Bugün size memleket ve sosyal medya halleri üzerine biraz içimi dökmek istiyorum.
1) "ak partiden soğuyan bir ak partiliyi, sıradan bir chp'li 15 dakikada fanatik bir akepeli yapabilir" demişti birisi Facebook'ta, aylar önce...
Ne demek istediğini, kalabalık bir sohbet ortamında bizzat gözlemleme şansım oldu geçen gün. Düşünülmeye değer:
Her konuda "öğreten adam", "hayvan terbiyecisi" veya eskinin öğretmen hanımları gibi gururlu ve didaktik, üstten bakan gözlerle konuşan dillere sahip bir parti CHP. Haklı olduğu konularda bile yanlış ses tonuyla konuştuğu için itici bulunan insan diye birşey var ayrıca, sevimsiz bir hal.
Açıkçası benim yakın çevrem böyle insanlarla dolu. Ne yapmak lazım kısmını ise hâlâ bilmiyorum :(
Nasıl olur da bunca zamandır, bu kadar çok insan bu yaygın hâli ve yarattığı rahatsızlığı fark etmeden bu yanlışı sürdürebilir?
Hiç anlamıyorum.
Anladığım şu: Kendisi değişmeyen, dönüşümü reddeden insanlar başkalarını da değiştiremez.
Ve bir atasözünde dediği gibi: "Az bilen anılır, çok bilen yanılır."
"Kanal İstanbul" mevzusu tartışılıyor olsa: Arap düşmanlığı, Katar negatif güzellemeleri, törpülenmiş sövgüler, yüzbinbilmemkaçıncı "Saray" taşlaması, "Suriye'de-Libya'da ne işimiz var?!" ve kapanış...
Bu kadar gerizekalı olamayacaklarına göre bu medya insanları, demek ki bunlar gizli olarak iktidara çalışıyor, artık aklıma başka şey gelmez oldu.
Hiçbir konu yok ki ona buna nefret pompalamadan ve alay etmeden ifade edebilsinler görüşlerini. Ve aslolanı ıskalamasınlar.
Araplar değil de Avrupalı bazı devletler desteklese bu projeyi; Kanal İstanbul'a "evet" mi demeliyiz ki Arap düşmanlığı kartı öne sürülüyor gene? Konuyu Doğa, çevre, deprem, kaynak, ekonomi ve uluslararası dengeler açısından almak varken... Böyle Araplar tukaka, Katarlılar hah tüüüüü! "Saray kaçak!"...
Allah bize sabır versin valla. "Muhalif medya" denenlerin iktidara muhalif filan olmadıklarını anlamadı gitti bu kitle.
Bir daha yazalım: Bu Gözcü/Sözcü neşriyatından, Cumhuriyet bulamacından, Portakal bey'den ve avanesinden ümitvar olduğunuz, peşlerinize takıldığınız müddetçe işimiz var demektir.
Bir kez olsun düşünün: "Kötünün iyisi" her zaman iyi olmaz.
3) Ülke ekonomisinin belini büken şişirilmiş memur sayısına değinen var mı peki?
Ben bir kez daha yazıyorum burada:
Her şehirde mantar gibi hızla yayılıp kurulan onlarca üniversite ve oralarda çalışan çoğu akademik personelin ne "akademi" dünyasına ne bilime ne ülkeye ne insanlığa anlamlı faydası bulunmaktadır. Ancak birileri "kızım/gelinim/oğlum şu üniversitede Doçent!" diye gerim gerim gerilsinler diye ve iç piyasa sürekli para dönüşü ile canlı kalsın üzerine işlevlendirilmişlerdir. Böylelikle geniş kesimlerin iktidar yağmasına sessiz kalmasının sağlanması da cabası.
Şişirilen devlet kadrolarına girmeyelim bile!
Bunu ne zaman dile getirecek muhalefet acaba? (sıkar)
4) Bu blogda daha önce de ırkçılığa, ayrımcılığa, fitne-fesad tohumu ekiciliğe karşı tepkilerimi defalarca, çeşitli şekillerde yazıya döktüm. Hazır "içini dökmek" demişken bir kez daha belirtmek isterim ki, kafatasçı Suriyeli sövücülerden, her konuyu Suriyelilere bağlayan nefretle dolu ruhlardan çok rahatsızım.
Üstelik sevdiğim, değer verdiğim veya ailemin çok yakın ferdlerinin böyle konuşmaları beni daha da üzüyor :(
Kötüye ve insanlığa karşı affedilemez suçlar işleyene karşıyım.
Suç işleyenin ırkına, milliyetine, rengine, mesleğine, dinine, tekkesine veya tekkesizliğine göre taraf almıyorum.
Şu çağda her ağzını açışında, hem de hiç tanımadığı insanlar hakkında durmadan nefret pompalayanları, linç kalabalıkları yaratanları gördükçe hem derin bir hüzne hem de ruhta büyük bir dolup-taşma hâline dalıyorum.
Bu kadar teknoloji, bu kadar iletişim, bu kadar bilgiye kolay ulaşım imkanı sağlayan internet çağında, hem de bu kadar varlık veya imkân sahibi iken bu kadar insanlıktan nasibini almamış olma hali ve durmadan başka inanç mensuplarına, diğer ırk, millet, ülkeye söven; başka milletlerden aralarında yaşayan insanlara düşmanlık besleyen insanlarla çevrili olmak beni korkutuyor da ayrıca.






















