25 Mayıs 2009 Pazartesi

Ankara'nın Amblem Sorunsalı


"Hadi canım sende, böyle bir sorunsal da mı varmış?" demeyin. Gerçekten böyle bir sorun var, hem de senelerdir.
Yaklaşık Melih Gökçek'in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu ilk zamanlardan beri konuşuluyor. Şöyle bir bakınca, neredeyse 15 sene olmuş...


Birileri diyor ki, "Belediyenin amblem arayışları bütün ülkeyi neden bu kadar gerdi/geriyor?"

Elbette bu sorunun cevabını verecek kişi ben değilim. Ancak dönem dönem Ankara'da bulunan ve bu şehirde zamanlar geçiren biri olarak, halledilmesi gereken önemli sorunları varken, ısıtıp ısıtıp bu amblem sorunun ortaya sürülmesine de anlam veremiyorum.
Varsayalım ki "Ankara'nın amblemi" önemli sorunlar arasında yer alsın. Ki değil. Ama öyleymiş gibi düşünelim bir an.
Aşağıda üç resim sunuyorum. Yıllardır kullanılmış eski Hitit Güneşi amblemi, Sıhhiye'de yer alan Ankara'nın en beylik heykeli (Hitit Güneşi Anıtı) ve Gökçek'in yıllar boyunca kullandığı amblemin fotoları. Buyrun:





Maddeleyerek, bir kaç kısa not halinde:

- Ankara dediğimiz yer, başkent ilan edilişinden sonra Meclis, bakanlıklar, devlet daireleri, memurlar, hastaneler vs derken gelişmiş bir yerleşim yeri. Büyük ve önemli bir şehir oluşunun tarihi, yaşasaydı rahmetli anânemin olacağı yaştan fazla değil.

- Ankara'ya ilk gelişimde en çok şaşırdığım şeylerden biri şuydu mesela: Anadolu şehirlerinin çoğundan farklı olarak içerisinde çok az cami vardı.

- Böyle bir şehrin ambleminde illaki CAMİ olacak diye kasılıyor.
İyi de, Ankara'da ne tarihi büyük bir cami var ne de bir cami kültürü. ("Namaz kılanlar yok" demiyorum bakın. Ayrı şeyler ve önemli farklar.)
Aynı şekilde bir çeşme kültürü de yok Ankara'nın. Cami ve ibadet kültürü olan yerleşim yerlerinde, su kültürü ve çeşme ile hayrat geleneğini görmeniz olağandır oysa.

- Şehirler ve iller için hayali amblemler geliştireceksek, ve bu fantazi amblemler illaki dini+siyasi görüşlerimize dayanacaksa, "Texas ambleminde de cami olsun" demek zor değil.

- Kocatepe Cami'nin simgesi imiş ısrar edilen amblemdeki cami. (Aşağıda sağda)
Kocatepe Cami, 1970'lerin başında ibadete açılmış. Bugünkü şeklini kaç senede aldı kimbilir... Bir şehrin simgeleri belirlenirken bu kadar yeni bir yapıyı almak ve ısrarla ona kilitlenmek için baya takıntılı olmak gerekir herhalde. Bir o kadar da simgeler peşinde koşmak. Ki görebildiğim kadarıyla İslâmcılar'da bunlardan bolca var.

- Mimari ile medeniyet birbirinden kopuk kavramlar değil; tam tersine iç içe ve bütünleyicidir. Medeniyetin göstergesi mimaridir. Dünyanın neresinde büyük bir medeniyet ve uzun süreli sabit bir güç merkezi görürseniz, orada büyük mimari eserler görürsünüz. Bir yapıdaki (hele ki resmî ve önemli yapılardaki) incelik ve çizimler, dönemin vizyonuna ışık tutar. Bir de bu açıdan bakın aşağıdaki uğruna nice kavga verilmiş ambleme.



Şimdi gelelim benim bu yazıyı asıl yazma sebebime:

İslâmcılar sürekli olarak "milli değerler"den bahsederler biliyorsunuz. Onlardan başka milli değerlere önem veren yoktur. Her şey onlardan sorulur.
Keşke böyle olsa idi, ülke olarak daha onurlu olurduk diye düşünüyorum. Zira epey bir süredir İslâmcılar'ın borusu ötüyor âmiyâne tabirle.

İşte bu milli değer bekçiliği yapan çevre, eline geçen her fırsatta derhal ve gecikmeden, bir yerdeki yerleşik tarihi kültüre ve birikime zarar verme çabası, "Bizden olmayan yok olsun" eğilimi içerisinde.

"Milli değerler" diyorlar. Ancak "milliyet" kavramına pek de önem vermiyorlar. Sebebinin, İslâm'daki "millet değil ümmet" anlayışı olduğunu söylüyorlar. "Millet yoksa, millet önemsizse, milli değerler nasıl olacak peki?" diye deşmemek lazım. Zira mantık tanımları İslâm'ın emirleri ile "Hocaefendi diyor ki..." arasına sıkışmış durumda.

Ellerinden gelen her fırsatta, milli unsurlar ve yerleşik âdetleri Arap kültürünün unsurlarıyla donatmaya çalışan bu insanların, zaman zaman Arap'tan çok Arap olma gibi kendilerini yer yer komik duruma düşüren bir eğilimleri de var. Bunu son Filistin olaylarında da görmüştük. Hatta siyasilerimiz bir uyarı da almıştı hatırlarsanız.
(bkz: Gündemdekiler Şubat 2009)

Çok da uzatmak istemiyorum bu konuyu.



HAZİRAN 2010'da gelen EDIT:
Uzatmak istemiyorum demişim ama n'aparsın ki mevzu hala devam ediyor.

Sonunda Melih Bey grafikerlerle çalışarak yeni tezini ortaya sürdü.
Ve işte yanda Ankara'nın yeni logosu: Gülen Ankara kedisi.

Melih Gökçek'in "Hitit Güneşi"ne nefretiyle başlayıp Atakuleli-camili tasarımdan gelindi bu günlere.

Devamı için bkz: Ankara'nın yeni LOGOsu

Hiç yorum yok: