27 Haziran 2012 Çarşamba

Suriye, Türk savaş uçağını düşürdü!


Biz son zamanlarda Akdeniz'de kaç kişi kaybettik?


Dokuz insanımızı Mavi Marmara'da İsrail öldürdü.
İki pilotumuzu da Suriye vurdu.


Cumhuriyet tarihi boyunca, Akdeniz'de bu kadar kısa zamanda bu kadar çok insan kaybetmedik biz. Olmayan "işler" neden şimdi birdenbire olmaya başladı?


22 Haziran 2012 öğlesinde, F4 tipi bir savaş uçağımız Suriye tarafından Hatay yakınlarında düşürüldü. 24 Haziran sabahında Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kameralar karşısına geçti ve hükümetin ilk açıklamalarını yaptı. "Uçağın Doğu Akdeniz'de test ve eğitim amaçlı bulunduğunu, tek (solo) ve silahsız uçuş yaptığını" söyledi.

"Bu uçuşlar ilk defa yapılmıyor, alçak uçuş yapma sebebi de odur, radar testleriyle alakalı. Suriye sınırlarına 13 mil uzakta bulunuyordu, yani uluslararası hava sahasındaydı... Uçak hava sahamıza döndükten 15 dakika sonra bu olay yaşanıyor. Kontrolü kaybettikten sonra Suriye karasularına düşüyor.
Bir saldırı söz konusu. Suriye'ye birçok ülke tarafından ihlaller olmuştur, ancak hiçbirinde böyle bir adım atılmamıştır.
Kimse Türkiye'nin kapasitesini test etmeye kalkmasın.
"

(Ve tahmin edileceği gibi, konuşmanın geri kalan bölümlerinde yine NATO, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, istişareler, dünya liderleri ile telefon konuşmaları...   Suriye mallarını boykot veya "Suriye bizden özür dilesin" siyaseti başlarsa yakında, ona da şaşırmam. Nasılsa özür listesi kabardıkça kabarıyor.)



"Bize kimse dokunamaz" inancıyla yola çıkıp, "dokunulduktan" sonra da şaşırıp kalıyoruz.

Mavi Marmara'ya İsrail'in "dokunamayacağı" inancıyla o gemiyi yola çıkardılar.
İsrail, hem de uluslararası sularda insafsız bir baskınla insanlarımızı öldürdü. Kabul edelim ki bu normalde bir savaş nedenidir.

Bir devlet, o insanları yola koyduğunda bunun sonuçlarını hesap eder ve insanlarına saldırıldığında bunun cevabını "askerî" olarak vermeyi de baştan düşünüp planlar.
Savaşamayacaksa, hem insanlarını kaybedeceği, hem de utanacağı bir işe girişmez.
...
Biz insanlarımızı kaybettik, biraz bağırıp çağırıp, o ölümleri sineye çektik.
Mavi Marmara, Türkiye'nin "dokunulabilir" olduğunu bütün dünyaya gösterdi.
Bir devletin saygıdeğer ve güçlü olabilmesi için böyle kolay "dokunulabilir" de olmaması gerekir. Dokunulabilir bir hâldeysen, başkalarının dokunabilecekleri ortamları baştan yaratmazsın.
(Ahmet Altan, Uçak. 24 Haziran 2012, Taraf) (tam metin)

(Yorumlarına şapka çıkartıyorum.)





-Miscellaneous-
  • "İsrail uçakları Hatay semalarında cirit atıyor." Uçak düşürme vakasının bir iki gün öncesinde sosyal medya ve yazılı basında gündeme gelen bir konu idi. (Haber) (Video)


  • Ürdün'e kaçan Suriyeli pilot Hasan El Hamade: "İsrail uçakları Suriye hava sahasını geçen ay tam üç kez ihlal etti. Ateş emri verilmedi."



  • Olay sonrası Twitter taramalarımda, Osmanlıcılık düşüncesinin pek çok ürünü ile karşılaştım.
    Nihat Doğan'dan dikkat çeken bazı Suriye seçmeleri şöyle:

    "İcimizdeki savasin sona ermesi icin disariyla SAVAS sart, tekrar beraber can vermeli beraber aglamali kardes oldugumuzu hatirlamaliyiz....."
    "Hali hazirda Suriye kendi icinde muhaliflerle catisiyorken bu firsati kacirmayip Suriye'yi isgal etmeliyiz yoksa New Ottoman yalan olur...."   (@Nihatdogan_ND)


    • Mavi Marmara saldırısı sonrası, televizyon tartışmalarının kadrolu demirbaşı bazı gazetecilerimiz, yaşanan kanlı olay ve sonrasındaki diplomasi trafiğini "Türkiye'nin prestiji arttı" şeklinde yorumlamışlardı. Konuklardan Nazlı ILICAK, Davutoğlu ve Erdoğan'ı övüyor, kendilerini tebrik ediyordu...
      Şimdi çıkıp bu uçak düşürülme hadisesini de "prestij"e bağlarlarsa şaşmam, hatta belki diyen olmuştur bile.   Öyle ya, Türkiye'nin talebiyle NATO konuyu ele aldı. "İşte Tayyip Erdoğan ve hükümetin diplomasi zaferi!" diyenler de çıkacaktır elbette.   (bkz: Çene İshali)



    • "Galiba Kıbrıs'ı çözemeyince, biz de Gazze'ye yöneldik..."
      Mehmet Altan - Ankara'dan Lahey'e nasıl gidilir?

      (Okunması gereken bir yazı)



    • Aynı şey Mavi Marmara'da da olmuştu. Öldüremezler sandılar, öldürdüler. Burada da düşüremez sandılar düşürdüler. / Türkiye'nin "caydırıcı devlet" olması için önce Kürt Meselesi'ni halletmesi gerektiğini anlamasına ise daha epey var. / Barış zamanı bir uçağının sınırı geçip geçmediğini, nerede düşürüldüğünü 30 saatte tespit edemeyen bir ordunun savaştaki halini düşünün!
      (@HurAyse - Ayşe Hür)


      Uludere'de elinde bidon olan gençlere hava saldırısı düzenleten odak ile Suriye hava sahasına izinsiz uçağımızı daldıran ve düşürten odak aynı. / Her ne hikmet ise Suriye hava sahasını ihlal eden uçaklar Telaviv den kalkan uçaklar olunca düşür(e)mez.., Malatyadan kalkanı düşürür işte / Suriye'ye doğrudan savaş açıl(a)mamasındaki en önemli balans Mavi Marmara baskınıdır: İsraile savaş ilan edemeyen Turkiye, Suriyeye edemez++   (@Bahadir_Arig)


      Komşu bir ülke ile gerilimi aylardır adım adım tırmandırırsanız böyle bir krizde şimdi kara kara ne yapacağınızı düşünürsünüz işte... / Senin önüne gelene habire verdiğin 'nota'ları, yıllardır her türlü hamallığını çektiğin Nato bile umursamıyorsa, zor dostum zor! / NATO'nun Türkiye Suriye krizi ile ilgili açıklamasının çevirisi; Türkiye'ye 'Başınızın çaresine bakın!'; Suriye'ye 'Çok ayıp!' (@cuneytozdemir - Cüneyt Özdemir)


      Komşularla sıfır sorundan, sıfır komşuya doğru çok hızlı yol alındı. (@lorinaryen)


      Erdogan'in Uludere'de yaptigi gibi parasi neyse verelim ama ozur dilemem derse, Suriye'ye ne diyecegiz?
      Hukumetin yaptigi hata sogukkanli olup Suriye'ye fevri bir reaksiyon vermemek degil, bugune kadarki dengesiz ve tutarsiz Suriye politikasi!
      Turk ucagini dusuren ulkenin hareketine planlı veya provokasyon amaçlı bir eylem degil diyen Rusya'ya nukleer reaktor yaptiriyoruz. (@cenksidar)


      Vahdettin'in mezarı Suriye'de durdukça, ki öyle olacak, bu iki ülke savaşmaz.
      Dedem simdi iki çuval un, iki çuval seker almıştır, savaş çıkacak diye. Ben de iki oyun aplikasyonu indireyim, karartma olursa oynarım.
      (@itaatsiz - Erkan Şimşek)


      Kemal Kılıçdaroğlu, "Yurtta sulh cihanda sulh" düsturunun insan hakları ihlallerine tepki göstermekle çeliştiğini düşünüyorsa yanılıyor.   + AKP de, insan hakları ihlallerine müdahale etmenin tek yolunun savaş olduğunu düşünüyorsa yanılıyor. Suriye'ye baskının başka yolları da var.
      Biri Kılıçdaroğlu'na 1992'de (CHP'nin devamı) SHP-DYP koalisyonu sırasında ABD Saratoga gemisi tarafından batırılan Muavenet'i hatırlatmalı. / Muavenet Zırhlısı'nın kasten batırıldığı anlaşıldığı halde SHPliler de dahil devletlülerimiz, 5 şehit ve 22 yaralıyı sineye çekmişti. / Olay NATO tatbikatı sırasında olmuştu. Yani "kadıyı kadıya şikayet etmek" söz konusuydu. ABD kaza olduğunda ısrar etti, olay kapandı.
      Pişkinliğe bak: Suriye muhalefetine ev sahipliği yap, silah ver, hava sahasını ihlal et, uçağını düşürünce de savaş açmakla tehdit et! (...) Bu yüzden Türkiye-Suriye savaşına karşıyım ve bu yüzden bizi bu aptal savaşa sokmak için o iki pilotumuzu ölüme yollayan hükümete kızgınım!   (Tekrar @HurAyse'den alıntılar)



    • "Suriye, bizim uçağın "hava sahasına girdiğini ve alçaktan uçtuğunu" söylüyor.
      Bir askerî keşif uçağını başka bir ülkenin hava sahasına göndermek o ülkeye "meydan okumaktır". Eğer o ülke silahlı bir ayaklanma yaşıyorsa ve sen bu silahlı ayaklanmayı destekliyorsan, bu "meydan okuma" ciddi bir boyut kazanır.
      Belki yanılıyorum ama benim tahminim, bizimkiler "Suriye bizim uçağımıza dokunamaz" inancıyla keşif uçağını o bölgeye gönderdi.
      Suriye, bu meydan okumaya daha beter bir meydan okumayla cevap vererek uçağı düşürdü. Normalde, kimse "hava sahasına" girdi diye uçak düşürmez çünkü bu "savaş" nedenidir. Suriye o uçağı düşürerek "savaşı" göze aldığını hem Türkiye'ye hem dünyaya ilan etmiş oluyor.
      Galiba, Suriye'nin en kuvvetli destekçilerinden olan Ruslar da Akdeniz'de Türkiye'ye bir tokat daha atılmasını istediler."



    İslamcı iktidarlar gücü ellerine aldıklarını hissettiklerinde, illaki kafalarında yaşattıkları yarı hayali bir zaman ve koşullara doğru ülkeyi ışınlamak ruhu ile dolup direksiyon kırıyorlar. Yeni dönemin yükselen Osmanlıcılık ruhu da buna eklenince risk kaçınılmaz.

    Anlaşılan o ki Suriye, Rus malı etkin hava savunma sistemlerini gerekli gördüğünde Türkiye'ye karşı kullanmakta kararlı. Türkiye ise Suriye ile askeri bir çatışma içine girme konusunda temkinli, tüm İttihatçı zihinlere rağmen...
    "Kendi ülkesiyle barışık olmayan bir ülkenin çevresiyle barışık olması mümkün değil" diyor Davutoğlu, Suriye'yi kast ederek. Peki biz kendimizle ne kadar barışığız acaba? Bölgesinde dev güç olma ataklarına başlamadan önce kendi iç kavgalarımızı bir hal yoluna koysak?

    Ek olarak;   Irak'ta başa geçirilen çuval, Mavi Marmara saldırısı ve ertesinde düşürülen bu uçak;   tüm bu olaylar Türk Medyası'nın sefil halini ortaya koyuyor. Başka bir blog yazımda da dediğim gibi, Türk Medyası'nın mevcut halinde iyileşme olmadan Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülebileceğine inanmıyorum.   İnsan kalitemiz ve demokrasi algımız ortada iken, Medyamızdan gelişme beklemek ise
    tam bir hayal (kırıklığı) olur.




    Ahmet Altan'ın yazısı ile başlamıştım, son nokta da onun yazısıyla:
    Türkiye "akıldışı" bir yöntemle, gereğinden fazla böbürlenmelerle, palavralarla yönetiliyor. Bazı yöneticiler, kendi uydurduklarına kendileri inanıyor.
    Bu kriz belki atlatılır ama Türkiye bu akılla yönetilmeye devam ederse korkarım bizim başımız belaya girecek, bu akıl toplumu belaya götürecek bir akıl çünkü.


    Hiç yorum yok: