6 Ocak 2011 Perşembe

Ekşi Sözlük (Popülerliğin getirisi götürüsü)

.
Uzun bir zaman diliminden sonra tekrar Ekşi Sözlük'te yazmaya meyledişimle, ilgili siteye ayırdığım süre doğal olarak artmaya başladı. Şans mı desem veya tesadüf mü şimdi bilemedim ama, yine bir "yeni yazar alımı" döneminde yollarımız kesişti. Hakkında yazmak istediğim bir kaç şey var, aslında bunları sitede Ek$i Sözlük başlığına yazmak istedim ama genel akışı bozmamak adına, kendi blogumda konuyu zenginleştirerek paylaşmaya karar verdim. "Popülerliğin getirisi götürüsü" derken, genel objektif bir değerlendirmedense subjektif yani kişisel yorumlarıma ve sevdiklerimle ortak görüşlerimize yer vermek niyetindeyim.


Belki daha önce Türk Medyası etiketli bloglarımda da değinmiş olabilirim; medya üzerine değerlendirmeler yapılan ortamlar ve okur yorumlarında yeri geldiğinde mutlaka belirttiğim bir tespit vardır: Son yıllarda Türk yazılı basını yaygın biçimde, "Eklektik, demokrat ve ilerici bir gazete olduklarını belli etmek" uğruna her tarzdan, her telden, her dünya görüşünden, her kalibreden kadın-erkek bilimum yazarı kadroya doldurup ilgili gazetenin esas çizgisini kırmak suretiyle etkinliklerini ve okur gözündeki saygınlıklarını zedelemekle meşgul. Bunu en iyi Radikal gazetesinde gözlemleme şansına sahip oldum. Perihan Mağden, Yıldırım Türker, Hakkı Devrim, Namık Kemal Zeybek, Hasan Celal Güzel, Nur Çintay A., Akif Beki, (şimdilerde Cüneyt Özdemir) gibi uzayıp giden isimleri aynı çatı altında toplamak belki yaratıcı bir fikirdi. Bu kadronun gazeteye getirisi-götürüsü ne oldu, sorusunu ise okuyanlara bırakıyorum.
Benzer bir yola -bir ara düzenli olarak takip ettiğim- Taraf da dahildi. Türbanlılar, "kutsal değerlere hakaret ediliyor" papağanları, inançsızlar, sosyalistler, komünistler, liberaller vs vs...
Bu gibi birbirine zıt tarzların bir arada bulunmasından rahatsızlık hissetmediğim belki de tek oluşum: Ek$i Sözlük. Kalıplaşmış ve ezbere düşünceler ile yoğrulan tek tip ezberci insan modelinin bu kadar yaygın olduğu bir toplumda, farklı görüşlerin aynı çatı altında ortak kurallarla var olma imkanı bulması, Ekşi Sözlük'e esaslı bir esneklik kazandırıyor bence.


Ancak... Farklı görüşler/farklı zevkler/farklı bilgiler gerçekten ne kadar "farklı"? Yoksa tek fark "entrylerin yazarlarının farklı olması" mı? Ortamda "fark", "görüş", "bilgi", "deneyim" denilebilecek önermeler barındığında ancak bu yapı etkileyici olabilir. Konu önemli değil, herhangi bir Ekşi Sözlük başlığını açıp en baştan okuyun, tercihen çok entry girilmiş konuları tercih edin. İlk 2-3 sayfadan sonra başlıyor bir "tekrar entryler furyası".
Belli ki oraya Voltran'ı oluşturmak gayesiyle bu "suyunun suyunun suyunu" yazanlar hiç okumamış ötesini berisini. Önemsemiyor ortamı da... Ve "sallıyor", aynı çoğu köşe yazarı gibi. Ne var ki olayı/formatı da çözmüş, daha önce bilmem kaç kere yazılmış olanı bir kez daha yazıp entrysinin silinmemesini de garantilemiş.

Çok çok az yazarı hariç (aralarında badilerim, okumaktan zevk aldıklarım ve artık on yılı bulan zaman diliminde düzenli takip ettiğim bir kaç yazar var), benim için artık "okunmak istenen bir yer" değil; daha çok "göz atılacak" bir ortama benziyor. Tam bir "modern zamanlar "yaklaşımı bu belki de... Binlerce entrysi olup çok güncel konularda geçmişte yazmış kişiler ise çoktan unutulmuş. Bir ara bir gazeteci Fatih Altaylı'yı, "kendi gazetesindeki baş yazarların yazılarını dahi okumaması ve bilmediği konularda kalem oynatması" ile eleştirmişti. Şimdi o geldi aklıma.




Modern zamanlarda yüzeysellik, içeriksizlik ve tatminsizlik hit olmuş şeyler. Depresyon ise favori hastalık. Tüm gençliğin (kız-erkek), donanımlı ve sohbette iştahlı olduğu tek alan diziler ve magazin. Bu sığlıkta sözlüklerden ne bekliyorsun? "Eğleniyoruz işte fazla büyütmemek lazım, yaz geç" belki de gerçekten, baş sığların dediği gibi... Zaten Cüneyt Özdemir'in de düşündüğü gibi; her şey olmuş abone sayısı, tıklanma sayısı.

Kıssadan hisse: Demek ki çok yapılan bazı şeylerde yüce bir hikmet var ki, başında Ertuğrul Özkök olsa da olmasa da aynı yolda ilerleniyor.



*Resimleri sırasıyla: esescik.blogspot.com ve şu ilginç grup blog çalışmasından aldım: fakatiyiuyudum.blogspot.com




Ekşi Sözlük bünyesindeki aktif yazarlarda fark ettiğim bir başka eğilim de var ki, asıl bunu üzerinde daha fazla durulması gereken bir eksiklik olarak görüyorum. (Bu kadar uzun bir yazıya başlamamdaki asıl amaç şimdi başlıyor yani.) Önce sıkıcı bir özetle konuyu açmaya çalışayım:
Ekşi Sözlük ünlülere ve kurumlara her zaman sert eleştirilerin yapıldığı bir yerdi. Ama eleştirilerin bir temeli bir zeka seviyesi, o da yoksa farklı bir bakış açısı vardı. Bir iddiayı savunma ve çürütme teknikleri açısından ilham veren yenilikçi bir kaynaktı. Sanırım bu özelliği fazla abartıldı mı nedir, yeni gelenlerin bazısı hemen buna endekslenmek adına -belli ki hiç birikimlerinin olmadığı kişiler, olgular ve olaylar hakkında- öyle bir yazıyorlar/saydırıyorlar ki... Hadi bilgi yok samimiyet yok, akıl-fikir de mi yok?
Kızmıyorum ama hüzne kapılıyorum. Yani bu mu eğitimli gençlik? İftira ve olmayan şeylerle yorum koyan? Üstelik artık internet denen, Google denen şey de varken; insan nasıl bu kadar yüzü kızarmadan bunları yazar? Ve dahası bu tarz nasıl bu kadar bireysel olmaktan çıkıp peşi sıra gelen yalan bilgiler ve ahmaklık gösterileri ile toplu bir elitizm taklidi piyesine dönüşür?
Sonra zaten ilgilenmediğini söylediğin, zerre değer vermediğin biri hakkında niye o kadar yazılar yazarsın?
Kötülemekten veya karmaya endeksli düşünmekten başka yapabileceğin bir şey yok mu? Off.


(Yine Ekşi Sözlük diğer sanal ortamlara göre iyi, bunun bir de gerçek hayat tarafı var üstelik.) Şahsen gençlerle çevrili biri olduğumdan, artık bazen an geliyor "Kurtarın beni bu 90'lılardan!" diye haykırmamak için kendimi zor tutuyorum. Sıradan gençlik ile kereste üretimi yapan bilimum "yüksek öğretim kurumları"nı geçtim; en seçkin üniversitelerdeki gençlerin bile tek meselesi ve esaslı bilgi sahibi oldukları sohbet konusu, tekrar söylüyorum: Magazin ve Diziler.
Gazete okumak ve televizyon izlemek denen eylemler biraz da bu iki saçmalığın alıp başını gitmesi yüzünden tiksinti duygusuyla uzaklaştığım şeyler; Ekşi Sözlük ise "bulunmaz Hint kumaşı" idi ama işte yine "hayalperest" mizacım, belki benim gibi başkalarının da anlamlı sayılarda olabileceğini varsaymamdı.
Bu mudur yani geçmişten bugüne Türk basını ile ilgili acımasız eleştirilerin yapıldığı Ekşi Sözlük? Son hali Türk Medyası'nın berbat bir kopyası gibi. Ve bu kitle ile bir tartışmaya girildiğinde gözlemlenen şey de "sallamak", "bilmediğin konularda pîr'i oynamak". En komiği de bu kitle Tayyib'i eleştiriyor. Halbuki tam onlar için biçilmiş kaftan, hatta rahatlıkla bir kaç beden büyük gelir ortalamaya.


Şu güzel ortamını ve Ekşi Sözlük başlığını bozmak istemedim yani sevgili sözlük. Zira sana ait yazarların, genellikle ya şahaneliğine allkış ya da "Yeni nesil geldi/Ortam bozuldu" arasında salınım yapmakta... Benim bir maruzatım vardı onu paylaşmak istemiştim aslında ama "dikkat dağınıklığı" sorunsalı ile gene nerdeeeen nereye savrulan bir yazı oldu bu da. Bense öylesine sıkıcı bir not düştüm sadece kendimce. Uzayıp giden bu yazıya mariadebonne'den bir alıntı ile son vereyim:

"Ekşi Sözlük okuyucunun zihninde yeni ufuklar açabilen bir ortam iken, kullanıcıyı aptallaştırabiliyor."

Hatta başlamışken bir alıntı daha yapayım:
"Sözlüğün eleştiri veya politik tavır konusunda sevdiğim yazarlarını, Ekşi Sözlük çatısı altında değil nerede yazarsa yazsın iyi yazan insanlar olarak görüyorum. Onların kabiliyetinden Ekşi Sözlüğün bir fayda sağladığını sanmıyorum, genelde haftanın en kötülerindeler zaten." (caponsever - 7 Nisan 2007, Ek$i)





EKLEME:
"Gençler" demişken... Beni bugün bunları düşünüp yazmaya yönlendiren aslen 5 Ocak'taki ODTÜ olayları idi (5 Ocak 2011 - Polise, YÖK'e AKP'ye başkaldırıyoruz). Bir grup öğrencinin ODTÜ'den yola çıkıp az ötedeki AKP Genel Merkezi'ne yürüyerek gitmek ve protesto yürüyüşü yapmak istemesi karşısında Polisin muazzam yığılma yapması ve şiddet kullanması ile yaşanan olaylardan bahsediyorum.

İki açıdaki görüşlerimin pekişmesine ve hayal kırıklığımın artmasına neden oldu bu olay:

Bir: Türk Medyası. Törpülenmiş kelimelerle bezeli alışıldık haberciliklerinde, oynanan uzun eşekten bahseden mi istersin; peki ya Anadolu Ajansı'nın "Polisin üniversitelere müdahalesini protesto etmek için AK Parti Genel Merkezi'ne yürümek isteyen öğrenciler, burada da polise taş ve sopalı saldırılarını sürdürdü" gibi loopa saran metinlere yer vermesine
ne dersin; veya iki kameramanın
yaralandığı, Ankara İl Emniyet Müdürü'nün yaralı AA muhaberini hastanede ziyarete gittiği bilgisini el ele verilen dostane pozları da iliştirerek vermesine? (bkz)
Akşam haber bültenlerinde belki daha da ötesi bir yaklaşım vardı üstelik, hele bazı büyük kanalların neredeyse "kaka çocuklar" demediği kaldı.

Bazen eksik ve/veya taraflı haber, yalan haber kadar mide bulandırıcı olabiliyor. Kelimeleri sert ve sivri anlarda eğip bükmek ve terbiye ederek evcilleştirmek de mide bulandırıcı olabilmekte.


İki: Gençler. Bu olayları, akşam bir grup genç insanla birlikte izlerken konuşmalarına şahit olmak benim için yeterince mide bulandırıcı idi. Hala kusmamış olmam ise şahsım hakkında biraz olsun fikir veriyordur sanırım. Son kertede: "Tek gücüm yazmak". Evet, konuşmalar hatırlayabildiğim kadarıyla şöyleydi:

a: Ooooo sıkın sıkın hahaha, çocuğa bak yaa nerdeyse havada uçuyo!
b: Tazzikli su sıkıyolarmış.
a: Film gibi valla n'olmuş ki gene?
c: YÖK'e hayır diyolarmış.
a: Tü Allah sizi kahretmesin emi!
b: Eki eki şekerim.


Bu konuşmalar Türkiye'nin en adı bilindik üniversitelerinde okuyan 90'lı gençlerin ilerici temsilcilerine ait. Artı Ek$i Sözlük yazarları. Bu da benim bittiğim andır. En iyisi yine sadece okurluğa terfi galiba. "İlkokul 3 zeka seviyesi" bile ol(a)mayan, ama her konuda bilirkişi olan bu güruhun kalabalık üyeleriyle sözlüğün de epey işi var doğrusu.
.

3 yorum:

canilecanan dedi ki...

Ek$i Sözlük ile ilkin -tesadüfen- 99 senesindeki bir gönüllü ödev gibi araştırmam sebebiyle karşılaştığımı daha önce de yazmıştım (bkz: Sözlük tarihçem). "Aklın yolu bir" demek ki, farklı yapıdaki insanlar da aynı şeyi gözlemleyip bunları paylaşıyor.
arzach'ın esescik.blogspot.com'daki ikinci yorumunu okumanızı tavsiye ederim.
Belki silinir gider bir musibet olur diye buraya da alıntılıyorum:

------------------------------------------------------------------
Sözlüğün 99 yılında varolan müdavimleri genel olarak zengin çocukları değildi. bir kaçımız hariç, hemen hepimiz sürünme derecesinde olmasak da ya fakirdik ya da orta halli ailelerin çocuğuyduk. içimizdeki ve sözlüğe aktardığımız nefret de bir bakıma bu fakirlikten, yoksunluktan mütevellitti. kısacası bir elit çevre değildik. aksine, elimizde avucumuzda hiç bir şey olmadığı gibi parasız pulsuz gençlerdik.

mantıken sözlük o yıllarda şu anda olduğundan daha kaliteli bir yer de değildi. ancak yazan görece az sayıdaki genç insan kafası çalışan ve tabulardan büyük ölçüde sıyrılmış ve daha yenilikci insanlardı.
şu anda sözlüğün bulunduğu durumu çekilmez kılan şey kalite ya da kalitesizlik değil...

1- çok sayıda insan yazdığı için entryler birbirlerinin tekrarı nitelikte. geçenlerde uzun zaman sonra oturup bir başlığın içine yazılan yüzlerce gündem entrysini okudum ve kendimi aslında topu topu 3 adet entry okumuş gibi hissediyorum. bunun farkına varan tek ben olmadığım için bir çok insan bu benzerlikten mütevellit okumayı bırakmış durumda.

2- anadolu güzel yer, hoş yer, vatanımız, canımız. ancak anadolu gençliği, insanı büyük şehir hayatını oldukca geriden takip ediyor ve son derece tutucu bir anlayışa sahipler. bu yüzden kendilerini eleştirmiyorum, ancak biz görece olarak büyük şehir insanı anadolu insanına bir şeyler anlatacak ve bazı konularda kafalarını açmaya çalışacakken anadolu gençliği bizi susturma noktasına gelmiş durumda. bu sözlükte yazmayı büyük oranda çekilmez kıldı. zira adamlar hiç bir konuyu eleştirmemize tahammül edemiyorlar ve eleştirel yazarlara hemen her şekilde saldırarak insanları susturmak için yoğun bir çaba içindeler.

benim derdim "biz bize olmalıydık" değil. sözlüğe yazar alımı çok daha ciddi bir filtreden geçirilmek suretiyle gerçekleşmeliydi. şimdi sedat ve yakın cevresi sözlüğü iş haline getirdikleri için hit sayısını önemseyen bir tutumla sözlüğe insan dolduruyorlar. bu kadar çok insanın yazdığı bir yerde kim kimdir belli olmadığı için saygı da duymuyor kimse birbirine. insanlar birbirlerini tanıma şansı elde etseler daha az çığrından çıkardı işler.

demek istediğim, devrimleri bir grup insan örgütler. halk kafasına yatarsa devrime katılır. aksi halde devrim başarısız olur. şimdi halk kontrolü eline geçirmiş durumda ve kimsenin bir konuda devrim yapmasına izin verecekleri yok. zira muahafazakarlığın doğası gereği değişimden korkar muhafazakarlar. haliyle biz değil sistemde bir değişiklik yapabilmek, sistemin üzerimizde kurduğu baskıya bile tahammül edemez olduğumuz için geri çekilmek zorunda kaldık.

şimdilerde ortam gazete haberlerinin altına yorum yazan ve "tanım: " şeklinde entry kasan insanların ve bir de akşam oturup izledikleri diziler hakkında bişrbirinin eşi yorumlar yapan insanların tekeline geçmiş durumda. bu saatten sonra sözlükten kayda değer bir düşünce çıkabileceğini sanmıyorum. zira çıksa da kuru kalabalığın gürültüsü içerisinde kaybolup gidecektir.

canilecanan dedi ki...

Ekşi Sözlük başlığındaki bir entry'den alıntı:

her geçen gün artan anlamsız başlık sayısıyla okunurluğu imkansız ve yorucu hale gelen, sadece tanım kriterinin artık yetmediğinin açıkça görüldüğü ancak buna geçici ve yetersiz çözümler (bkz: nefret söylemi) üretmek dışında hiçbir şey yapmayarak kendi haline bırakılan oluşum.
(bkz: aramaya inanmak)
(nota bene - 22.01.2011, Ek$i)

canilecanan dedi ki...

(efendisiz'in aşağıda alıntı yapmış olduğum entry'sinin tümünü şuradan okuyabilirsiniz.)

"12 yıl önce çok da kalabalık olmayan bir orgy'de döllenmişti bu şimdinin, hamburger bebesine dönüşmüş yaş günlerine bankaların sponsor olup, plastik kartlarının havalara saçıldığı kapitalist çikonun yumurtası. oysa büyüdüğünde çoğumuz onun kutsal bilgi kaynağı olacağını sanmıştık, nasıl da yanılmışız. meğer mevzu o bildiğimiz "her zamanki"nden ibaretmiş." (11.02.2011)