25 Aralık 2010 Cumartesi

CHP'deki 2010 model değişim -devam

.
18 Aralık Cumartesi günü CHP 15. Olağanüstü Kurultayı gerçekleşti.
Bu ülkede her şey o kadar hızlı ve bardaktan boşanırcasına yaşanıyor ki, benim gibi anlamaya ve hissetmeye zaman ayırmaktan yana olan biri için gelişmeler takip edilemeyecek hızda... Bu halde medyadan ve farklı ortamlardan alıntılar yapmakla yetinmek durumundayım.
Öncelikle Kurultay ile ilgili kısa notlar: (ve Parantez içleri bana ait olacak şekilde araya serpiştirilmiş bazı yorumlarım)


*Kurultay'ın açılışını "Bütün Türkiye'nin ve CHP'nin Kurultayı'nı açıyorum" diyerek Kemal Kılıdçaroğlu yapmış.
(Halkçılığa vurgu)

*CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal ve Eski Genel Sekreter Önder Sav da Kurultay'a katılmışlar.

*CHP Pendik Gençlik Kollarının hazırladığı, yanda bir fotosunu görebileceğiniz şu pankart açılmış: "68 Ruhuyla halkın iktidarını kurmaya geliyoruz."
"Umudun adı Kemal", "Yandaşa değil yurttaşa hizmete geliyoruz" gibi iktidara göndermeler taşıyan çok sayıda pankartın daha olduğu söyleniyor.

*10. Yıl Marşı okunmuş.

*Konuşmaları sırasında halkçılığa vurgu yapan Kılıçdaroğlu, tüm yurttaşlara "Ayağa kalkın. Özgürlük isteyin. İsyan edin" çağrısı yapmış.
(Neye isyan? Baskılara mı, zulümlere mi, otoriteye mi? Neye? Sonra "özgürlük" derken kime özgürlük? Silivri'ye mi?)

*"Biz korkunun egemen olduğu değil; özgürlük ve barış türküleri söylenen bir ülke istiyoruz." Kemal Kılıçdaroğlu
(Bütün konuşmaları boyunca bir kez bile "Kürt sorunu" demediği not düşülen biri söylüyor bu özgürlük ve barış talebini. Barış hakkındaki şahsi görüşlerim mi? İnşallah.)

*Bütün ülkenin malum ortak sorunu hakkında konuşurken CHP Genel Başkanı'nın kullandığı tabir "Güneydoğu sorunu" olmuş.


*41 tane somut vaatte bulunmuş K.K.
(41 kere maşallah ve güzel günlere hep birlikte inşallah. Şöyle bir göz atalım, bakalım neler var.)

Yeni bir Anayasa. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılacak. Medya özgür ve bağımsız olacak. Telefon dinleyenlerden hesap sorulacak. Faili meçhuller aydınlatılacak. YÖK kaldırılacak. Üniversiteler özerkliğe kavuşacak. Üniversitelilerin yurt sorunu iki yıl içinde çözülecek. Harçlar kaldırılacak. Emeklilere vaatler bölümü. Mazot fiyatı yarıya indirilecek. Kadın ve genç temsili artırılacak. Yüzde 10 seçim barajı kaldırılacak. Siyasi Partiler Yasası demokratikleşecek. Milletvekili dokunulmazlıkları sınırlandırılacak. Milletvekilleri ve yöneticilerin mal bildirimleri açıklanacak. Şeffaflık. Sanatçıya özgürlük. GAP bir an önce tamamlanacak. Çevre talanı konusu. Üreticinin baş tacı olduğu bir ekonomik düzen kurulacak. Yoksulluk tarih olacak...... vesaire vesaire.



İşte siyasetten nefret etmemin temel nedenlerinden biri:
Yalanların havada uçuşması. Gerçekleştirilemeyecek şeyleri veya gerçek olması mümkün olmayan vaatleri çıkar uğruna pazarlayarak toplumlara hayal kırıklığı yaşatmak.
Biraz -kısaca- açayım:

# CHP'nin "yeni Anayasa" istemesi ne kadar samimi gözüküyor? Madem neden 12 Eylül Referandumu'nda "Hayır'da hayır vardır" dediler ve Anayasa değişimine karşı çıkmaktansa katkılarını ve önerilerini sunmadılar?

# "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi" kaldırılacak, özel yetkili mahkemeler artık olmayacakmış. (İnandırıcı mı? Misyonu askerin siyasetteki yerini sorgulamadan desteklemek olan bir parti için. CHP'nin seçmeni bu kadar cahil ve aptal insanlardan oluşmuyor, yalanlarla nereye kadar?)

# Faili meçhul davaları aydınlatılacakmış, Kemal Bey'in emri var. (Önce Dink cinayetinden başlayın isterseniz?)

# YÖK kaldırılacakmış. (Yersen. 12 Eylül ile üniversiteleri bitirmek için getirdikleri bu şukela kurumdan asla vazgeçemezler.)

# Üniversiteler özerkliğe kavuşacakmış. (Zaten "özerk" değiller miydi? Veya Atilla Yayla Kemalizm konusundaki eleştirel görüşleri nedeniyle üniversitesinden atıldığında neredeydiniz CHP olarak? "Özerklik" derken siz neyi kast ediyorsunuz? "CHP yanlısı görüşler" anlamında mı kullanıyorsunuz bu kelimeyi de? "Üniversiteler CHP görüşüne çekilecek" anlamında mı?)

# Harçlar kaldırılacakmış. (Harika! Ama aynı zamanda da "Oha!" Hangi bütçeyle döndürecek o eğitimi peki? TSK'ya ayrılan payda bir azalmaya da gitmeden üstelik, öylesine pat diye kaldırıyor adam harçları. Zaten alet edevatın belki asgarisi bile olmadan pozitif bilimlerde eğitim veriliyor, bide harçları kaldırınca neyi nasıl öğreneceğiz peki biz üniversitede?)

# Kadın temsili artacakmış. (İyi de... Seçilen kadın milletvekilleri kadınca ve kadın mantığıyla değil, erkek efendilerine hizmet babında yarış yapıyorlarsa banane.)

# Medya özgür ve bağımsız olacakmış. (Bunu yapmak hangi babayiğidin harcı? Dünyada bile tartışmalı olan bir konuyu sayın Kılıçdaroğlu bir hamle ile hallediverecek galiba.)

# Telefon dinlemeleri yasaklanacakmış. (Valla bence de yasaklansın. Ayrıca zamanında Uğur Dündar gizli kameralama yapıyordu, "bizden/bizdensin" olunca sorun yaratmaması geldi birden aklıma.)

# Mazot fiyatı yarıya indirilecekmiş. (Allahtan "Mazot 1 YTL" dememiş!)

# Yüzde 10 seçim barajı kaldırılacak-mış. (Yıllardır her gelen ve gelemeyen iktidarın söyleyip durduğu bir temcit pilavı.)

# Şeffaflık. (Şeffaflık isteyen, ülkenin harcamalarının en önemli ve en büyük payını alan askeri harcamalar nereye gidiyor, denetimi olsun bunu ister. Keza üniversiteler de kendilerine ayrılan paylar ile ne yapıyor? Hacettepe Üniversitesi sürekli Beytepe Kampüsü'nün girişine asfalt yapmakla meşgul mesela, 1.5 senedir her gün tekrar bozup döşüyorlar. Hani ben de istiyorum mesela "şeffaflık".)

# Sanatçıya özgürlük denmiş. (Sezen Aksu gibi "Yetmez ama evet" diyenlere demediğini bırakmayan sizler mi sanatçıya özgürlük sağlayacaksınız? Yoksa "sanatçı" derken kast ettiğiniz "sizden olan ünlüler" mi yine?)

# GAP bir an önce tamamlanacak. (Tamamlanmamış mıydı zaten o? 80'lerde askeriyemizin yüce isteğiyle tek kanallı TRT'de Ertürk Yöndem ile falan beyin yıkama programlarında "GAP bitecek, terör dinecek" temalı yayınlar yapılırdı. Hani bitmemiş daha? Tüh, yazık oldu!)

# Yoksulluk tarih olacak. (CHP tarih olmasın da, koymuşum yoksulluğa!)

# Ve en sona en bomba olanını sakladım:
"Benim adım Kemal Kılıçdaroğlu, ben parayı bulurum."
"Başbakan diyor ki, 'Parayı nereden bulacaksınız?' Kulağı iyi duysun diye sesleniyorum. Benim adım Recep Tayyip Erdoğan değil, Kemal Kılıçdaroğlu! Parayı bulurum diyorsam ben parayı bulurum."
(Yorumsuz)



Gelelim kurultay sonrasına...
* "Çarşaf liste-blok liste" tartışmaları sürüyor. Parti içi demokrasi istediğini belirten Kılıçdaroğlu'nun çarşaf liste hazırlamamış olması eleştiri konusu; başta Baykal tarafı olmak üzere... (Baykal bile "demokrasi yanlısı" oldu ya bak sen iyi mi? Yıllardır kendisini her eleştireni partiden uzaklaştıran Baykal ve demokrasi. Evet evet, hı hı...)


*Kurultay sırasındaki Parti Meclisi (PM) oylamasında en az oyu Gürsel Tekin almış. Hatta bir ara üstü çizildi gibi yorumlar ve "Listeye onay, Gürsel Tekin'e çizik" gibi manşetler de atıldı.
(Yanda, CHP İstanbul İl Başkanı iken, Başbakan'a saygısızlık yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan metalci gençlerle buluşmasında çekilmiş bir fotoyu görmektesiniz.)

Son duruma göre galiba Gürsel Tekin yine görevinde ama belli ki partililer kendisini pek sevmiyor. Bu da şaşırtıcı değil. CHP'yi bir halk partisi haline dönüştürmeye çalışan bir Kürt. "Vizyonu düşük" diyenler de var.
Gürsel Tekin ise bu gelişmeleri katıldığı bir tv programında şöyle değerlendirdi: "Bir yıl önce 'Türkiye'nin en başarılı il başkanı' diyeceksiniz, sonra da çizeceksiniz. Bu çelişkiyi anlamakta güçlük çekiyorum."

17 Aralık 2010'da Genelkurmay'ın internet sitesinde yayınlanmış olan "iki dil" tartışmalarına taraf basın açıklaması kendisine hatırlatıldığında ise, konuya ilişkin siyasetin konuşması gerektiğini vurgulayarak "Olmaması gerekirdi ama ne yazık ki böyle şeyler oluyor" yanıtını vermiş.
(Alın size en önemli çizik nedeni!)



--Bunlar da çeşitli yorum ve yazılardan alıntılar:--

Türkiye gazetesinden Nuri Elibol:
"İki dillilik tartışmasını duymazlıktan gelen, Kürtlerin etnik kimliğini ağzına almayan, ... koskoca Doğu ve Güneydoğu bölgesinden PM'ye üç üyeyi layık gören, Sezgin Tanrıkulu'nu PM'ye alarak ve 'Rojin de bizim kardeşimiz' diyerek Kürtleri kandırabileceğini sanan, ... Nur Serter'i ve Süheyl Batum'u PM'ye alan, Genelkurmay'ın açıklamasından bahsetmeyip Ergenekon'a selam gönderen bir Genel Başkan neyi değiştirebilir?"
("Hallederiz Kemal". 21 Aralık 2010, Türkiye)

Başında Kürt asıllı başkan var ağzına Kürt adını almıyor. Ergenekoncu, askerci, olmayan parayı halka dağıtma sözü veren....
(mataman - 22 12 2010, Radikal Online)


Onun Adı Kemal de ya sonra?
Kılıçdaroğlu ile CHP değişmişse neden solun lideri Alevi Kürt kökenli olduğu halde bu iki kelimeyi Türk halkının yakından merakla takip ettiği kurultay konuşmalarında dile getiremez? CHP'nin kurmayları, yeni başkanın kökenlerinden ötürü Alevi ve Kürt vatandaşlardan oy alma hesabını yapıp vitrinlerine bu düzene uygun bir zaat yerleştirdiler. Kılıçdaroğlu çelişkilerle dolu bir lider, türbanlıları savunur gözükürken ertesi gün yanlış anlaşıldım diyen bir lider. Kamuoyu Kılıçdaroğlu'nu elinde yolsuzluk dosyaları ile tanıdı. Dürüst siyasetçi imajı yaratıldı ama hükümetin ak dediğine kara, kara dediğine ak demenin ötesine gidemeyen bir yolda ilerledi. Laf üretti, icraat-çözüm üretemiyor ki. Oysa benim adım Kemal ben bulurum'dan öte çözüm yolları ile ekonomiye, teröre, 2 dile, vatandaşlık hak ve özgürlüklerine, Genelkurmay'ın siyasete karışmasına bir karşılık verse idi yaa!!
Farkında mısınız belli bir bölgenin partisi olsa da BDP diğerlerinden daha fazla fikir üretiyor, fikirlerin doğruluğu yanlışlığı tartışılır ama sessiz kalmıyor diğerleri gibi. Şimdi seçmen olarak nasıl bu lidere güvenelim. Bazı medya organları Kılıçdaroğlu'nu pohpohluyor ah keşke yücelttikleri kadar olsa, olsa da hükümete alternatif olup Türkiye'yi ileriye taşısa.
(baranb, Radikal)


Tek bir vaadde bulunsun yeter
Desin ki (Milli Eğitim Bakanlığı) MEB'in bütçesini ikiye katlayacağım. Böylece bütün öğretmen kadrolarını dolduracak, ikili eğitimden tam güne geçecek, bütün sınıfları da en fazla 30 kişilik yapacağım. Bütün kitaplar bedava olacak. Her okul teknolojinin son nimetlerinden yararlanıyor olacak. MEB'in bütçesini iki katına çıkarmak için:

1) (Diyanet İşleri Başkanlığı) DİB'i lağvedeceğim ve DİB'in bütçesini MEB'e aktaracağım. 1 yıllık bir geçiş sürecinde DİB'in bütün işlevlerini cemaatlere devredeceğim.
2) TSK'nın (gizli ve açık) bütçesini yarıya indireceğim. Farkı MEB'e aktaracağım. TSK'nın bütçesini yarıya indirmek için:

a) Orduevlerini kapatacağım/özelleştireceğim
b) Güvenlik için gerekli olan dışındaki lojmanları satacağım
c) Ege Ordusu'nu kaldıracağım
d) 1. Ordu personel sayısını yarıya indireceğim
e) Silah modernleştirme projelerini TBMM'de bir komisyona inceletecek ve mutlaka gerekli olanlar dışındakileri iptal edeceğim.

Kılıçdaroğlu'nun 41 vaadde bulunmasına, merkez sağı nasıl alırım, hem solcuları hem liberalleri nasıl bağlarım diye kafa patlatmasına gerek yok. Bir tek bu (paket) vaadi versin yeter. Hepimiz biliyoruz ki böyle bir vaad CHP'ye %50 civarında oy getirecektir. Ama CHP kendini iktidar yapacak böyle bir vaadde bulunamaz. 'Sosyal demokrat' CHP neden böyle bir vaadde bulunamaz?

Seçenekler:
1) DİB'İ lağvetmek laikliğe aykırıdır
2) Orduevleri ve lojmanlar TSK'nın belkemiğidir vazgeçilemez
3) Ege Ordusu kalkarsa Yunanistan Türkiye'yi işgal eder
4) 1.Ordu personeli yarıya inerse Rusya AB üzerinden ABD desteği ile Türkiye'yi işgal eder
5) PKKya karşı modern denizaltılara, F18lere ve füze kalkanlarına ihtiyacımız var
6) CHP'nin halkın ihtiyaçları ile işi yoktur; genelde bürokrasinin ve devletle iş yapan İstanbul dükalığının, özelde TSK'nın çıkarlarını korumak için vardır. Kılıçdaroğlu o makama halka şirin gözüküp AKP'nin oyunu azaltmak ve Ergenekoncular'ı kurtarmak için atandı.

(CHPli okurların yorumlarına bir bakın: Hiç CHP'nin ülkeyi nasıl yöneteceğinden bahseden var mı? Yok. Varsa yoksa AKP nasıl düşecek. CHP'nin misyonunun ülke yönetmek değil AKP'den kurtulmak olduğu çok belli. Aradaki farkı da anlamıyorlar zaten). Bu oyunu ancak Kılıçdaroğlu'nun kendisi bozabilir: CHP'yi halkın partisi yapsın, TSK'nın değil. Silivri'ye selam gönderirken bir fikir kulübüne değil bir silahlı terör örgütüne selam gönderdiğini, halkın %80'inin bunu böyle gördüğünü bilerek göndersin. O selamın söylediği bütün diğer lafları sildiğini de bilsin.
(itaatsiz - 22 12 2010, Radikal Online)


ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
1960 darbesinin ardında CHP vardı. Gerçi CHPliler darbe sözcüğünü sevmezler 27 Mayıs'ı Anayasa bayramı ve bir ihtilal olarak görürler. 60 darbesinde Cemal Gürsel'in darbenin ertesi günü CHP genel başkanı İnönü'yü telefonla arayarak "Emirleriniz bizim için peygamber buyruğudur" sözlerini söylemesi (Şevket Süreyya Aydemir İhtilalin Mantığı). CHP 12 Mart darbesinin ardında durdu, 12 Mart başbakanı Nihat Erim CHPliydi... e muhtıralara destek verdi. ergenekonun avukatıyız söylemi son darbe girişimlerinin desteklendiği anlamını vermektedir. Değişimden yeni bir anlayıştan söz eden Kılıçdaroğlunun Silivriye selam durması, Kürt meselesinde siperlerde poz vermesi garp cephesinde yeni bir şeyin olmadığının açık bir göstergesidir. 70lerde Ecevit'in "ne sömüren ne sömürülen hakça bir düzen" söylemiyle bir umut olmasının iktidara gelmesinin sonuçlarını biliyoruz. Büyük bir hayal kırıklığı.. İkinci Ecevit'e özenen ağzında değişim demokrasi sözleri ile umut olmak isteyen Kılıçdaroğlunun sözlerinin samimiyetine inanmak zor. Eskiler şöyle bir söz söyler "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" bugüne kadar yapılan icraatlar belliyken şimdi devri sabık yaratmadan geçmişi ile yüzleşmeden değiştik değişiyoruz sözleri büyük bir aldatmacadan öte ne anlam taşır.
(sabahattinali)


Kurultayda ne yapılmalıydı?
Kurultayda iki görev yapılmalıydı:
1. Devletimizin anayasası, özellikle insan hakları ve demokrasi, yönetim sistemi, yeni sosyal parasal düzen, Kürt sorunu tanımı ve politikaları, dinleyenlerin nelerin nasıl değişeceği hakkında soruları, başka bir soruya meydan vermeyecek biçimde açıklanmalıydı.
2. Çarşaf liste uygulanmalı ve önümüzdeki seçimlerde adayların, kontenjanla gölgelenmeyecek biçimde önseçimle belirleneceği açıkça taahhüt edilmeliydi.
Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını okuyanlar, burada yazdıklarımın çoğuna değinildiğini göreceklerdir. O söyleyiş tarzı ve içeriğiyle söylenenlerin hemen hiçbiri yapılamaz.
("Başlamayan atılım". Taha Erdem, 20 Aralık 2010, Radikal)


Kılıçdaroğlu, Tarhan Erdem'i başdanışmanı yapmalı
Ahmet Altan'la da uzun bir öğle yemeği yemeli Kadıköy'de. Söyleyeceklerini önyargısız dinlemeli. Bu ikisi Türkiye'nin siyasi değişkenleri ve seçmenin psikososyolojik durumu hakkında en gerçekçi, objektif ve önyargısız analizleri yapıyorlar.
(itaatsiz - 20 12 2010, Radikal Online)


Unutmayınız ki siyasetçi seçmen kitlesine bağlıdır. CHP genel seçmen kitlesinde ne değişim var kafa yapısında ve sorgulama açısından ki partide ne olsun? İnsanlar 'gerçek değişimler' yerine 'ilüzyonlar'ı tercih ediyor. Çürümüşlüğün asıl özündeki karanlığı temizlemektense, zaten sakat olan ve asıl sorun yaratan sakat "modernlik" anlayışımızı yücelterek sadece dış görünüşte bir parlatma, bir kaç değişim, kulağa hoş gelen bir kaç ateşli açıklama ve "bir elektrik" bekliyor.
Daha "militarizm" ve "Ergenekon" eleştirisizliğine gelmedim bile...


Hiç yorum yok: