31 Ocak 2011 Pazartesi

Gündem Ocak 2011-II

.
Heykeller ucube!
Başbakan Erdoğan, Kars'ta yapımı devam eden İnsanlık Anıtı adlı heykel çalışması için "Ucube" deyip bir de üstüne "Yıkılmalı!" şeklinde görüş-çıkış bildirince, gündeme yeni bir tartışma başlığı daha eklenmiş oldu.

RTE kendisini şöyle savundu: "Oradaki olayı değerlendirenler, TV'lere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler. (...) Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. Şarkı türkü için yoldan geçen vatandaşa 'Beğendin mi?' diye soruyorlar; 'Konservatuvar mezunu musun?' diye sormuyorlar. (...) Heykelin olduğu yerde tarihi eserler var. Caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit. Üzerine bir de 48 metrelik heykel var. Tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz."


Bu konu üzerinde durmak istiyorum biraz. Önce ilgili çalışmanın heykeltraşı Mehmet Aksoy'un basın bildirisinden bir alıntı:
"...Heykel, ortadan ikiye bölünmüş bir insanın, bölünen parçalarının karşı karşıya konularak kendi kendine düşman edilmesini simgeliyor. Aralarındaki boşluk bir duvar gibi onları ayırıyor. Boşlukta uzanan el insanlığa uzanıyormuş gibi tutulmayı bekliyor. Bu el şu anda heykel yapımı durdurulduğu için yerde, yerine takılmayı bekliyor.
Heykelin şu anda yarısının kabası bitmiş durumda, bu dört senelik bir emeğe mal oldu. Bu heykel yıkılır mı? Fizik olarak yıkılması çok zor. Öyle kepçeyle dozerle yıkılacak birşey değil. Normal betondan üç misli daha dayanıklı akışkan beton içinde çelik borular ve güçlü bir demir konstriksiyon var. 1500 ton ağırlığında uçurumun kenarında bazalt kütlelerin üzerinde duruyor...
"

Kişisel yorumum: Bu olay sonrası, hazır RTE ve Ak Parti de muhalefetsizliğinin verdiği rahatlıkla son zamanlarda dozu gittikçe artan çıkışlar yapıyor iken, fırsat bu fırsat deyip büyük bir karşı eleştiri ve yüklenme geldi bazı kesimlerden. Oysa ki savundukları heykellerin hali ve heykeltraşının açıklamaları ortada.
Kars deniyor. Bu şehirde Ani harabeleri gibi pek çok tarihi Ermeni yapısı var mesela... 'Sanat' ise, 'değer kavramı' ise bunları da es geçmek ayıp olur. (İlgili heykelin, Türkler ve Ermeniler arasında yaklaşık yüzyıldır süren birbirine yabancılaşmayı, dostluğun geri gelmesine duydukları özlemi simgelemesi amaçlanıyordu. Ve Türkiye-Ermenistan sınırına yakın bir bölgede inşa ediliyordu.)

Bu olay karşısında gösterilen tepkiler o şekilde sürüyor ki; gören sanır Türk halkı heykele, sanata ve tarihe baya değer vermeye başladı. Yok olmaya giden, tarihsel değeri de bulunan sanat eserleri ile ilgili medyada tek bir patırtı göremezken, (pop şahsiyetler bir çıkış yapmadığı takdirde) tek bir kelam edilmiyorken; sırf anti-AKP olmak adına her malzemeye durup düşünmeden sarılınırsa; AKP ancak ve ancak "Türkiye'nin kaderi" olur, başka da bir şey olmaz. Çünkü desteksiz atışla hedef alınmaz. Yanlış atış hedefi ıskalamaktan gayrı, "acemi" sıfatını da perçinler.
Ayrıntılı bir okurluk yapmadım ama bir medya sitesinde bu heykellerin 1 trilyondan fazla paraya mal olduğunu okudum. Yani bu ucubeler için 1 trilyon harcamışlar! Her sanat eseri göklere çıkarılacak diye bir şey yok. Bazı sanat akımları insan kanıyla ve çivilerle tablolar yapar mesela, beğenip beğenmemek sana kalmış. Sanat kolektif bir olay değildir. "Yıktırılması talimatı vermek" ise biraz düşündürücü tabi.
Asıl soru şu: Kendi çevresindeki tarihi eserleri gölgeleyen bu gibi bir mühendislik tasarımının, zamanında oraya yapılmasına karar veren ve bu yapılara 1 trilyon para gömüp sonradan (bugün) yıktırılmasına karar verenler kimdir? Bu tarz çok masraflı yapıların inşasına başlanmadan önce gerekli ön incelemeler yapılmıyor mu? Yapılmıyorsa neden, ne hakla? Ayrıca başbakanın görevi kendisine vazife olmayan konularda gündem yaratmak mıdır? Belki de dikkati farklı yöne çekiyor bu yaklaşımlarla kim bilir. Ve heykelin "ucube" diye tanımlanmasına köpüren Kemalistlerde, AKP'nin çıkardığı Sayıştay Kanunu noktasında tam bir "kuzuların sessizliği" hakim.


Bu heykel olayı hakkında okuduklarım arasında en dikkat çeken ve esaslı yorumu burada paylaşıyorum. Bakınız heykeltraşın ikircikli (ikiyüzlü) tutumunu nasıl yakalamış. Belki zaman ayırıp okumak isteyen olur:

«Heykeller dünyanın her yerinde duruşlarıyla anlam taşırlar. Çirkin, minyatür bir gökdelen formunda bir heykel her ülkede tepki çeker.
Bazı heykeller vardır ki, adeta bir şeyler anlatıyor gibidirler. Fransız heykeltraş Paul Landowski tarafından Rio de Janerio'da Corcovado dağının aşağı kısmında Tijuca Milli Parkında bulunan Christo Redentor heykeli gibi.. Dünyanın yedi harikasından biridir. Bir harika heykel daha var hem de Türkiye'de.. Avusturyalı heykeltraş Kristen tarafından yapılan ilk Atatürk heykeli. Sarayburnunda bulunan bu heykel çok şey anlatıyor aslında. Tabii ki anlayana.. Ancak enteresandır, "Kemalistiz, laikiz" diye atıp tutanlar ne bu heykelin yerini bilirler ne de hiçbir Cumhuriyet bayramında gidip bir çelenk veya çiçek koyup ziyaret ederler. Böylesine anlamlı bir heykel hakkında hiçbir fikri olmayan ve değerini bilmeyen bir toplum, hiç görmedikleri bir taş yığını için Mr. President çok haklı olarak "UCUBE" kelimesini kullanınca isyan eder, karşı gelip bu kelimeyi eleştirir. Burada Başbakanı eleştirenler hiç o heykeli gördüler mi? Görselerdi altında müteahhit zihniyeti olduğunu hemen anlarlardı.
Mr. President haklıdır. Bu ucube heykel yıkılıp yerine park yapılacak diyen Başbakan bu söylemi yüzünden Mehmet Aksoy tarafından Taliban'ın Buda heykellerine yıkım eylemi ile aynı kefeye konup suçlanıyorsa, kendisini şu sözleri hakkında ne ile suçlamak gerekir, aynen aktarıyorum bu sözler Mehmet Aksoy'a ait: "Anıtlar Türk heykel sanatının mezar taşlarıdır. Bu heykellerle Atatürk'ün saygınlığının bitirildiğini düşünüyorum. Hem Türk heykeline hem de Atatürk'e saygısızlık yapılıyor. Kaldırılmalı."
Anıtlar kaldırılmalı ancak ucube heykeller yaşatılmalı öyle mi? Bir de bu görüşüne Atatürk'ü de ortak ediyor. Başbakan'ı bu görüşünden dolayı kendi adıma kutluyorum. Bir an önce bu heykelin yıkılıp yerine topluma faydalı bir tesis yapılması fikrini de destekliyorum. Zaten bu görüşünü orada bulunan halkı da alkışlayarak desteklediğini göstermiştir.»
(Shlomo Hayim'in 10 Ocak 2011 tarihli OdaTv yorumundan)





RTÜK'e tanınan yeni yetkiler
Mecliste yeni kabul edilen RTÜK Yasa Tasarısı ile, Başbakan veya Başbakanın görevlendireceği bir bakan, basın kuruluşlarına geçici yayın yasağı verebilecek. İlgili sansür yetkisini gerekçeleme ise şöyle yapılmış: "Milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde veya kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda..."





...Konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor...
İktidarın ve kabinenin en önemli adamlarından biri olan Bülent Arınç, -gene nereden ilham aldı kimbilir- şöyle bir taze paylaşımda bulundu:
"Hayatta herşey seks ve içkiden ibaret değil."
Böylelikle, etliye sütlüye karışmayan güzide mizahçımız Cem Yılmaz tarafından dahi ti'ye alınma mertebesine erişmiş oldu. Arınç ayrıca yeni dönem tv dizilerinden, Kanuni ve ilişkileri üzerine kurulu olanı hakkındaki tartışmaları da güncelde fitilleyen kişi oldu.

"Muhteşem Yüzyıl" adlı bir tv dizisi hakkında baya patırtı kopartıldı bu ay. Dizi, Kanuni Sultan Süleyman'ın yaşamını anlatıyormuş, ben hiç izlemedim.
Şöyle buyurmuş Arınç hazretleri daha henüz sadece fragmanlarını izleyerek. Aynen aktarıyorum:
"Kanuni Sultan Süleyman gibi bütün dünyada ve Osmanlı döneminde büyüklüğü bilinen ve 'Muhteşem Süleyman' olarak tanıtılan bir insanın harem, içki düşkünü, hatta bazı sahnelerinde söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf... Fragmanlarından böyle anlaşıldığı düşünülebiliyor. Böyle büyük bir masraflarla dizinin çekilmiş olması ve gösterilmeye bir kaç gün önce başlanmış olmasından üzüntü duyuyorum. Ancak RTÜK yayına giren ve yayın sırasında yayın ilkelerine aykırı olduğu itirazıyla, şikayetiyle önüne gelen konular hakkında karar verebilmektedir. Önleyici bir imkanımız bulunmamaktadır; sadece tasarının 7. maddesinde kabul edilmiş olan milli menfaatler veya bu konudaki olağanüstü günlerde alınması gereken tedbirleri içermektedir. Kamuoyunun tepkilerini dikkate alarak televizyonun bunu kendiliğinden kaldırması belki düşünülebilir. Ancak bu tür yapımların reyting ve kâr amacıyla yapıldığını hepimiz bilmekteyiz. Bu diziyi ilginç kılmak için senaryosunda farklı argümanlar kullanılmıştır. Sadece Atatürk ile ilgili, hatırasına alenen hakareti suç sayan bir kanun yürürlüktedir. Bunu diğer tarihi şahsiyetler için de geçerli kılmak herhalde mümkün değil. Ancak gönlümüzden geçen, aklımızdan düşünebildiğimiz, tarihimizin önemli şahsiyetlerini, olduğundan başka türlü görerek küçültmeye, aşağılamaya çalışan ne olursa olsun karşılığını bulmalıdır. Diziyle ilgili şikayetleri süratle dikkate alacağımızı ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağımızı söyleyebilirim."


İşte kafa yapısı! Gerçi bazılarının laf ola beri gele eleştirilerindeki gibi bu sadece Bülent Arınç'a ait değil, genel olarak insanımızın kafa yapısına denk düşmekte. Özellikle "Bu halk cahil!" diyenlerin hali içler acısı. O halkın içinden çıkıp, azıcık tahsil görüp, eli paraya değince bu lafları edenlerin çoğunun hali: İkiyüzlülük. Tarih hakkında zerre bilgisi olmadan tabular koyanlardan bahsediyorum. Ve yine bir kaç üniversiteli gencin tartışmalarına uzaktan kulak misafiri oldum: Yakışıksızmış, onurları kırılıyormuş filan filan... Bu kişilerin eline azıcık güç/yetki verilse, "Tez yasaklana!" da der. Zaten bu baskıcı ve yasaklayıcı yapılar maşallah sol veya sağ fark etmeden her kesimde mevcut bizde.
Ben burada biraz daha farklı görüş ve bakış açılarına yer vermeye çalışıcam. İlki Hulki Cevizoğlu'nun açıklamalarından alıntı, daha sonra bir yorumcunun Kanuni hakkındaki yazısı:

Şöyle demiş Hulki Cevizoğlu:
"AKP'li politikacılar (ve tabii Bülent Arınç!), televizyoncuların reklam tuzağına düşüyor ve büyük bir tepkiyle konuyu ülke gündemine taşıyor. Yeni başlayan TV dizilerinin taktiğidir; ilk bölümde ya bir tecavüzle, ya para karşılığı büyük bir ayıpla, ya tartışma yaratacak bir absürdlükle -saçmalıkla- başlarlar ki reyting olsun, para kazansın."

Kişisel görüşüm: Özellikle "diziler ve tanıtım çalışmaları" konusundaki tespiti çok yerinde bence. Zaten bir süredir bu teknik (itinayla her defasında RTÜK'ü de içine çekerek) icra edilmekte. Benzer örnekler daha önce de yeni diziler üstelik henüz ekranlarda gösterilmeye başlanmadan denenmişti. İlginç olan her defasında -tercihen- bir bakanın sivri açıklamaları ile sos edilmesi. Şahıslar bilerek buna katılıyorsa ayrı bir ayıp, fark etmeden her defasında aynı perdeyi oynuyorlarsa bir başka tuhaflık.

Osmanlı padişahı olmak
(...) 16. yy'ın neresi muhteşem? Süleyman anlamsız Avrupa seferlerinde yüzbinlerce canı telef edip o canların ailelerini tarumar etti. Bu yetmezmiş gibi hazineyi de tamtakır edip bütün ülkeyi derin bir ekonomik krize soktu. Osmanlı tarihinde halkın en çok sefalet çektiği, zulüm altında inlediği dönem 16. yy'dır. 150 yıl sürecek Celali isyanları boşuna başlamamıştır Süleyman döneminde. Kaldı ki Portekizliler'in ipek ve baharat yolunu ele geçirip Osmanlı'nın ana mali kaynağını eritmesini de seyretmekle yetinmiştir. Aldığı önlem Hint Okyanusu'na gönderdiği Piri Reis'i Portekiz donanmasına yenildiği için astırmak olmuştur. O Piri Reis ki döneminin en iyi denizcilerinden biri idi. Salsan Amerika'yı o bulurdu. Portekizliler'e yenilmesinin nedeni Portekiz donanmasının uzun süren bir Ar-Ge döneminden sonra dünyanın en ileri açık deniz gemilerini geliştirmiş olması idi. Akdeniz tipi gemilerle Piri Reis'in yapabileceği hiç bir şey yoktu. O zamanın en büyük Avrupa devleti olan Osmanlı, Portekiz'in yaptığından daha iyisini yapıp daha iyi gemiler geliştirebilirdi. Osmanlı'nın Rum tebası denizcilikte en ileri bilgilere sahipti. Ama Süleyman bunu yapmadı. Ya ne yaptı? Piri Reis'i astırdı. Aferin, sorun çözüldü böylece... Daha bitmediii: Medreselerde Meşaiyye akımına son verip bilimsel eğitimin dibine kibrit suyu döken de Süleyman'dır. Esas bu yüzden bizim Gazali geleneğinden gelen muhafazakarlarımız pek beğenirler kendilerini. Basiretsiz bir padişahtır Süleyman.
(İtaatsiz - 14 Ocak, Radikal Online)




EKLER:
  • Baskın Oran: İki Dinin Kıskacında Türkiye.
    Baskın Oran'dan güncel Türkiye portresi: Kemalistler vs İslamcılar.

  • Heykel tartışmaları televizyon ekranlarına sıçramışken, Ntv'de şöyle bir kare yaşandı:
    "Heykel sanatının haram olduğunu ve bunun tartışılmaması gerektiğini" söylüyordu dinci bir yönetmen (Mesut Uçakan). Tam o anda araya giren Tarhan Erdem şu çıkışıyla tepki gösterdi: "Haramsa haram efendim bana ne!" (Video)

    Valla ben bayılıyorum: Mizaha, aykırılığa, uyumsuzluğa. Amman kimseyle kötü olmayalım, amman kötü görüntü vermeyelim, aman ha sakın huzurlar kaçmasın, aman götü kollayayım diyen miskin adamlar yüzünden dünya böyle iken üstelik!


  • Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da bu ayın gündeminde kendine düşen nasibi aldı. Önce çıktı, "Başbakan heykele ucube demedi. Tarihi doku ile bağdaşmayan yapılaşmayı (gecekonduları) gösterdi, heykel sözü geçmedi. Yer seçimi konusunda sorunlar var" gibi açıklamalar yaptı. Bunun üzerine Başbakan da çıkıp bizzat heykellere ucube dediğinin altını çizdi.

  • Bu hengamede Atatürk heykelleri de nihayet, yıllar sonra ama artık son derece gecikmiş olarak ve en olmaması gereken belki de bu zamanlarda tartışmaya açıldı. Kemalistlerin ve sistemin yıllarca halkın ağzına tıktığı laflar ve gerçekler, en olmayacak zamanda dışarı boşalmaya başladı. Şunlar da RTE'nin incileri:
    "Binlerce Atatürk heykeli var. Sanat değeri olan beşi onu geçmez. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!"


  • Görüldüğü gibi, bu Gündem başlığı her seviyede insanımızdaki çene ishali rahatsızlığını yansıtmakta.


  • Ve son olarak, muhteşem bir analiz:

AKP'nin iktidardan düşmesini mi istiyorsunuz?
O zaman CHP'ye oy vermeyin. Yapısı ve rolü gereği değişmeyi beceremeyen CHP var olduğu sürece Etiler, Çankaya, Alsancak'ta oturan sosyal demokrat (!) beyaz Türkler CHP'ye oy vermeye devam edecek. Ama başka da kimse vermeyecek. Türkiye'de anamuhalefet, çoğunluğu muhafazakar bir toplumda hayat tarzı üzerinden muhalefet yapmaya kalkan, darbecileri savunmaktan gayrı tek bir proje geliştiremeyen, %20-25 bandına takılmış beceriksiz ve yeteneksiz bir partide kalacak. Bu durumda AKP'nin, CHP'nin var olduğu her seçimde %45-50 alması kaçınılmaz. CHP'yi elinde tutan Ergenekon hala kaos yaratıp AKP'yi yıpratmayı ve bir punduna getirip AKP üst yönetimini hapse tıkmayı hesaplıyor. Böylece ERdoğan'ın liderliğinden mahrum kalan partinin zayıflayıp yok olacağını düşünüyor. Öyle bir şey olmayacak çünkü Erdoğan bir sebep değil bir sonuç. Türkiye'de, devletle değil Dünya ile iş yapan bir kapitalist sınıf var artık. Bu sınıfın hem toplumsal tabanı hem ekonomik gücü kemalist oligarşiden fazla. Ergenekon, planlarında başarılı bile olsa şaşkınlıkla Erdoğan'ın bıraktığı boşluğun hemen yeni bir yenilikçi tarafından doldurulduğunu görecek. Türkiye'nin sosyo-ekonomik altyapısı değişti ve de kemalist düzen bitti. Önce bunu sindirin. Eğer yeni düzende söz sahibi olmak istiyorsanız yapılması gereken şudur: önce CHP baraj altına inmeli. Sonra CHP'nin bıraktığı boşluğa üşüşecek onlarca parti ve siyasiden sivrilen birinin çevresinde hayat tarzı polemiklerinden uzak duran, akılcı, proje üreten, AB yanlısı ve demokrat bir muhalefet organize edilip 2015 seçimleri hedeflenmeli. Bundan başka da bir seçenek yok. Beyaz Türkler CHP'de ısrar ettiği sürece giderek güçlenen ve uzayan bir AKP iktidarında yaşayacağız.
(İtaatsiz - 28 Ocak, Radikal Online)
.

Hiç yorum yok: