14 Eylül 2010 Salı

12 EYLÜL 2010 - Anayasa Değişikliği Referandumu

Sandıktan çıkan %58-Evet %42-Hayır oyu ile, Anayasa değişikliği paketine onay verilmiş oldu. BDP'nin Boykot (yani seçimlere katılmama) kararının da etkisiyle referanduma katılım %77-78 düzeyinde gerçekleşti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sonuçların belirginleşmesi sonrasında yaptığı akşam konuşmasına göre, "Bu oran bundan önceki referandumda (1980 Anayasası oylamasında) yüzde 67 düzeyinde" imiş. (Aslında geçersizler ve kullanılmamış oylarla birlikte gerçek oran: Evetler %41,9 - Hayırlar %30,05)

Aşağıda Evet ve Hayır oylarının illere göre dağılımını gösteren bir harita var. Yine kıyı şeridi, Trakya ve Tunceli 'Hayır' dedi. Katılımın en düşük olduğu şehirse %7 ile Hakkari.
(Bu haritayı, 29 Mart 2009 Yerel Seçim sonuçlarındaki harita ile kıyaslamak isterseniz: bkz)


Not düşülecek çok şey var ve uzun bir yazı olacak (değdi doğrusu)... Ancak belli bir yazı düzenini korumak adına, öncelikle Tayyip Erdoğan'ın 12 Eylül akşamında yaptığı konuşmasından bazı alıntılar yapmak istiyorum:


Evet diyenler de kazandı, hayır diyenler de...
"Kaybeden darbeci anlayış oldu. Türkiye'de vesayet rejimi tarihe karışmıştır. Değişime ve değişimin getireceklerine direnen anlayış kaybetmiştir."

"Değerli arkadaşlar ileri demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelemizde tarihi bir eşiği milletçe aşmış bulunuyoruz. Demokrasinin, hukukun, adaletin çıtasını el birliğiyle yükseltmiş bulunuyoruz. (...) Kampanya sürecinde de şunu defaatle ifade ettim: Milletimizin iradesi hangi yönde olursa olsun saygındır, makbuldur, kıymetlidir. Evet diyenlerin iradesi de, Hayır diyenlerin iradesi de, sandığa gitmeyenlerin tercihi de saygıya değer."

"12 Eylül günü kazanan demokrasimiz olmuştur. Değişimin, demokrasi içinde gerçekleşebileceği bir kez daha görülmüştür. Demokrasiye olan inanç ve güven bir kez daha ortaya çıkmıştır. Her türlü sorun çözüm yerinin demokratik siyaset olduğu ortaya çıkmıştır.
(...)
Bugün çıkan Evet kararı, milletimizin demokrasi özleminin bir neticesidir. Demokrasi halkın iradesini kabullenmek, bu iradeyi ve her türlü farklılığı siyasal sürece katmakla anlam kazanır."

"Halkımız demiştir ki: Evet artık ileri demokrasi, Evet artık özgürlükler, Evet artık 'üstünlerin hukuku' değil 'hukukun üstünlüğü', Evet artık milli irade egemen olsun, Evet artık vesayetçi anlayışlar son bulsun. (...) Kralların değil kuralların egemen olduğu bir Türkiye istiyoruz. Milletimizin bu güçlü mesajını almak durumundadırlar."

"Particilik yapmadan, gözetmeden; inandığı doğrulara destek veren, kalbinin, vicdanın sesini dinleyerek bu değişime onay veren her bir vatandaşımı gönülden kutluyorum.
Siyasetin rekabetçi karakteri gereği meydanlarda, ekranlarda, maksadı aşan beyanlar da oldu. Eğer gerçekten bu arada ben de birilerini incittiysem özür diliyorum."




Çeşitli makale ve yorumlardan alıntılar:

Sonuç: Türkiye halkının, siyaset kilitlendiği noktada anahtar olarak devreye girdiği vakit, "Askeri vesayet istemiyorum", "Demokratik bir ülke istiyorum", "Özgürlük istiyorum" iradesinin güçlü biçimde, tartışmaya yer bırakmayacak şekilde yansımasıdır. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonuç ortaya çıktıktan sonra yaptığı "Darbeci anlayış kaybetti" değerlendirmesi doğru ve isabetlidir.
(...) Anayasa halk oylamasını gerçek boyutlarından çıkartıp, "hükümete güvenoylaması" haline dönüştüren, değişikliklerin özünü saptırarak sunan ve halkı parti tercihlerine göre oy kullanmaya zorlayan siyasi liderleri ve onların medyadaki uzantıları, bir kısım kanaat önderleri, onlar kaybetmiştir.
(Cengiz Çandar, 12 Eylül'ün zincirleri kırıldı. 13/09/2010, Radikal)


"Ülkenin elden gittiğini görerek üzülenler tabii ki olacaktır. Ülke birilerinin elinden ciddi anlamda gidiyor. Bu doğru. Ülkeyi babasının malı gibi sahiplenip, özgürlükten bihaber totaliter oyuncağına çevirengiller tabii ki üzülecek. Ağlayın açılırsınız. Kendinize, hükümetin %60 oyu nasıl aldığını bir sorun. Ülkeyi sahiplenilen, elden kaybedilen vb bir mal gibi gören, kendisi sahiplenince başkasının "sahip olmadığına" inanan, kendi gibi düşünmeyen seçimde kazanınca ülkeyi "elden gitmiş" görenler; özellikle siz sorun.

Bu bir Anayasa oylaması. Halk nasıl %60 ile kabul etmişse, eğer bu iktidar elindeki gücü yanlış kullanırsa yine onu indirmesini de bilir. Yok ama "Bu halk cahil, aptal, özürlü... Bunlar böyle şeylerden anlamaz. İşi sizin tayfa bir şekilde eline almalı" değil mi?
Böyle düşündüğünüz sürece, o oy yarın %70 olacak. Bu ülke senin olduğu kadar, yeterli eğitimi görmemiş bir Anadolu köylüsünün de. Bu ülke senin olduğu kadar, eğitim almadığının üzüntüsünü çeken, görücü usulü evlenmiş başörtülü bir ev kadınının da.
Bu ülke senin olduğu kadar, senden biraz farklı düşünenin de...
Sen onun hayat tarzına, yaşayışına, özgürlüğüne aleni hakaret ettiğin için; o senin tarafında olmamayı tercih ediyor. Yoksa ekonomiden anlamıyor, bu Anayasa değişikliğinin dahi anlamını bilmiyor. Ama sor kendine bakalım, hiçbir şeyden anlamamasına rağmen, nasıl oluyor da "Hangi tarafa oy vereceğini" biliyor? Çünkü senin derdinin, kendisini tamamen yok etmek olduğunu algılıyor da ondan. Bir insanın hayat tarzıyla doğrudan ilgilenmek, ve tüm sorununun bizzat bu hayat tarzından kaynaklandığını belirtmek de bir nevi onu yok etmek istemektir.

Kişilerin hatalarına değil de bizzat varlıklarına karşı tavır alırsanız, onu ikna etmek için hiçbir iletişim kanalı bırakmazsınız.
Bu ülkedeki muhafazakar oylar sürekli bu psikolojiyle alındı. Senin o lanet olası birincil kaygın, olaylardaki yanlışları doğrudan göstermek yerine; sınırı aşıp hayat tarzına hakaret etmeye, özgürlüğe set çekmeye vardıkça; bu halk muhafazakara oy vermeye devam edecek."
(marie arouet tolstoyevski - 13.09.2010, Private Sözlük)



Halk, ... demokratikleşmeyi değişim/yenileşme olarak görmektedir. Bu nedenle zaman zaman "muhafazakâr" olduğu söylenen bu toplumun böyle bir özellik taşımadığı (iktidar partisinin kendisini tanımlayışı dahi öyle olsa bile) rahatlıkla öne sürülebilir. Halkın muhafazakârlıktan anladığı değişmemek, demokratikleşmemek değil; kültürel değerlerinin, bilhassa dini değerlerinin korunması, onlara dokunulmamasıdır.
(...)
Anti demokratik bir rejimin hazırladığı anayasayı değiştirmek konusunda halkın 'Hayır' oyu vereceğini beklemek manasızlıktı. Ondan daha büyük yanılgı ise bir iktidarın anayasayı değiştirerek daha otoriter bir rejim kuracağını öne sürmekti. Verilen karar halkın hiçbir biçimde bu iddialara kulak asmadığını gösteriyor. Halkın böyle bir korkusu olmadığı gibi, bu tür korkutmalarla da bir ilişkisi yok.
Referandumu muhalefet partileri ne yazık ki bir güven oylamasına dönüştürdü. İktidar partisi verilen oyların kendisine verilmiş sayılmayacağını ısrarla yineledi. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç muhalefet açısından maalesef tam bir yenilgidir. Maalesef diyorum, çünkü keşke muhalefet bu dönemde daha farklı bir tutum içine girse ve daha yapıcı, olumlu bir tavır takınsaydı Türkiye'deki yenileşmeye daha fazla katkısı olacaktı.
Bunu yapmadığı için sonuç üç muhalefet partisi bakımından da hezimettir.
(...)
Gene aynı noktadan bakılırsa Güney Doğu Anadolu ortaya koyduğu sonuçla çözümden yana olduğunu, çözümü iktidar partisinde ve meşruiyet içinde aradığını göstermiştir. Bu mutlaka dikkate alınması gereken, yabana atılmayacak, hayati derecede önemli bir sonuçtur. Ve öyle görünüyor ki, bundan sonrası iktidarla Kürtler arasında olduğu kadar Kürtlerin kendi arasında da cereyan edecek bir tartışma içinde biçimlenecektir.

(Hasan Bülent Kahraman, Evetin hayrı. 13/09/2010, Sabah)




Benim için asıl ışık tutulması gereken noktaya işaret eden yorum ise Tarhan Erdem'den geldi:
"Milletimiz, demokrasideki yetkinliğini; inanılmaz yalan ve propagandalarla yanıltılamayacağını göstermiştir."

Türk Medyası'ndan bahsediyorum. Olaylar halka/kamuoyuna duyrulurken kendi 'TARAF'ına göre yontularak bilgilerin servis edilmesinden bahsediyorum. Anayasa referandumunda "kayısı fiyatları"ndan medet uman Türk siyasetinin seviyesinden bahsediyorum. Okyanus ötesinden gelen önerilerin değişim taleplerini gölgelemesinden bahsediyorum. Tercihini "Yetmez ama evet"ten yana kullanan ünlülere (en popüleri Sezen Aksu başta olmak üzere) verip veriştirilmesinden ve dozun kaçmasından bahsediyorum.
12-13 yaşındaki ergenlere hitap edercesine meseleleri tartışmayı artık bırakalım. Bu kitleye hitap edecek şekilde söylemler geliştirerek, kişisel nefretlerimizi ve ideolojilerimizi at gözlükleriyle, gerekli-gereksiz ayırdını yapmadan ona buna saldırarak körleştirmeyelim. Yanlış atış hedefi ıskalamaktan gayrı, "acemi" sıfatını da perçinler.



"12 Eylül 1980 Anayasası" diye tanıdığımız o korkunç "yasakname", yüzde doksanın üstünde bir oyla kabul edildi. Aradan neredeyse otuz yıl geçtikten sonra –yani bu kadar "denenmişlik"ten sonra- bu yasaknamenin korunmasından yana hâlâ yüzde kırkın üstünde oy çıkması, Türkiye toplumu adına çok da göğüs kabartacak bir durum gibi görünmüyor bana.
(Murat Belge, 13 Eylül izlenimleri. 14/09/2010, Taraf)




____________________________________________________________
-Şimdi de mevcut partiler penceresinden, seçimli dar bir alandan bakalım.-
____________________________________________________________


AKP

Sokaktaki sıradan insanın hayatını çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum bu referandum sonuçlarının.
Türkiyenin idari bir devrime ihtiyacı var ama bu AKP'nin niyetlendiği ve altından kalkabileceği bir şey değil.
Çağ değişti, günümüz Türkiyesinde darbe yapmak kolay değil. Darbe tehlikesi de şeriat tehlikesi gibi maddi temeli olmayan bir durum bence.
Yani referandum sonucu için ne kimileri gibi "eyvahlar olsun" diyorum ne de "çok iyi oldu". (enel hakki)



"Hayır" diyen ve bunu savunan politikacılar ile medya kaybetti. Ama onların kaybı, "görüşlerinin" daha az oy alması değil, bu değişimin kaçınılmazlığını anlayamamalarının ortaya çıkması.
Kendi toplumlarının gerçeğine bu kadar yabancı kalarak nasıl bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olacaklar?
Türkiye'nin bugünkü gerçeklerini anlayamadıkları sürece onlara siyasette bir gelecek olmadığı açık.
Bütün bu değişimleri "AKP" üzerinden anlamaya çalışmanın sığlığı, onları kendi yarattıkları sığlığın içine hapsetti.
Mesele AKP değil çünkü. Mesele, Türkiye'nin ve dünyanın süratle değişmesi.
(...)
Türkiye hamile bir kadın gibi yeni bir ülke doğuruyor, AKP bu doğumun yalnızca "ebeliğini" yapıyor.
Bizim "hayırcılar" ise, doğum yapanla ve doğacak bebekle değil yalnızca "ebeyle" ilgileniyorlar.
(...)
AKP hem kendi yaptığı doğru tercihlerle, hem de talihin yardımıyla bir toplumun en önemli döneminde işbaşında bulunuyor.
Ama ne sancı bitti henüz, ne doğum tamamlandı, ne de bebek doğdu.

(Ahmet Altan, Doğum. 14/09/2010, Taraf)




Türkiye bu tempoda gidemez
Katılıyorum mesela muhalefetin özeleştiri yapması gerektiği konusundaki görüşe. Ancak Türkiye'nin daha aydınlık geleceğe kavuşması açısından sadece muhalefetin değil, iktidarın da özeleştiri yapması gerektiğine inanıyorum. İktidar kendisine şu soruyu sormalı: Niye Turkiye'de %42 gibi hiç azımsanmayacak oranda olan bir insan topluluğu 8 yıldır Türkiye'nin İran'a benzeyeceği korkusu ile yaşıyor? Bu korkuyu gidermek ve toplumsal gerilimi düşürmek için ne yapabilirim? İktidarın, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve AB üyeliği için çabaladığına inandıramadığı kitleleler Turkiye'nin en eğitimli ve Batı kültürüne en yakın kitleleri.
Peki niye AB'yi hedef olarak gören bu insanlar şimdi AB üyeliği için yapıldığı iddia edilen değişikliklere karşı çıkıyorlar? Türkiye bir sekiz sene daha bu gerilimle devam edemez. İktidar hükumette olmanın verdiği sorumlulukla muhalefetin kendi çizgisine gelmesini beklememeli, muhalefetin kaygılarını giderecek adımları atmayı kendisine görev bilmelidir. Mesela darbeye destek vereceği iddiaları ile içeri atılan ve neyle suçlandıklarını kimsenin anlamadığı gazetecilerin serbest bırakılması bir iyi niyet adımı olarak algılanabilir bu %42 tarafından.
(patriot66 - 14.09.2010, Radikal Online)


Bence kabul edilen değişiklikler olumlu ama hiç de öyle abartıldığı kadar ileri değişiklikler değil. İhtiyacımız olan asıl şey 82 anayasasını tamamen çöpe atarak evrensel anlamda 21.yy.a uygun yeni bir anaysadır. Hükümet verdiği bu yeni anayasa sözünü (bu üçüncü söz verişleri) yerine getirmeli ve bu anayasa herkesin katılımına açık olmalı. Kabul edilen değişikliklerde yapıldığı gibi toplumun bazı kesimleri dışarda bırakılmamalı!!
(HISEYN - 13.09.2010, Radikal Online)





CHP-MHP

İsmet Berkan, "Bu referandum sonunda 'Evet' de çıksa, 'Hayır' da çıksa kaybedeni belli: MHP" demişti. Zaten son haftalarda ayağı bir şekilde yere basan her düşünce insanı, bir şekilde, kendi kelimeleriyle bunu dile getirdi. Ne var ki Kemalist kesim tablonun belirli bir bölümüne o kadar yoğunlaşmış ki kalanını göremiyor; gördüğünde de algılayamıyor. AKP'nin, Kürt özgürleşmesinin ve Kürt haklarının baş destekçisi olduğunu filan bile düşünüyorlar...


MHP nin adı bile gelecek vâdetmiyor
artık insanlar 1955 yılı usulü parti istemiyor, mhp gibi chp gibi. yau koskoca bir referandum oldu, bu süreçte muhalefetten ne duydunuz. recep bey, onun havuzlu villası var, basit konuşmalar. adamlar bu kadar biliyor,, gave gonuşması.
(turg - 12.9.2010, Radikal Online)

MHP bitmiştir..
MHP sadece kalelerde değil, Türkiye'nin tamamında çökmüştür. Bahçeli ve ekibi derhal istifa etmelidir. BDP ve CHP'nin kuyruğuna takılıp siyaset yaptığı için seçmeninden çok kötü bir tokat yemiştir. Yarından itibaren Bahçeli ve ekibinden bunun hesabı sorulmalıdır. Sanki çok iyi bir sonuç almış gibi, bir de utanmadan erken seçim istemektedir. Böyle bir siyasetçi siyaset tarihinde de görülmemiştir.
(kazim.genc58)

Demokrat lider Bahçeli ama yalnızdır
Sayın Devlet Bahçeli'nin siyasi duruşu demokrat olduğu için, MHP eski tabanı ile yeni çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek lider vizyonu arasında uçurum var onun için bu kronikleşmiş zihniyetin devamını istiyenleri bırakıp yeni ve daha çağdaş bir milliyetçi barış partisi kurması gerekir.
(medimparatorum)


Halkoylamasını, Kürt sorununda açılım fikrini lanetleme eksenine oturtmuş olan Devlet Bahçeli'nin referandumda en büyük hezimeti almış olması, Türkiye toplumunun Kürt sorununu kültürel kimliklerin tanınması yönünde çözülmesi isteğini vurgulamış olduğu için önemlidir.
(...)
Halkoylamasının en büyük kaybedeninin kaba ve saldırgan milliyetçilik olması sevinilecek bir şeydir. Bu durum, CHP-MHP koalisyonu düşleyenleri de yeniden düşünmeye sevk edeceği için sevindirici.
(Ahmet İnsel, Esas kaybeden MHP'dir. 13/09/2010, Radikal)





Hayır'ların %42 mertebesinde olması bile bir başarı göstergesi bence. Ancak bunu tam tersi şekilde yorumlayanlar da var ve hayret edilesi durumdalar. Taraflı basınlar, (pardon "tarafsız habercilik"ti değil mi?) ve güdümlü bakış açılarıyla o kadar sarhoş olanlar var ki; ne halktaki eğilimleri ne değişimleri ne de acıları ve beklentileri kodlayabildiler. CHP zaten uzun yıllardan beri Don Kişot misali yel değirmenleriyle savaşıyor. Sorunlar ve canavarlar yaratıklandırıp onlarla orantısız mücadele içerisinde.


Duygusal çıkışları hoşgörelim. Başkalarının normal diyeceği bir sonuç veren referandum, CHP'liler için travmatik oldu (kendi kurdukları Matrix'te yaşadıkları için). Aslında önerilen değişiklikler normal bir ülkede %80 civarı Evet alırdı. Ortalama düşünme kapasitesine sahip mantıklı bir insanın hayır diyebileceği hiç bir şey yoktu değişikliklerde. Ama dedim ya CHPliler Matrix'te yaşıyor, gerçeklikle bağlantıları kopuk, hareketlerini yönlendiren tek dürtü AKP düşmanlığı.
Artık önlerinde iki yol var: CHP ya yok olacak, ya da iktidar alternatifi olacak. Gerçek bir siyasi parti olmak demek; bir programı, bu programa bağlı projeleri ve bir seçmen tabanı olan bir parti demek. AKP düşmanlığı bir program değildir. Beyaz Türkler (%15) ve Alevilerle (%8) kısıtlı bir taban da yeterli değildir.
CHP'nin bir avantajı var: Programına ne koyarsa koysun Aleviler ve Beyaz Türkler destek verecektir. "Ne bu ya, her taraf kıro Kürt ve badem bıyıklı hanzo doldu. Bir bizim başbakanın eşine bak, bir de Suriye başkanının eşine. Valla elin Arabının eşi bile bizimkinden daha modern. Hiç yakışıyor mu mavi gözlü ve golf pantolonu giyen birinin kurduğu ülkenin imajına? İstemiiiyoruuum" Bunun ötesinde, berisinde, üstünde, altında, sağında, solunda bir fikri yok Beyaz Türkler'in. O nedenle "tuu AKP'ye tuu BDP'ye" demek, bu kesimi elde tutmak için yeterli CHP'ye. Ama iktidar alternatifi olmaya yetmez.
(itaatsiz'den şapka çıkarılacak bir yorum -kısa alıntılarla-)



"Ay bu insanlar ne bilirler ki oylarının değeri olsun" diyerek dudak bükenler, 'halkın ezici çoğunluğunun neye göre evet ya da hayır oyu verdiğini açıklayamadan oy verdiğini' iddia edip halkı budala yerine koyan iyi okumuşlar, bu tavırlarıyla halkın kime oy vereceğine karar vermesine yardımcı oluyorlar. Küçük gördüğü, tercihlerini yaparken vesayet altına alınması gereken aşağı-ortadan düşük zekâlı zihinsel özürlüler olarak baktığı ve onlar biraz yanına yaklaşınca korkuyla karışık bir nefretle irkildiği bu kitlenin kendilerini gayet iyi anladığını idrak etmekten aciz bir zümre bu. AKP'yi proto-faşist olmakla suçlarken, kendisinin ağır bir otoriter elit hükümranlığı özlemini ele verdiğini görmüyor. Kendini demokrat, solcu, ilerici, vs. zannediyor.
... Aldıkları tavrın ve yürüttükleri kampanyanın içeriği ile ilgili en ufak bir eleştirel değerlendirme dile getirilmedi.
Kılıçdaroğlu'nun çok büyük bir çaba sarf ettiği kuşkusuz. CHP örgütünün bu çabayı taşıyacak bir yapıda olmadığı da bir o kadar açık. Ama bunun ötesinde; hayır kampanyası tuzağına düşmüş olmaktan başlayıp, kampanya sırasınca işlediği temaları da sorgulaması gerekmiyor mu yeni CHP Genel Başkanı'nın?
(...)
"Bu anayasa değişikliği size iş sağlamayacak" demek, insanlarla alay etmektir. Anayasa ile iş ve aş bulunacağına yurttaşların inandığını mı zannediyor CHP'liler ve bazı sosyalistler?
(Ahmet İnsel, Cahil Halk Sendromu. 14/09/2010, Radikal)




ben yine de bu sonuçları hayırcılar için bir başarı olarak görüyorum, referandumda evet oyu verdiğim halde. böyle saçmasapan argümanlarla insanlara %42 hayır oyu verdirtebilmek gerçekten büyük bir başarıydı.
(izbirak - 13.09.2010, Ek$i Sözlük)


Sahillerdeki tatlı hayatları hiç bozulmamasına hatta her geçen zaman daha da iyi olmasına rağmen, korkudan tir tir titreyen beyaz Türkler, o kadar güneşe rağmen hala ısınamadılar ve "bronzlaşamadılar". Biz evetçiler, hayırcılardan tek bir şey istiyoruz: Yalanla dolanla değil; gerçekleri saptırmadan, dostça, ikna ederek karşı çıksınlar. İkna edemiyorlarsa da ülkeyi germeyi bıraksınlar, şezlonglarına rahatça uzanıp kitaplarını okusunlar.
(xbasols)



Memleketimizin, muhafazakar demokrat iktidar partisi (AKP) karşısında iktidara talip muhalefet partisi yoktur; bu boşluk doldurulmalıdır! Ne zamandan başladığı tartışılabilir ama en az sekiz yıldan beri bu boşluk genişlemekte ve derinleşmektedir.
Bu Mayıs ayında siyasal olmayan bir olay sonucu Baykal'ın genel başkanlıktan ayrılmasıyla, parti boşluğunun dolacağı umudu doğdu: Kılıçdaroğlu CHP'nin genel başkanı seçildi. Bu seçim partide değişimi başlatabilirdi. Halk da yeni genel başkanı 'değişim' olarak algıladı, Haziran başında ortada bir şey yokken CHP oy oranı yüzde 28-30'lara çıktı. Artış heyecan verici, yeni gelişmeleri besleyebilecek özellikteydi!
Yükseliş sürerse, önümüzdeki seçimde iki büyük partinin oy oranı toplamı 75-80'i bulabilir, Türkiye siyasal istikrarı sürdürülebilir biçimde yakalayabilirdi. Sorun CHP'nin değişimi başarabilmesiydi. Değişim istenmeli, istek projeye dönüşmeli, proje yönetilmeliydi! Kılıçdaroğlu, yakaladığı fırsatı değişim projesi oluşturmak ve yönetmek için kullanabilirdi.

Kılıçdaroğlu'ndan sonra CHP'de kurumsal olarak değişim isteği ortaya çıkmamıştır; bana göre çıkamazdı. Şimdi soru şudur: CHP, Türkiye'nin "iktidar" veya "ana muhalefet" partilerinden biri olmaya karar verip bu kararın gereğini yapacak mıdır?
CHP ya iktidar olabilecek ikinci partinin oyuna doğru çıkacak, ya da Ak Partiye karşı olanların en çok oy verebilecekleri parti çizgisine çekilecektir! Birinci yol zor ve gösterişsiz, ikincisi kolay ve gösterişlidir!
(Tarhan Erdem, CHP ne yapacak? 13/09/2010, Radikal)

(Son cümle: Sayın Tarhan Erdem'in bu yazısının son cümlesi ve son paragrafı dikkat çekici. Sorun zaten CHP'nin "zor yol"u değil, "kolay ve gösterişli yol"u tercih etmesi... Bu da bizatihi Kemalizm'den kaynaklanıyor. Atatürkçü bir ailem olmasına ve bu yönde terbiye ve eğitim almama rağmen, zamanla Kemalizm'in "Kibir, Gösteriş ve Kolaycılık" olduğunu anladım. CHP bu ruhu gerçekten iyi yansıtıyor. Sonuç olarak ülkede bir iktidar var, muhalefeti yok. Asıl tehlike bu değil mi?)





DTP

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, "12 Eylül'deki halkoylamasında Diyarbakır'daki boykot oranının yüzde 51'in altında olması halinde, boykot kampanyasını yürüten BDP'nin ve belediye başkanı olarak kendisinin meşruiyetinin tartışma konusu olacağını" söylemiş ve böyle bir durumda istifa edeceğini ima etmişti. Cumhuriyet tarihindeki bu altıncı referandumda, DTP tabanının güçlü olduğu illerde BDP'nin boykot kararına uyuldu.

Referandumun ertesinde Diyarbakır BDP il binasına PKK flamaları asıldı, marşlar çalınıp havai fişek gösterileri yapıldı. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Halkımızı kutluyorum. Bu başarıyı demokratik özerklikle taçlandırana kadar mücadeleye devam diyoruz" dedi. BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak ise halkın, demokratik özerk Kürdistan isteğini dile getirdiğini söyledi.


Mukemmel bir basari
Bu mukemmel bir basari. Boylesi bir iradeyi saygiyla bende kutluyorum. BDP'nin bu kararli durusu onu dahada buyutecektir. Demekki karsimizda ne istedigini bilen bir halk ve parti var. halkina bu kadar guvenmese boyle goysunu dovmezdi.
(burçakyaylasi)


---
Ek: Bir de Kemal Kılıçdaroğlu referandumda oy kullanamadı. BDP'nin boykotuna istemeden de olsa destek vermiş oldu böylece.



Oyların dağılımı: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1018570&Date=13.09.2010&CategoryID=78

.

1 yorum:

canilecanan dedi ki...

.
TÜRKİYE'DE YAPILMIŞ ESKİ REFERANDUMLAR
1) 9 Temmuz 1961: Türkiye'de ilk referandum, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası için yapıldı. Halkoylaması ile 61 Anayasası, %38.3 "hayır" oyuna karşılık %61.7 "evet" oyuyla kabul edildi.

2) 7 Kasım 1982: Türkiye ikinci kez, 1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan "1982 Anayasası"nın halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitti. Halkoylamasına 18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı. 17 milyon 215 bin 559 seçmen "kabul" (yüzde 91.37), 1 milyon 626 bin 431 seçmen de "ret" (yüzde 8.63) oyu kullandı. 82 Anayasası, sonuçların açıklanmasıyla 9 Kasım 1982'de yürürlüğe girdi.

3) 6 Eylül 1987: 1982 Anayasası'nın Geçici 4. maddesi ile siyasi parti liderleri ve yöneticilerine getirilen 10 ve 5 yıllık siyasal yasakların kalkıp kalkmaması konusunda düzenlendi. Böylece yasaklar getiren geçici 4. madde yürürlükten kalktı.

4) 25 Eylül 1988: Türkiye'nin dördüncü kez önüne getirilen halkoylaması sandığının konusu ise Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması oldu. Seçmenlerin yüzde 65'i "hayır", yüzde 35'i "evet" oyu kullandı. Böylece yerel seçimlerin erkene alınması için Anayasa'nın 127. maddesindeki değişiklik kabul edilmedi ve 13 Kasım 1988 olarak öngörülen erken yerel seçim yapılmadı.

5) 21 Ekim 2007: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilip seçilmemesi yönünde yapılan referandumda, anayasa değişikliği yüzde 69 ile kabul edildi. Böylece, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişikliği kabul edildi.

6) 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği referandumu


-Kaynaklar-
cerezforum.com
uzmanportal.com/