15 Aralık 2010 Çarşamba

Öğrenci olayları

.
AKP ve mevcut iktidarın, üstelik bütün "demokrasi" söylemlerine ve mücadelesine rağmen; eleştiriye karşı tahammülsüzlüğü ve en temel demokratik haklardan biri olan protesto eylemlerine karşı, başta Emniyet güçleri/Polis aracılığıyla uyguladığı şiddet kesintisiz biçimde devam ediyor. Ve tüm bu gelişmeler, AKP'nin seçilmiş bir hükumet olmasına rağmen meşruluğunu sorgulamaya itiyor.

Son dönemler Türkiyesinde neredeyse her konuda olduğu gibi, bu alanda da taraflar yerini almış ve argümanları ile donanmış durumda. Olayları sadece "AKP karşıtlığı" penceresinden değerlendirenler ve "koşulsuz AKP yandaşlığı" yapanların halleri, zaten siyaseti fazlasıyla kirli bulan benim gibi biri için daha da itici hale geliyor.

Öğrenci olayları noktasında özellikle dikkatimi çekenlerse şunlardı:
  • Kasım gündeminde de değindiğim üzre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı protesto eden öğrencilere verilen yüksek hapis cezaları.
  • Bu tarz hukuk kanalıyla gelen cezaların, sadece iktidara karşı yapılan eleştiri ve eylemler için gelmesi. Kendilerini çevreleyen çember haricindekilere ve muhalefete karşı gelen şiddet durumlarında ise (yumruk, burnunu kırmak buna dahildir) salıverilme...

  • 4 Aralık günü Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle Dolmabahçe'deki toplantısını (daha doğrusu Başbakan ve YÖK'ü) protesto etmek için yola çıkan öğrencilere karşı gerçekleştirilen trajikomik "durdurma". Kimisini şehir sınırlarından içeri sokmama, kimisini de olay mahalline yaklaştırmamacasına... "Olağanüstü önlem" ile "Orantısız şiddet" arasında gidip gelen bu olaylar sırasında dayak, biber gazı ve gözaltı gibi benzeri durumlara ait standart haberlerin yanı sıra dikkat çeken "Polis dayağı bebeği öldürdü":
    "Polislere 'Vurmayın hamileyim' dememe rağmen karnıma tekme ve coplarla vurdular."

  • Bu gelişmeler üzerine Emre Aköz, kendisinden beklenen tepkiyi "Hamileysen gösteride işin ne?" başlıklı yazısı ile ortaya koydu.
    (8 Aralık 2010, Sabah)

  • TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, bir konuşma için gittiği Ankara Siyasal'da yumurtalı protesto ile karşılaştı. Korumaların tuttuğu siyah şemsiyeler arasında başına yumurtalar yağdı.

  • Olaylar hakkında Emre Aköz'ün yanı sıra Mümtaz'er Türköne ve Engin Ardıç dikkat çekici bir noktada durdular.


Belki bir gün sadece kendisi hakkında bir blog yazarım; ancak bugün adı geçmişken Mümtaz'Er Türköne adlı yazar + akademisyen + Zaman gazetesi yazarı + danışman + milletvekili eşi hakkında bazı yorumlara yer vermek istiyorum burada.

1- Öğrenci kollektiflerini marjinal olarak tanımlayarak bu ülkedeki cidden marjinal olan sol gruplar hakkında zerre bilgisi olmayan,
2- Anaysal hak olan izinsiz gösteri hakkını (Madde 34) kullanmak isteyen, ama solcu oldukları için ayan beyan sokaklarda işkence gören öğrencilere karşılık işkenceyi savunarak iktidara kucak dolusu bağlılık gösteren kişi.
3- "Olmayana ergi" yöntemini çok kötü biçimde kullanıyor. Öğrenciler elerindeki pankart sopaları ile polise saldırmadı, tam tersine saldıran polise karşı kendini savundu. Aradaki bu farkı göremeyecek kadar algısı kapalı.
(balikci filozof - 07.12.2010, Ek$i)

Mümtaz'er Türköne, Türkiye'de fırsatçılığın, hesapsızlığın ve hafızasızlığın kimlere nasıl ikbal kapıları açtığının mümtaz bir örneğidir. Her daim önde gideceğine bu yüzden şüphemiz yok.
(itaatsiz - 16.01.2009, Ek$i)

Hem devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir diyeceksin hem de yumurta atan öğrencileri şiddet uyguluyor diye şikâyet edeceksin. Hem Öcalan konuşturulmasın diyeceksin hem de aslında konuşturulsa devlet için daha iyi olur diyeceksin. Hem demokrasiden bahsedeceksin hem kimsenin burnunun bile kanamadığı yumurta eylemini faşizan nitelikli zorba bir eylem olarak nitelendireceksin. Hem ülkücüyüm değiştim diyeceksin (olabilir doğaldır AKP tabanında önemli ölçüde ülkücü vardır) hem de 35 sene önceki olaylara dem vurup "35 yıl önce o dayakları atanlar, bugünün protestocularının babaları, amcaları veya teyzeleriydi" gibi bir cümleye imza atacaksın.

Araştırdığınız zaman o kadar çok çelişki bir liste halinde uzuyor ki… Ne konu hakkında tartışılacak peki? Tartışılacak insanın bir profili olur, düşünce sistemi olur, prensipleri olur, eğer değişim yaşıyorsa bunun mantıksal sosyolojik açıklaması olur. Kolay mı bu kadar değiştim demek, yılda bir tezin antiteziyle ortaya çıkmak? Her ne hikmetse hep mevcut düzen iktidar sahibinin siyasi eğilimine bir dönüşüm oluyor, popüler politika uğruna her tez çiğneniyor. E o zaman ne bekleniyor insanlardan. Bu adama güvenmelerini, değer vermelerini, tutarlı düşüncelerine hayran olmalarını mı? Hadi cahili kandırdın peki ama âlim olan ciddiye alır mı sanılıyor?
(hakki celis - 12.12.2010, Private Sözlük)


  • Ve Başbakanın konu hakkındaki açıklamaları: "Gençlerin paraları var ki yumurta atıyorlar. Görseydim 'Omlet yapın yiyin' derdim" gibi komik olmaya çalışan ifadeler.

    Süheyl Batum (CHP'nin yeni genel sekreteri): "Sayın Başbakan öğrencilere karşı girişecekleri baskı hareketlerini meşrulaştırmak için Burhan Kuzu'yu feda etti."

    Burhan Kuzu ise: "Öğrencilerin arkasında Ergenekon var" diyerek son noktayı koydu.



12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu öncesinde yapılan propaganda faaliyetlerinde, "12 Eylül dönemi ve cunta ile hesaplaştığımız" söyleniyor; bu hesaplaşmanın demokrasi için öneminden bahsediliyordu. Bu dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmalarda ve katıldığı tv programlarında; 12 Eylül'de işkenceye uğramış sol ve sağ kesimden öğrencileri anıyor, onların hapishane ve idam öncesi mektuplarını okuyor, mücadelelerinden bahsediyor ve dahi ağlıyordu. (bkz: Temmuz 2010 Gündem)

Bugün gelinen tablo ile, hesaplaştıklarını söyledikleri 12 Eylül arasında tuhaf bir benzerlik de yok mu aslında?
Belli ki dikkat çekmek gibi bir amacı da olan eylemlerle ("Yumurta eylemi". Bunu dahi "Mülkiye Yumurta Şenliği" filan gibi alaycı ifadelerle dillendiriyorlar) bazı genç gruplar tepkilerini belli ediyor, özellikle siyasilere karşı...
Ve geçmişte, "Madem ülkenizi seviyorsunuz, neden sıkıyönetime karşısınız?" deyip gençleri ölüme gönderdikten sonra dahi yetinmeyip onları şeytanlaştıran sıkıyönetim komutanları gibi; şimdiki güçlüler de "Madem ülkenizi seviyorsunuz, neden gösteri yapıyorsunuz, neden Burhan Kuzu'ya yumurta atıyorsunuz?" veya "Hamileysen gösteride işin ne?" filan gibi ibareler ile meşgul.
Geçmişte "kominist" olmakla ülkeyi tehdit ettiklerini söylüyorlardı; şimdi "Kemalist" damgası bile yeterli bazı çevrelerin uygulanan şiddeti meşru kabul etmesi ve onaylaması için. Geçmişte üniversiteleri lise kıvamına getirmek ve embesil bir gençlik oluşturmak için YÖK'ü kuran ve şiddet uygulayan darbecilere inat; yumurtayı yiyen Burhan Kuzu ve AKP yönetimi de rektör ve YÖK başkanını topa tutuyor, nasıl olur da izin verirsiniz bunlara kabilinden... Polisler devreye sokuluyor.
Ve başbakanı eleştiren gençlere hapis cezaları yağıyor. (bkz)

.
Fark göremiyorum, ya siz?
(Aslında fark görülebiliyor tabi, taraflar değişik. Zaten bugün ideolojik maskelerin ardında tarafların kavgasına şahit olmaktayız.)

Bu arada Türkiye'de bu olaylar yaşanırken Britanya'da da öğrenciler neredeyse üç kat artan harçları protesto etmek için gösteriler yapıyor, siyasileri ve elitleri yumurta yağmuruna tutuyor. Ki oradaki gösteriler bizdeki kadar sakin ve az sayıda katılım ile de geçmiyor. Şu dakikaya kadar da ciddi bir polis müdahalesi olmadı görebildiğim kadarıyla.

"Demokrasi mücadelesi" diyenler, bu özgüveni biraz da muhalefetsizlik ve mevcut karşıt zihinsel argümanların zayıflığından alıyor olsa gerek.



Dip Not: Referandumun üzerinden 3 ay geçmesine rağmen, 80 ihtilali ile ilgili insanların yargılanması hususunda hiç bir adım atılmadı.

Aylar sonra gelen edit: Kenan Evren, 12 Eylül ve 28 Şubat yargılamaları başladı ve devam ediyor. Bakalım bu "dalga"lardan ne çıkacak?

Hiç yorum yok: