üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2020 Pazartesi

 Memleket halleri üzerine

Bugün size memleket ve sosyal medya halleri üzerine biraz içimi dökmek istiyorum.

1)  "ak partiden soğuyan bir ak partiliyi,  sıradan bir chp'li  15 dakikada fanatik bir akepeli yapabilir"  demişti birisi Facebook'ta,  aylar önce...

Ne demek istediğini, kalabalık bir sohbet ortamında bizzat gözlemleme şansım oldu geçen gün.  Düşünülmeye değer:

Her konuda "öğreten adam",  "hayvan terbiyecisi"  veya  eskinin öğretmen hanımları  gibi  gururlu ve didaktik,  üstten bakan gözlerle konuşan dillere sahip bir parti CHP.  Haklı olduğu konularda bile yanlış ses tonuyla konuştuğu için itici bulunan insan diye birşey var ayrıca,  sevimsiz bir hal.

Açıkçası benim yakın çevrem böyle insanlarla dolu.  Ne yapmak lazım kısmını ise hâlâ bilmiyorum  :(
Nasıl olur da bunca zamandır,  bu kadar çok insan bu yaygın hâli ve yarattığı rahatsızlığı fark etmeden bu yanlışı sürdürebilir?
Hiç anlamıyorum.

Anladığım şu:  Kendisi değişmeyen,  dönüşümü reddeden insanlar başkalarını da değiştiremez.
Ve bir atasözünde dediği gibi:  "Az bilen anılır,  çok bilen yanılır."


2)  Çok uzun süredir iktidarda olan ve kaçınılmaz olarak yozlaşmanın türlüsünü yaşayıp yaşatan partinin, ülkeyi dönüp dolaşıp bıraktığı nokta üzerine birçok kaygı, beraberinde sayısız eleştiriyi getiriyor.

Peki bu  "muhalif medya"  denen zamazingolar neyin üstünde nasıl duruyor?

"Kanal İstanbul"  mevzusu tartışılıyor olsa:  Arap düşmanlığı,  Katar negatif güzellemeleri,  törpülenmiş sövgüler,  yüzbinbilmemkaçıncı "Saray" taşlaması,  "Suriye'de-Libya'da ne işimiz var?!"  ve kapanış...

Bu kadar gerizekalı olamayacaklarına göre bu medya insanları,  demek ki bunlar gizli olarak iktidara çalışıyor,  artık aklıma başka şey gelmez oldu.

Hiçbir konu yok ki ona buna nefret pompalamadan ve alay etmeden ifade edebilsinler görüşlerini.  Ve aslolanı ıskalamasınlar.

Araplar değil de  Avrupalı bazı devletler desteklese bu projeyi;  Kanal İstanbul'a  "evet"  mi demeliyiz ki Arap düşmanlığı kartı öne sürülüyor gene?  Konuyu Doğa, çevre, deprem, kaynak, ekonomi ve uluslararası dengeler açısından almak varken... Böyle Araplar tukaka,  Katarlılar hah tüüüüü!  "Saray kaçak!"...

Allah bize sabır versin valla.  "Muhalif medya" denenlerin iktidara muhalif filan olmadıklarını anlamadı gitti bu kitle.
Bir daha yazalım:  Bu  Gözcü/Sözcü neşriyatından,  Cumhuriyet bulamacından,  Portakal bey'den ve avanesinden ümitvar olduğunuz, peşlerinize takıldığınız müddetçe işimiz var demektir.

Bir kez olsun düşünün:  "Kötünün iyisi"  her zaman iyi olmaz.


3)Ülke ekonomisinin belini büken şişirilmiş memur sayısına değinen var mı peki?

"bu kadar cari açık verirken bu kadar memurun beslenmesini asla eleştirmiyor. yani esas can alıcı noktaya dokunmuyor... varsa yoksa distopik senaryolar..."  demiş  Reşat Çalışlar.  ( * )

Ben bir kez daha yazıyorum burada:

Her şehirde mantar gibi hızla yayılıp kurulan onlarca üniversite  ve oralarda çalışan çoğu akademik personelin ne "akademi" dünyasına  ne bilime  ne ülkeye  ne insanlığa anlamlı faydası bulunmaktadır.  Ancak birileri  "kızım/gelinim/oğlum şu üniversitede Doçent!"  diye gerim gerim gerilsinler diye ve iç piyasa sürekli para dönüşü ile canlı kalsın üzerine işlevlendirilmişlerdir.  Böylelikle geniş kesimlerin iktidar yağmasına sessiz kalmasının sağlanması da cabası.

Şişirilen devlet kadrolarına girmeyelim bile!
Bunu ne zaman dile getirecek muhalefet acaba?  (sıkar)


4)  Bu blogda daha önce de ırkçılığa, ayrımcılığa, fitne-fesad tohumu ekiciliğe karşı tepkilerimi defalarca,  çeşitli şekillerde yazıya döktüm. Hazır "içini dökmek" demişken  bir kez daha belirtmek isterim ki, kafatasçı Suriyeli sövücülerden,  her konuyu Suriyelilere bağlayan nefretle dolu ruhlardan çok rahatsızım.
Üstelik sevdiğim, değer verdiğim veya ailemin çok yakın ferdlerinin böyle konuşmaları beni daha da üzüyor  :(

Kötüye ve insanlığa karşı affedilemez suçlar işleyene karşıyım.
Suç işleyenin  ırkına, milliyetine, rengine, mesleğine, dinine, tekkesine veya tekkesizliğine göre taraf almıyorum.
Şu çağda her ağzını açışında,  hem de hiç tanımadığı insanlar hakkında durmadan nefret pompalayanları,  linç kalabalıkları yaratanları gördükçe hem derin bir hüzne  hem de ruhta büyük bir dolup-taşma hâline dalıyorum.

Bu kadar teknoloji,  bu kadar iletişim,  bu kadar bilgiye kolay ulaşım imkanı sağlayan internet çağında,  hem de bu kadar varlık veya imkân sahibi iken  bu kadar insanlıktan nasibini almamış olma hali ve durmadan başka inanç mensuplarına,  diğer ırk, millet, ülkeye söven;  başka milletlerden aralarında yaşayan insanlara düşmanlık besleyen insanlarla çevrili olmak beni korkutuyor da ayrıca.


21 Ocak 2019 Pazartesi

 Canımı sıkan şeyler


Son günlerde canımı sıkan, beni rahatsız eden ve buraya da not düşmek istediğim birkaç şey hakkında...
  • Duyduğunu ve okuduğunu doğru anlamayan bir toplum olduğumuzu biliyorum; ama bol diplomalı, okumuş etmiş, (toplumu küçümseyen) insanların bu kadar topluma ve avama benzemesine hala alışamıyorum.
    Bu aptallık ve zeka yoksunluğu bizi kemiriyor.

  • Bir adım atıp yakınlaşıp sonra geri çekilen, dengesiz tipleri hiçbir insan ilişkisinde tolere edemiyorum. Hele aşkta!
    Bir adım ileri,  iki adım geri:  Bu bana uymaz dostum!

  • Üniversiteler çiftliktir ve sulandırılarak değer kaybına uğratılacaklardır.

    (Nihat Hatipoğlu  görev başında - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü'nde)

  • YouTube,  15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ile ilgili yüklenen bütün kanlı görüntüleri, hepsini  Şiddet içeriği veya yaşa uygun değil  "violent or graphic content" diye silip hesapları askıya alıyor.

    Başka hesaplardan indirip aynı videoları paylaşanlar oluyor ama o videolar ve hesapları da silinecek ve kapatılacak. Darbe gecesi ile ilgili şiddet içerikli hiçbir şey paylaşmayacağız, tamam. Küfürleri de bip'ledik diyelim... Yahu ne diyeceğiz;  "şeker dağıtmaya çıktı bunlar köprüye"  mi diyelim?


  • Bir soru:
    İsmet Özel  peygamber mi?
    "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."


  • Üfürükçüler,  falcılar  ve cinci hocalar diyarı mübarek...
    (2019 senesi açılışında gündemdeki olaylı-polisiye Palu ailesi üzerine)

  • Yılmaz Özdil Atatürk tüccarlığına doymuyor.

    Yıllarca Türk medyasını hiç okumamış, hep yabancı yayınları takip etmiş biri olarak, ilk kez bu adam ve yazılarıyla karşılaştığımda bunu ŞAKA  sanmıştım, biri beni işletmeye çalışıyor diye düşünmüştüm meğerse gerçekmiş! İşte "Halkımız cahil!!"  diye nanik çekenler ve onların 5 yıldızlı yazarlarından birinin mahsulü,  market raflarında yerini almış sıcak sıcak kıtırlar...

    Yeter mi?  Yetmez,  bu kadar enayi varken  ver ekoyu...
    "Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarları Yılmaz Özdil'in ‘tamamı elle ciltlenen'  Mustafa Kemal kitabının 2 bin 500 liraya satılacağını duyurdu."

    Hadi afiyet olsun kerizler!  İşte bunlar hep putperestlik!
    (Din adına milleti soyanlar  vs  Atatürk ayağına soyanlar)

  • Ayda 2 kez annesine ev temizliğinde esaslı yardım etse kilo sorununu çözebilecek insanlar, durmadan Diyetisyene ve fitness salonlarına gidip jimnastik yapıp, üstüne suçluluk duygusu bol açlıklar çekerek, kilo verme değil ama "para harcama" metoduyla rahatlıyorlar. Buraya kadarı benim canımı sıkmaz, kişisel tercihtir, normaldir. Ama bu diyet mevzusu durmadan konuşulunca (tartıda zayıflama diye bişey de ortada yoksa)  zamanla bayıyor.

  • Evet, benim de bazı ön yargılarım var. Mesela sosyal medyada magazin paylaşımı yapan,  hele "bağzı" çok popüler şahsiyetleri, onların aşklarını, eski eşlerini, yeni sevgililerini filan paylaşan tipleri genelde siliyorum; eğer arada özel bir muhabbet oluşmamışsa bu böyle.

    Zaten yeterince magazin konuşulan ve illaki o "bağzı" pop tipleri sevmemiz gereken bir ülkede yaşıyoruz diye düşünüyorum.  (Yoksa aşırı dozdan delirirsin zaten, veya intihar  edersin.)  Tek tipçilik ünlüler konusunda da kendini net hissettiriyor yani. İllaki herkes o BAĞZI'larını sevmeli, şarkılarına/programlarına/ağızlarını yaya yaya yaptıkları konuşmalara/ilişki durumlarına tav olmalı!  Hal böyleyken üstüne bide bunları sosyal medyada konuşup yayanları çekemiyorum.

22 Eylül 2018 Cumartesi

Türkiye tarihinde Referandumlar -----
ve  YAE Nefreti


KPSS çalışanlara  ve  ödev için bilgi toplayanlara faydalı olabilir diye, ayrıca merak edenler için;  daha önce bir yazımın altında paylaştığım bilgileri ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdim.
Konumuz:  Türkiye'de Referandumlar

1)  1961 Anayasa Referandumu   (9 Temmuz 1961)
            (27 Mayıs 1960  askeri müdahalesinden sonra...  İlk halk oylaması ile
61 Anayasası kabul edildi.  %38.3  hayır  oyuna karşılık  %61.7  evet  oyuyla.)
Çift meclisli yasama organı (senato); kişi hakları, sosyal ve siyasal geniş haklar;  üniversiteler ve TRT özerk.  Anayasa Mahkemesi kurulması...
"İnsan haklarına dayanan, sosyal, hukuk devleti."

2)  1982 Anayasa Oylaması   (7 Kasım 1982)
      (12 Eylül 1980 darbesinden sonra)  Yine bir askeri müdahale ve sonrasında hazırlanan "1982 Anayasası"nın halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitmişti Türkiye.  (Tüm siyasi partiler kapatılmış, Meclis çalışmaları durdurulmuş,  sıkı yönetim ortamı vs.)

Halkoylamasına  18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı.  17 milyon 215 bin 559 seçmen "kabul"  (yüzde 91.37),  1 milyon 626 bin 431 seçmen de "ret"  (yüzde 8.63)  oyu kullandı.  Geçici 1. maddesi ile Kenan Evren Cumhurbaşkanı oldu.  (Otoriteyi, devleti, devlet içinde de Cumhurbaşkanı makamını çok güçlendirmiş sert/katı bir anayasa.  Atatürk milliyetçiliğine bağlı,  laik,  demokratik devlet  vs.)


3)  1987,  "Yasaklı siyasetçiler geri dönsün mü?"   (6 Eylül 1987)
      1982 Anayasası'nın  Geçici 4. maddesi ile siyasi parti liderleri ve yöneticilerine getirilen  5 ve 10 yıllık  siyasi yasakların  kalkıp kalkmaması konusunda.  Az bir farkla  Evet  çıkmış.   (Turgut Özal "Hayır" demiş!)
Böylece yasaklar getiren  geçici 4. madde  yürürlükten kalktı:
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'a siyaset yolu açılmış oldu.


4)  "Yerel seçimler erkene alınsın mı?"   (25 Eylül 1988)
        Türkiye'nin dördüncü kez önüne getirilen halk oylaması sandığının konusu Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması idi. Seçmenlerin yüzde 65'i "hayır", yüzde 35'i "evet" oyu kullandı.  Böylece dönemin iktidar aprtisi ANAP'ın yerel seçimlerin erkene alınması için  Anayasa maddesindeki değişiklik teklifi  kabul edilmedi  ve
13 Kasım 1988  olarak öngörülen erken yerel seçim yapılamadı.
%65  Hayır  ile  Türkiye tarihindeki kabul edilmeyen tek referandum oldu.


5)  2007,   "CB halk tarafından seçilsin mi?"   (21 Ekim 2007)
        Ahmet Necdet Sezer sonrası CB seçiminde sorunlar çıktı.  (CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gidip duruyor. "Türbanlı CB eşi istemeyiz" üzerinden 367 karar yeter sayısı-toplantı sayısı tartışmaları...  Sonunda Abdullah Gül  11. Cumhurbaşkanı oldu.)

Anayasa değişikliği %69 ile kabul edildi. Böylece Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye başlandı. Ayrıca görev süresi 7 yıldan 5 yıla düşürüldü ve ikinci dönem seçilebilme imkanı tanındı (5+5).  (Bu değişikliğe kadar Meclis tarafından yalnızca bir defa yedi yıllığına seçilmekteydi.)
+  TBMM seçim dönemi  5 yıldan 4 yıla  düşürüldü.
+  Toplantı yeter sayısı düşürüldü.


6)  12 Eylül 2010  Anayasa Değişikliği Referandumu
(Yetmez ama Evet - YAE)

          Yüksek yargı organlarında köklü değişiklikler.
Anayasa Mahkemesi  (AYM)  üye sayısının ve görev sürelerinin artması, AYM'ye kişisel başvuru yapılabilmesi,  Anayasa değişikliğinin iptali ile siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyuyla karar verilebilmesi, HSYK'nın yeniden yapılandırılması ve üye sayısının artırılması, Yüksek Askerî Şura kararlarına yargı denetimi getirilmesi, askerî yargının görev alanının düzenlenmesi oylandı.  Ayrıca 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici madde kaldırıldı.


TBMM Başkanlığı'na bağlı olarak  Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsmanlık) kuruldu.  (TBMM'de gizli oyla seçilecek.)
CHP ve MHP  Hayır,  BDP boykot kararı almıştı.
Sonuçlar:  %42 Hayır,  %58 Evet


Şöyle yazmıştım  12 Eylül 2010 Referandumu  başlığında:

           Aradan yıllar geçti,  ancak hâlâ bu referandumdan yadigâr kalan  "YETMEZ AMA EVET" nefreti devam etmekte...
İlginç şekilde,  çabuk unutan ve balık hafızalı bir toplum olmamıza rağmen,  YAE'yi unutmadı bir türlü okumuşluğuyla müsemma kesim.
Hatta referandumun kendisini ve ne için yapıldığını, değişen Anayasa maddelerini filan zaten çoktan unuttu  ama bu YETMEZ AMA EVET'i  hiç unutmadı.  Kolay kolay geçeceğe de benzemiyor bu YAE nefreti.

Bir "günah keçisi" olarak  YAE,  bir boşalma unsuru olarak YAE...
"Yetmez ama evet  ihaneti!"  DAN DAN DAN!
Kaç kişidir ki bu YAE'ciler? Oylar içerisinde belki de % 1-2'lik bir kesimin mugalatası yapılıyor?
Sonra oy pusulasında ya EVET ya da HAYIR vardı; "YAE" diye bir seçenek yoktu.  Ama kabak  Yetmez ama Evetçilere  patladı  iyi mi?  :)



Fethullah Gülen ve Cemaati,  bu Anayasa değişikliğini aktif olarak destekledi.  Bir grup "aydın",  değişikliklerin 12 Eylül'ün getirdiği katı yapıyı bozacağı fikri ile referanduma meşhur "Yetmez Ama Evet"  sloganıyla destek verdi. Bir grup, devlet içindeki vesayet mekanizmasının kırıldığını savunuyor, bunun sivil bir Anayasa yapmak için fırsat olduğunu söylüyordu;  başka bir grup ise yargıda kadrolaşmanın önünün açılmaya çalışıldığını...
(İlerleyen günlerde bununla ilgili eklemelerim olacak.)



7)  2017 Nisan Referandumu
        (Başkanlık Sistemi,
 600 milletvekili...)

Hoşgeldin  Başkanlık sistemi.  Kabulü ile Partili Cumhurbaşkanı.
MV seçilebilme yaşı: 18.  (25'ten 18'e düşürüldü.)  Askerlik hizmetini yapmış olma koşulu da aranmayacak.
Artık Adalet, İç İşleri ve Ulaştırma Bakanları seçimler öncesinde istifa etmiyor.   AKP-MHP heyetlerinin ortak çalışmasıyla hazırlanan paket içeriğine ve önceki düzenden farkına şu linkten ayrıntılı ve karşılaştırmalı olarak bakmak mümkün:   anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/

Dikkat çeken değişiklikler:
HSYK üye sayısı düşürüldü,  bazı özellikleri değiştirildi.

Askeri Yargıtay ve AYİM kaldırılarak yüksek mahkemelerin sayısı dörde düşürüldü.   Mevcut  Yüksek Mahkemeler:
1) Yargıtay  2) Danıştay  3) Uyuşmazlık Mahkemesi  4) Anayasa Mahkemesi

  -> CB ve TBMM seçimleri  5 yılda bir,  aynı gün yapılır.
  -> Bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
  -> TBMM'nin gensoru ve güven oylaması hakkı yok.
  -> Yürütme yetkisi + Başkomutan = CB  -> Bakanları ve yardımcılarını atar.
  -> Bakan + CB yardımcılarının  (eğer MV iseler)  Meclis üyelikleri sona erer.


29 Nisan 2018 Pazar

 Atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra...


HACETTEPE Üniversitesi'nde  100 milyon dolarlık yolsuzluk!

Bu sene Nisan başlarında şöyle bir haber geçti:
Hacettepe Teknokent'te 100 milyon dolarlık yolsuzluk yapıldığı tespit edilmiş,  eski rektör Murat Tuncer FETÖ soruşturmasından gözaltına alınmış.

FETÖ kısmını ve adı geçen rektörün bağlarını bilemem ama bu üniversitede uzun zamandır dönen tuhaf işlerle  az para yenmediğini,
-baktığını görebiliyor olmak kaydıyla-  okula birkaç kere gidip gelmiş herhangi birisi bile fark ederdi.  Ben kendi blogumda yazmışım bunları taaa 2010'da!



O zamanki rektör  (Uğur Erdener)  her sene en az iki kere,  kimsenin yürümediği  kampüs girişi  2 kilometrelik yokuşa muazzam kaldırım taşları ve çevre düzenlemeleri yaptırırdı. Çam makinası parkı filan açılmıştı zamanında, 30 tane mi ne çam dikme makinesi almış tek seferde! Bir sürü tuhaflık ve israf... Ama laboratuvarlarda pHmetre bile yoktu,  sadece 1 adet mikroskop çalışıyordu Mikrobiyoloji Lab.da filan... Tam rezillilkti!
Öğrenci işleri ayrı telden,  Dekanlık ayrı telden çalıyordu. Derken öğrendik ki rektör bey üniversiteye ait olan işletmeleri ihale yoluyla kendi şirketine geçirmiş. (karışık mevzular)  Olayın basında haber olmasıyla beyefendi Sağlık Spor Turizm Tic. Ltd. Şti.  yönetim kurulundan istifa etti.

Kendisinden sonra da Abdullah Gül'ün atamasıyla, rektörlük adayları arasında en yüksek oyu alamamış olmasına rağmen, bu Teknokent yolsuzluğuna konu olan rektör  Murat Tuncer  geldi.

Şimdi deniyor ki: Dönemindeki büyük ihale yolsuzlukları ile FETÖ yapılanmasına muazzam finans aktarımı yapılmış-mış.
İlla bunca senenin geçmesi mi gerekti bunların açığa çıkması ve soruşturulması için?


(2010'daki yazımın linki:   HACETTEPE Üniversitesi)


31 Mayıs 2016 Salı

  İsmin önüne  TC  yazma saçmalığı

Yazmayayım diyordum ama... Bir sürü kişi de bana çok kızacaktır, (ki insanları kırmak ruh halime zarar veren bir durum olduğundan taşıyabildiğimce içime atarım)   ama artık tutamadım bunu.
Yanlış gördüğüme de elimden geldiğince  "yanlış"  derim.

Uzun zamandır hangi saikle yapıldığını anlayamadığım,  uzaktan sessiz gözlemlerimde bunu yapanların ne gibi bir ortaklıkla olduklarını kavrayamadığım bir davranış biçimi var:
İsminin önüne TC yazma paradoksu/sorunsalı/trendi.  (?)
Sosyal medyada, özellikle de Facebook'ta rastlanan bir davranış biçimi.  Bir süre moda olarak kalır,  zamanla açığını anlarlar ve normale döner diye düşünmüştüm ama...  Türkiye'de hiçbir saçmalıktan öyle kolay kolay vazgeçilmiyor.  Bıktırma faslı,  ruh kurutmadaki mahirliğimizi kanıtlamadan sonlanmıyor.  (Maalesef bunu her defasında ıskalıyorum,  bu da benim kaz kafalılığımdır.)
(www.canilecanan.com)

Duygusal olarak  iç dünyamda bölücü geliyor bana bu yaklaşım. Yani bu topraklarda yaşayıp da,  Facebook'ta isminin önüne  TC koymayanlar başka ülkenin vatandaşı mı oluyor,  ayrı yasalara mı tabi tutuluyor?  Sosyal medyada bir çeşit kast sistemi gibi bişey mi bu?  Onlar bu topraklara daha ait,  diğerleri ikinci sınıf vatandaş veya  makarnacı-bulgurcu mu?  Nedir?
Anlayamadığım bir dışlama (ve marjinalleşme) çabası gibi geliyor bana.

Merak edip yabancı ülkelerdeki bazı uç milliyetçi,  ırkçı insanların profillerini incelediğimde  (göçmenlerin ve Müslümanların sınırdışı edilmesi için kampanya düzenleyenlerde dahi),  ülkesinin plakası yahut kısaltmasını göremedim hiçbirinin isminin önünde.  Belki benim incelediğim örneklerde yoktu,  aksini bilen varsa buyursun söylesin. Milliyetçiliği icat eden Batı'dan daha ileri gitmişiz, ırkçılıkta seviyesine erişemeyeceğimiz toplumlarda görülmeyen yeni icatlar çıkartıyoruz.
Ne için,  ne amaçla?

Gözlemlerime göre:  Bu tavrı sergileyen kişilerden bazısı profil fotosuna Türk bayrağını koyduğu gibi  bazısı koymayabiliyor. Aralarında genellikle laikliğe önem veren Atatürkçü kişiler var görebildiğim kadarıyla.  Ancak karşılıklı bir sohbete geçtiğinizde  (mesela Kıbrıs,  mesela Güneydoğu'daki terör gibi konularda)  özetle  "ver kurtul!"  zihniyetindeki arkadaşlarımdan da isminin önüne TC yazan var ki  bu da ayrı bir  "neyin kafasındasın sen bilader?!"  şaşkınlığıdır bende.
(Suyundan da,  şuyundan da...)
(www.canilecanan.com)


Bendeniz bu şaşkınlıkla Facebook duvarımdan konu hakkında eteğimdeki taşları sallapati ortaya dökünce,  tepkiler de geldi tabii.
Dikkate değer yorumları burada da paylaşmak isterim,  hem belki bu tutumdaki insanları anlamamamıza da yardımcı olur bu derleme.  Mesela kimi zaman blogumda kendisinden alıntılar yaptığım  Mehmet Tanju Akad  şöyle yazmış:

"TC ibaresini koyan dostlarımız bunu milliyetçi veya ırkçı oldukları için değil  cumhuriyetin tasfiyesinden endişe duyarak, buna karşı bir tutum göstermek için koydular. Tabii herkesin kendi gerekçesi olabilir ama ezici çoğunluğu bu şekildedir. Bunun hak olup olmamasına gelince, bir aralar Türk bayrağını bile kullandırtmayanlara karşı bu tepki son derece haklı ve yerindedir."

Keşke Cumhuriyet'e  (veya bir takım değerlere)  dair hassasiyetler hep imaj ve makyajla topluma iletilmeseydi tabii.  Üstelik kaç kişi cumhuriyet farkındalığı ile yapıyor bunu?  Türk-Kürt bölünmesine karşı çıkarmış gibi yaparken hizmet eder gibi gelir bana.   (#kibir)
Bir de hatırlar mısınız bilmem;  yıllarca etnikçi siyaset tarzını benimsemiş kişiler konuşmalarında,  tartışma programlarında kendilerine mikrofon uzatıldığında  "TC devleti"  der dururlardı da  "Türkiye"  dememek için kırk dereden su getirirlerdi.
Hey gidi günler!  Şimdi Cumhuriyetçiler de TC'ci oldu  :)

Ben anlamaz:  Bir insan neden kendi özel isminin önüne böyle ön-takılar ekler?  Her yerde adını yazarken durmadan  "Prof.", "Dr." gibi ön ekleri kullananlara bile gıcık kapan biriyim ben.  Çıkıntıları ile saygınlık kazanmaya çalışan birisine saygım baştan düşüyor iken  bunun bir de  (bizde neredeyse herkesin kendini çok ünlü ve mühim bir insan zannettiği)  Facebook gibi bir ortamda yapılmasına tepkim zaten baştan belli.
Özellikle hemcinslerimin bunu yapması beni daha da şaşırtıyor.
TC Yasemin bilmem ne...  "Kamu malı mısın yani?"
(Yıllarca gittiği Anadolu Lisesi yolunda   -bizim zamanımızda 7 yıl sürerdi bu yabancı dil eğitimi verilen okullar-   "TC Devlet Malzeme Ofisi"  binası olan birinin yazısını okudunuz.)

(www.canilecanan.com)


EKLER:

* Biraz da bayrak tapıcılığına değinmek istiyorum.  Bayrak taşımak veya üzerine bayrak amblemi olan kıyafetler giymek ile,  isminin önüne  "-ön takı" almak aynı gelmiyor bana.  Bu yazım sadece isminin önüne TC ekleyenler üzerine iken bayrak hassasiyetini de işin içine ekleyerek yorumlayanlar oldu.  Öyleyse bu konudaki görüşüme de kısaca değineyim:

Özellikle  ABD'de  "9/11"  olarak da anılan  11 Eylül  (2001)  İkiz Kuleler saldırılarından sonra  ve  gelişen ekonomik sorunlarla  bayrak tapıcılığı güçlendi.  Hoşuma giden birşey değildir.

Bununla birlikte Amerika'yı ve Amerikalıları benden çok daha iyi gözlemleyen bir arkadaşımın yorumu ile,  onlarda bu bayrak severlik artışa geçmiş olsa da,
         "Bayrağı bayrak yapan üzerindeki al kandır
         Toprak,  eğer uğrunda ölen varsa vatandır"
gibi ifadeler karşısında mavi ekran verirler.
(Bu arada dünyanın en büyük ordusuna sahip ve  en militarist-ordusever toplumundan bahsettiğimizi de not düşelim.)


** Biraz da sözlüklerden alıntılar yapayım. Sırasıyla önce Uludağ Sözlük'ten ve ardından Ekşi Sözlük'ten konu hakkında:


zannediyorum çanakkalede patlamış mevzuudur.  kamu kuruluşlarının tabelalarından tc ibaresinin kaldırılmış olmasından mütevellit başlamış olsa gerek. belli başlı 1-2 feysbık sayfasının aklından çıkma bi fikir. kuyuya atılan bi taş,  çıkarmaya çalışan tonla sığır falan.
(maxime richard lll,  Uludağ Sözlük)

arabasının arkasına  k.atatürk  yazan insanların sosyal paylaşım sitelerinde vücud bulmuş halleri.    (mantardan zehirlenen mario)

pkk lı orospu çocuklarının zoruna giden hareket.   (banabakinlan)
(Tipik buralı yorumu :)   Türklük bunlara kaldı) (www.canilecanan.com)


sözcü gazetesi okuyup,  ulusal kanal izleyen tipler.   (aziz vefa, Ekşi Sözlük)

bu şekilde hükümeti dize getireceğini sanan tiplerdir. oturduğu yerden vatan kurtaran, siyaset yapan tiplerin son versiyonu.    (onemiyok)

türkiye cumhuriyeti devleti'nde elin bölücü ve ayrılıkçısı her türlü sanal ve gerçek hareketin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. versiyonlarını yaparken bir sikim olmuyor,  bunlar hep demokratik, hep müthiş eylemler oluyor da iki vatansever türk evladı çıkıp "t.c."yi bir eylem, bir tepki aracı olarak kullanınca mı komik, şaka, bereli bordolu klavyeli oluyor?   (citosumdan taso cikmadi)

kendini tüzel kişi sanan tiptir.  kimse demiyor mu onlara olm sen gerçeksin diye.     (kaptankosku)

ülke elden gidiyor söylemiyle konulan o tc'yi kaldırdıklarında acaba onlar da mı elden gidecek  diye düşündüğüm garip bir facebook hareketi. (geldedimdegelmedin)
(bkz: vatan kurtuluyor dediler geldik)    (lady montana)


hakikaten anlayamadığımdır.  geçenlerde odtü olaylarını protesto eden bir grup üniversitelinin gangnam style eşliğinde havaya bilmem kaç bin dilek balonu bırakması kadar acaip.  türküm diye  isminin başına tc koymak ne demek? kendini tanıtırken merhaba ben türk ahmet mehmet mi diyorsun? kaldı ki sen kendi isminin başına türk olduğunu vurgulamak için bunu yazıyorsan, diğer halklardan insanlar da bunu yaparsa vay efendim ırkçılık yapıyorlar demeyeceksin,  önce bir kendine bakacaksın.    (histidine)

bu tiplerle dalga geçen götoşlar şimdi profillerine r4bia selamı koyarak mısır'ı kurtarmaya çalışıyor.  hadi bunlar tabelalardaki tc leri geri getirtti,  peki siz?   (fenasi kertmen -  18.09.2013, Ek$i)

hala kaldırmamış olmaları takdire şayandır. ben gerçekten istikrarlarına saygı duyuyorum.  denge bileziği takanlar bile çıkardı,  bu adamlar adından tc'yi çıkarmadı.   (siradisi00)


EDIT:    Facebook'ta  Ahmet Yıldız  şöyle  yazmış:
"Bütün Fetocular (sosyal medya hesaplarına) TC koydu Atatürk resmi koydu."
Saf insanları kandırma ve manipule etme yöntemlerini iyi biliyorlar gerçekten.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Kahve  ve  Ben


Kahve sevgimi bilen kardeşlerimin, bu sene doğumgünümde bana hediyeleri... :)   Bu incelikli kolajın fotoğrafını çekmeyi dahi bekleyemeden, hemen filtre kahvenin beni kendine çeken ambalajını açıp bardağımdan bir yudum aldıktan sonra  (aslında işin doğrusu ancak ikinci bardakta)  resimlemek aklıma geldi.  Blogumda paylaşmaksa bugüne kaldı.

Kahve ve ben,  "ayrılmaz ikili"  gibiyiz diyebilirim. Ne zaman odama girseniz, masamın üzerinde mutlaka içi dolu bir kupa ve yanında bir bardak su  demirbaş olarak mevcuttur.  Kimi yabancılar gibi,  "Kahve mi Çay mı?" sorusu ile başlayan "Kahveciler ve Çaycılar" fanatikleşmesindeki düzeyde değilsem de,  (zira çayı da seviyorum) en az bir büyük kupa "şekersiz kahve" içmediğim gün yoktur.(Şeker,  kahvenin kendine has orgazmik aromasını maskeliyor bence.  Pek tercih etmem açıkçası.)

Bendeniz henüz küçük bir çocukken teyzeme:
_ "Bir kahve demleyelim de karşılıklı hüüüp diye içelim"
dermişim; o kıvır kıvır saçlı, cin gibi bakan meraklı gözlerimle... Yani kahve sevgim ezelden geliyor. (Bir de meraklı ve bol sorulu bünyem.)   Üniversitede okurken hele, deli gibi kahve içerdim, kahve ve kafein bende özel bir etki yapmıyordu artık. Geceleri yatmadan önce mutlaka bir kupa daha içerdim, (aslında uykumu açsın diye hazırlardım, ancak o 2'ye doğru içilen son kahveden sonra öyle tatlı bir uyku çökerdi ki üstüme)  oda arkadaşım:
_"Evet,  can ile canan  kahvesini de içtiğine göre artık uyuyabilir" deyip gülerdi. Anlayacağınız gibi, ikimiz de geceleri tavuk gibi erkenden yatan tayfadan değildik.

Ayrılmaz ikili:   Kahve ve Ben

(Bu arada konu açılmışken, filtre kahve ve Nescafe'yi ne kadar seviyorsam; "Türk kahvesi"ni de o kadar sevmiyorum. Ufacık bir bardak için,  hem de o kadar meşakkatle,  kimya formülü gibi ölçe tarta yapılan "şey" bana hep ehl-i keyf  (keyif ehli) olmayı, miskinliği ve lüksü çağrıştırmıştır. O kadarcık şey zaten beni kesmez.  Üstelik bazen tuhaf şekilde ağır da gelebiliyor bünyeme.)


8 Ekim 2013 Salı

 Azametli  Aptallar


Karl. R. Popper   basit bir şeyi  karmaşık;
sıradan olanı, anlaşılması zor şekilde ifade etme biçimindeki bu acımasız oyunun;  birçok sosyolog, felsefeci vb. tarafından  ne yazık ki gelenekselleşmiş, meşru bir görev olarak kabul edilmesinden yakınır.”



Bir sosyolog vardı.  Hepimizin okuması için bir makale yazmıştı.
O lanet şeyi okumaya başladım.  Gözlerim kapanıyordu:  Ne başını
ne sonunu bulabiliyordum!  Bunun sebebinin listedeki kitaplardan hiçbirini okumamış olmamdan kaynaklandığını anladım.  Sonuna kadar o rahatsız edici  “Ben yeterli değilim”  duygusunu yaşadım.  Sonra kendi kendime  “Duracağım ve bir cümleyi yavaş yavaş okuyacağım. Böylece ne cehennemin dibi anlamına geldiğini çıkarabileceğim” dedim.

Durdum  -gelişigüzel-  ve bir sonraki cümleyi çok dikkatli okudum. Tam olarak hatırlayamıyorum ama şuna çok yakındı:  “Sosyal topluluğun her üyesi çoğu zaman bilgiyi görsel, sembolik kanallardan alır.”  Tekrar tekrar okudum ve tercüme ettim.  Ne anlama geldiğini biliyor musun?  “İnsanlar okur.

Bir sonraki cümleye geçtim ve onu da tercüme edebileceğimi gördüm. Sonra bu gereksiz bir iş oldu: “İnsanlar bazen okur, bazen de radyo dinler”  ve bunun benzerleri.  Ama öyle gösterişli yazılmış ki, bir kere okuyarak anlayamıyorsunuz ve sonunda çözünce işin içinde hiçbir şey olmadığını görüyorsunuz.”
---

(Sakızlı Ohannes Paşa'nın  "Azametli Aptallar"  başlıklı denemesinin bir bölümünden alıntıdır.  İlgili yazıda sosyolog ve felsefecilerin insanı kabız eden bir eğiliminden bahsedilmiş özetle.  Tamamını okumak için linke tıklanabilir.)


31 Ocak 2013 Perşembe

Atanamayan Öğretmenler


Türkiye gündeminde öyle bazı konular vardır ki,  televizyon gazete gibi basın-yayın araçlarını takip etmeyip Gündem'den ısrarla kaçmaya çalışsan bile;  illa gelir bir yerde seni sobeler:  "Kaçamazsın!"

Kurban psikolojisi ile bıkkınlığı el ele insana yaşatan kişi ve konulardan bahsediyorum. Son yıllarda bu "yapışkan, ölümcül" başlıklar arasına  ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER  de eklendi.


Kabus gibi! Adeta her yerden atanamayan öğretmenler fırlıyor! (Zombiler)
Protestolar, yürüyüşler, gösteriler, tepkiler...  Sosyal medya üzerinde de özellikle gazeteciler ve bakanlar çember altında.  Ülkede ve Dünyada her ne olursa olsun,  talepleri hep aynı:  "Atanamayan öğretmenler atansın!" "Sesimizi duyurmamıza yardım edin!!",  "Koşulsuz atama!"...

90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de hiçbir alanda eşi benzeri görülmemiş bir lobi faaliyetini, kadrosuz ÖĞRETMENLERİMİZ yürütüyor bugün.  Eğitim, modern eğitimin sorunları, Türk eğitim sistemi gibi alanlarda yoğunlaşan biri olarak; bu konuyu biraz daha genişleterek sanki bir kolaj çalışması gibi not alıcam burada.   (Kendime Notlar, İsteyen bakabilir)

Önce Twitter'dan birkaç alıntı:
Öğretmen atamaları meselesinden gına geldi artık. Atanamayan öğretmenler bu ülkenin tek sorunu olarak kendilerini görüyor  (@meryemgayberi)

Bu atanamayan öğretmenler kendilerini tıp fakültesi mezunu falan sanıyor galiba  (@myelinatedaxon)

Atanamayan ogretmenlerin yaptigi lobiyi Filistinliler yapmis olsa 1967 sinirlarini birakin, Abdulhamit mezarindan kalkip gelirdi.   (Ceren Kenar)


"Atanamayan işsiz öğretmenler" sorununa parmak basmak ve seslerini duyurabilmelerine yardımcı olması için kendisinden destek istenen  Hilal Cebeci'den samimi mizah.

  1. Yurt hayatımdan bilirim. En yan-gel yat bölümlerimizden biri Eğitim Fakülteleridir. Ve ne hikmetse, en çok "Atanamıyoruz, İşsiziz!!"  diye ağlananlar da bunlar.
  2. İngilizce konuşamayan Gazili İngilizce öğretmeni mi istersiniz, yoksa "Dört işlemde öncelik çarpma-bölmede miydi?" diye soran Matematikçi mi? (Bu "dört işlemde öncelik" sorusunu soran,  KPSS'ye hazırlanan Başkent Üni.li  mezun ve diplomalı bir Matematik öğretmeni.)
    Türkçe konuşamamasına rağmen ve basit bir kompozisyonu bile tek başına yazamazken, takdirname gibi onore edici bir belgeyle mezun olan Türkçe öğretmenlerimiz var bir de, atama bekliyorlar şimdi.
  3. Ankara'da mühendisler ve tıplılar olarak biz kütüphanede sabahlarken; öğretmen adayları Dizi, Evlilik programları, Yemekteyiz, Pazar Keyfi tadında mezun.
  4. Ve sanki memlekette işsizlik bir tek öğremenlikte var! Bu kadar boş ve istikrarlı bir lobicilik için de ancak Eğitim Fak.lı olmak gerekirdi gerçi.
  5. Slogan değil, gerçek. Eğitim fakülteli bir sürü tanıdığım var. Çoğu boş, bomboş... Yata yata okulu bitiriyorlar. Bu bölümlere verilen burslara yazık!


Bunları dile getirince bana tepki verenlere cevabım, sorularım ve tavsiyem:
  • Lütfen sizler benim gibi "ucuz" olmayın ve yan gelip yatarak kendi alanında bile pek bir şey bilmeyen bu hocalara çocuklarınızı emanet ederek huzur içinde olun.
  • 1 kez olsun kendinize sorun: Eğitim Fakülteleri'nin ne ayrıcalığı var?
  • Belli ki çoğu alanda olduğu gibi, Eğitim Fakültelerine bağlı haddinden fazla bölüm açılmış üniversitelerde. Çok fazla kontenjan ve çok sayıda mezun olması sebebiyle, her isteyen devlette kadro bulamıyor.  Aynı diğer pek çok meslek alanında olduğu gibi...
  • Öyleyse şu bakış açısının anlamı nedir:
    "Bir sürü insan işsiz ama sorun yok, yeter ki amman şu Eğitim Fak.lılar zırlamasın!
  • Siz iş arayan mühendislerin, öğretmenler gibi "İşsiziz!" diye ağlandığını gördünüz mü?  Ağustos böcekleriyse hep zırıldanır.
  • Ben bunları söyleyince,  Mars'tan bağlandığından şüphe ettiğim biri şöyle demişti bir tartışmada:  "Çünkü mühendis azlığı var Tr.de!"

    ....Asgari ücreti kabul etmesine rağmen işi olmayan mühendisler ülkesi burası. Hangi boyuttaysanız biraz da gerçek Dünya'yı görseniz? Özel sektörde/Sanayide çoğu mühendisin maaşı, saygıdeğer kadrolu öğretmenlerimizin burun kıvıracağı seviyelerde üstelik. İlave olarak çok daha uzun saatler çalışıp, senede genellikle 2 haftayı aşmayan tatil hakkına sahiptirler.
    Doktorlar, Eczacılar gibi meslek gruplarının sorunlarına ise hiç girmeyeyim bile!  Başlayınca bitmiyor çünkü.
  • "1 yılım Formasyon için gitti,  devlet bunun gereğini yapmalı!"
    diye isyanları oynayan biçare öğretmene bu sözüm:

    .........."Vah vah! Araştırın bakalım ODTÜ'den, Hacettepe'den, İTÜ'den 4 senede mezun olabilen kaç mühendislik öğrencisi var? Tıp fakültesi mezunları "Tıpta Uzmanlaşma Sınavı'na (TUS)" girer mesela,  o kadar yıllık eğitimden sonra başarılı olmak için deli gibi çalışarak...  Hiç duymuş muydunuz bunları?"

Türkiye'de hava atmak, gerçek başarıdan daha önemlidir. Yalan ve sahtekarlık ile saygınlık kazanılan bir ülkede, evet bu sözler saygısızlık gibi oldu.  Sonuçta her meslek gibi öğretmenler arasında da iyi örnekler vardır ve hep olacak. Ortalamadan ve çoğunluktan bahsediyorum ben burada. Eğitim fakültelerinde eğitim berbat. Öğretmenlik mesleği ve sabrına uygun olmayan,  ahlaken zayıf,  ama doğru dürüst bir puan alıp iyi bir bölüme de girememiş çoğu gerizekalının yata yata diploma aldığı ve sonrasında hayatında belki de ilk kez ciddi bir tempoyla çalışarak KPSS'ye hazırlandığı, yeterli puanı alamayınca (ki bazı branşlar için gerçekten yüksek bir puanı tutturmak gerekli) veya kadro açılmayınca zırlanan vasatların adresidir:  ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER!



@FurkanKatkak: Yirmi sene ogrenciydim, memlekette amele bile olamayan baltalar ogretmen oluyor.  Sittirin!
@tulay_demirci: "Size insan olmayi ogreticem" diyen ogretmenden korkarim. Bunu diyen insan ancak kibirli olmayi ogretebilir.

-Twitter'da denk geldiğim bir diyalog-
Fırat Erez: Gına geldi bu fazladan bir formasyon dersi almışların atanamayan öğretmen saçmalıklarından. Sen öğretmen değil üniversite mezunusun,  o kadar.
Av. Ebru Ekşioğlu: Devlet onlara "Formasyon alırsanız öğretmen olabilirsiniz"  taahhüdünü vermişti. Bu taahhüdün ifasını istemek en doğal hakları.
F.E.:  Biliyorum ama yılların birikiminin ve önceki iktidarların yükünün bu günküne yüklenerek çözümünü talep etmek ne kadar makul?
Av.E.E.: Her iktidar, vatandaşına karşı, hukuktaki "Kazanılmış hak" kavramı ile bağlıdır.
F.E.:  Evet ama her halkın de facto talebi de ülke kaynaklarının adil ve makul kullanımını devletten beklemektir.


PARA VEREN AKIL VERİR. Devlet ekmek kapısı ise, kimse kusura bakmasın demokrasi gelişemez. Padişahlık-Otoriterlik de bitmez. İşçisi, memuru, müteahhiti her kesim devletten geçinirse, demokrasi başka bahara... Belki de rüya,  yok yok serap!

‏@NToydemr: Üniversite gibi en özgür eğitim kurumlarını bitirenler  ne kadar da çok memur olmak istiyor?  (#Çelişki?)


"Milli eğitim nedir?"  üzerine bir karikatür. "Ideological apparatus of the state!"

@cravanart: Her bürokratik istihdam alanında olduğu gibi eğitim alanı da bir "çiftlik",  üstelik ideolojik kadrolaşmanın en sağlam yapılacağı yerlerden.


Doğruluk payını bilmiyorum ama, hayretler içerisinde şöyle bir habere denk geldim nette:
"Öğretmen yemini,  stajyerlikten çıkan her öğretmene ettiriliyor."
.........CHP'nin,  öğretmen atamalarını iktidara gelirlerse birinci vaat olarak vermesi boşuna değil yani.  (Böyle yüksek yeminleri, kalabalık içinde bir bir söylerken/dinlerken bu kadar sakin durmayı ben hiç başaramadım.  #İtiraf)


Yanda bir öğretmen adayının pankartını görüyorsunuz:
"Atanalım ki  Evlenelim."
(Bir konu da evliliğe bağlanmasaydı şaşardım zaten.)

Ocak 2013 gündeminden sıcak bir haber:  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Gaziantep Nizip'te katıldığı bir açılış töreninde bir öğretmen, "Şubat'ta atama bekliyoruz" deyince Başbakan "Kusura bakmayın, ne söylediysek o olur. Başkası olmaz" yanıtını verdi. Bu lafın üzerine "Size oy yok!" diyen kişiye, "O oy senin olsun.  Al onu kendine sakla!"  (Video)  dedi.   (#Kibir?)

RTE'nin atanamayan öğretmenler için söylediği  'Oyun senin olsun' sözünü, 'Sorunlarınızı çözeceğiz' eyyamına bin kez tercih ederim.   (@icmihraklar)

'Devletten geçinmeli' statüsü verilmiyor diye oy vermeyeceğini söyleyen #ÖğretmenÇırağı; o maaşı devletten geçinmeyenlerin vergilerinden alacak.   (@hakk64)

Yoksulluk sınırı 3266 TL ise neden ayda 2500 TL maaşla "devlete kapağı atana" şanslı, torpilli falan diyorlar? İnsanımızın ikiyüzlülüğü bu işte: Aynı rakam işimize geldiğinde "torpilli piçin ballı maaşı"dır, işimize geldiğinde yoksulluk sınırı.   (@resatcalislar)


Tebaa kültürünü aşamamış halklarda  "Devlet = Statüko+Güç".
Devlet, sorgulanamayan Tanrısal onurlandırılma biçimi. Türkler buna tapıyor.  Ve  "Devlet bizi beslesin, atasın"  vs.

Ek olarak,  okullarda tek tip üniforma zorunluluğunun kaldırılması ve serbest kıyafetle eğitim gündemde. Karşı çıkanlar, hatta önlükle protesto yürüyüşü düzenleyenler dahi oldu  :)


19 Aralık 2012 Çarşamba

 ODTÜ Öğrenci olayları


Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatılması nedeniyle, ODTÜ yerleşkesindeki TÜBİTAK Uzay'da Başbakanın da katıldığı bir program düzenlenmiş. Protesto için toplanan gruba karşı 3500 küsür Çevik kuvvet/Polis, 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç ve 8 TOMA ile gittiği söyleniyor Erdoğan'ın Odtü'ye. Ve tabi o kadar Polisin oraya "boşuna" gönderilmediği de ortada.

Birkaç hafta önce yine ODTÜ'de, cezaevlerinde açlık grevi yapan yapan PKK ve KCK'lı tutuklulara destek yürüyüşüne polis müdahale etmiş; gaz bombası atılmıştı.  (31 Ekim 2012  ODTÜ orman yangını)
Şimdi de bu uydu fırlatma.  Doğrusu iktidarın ilk ODTÜ çıkarması değil bu. Daha önce de yazmıştım  (bkz, 5 Ocak 2011), hayatımda hiçbir olayda görmediğim kadar polis ve zırhlısını ODTÜ önünde görmüştüm.


"Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ'den defol" pankartıyla yürüyüş yapan öğrencilere  Polis  müdahale  etti.
Biber gazı nedeniyle ODTÜ yerleşkesinde yoğun dumanların çıktığı görüldü.  Öğrencilerin kurduğu barikatlar, ateşe verdikleri çöp tenekeleri,  atılan taşlar...


Merkez medya olayı aynı dille haberleştirdi yine.
Ali Kırca:  "Polise taş ve sopayla saldıran ODTÜ öğrencileri..."  dedi,
"Uyduya karşı çıkan ODTÜ'lüler" diyen de var. Karşı cenahta ise bu yaşananlara  "Şanlı ODTÜ direnişi"  diyenler oldu/oluyor.
"Birçok öğrencinin elindeki sapanları gördünüz mü,  demokratik eylem böyle mi oluyor?"
diye sordu Twitter'da bir dönem takip ettiğim biri.   (@nesatsenem)


Türkiye'deki zihniyet ve demokrasi algısı sorunu tek taraflı değil ki, içselleşmiş.  Tr'de Sol'un ciddi bir şiddet sorunu var bence. Bu önemli ve solu gittikçe marjinalleştiren, halktan kopartan bir şey.

Kemalistler,  Ergenekon  ve  bu öğrenci olayları gösterdi ki:  AKP karşıtlarının en az AKP tabanı kadar gerizekalı olmasıdır RTE'yi güçlü kılan.
Sonra Taş-Sapan atmak, "Satılmış bilim" ifadeleri vesaire, bunlar muhalefet etmek değildir,  Sol'u adeta karikatürleştirmektir.
Yani üniversitede Polis/Jandarma gücüne hayır!  Ama Sol şiddete de hayır!
Tepkim ise haber dilindeki taraflılığa:
Kimisi Polisin/Jandarmanın/Güvenlikçilerin şiddetini normalleştirme derdinde, kimisi Sol şiddeti normalleştirmede...



-Twitter'dan alıntılar-

Çin'deki bir üsten Göktürk adında bir uydu fırlatmayı bilimsel ilerleme diye yutturmak isteyenlere karşı #ODTUdireniyor. ........ (Naim Dilmener - @renemliD)

Türkiye'de sol  hem kitlesel destekten yoksun bir cemaattir hem de alternatif üretmekten yoksun zihinsel yüzeysellik içindedir.
Şanlı ÖDTÜ direnişi nedir?  Bir düşünün!
Bu toplumda kaç kişi arkanızdan geliyor! Polisin pervasız sert müdahalesidir burada sorun.
Marjinalleşmiş bir sol var!  Türkiye'de sosyalistler toplumla değil birbirleriyle konuşup birbirleriyle çatışıyor. Kaç tane sosyalist hem daha adil hem de daha verimli ekonomi üzerine kafa yoruyor?
(@DogruozHakan)

ODTÜlü solcular karşıt görüşlü bulamayınca Leninist ve Marksistler olarak birbirlerine dalarlar.  (@snalcakar)
Devlet tüm giderlerimizi karşılasın ama özel hayatımıza karışmasın diyen solcu rahatlığı  :))))))
AKP'li adam çok zeki değil burası muhakkak ama karşıtı olan adamın da gerizekalılıkta ondan altta kalır yanı yok.
(@sakizliohannes)


"ODTÜ'dekilerin fikriyatıni beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama medeni hiçbir ülkede polisin/askerin üniversite üzerinde/içinde otoritesi olamaz.
Bir ülkenin üniversite kampüslerini polis/jandarma şu bu mesken tutmuşsa o ülkeden bir cacık olmaz,  ki olmuyor görüyoruz."   (@cravanart)

12 Eylül,  Üniversitesi ile toplumu arasında o kadar büyük kopukluk ve düşmanlık yarattı ki bu durum büyüyerek devam ediyor.  (@ferhat_sabanci)


Odtü konusunda yıllar önce şöyle bir cümle kurmuştum:
"Odtü garibanın eğlencesidir"...
(Reşat Çalışlar  -  @resatcalislar)

Meşruiyetin kaynağı bir alanda kalabalık olmaksa,  yarın o seni daha fazla güçle bastırıp oradan atmaya kalkışırsa ne diyeceksin?   (@ceelall)

Kusura bakmayın ama  "falanca defol falanca yer bizimdir"  diye nara atanların sağı solu faşolukla suçlaması resmen kara mizah.  (@volkan53)

Tayyibi günahım kadar sevmem,  ama Tayyibin iktidar imkanlarının ve toplum desteğinin onda biri solcuların elinde olsa memleketi yakar bunlar!  Pol Pot zihniyetli ezik sürüsü! Sene kaç lan!!  Hâlâ mı anti-emperyalizm?  Hâlâ mı Kemalist devrim?  Hâlâ mı altıncı filo gösterisi? Hâlâ mı "ne abd ne sscb TAM BAĞIMSIZ tc"??
(@FurkanKatkak)

Sosyalistlerin eleştirilere karşı tavrı dizide kapıcı, hemşire gördüğünde ayaklananlardan ya da ecdadım diye kükreyen Erdoğan'dan farklı değil.
(Gökhan Kaya  -  @karaolorin)



Unutmadan ekleyeyim:

Süleyman DEMİREL, yıllardır yaptığı çoğu konuşmada derdi ki: "Üniversite projesi Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli/birinci projesidir."  Buna benzer açıklamaları ısrarla yaptı.
Bendeniz sivri ifadeleri pek sevmediğimden bunlara alışamadım ama zannederim, bu önemi bazı devletlularımız da bir yerde kavramış olacak ki önlemlerini alıp Türk üniversitelerindeki gücü törpülemek/baskılamak için düğmeye basmışlar.

EK 1: ODTÜ Rektörlüğünden şöyle bir basın açıklaması yapılmış. Takdir ettim.

EK 2: Elhak doğru demiş Murat Yetkin:  Gerçek şu ki, ODTÜ'ye gittiğinizde birilerinin sizi protesto etmesini göze alırsınız (22/12/2012, Radikal)

EK 3: O kadar Polis gücü ve toma bir üniversite kampüsüne geziye gitmez, bir amaçla yahut bir görevi yerine getirmek için gider. Üniversite kapılarını gönüllü olarak bu güce açan üniversite yönetiminin de yaşananlarda sorumluluğu var bence.  Eleştiriden muaf tutulmamaları gerekir.




29 Ekim 2012 Pazartesi

 Twitter'dan derlediklerim  (Ekim2012-II)


Demokrasi
@Bahadir_Arig  alıntılar:   Para veren akıl erir.  Devlet ekmek kapısı ise kimse kusura bakmasın demokrasi gelişemez!/   İşçisi memuru mütahiti her kesim devletten geçinirse demokrasi başka bahara belkide rüya yok yok serap....

Çanakkalede federal bir ruh vardı:  Ölen 250 bin askerin içinde müslim, gayri müslim,  hatta Ermeni Osmanlı askeri bile vardı!

Ahmet Davutoğlu'nun geçen mecliste gensoru konuşmasından:
"Bu topraklara aidiyet hisseden kim varsa;  +++
++dünyanın hangi köşesinde ise onları kendi insanımız kabul ediyoruz, kendi diasporamız kabul ediyoruz, düşmanımız kabul etmiyoruz."
----------

Bu Akif Beki ve onun gibilerin en ufak eleştiride nasıl bir tavırla cevap verdiklerini görmek  "İleri demokrasi"cilerin zihniyetini gösterir.
(‏@Ersinsaran)


"İnsan Hakları" dediğin zaman,  "Seni gidi Sorosçu!" diyen insan(lar)la konuşmanın hiçbir anlamı, değeri yok, israf.  (@zd99)

İsterse kişi başına düşen gelir İngiltere seviyesine gelsin, hava kararınca can korkusundan parka gidemiyorsan, az-gelişmişsindir.
Tamamiyle bir Hıristiyan yaşam tarzına sahip olmasına rağmen,  kompleks yapıp en öz-kültürcü olan Türklerden tiksiniyorum.
(‏@mechulmuhayyil)

Bazen durup dehşetler içinde bize bakıyorum.  Dilimiz şarjöre dönmüş,
her diyalog karşıdakini vurmak üzere doldurulan kelimelerin salınımı. (‏@HektorVartanyan)


Nefret Söylemi
"Nefret Söylemi"  denen olgu,  bizde indirgendi  "İslam'ı sakın ola eleştireyim deme!!"  boyutuna ve İslamofobi'ye!

Bilen bilmeyen her hakareti, her küfrü nefret suçu sanıyor.  Arkadaşım,  nefret suçu yasası azınlığı korur,  polisi askeri korumaz.
(İsmail Saymaz  -  ‏@ismailsaymaz)

Nefretle ve hamasetle  alçaklarr  diye bağırırken,  nefret suçundan bahsetmek..   (@zd99)

Hic tanimadiklari insanlara karsi ucsuz bucaksiz bir NEFRETLE dolup tasanlari ben anlayamiyorum.
(Naim Dilmener  - ‏ @renemliD)



Endişesiz Modern  -  ‏@MehmedVII:  Kutsalına laf gelince dindarı, kemalisti, solcusu, sağcısı, Türk'ü, Kürt'ü milyonlar neden insanlıktan çıkıyor?  Umursamamak niye bu kadar zor?

Serdar Kaya  -  ‏@derinsular:  Türkiye'de tek problem hakaretin yaygınlığı değil. Bir de, kendi kutsalı hakkındaki nötr/ululamayan ifadeleri hakaret addetme problemi var.

@canilecanan:   İllaki bir cevap vermek ve linç gerekli mi?
"Dinime küfreden Müslüman olsa!"  deyip geçmek de mümkün pekela.
Her hoşlanmadığımız sivriliğe linç kampanyası başlatmadan,  insanca ve kendi değer yargılarımızı sırtlanarak da yolumuza devam edebiliriz.
...
Okuma-yazma bilenlerin,  kafasını kuma gömerek  ve halkını aşağılayarak yaşadığı bir ülkede  tüm kavramlar  ÇORBA  oluyor.
Ve memlekette kışkırtılmak için adeta apartta bekleyenler var.
Adrenalin lazım bu gençlere ve tüm kendini genç hissedenlere!



     Reşat Çalışlar'dan  alıntılar:
Türkiye'deki elit kesimin sorununun "halka yabancı olmak" mı yoksa "halka aşırı benzemek" mi olduğu tartışma götürür.
Türkiye'nin eğitim düzeyi hiç fena olmayan bir kitlesinin Mumammer İnce'nin sarhoş sayıklamalarını ciddi bir muhalefet zannetmesi içimi acıtıyor.

Türkiye'deki ana muhafazakar damar İslami muhafazakarlık değil "Türk aile yapısı muhafazakarlığı"dır  ve bu damar partilerüstüdür.

Reaktif hamleler puan getirmez, proaktif hamleler puan getirir.  Başkasının ayak izlerine basarak iz bırakamazsınız.

Türkiye'de bir kadın hem güzel hem televizyoncu hem müzik yazarı hem köşe yazarı hem romancıysa,  büyük ihtimal yüzeyseldir.  Batıda bu farklı.

Orta sınıf  (ki bu sadece ekonomik bir kategori değildir)  olmak zordur. Hem alt sınıf hem üst sınıf sizden rahatsız olur. / İşin tuhafı, şu an senden yardım bekleyen fakirin kazara zengin olsa seni küçümseyeceğini, "pis orta sınıf" diye düşüneceğini de bilirsin.

Facebook bana şunu gösterdi: "Sıkıcı" arkadaşlarımın çocuk sahibi olma oranı,  "ilginç" arkadaşlarıma oranla kat kat daha yüksek.

Adamlar seni yağmalıyor, petrolüne el koyuyor, kafalarına göre bölüp parçalıyor, iktidarlarını belirliyor,  sen filmin derdindesin.  (Hz. Muhammed'in hayatını anlatan uydurma filmden bahsediyor)

Müslüman ülkelerin sınırlarını Batının cetvelle çizmesi hakaret değildi yani size göre,  onu bi güzel kabullendiniz.  Yeter ki film yapmasınlar.
(Reşat Çalışlar  -  @resatcalislar)



#ATATÜRKdiyorki "Halifelikle (..) Ortodoks ve Ermeni kiliseleri patrikhaneleri ile Musevî hahamhanelerinin ortadan kalkması gerekir"  (1924)
#ATATÜRKdiyorki "Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketiniz sizindir, Türklerindir."    (Söylev ve Demeçleri, Cilt 2. 130.)


"Dünyaya 3G'yi biz öğrettik" diyor bir Kemalist.
(Şaka gibi insanlar var gerçekten. Veya dilerim şakadırlar.)

Mehmet Ördekçi  -  ‏@mehmet_ordekci:
Misak-ı Millî'deki  Musul'u Kerkük'ü  vermişsin, imparatorluk ve halifeliği lağvedeceksin, "muassır medeniyet"e  yamanacaksın.
İngiltere daha ne ister?

Ahmet ALTAN  -  "Bize bir Atatürk lazım"   (13.10.2012, Taraf)
Eğlenceli bir yazı olmuş,  şiirde gülümsedim :)



Lozan, Dil, Cinsel Suçlar, Hukuk, Uludere...
Ayşe Hür ‏- @HurAyse: Lozan 39/5: "Türkçe'den başka dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde sözlü olarak savunma sırasında gerekli kolaylıklar sağlanacaktır."

Bir baro başkanından "Savunma hakkı kutsaldır" demesini beklersiniz değil mi? Kocasakal, "Anadilde savunma,  bir hakkın suistimalidir"  diyor!
(Ferdan Ergut  -  ‏@FerdanErgut)

Ufuk Uras  - ‏ @UfukUras:   Anadil gibi bir temel insan hakkını reddenen Kocasakal'ın İstanbul Baro Başkanlığı hayırlı olsun. 12bin hukukçu bu insanlık ayıbını paylaştı.

Eğer Ümit Kocasakal'ın resmi Twitter hesabı bu ise durum vahim ve  şunu dahi savunanlar oldu.  Şimdi gel de "Nefret Söylemi"nden bahset!
  "29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı Kutlamayanın  Kanından Şüphe Duyulur..!"



Ayşe Hür  - ‏ @HurAyse:  Binlerce kişinin ölümünden sorumlu olan Mehmet Ağar'a 4 yıl,  kesintisiz eğitim isteyen Berna ve Ferhat'a  8,5 yıl veren yargıya saygılar!  /   Akademisyen Büşra Ersanlı'yı tutuklu yargılayan,  14 yıl verdiği tecavüz sanığını ise  "Temyiz uzun sürer"  diye salıveren yargıya da saygılar!!

Allah belanızı versin,  N.Ç ve benzeri davalarda  "Mağdurenin rızası var"  deyip kılıf bulan hukukçulara...

Tacize uğradı,  Şikayet etti,  Mahkum oldu...

"Bıçaklanmış kanlı çıplak kız bedeni"  -  Mehmet Altan'ın 11 Ekim 2011 tarihli yazısı.



Fatma Nur Çelik Cinayeti:  Tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüş üniversiteli tesettürlü bir genç kız. Cesedini ev arkadaşı bulmuş. Katili: Evlerine internet bağlayan, evli ve Fatma Nur'un çıkma teklifini reddettiği bir insan müsveddesi.

Fatmanur cinayeti, toplumdaki 1 kesimin algıladığı gibi tecavüzün sokakta gezen dekolteli kadın problemi olmadığını gösterdi.   (@elifeda)

Bu arada,  "Orospu çocuğu gazetecilerden bazıları, orospu çocuğu polislerden sızdırdıkları olay yeri fotosunu gazetelerine, internet sitelerine koymaktan utanmamışlar."    (Zhang  -  #30607132, 18 10 2012 - Ek$i)

Takıntıyı ve tahakkümü sevgi sanan, sevmek ne demek bilmeyen, güce tapan hasta kafalı insanlarla dolu bir toplumda yaşadığımızdan; doğal olarak bu özellikler güç sahibi erkeklerde çok daha etkili şekilde tecelli ediyor.
Bu halden habersiz, karşıdakini kendi gibi gören normal ve deneyimsiz FatmaNur  gibi kişiler bu pisliklerin kurbanı olabiliyor.


"Cinsel istismar"   bir algı yönetme söylemidir,   hukukta  ve  toplumda "hoş  görülebilir"  tecavüzün adıdır.

Savcılık görevsizlik, Komisyon gereksizlik, İnsanlar yüreksizlik, Medya sessizlik,  Devlet densizlik kararı aldı:  Uludere davası kapatılıyor!
(@OzhanHakan)

Roboski'de katliam yerini ziyaret edenlere sınır ihlali yaptıkları için 5 bin lira ceza kesildi!    #mazlumderdenroboskiiçinbirerlira destekle! (‏@beytullahemrah)

Siyasal iktidara kadrolu dalkavuk olmak için yaltaklanan onursuz adaylara ilk soru:  Uludere ne oldu?    (@MehmetAltanFan)


Cezaevleri:  Yaklaşık 700 hükümlü bugün itibariyle açlık grevinde 48. gününü tamamladı.
---
Cezaevinde dehşete düşüren görüntüler:  Baba beni öldürecekler!
Kandıra  T Tipi  1 Nolu Cezaevi'nde  tutuklu bulunan 21 yaşındaki Hasan Özer, 6 Ekim 2011 tarihinde  boğazında bir iple ölü bulundu.  Bir Milliyet haberi.



Fazıl  Say
Twitter'daki birkaç paylaşımı sebebiyle ünlü piyanistimiz Fazıl Say hakkında "Dini değerleri alenen aşağıladığı" iddiasıyla açılan dava başladı. "İfade özgürlüğü" boyutu bir yana,  davaya sebep olan tvitlerden birinin Ömer Hayyam'ın meşhur dizeleri olması ayrı bir tuhaflık.

Hayat böyledir:  Belli bir odağın pompasıyla  "haksız büyüme"  yaşarsan,  başka bir odağın haksız tokadıyla da gerçek boyutuna indirilebilirsin. (@resatcalislar)

Hayyam, Neyzen vb kazara bizimle ayni zamanda yasiyor olsalardi baslarina neler gelirdi kim bilir?  iyi ki ileri demokraside yasamadilar.  (@erenegilmez)

"Fazıl Say'ı yargılama ayıbı"   İsmet BERKAN  -  19 Ekim 2012, Hürriyet.




  Eğitim
Her sabah evimin yanındaki liseden müdürün yükselen sesi  -Rahatt!
-Hazırollll!  Lise dedim tekrarlıyorum askeriye değil.   (@dilekdegirmen)

"Milliyetçilik, eğitim sistemi üzerinden hepimizin beynine yerleştirilmiş ezberlerden ibaret."    Bekir Ağırdır

Bir yandan da şimdiki veliler  çocuklarına özgüven adı altında terbiyesizlik ve ukalalık pompalıyorlar.   (@emrahherdem)


Öğretmen-Öğrenci ilişkisi nerelere geldi?
"Yumruk yedi, şikayetçi olmadı"  Aydın'ın Nazilli ilçesinde sigara içtiği için uyardığı öğrencisi tarafından darp edilen öğretmen, öğrencisinden şikayetçi olmadı.

İbretlik bir kin kusma vahşeti:  İzmir'de öğretmenini öldüren öğrenci önceden "Cinayete çalışmış".


Üniversitelerin hali:   Yeni Yüzyıl üniversitesini tebrik ederim çok güzel bir giriş olmuş!  pic.twitter.com/PV9ZhjSc


Naim Dilmener  -  ‏@renemliD:  Bilgi Üniversitesi'nin  "Porno..." projesi icin bilmem kac yildan/kac yila hapis cezali dava. En porno/mustehcen para takintili filmeri cevirmekse serbest.
      @canilecanan:  Bu üniversiteleri neden açıyorlar ki? Özgür düşünce ve araştırma yasaksa eğer, kapat gitsin!  Aç Meslek Lisesini, nitelikli eğitim ver, çıkanlar daha rahat iş bulur hem.

İsmet Berkan  - ‏ @ismet_berkan:
Bu ülkenin okuduğunu anlamakla ilgili çok ciddi bir sıkıntısı var.


Ögrenciye ev vermeyen insanların büyük bir çoğunluğu,  otobüste ve metrobüste öğrencilerin kendilerine yer vermesini beklemektedir. #TAGP (@TuhafAmaGercek)

Neslihan Acu  -  ‏@neslihanacu:  Türkiye sırf boyuna asmak için diploma alınan,  bu uğurda 4-5 yıl boyunca üniversitemsi bir yerlere gidilen ender ülkelerden biri.


Bir Diyalog:
Endişesiz Modern  -  ‏@MehmedVII:   Sadece kicikirik bir diplomalari var diye devletten is bekleyen ahmaklarin o diplomalari yakmalari cok isabetli olmus:
Ataması yapılmayan öğretmenler diploma yaktı

Endişesiz Modern:   Su anda "emekçi sehri"  Detroit'in yakınındaki Oakland University'deyim.  Ogrencilerin cogunlugunu gündüz çalışıp gece okuyan genclerin Oluşturduğunu öğrenince aklıma hemen TR'de baba parasıyla  (bundan sonra harç da vermeyerek)  okuyup mezun olunca  "atama"  bekleyenler geldi.
  ‏  ‏  ‏  @canilecanan:  İşte dillendirilmeyen can alıcı nokta..  Tembellik, eylemsizlik,  Kadın-Erkek ilişkileri ve hantal aile yapısı...
Siyasetçilerimiz hep övünür "genç nüfusumuz" ile.  Oysa gençlere ne kadar değer verilir?  Sonra gençlerimiz neler ile meşguldür?

Endişesiz Modern:  Sadece son bir senede askere verilen 18 milyar dolar son on senede egitime harcanmış olsaydı gençlerin durumu çok farklı olurdu.


Yürüyerek 15-20 dakikalık mesafeye gidecek genç bir kadın,  otobüs 1 saattir gelmedi  diye dert yanıyor!
...
Bendeki Yunanca sözlüğün Türkçe karşılıklarını bir kez daha çevirmek, araştırmak gerekiyor.  'Saltık olarak'  ne demek yahu?  "uslamlama,  bildirsel tamdeyim,  iliniksel olarak.."  vb.  daha birçok kelime var.   (@zd99)

.

İNŞAAT
İnşaat piyasası,  çoğu hiç bir şey bilmeden inşaat sektörüne atılıp  "arsa rantından"  para kazanmayı müteahhitlik zanneden insanlarla dolu. (@alperrrrrrrrr)
Mütehaitliğin okulu yok,  inşaat mühendisi hem tecrübesiz ve çulsuz.  Geriye kalfa ve parası çok olan kalıyor.   (@Ebu_mir_derda)

İnşaat yap -> Yandaşlarınla beraber zengin ol -> Vatandaşı bankalara borçlandır  ->  Ekonomik istikrar için oy al  ->  Daha çok inşaat yap...
döngü böyle   (‏@lorinaryen)

.
Ali Ağaoğlu  bir kişinin değil;   bir dönemin, bir yaşama algısının, bir ideolojinin adıdır.   (@tarik_tufan)

Ağaoğlu vergi usulsüzlüğü yapsa ne yazar yapmasa ne yazar.  Adamın varoluşu usulsüz.   (@resatcalislar)

Ağaoğlu  "Maslak 1453"  diye bina mı yapıyor? Fethedemediler gitti istanbulu arkadas. İcsellesmedi bir türlü.  1452 diye baraka yapacagım ben de.
(Hayko Bağdat  -  ‏@haykobagdat)




Erol Günaydın  öldü.
......(1933-2012)



Felix  (Baumgartner) :   8 Ekim'de  Stratosfer'den dünyaya atlayışını gerçekleştirmiş sporcu (?)  ya da bir nevi yeni dünya delisi.
Adam, kapsülün kapısını açar ve kendisini uzaydan aşağı bırakır.  Saatte 1174 kilometre hıza ulaşan maceraperest,  beş dakika süren atlayışını Amerika Birleşik Devletleri'nin New Mexico eyaletindeki bir çölde sonlandırır.

Felix'e bir anne yorumu:  "Otur oturuğun yerde,  ne işin var oğlum o kadar yukarıda aa!"




20 limiti yüzünden  yazının ekleyemediğim etiketleri:
cinayet,  cinsellik,  İstanbul,  Soyut,  Türk Medyası
*   **