27 Mart 2009 Cuma

 Ankara  ve  Melih Gökçek


Yarın nihayet yerel seçimler yapılacak ve artık bu hengâme ve bol gürültü yumağı da bitecek.

Bir süredir Ankara'da kalıyorum.  Ankara'yı sevdiğimi söyleyemem. Ama düzenli bir şehir. Memur ve öğrenci şehri.

Bugüne kadar buranın belediye başkanı Melih GÖKÇEK hakkında çok şeyler duymama rağmen hiç konuşmadım. Siyasetin kirli bir şey olduğuna inanıyorum, o yüzden de pek bu alana girmiyorum.  Ne var ki Ankara'daki durum artık siyaseti çoktan aşmış durumda.

Özellikle başta şehir merkezi Kızılay, Kızılay ara sokakları, Bahçelievler ve Emek olmak üzere;  şehrin önemli yerleşim ve iş merkezlerindeki  sokak kaldırım taşlarının yarısına yakını kırık!  Sene başında buraya geldiğimde ufak bir şok yaşadım aslında. Zira şu an kıytırık Anadolu kasabalarından biriymiş gibi dökülüyor Ankara.  Bir valizle, ağır bir çantayla yaya gitmeye  veya  yağmurda yürümeye kalkmayın. Şemsiyeniz olsa bile, daha iki apartman geçene kadar kırık ve çatlak kaldırımlar yüzünden batıp çıkıyorsunuz zaten. Altyapı berbat!  Özellikle göletler ve saklı kırıklar arasından fışkıran sular karşısında ayakkabıların ömrü kısaldıkça kısalıyor. Pantalonların hali ise içler acısı.


Son yıllarda inanılmaz şekilde ve adeta kasıtlı olarak  göz zevkini, şehir düzenini bozucu projeler yapılmış Ankara'da. Bunlardan biri de  Milli Kütüphane'nin  hemen karşısındaki Gökkuşağı denen yapılar.  Yoldan  (İsmet İnönü Bulvarı) karşıya geçişleri tehlikeli hale sokabilen bu dükkan-tren benzeri ucubeler,  kalabalık saatlerde araç sürücülerini de zorda bırakıyor, zira yolu daraltıyor!  Sinek avlayan bu mimari hata statüsündeki yapıları hangi zevksiz insan diktiyse artık!
Oraya araç geçişi için alt geçit yapıldığında ne sevinmiştik oysa.  Artık bu yolda  karşıdan karşıya  geçişler çok daha rahat olacak diye... Ve maalesef sevincimiz kursağımızda kaldı.  Kısa zamanda hemen yol üstüne bu tren yolu gibi, ara geçit vermeyen ucubeler dikildi.
Neticede Gökkuşağı Projesi'ni her görüşümde sövüyorum. O tarafı bilen anlar.

Bir de gece-gündüz yanan sokak lambaları var.  Ankara-Eskişehir yolundaki  ve  Diyanet İşleri Başkanlığı önündeki ve  bazı ara sokaklardaki lambalar,  gece de  gündüz de sürekli yanıyor!  Tasarruf yapalım diye semtlerdeki sokak lambalarının voltajını düşürüp karanlık ve güvensiz sokaklar yaratırken,  buralarda gece-gündüz ışık yakmak ne demek? Bu nasıl bir israf kültürüdür?  Nasıl bir dengesizliktir?
Her Diyanet Takvimi'nde  sayfalarca  "İsraf"  konusunu işleyen  Diyanet Holding'ten,  yazdıklarına/söylediklerine gerçekten inanan bir mümin kimse de çıkıp telefon açarak belediyeyi uyarmaz mı bu gündüz yanan lambalar hakkında?

Velhasılında Melih Gökçek seçilirse,  Türkiye'nin en ciddi sorununun gecekondu  ve varoşlar  ile  nüfus fazlalığı olduğuna inancım bir kez daha perçinlenmiş olacak.
Umarım yanılırım.



SON SÖZ:
29 Mart  Yerel Seçim sonuçlarına göre  Ankara gene Melih Gökçek'e teslim.
(Dökülen kaldırım taşları da  CHP'li Çankaya Belediyesi'nin nazar boncukları imiş.)


2 yorum:

Atila Karakullukçu dedi ki...

O Gökkuşağı projesi, bildiğiniz üzere geliş-gidiş yolun tam ortasında yapılmış bir eser.....O gelen ve giden arabaların tozu dumanı ve gürültüsü arasında o projeyi hayata geçirmek adına kim Melih beyi kandırdıysa helal olsun demek lazım.......O dükkanlar bırakın dubleksi, tripleks de olsa sonuç vermez...... Başkentten selamlar.......

canilecanan dedi ki...

Hala duruyor mu bu Gökkuşağı Yolu bilmiyorum. O zamanlar Ankarada yaşıyordum. Herhalde ne kadar saçma bir iş olduğunu kendileri de görüp kısa zaman sonra yıkarlar ve her şey normale döner,  karşıdan karşıya geçişler de normalleşip kolaylaşır, diye düşünüyordum. Hayret ki ultra inat edilmiş! Keşke inatlarımızı daha güzel meyveler verebilecek mevzulara kanalize edebilseydik.