31 Ağustos 2009 Pazartesi

Gündemdekiler (Ağustos 2009)

.
Gündemdekiler Nisan 2009'da Hilmi Özkök'ün Ergenekon savcılarına ifade verdiğini yazmıştım. Temmuz ve Ağustos aylarında (yani 3. İddianamenin esamesi okunmaya başlandığından beri) bu ifade verme mevzusu üzerine, daha önce Hilmi Özkök başlığında da belirttiğim gibi, "Özkök güzellemeleri" yeniden başladı.


Ergenekon 3. İddianamesi'nin eklerinde, Özel Harekat Dairesi eski başkanvekili İbrahim Şahin'de ele geçirilen eylem planları, Şahin'in talimatları doğrultusunda oluşturulan S-1 timinin suikast yapacağı kişilere ait ayrıntılı bilgiler ve krokiler var. Hatırlarsanız İbrahim Şahin'in evinde bulunan krokilere dayanarak yapılan kazılarda, Ankara Gölbaşı'nda (kimilerine göre yalan ve uydurma bir peydahla) çok sayıda askeri mühimmat ele geçirilmişti.
Belgelerdeki eylem planlardan birinin (Kazım Genç'e yönelik olanın) amacı şöyle not düşülmüş: "Alevi-Sünni kavgası çıkarmak."




Bir süredir, adına Kürt Açılımı denen ve -şahsi düşünceme göre- ne olduğu sağlıklı bir şekilde kamuoyuna yansıtılamayan bir şey dillendiriliyor sürekli.
25 senedir bitmeyen/bitiril(e)meyen bir savaş, bu kadar kısa sürede sonlandırılamaz. Ve buna izin vermeyeceklerdir, diye düşünüyorum. Nitekim bir yerlerde bombabalar patlamaya ve şehit haberleri gelmeye başladı bile! (bkz: AF ve Terör)
Hükümeti eleştirme görevi olan muhalefet, kuru gürültüden öteye gidemiyor. İkiz kardeşler gibi olan MHP ve CHP'den biri, "Dağa çıkarız!" derken; diğeri, "Bunlar bizi çatışmaya götürür!" dedi.

Ülke güvenliği ve huzur ortamından belki de en çok kârlı çıkacak grup olan "Zenginler kulübü TÜSİAD" ise barış ve açılım konusunda fevkalade çekimser. Bir zamanlar "Kürt raporları" hazırlatan bu örgütün şimdiki başkanı (Aydın Doğan'ın kızı olan hanım, Arzuhan Doğan Yalçındağ), "Kürt sorunu" bile diyemiyor; "terör sorunu" diyor. Ekonomi yorumları yapan bir yazar bu hali köşesinde şöyle yorumladı:
"Kürt açılımıyla Anadolu sermayesinin daha da güçlenmesinden büyük endişeye kapılıyorlar. Doğu ve Güneydoğu'da fabrikalar çalışmaya başlayınca piyasada rekabetin artacağını ve yeni şartlarda rekabet edemeyeceklerini iyi biliyorlar. Açıkçası açılımın kendilerini kapatmasından korkuyorlar."
(Süleyman Yaşar, 21.08.2009, Taraf)




Bu ortamda iki arada bir derede Sezen Aksu da tutup Başbakanlığı aradı ve Özel Kalem'e not bırakarak Kürt açılımını desteklediğini belirtti. Barışın karşısında olanlara mesajı: "İki cihanda da lekeli" oldu.
Sonrasında o da nasibini aldı tabi...

Beri yandan Zülfü Livaneli de "Fikir mi önemli? O fikri kimin söylediği mi?... AKP'nin her söylediğine gözü kapalı karşı mı çıkmalı?" diye sordu.
Hemen o da nasibini aldı, alıyor.
Benzerlerini, hem de çok ağır şekilde daha önce gördüğümüz sahneler yine tekrarlanıyor. Demokrasi ve birey olma bilinci gelişmedikçe, adı her ne olursa olsun, perdeler hep aynı gördüğünüz gibi...





Halis Toprak bir kaç aydır çok dillerde.
71 yaşındaki adam kalkıp da 17'lik çıtırla evlenmeye kalkınca, bir de tamamen duygusal sebeplerle TMSF'nin ağındaysa böyle dillere düşer işte.
"Hüseyin Üzmez'den bunun ne farkı var!" diyen mi ararsın, artık hepsinden var.
Bu arada Ayşe Arman kendisiyle şöyle bir söyleşi yapmış, ben internetten belli bir bölümünü okudum.
Halis Toprak aslında ticaret ve sanayi ile uğraşan adamlarda çokça görülen bir durumu ortaya koymuş. İslâm üzerinden yaptığı yorumlara ise burada hiç girmeyeyim. Görünen köyü işaret etmek zevkli gelmiyor bana.




Olumsuz hava koşulları
Giresun ve Karadeniz'de sel felaketleri maddi zararın yanı sıra insan canı da alıyor. Başbakanımız Sayın RTE de çıkıyor; "Bentlere, barajlara laf söyletmem" diyor.
İşte bu yüzden siyaseti sevmiyorum. Kirli bir şey.




Benim de böyle şapkam vardı
Özel Harp Dairesi eski başkanı Kemal Yamak'ın Ankara Kocatepe'deki cenaze töreni, emekli ve muvazzaf (görev başındaki) subayları biraraya getirdi.
Törende Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a baktığı bir anki kare ilginçti.




Hilmi Özkök hakkında suç duyurusu
Hilmi Özkök, 2003 yılında MİT'in gönderdiği Ergenekon şeması hakkında araştırma yaptırmak yerine imha ederek görevini kötüye kullanmakla suçlanıyor. 1. Ergenekon davası sanıklarından Kemal Kerinçsiz'in avukatlarınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen suç duyurusu dilekçesinde Özkök'ün yargılanması isteniyor.

Hilmi Özkök bu gelişmeler karşısında, Fikret Bila ile yaptığı bir söyleşisinde şöyle diyordu:
"...Bir kuvvet komutanına, soruşturmayı başlatacak mahiyette bir şey olmadan (soruşturma) başlatamazsınız.
Bir de tuhafıma giden bir durum var. Savcılara 'Kuvvetli olmayan delillerle dava açıyorlar, insanları şaibe altında bırakıyorlar' diye kızan aynı kişiler, bana 'Kuvvetli olmayan belgelerle soruşturma açtırmadım' diye kızıyorlar. Bunun sebebini gerçekten çok merak ediyorum."

(19 Ağustos 2009, Milliyet)




Ağzı olan konuşuyor
Garipoğlu'nun ananesi Saadet Erol, basın mensuplarıyla konuştu:
Bana, "Cem'in yerini biliyor musunuz? Onu en son ne zaman gördünüz? Cinayetten ne zaman haberiniz oldu?" gibi sorular sordular. İfademde Cem'i görmediğimi söyledim. Ailenin onu sakladığı iddialarına katılmıyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Mümkün değil. Cem parmak kadar çocuk, mümkün değil yapamaz. Onun yaptığına inanmıyorum. Biz onu kucağımıza oturtur severdik. Agresif bir çocuk değildi. Benim sırtımı okşardı. Fazla gezmeyi seven bir çocuk da değildi.

El insaf! Bu melekette böyle bir şey var. Sen yapıyorsun ediyorsun, kan revan ortalık... Deliller bulunuyor. Fotoğraflar, DNAlar, mühimmatlar... Birileri çıkıyor, diyor ki: "Yok öyle bir şey. Hepsi uydurma! İftira!"
Şimdi bu anane de çıkmış diyor ki, "Cem katiyyen yapmış olamaz. O melek gibi bir çocuktu, kucağımıza alıp severdik biz onu."
Hey yarabbim... Herkes evladını kucağına alıp sever? Torununun DNA'sı bile tutmuş, daha neyin avukatlığı bu? Ben anlamıyorum ki!




İsrail
Aramızda kalsın, bazen İsrail'e çok benzediğimizi düşünüyorum. Aşağıdaki haberi okuduğumda yine böyle düşündüm:
İsrail Başbakan Yardımcılığı ve Stratejiden Sorumlu Bakan olan Genelkurmay eski başkanı Moşe Yaalon; solcuları, medyayı ve Amerikalıları kınadığı konuşmasında; "Ülkeyi kurtarmak için, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinin boşaltılması gerektiğini söyleyen Şimdi Barış Hareketi ve elitler gibi virüslerle uğraşmak gerektiğini ve bunların ülkeye verdikleri zararın çok büyük olduğunu" belirtti.
Beri yandan İsrail ile farklarımız da var:
Bu yaklaşım politikacılarından tepki görürken, Başbakan Binyamin Netanyahu, Yaloon'un açıklamaları için "Kabul edilemez" dedi ve kendisini görüşmeye çağırdı.





Habertürk
Böyle bir kanal var-mış.
İnsanlar bu kanalı izlermiş.
Geçen hafta misafirlikte iken, bu kanalda Adnan Hoca denen zat ve bir kaç toplama kişi ile evrimin tartışıldığı bir programa az buçuk tanık oldum. Benim için odanın terk edilmesi anının geldiği demekti bu.

Kendimi bildim bileli, "tartışma" adı altında, argo tabiriyle "laga luga yapmak" maksatlı yayınlardan tiksindim. Üstelik kravatlı gömlekli adamlar veya ciddi suratlarla bağıra çağıra reklam yapma devirleri, birinin balonunu patlatma çabaları, "Reha Muhtar ile Ateş Hattı" ve "Savaş Ay ile A Takımı" dönemlerinde çok popülerken bile aynı oranda mide bulandırıcıydı.

Benim denk geldiğim yayını Yiğit Bulut yönetiyormuş. Peki şimdi bu ne ola ki?
Soldaki ya da sağdaki...
Fark göremiyorum, ya siz?




Sistem eleştirisi
Türkiye'de pek olmayan bir şey. Olanın da sesi iyiden iyiye kısılıyor, hatta sökülüp atılıyor diyelim.
Türkiye'de en fazla "iktidardaki parti" eleştiriliyor; "sistem" değil. Sistemdeki yanlışlar, açıklar ve kokuşmuşluklar değil.
Hiç kimse "disiplin, dürüstlük ve şeffaflık" konusundaki sistem açığını ifşa ediyor mu mesela?
Askeriye'nin siyaset içindeki konumunun nelere mâl olduğunu veya?
İslâm'ın yeni bir din olmadığından ve bir yenilik sunamayacağından filan?...
Hayır. Varsa yoksa "kayıkçı kavgası".
Maşallah internet gençliği de bu konudaki yeteneklerini konuşturuyor, fikirler çarpışıyor. (Ağzı olan konuşuyor)

"Siz Erdoğan'ın Şemdinli konusundaki tutumunu eleştiren bir Deniz Baykal konuşması duydunuz mu?
Siz Erdoğan'ın Avrupa Birliği kriterlerine boş veren İhale Yasası'nı çıkarmasını eleştiren muhalefet partisi gördünüz mü?
Onları eleştirmiyorlar, çünkü o hamleler 'sistemi' koruyordu.
...
Erdoğan'ın Kürt açılımına karşı çıkarken, "Kürt sorunu öyle çözülmez, böyle çözülür" deyip bir barış projesi ortaya koyan bir muhalefet partisine rastladınız mı?
Onlar 'çözüm yollarını' tartışmıyorlar, onlar çözüme karşı çıkıyorlar.
Çünkü istiyorlar ki bugünkü düzen devam etsin.
"
(Ahmet Altan, 21 Ağustos 2009, Taraf)


ÜNAL ÜNSAL (Emekli Büyükelçi)
"Bugüne kadar inkâr edilen Kürt kimliğinin artık saygı göreceğini vaat eden girişim başladı. Film, kesildiği yerden tekrar başlıyor. Çünkü bu vaat, 89 yıl önce, yani 1920 yılında bizzat M. Kemal Paşa tarafından Meclis kürsüsünde çok açık ifadelerle tekrar tekrar yapılmış bir vaat idi...

Savaşın ve kan dökülmesinin bitmemesi için var güçleriyle uğraşan demagog, dar kafalı, vizyondan nasipsiz ve vicdansız politikacılardan etkilenen insanlarımızın çoğu bu gerçekleri bilmiyor. Kurtuluş Savaşı'nı başarıya götüren milli birlik ruhunun hangi temeller üzerinde, hangi karşılıklı taahhütler sayesinde yaratılabildiğinden ve bugün karşı karşıya bulunduğumuz ağır bunalımın nereden kaynaklandığından habersizler.

Umutluyuz. Zira, ülkemizdeki cinnet halinin, ölümlerin ve yıkımın artık mutlaka sona erdirilmesi gerektiğine inananların sayısı hızla artıyor.
"
(20 Ağustos 2009, Radikal)





Şehit haberleri
Elazığ'ın Karakoçan ilçesi Koçyiğitler Piyade Taburu'nda vatani görevini yapan 4 asker... Teğmen Mehmet Tümer, nöbette uyuduğu gerekçesiyle pimi çekilmiş el bombasını er İbrahim Öztürk'ün eline veriyor... Sonuç: 4 şehit.
Muhalefet susuyor... İktidar susuyor... Medya her zamanki gibi: Görmez, duymaz, konuşmaz :(
Ve TSK... Ölenlerden bir gencin cenazesinde, Silahlı Kuvvetler adına Üsteğmen Murat Basten şöyle bir konuşma yapıyor, dikkat buyurunuz:
"Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmeye ve parçalamaya kimsenin gücün yetmeyecektir. Buna heveslenenler tarih bilgisinden yoksun gafil ve hainlerdir. Kahraman şehidimizin kahraman ailesi acınızı sizlerle paylaşıyoruz. Biliniz ki o artık büyük Türk milletinin bağrında ve ay yıldızlı bayrağın gölgesinde rütbelerin en kutsal ve en şereflisi olan şehitlik mertebesinde ebediyete kadar yaşayacaktır."




İstanbul'a 3. köprü inşa edilecekmiş...




Heykel sorunu
Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, Belediye binası girişindeki iki kadın heykelini "Devlet dairesi önüne kadın heykeli yakışmaz" diyerek kaldırtmış.
Yorum: Birileri bu haber üzerine gene "AKP'ye yuh!" naraları çekmeye başladı. Bu işin kolay yanı tabii. Sıkıyorsa ona oy veren kesime, ve daha da mühimi halka çevir oklarını? Köylülüğe, cehalete, sinmişliğe... Bu kadar okuyup eğitim görüp bu kadar kafayı kuma gömercesine yaşamaya? Dünyadan bihaber olmaya...
(Ayrıca kadın figürüne, sosyal hayat içerisinde heykelken/cansızken bile katlanamayan bir millet: Türkler. Başlıbaşına bir mevzu!)




Nuriş kardeşler yine gündemde! Memleket ne halde?
Karagümrük Çetesi diye bilinen grubun lideri olan bu iki kardeşin, Sabancı Cinayeti'nin faillerinden Mustafa Duyar'ı öldürttüğü söyleniyor. Kendileri de bunu açıkça itiraf etti.
Meğerse Mustafa Duyar'ın işi bittikten sonra, onu temizleyen kendilerinin de işi bitsin diye, Çakıcı'nın adamlarıyla aynı hapishaneye konup bir anlamda "iti ite kırdırma" planı güdülmüş. Ama olmamış bir şekilde...
Bu iki kardeşi hasımlarıyla aynı hapishanede buluşturansa son zamanlarda çok meşhur olan HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üyesi (ve eskiden Yargıtay üyesi olan) Ali Suat Ertosun.




Los Angeles Adli Tıp Kurumu, 25 Haziran'da hayatını kaybeden Michael Jackson'ın kesin ölüm nedenini açıkladı: Uykusuzluk tedavisinde kullandığı çok güçlü anestezi ilacı propofol ve sakinleştirici lorazepamden zehirlenme.
.

Hiç yorum yok: