2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2013 Çarşamba

 Life of Pi  /  Pi'nin Yaşamı


Cumartesi günü full dolu büyük bir sinema salonunda en arka koltukta, üç boyutlu (3D) olarak izlediğimiz filmdi. Salona girerken bize verilen gözlüklerin camları o kadar kirliydi ki, zaten normalde de gözlük takan biri olarak o buğulu camlarda önümü görmem oldukça zorlaştığından, film başlayana dek bulduğumuz mendillerle temizlik yapmak durumunda kaldık.

Life of Pi, etkileyici görselleri olan fantastik bir macera filmi. Yann Martel adlı yazarın 2001 yılında basımı yapılmış aynı isimli romanından uyarlanmış sinemaya. Kitabın Man Booker Roman Ödülü aldığını da söyleyeyim.

İman  ve  inanç,  eserin kurgusunda önemli bir yere sahip.
"Şimdi elimizde iki hikaye var:  Birincisi izlediğimiz hikaye. Pi'ın kaplanla beraber yaşadığı maceralar, büyülü ada ve orada yaşadığı mucize... Tanrının Pi'ın sesini duyması ve onu kurtarması.
İkincisi ise Japonlara anlattığı, güya yalan olan hikaye. İnsanların birbirini yediği, öldürdüğü... Kötülüğün ve pisliğin doruklarında yaşandığı hikaye. Aynı Pi'ın babasının inançsız olmasına sebep olan olaydaki gibi, Tanrının tüm bunlar olurken kullarının sesini duymaması.

Yazarı Tanrıya inandırma iddiasıyla ortaya çıkan, ama yetişkin Pi'ın "Ben hikayemi anlatayım, sen istediğine inan" diyerek başladığı hikaye çok harika bir yere bağlanıyor."
(bugunku antremanda goz dolduran futbolcu.  #31710870, Ek$i Sözlük)


(Salondaki huysuzluk yapan 4-5 yaşlarındaki bir çocuk yüzünden, ikinci yarıda filmle olan alakam büyük ölçüde zedelendi maalesef.  Bazı ana-babalar gerçekten ne kadar rahat?!)

   Sinema'dan  söz açılmışken,   son yıllarda beni en çok etkileyen  film  CLOUD ATLAS  oldu.


İyi seyirler!

15 Kasım 2012 Perşembe

 Ortadoğu'da Savaş

Ortadoğu ve Arap Dünyası üzerine son aylardaki bazı kilit kelimeler şunlar:   "Arap baharı", Tunus, Mısır, Libya, Hüsnü Mübarek, Müslüman Kardeşler (İhvan),   NATO,   Kaddafi,   Suriye, Esad/Esed, Kürdistan, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu),   terörizm,  İsrail,   Katar,  IŞİD/ISIS,   olası İran Savaşı...

Suriye'de: Arap Baharı'nın etkisiyle devrilen diktatörlerin ülkelerinden ilham alan Beşşar Esed karşıtı muhalifler, silahlanarak çatışmalar sürecine girdi. Mart 2011'de başlayan olaylarda muhalefet, amacını Esed rejimini devirmek ve Özgür Suriye devletini kurmak için Suriye Silahlı Kuvvetleri'ne karşı silahlı isyan olarak ortaya koydu. Her iki taraf da büyük askeri ve ekonomik dış destek almakta.

Güney sınırlarımızdaki bu gibi pek çok gelişmeye; Suriye meselesini hafife alarak "oldu bitti"ye getirmeye çalışan, Esad'ın düşüşü sonrası olası iktidar değişiminin getirilerini toplamaya niyetlenen siyasi iktidarın süre uzadıkça gittikçe artan ve hizipleşen Esad karşıtı söylemleri de eklenince bir anda "Suriye'ye savaş!" ihtimali konuşulur oldu. Türk halkının çoğu Suriye ile savaşmak fikrinden rahatsız görebildiğim kadarıyla, ama savaş lobisi ve gerekçeleri de var.


Derken: Suriye'de düşürülen uçağımız veya Suriye'nin düşürdüğü uçağımız. Ve kayıp, haber alınamayan pilotlar...? (Neyin ne olduğunu bilmiyoruz. Dış İşleri başka, Amerikan basını başka, El Cezire başka şeyler söyledi. 22 Haziran öğlesinde Hatay yakınlarında düşürülen F4 tipi savaş uçağımız ile ilgili  daha önceki  blog yazım
için  bakınız)  

Akçakale'ye top atışları ve ölülerimiz, yaralılarımız...
(3 Ekim 2012 - Suriye'de sınıra yakın çatışmalar sırasında Akçakale'ye top mermisi düştü:  5 ölü, çok sayıda yaralı.
4 Ekim 2012 - Suriye'ye sınır ötesi operasyon tezkeresi Meclis'ten geçti.
AKP ile MHP birlikte tezkereyi geçirdi.)


Suriye iç savaşında ölüler, iki ordunun ateşi arasında kalan siviller... Suriyeli mülteciler ve Türkiye kampları...
Resmi açıklamalara göre bugün 120 bin mültecinin ülkemizde bulunduğu söyleniyor, ve sayı gittikçe artıyor.


ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)  farklı grupları bünyesinde barındıran bölünmüş bir yapı. Suriye rejiminin muhalifi olan İslami grupları yoğun olarak içeriyor. Çatışmalarda yaralanan ÖSO mensuplarının, Türkiye'de Kilis ve Gaziantep başta olmak üzere çeşitli illerdeki hastanelerde tedavi edildikleri, acil durumlarda dahi T.C. vatandaşlarının bu hastanelere alınmadıkları, Türkiye'ye sınırdan geçiş yapan bazı kişilerin geceleri Suriye'ye geçerek çeşitli eylemlerde bulundukları ve tekrar kamplara döndükleri belirtilmekte.



Rusya ve İran'ın Esad desteği... Suriye'ye uçusu sırasında indirilen Rus uçağında çıkan askeri teçhizat...
Ve yakılıp yıkılan Suriye şehirleri...
Halep (Aleppo), ki dünyanın en eski şehirlerinden biri olduğu söyleniyor + Suriye'nin en büyük şehri, tüm tarihi dokusuyla birlikte yakılıp yıkıldı. Aşağıda (solda) Halep Emevi Cami'nin eskiden avlusunda çekilmiş bir fotosunu ve (sağda) yangından sonraki son halini görüyorsunuz. Hristiyanlar açısından da kutsal sayılan mekanda, Emevilerin Suriye'yi fethi sonrasında cami inşası başlamış (MS 715). Tarihte çeşitli zamanlarda restorasyonlar geçirmiş yapının Selçuklu-Memlük mimarisini yansıtan bir şaheser olduğu söyleniyor.





Almanya'da bir hayvanat bahçesinde "Dünyanin en tehlikeli hayvan türü" diye yazan bir bölüm vardır. Oku takip edip içeri girdiğinizde loş ortamda sadece bir "AYNA" görürsünüz.   (@EsrefZaim)

Eline silah geçince insanoğlunun içine bir şeyler kaçıyor galiba. Bu nasıl bir vahşetle Yok oluş/Yok ediş?   Dehşet fotoğraflarla Suriye:
http://www.theatlantic.com/infocus/2012/11/syria-in-ruins/100402



6 Kasım 2012'de Mavi Marmara sorumlularının İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde yargılanması başladı demiştik.  Bu süreçte İsrail ile ilgili çok hızlı bazı gelişmeler yaşandı. Kontrolü altındaki Golan Tepeleri'ne isabet eden Suriye'ye ait havan toplarına misilleme olarak önce uyarı ateşi açtı, ertesi gün de bazı hedefleri doğrudan vurdu. Böylece Yom Kippur Savaşı'ndan (1973 Arab–Israeli War or Fourth Arab–Israeli War) bu yana İsrail ilk kez Suriye'ye resmi olarak ateş açtı.

11 Kasım'da İsrail Başbakanı Netanyahu,  İsrail'deki büyükelçilere bir konferans vererek olası bir Gazze saldırısının sinyallerini verdi. İsrail seçimlerine haftalar hala, haftasonu Gazze'den İsrail'e yapılmış roket saldırılarına karşı çeşitli askeri müdahaleler olabileceği anlaşıldı.
(İsrail'in bugün yaptığı kanlı seçim yatırımın bir benzerini, AKP de seçim öncesi Mavi Marmara ile yapmıştı.)


Derken Ürdün'de Kral karşıtı devrimci gösteriler başladı.
(Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.)

Ve 14 Kasım'da İsrail Gazze'yi vurdu. Gazze'ye bombalar yağdı. Militanların yanı sıra yine siviller öldü.

Twitter'da bir gazeteci şöyle yazdı:
Beklenen  "Ortadoğu savaşı"  için yeni hamleler bunlar. "Beklenen savaş"ı,  ama Gazze'den,  ama Ürdün'den,  ama Şam'dan,  başlatma azmindeler.
(Faruk Mercan  - ‏ @farukmercan)


Twitter demişken...  İsrail, Twitter üzerinden Gazze'ye savaş ilan etti. Bu, dünya tarihinde bir ilk.  İsrail Savunma Kuvvetleri resmi sözcüsü imzasıyla IDFSpokesperson adresinden yapılan açıklamalar dehşetengizdi! Sanırım hem askeri hem siyasi hem ideolojik hem de bir PR merkezi bir birim burası ki bir dizi tvit atıldı. Önyargılı olduğumu veya saçmaladığımı düşünenler zahmet edip ilgili açıklamaları Şuradan veya link verdiğim resmi Twitter hesabından inceleyebilirler.
İsrail Ordusu,  Gazze'ye yönelik  14 Kasım 2012'de başlattığı saldırıya
"Bulut Sütunu / Operation Pillar of Cloud / Operation Pillar of Defense" ismini verdi. İfadenin Tevrat'ta geçtiği söyleniyor.  (Bir askeri operasyona mukaddes kitaptan isim vermek?)   Hamas'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Tugayları'nın iki numaralı ismi Ahmet Cabari, nokta atışlı bir hava saldırısı ile aracı hareket halindeyken öldürüldü ve görüntüler paylaşıldı. Cabari, çeşitli terörist eylemler ile 2006 yılında İsrail askeri Gilad Şhalit'in kaçırılmasının arkasındaki beyin olarak gösteriliyordu.


Tüm bu gelişmeler ışığında sosyal medyada İsrail kınandı, İsrail karşıtı eleştiriler Yahudi nefreti ile harmanlandı, Kudüs fethedilmek istendi,  mazlumun yanında yer alındı,  kendi ablukası altındaki bir gettoya uyguladığı bu orantısız şiddet kınandı...
Suriye'de Esad,  Ürdün'de Abdullah'ın derin bir nefes aldığı söylendi...
Sadece Filistin denince duyarlı olanlar,  kendi halklarına nefret yağdırırken Filistinliler için kahroldu...  Notlarımın hepsini buraya aktarabilmek zor. Keyfi bir seçim ile birkaç tanesini paylaşmakla yetineyim.

Israil'e dayılanmak güzel,  mahkeme kurup yargılamak da fakat netice;  #GazaUnderAttack.  Ambargo kalkmadığı gibi bir de insanlar ölüyor.   (@MeetCan)

Türkiye'de laiklik elden gidiyor diye CHP'yle kader birliği edip ver yansın eden İsrail,  Gazze'ye yaptığı operasyona Tevrat'tan isim vermiş.   (@Global Good Guy)

Temelde zaten Kuran'ı siyasetlerine alet edenlerle Mevcut Tevrat'ı siyasetlerine alet edenlerin kavgası savaşı bu! /
HAMAS da asker sivil ayırmadan roket gönderiyor,  İSRAİL de ona daha orantısız bir şekilde karşılık veriyor..  ikisi de zulm ediyor son tahlilde!
(@Bhdr_Arg)

@MJayRosenberg, bir Yahudi olarak düşünce ve tepkilerini pek çok tviti ile dile getirdi.  Bunlar arasında dikkate değer şeyler var,  dört tanesini burada alıntılıyorum:
(1) Israel occupies, blockades, settles, evicts, invades, brutalizes, kills. But it is always the victim.
(2) Any Jew who supports what Israel is doing is no Jew in the eyes of God.  Israel is killing children.
(3) I am glad Twitter exists so I can publicly say:  I am a Jew & Israel's behavior makes me sick.  Netanyahu, Barak, Lieberman r war criminals.
(4) Israel's tweets celebrating killing makes me glad Germany didnt have Twitter in 1942.  "Ahmed Jabari: Eliminated. http://pic.twitter.com/Kd7vUpv5"

Bu şekil bir kafa yapısı ve böylesi bir dil ("Eliminated"?) , bölgede terörizmi her zaman canlı tutar zaten ve yer altına yeni inenler ile bu savaş "rutinleşir". Yukarıdaki linklerden birinde de geçmişti, IDF'in bir tviti  ("We recommend that no Hamas operatives,  whether low level or senior leaders,  show their faces above ground in the days ahead") bana daha önce yazdığım  "Fareler ve İnsanlar"  yazımı hatırlattı. Yani ben bu dili kullanabilirim ama bir devletin kullanması aynı mı?  Mesela şu da birkaç saat önceki bir IDF tviti:
  "Good morning to our friends in  #America.  While you were sleeping,
3 Israelis were killed when a rocket hit their house.
"  ("Amerika'daki arkadaşlarımıza günaydın.  Siz uyurken,  3 İsrailli evlerine bir roket isabet ederek öldü.")

Bu arada Hamas da  "Cehennemin kapıları açıldı / (The occupation has opened the gates of hell)"  diyerek peş peşe İsrail'e füze saldırıları yapmaya başladı.  İsrail'in Demir Kubbe  (Iron Dome)  sistemi,  atılan roketleri imha ediyor normalde;  ancak her nasılsa bir tane roket bir evin çatısına isabet ederek 3 İsrail vatandaşının ölümüne yol açtı.   Aşağıdaki resimde ise öldürülmüş bebeğine sarılarak ağlayan bir Filistinli baba.



Twitter'da  Ayşe Böhürler  şunu sordu:
İsrail yüzlerce kez Gazze'yi bombalarken,  onu bundan vazgeçirecek gerçekçi ve uygulanabilir bir önerisi olan var mı?  #Gazzeateşaltında

Onlarca cevap geldi.  Farklı olan bazıları şunlardı:
"Savaşarak büyük İsrail'i kuracaklarına iman edenlere  anladıkları dilden konuşmak zorundasınız."  Prof. ERBAKAN

Kendi savaş uçağımız füzelerimiz uydumuz vb teknolojimiz durdurabilir..  Boş mitingler yerine bunun için çalışsak diyorum.

Mesela 2010 yılında İsrail'in OECD'ye üyeliğine ret oyu vermeliydik. Yaptık mı? Hayır.

Yahudileri düşman görmeyip gerçekten saygı duyarak işe başlayabilir müslümanlar.  Tarihsel düşmanı kendinde öldürerek önce.   (@ozgurveinsan)

Muslumanlarin egitilmesi bunun cozumu.  Dunyayi kendine dusman sanarsan, dusman olur.   (@arabeskapachi)


.........İsrail saldırılarına karşı düzenlenen protestoya katılan bir gözlemci ise şöyle yazdı:
İsrail hukumetiyle birlikte  Yahudilere yönelik tehdit/nefret sloganlarının da atıldığı protestoda,  intikam vurgusu önemli bir yer tutuyordu. (@_researcher)

Ve son alıntı:
Siyasetçiler insaniyete değil  çıkara göre saf tutar;  dün Esed'e "kardeş" der bugün "zalim",  Filistin'de özgürlük Suriye'de dikta isteyebilir.
Demem o ki, siyasetçiler hiç samimi değil doğru; ama aslen oturduğu yerden izleyen bizler de öyle çok samimi değiliz. Zaten sorun da bu.   (@hkubra)








Son sözüm:
Ölü sayıları sürekli artıyor.  Belki onlarca terörist öldürüyorlar bugün, ama yerlerine geçmeye hevesli bir o kadarını da yaratmaktalar. Hamas'ı tamamen bitirebilirler. O zaman da İslami Cihad boşluğu doldurur? Onu da bitirseler, Müslüman Kardeşler... Ve bu döngü bu şekilde devam eder.
Israel'in yaptığı daha çok abluka altındaki bir gettoya bombalar yağdırma ve insan öldürme oyununa döndü, ta ki jenosit gerçekleşene kadar. Sadece kendi topraklarını değil;  bir günü diğer gününü tutmayan karışık bölgeyi de tamamen kırılganlaştırdılar.
Amaç  terörü sürekli canlı tutarak savaş lobiciliği mi?




EDIT:   23 Kasım 2015 Pazartesi günü,  Türkiye sınırına yakın uçuşu sırasında hava sahasını ihlal etmesi ve uyarılara cevap vermemesi gerekçesi ile Türkiye bir Rus savaş uçağını düşürdü.   ("Russian warplane shot down near Turkey-Syria border")

Pilotları aramak için bölgeye gelen yere inmiş bir Rus helikopterini,  "Bayırbucak Türkmenleri"  (çoğumuz adlarını ilk kez bu olayla duydu)  tekbir sesleri eşliğinde vurmuşlar.   Tahmin edileceği üzre,  Erdoğan'a ateş püsküren muhalefetimiz şimdi de Putinci oldu.  İlginç bir şekilde,  Fethullahçılar ise ilk kez,  hem de böylesi sivri bir olayda, hükümet üzerinden Erdoğan'ı eleştirmiyor gözüküyor. Gayet olumlu ve normal değerlendiriyor gibiler...

Bu arada  "Katil/Diktatör Esad insanları öldürüyor!"  söylemi devam ediyor. Yer yer çok koyulaşan bir mezhepçilik de dikkat çekmekte...



20 etiket sınırından ötürü bu yazıya şunlar gibi bazı tag'leri ekleyemedim:
2003, 2015, medya, mimari, siyaset, sorular


28 Mayıs 2012 Pazartesi

..... Uludere üzerine alıntılar

28 Aralık 2011 akşamı  saat dokuz buçuğu biraz geçe,  Türk Hava Kuvvetleri'nin Şırnak-Uludere ilçesi yakınlarındaki  Irak topraklarında  F-16 savaş uçaklarıyla yaptığı bombardıman sonucunda 34 vatandaşımızın hayatını kaybettiği  Uludere Operasyonu  üzerine yazılmış bazı köşe yazılarına  link vermek istiyorum.

İlki Yeni Şafak'tan.  Normalde okuduğum bir gazete değil,  dolayısıyla yazarlarını tanımıyorum. Ancak değişik medya siteleri kanalıyla dinci basından gelen en sert eleştirilerden biri olarak sunuldu bu yazı:

Ali AKEL  /  Yeni Şafak  -  Özür açıklanmaz, özür dilenir!
Diyorsunuz ki, "Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki." Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında 'katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist' zanneden silahlı kuvvetleriniz.
İdris Naim Şahin adını taşıyan bir İçişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.

Ufak anekdotlar da içeren bir başka yazı:
Mehmet Ali BİRAND  /  Posta  -  Şahin, bu defa büyük bir ağaç devirdi ve altında kalacak...
Bu kafa ile biz ne Kürt Sorunu'nu çözebilir ne de terörle demokratik kurallar çerçevesinde mücadele edebiliriz.
...
Siyasilere açık ve cesur bir özür bile fazla geliyorsa, özür ve yaptırım terör örgütünün isteği olarak yorumlanıyorsa,  en azından
Kürt meselesi açısından eski mantık,  eski düzen,
eski ideoloji yeniden ürüyor demektir.
...
Bakanın sözlerinin bir ilerisi şudur zira:
"Onlar zaten Kürt'tü..."

Siyasetçiler ve hükumeti eleştirmekten gayrı,  halk ve insanlarımızı da sorumluluk çerçevesinde eleştiren bir diğer köşe yazısı:
Ahmet ALTAN  /  Taraf  -  Ölüm bile Eşitsiz  (*)
Bu ülkedeki korkunç eşitsizliği görmüyorlar mı?
Doğal mı buluyorlar bu eşitsizliği, bu ülkenin vatandaşlarının bir kısmı çocuklarına anadilde eğitim verirken diğerlerinin çocuklarını anadillerinde eğitememeleri, bunun "yasak" olması çok mu rahat kabul edilebilecek bir durum?
...
Bu ülke zaten bölünmüş.
Yaşadığınız ülkede, "34 insanı öldürüldüğünde" hükümetin aldırmadığı, "tazminatsa tazminat kardeşim" dediği bir halkla, "her canı" ayrı ayrı kıymetli başka bir halk var. Hayatta da eşit değiller, ölümde de eşit değiller.  Bu "bölünme" değilse nedir?
...
Anlamadığım Türklerin neden içi acımıyor, neden Türkler ayağa kalkmıyor, neden Türkler hesap sormuyor?
Türk olmak böyle bir şey mi, ırkçı mıyız biz, insafsız mıyız, başkalarının dertlerine, acılarına bu kadar bigâne, bu kadar bencil miyiz?
Öldürülen bizden değilse başımızı çevirir geçer miyiz?
Böyle olduğumuz, böyle davrandığımız için mi "ne mutlu Türk'üm diyene"  diyeceğiz?
...
Uludere hepimizin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Bu gerçeği görüp de "mutlu" olmak ayıptır.



Ölüleri anımsatarak savaşı yükseltmek mi istiyor?
Asker, polis, gerilla ölümlerine yol açan çatışmaların temelinde inkar edilen bir halk,  yok varsayılan bir kültür, tanınmayan demokratik haklar,  azgın bir sömürü ile sınırsız kibir  ve güçlünün zalimliği var.  Başbakan bunları özellikle gözden uzak tutarak güvenlik ve savaş politikalarında ısrar edeceğini söylüyor.  Yani daha çok ölüm,  acı ve yalan.
(çıkarsız - 29 Mayıs 2012,  Radikal Online)

Tasma
Kimse size gelin de bu Kürd Sorununu çözün demedi Sayın Başbakan. Siz ne hikmetse nereden zuhur ettiyse çıkıp Kürdlere ve Demokrasi Özgürlük Eşitlik Eşit Paylaşım ve Demokrasi isteyen Türkiye Halklarına çözüm üreteceğinizi söylediniz.  Bugün gelinen noktada bunların hikayeden halkların taleplerinin üzerinden İktidarı ele geçirmek için manüplasyon ve siyasi manevradan öte birşey olmadığı çıktı meydane.  AKePe ve Siyaseti İdeolojisi,  küresel kapitalizmin ve onun yerli bağlantılarının desteğinde artık duvara toslamış dağılmış eski vesayetin, paçavraya dönmüş iflas etmiş Kemalist paradigmanın yerine inşa edilen Yeni Vesayettir.  Bu toprakların Ötekilerini,  Türkiyeli Demokratları,  Demokrasi Talebinde bulunan Kitleleri kandıramadığını gördüğünde, projenin peşine takamadığını gördüğünde kasedi başa sarıp işi Türk Irkçılığına Sunni Şövenizmine dökmüştür sayın Başbakan.  Milliyetçi Cepheyi yeniden inşa etmiştir. Hepsi budur. Bugün Devlet Bahçeli de İçişleri bakanına verdiği destekle bunu teyyid etmiştir.  Başbakan tasmasını tutamadıklarından feveran etmekte, onlara kara çalmaya çalışmaktadır. Tasmasını tuttukları kendisine yetmiyor olacak herhal.  Lakin Arta Kalanların tasması yok,  kimse tutamadı,  tasma da takamadı,  tutamayacak ve tasma takamayacak.  Şimdi tasmasını tuttukları ile yürüsün bu yolları...
(blueknife)

-----
Son gelişme:   Yeni Şafak,  yukarıda alıntılamış olduğım yazısı nedeniyle Ali Akel'in işine son verdi.  Toplamda 16 yıldır ilgili gazetede muhabirlik,  haber müdürlüğü,  yazı işleri müdürlüğü ve son beş yıldır da Washington temsilciliği yapıyormuş kendisi.  Bakınız "Tasma" lafı ne kadar da çabuk yerini buldu ve böylece  Türk basın tarihinde tasması selahiyetle çekilmiş gazetecilerin -şimdilik-  en sonuncusu oldu Ali Akel.


24 Mayıs 2012 Perşembe

 Kıssadan Hisse   (Uludere 1)

Tarih: 29 Ocak 2009. Bir Türk Başbakan hatırlarsanız Davos'ta "One Minute!" diyerek halkının gözünde devleşmişti. Katıldığı bir panelde konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e: "Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok çıkması bir suçluluk piskolojisinin gereğidir"  demiş ve eklemişti:  "Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz... Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü,  nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum."
 Yaptığı Ortadoğu seyahatlerinde İsrail bahsi açıldığında:  "Biz gerektiğinde katile katil diyeceğiz. Katilden de hesabını soracağız"  açıklamlarını yapıyordu.

Aradan 3 yıl geçti.  12 Eylül 2010 Referandumu'ndan sonra AK Parti'nin rotası "demokratik değerlere önem vererek değişim ve gelişim" hattından giderek otoriterleşen devletçi bir kimliğe kaymaya başladı. Bloğuma yazmadığım bu çok uzun dönemde gerçekleşen dikkate değer bazı olaylara başlıklar halinde bir göz atalım. Bakalım "katile katil deyip hesap soranlar"ın ülkesinde neler olmuş:

Uludere Katliamı
28 Aralık 2011'de Şırnak - Kuzey Irak sınırında,  TSK'ya ait
F-16'ların o bölgede uzun yıllardır kaçakçılık yaptığı söylenen köylüleri geri dönüş yolunda bombaladığını öğrendik.
Bir istihbarata göre PKK'lı oldukları ihbarı varmış...
Ve 35 beden
...................paramparça!

Ölenler "terörist" değil,  "yabancı" değil,  onlar bu ülkenin vatandaşları (idiler). Dahası  "sivil insanlar"(dı).
Özür yok.  (Tazminat var.)  Açıklama uzun zaman yoktu,  (gündem gereği bir şeyler söylendi ve söyleniyor)... Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e teşekkür var. Kurtulmayı başarmış olanlara "kaçakçılık"tan açılmış hukuki davalar var.
Burası Türkiye.   (bkz: Uludere Üzerine alıntılar)


Suriye ve İran ile gerginlik...
"Komşularla sıfır sorun" diye çıktığımız yolda adım adım yaklaştığımız nokta umarım  "Yurtta savaş, dünyada savaş!"  olmaz.


Bir dava daha selahiyetle sonuçlandı
19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul'un en işlek caddelerinden birinde vurulmuştu. (Nihayet onca hedef göstermeden sonra.)

Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti bir "Hukuk devleti" olduğundan, tetikçileri mahkemeye çıkarılarak yargılandı.  Sonuçta hakikaten de "Örgüt yok, milliyetçi duygu var"  imiş; Celalettin Cerrah'ın kulakları çınlasın!
#ironi

16 Ocak 2012 Pazartesi

 "Ermeni Soykırımı"nı Tartışma Eşiğinde

Uzun zamandır yazmıyorum buraya.  Köprünün altından çok sular aktı. Kişiselde kayıplar  (üzerimde büyük etkisi olan teyzemi kaybettim), bitişler-yeni başlangıç hayalleri, korkular, ameliyatlar... Ülke gündemi derseniz her şey jet hızıyla alıp başını gidiyor.  Çocukluğumun ellerinde olduğu teyzemin yoğun bakımdan çıkamayışı  (Aralık 2011)  ve tam o günlerde Ekşi Sözlük'teki bir olay (?) beni tekrar yazmaya teşvik etti.


Mevzu:  Ermeni Soykırımı
Hukuk eğitimi aldığını söyleyen ve hukuki yaklaşımlardan pek de hazetmediğini uzata uzata örneklendiren bir sözlük hacivatı ile iletişime geçtiğimde, cevapları karşısında hayretlerimi ifade edebilmem zor.

Kendi ifadesine göre;  "çok şükür Allah korkusu olan",  "bunun aksi insanlardan olmadığından, vicdansız şerefsiz sabit fikirli ve önyargılı olmasının mümkün olmadığını"  beyan eden, "Müslümanlar katliam yapmaz" eşiğini çoktan aşmış bu sabit fikirli yazarın;  ırkçı, milliyetçi, ulusalcı ve İslam soslu entry'si  -tahmin edileceği üzre-  Ekşi Sözlük haftanın en beğenilen entryleri listesine de girmiş.

Türk milleti adına,  kendi ifadesi ile "dik duruş" sergileyen bu yazara benim gönderdiğim mesaj şu idi:
(#26717342)  hukuktan nefret ettiğinizi söylemişsiniz ama kendi eleştirdiğiniz bakış açısını fevkalade yüklendiğiniz görülebiliyor.  ekşi sözlük, hatta neredeyse tüm sözlükler milliyetçi yuvası olduklarından alkışlayanınız da boldur, şüphesiz. yalnız ben entrynizi  "ermeniler bizden özür dilesin ve tazminat ödesin" diye bitirmemenizi yadırgadım,  onu paylaşmak istedim.  böylece daha tutarlı bir dik duruş sergileyebilirdiniz oysa.

Olayın "Hukuksal" boyutu üzerinde kafa yoran, hukuk eğitimi almış yazardan gelen cevaplara karşı yaşadığım şaşkınlıkların da etkisi ile, ilgili başlığa yazdığım entry şöyle oldu:
Allah korkusu olan insanlar olarak orantısız bir katletmeyi, (müslüman halkı öldürmek veya zarar vermek gibi hiç bir eyleme karışmamış) yüzbinlerce masum insanın mallarına konmayı ve bir milleti kendi anavatınından söküp öldürüp uzaklara sürmeyi gerçekleştirebilecek kadar şerefli, yüksek fikirli ve önyargısız olanların savundukları ve akladıkları bir olay. çok şükür, ne mutlu ki milletimizin hukuk fakültelerinden osmanlı'nın dahi savunmadığı ayıplarını aklamak için seferber olacak kadar böylesi dik duruş sergileyen hukukçular fabrikasyon şekilde çıkış yapıyor.
------------------------------------------------------------------------------


Son günlerde, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İnsan Hakları dersleri veren Prof. Anıl Çeçen'in açıklamaları da dikkat çekmekte:

"İnsan Hakları Sözleşmesi geçerliliğini yitirdi. Savaş hukuku uygulansın.... Göstericilere füze atılsın. 40-50 kişinin toplandığını uzaydan tesbit ettiğimiz anda, toplananları füze atıp imha edelim... Türklere doğum kontrolü yapılıyor ama yoksul Kürtlerin on çocuğu var. Ben araştırdım, Dünya Bankası bunlara para ödüyor.  Ortada bir plan var"  diyen bir hukukçu kendisi.

Böyle insanların hukukçu olduğu bir yer işte Türkiye.

"Halkımız cahil"  mottosundaki eğitimli  (pardon "yüksek öğrenimli")  kitlemiz, bünyesinden gerçekten öyle bir hukuk ordusu çıkarmış ki;  hele "milli meselelerimiz"  kategorisi söz konusu olduğunda o derece sırıtan bir dinci-milliyetçi jargonları var ki...  O derece "dik duruş" sergiliyorlar ve bu (t)arzın toplumda o derece talebi var ki...



  • Ekşi Sözlük başlığındaki şahsi görüşüm/entry'm  şurada.
    ("entry" demezsek sözlüğü tanımıyorsun muamelesi çekilebiliyor amman dikkat!)
  • Anıl Çeçen hakkındaki bir yorumdan alıntı:
Ulu önderine borcunu ne yapsa ödeyemeyecek bir Kemalist. Ulu önder olmasaydı kendisi gibi birinin hukuk fakültesinde insan hakları dersi verdiği bu cumhuriyet olur muydu, olabilir miydi?  Ya da ne bileyim Sabiha Gökçen gibi bir ulu pilotumuz mesela, olabilir miydi? Hepimiz çok şey borçluyuz ulu önderimize...

Savaş hukuku, Cenevre Sözleşmesi, İç savaş saptaması filan benim bildiğim kadarıyla PKK'nın kabulünü talep ettiği şeyler. Sen ben keskin olmak adına "İç savaş ulan bunun adı" deriz de bir devlet yetkilisinin ağzından böyle şey duyamazsın. Çünkü neden, çünkü bu resmîleşirse PKK "savaşan taraf" statüsü kazanır. Bunu kazanınca da misal Akdeniz'de silah yüklü gemiye PKK bayrağı çekilince uluslararası sularda o gemiye kimse ilişemez. Hiç sanmam ama, bunu mu istiyormuş? Yok, değildir. Herhalde onun istediği TC'nin tek taraflı olarak "savaşan taraf" kabul edilmesi, Diyarbakır'ı bile bombalasa insanlık adına kimselerin  "Şşşt alooo, n'apıyon bilader?"  dememesi.
(mehmet ordekci.  12/01/2012,  Ek$i)