Shockhaber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shockhaber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2011 Pazartesi

 LİNKLER  =>

(LİNK-MİNK:  Yeni yazı dizisi. Shockhaber'i yad ederek...)


Edebiyatın başına gelen en iyi şey Nobel:  Türk Edebiyatı'ndaki dönüm noktaları  hakkında yapılmış bir seçki.  (Radikal)

Ayşe Hür'ün  Sarıkamış Faciası  üzerine  Taraf'taki yazısının tam metni
(3 parça olarak):   90 bin genç donarak ölmeye hazır mı peki


Erdoğan'ın Ortadoğu ve İsrail politikası  üzerine bir değerlendirme. Bundan iki sene kadar önce (2009 Ocak) yazılmış olmasına rağmen hâlâ güncelliğini koruyan bir analiz:  Erdoğan'a  ABD'den iyi polis rolü
(Geçmişten bugüne  Baykal dışında ne değişti?)

"Batı'nın gözünde günahlarını ısrarla inkâr eden ve büyümeye direnen bir çocuk olmaktansa;  Ortadoğu'da kahraman olmak yeğdir elbet."
Yıldırım Türker


İshak Alaton ile söyleşi  (8 Şubat 2011 - Milliyet Ekonomi):
"TÜSİAD  Türkiye'ye 13 yıl kaybettirdi"


Aziz Kedi'den. Medya ve Yılmaz Özdil eleştirisi gibi:  LİMON SATMAYIN!

Medyanın ve aynı zamanda onunla ikame edebilecek her türlü yapının,  kendi gündemini yaratmaya harcadığı enerjinin çok daha azını gerçeklere ve değerlere ayırdığını düşünüyorum. Kendi dışlarındaki dünyayı itinayla görmezden geliyorlar. Terazinin bir kefesi hep havada olduğu sürece medyanın inandırıcılığı, içindekilerin önemi ve saygınlığı tartışılmaya devam edecektir.  (canilecanan)


"Limon satmayın!"  demişken...
Bir duayenden (Yılmaz Özdil) medya aracılığıyla pompalanan kokuşmuşluk üzerine...  (Utanma duygusu barındırmaz.)
İbretlik durumlar ve Türk Medyası:  Defne


T.C.'nin resmi politikası olarak köy yakmak ve geriye kalan hayatlar: Yakılan köylerin ahvalidir  :(


Yazım dili ve genel kabuller üzerine  -  Derslerde bizi kandırdılar
“Herşeyin bütün kurallara uyduğu, "uygun" olduğu yerde zaten sanat yoktur.”


Adnan Oktar  -  "Kedi canını senin"  videosu   (İnşaAllah!)


Rakıdan örümcek çıktı,  tazminat kazandı  :)


Ünlü Playboy yıldızı operada!
Seyirciyi tiyatro ve operaya çekmek için yapılmış dikkat çekici ve yenilikçi bir çalışma:

Anna Nicole Smith kapalı gişe  ve (tabiki)  Anna Nicole özel.


(Sözlük tarihçem'de de bazı güncellemeler yaptım.)


.

4 Temmuz 2010 Pazar

 Anna Nicole Smith


90'lara dair  en güzel şeylerden biri.  Ortaklaşılan bir sarışın:
Anna Nicole Smith.
Bugüne dek popüler olmuş diğer Playboy yıldızlarından farklı olarak, o hem etine dolgun bir kadındı hem de gerçekten güzeldi. Etkileyici bir yüzü vardı bir kere, diğerlerinden farklıydı. Fotojenikti ve ilginç (dikkat çeken)  bir hayatı oldu.
Guess marka kot reklamları ile hızla ünlenmiş; geç dönem 80'lerine ait olmasıyla, o yıllarda çocukluk-ergenlik geçişini yaşayanlar için unutulmaz olmuştur.
İlerleyen yıllarında o da Hollywood ve tesirindeki dünyada egemen olan 'Madamizm ekolü'nden ('pillow face') etkilenmiş, botoks ve türevlerinin gölgesinde ilk çıkışındaki doğal halinden uzaklaşmış, adeta plastik bir ucubeye dönüşmüştür.
Bu yazımı kendisine ithaf ediyorum.




-Çok lazımsa eğer-, gerçek adı 'Vickie Lynn Hogan'.
28 Kasım 1967'de  Texas'ta dünyaya gelmiş.
Bir ailenin tek çocuğu.
Annesi ve babası daha 2 yaşına girmeden ayrılıyor ve annesi ile akrabaları tarafından büyütülüyor. Annesi Virgie'nin başka evlilikleri oluyor filan...






















Yüksekokula devam ederken henüz 15 yaşına gelmeden okulu terk edip kendi yoluna gidiyor.
Çeşitli restoranlarda filan çalışmış,  garsonluk yapmış...
18'indeyken çalıştığı yerde tanıştığı ahçı Billy Wayne Smith ile evleniyor ve bir oğlu oluyor.  ('Oğulları' diyemiyorum maalesef, zira çocuk henüz 2 yaşına basmadan çiftler resmi olarak boşanmasa da ayrılmışlar.  Yani Anna yine kendi yoluna gitmiş.)



Gene çeşitli restoranlarda çalışmış. Bir ara egzotik dansçılığa başlamış. Konuşma ve modellik dersleri alıp yavaştan bu tarz işlere bulaşmış.

Yanda kendisine büyük şöhret kazandıran Guess marka kot reklamlarındaki ünlü pozunu görüyorsunuz.



(Resimlerin üzerine tıklatarak büyütebilirsiniz.)




























Haziran 1993'te Playboy kapak kızı oluyor. Bu çekimlerdeki diğer fotoları buraya koyamıyorum maalesef, Blogger'daki  adult (yetişkin) içeriğe girdiğinden ötürü :(

Kronolojik olarak Guess Jeans işi mi önce, yoksa Playboy mu bilemiyorum ama herhalde birbirine yakın zamanlar olsa gerek.


(Hayalim, dilediğimde bu tarz fotolar ve materyallere yer verebileceğim yeni bir site oluşturmak. Bunun için gerekli teknik bilgi ve parasal sorunlar bla bla...)
























Galiba bütün bunlar henüz olmadan, 91'de bir striptiz klübünde çalışırken; ben diyeyim 'yaşlı milyarder' siz deyin 'yaşlı kart zengin' Howard Marshall ile karşılaşıyor. Tanışıyorlar. İlişkileri boyunca Marshall ona bol bol hediyeler alıyor, sürekli arıyor ve kendisiyle evlenmesini istiyor.

Sonunda Anna ilk eşinden resmi olarak boşanıyor ve bu zengin adamla evleniyor.
  (Haziran 1994)


Ve bu tarz bi sürü fotoğraf çektiriyorlar. Yandaki gene kötünün iyisi.  Kendisini yaklaşık olarak bu zamanlarda bırakmış olduğumdan ve benim için "öncesi" ile var olduğundan; sonrasında ne yaptığından pek haberim yoktu. Bu yazıyı hazırlarken araştırıp öğrendim ki 1 sene sonra yaşlı adam ölüyor filan... Amansız bir miras davası başlıyor Marshall'ın oğlu ile Anna arasında.



Bir de bu kadının şöyle bir enstantanesi vardır bizim televizyon hayatımızda:

       Özel kanallar start alıp Show TV'nin kırmızı noktalı yayınları başladığında,  hem o erotik film kuşakları  hem de aralarında çıkan -0 900'lü-  paralı telefon hatlarının dönen reklamlarında bol bol bu sarışın afetin filmlerinden sahneler izlemeye nail olmuştuk. Hatta Korcan Karar'ın sunduğu asparagas habercilik yapan Şok isimli atv programında (yönetmeni Alper Mestçi'dir. Efsanevi Shockhaber sitesinin kurucusu, sonradan Zaga ile Şahan Gökbakar'lı tv programlarını hazırlamıştır)  kendisi ile ilgili şöyle bir haber verilmişti:
"Anna Nicole Smith adlı meşhur sarışın Amerikalı yıldız,  yılın belli dönemleri sırf eğlenmek için Edirne Genelevi'ne geliyor  ve  amme hizmeti yapıyor!"
Fotomontajla kes-yapıştırlı bir haberi piyasaya sürmüşlerdi. (Evet evet, sigara paketlerindeki folyodan gümüş elde eden aleti icat eden de yine bu programdı!)


Millet bu haberi acayip ciddiye alıp Edirne'ye sefere çıkmışçasına; "görülen lüzum üzerine" dönemin Edirne Valisi de çıkıp açıklama yaptı: "Genelevimiz bünyesinde böyle bir hanım çalışmamaktadır"  deyu!
  (Private Sözlük'ten mr joker'e teşekkürler...)





TV şovuna başlıyor.
2 sene kadar  The Anna Nicole Show'u  yapıyor fln...


O bol şişkin ve berbat makyajlı fotolarını buraya koymadım dikkat edersiniz.






2006'da Allah bağışlasın bir kızı oluyor. Hastaneye yeni doğan kardeşini görmek için gelen oğlu Daniel aniden 20'sinde ölüyor. Otopsi şudur budur... Oğlunun ölümü fazlasıyla yıkıcı olmuştur herhalde.
Bu arada bir 'babalık davası' başlıyor. Bir yanda avukatı ve sevgilisi olan Howard K. Stern 'benim kızım' diyor, diğer yanda foto muhabiri midir neyim olan Birkhead  'çocuk benim' diyor... Bir de  Zsa Zsa Gabor'un son eşi var işin içinde!...


Oğlunun ölümünden 4-5 ay kadar sonra bu kez Anna Nicole'ün Hollywood'daki olaylı ölüm haberi geliyor.   (8 Şubat 2007,  yaş 39)

İlaçlar, haplar, otopsiler... Benim asıl ilgimi çeken, yıllarca miras mücadelesi içinde olduğu Marshall'ın oğlu E. Pierce Marshall'ın ölümünden sonra sadece birkaç ay yaşaması...
Üstelik geride mirasını bırakacağı sevgili oğlu da yok.





Miscellaneous:

* Ölümünden sonra bulunan günlüklerinde,  seksten nefret ettiği yazıyordu.  (bkz.1)  (bkz.2)  (bkz3)


* Çok genç yaşta yaptığı evliliğinden bir aile fotoğrafı.

(Makyajın ve ışıkların kadını ne kadar değiştirdiğine ufak bir örnek.)




* Yandaki görselde bir örneğini verdiğim gibi,  kendisinin ilk hallerini beğendiğimi özellikle tekrar belirtmek isterim.

* Aşağıda anısına yapılan bazı videoların linklerini veriyorum.  Eklemelerim devam edebilir:






2 Kasım 2009 Pazartesi

KANAL-İ-ZASYON


Yaklaşık 1 buçuk saatlik bir yeni dönem sinema filmi.
Yönetmen + Senarist: Alper Mestçi.

Başrollerdeki oyuncuları afişten de az çok seçebilirsiniz.  (Okan Bayülgen & Hakan Yılmaz)

Erol Günaydın, Rasim Öztekin, Serhat Özcan, Orhan Aydın gibi tanınmış oyuncular ise yan rollerde.
Hakkı Devrim, Ahmet Çakar, Sadettin Teksoy, Metin Uca gibi isimler de sürpriz rollerde yer almış.


Geçen gün büyük bir salonda izledim ve eğlendim ben şahsen.
Shockhaber'den Zaga'ya, ordan Şahan Gökbakar'ın tv skeçlerine kadar şimdiye dek içinde yönetmen-senarist olarak bulunduğu işlerde dile getirdiği şeyleri, biraz daha farklı bir tema ve değişik unsurlarla sinemaya aktarmış Alper Mestçi. İlk başta (filmin başında) Okan Bayülgen'in sırıttığını ve neden kadroya en tepeden alındığını anlamasam da, sonradan canlandırdığı İmdat tipine uygun davranan "fakir bir deli"  olduğunu anladım.  Güzeldi.  Bir Türk filmiydi.

Televizyon eleştirisi odağında ürettiği  Hayvanım olur musun?,  Kim 500 tokat ister?  ve  Sarı Bıyık ile Haber Bülteni  gibi buluşlar sırıtmamış ve toparlamayı bilmiş bence. Filmin sonuna doğru İmdat'ın hapishane günleri ve televizyon ile ilgili yorumu, ertesinde de bir sinema sitesindeki izleyici görüşü ile bu nadide sinema yorumumu noktalayayım:
"İçerde düşündüm de... 50 kişi, tam 50 kişi  buna bööle bakarken içerde olduğunu unutuyo.  Acaba dedim, dışardakiler de buna bakarken dışarda olduklarını mı unutuyo?"

"Ben sinemaseverim" diyen herkesin bu filmde seveceği birşeyler var bence, sadece nasıl baktığınızla alakalı... Aslolan ne kadar az veya ne kadar çok güldüğün değil zaten bu filmde (komedi anlayışı insandan insana değişir), benim Kanal-i-zasyon'da en çok takdir ettiğim şey Türk sinemasında komedi adına bir ilki başarmış olması.  Bu film "komedi" olarak tanımlansa da ve içinde ağırlıklı olarak komedi unsurları olsa da,  bence yapılış amacı ve türü farklı.  Şöyle ki bu film  "öyle bir komedi filmi yapalım ki herkes sinemada gülsün gişede parayı kaldıralım" mantığından ziyade, "insanlara televizyonda nasıl saçma sapan şeylere güldüklerini gösterelim" amacıyla yapılmış bir film yani bir eleştiri filmi! İnsanın kendi kendisine, kendi saçmalıklarına gülmesini sağlamak,  ayna tutmak bir nevi amacı.
...
Adamlar (senarist ve yönetmen)  medya eleştirisi gibi bir konuyu ele alıp onu bir sinema filminin içine adapte etmişler. Bir sürü tv programı var filmin içinde. Onlar için özel dekorlar, logolar, müzikler filan hazırlamışlar; hiçbiri de skeç gibi durmuyor, gerçeğinin ta kendisi gibi  ama bir yandan da mizahi bakış sağlanmış vesaire vesaire... Böyle bakıldığında çok zor bir işin altına girmiş zaten film!  Büyük ölçüde de başarmış bence.
...
Haa daha iyi olamaz mıydı? Mesela başrol için oyuncu seçimi bence de yanlış, Okan'ı rolle bütünleştiremiyor insan. Engin Günaydın süper olurdu diye düşündüm ben... Sonra filmin hikayenin aktığı kısımlardaki montajı daha hızlı olabilirdi,  programlar çok tempolu olduğu için hikaye kısmı durağan kalıyor.
...
E tabii maalesef bazı durumlara gülmek için de onları bilmek gerekir, farklı bir gözle algılayabilmek gerekir. Sen televizyonu zaten eleştirel bir gözle izlemiyorsan, sadece boş boş bakıyorsan sinemada da milletin güldüğü pek çok yerde niye gülüyor ki bunlar yaw, nesi komik bunun dersin!
Onlar aslında 'sana' gülüyorlar arkadaşım,  'seninle' gülmüyorlar!  :)"

(Nariku  -   sinemalar.com)


.

17 Mayıs 2009 Pazar

 Gazete Siteleri-I

(Uzun bir yazı oldu,  hatta yazı dizisi...  İnternet gazeteciliğinin dünü  ve bugünü hakkında  -kendimce ve önemli gördüğüm belli konularda-  yorumlar yaparak mevzuyu irdelemeye çalıştım.  Uzun oldu, uzun sürdü  ama değdi doğrusu.  Yılların birikimi.)


Radikal  Online..........
Biliyorsunuz son yıllarda çoğu gazete ve medya sitesi,  internet kullanıcı yorumlarına izin veriyor.  Yani okurlar olarak bizler de haberlere yorum yazabiliyor,  oylayabiliyor,  tartışabiliyoruz.

İlk bakışta kulağa hoş gelen bu yapılanmanın bir noktada dönüp dolaşıp düzenli okuru soğuttuğunu ve tövbeli ettiğini hiç düşünmüş müydünüz peki?

Neyse ki bunu düşünüp dile getirenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.
Hiç değilse bu konuda yalnız değilim bari  :)


Bu incelememde özellikle Radikal Online üzerinden konuyu açıklamak ve genişletmek istiyorum.

1999-2002 aralığında Radikal gazetesini düzenli olarak takip eden biriydim. Kısa bir dönem boyunca da olsa Türk basın-yayın hayatında iyi şeyler yapmış olan  Yeni Yüzyıl  gazetesinin kapanışından sonra okunmak amacıyla çıkan,  iyi yazıları olan,  yabancı basın haber ve yorumlarına  (boyalı basına kıyasla)  geniş yer veren,  tercih edebileceğim bir gazeteydi  Radikal.

Bilişim sektöründeki gelişmelerle birlikte,  düzenli bir şekilde güncellenerek internetten gazete ve haber takibi mekanızmasını devreye sokunca;  daha çok internet üzerinden okunmaya başlandı Radikal.  (Pahalı oluşu,  her gazete satılan yerde bulunamayışı gibi faktörler de bunda etkili oldu bence.)

Zamanla karikatürlere kadar herşeyi internet sitelerine aktardılar ve olayı iyice geliştirdiler.  Üstelik bu yolla yazar arşivlerine ulaşmak, okuyamadığınız eski makalelerine  ve  geçmiş haberlere bakmak, aralarından istediklerinizi saklamak ve geri çağırmak çok daha kolay ve zahmetsizdi.
Ne var ki bir türlü  "Tamamdır, oldu bu"  denmiyordu;  illaki genleşme devam etmeli!  Bir dönemden sonra yetinmeyip okurlara yorum yazma imkanını da devreye soktular.  Ve bu noktadan sonra pek çok şey adım adım şirazesinden çıkmaya başladı.  Kısaca ve maddeleyerek açıklamaya çalışayım.



Aşama 1)   Köşe yazılarının altına,  sanki o an yazarla bire bir sohbet ediyormuş gibi;  "Bak kardeşim!"  veya  "Sayın XXX"  diye başlayarak döşeyenler  (tersleme ve hakaret anlamında "döşeme"),  akıl verenler, küfredenler...  Özellikle bazı köşe yazarlarının neredeyse her yazısında sık sık denk geldiğimiz  "Sizi çok seviyoruz, iyi ki varsınız"  şeklindeki ikiz, üçüz, dördüz, beşiz tekrar mesajları...  Dahası gönderilen yorumları okuduğunuz zaman,  çoğunun yazıyı ya hiç okumadığını
ya da  ilk birkaç cümlesinde kaldıklarını görüp yorum okumaktan, hatta bazen böyle bir siteye üye olmaktan dahi rahatsızlık duyabilirsiniz.
Türkler'in  Türkçe'den gittikçe bihaber (habersiz) olmaya başladığını,  terbiyedeki kopuşları,  yanlış anladığı bir kelime/kavram yüzünden yazarın sülalesine sövenleri filan... Nadiren okuduğunuz bu yorumlar bile insanı gazeteden soğutmaya yetebiliyor. Yaşanmadan bilinmez.

Aşama 2)   Bir zamanların meşhur Shockhaber sitesinin  "Ünlülerin quote'ları"  buluşunun,  "Ünlülerin Gafları" şeklinde  televizyon eleştirmenlerinin baş malzemesi olduğu;  Türk basın-yayın hayatında dört koldan magazinin pompalandığı bir döneme girildiğinde; Radikal İnternet Sitesi de bu akıma uyup  ünlülerin gafları modasına bodoşlama atlayarak internet sayfalarında (sağ cenahta) kendine yer bulmuş olan bu "Özlü Söz" saçmalığıyla;  bünyesinde magazin haberlerine yer vermeyerek farklı bir tarz sunan Radikal'in artan magazinleşme eğilimindeki internet sitesi oldu çıktı.

Aşama 3)   Türk gazete siteleri arasında,  üyelerine haberlere yorum yazma imkanı sunmasıyla ilktir  (diye biliyorum ben Radikal'i).  Gerçi askıya alındı bir ara kantarın ucu iyice kaçınca.  (Mine G. Kırıkkanat'ın Radikal'den kovulması ve sonrasındaki aylarda mesela...)  Sonra tekrar açtılar yorum yazma imkanını.  Perihan Mağden, Hasan Celal Güzel gibi kimi bazı köşe yazarlarının yazıları için kapadılar sonra,  onlar harici için imkan sundular.  Ne olduğu belli olmadı gitti.

Aşama 4)   Düzenli olarak bu yorumcuların mesajlarını okumak, Radikal okurlarının aslında "radikal" olmaktan ne kadar uzak olduğunu düşündürmeye başladı zamanla.  Direkt yazarın kişiliğine yöneltilmiş "Sen kimsin?  Kendine bak!  Satılmış!"  benzeri düşük şeylerdi yazılanların çoğu...  (Arka arkaya köşe yazarlarını ve haberleri okumaktan bile daha zor ve yorucudur bu yorumları okumak.)

Aşama 5)   Eninde sonunda bu kadar tekrarlanan şeylerin  "tesadüf" diye geçiştirilemeyeceğini ve tepede bir yere dayandığını görüyorsun.



BURADAN  (Tepedekilerden)  DEVAM EDELİM

---
Devamı için bakınız:
Gazete Siteleri-II  (Editör Mekanizması)
Gazete Siteleri-III