17 Mayıs 2009 Pazar

 EUROVISION 2009  &  Hadise

.
Aslında planlarım, bayadır beni meşgul eden Türk Medya Siteleri ve Editör mekanizması üzerine yazılarımı devam ettirmekti.
Ancak öyle bir şey oldu ki, bu blogda gündemdeki olaylardan da bahseden biri olarak atlayamadım, atlamayı haksızlık saydım.


...
Bu ne kendini bilmezliktir;  bu ne kendini kaybetmek, iki popopya tav olma hadisesidir biricik milletim?
Abarttığımı söyleyeceklere vereceğim cevabımı en başta diyeyim de kurtulayım:
_"Beyninizi tuvalette mi boşalttınız siz kuzum?"


Bunca senedir, evet bunca senedir;  -o soğuk savaş dönemlerinde dahi-  olmadığı kadar abartıldı bu sene Örovizyon.
Hayır, şükürler olsun ki ben fazla televizyon izleyen biri değilim yoksa bu zihin nasıl boşalırdı nasıl şahlanırdı orasını bilemiyorum. Ama neye kulak misafiri olsam, kiminle konuşsam;  bir yere doğru yolda giderken, bir yerden gelirken, sıra beklerken... Bir "Hadise de Hadise"...
Şarkıyı da dinledim. Dinlemek zorunda kaldım daha doğrusu. Zira bangır bangır gürültüyü kökleyen gürültücü bir toplum olduk çıktık. Vasat bile olmayan;  Arap müziğinin içine etme, ne Türk olabilme ne Arap olabilme,  ama Arap müziğini de rezilce icra etme çalışmalarından biri daha!

Tamam Türkler göbek atacak, kurtlarını dökecek... Ama bu kadar düşüklüğün arkasından koca millet nasıl takıldı gitti dersiniz?


Köklerini hem Türklerin mayasında hem de bu blogda üzerinde durmaya çalıştığım, ancak çok önemli olup üzerinde ciddiyetle ve profesyonelce durulması gereken  TÜRK MEDYASI'nda  aramak lazım.

İlave olarak bu kadar gaz vermemek lazım bu topluma. Bizler zaten çok duygusalız + cinsel tatminsizlik, kendine güvensizlik yüzünden dibine kadar vurabiliyoruz.  Yeterince gazımız var yani!  Nokta.

Popstar tadındaki bu kıtasal yarışma hakkında bu kadar atıp tutup devlet meselesi haline getirenler,  "POLİTİKA VE SANAT" diye yorum yapanlar,  Hadise'nin 4.lüğü sonrası  "Yarışmaya bu sene de siyaset karıştı"  diyenler;  (herhalde onlar bu boktan şarkıya 1.lik bekliyorlardı  :p)  bazı temel kavram, tanım ve olgular üzerine kafa yormuş olsalardı bu kadar manyamazdı ortam belki.  Tabi sanatımız ve kültür seviyemiz ortada.  O açıdan da manyamış olabilir halk.
(Hadise'nin bizzat kendisinin  "5 dakikada yaptık biz bu şarkıyı!"  dediği bir şey üzerine bu kadar saatlerce tartışmak için manyamaktan da beter olmuş olmak lazım gerçi.)


Sözlerime bir alıntıyı aktarak son veriyorum:


Hadise:  Son dönemde topyekün bir organize ilgiye ve sempatiye maruz kalmış kişi. Hadise de Hadise, Hadise de Hadise... Çünkü hadise! Pek bir neden yok bunun için.  Bazı şeyler birdenbire, hiçbir neden yokken halkın sevgilisi haline gelebiliyor.  Örneğin 'Gaffur',  Acun Ilıcalı,  'trrrr bip',  yahut Ajdar ve Barış Akarsu gibi farklı yönde gelişen ilgi tomurcukları.

Sanırım 'sürü psikolojisi' diyerek basitleştirdiğimiz sosyal güdümlerle ilgili bu.  Yani alkış başlaması, yerde kalp krizi geçiren adama yardım etmeme gibi eylemler kastım.  Tabi Hadise olayında da güdücüler, yani atağı başlatanlar vardı. Medya beklendiği gibi önemli rol oynadı. Sonrasında ise körpe yüreklere kaldı iş.  Körpe yürekler bu veriyi yani "ilgi adayını" bağırlarına kolayca bastılar,  sonra da organize ilginin oluşmasında büyük pay sahibi laklaklar başladı.  Hadise günlük angut muhabbetin bir parçası oldu. Dimağlar hadiseye doyana, öeeeööhh diyene kadar devam etti bu yayılım/ışıma. Şu anda çözeltimiz (kamuoyu - süper dandik benzetme oldu) doygun çözelti olmuş durumda,  yani daha fazla alacak gibi değil.  Bundan sonra yavaş yavaş Hadise gündemden kayacak,  kayarken bazıları bu kayışı farkedip  "Ne kadar ilginç!" diyecekler,  bazısı ise umarsızca ve şuursuzca beynine başka şeylerin difüze olmasına izin verecek.

Şimdi can alıcı soruyu soralım bakalım.
Neydi Hadise'yi bu denli özel kılan şey?  Elbette Hadise de ilkin sıradan bir gündem nesnesiydi ama onu bu kadar coşturan şeyler nelerdi? Cevap ver.
Öncelikle Hadise seksiydi, lümpendi, ismi ilginçti (ki hala ilginç. İsminin garip bir karizması var.) Çok konuşmuyordu hatta boş konuşuyordu. Genelde kıçını sallayarak iletişim kuruyordu. E çok konuşmazsan hata yapma ve gözden düşme riskin de azalır. Lakin aslında konuşmasına da gerek yoktu. Hadise olması yeterliydi onun, kurmalı oyuncak gibi, kurup bırakınca popo sallıyor. Dolayısıyla AKP tabanının büyük kısmını oluşturan Türk redneckleri de kolayca hazmetti bu şeyi. Sofistike değildi, hazmı kolaydı. Ayrıca Hadise'de acaip ortalama Türk kızı tipi ve duruşu vardı. (Belçika'dan gelip de nasıl böyle oluyorsa...) Dolayısıyla bizim Zeynep, Sümeyye ve Gülsümlerimiz şlaps diye kendileriyle özdeşleştirdiler bu kızı, yakın hissettiler. Hadise fenalaşınca onlar da fenalaştılar. Eh, bu tiplerden milyonlarca olduğunu düşünürsek gayet önemli bir etken.

Diğer ilginç sosyolojik tespit de süper seksi gösterici Hadise'yi,  son yıllarda İslami bir iklime geçen kamuoyumuzun ve dinci TRT'nin gık demeden benimsemesi. Sanırım beyinler sempati moduna geçince, hele bu mod dışarıdan da desteklenince, normalde gösterecekleri tepkiyi gösteremediler.  Nutuk tutulması gibi bişey.  Oh canıma deysin. Neyse,  işte "Hadise de hadise" efsanesi böyle oluştu, ve bozunma sürecine girdi.  Ne güzel decode ettik değil mi,  her şey basitleşti.

(decoder  -  #16168470, Ekşi Sözlük)



- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Söylemeyi unuttuğum bir şey daha var:  Kazanan şarkıyı çok beğendim. (Alexander Rybak - Fairytale)

"Aşkın en saf hali"  diyerek şarkıyı yorumlamış bir yazarın, mariadebonne.blogspot.com adresinden kısa bir alıntı yaparak yazımı sonlandırıyorum:

"Eğer ki rekor kırmasaydı benim insanlığa dair kalan son umutlarım da yalan olacaktı.
İşte, insanlar hangi dilde konuşursa konuşsun ve hangi kültüre ait olursa olsun;  sıcak, samimi, şirin ve sade ama gerçek bir şey görünce dayanamıyor  ve  "Beslenir ki bu!"  deyiveriyor.
O yüzden hala doğurulan bebekleri kesip yemiyoruz.
Alexander Rybak  sahneye çıktı ve aşkı en saf, en ciladan ve hastalıklı tanımlardan uzak haliyle bize anlattı. Sanki az sonra kapıdan fırlayıp aşık olduğu kızı aramaya gidecekmiş gibi söyledi,  çok görkemli bir müzikalin giriş şarkısı gibi çaldı.
Evrensel sosyolojik tespitler yapmama sebebiyet veren bu güzel şarkı ve onun beğenilmesi beni gerçekten mutlu etti. Çünkü bizler aşkı masallardan öğrendik ama bir şizofrenin kabusu gibi olan Fransız filmleri, sıkıntılı, irinli obsesyonları anlatan "entelektüel" romanlar ve şiirler, bir de tüm bunların üstüne eklenen salt kazanmaya endeksli hayat mücadelesi stili yüzünden kaybettik.
Ama her şeye rağmen, takvimler 2009'u gösterse de, gerçek aşk yolunu bulup denize ulaşan nehir gibi kalbimize akmayı başarabiliyor.  Ve biz onu görünce sadece SMS atabiliyoruz:)"


https://www.youtube.com/watch?v=Hg-75lIrP7I

Hiç yorum yok: