediğim gibi seri numaramı yanlış kaydetmiş sisteme, o nedenle olmazmış. Şu hayatta haklı çıkmana rağmen acı çekmek kadar yapışkan bir lanet de olamaz herhalde...
En başında bir kontrol edeceğine, boşuna benim işletim sistemimi, içindeki tüm lisanslı programları sildi attı. Yerine başka bir şeyler yükledi,  yüklemeler eksik kaldı.. Neyse ben seviniyorum gene de artık internete bağlanabiliyorum, kalanların yüklemesini ben yaparım diye...

Eğitim bitti, Ankara'dan ayrılıp eve döndüm. Benim yeni laptop, 99'da aldığım masaüstü bilgisayardan daha yavaş çalışmaz mı! İnanılmaz yavaş, gürültülü ve hiç bir program yüklenemiyor! Hep dll hataları, Windows hataları, Skype kurulamıyor, video oluşturulamıyor... Vınnn vınnn vınnn, adeta vinç gibi ötüşünden baş ağrım kronikleşmeye başladı.  deli 0lucam!
Katiyyen de bilgisayar tamircisine götürmem. Kendim sorunu anlamaya çalıştım, bildik her şeyi yapıyorum yok yok YOK bu neden böyle??

Bir arkadaşımın eşi programcı, sonunda randevu alıp ona götürdüm. Baktı baktı, saatlerce baktı, benim yaptıklarımı bir de o yaptı. Uzun sessizlikten sonra bana ilk sorusu şu oldu:
_"Sen bu bilgisayarı bir tamirciye götürdün mü hiç?"
Hayır  dedim.
_"Ben bu bilgisayarın orijinal parçalarının değiştirildiğinden şüpheleniyorum. Çünkü çok iyi özellikleri var ama katiyyen bu kadar boşken bu kadar yavaş açılmaz bu" dedi. Ben de iddialaştım, dikine gidiyorum,  yok hayır parçalar değişmedi filan..
"Ben açıcam izninle" dedi;  peki dedim.

Aldı, bilgisayarın minik vidalarını bir hamlede söküp bir çıkardı ki ŞOK! Benim laptop'un iç parçalarından bazıları orijinal değil!  Sonra bandrol yok, C sürücüsünün markası farklı... Benim parçalar orijinal olmayan ve muhtemelen arızalı eski parçalar ile değiştirilmiş!!!
Benim gibi mallarına el sürdürmeyen biri için ultra bir şok bu, kardeşim bile benim fareye elini süremez,  o derece!  Nasıl olur bu?

Önce dedim bu MediaMarkt'tan aldığımızda böyle idi herhalde orada değiştirdiler..?
O iş oralarda pek kolay değil  dedi.
Sonradan aklıma yukarıda anlattığım Ankara'daki olay geldi.
Kaldığım yurttaki bilgisayarcı bozuntusu baktı gördü benim bilg yepyeni, hatta üzerindeki ambalaj bile henüz kaldırılmamış... Benim cihazı gözüne kestirip hatalı kayıt yapmış, götürdüğümde de "yan odada daha iyi çeker" ayağına iki dakika yalnız kaldığında parçalarını sökmüş değiştirmiş


Şimdi bu yeni bilinmedik bir durum mu?  Hayır.
Bu ülkede tamircilerin nasıl çalıştığını, eline mala alanın usta kesildiğini,  150 santimlik kabloya  12 metre para isteyeni filan bunların türlüsünü gördüğüm için  tamirciye şaşmam.  Bilgisayarcılar ise Allah düşürmesin tarzı... Senin bilgisayarında bir arıza vardır, götürürsün, sorununu çözerler ama içinden bir parça söküp aynı marka arızalı parça takarlar, bu sefer de onun için götürürsün filan... Bitmez bu "götürme"ler... O nedenle bozulan bilgisayarımı asla tamirciye götürmedim. Ya kendim çözüyorum sorunu, olmazsa da yenisini alıyorum. Ama gördüm ki en yenisini, en iyisini almak bile çözüm olmadı.

Bana yardımcı olan arkadaşımın eşi dedi ki:
_Bu çok uygulanan bir yöntemdir, bilgisayar parçası satanların çoğu bu şekilde işi götürüyor. Ben programcıyım, yapmam; ama ben de malzeme satışı yapsam ben de yapardım herhalde...



20 Haziran 2010 Pazar

 GOOGLE  Sansürü

.
Uzun süre İnternet denen sanal mecradan uzaklaşıp inzivaya çekilmiştim. Yeniden bu dehlize girmeye çalıştığımdaysa ilkin "Google sansürü"  karşıladı beni.

Ara verip bir es koyma kararı verdiğim zamanlarda "YouTube yasağı" gündemdeydi. Zamanla karar kaldırılıp site açılır be yaa, diye düşünüyordum ki... Evet, burası Türkiye. Sansür son sürat devam ediyor. Zaten bizim tarihten gelen bir sansür anlayışımız var. Geldi bir ucu da internete dayandı iyice.

Google ile alakalı bazı yasaklamalar ve ayar değişimleri;  Blogger'da, bazı blog sitelerinde, benim gibi domain adresini blog hesabına yönlendirenlerde ve bazı Google servislerinde yeni sorunlar yaratmaya başladı. Tam da bu noktada C:\WINDOWS\system32\drivers\etc konumlu Hosts dosyası imdadımıza yetişti.  Bu dosyaya bazı eklemeler ve yaptığımız değişiklikler ile yasaklı sitelere girmeyi denedik.  Ancak o da nereye kadar? Her gün Hosts'a yeni bir şeyler ekleyip çıkararak delik deşik etmekle mi gerçekleşiyor sansüre karşı tepkimiz?  Tek bildiğimiz ve uygulayabildiğimiz yöntem bu mu?
Böyle sorular zaten karamsar olan yapımı daha da kronikleştiriyor.



Hükümetin, Google ile aradaki gerginliğin "vergi meselesindeki tutumu ve dokunulmazlara karşı hakaret içerikli yayınlar yapması" kaynaklı olduğunu söylemesi sorunu azaltmıyor.
Sansüre karşı başlayan homurdanmalar üzerine,  Ulaştırma Bakanı  Binali Yıldırım'ın  "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?"  şeklindeki tepkisini de doğru bulmuyorum.  Vergi konusunda hassas olmadığımdan veya ülkemin yasalarına bağlı olmadığımdan değil.


"İnternet suçları,  sanal alanla ilgili hukuksal bıdı bıdılar ve yaptırımlar konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olan biri değilim. Zaten olmama da gerek yok,  ben kendi halinde bir kullanıcıyım.  Ne var ki hükümet Google'ı cezalandırayım derken,  kullanıcıları ve vatandaşı  -hem de parasıyla rezil olmacasına-  cezalandırıyor gibi geliyor bana.  Bir ara Blogger açılmıyordu,  sonra Gmail bazı bölgelerde aşırı yavaş çalışmaya başladı,  sonra bazı Google hizmetlerini bloklamışlar filan... Yani olaylar gelişiyor.
E bravo!  Bu şekilde siz  bu alanlar üzerinden bilgi alan, yayıncılık yapan veya domain satan Türk şirketlerini  ve yerli internet kullanıcılarını cezalandırmış oldunuz.  Ama Google halen yerinde duruyor?  Olan bizim Hosts dosyasına oldu;  her gün sil baştan ırzına geçiyoruz"  demiştim geçen gün Private Sözlük'te.

Dediğim gibi,  ne yasaklar  ne bunların hukuki dayanakları  ne de bu sanal dünyanın teknik altyapısından haberdarım. Buna rağmen vergi cezalandırması daha farklı bir şekilde de yapılabilirdi diye düşünüyorum.


Bu noktada olayları anlamaya çalışırken enel hakkı'dan şöyle bir tespit geldi:
Bence bunlar tamamen bahane.
Yani vergi konusu falan. Bununla ilgili sıkıntılar varsa Meclis'te yeni yasal düzenlemeler yapılır, kanun çıkartılır.
Biz toplum olarak çağı geriden takip ediyoruz sonuçta.
Teknolojiye sahibiz,  ama kültürüne sahip değiliz.
Zaten sansüre karşı toplumsal bir duyarlılığımız da yok.
Türkiye'de internet kullanıcılarının kaç tanesi interneti bilgi yaymak ya da bilgiye ulaşmak amaçlı kullanıyor?
Çoğunun derdi ya oyun oynamak ya da porno seyretmek.

(Bir yerlerde  Türk Genci nelerle meşgul?  diye bir not düşmüştüm mesela... Şimdi o yazı aklıma geldi.)


Sonuç olarak, artık  http://canilecanan.com adresinden yayın yaparken sorunlar yaşıyorum.
Domain hizmeti almakta olduğum  İsimtescil.net'in teknik servisi,  sorunun Google'dan kaynaklandığını ve yapabilecekleri bir şey olmadığını söylüyor :(
Yeni adresim:  http://canilecananlar.blogspot.com/
Buna hala daha alışamadım ve bozuk atıyorum.
Maalesef yıllardır kullanmakta olduğum  canilecanan  nickini benden önce bir başkası Blogger'dan almış olunca,  bana da böyle bir ad  (canilecananlar) almak düştü.


Yararlı servisler/hizmetler değil de sadece Google'ın reklam servisi olan  "Google Adsense" engellenseydi bu kadar sıkıntı olmazdı.  Hatta daha iyi olurdu zaar.
(schafak - 19.06.2010, Ek$i Sözlük)


EK:  Google yasaklarına ilkin Temmuz 2009 Gündemi'nde girdiğimizi de hatırlatmak istedim. (bkz)


--------------------------------------------------------------------------------
2 gün sonra gelen Edit:

İsimtescil.net'in  "Yapabileceğimiz bir şey yok"  diye başından savdığı sorunu kendi başıma,  hiçbir internet teknik bilgi ve deneyimi olmayan birisi olmama rağmen,  Google arama-tarama faaliyetleri ve kontrollü bir deneme yanılma mantığı ile çözdüm. Evet, benim için bu bile bir başarı.
Yönlendirme sorunları yaşayıp sayfası açılmayan arkadaşlar. "Domaini Başka Bir Adrese Yönlendirme" yolunu deneyin bir de.


18 Ağustos 2009 Salı

 Ara Nağme...


Bloguma aktarmak istediğim ve 'Acil' diye not düştüğüm o kadar çok şey var ki!
Bunların çokluğundan,  sıcakların ve nemin sağlığıma zarar vermesinden,  sözleşmiş gibi tüm bilgisayarların son haftalarda arıza yapmasından filan...
Hepsi kaldı, kalıyor.
Bir yerden başlamak lazım sonuçta.  (O kadar kararsızım ki!)

Bu ay gündemde olanlar,  Sinema filmleri,  eskiden bahsedip tamamlayacağım diye not düşüp söz verdiğim konular,  üniversiteler ve daha bir sürü şey...

Ne var ki bazen yazmaktan da soğuyorum ey okur!
Dönüp baktığımda, tüm bunları aslında sırf kendimi tatmin etmek için yaptığımı anlıyorum.
Şurda şu tarihe kadar 200'e yakın başlıkta çeşitli konuları işlemişim.  Galiba en çok da Münevver Karabulut cinayeti hakkındaki ironik yazım hasbelkader ilgi çekmiş.
Yani uzun lafın kısası, bir yerde havanda su dövüyoruz.
Neyse ki  "sıradan bir yazar olma" sevdasıyla yola çıkmıştık da,  bu dalgalar bize fazla vurmuyor.

6 Nisan 2009 Pazartesi

 Çarpışan Otolar  ve  Kâmil Koç


İlk kez büyük bir şehre gezmeye gittiğimizde  annemler bizi lunaparka götürmüştü. Muhtemelen eğlenmemizi, yaşadığımız kasabada göremeyeceğimiz bu değişik şeyleri görmemizi istemişlerdi. Birkaç saatliğine de olsa çocuk olmamıza izin vermeye niyet etmiş de olabilirler. Herneyse...

Lunaparka gittik. Bağrışmalar, çağrışmalar... Dondurmacılar ve kocaman ağaçlarla dolu yemyeşil büyük bir park (Bursa Kültür Park) içinde oluşu daha ilgi çekici gelmişti bana şahsen.
Ailemse çarpışan otolara binmemin daha eğlenceli olacağını düşünmüş olacak ki oradan bilet alındı.

Ne olduğunu bilmediğim, pek de merak etmediğim bu minyatür araba benzeri şeylere çok eğleneceğim vaadiyle oturtuldum. Kısa sürede, bağrışıp çağrışan bütün biletli çocuklar da bindi ve güvenlik kemerleri bağlanıp sistem çalıştırıldı.

Veeee o da ne?  Dakka bir,  gol bir!
Vınnn benzeri bir sesle herkesin "çarpışan oto"su harekete geçerken, benimki olduğu yerde duruyordu.  Hareket etmek şöyle dursun, bir tık bile yoktu! Önce bilmediğimden olduğunu sandı annem ve teyzem. Birkaç telkin verdiler; direksiyonumu istediğim yöne çevirdiğimde o tarafa gideceğimi filan... Lakin sorun bende değil bindiğim otodaydı, zira arızalı olana binmiştim.
Üzerinde  arızalı  diye bir uyarı yoktu,  o da diğerlerinin yanındaydı.
Ama görünen o ki paramız boşuna gitmişti. Buna en çok da büyükler içerlemiş olacak ki kabullenemediler bir türlü. Durduğum köşeye gelip beni arkadan itiyor, itme gücüyle diğerlerine çarpmamı sağlıyor, "Devam et! Devam et!" diye bağrıyor, hala daha bu şekilde eğlenebileceğimi düşünüyorlardı.

O günkü o itme,  köşelere çarpma,  talimat alma;  adeta sakatmış gibi o yerinden kımıldayamama hali, bağrışmalar, çevremdeki çarpışmalar-çığlıklar,  ayakla iterek yön vermeler  ve o kareler  hayatım boyunca
hiç hatırlamak istemediğim korku dolu travma anları olmuştur.


Şimdi bunun Kâmil Koç ile ne alakası var?  Oraya geleyim.


Pazar akşam yaptığım Ankara yolculuğu daha şimdiden unutulmazlar arasındaki yerini aldı.

Bunu daha önce de yazmıştım, bitmeyen bir bademcik sorunum var. En çok da hava değişiklikleri ve nem mahvediyor beni anladığım kadarıyla...
O nedenle yolculuk ve geçiş dönemlerinde çok dikkat etmem gerekiyor.  Gelin görün ki Pazar akşamı  koskoca, full dolu otobüste ben kalkıp en faullü yerden biletimi almışım! Görünüşe göre iyi bir yerdeyim, gerçekte ise otobüsteki tek havalandırması arızalı olan yeri bulmuşum!


Herkesin tepesindeki havalandırması isteğe bağlı olarak açılıp kapatılabilirken, benimki kapanmak şöyle dursun, normale göre 2 kat daha fazla hava üflüyor  ve  motor sesi gibi gürültü çıkarıyordu.
Bir de yolculuk sırasında kaloriferi deli gibi köklediler. Millet alttan yanıp tutuştukça "Yandım Allah!" diyor, bu sefer de üstteki havalandırmadan buz gibi havayı veriyorlar,  ayvayı yiyorsun!

Bir ara gazete okuyordum,  gazete sayfaları uçtu gitti koridora,
o derece!  Adeta küfür küfür  püfür püfür benim sıra...
Bu şekilde içerinin sıcaklığı 9 dereceye kadar düştü. Kaç kere söyledim muavine ama alttan sıcak, üstten soğuk köklenmeye devam ediyor. Benimse boğazlarım şişmeye!
Beri yandan gürültülü havalandırmam nedeniyle çevrede konuşmak isteyenler birbirlerini duyabilmek için bağıra bağıra konuşmaya başlayınca, kafalar iyice şişmeye başladı artık. Üstelik geçebileceğim başka bir yer de yok,  araba full dolu.

En sonunda önümdeki iki erkek direkt ayağa kalktı. Biri oturduğu koltukta arkasını döndü,  diğeriyse koridora indi. Pencere tarafında olan aynen şunu söyledi:
"Afedersiniz ama sizin havalandırmanız yüzünden biz donuyoruz. Bunun yönünü size doğru çevirsek?"

Yaratıcılığın boyutlarını ve Türk aklını görüyorsunuz.  Sonunda ben de dayanamadım ve patladım muavine:

"Kardeşim bu nedir!? Alttan yanıyoruz, üstten donuyoruz! Benim tepemdeki havalandırma zaten bozuk, önümdekiler bile donmuş, düşünün!" dedim. Yanımdaki kadın da bana dönüp: "Siz bir de o havalandırmanın altında uyudunuz, ben hep koridor tarafına kaçırdım omzumu"  dedi.  "Benim kaçabileceğim bir yer yoktu teyze"  dedim ve o berbat yolculuğa devam ettim.

Gene turnayı gözünden vurmuştum. Bu arada önde oturanlar kafalarını çevirip bizim tarafa merakla bakıyordu. Ne olduğunundan habersiz, "Ne diye söyleniyor bu!" gibilerinden... Arızasız çalışan havalandırmaları ile  mutlu mesut  olağan akış içerisinde...



26 Ocak 2009 Pazartesi

 İsimtescil net

Hizmet konulu her alanda mümkünse Türk işinden uzak durmak gerek. Gene de eşşeklik edip bile bile çukura atladığımız da olmuyor değil.  İş bu blog da İsimtescil'den almış olduğum domain  üzerinden yayınlanıyor.

Ayrıntılı yorumlara girmeyeceğim.  Sadece, bu pazartesi sabahı destek için aradığımda, bir görevli ile aramızda geçen telefon konuşmasını yazıyorum. Sistem çalıştığı sürece burada olacağım/olacağız; ama cümlenin en başında dediğim gibi:  "Sistem düzgün çalıştığı sürece."


-------------------------------------------------------------------------------------

Can ile Canan:  İyi çalışmalar.

Bayan İsimtescil:  Teşekkürler.

Can ile Canan:  İsimtescil'den 1 ay önce almış olduğum domain adresinde bu cumartesiden beri sorun yaşıyorum.  Acaba genel bir sorun mu var?

İsimtescil:  Alan adınız neydi?

C.C.:  canilecanan.com

B.İ.T.:  Bakıyorum, bir saniye...
B.İ.T.:  Sayfanız açılıyor?

C.C.:  Fakat siz ve tekniktekiler dışında kimse göremiyor.  Hem kendi bilgisayarımdan hem de başka bilgisayarlardan defalarca denedim, haftasonundan beri sürekli sorun veriyor.

B.İ.T.:  DNS ayarlarınızı mı değiştirdiniz?

C.C.:  Sorun tüm haftasonu kesintisiz sürünce, Pazar akşamı DNS ayarlarımı güncelledim.  Sorun giderilir gibi olmuştu ama her 15 dakikada bir güncellemeyi tekrarlamam gerekiyordu, yani sitenin düzenli olarak açılabilmesi için.  Bugün ise hepten çöktü.

B.İ.T.:  Bence sorun sizin bilgisayarınızda. Yani bilgisayarınızdaki cash'lerde.

C.C.:  Hımmm... Dediğim gibi haftasonundan beri internet cafeden, arkadaşlarımın bilgisayarından da çok denedim... Kaldı ki arkadaşlarımın hiçbiri de siteyi açamıyor. Böyle bir durum yoktu daha önceden?

B.İ.T.:  İşte dediğim gibi, sorun bilgisayarınızdaki cash'lerde...

C.C.:  Peki süpermişsiniz! Sisteminiz de!

------------------------------------------------------------------------------------


Bu konuşmadan yarım saat kadar sonra tekrar İsimtescil'i arayıp sorunumu tekrarladım. Bu kez hatta bir Bayan değil,  Bay İsimtescil çıktı.  Bir takım işlemleri tekrar yaptı ve şu an açılıyor gözüküyor. 15 dakika sonra tekrardan "Yapım aşamasında"  notu vermezse blog burada olacak.

Bu arada sanırım gitgide seksist bir insan oluyorum. Artık telefonun ucundaki kadın sesi bile beni irite edebiliyor. Bu kadar boş konuşma ve anlayamama becerisi insani olamaz.  Diyorum ki, bütün dünyaya mı dönüp  "cashlerini temizle!!"  diyeceğiz hamfendi?   Bunun üstüne bile aynı cümleyi aynı ses tonunda aynı vurguyla söyleyebiliyor. Tabi bu robotlaşmış üslup başlıbaşına ayrı bir yazı ve inceleme konusu.