21 Temmuz 2009 Salı

Duru Düşünce


Bu ne kadar ilginç bir durumdur ki, hangi kapıyı açsak arkasından Kenan Evren ve 12 Eylül çıkıyor. Hepimizin bildiği gibi, Kenan Evren katiyen bir "dinci" değildi. Ancak ilginç bir biçimde dincilere inanılmaz bir ivme kazandırdı yaptıklarıyla.
Sayın Yaşar Büyükanıt da asla "dinci" değildi mesela. Ancak duygusal tepkileri ve bugün "e-muhtıra" olarak anılan hızlı tepkisine gelen karşı tepki ile, AKP'nin ikinci kez büyük çoğunlukla seçilmesinde etkili olduğu, seçimlerin açıklandığı gece medyada üzerinde en çok durulan konulardan biriydi.
"Dinci olmayan" bu gibi Genelkurmay eski başkanlarının örneklerine bakınca, acaba diyorum, biz Hilmi Özkök'e haksızlık mı yaptık?

Bir de Medya meselesi var.
"Türk Medyası" ne kadar "bizim" acaba? Ne kadar Türk veya ne kadar Türkiyeli, ne kadar "buranın" ve "bizlerin" sorunlarıyla ilgili?
Bu ülkede çok önemli olaylar, cinayetler varken; Büyük Medyamızın yegane ilgi alanı "Ünlü kadınların özel hayatları" idi. Zamanında Doğudaki faili meçhulleri, kirli ilişkileri bu kadar örtmeselerdi, yabancı muhabirlerin dahi Kürt meselesi ve terör konusunda gösterdikleri titizliği gösterselerdi, (Biz vatandaşlar da bunları talep etseydik tabii), bugün işler bu kadar sarpa sarmazdı. "Demir tavında dövülür" diye bir laf vardır. Bizde her olay böyle 30 sene sonradan su yüzüne çıkmaya başlarsa, işimiz var demektir. Art niyetli insanlar ve devleti yıpratmak isteyenlere engel olunmak isteniyorsa eğer, önce bu "herşeyi gizleme ve dikkati sürekli olarak dağıtma" yaklaşımı üzerinde biraz düşünülmeli.

Hiç yorum yok: