Bir gün bir diziden alıntı yapacağım aklıma gelmezdi ama...
Nasıl başladıysa öyle devam eder bazen.
Kendime not: "Yanlış başladım, yanlış gidiyorum."
Fotoğrafını paylaştığım bu güzel kadının siyasetçi olduğuna inanmak istemezdim ama kendisi İsrail Parlementosu Knesset'te bir milletvekili.İsrail-3 (Seçkiler) ve İSRAİL Çarkı
Demem o ki: Irkçılık ve nefret söylemini sıradanlaştırmış insanların, başkalarına "insan hakları" - "demokrasi" - "ilericilik" dersleri verme tiyatrosu devam ediyor. Ve Sümerler'den beri devam eden, Mezopotamya halklarına savaşarak kurtuluşlarını vaat etme yalanı her türlü dini ve din dışı sosa bandırılarak servis edilmeye hala devam etmekte... Mesela bunlar da siyasete inanmama ve siyasetçilerden güzel bir gelecek için medet ummama sebeplerimden biridir.
Maalesef ardından gönülden "R.I.P." (rest in peace) diyenler de var. Bunlar Baba-Oğul cehennemin kapılarını Babil'den araladılar; ama demek ki davulun sesi uzaktan hoş geliyor. İnsanlığın daha alacağı çok dersler var demek ki! :(
Daha önce bir yazımda Amerikan toplumundaki militarizm damarına kısaca değinmiştim. Az da olsa tanıdığım Amerikalıların önemli bir bölümünde ciddi bir militarist damar var. Ordularını sürekli kutsuyorlar, demiştim. Bakınız: (Gündem Ekim 2012-4)
Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa; Baba Bush, eşiyle en az 1 kez Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmuştu. O zamanlar Özallı yıllardayız, yani Başbakan-CB Turgut Özal. Semra hanım ve Papatyalar grubunun kıyafetleri, şaşalı ve şişme hayatları, sosyete partileri medyanın ana ilgisinde... Özal ailesi ile ilgili fotolardan sanki eşsiz bir yalakalık akıyor.Yani kıssadan hisse: Rahatsın, rahatta kal!
"Gül gibi karımın üzerinde bir lanet var. Instagram'a koyduğu fotoğraflar yüzünden kıza sürekli nazar geliyor. Bu kadar kötü göze inanamıyorum. Sosyal medya hayatımızı mahvetti. Türk ırkını, Türk'ün karakterini bozdu. Instagram'ı hayatımıza sokan Amerika'yı görmek istemiyorum, tiksiniyorum."Bir "Hesabımı kapat" veya "Sign out" veya sadece beynine sessizce göndereceğin "Bundan sonra Instagram'da kesinlikle paylaşım yapmayacağım! Yaparsam da sosyal medyayı (çoğu yabancı ünlüde görüldüğü gibi) profesyonel amaçlarla kullanacağım" benzeri kararları alıp uygulamak yerine...
...... "AMERİKA'NIN HAYATIMIZA SOKTUĞU bilmemne!!!"
Öncelikle kimse kimsenin hayatına bir şey sokamaz Serdarcım, sen izin vermediğin sürece... İkincisi biliyor musun Avrupalıda Amerikalıda bu kadar yoğun, 7'den 70'e azgın bir sosyal medya iştahı yok. Ama zaten onlarda senin gibilerin de pek fazla şansı yok.
Gerçi “John Lennon ada (İngiltere) için ne ise Türkiye için Serdar Ortaç odur” (bkz: kendinden üçüncü şahıs olarak bahsetmek)
The Beatles söz yazarı John Lennon neden şarkılarını bir, bir buçuk yıl gibi uzun zamanlarda yapmış-mış! Halbuki Serdar Bey 5-10 dakkada bir yaz hitini, bir Padişah'ı çıkarabiliyormuş ama bu ülkede değeri bilinmiyormuş! Bu lafları kendisi diyor ve bunu övünülecek şey sanıyor, tek yazlık parçaları ile kendisini John Lennon ile kıyaslayan büyük söz yazarı...
Bir diğer incisi:
"Sadece 7 nota var topu topu kaç beste yapılabilir?"Bu lafı, şarkılarınızın ve bestelerinizin çalıntı olduğu söyleniyor, buna ne dersiniz? sorusuna cevaben diyor. "Yavuz hırsız" olduğunun kendi ağzından itirafı ve bir başka sefalet örneği...
"Krallar kraliçeler sınıfındayım ama Türkiye'de değerim bilinmiyor" da bir diğer sıradan böbürlenme cümlesi.
Kendisini 90'ların ortasında patlayan "Karabiberim" ile tanıdık. Tabii her ünlü gibi seveni de sevmeyeni de oldu. (Mesela benim çok sevdiğim Aysel Gürel, Serdar Ortaç'a aşıktı.) Arada "Yaz Yağmuru" gibi nitelikli işler çıkarmadı da değil. Ama malum, bayağılığı gayet samimi şekilde kim üzerine giyerse, o ünlü daha çok sevilir bizde. Türkiye'de zenginlerin, okumuşların ve ünlülerin tetiklendiklerinde halktan/avamdan zerre farklı davranmadığının; ama ne hikmetse halkı aşağılama hakkını ve ilericiliği kendilerinde gördüklerinin bir diğer örneği.
(Ayrıca yıllarca genel müdürü olduğu, televizyonda en çok izlenen haber bültenini yönetip sunan Reha Muhtar gibi, akşam haberlerinde sürekli "hayvanlar dünyası, aslanlar, maymunlar, medya maymunları, magazin kadıncıkları, kim kimle ilişkide?, hangi kadıncık aldatılmış, gene kamera ordusu önüne ilgiyle atlayıp hangi açıklamaları halkımızla paylaşmış, Televole kadrolu elemanlarıyla dakikalarca söyleşi" benzeri yayınlarla en kritik zamanda ülkeyi uyutan bir adamdan da ancak bu beklenirdi. 90'lar sonuna doğru ülkedeki bankalar peş peşe batmaya başladı da kendisine yol göründü.
Şimdilerde o da "muhalif" olmuş, iyi mi? ;) )
İki gündür geceleri biraz Twitter'da geziniyorum. Özellikle kadına şiddet, dayak konularında denk geldiğim materyaller beyin yakıyor.
Mentalite şu: Kadın evli değilse ve ünlü-ünsüzse; dayak yediğinde kınanmaz, ayıplanmaz, Kadından (veya Aileden) Sorumlu Devlet Bakanı konu hakkında zinhar açıklama yap(a)maz.
(Erkektir, canı isterse pencereden de fırlatır atar, kaburgalarını da kırar... Evli değilsen mahkemeye gidemezsin.)
Soru: Neden hep sapla samanı karıştırıyoruz acaba biz?
"Aile Bakanı evli olmayan bir kadın darp edildi diye mağduru arayıp “Geçmiş olsun” der mi!" şeklinde bi tepki tviti okudum az önce, ve bunu yazan bir kadındı. "Tek gücüm yazmak."
"Düşünceleri erkekçe, duyarlılıkları kadınca, ciddiyeti güler yüzlü."
Bach ve Debussy'nin birlikteliğinden hoşlananlara...
canilecanan.com