6 Haziran 2015 Cumartesi

7 Haziran 2015 seçimlerine giderken


Muhalefete, özellikle de laik sol muhalefete dair söylenebileceklerin özetini Fırat EREZ Twitter hesabında söylemiş:
"İşlevsiz, içeriksiz, içi boşalmış beyhude bir solculuk; sürekli olarak kendine bir varoluş sebebi olsun diye çatışma, çelişki, baskı aramakta. Bulamadığı zaman da uydurmakta ve böylece asıl kavgası verilmesi gerekenler gözden uzak kalmakta. Bıktırıcı..." (*)
Evet, 7 Haziran Pazar günü yapılacak olan 2015 genel seçimlerine giderken muhalefete dair söylenebilecekler, vaatleri ve yarattıkları duygular -yine- esasen değişmedi. Zannedersem bu içeriksizlik ve tükenmişlikle uzunca yıllar daha Ak Parti iktidarlığında yaşıyor olacağız.
Yalnız başarısızlık geldiğinde bu kez bahanelerini de hazırlıyorlar:
1) Cahil halk
2) Oy hırsızlığı
3) Patlayan bombalar/Devlet baskısı


THE CEMAAT
"Anti-AKP mevzilerde yer alan bir kısım sol-liberal aydın ve yorumcunun Türkiye siyasetinde bir faktör olarak Cemaati tamamen, ama tamamen görmezden gelmesi, artık gerçekten tuhaf bir manzara arz ediyor. Hakimler ve savcılardan oluşan, yaklaşık 15,000 kişilik bir yargı camiası var ki, bunun “kemiksiz üçte biri”nin Cemaat mensubu olduğu belirtiliyor.
Türkiye'nin önünde, "diğer" örneklere taş çıkartacak bir Degülenizasyon problemi durmakta. Bu sadece AKP'nin değil, bütün Türkiye'nin sorunu."
(Halil Berktay, "Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorunu".   Mayıs 2015 - Serbestiyet.com)

"Akp' nin en eleştirilecek yanı yumuşak karnı cemaat idi muhalefet cemaate yapışarak akp'yi burdan vurma şansını kaçırdı"
(Mutlu Bulut, Facebook)


HDP
Cemaat ve paralel yapılanma ile ilgili alıntılara devam edeceğim, ancak önce seçimin parlayan yıldızı HDP ile ilgili bazı seçkileri ve kendi düşüncelerimi paylaşacağım.

Evet bu da oldu ahali. Şu anda "şimdiki zaman"da olduğumuz için size sıradan geliyor olabilir, ama bu sanki evrende ancak yüzlerce yılda bir gerçekleşen doğa olayları gibi. Artık belki de tüm dünyada siyaset ve ideolojiler o kadar anlamsızlaştı ki, sonunda bu da oldu:   Son günlerde hayretler içerisinde izlediğimiz, yığınlar halinde Beyaz Türk kitlelerinin "HDP'ye oy verme ve verdirme" seferberliğinden bahsediyorum. Tabiki kişi ve grupların bu eğiliminde farklı sebepler olabiliyor. Ancak daha düne kadar, hatta halen kendi yüksek duvarlarla örülü çevrelerinde "Kürt diye bir şey yok ki! Onlar da Türk, dağlarda unutmuşlar bizim dilimizi! Bunları hep bu AKP azdırdı! Türküm demek kabahat oldu!" diye figan edip içlenen, isyan eden laik teyzeler; şimdi etnikçi parti için oy topluyor.   Negzel! :)
Peki soru: CHP'nin dahi bu kadar teveccühünü kazanmış bir partiye Kürtler neden destek versin?

Evet, şu bir gerçek ki HDP (ve öncesinde BDP, DTP) ümit veren bir muhalefet partisi. Eş başkanı Selahattin Demirtaş da genç ve ümit vaat eden bir siyasetçi. Ayrıca bu partinin içerisinde genç ve yetenekli pek çok başka isimler de var. Blogumu takip edenler hatırlayacaktır, ben CHP'nin Kürt meselesinde daha yapıcı bir tavır takınmasının ve Kürt hareketi ile yakınlaşmasının daha verimli olacağını söylüyordum zamanında. Ahmet Türk, Aysel Tuğluk gibi isimlerin açıklamalarına ve olaylara da geçmiş senelerde fazlasıyla yer verdim.
Böyle diyordum ama o BDP oldu "HDP"... Kandil sözcülüğünden Kürtlerin hak ve özgürlükleri adına mücadele vermeye zaman bulamaz oldu. Muhalefet enerjisi bakımından CHP'ye örnek olabilecek bir siyasi oluşum iken, kalkıp CHP modelini harfiyen benimsedi ve genel eş başkanları meydanlarda "Erdoğan aşşağı Erdoğan yukarı, RTE de RTE..." kıvamında kah efelenme kah vasat ve altı zeka seviyesine hitabeden espriler ile günleri savsaklamakta. Şu anda HDP, kendisi için Doğu'da silahların gölgesinde oy toplanan bir parti. "Özgürlükçü ve demokrat" imiş, o nedenle HDP'yi desteklemeliymişiz. "Yav he" deyip geçiyorum ancak buna.


İlgimi çeken bir şey var. Birçok solcu ve/veya Kemalist seçmenleri HDP'ye oy vermeye teşvik ediyor. HDP kurmayları da bundan pek şikayetçi görünmüyor. Öteden beridir "Kürt düşmanı" olarak tanınan ve çözüm/barış sürecine hoş bakmayan bu kimselerin tavrının ve HDP idaresinin memnuniyetinin HDP'nin inandırıcılığına indireceği darbeyi bir tarafa bırakalım. Aynı kişilerin bazıları kendilerinin HDP'ye değil mesela CHP'ye oy vereceğini de açıklıyor. Bunu deklare etmeyenlerin çoğunun da CHP'ye oy vereceğini tahmin ediyorum. Bu durumda bir tuhaflık yok mu? Bana öyle geliyor ki böylelerinin abartılı çağrısı ve başkalarını kendilerinin yapmayacağı şeyi yapmaya itmek için çabalaması potansiyel HDP seçmenlerinden bazılarını kaçıracaktır. HDP barajı geçemezse bunun sebeplerinden birinin bu olabileceğini düşünmeye meyledeceğim.
(Atilla Yayla - 26 Mayıs, Facebook)


HDP açıkça AKP'ye karşı olduğunu, Erdoğan'ı başkan yapmayacağını söylüyor. Ancak bunun çözüm sürecini nasıl etkileyeceği hakkında hiçbir değerlendirme yapmıyor. (...) Kısacası eğer HDP'nin hedefleri tam olarak tutarsa karşımızda çözüm sürecini rafa kaldıran bir siyasi ortam bulacağız. Kürtlerin yerel yönetim ve dile ilişkin talepleri muhtemelen birkaç yıl daha beklemeye alınacak. (...) Ne var ki HDP'nin stratejisi tam da bu: Barajı geçmek, AKP'yi olabildiğince aşağı çekmek ve bu arada da AKP ile işbirliğini reddetmek. Bu çizginin maliyetinin çözüm sürecinden feragat olduğunu da gizleyerek. Bakalım Kürtler bu ‘akıllı’ siyaseti ne kadar ikna edici bulacak."
(Etyen Mahçupyan, "HDP'nin ‘akıllı’ siyaseti" - 31 Mayıs 2015, Akşam)


"Kod adı Selo. Kandil'e, İmralı'ya ve dağdaki ağabeyine vekâleten HDP'nin dönemsel ekran yüzü. Asil değil, vekil. (...) Gülencilerin bile umudu. Bilen bilir, vekâletin yükü ağır olur ve Stalinist örgütlerde vekil de asil de bir hiçtir.
Se-ni baş-kan yap-tır-ma-ya-cağız”. Misyon bu. Bu üslupla bunca Gezici, Kandilci, Kemalist, Lümpen Devrimci, Kürtçü muhalif hınç ve öfkeyi başına topluyor. Hem Gezici güruhun hem serhildancıların ortak yatırımına dönüştü. (...) Bir zekâ karışımı olarak sunuluyor. Ödevini de yapıyor. Tavında dövüyor lafı. Kendi lafına bile laf sokuyor. Türkiye'ye nüfuzu bir yana, Kürtlerin kültürel değerlerinden hiçbirine bir atıf yok dilinde.
Kobani sonrası gösterdi hamurunu. Vicdani retçi görünümle ateşe verebileceğini gösterdi sokağı. Verilen 40 bin cana 52 ölü can daha kattı. Lafı bile olmadı. Şiddet çağrısıyla ölümlerine doğrudan sebep olduğu çocuk annelerine ‘özür dilerim’ bile demedi.
Selo bir buluş, bir merhem. Dağı da biliyor şehri de. Türkü barlarda şansı daha çokken okumuş avukat olmuş, hak ve özgürlüklere adamış kendini. Örgüt keşfetmiş ve şimdi jilet gibi, ustura gibi bir siyasetçi. Gezi’de darbeyi gördü ama treni kaçırmadı. Orada işe yarar bir meşruiyet alanı olduğunu da gördü. Belki de Gezideki kusurunun özrü olarak Taksim'e “Kâbe” dediği içindir ki o gün “saza niye gelmedin” diyenler bugün onun sazına, sözüne gidiyor."     Bu satırlar, Star gazetesi yazarı Mustafa Şahin'e ait,
"Beyaz Türkler Selo'yu neden bu kadar çok sevdi?" yazısından çeşitli bölümler halinde alıntılar yaptım.   Doğrusu içerisinde hazetmediğim, benim tarzım olmayan bir üslup barındıran bölümler var. Ancak tümden es geçemedim ve bunu da paylaştım. Zira Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklemiş olduğum "Selo başgan", 50 ölüme sebep olan 6-8 Ekim Kobane protestoları günlerinde kendisinin yaptığı sokak çağrısı ile yağma olayları, Kürdün Kürde saldırması, ölümler ve sonrasında kıvırmaya çalışması ile gözümde bitmiştir. Bitmekle kalmamış, partisinin de "Türkiyelileşme" iddasından ne kadar hızla fabrika ayarlarına geri dönebildiğini, gören gözler önüne sermiştir. Elbette utanma duygusu çoktan zaman aşımına uğradığı için buralarda, bu da es geçilmiştir. Şu anda ise Türkiye'ye dair ümit veren bir şeyler söylemek yerine, Kürtlere dair tek bir kelime etmeden, paralel yapının yolsuzluk teraneleriyle uğraşmakta.


"Çözüm Süreci'ne karşı tereddütsüz bir şekilde çatışmayı tercih edenlerin HDP safında yer alması kimsenin aklını başına getirmiyor mu? Yüzyılın değişimine karşı bu elleri kanlı kadroların Kürtlerin önünde yürümeleri kimseyi uyandırmıyor mu?"   diye soruyor bir Yeni Şafak yazarı.
(İbrahim Karagül, 27.05.2015)
Demirtaş/HDP bunu hep yapıyor. Sürekli “Yolsuzluk” diyor, “Ötekileştirme” diyor, “Çevreye saygı” diyor, partiyi insan hakları örgütü gibi lanse ediyor/lar. Ama öz, hakiki gerçek, HDP’nin “Yapmayacağız” dediği şeylerin yapıldığı bir yer ve “Değiliz” dedikleri her şey, bilakis bizzat oldukları şey.
("Pek iddialı Bay Demirtaş..."   Nihal Behgisu Karaca   -
22 Mayıs 2015, HaberTürk)



Ülke, ufo'sundan inip "işgale geldim" diyen Marslıyı "farklı kimliklere saygılıyız"la karşılayacak hale gelmiş,
daha hala kimlik siyaseti...   (@FIRATEREZ)

"(HDP'nin) Çatışmalı bir süreç için elinde kalan tek silahı, devletin antidemokratik, şiddete dönük uygulamalar sergilemesi durumunda başlatabileceği ve kente indirdiği silahlarla da destekleyeceği “serhildanlar”, yani halk ayaklanmaları."
...
Ne anadilde eğitim hakkının sağlıklı bir düzeyde tartışılması,
ne berbat bir savaşın içindeki piyonluklarının acısını cezaevlerinde çekenler, / ne onları ya da dağdaki evlatlarını bekleyen analar,
ne hesap sorulmayı bekleyen geçmişin işkence, köy boşaltma, katliam türü uygulamaları, BDP/PKK'nin umurunda değil.
Kişisel menfaatlerini de ucuna taktıkları bir politik hesap uğruna
tüm beceriksizlik, ufuksuzluk ve hırslarını,
hiç peşinde koşmadıkları bir takım ulvi amaçlar ardına saklayıp,
Kürtler ve Türkler ile onların haklarını ve umutlarını değil sadece,
Filistinlilerin, İsraillilerin, Suryanilerin, Yezidilerin ve
diğer tüm Ortadoğu halklarınınkileri de sorumsuzca harcıyorlar."

...
"Peki o zaman PKK, İran ve Irak'a kapı açan Türkiye dağlarındaki vazgeçilmez askeri varlığını nasıl, hangi gerekçeyle sürdürecek? Bunun tek bir yolu var; Ateşkes ile başlayıp barışın kesin tesisi ile sonuçlanacağı bilinen ve içinde bulunup “Barış Süreci” diye isimlendirdiğimiz aralığı, mümkün olduğunca uzatmak, daha fazla zaman kazanmak. Bu yüzden PKK, sürece (onu bitirmeyecek ama aksatacak) küçük sabotajlar düzenleyip suçu hükümet güçlerine atıyor, bölgedeki teror sürecini, gençlerden kurulu yarı-lümpen YDGH'a ihale ediyor, İŞID'ın Türk Hükümeti tarafından her türlü desteği gördüğü yalanı üzerine kurulu kampanyasıyla çıkardığı olaylarda da, onlarca insanın ölümüne yol açmaktan çekinmiyor. Bu sayede bölgedeki etkisini, mahkemelerini, vergi adı altında topladığı haracı, seçim denetimlerini ve benzeri varlığını sürdürebiliyor.
Aksi durumda PKK'nin yapması gereken ise şu;
AK Parti hükümetinin barış iradesi gösterdiğini (yarım ağızla değil, tıpkı Öcalan gibi açıkca) kabul etmek,
konuyla ilgili olumlu adımların atıldığını tesbit-teslim edip, fazlasını istemek ve bu istekleri, af talepleri, tutuklu ve hükümlülerin koşulları, serbest bırakılmaları vb üzerinden somutlaştırmak, silahsızlanma ve eylemsizlik şartlarının müzakeresi türünden süreçleri başlatmak.
Yani kısaca “adım atmak”.
...
Artık sürdürülebilirliğinin sonuna gelinmiş PKK silahlı varlığı,
yeni bir Anayasanın bir an önce yapılarak hayata geçirilme zorunluluğu,
Ortadoğuda sürüp gitmekte olan kaos..."
(Fırat EREZ'in Mayıs 2015'te Karar.com'da yayınlanan "PKK ne istiyor? HDP ne yapıyor?",   "...(II) Ve Ak Parti ne yapacak?" başlıklı yazılarından çeşitli alıntılar yaptım.)



Patlatılan Bombalar:   Bu noktada Adana ve Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombaları da not edeyim. Seçimlere iki günden az zaman kala HDP Diyarbakır mitinginde patlamalar meydana geldi, trafo önünde bomba patlaması deniyor. İki kіşіnіn Һауаtını kауbеttіğіnі, yüzden fazla уагаlının оlԁuğunu duyduk önce.
Diyarbakır'daki patlamaları ve ölen insanların olduğunu henüz daha yeni öğrendiğimiz bir anda... Twitter'ı açtığımda:
Midem bulandı, deliye döndüm! İnsanların kanı üzerinden el ovuşturan çakallar! Bu mu gazetecilik? Birde SAĞDUYU demez mi?


Hiç bir insan siyaset için siyasetçiler için ölmesin. dini,ırkı,düşüncesi ne olursa olsun hepimiz insanız..neyi paylaşamıyoruz? Amacımızın aslında ne olduğunu hatırlayanımız var mı???
(Alper Kaplan - Facebook)
Bu bomba AKP mitinginde patlasaydı ne diyeceklerdi   "AKP mağduru oynamak için bunu kendi yaptı" lan biraz dürüst olun.   (Ahmet Cantürk - 6 Haziran, FB)


Diyarbakır'da seçime saatler kala patlatılan bombalar ile ilgili madde madde ihtimaller sıralanmış şurada, Mehmet Tanju Akad'a ait, ilgimi çekti.
Seçimler sonrası PKK'nın silahsızlandırılması üzerine müzakerelerin yoğunlaşacağı söyleniyordu. Bence 5 nolu maddede belirttiği seçim sonrası gergin ortama giden yolun taşlarını en kritik yerde döşemek adına yapılmış olabilir. Devletin güvenlik zaafiyeti büyük. Twitter'da alan güvenliğinden HDP'nin sorumlu olduğundan, üst aramasını polisin değil onların adamlarının yaptığından bahsedenler oldu. Çok fazla enformasyon var ve aralarında çelişkiler de var, doğru bilgilenmek gerekir.

"HDP her çeşit mikro milliyetçiliği tırmandırarak gelecekteki kanlı iç çatışmaların temelini hazırlıyor.
HDP'yi destekleyenlere soruyorum? Pankartlarındaki "BARAJI AŞAMAZSAK MEKANIMIZ DAĞLARDIR DAĞLAR"   şeklindeki "demokrasi" önermesi hakkında görüşünüz nedir? Hadi bir kez delikanlı olun da yanıt verin... Bi kez yani...
(Mehmet Tanju Akad - 3 Haziran 2015, FB)


İHD (İnsan Hakları Derneği) bir açıklama yapmış: "Seçim sürecinde yaşanan 126 saldırıdan 114'ü HDP'ye!"
Hem Selahattin Demirtaş ve partililer hem de İHD'ninki gibi açıklamalardan anlıyoruz ki, henüz barajı geçeceği dahi şüpheli bir parti, yıllardır %40'ların altına düşmemiş bir siyasi parti için ciddi bir engeldir ve bu nedenle bombalar patlamaktadır. Patlar patlamaz da kimin bu işi tezgahladığı şıp diye anlaşılmaktadır.   Yaşananlar için, "Belki de dağlarda 5000 silahlı adamını dolaştıran başka parti olmadığı içindir? HDP, seçim bürosunun üzerine basıp barajın üzerinden atlayacağı için bürolar bombalanıyor" demiş @FIRATEREZ. Devam edelim:
"Demirtaş malum; onyıllarca sürmüş bir savaşın acılarını sonuna kadar sömürerek, o acıları bitirenin AK Parti olduğu gerçeğinden, zihinleri uzaklaştırmakla görevli. Çatışmanın enerjisinin üzerinde sörf yapmaktan başka seçenekleri de tercih edebilirdi ancak HDP, PKK'nin halihazırdaki varlığını sürdürmekten başka bir amacı olmayan bir aparatçik olduğundan bu, şimdilik ihtimal dışı."
("Şüpheliyi gösteren parmaklar" Fırat Erez - 21 Mayıs 2015, Karar.com)


Batı'da "hırsızlık" Doğu'da "Devlet Baskısı" demogojisiyle ortamı daha da gerecekler. / Seçim sonrası barajı geçerlerse yumuşama olasığı var ama AKP hanesine yazılacak silahsızlanmayı getirmeyecekler, bu belli. (*)

Önce medya hakimiyeti AKP'de diyen Demirtaş, şimdi "onlar zaten okunmuyor, izlenmiyor ki" diyor.
(HDP iktidarında tutarlılık da olmayacak)   (@FIRATEREZ)

Altan Tan CNN Türk'de "o bombalar alana nasıl sokuldu?" diyor.
Alan güvenliğini polise vermeyip kendi alan, partililerine sorsun. (*)

Dicle Haber Ajansı, "bir tesadüf eseri" patlamalardan önce bombaların fotoğrafını çektiğini duyurdu. Yanda patlamanın gerçekleştiği trafonun önünde çekilmiş o foto (bkz). (Ne hikmetse ihbar etmek akıllarına gelmemiş.)


"Guardian'dan mesaj var: Erdoğan daha fazla güç kazanmamalı. / "Çevre, cinsel tolerans, etnik/dini çoğulculuk, aktivizm konusunda endişeli, daha modern kesimlerini kazanamadığını söyleyen gazete.."
Kendilerini hala insanlığın hayvan terbiyecileri sanıyorlar..
O kibirleri, başlarının belası ama farkettiklerinde çok geç olacak.   (@FIRATEREZ)

george bush'a ses edemeyen basını gelip bize artislik yapmasın. çok ciddi söylüyorum, afganistan & ırak operasyonu yüzyılın trajedisiydi
(muhammed eminoğlu)


"New York Times, NATO'yu, Türkiye'yi vurmaya çağırdı!
Gazete değil bunlar; silah!
Medya çağında haberle vuruyorlar!"
Haydutlar!" (1/5)

İngiliz Guardian gaz'tesi şunu yazdı:
“Tam Batılılaşmamış yoksul Müslümanların kendi ülkelerini yönetmelerine izin verilemez”
Dert bu işte! (2/5)

Ya biz "100 yıllık parantez"i bitireceğiz!
Ya da "100 yıllık parantez" bizi!
"Olmak ya da olmamak" yani.
İşte bütün mesele bu! (3/5)

"Pakistan Irak Mısır paçavraya çevirildi.
Son kale Türkiye'yi kurda kuşa yem etme!
Fitneyi fesadı şerri defet
Rahmetinle muamele et Ya Rab! (4/5)

Bu ülke kimseden çekmedi,
ezberlerini yaşayan
ve ezberlerini herkese dayatmaya kalkışan
ahmak fanatiklerden çektiği kadar!

(5/5,   @yenisafakwriter - Yusuf Kaplan)



Haberde "Teröristler HÜDAPAR'lı iki kişiyi öldürdü" diyor. Kobane Eylemleri sırasında zaten ölüm emri vermişlerdi, 50 kişi ölmüştü.
Kendisinden başka kimseyi bölgeye sokmayan ve gösteri yapmasına dahi izin vermeyen özgürlükçü ve demokrat HDP'ye gel :)
İlgilenenler, şuradan, Hür Dava Partisi (Huda-Par) Sözcüsü Sait Şahin ile Serbestiyet'te yayınlanmış bir resimli söyleşiyi okuyabilir.


hdp ve türevleri hakkındaki tüm iyiniyetimi kaybetmeye başladım. çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar.şu an beyaz türkler tarafından kısa vadeli kullanıldıklarının farkında değiller.bu beyaz türklerin umrunda olan sadece hdpnin akpye zarar verme ihtimali yoksa kürt halkının diliymiş haklarıymış umurlarında bile değil.90 larda gördük bölgede binlerce faili meçhul olurken bu muhteremler hayatlarına ıslık çala çala devam ediyrolardı. yarın bir gün ortam değişir ordu ve pkk çatışmaya başlarsa bu beyaz türklerin gıkı bile çıkmaz kürtlere yapılanlara karşı. bu demirtaş ve avanesi kürtleri nasıl bir ateşe attığının farkında değil..
(Barış Pirim - 05.Haziran.2015, Facebook)


"Barajı Geçemeyeceksin HDP!"   (Ekin Gün - 18.05.2015, Hür Haber)
“Seni Başkan Yaptırmayacağız” gibi laik camiaya oynadığınız sloganlar da ne barajları ne de denizleri aşmaya yetecek.
Özgürlüğün güya peşinden koşarken ve altını dolduramadığınız özgürlük kavramlarından bahsederken Leyla Zana'yı aforoz edişinizden tutun da Şivan Perwer'i sahiplenmeyişinize kadar birçok günahın da başrolünü oynadınız. PKK'nin bu tasfiyelerine sesinizi çıkaramadınız, özgürlükten bahsederken insanların özgür düşüncelerini ifade etmesine karşı çıktınız. Gittiğiniz her yerde, söylediğiniz her söz de özgürlükten bahsederken aslında biraz da aynaya bakmayı unuttunuz.
Bunlar da yetmedi Ahmet Kaya'yı “Vay Şerefsiz” manşeti atarak sürgüne göndererek ölüme terk eden Ertuğrul Özkök ve Saz Arkadaşlarıyla yemek yediniz. Bunun karşılığında da CHP ve MHP'den umudunu çoktan kesmiş olan Doğan Medyası'nın size hediyesi bugüne kadar hiç duyulmadık anket firmalarının barajı geçtiğinize dair anketlerinden başka bir şey olmadı.
Halkla temas kurmadan, temsil ettiğinizi düşündüğünüz kendi halkınızı bile hiçe sayarak Beyaz Türklerle aynı masada yemek yemek uğruna Doğan Medyası'nın algı operasyonunun bir parçası oldunuz. Hem de bunu bugüne kadar Doğan Medyası kimi tuttuysa kaybedenin o olduğunu unutarak yaptınız. Desteği halkta değil, paralel yapının gazetelerinde aradınız. Tıpkı Doğan Medyası'nda aradığınız gibi. Paralel Yapı'ya hizmet eden gazetelerin sizi yağlayıp cilalamasından medet umdunuz. Oysa baraj halkla geçiliyordu ama siz halkı hiçe saydınız ve halka şirin gözüken halk düşmanlarının yanında durarak sadece kaybetmekle kalmadınız saygınlığınızı da yitirdiniz.
6-7 Ekim Olayları'nda halkı sokağa döken de siz oldunuz. 50 kişinin ölüm bilançosunu da AK Parti'ye yıkmaktan geri kalmadınız. Halkı kaosa davet ederek hayret edici bir şekilde sivilleşmeyi değil de savaşı ister gibi bir halinizin olmasından amaçladığınız neydi bilinmez ama bunun bile özeleştirisini yapamadan seçim sloganınızı “Yeni Yaşam” olarak belirlediniz.   Değmezdi belki de %2 daha fazla oy alabilmek için Kenan Evren'e ağıtlar yakan Ertuğrul Özkök'le aynı masada yemek yemek. Ya da değmezdi belki 50 kişinin ölümüne sebebiyet verecek kadar halkı sokağa dökmek için yaptığınız açıklamalar.
Ağzınızdan dökülen ve CHP'yi aratmayan sloganlarınızla, seçim kazanmayı Erdoğan karşıtlığına indiren politikalarınızla ve Kürt halkının İslam hassasiyetini bir kenara bırakarak laik camiaya göz kırpmalarınızla bu yolculuğu tamamlayacaksınız. Yolculuğunuzun sonunda barajı geçip geçmemenizin bir önemi kalmayacak belki de. En azından benim için. Aritmetik olarak barajı geçseniz bile vicdanlarda barajı geçmeyi başaramadınız. Bu saatten sonra toparlanır mısınız orası bilinmez ama her seçimde mutlaka barajı geçen ama oy oranını yükseltemeyen ve geçmişi pek de parlak olmayan CHP'den bir farkınız kalmayacak.



HDP, Türkiye'nin en paradoksal partisi: Ülkenin en batısındaki en kibirli/marjinal tiplerle, en doğusundaki en köylü tipler bir arada.   (1, Reşat Çalışlar'dan alıntılar)

Demirtaş, bugün, Türkiye'nin doğal kaynaklarının zenginliğinden bahsediyordu. Bu adamda ciddi bir "Demirel potansiyeli" görüyorum. / Demirel de böyle girdi hayatımıza... Kendini geliştirmiş, demokrasiye önem veren halk çocuğuydu. Espriliydi. Sonunda gelinen nokta ortada. (2a)
"Hassasiyetleri" (namus,vatan,din,aile vb.) olmayana nasıl küfredilir? "Düşündüğün kadar özel biri değilsin", işe yarayabilir sanırım. (2b)
30'lu yaşlardaki güzellik barajını veya emoji kullanan erkeklerin çekicilik-iticiliğini düşünmek yerine seçim barajı düşünen kızlarımız... (3)
5 milyonluk Norveç'te; bizde olmayan kalitede tüneller,köprüler,deniz otobüsleri var.Bunları yapan parti veya liderin afişini göremezsiniz. (4a)
CHP ruhu="Kendini Beethoven zannederken aslında Hakan Peker olmak", AKP ruhu="Kendini Itri zannederken aslında arabesk rapçi olmak" (4b)
HDP'nin barajı aşacağını düşünüyorum, ama bunu başarı olarak görmüyorum. Medyanın gücü sayesinde, Cem Uzan bile %7 oy almıştı,unutmayalım.   (4c)

Venezüela'da kazancı asgari ücretin altında olan profesörler varmış. Ama orda bu tür şeyleri sömüren Ali Taran'lar yoktur sanırım. (4c)
Oy avcılığını "sosyal devlet" diye yutturmaya çalışan "üst akıl"la, erkek avcılığını "sosyalleşme" diye yutturmaya çalışan "üst akıl";aynı. (5)
Türkiye'deki siyasi düşünce birikiminin ve siyasi stratejilerin beslendiği en önemli kaynak, Cüneyt Arkın'ın "Dünyayı Kurtaran Adam"ıdır. (6a)
Latinamerika'da,siyaset; bazı benzerliklere rağmen, bizdekinden kaliteli. İspanyolca/Portekizce siyaset yapmak,bir disiplin getiriyor. / İspanyolca kurulan bir cümle; dünyanın çok büyük bir kısmına, doğrudan ulaşır. O nedenle de, öyle rastgele konuşamazsın. (6b)
Hatırlatayım: "İnsanların eşlerine bağlılık oranları", "seçmenlerin partilerine bağlılık oranları"ndan daha hayati bir konudur. (7)
Şiir ve siyasetin ortak noktası: Söylenen şeyin değil,söyleyen kişinin önemsenmesi. Özellikle de Türkiye'de, bu çok net şekilde böyle. (8)

Siyaset-sosyal medya ilişkisine dair, 1.5 sene önce yaptığım bir değerlendirme.(Güncelliğini yitirmediği kesin.) / Sosyal medya seçim sonuçlarını gerçekten etkileyebiliyor olsaydı,takipçi sayısı yüksek olup da kirada oturan pek kimse kalmazdı herhalde. (9a)
Sosyal medyada paylaşılan düşüncelerin,sokağa yansıması minimal. "Sosyal medyanın sokağa etkisi",düşünülenden tamamen farklı şekilde. (9b)

"Bu ülkeyi islami olarak formatlayanlar"; kendine islamcı diyenler değil, kendine laik diyenlerdir. Örnek: Nüfus cüzdanındaki din hanesi. / "Şehit" gibi dini kavramlar üzerinden hegemonya kurmak, kimin buluşu? Kendine "islamcı" diyenin mi, kendine "laik" diyenin mi? (10a)
"Din sömürüsü tartışması" Avrupa'da da var.Kiliselerin giderleri tartışılıyor mesela.Ama orda bu konular "daha normal tarzda" tartışılıyor. / Bizdeyse, herkesin, sevmediklerine "din sömürücüsü" yaftası yapıştırdığı bir ortam var. "Din sömürücüsü" tabiri, oyuncağa döndü.   (10b,   @resatcalislar)



Kişisel görüşlerim:
~~~HDP'nin en büyük dönüşlerinden biri, daha iki sene öncesine kadar KCK operasyonları ve onun öncesinde The Cemaat'in rolü, yaptıkları işkenceci sorgulamalar, Kürt meselesine bakışı ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken edilen S. Demirtaş'ın sözleri ortada iken (Cemaat-AKP ittifakına karşı durabilecek yalnız biz varız diyordu özetle); şimdi birden paralel şemsiyenin altına girmeleri... Bugün gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak ve Taraf yazarı Murat Belge'nin açık bir şekilde “Oyum HDP'ye" açıklamalarının ardından Zaman Yazarı Şahin Alpay'ın “Herkesin bu seçimde içine sinmiyorsa da, taktik olarak oyunu HDP lehine kullanması şart" çağrılarını okuduk. Gülen medyasının bulvar gazetesi Meydan'da yazan Ergun Babahan ise “HDP'ye oy vermeyi sorgulamayın" diyordu.
      Hatırlatayım: 17 Aralık darbe girişiminden iki gün sonra Selahattin Demirtaş bir açıklama yapmış ve Gülen Cemaatinin Kürt siyasetçilere KCK operasyonları ile kumpaslar kurduğunu belirterek kendilerinden özür dileyip özeleştiri yapmalarını istemişti. HDP Eş Genel Başkanı'nın, Zaman ve Samanyolu TV'ye de bir çift sözü vardı: "Zaman Gazetesi'ne, Samanyolu Televizyonu'na özellikle hatırlatmak istiyorum. Bizim belediye başkanlarımız makamlarından alınırken, sizin TV ve gazeteleriniz, 'KCK yöneticilerine gözaltı' , 'Teröristlere gözaltı' diye yayın yapıyordu. Daha arkadaşlarımız gözaltındayken onların idam fermanını yayınlıyordunuz" demişti. (KCK operasyonları 14 Nisan 2009'da başlamış ve tıpkı Ergenekon ve Balyoz davaları gibi dalga dalga yayılarak çok sayıda BDP'li belediye başkanı, il ve ilçe yöneticisi, belediye başkanları tutuklanmıştı.) Bugünse Kürt meselesinde milliyetçi ve baskıcı çözümlerden yana The Cemaat; gazete manşetleri, haberleri ve Genel Yayın Yönetmeni zatın HDP belediye başkanlarını arka kapıdan ziyaretleri ile "HDP'ye bas geç!" diyor.   #Tesadüf? ~~~

"2 yıl önce, “Kürtlere zulüm ettiler" sözleriyle Fethullah Gülen grubundan özür bekleyen Selahattin Demirtaş'ın, geçmeyi hedeflediği seçim barajının kapaklarını paralel yapıya teslim edişi tartışılıyor bugün." "Talebesi olmak için duacı olduğunu iddia ettiği bir zatı (Bediüzzaman), sırf Kürt olduğu için ziyaret etmeyen, Türk Okulları ve Türkçe Olimpiyatlarının mimarı Fethullah Gülen'in bugün HDP'nin 'hangi politikasını' içine sindirdiğini tahmin etmek hiç de zor değil. Bunca olandan sonra “Gülen ve ona kayıtsız şartsız itaat eden örgüt üyeleri, medyası, yazarları, oy toplayıcı abileri ve ablalarıyla nasıl oluyor da HDP'ye yanaşıyor" sorusunu merak etmenin de bir anlamı yok."     ("Selahattin Demirtaş ve 'plastik kelepçeli' fotoğrafı" Ersin Çelik - 26.05.2015, Yeni şafak)


~~~"Diyanet'i kaldıracağız" demekteler, ancak sonradan yan çizmeleri bir yana, kimi parti teşkilatları kandil günlerini filan kutluyor, bu mu İslamcı siyaset gütmemek? Barajı aşıp aşamayacağını ise yarın akşam göreceğiz. Şahsen benim çevremde pek çok laik teyze HDP için destek turlarında. Düşünün ki Sözcü'de koyu Kemalist Beyaz Türk gaz'teci Bekir Coşkun bile HDP'ye oy verin demiş. Nihayet AKP düşmanlığının geldiği nokta:
Kürtçe eğitim, hatta Kürtçe şarkıya tahammül edemeyen insanlar; "milliyetçiliğe hayır!" diyenler, "AKP, Apo ve PKK ile görüşüyor, bölücülere hizmet ediyor" diyen Cemaatçileri kapsayan tüm milliyetçi çevreler; şu anda etnikçileri ve Kürt milliyetçilerini yüceltiyor! Partinin doğu bölgesi ve ülke genelindeki çekirdek oylarına bunlar da eklenince geçebilir ve bu zaten olması beklenen de...

4 Nisan 2015'te Ağrı Dağı eteklerindeki Doğubeyazıt'a bağlı bir köyde, Abdullah Öcalan'ın doğum haftası kutlamalarına katılan PKK'lılar silahlarla sahneye çıkıp halka "Oylar HDP'ye verilecek" diyor.   "Barış Süreci" dikkate alınarak olaya anında müdahale edilebilecekken edilmiyor ve Diyadin'de de aynı şeyin tekrarlanacağı istihbaratı alındığı için, 12 Nisan sabahı erken saatlerde yaklaşık 300-400 kişilik jandarma gücü bölgeye intikal ediyor. Sonrasında silahlı çatışmalar çıkıyor ve yerli halk koşup geliyor vesaire. Bunlar yaşandı hatırlarsanız geçtiğimiz ay.
Şimdi Selahattin Demirtaş'ın "Kim silah gücüyle oy topluyorsa Allah onun bin defa belasını versin" demesi, partisinin realitesini değiştirmiyor.
Oysa ki son günlerde hayretler içerisinde izlediğimiz, Kemalist teyzelerin dahi müdahili olduğu "Oy kullanmayacaksanız eğer hiç değilse boş geçmeyin, bari HDP'ye verin? Yoksa verilmeyen oylar da AKP'ye gidecek" seferberliği, HDP'nin çözüm süreci karşıtlığı veya süreci ne kadar uzatmaya ve zorlaştırmaya çalışan bir aktör olarak çaba sarf edeceğinden olmasın?


        (Takvim gazetesi'nin 6 Haziran 2015 tarihli manşeti:
2015 seçimlerine giden yolda; Aydın Doğan ve Doğan Medya, Hürriyet aktörleri, CNNTürk, The Cemaat, en koyusundan Atatürkçüler ve Kemalistleri dahi içeren geniş bir Beyaz Türk kitlesi, çeşitli saygınlar, PKK komutanları ve dahi Atilla Taş'ın de içinde olduğu tek sesli bir koro.
CHP'nin dahi bu kadar teveccühünü kazanmış bir partiye Kürtler neden destek versin?)
HDP'nin söylemleri ve vaatleri ile yaptıkları yani pratiği, paralel değil çakışacak düzlemlerde seyrediyor. Silahların gölgesinde insanlardan oy istemek... Başka partilere illerine sokturmamak... (demokrasi ve özgürlük. hukuk devleti?)   Twitter'daki hesaplarının takip ettiği hesaplardan linç edilecek Kürtlerin hedef gösterilmesi... Yıkıcı bir muhalefet dili... Ne yapacağı önceden kestirilemeyen tehlikeli yaramaz çocuklar ile yeni bir gelecek kurma belirsizliği... Muhalefet etmeyi (aynı CHP gibi) meydanlarda Erdoğan'a laflar hazırlama olarak görme... Çözüm sürecini başlatan AK Parti'ye düşmanlık ve bugüne kadar yapılanları teslim etmeden perdeledikleri "Küstüm sana, küstüm sana" mırıldanışları ile nanik çekmeleri... Ayrıca hukuk olmadıktan sonra demokrasi mi olur? Hukuk olsa işlerine gelmez. vesaire... Ama ümitlerimizi kovalıyoruz yine de. Sonu hayal kırıklığı.~~~

"3 yıldır cemaatin, Kemalistlerin, silahlı bir etnik hareketin kollarında savaş kışkırtıcılığından, iç savaş medyumluğuna kadar çaresizce kendi itibarını tüketen, çöken bir aydın sınıfının çocukluğuna…" diyor Yıldıray Oğur bir yazısında. (*)
Neyse... "HDP'ye oy verileceğini duymayan cemaatçi kalmadıysa artık, konuyu değiştirebiliriz." (*)




"CHP, zaman tünelinden çıkamayan bir parti olarak kendini ve gündemi değiştirme konusundaki iktidarsızlığını sürdürürken..."
Bu cümleler 2012 yılında AGOS'ta bir yazısı yayınlanmış ünlü bir akademisyene ait. "İktidarın yeni ideolojisi: Statükocu reformizm" başlıklı bu yazı, o dönem sosyal medyada çokça paylaşılmıştı. Arzu edenler linki tıklayarak okuyabilir.   Yazarın CHP'yi tanımlarken kullandığı bu sözler, adı geçen partinin adeta DNA'sını ortaya seriyor. Yani CHP hakkında yıllardır hep aynı ifadeleri yazmaktan ben dahi sıkıldım, ki gayet kendini tekrarlayan biriyimdir.
Yazıma Fırat Erez'den bir alıntı ile başlamıştım. Bu noktada genel olarak sol, özellikle de CHP'de yoğunlaşan laik Beyaz Türk kesim ile ilgili şu cümlesini de eklemek istiyorum:
"Uzunca yaşanmış bir gerçeğin reddi süreci kişide, utanmazca yalan söyleyenin ifrazat boşaltıp alkış aldığı, kanalizasyon bir akıl yaratıyor." "Ne olup bittiğinden bihaber, ortalığa çıkıp ezberlerini sıralıyorlar. Ne kendilerine ne hayata inançları yok. Herhangi bir faydaları da.." (*) (**)

SOL, Türkiye'de devrim yapmaya çalışmaz. Anı yaratıp, öykünecek ve anılacak afiş kahramanları oluşturmakla meşguldür.   *
Ne eğlenceli bir ülke.. Herkes birbirini vatan haini olmakla suçluyor. Senatoryum gibi :D
Korsanların ele geçirdikleri ve yağmaladıkları gemide birbirine düşmesi aslında..
(Kaiser Z. Beyner, Facebook)


"Otoriterlik ve sol" Gürbüz Özaltınlı yazısından alıntılar. Yıllar önce bu blogda benzeri görüşleri ve "Kemalistlerin cemaatleşmesi"ni defalarca yazmıştım:
“Türkiye Tipi Sol” muhalefetin mien ironik vehimi kendisini “demokrat” saymasıdır. Doğrudan Erdoğan'a ve AKP iktidarına yönelttiği sert karşıtlığın merkezine “otoriterlik” eleştirisini yerleştirmesinin kendisini demokrat yapmaya yeteceğini zannetmesidir.
...
Kendi kendini doğrulayıp onaylayan/ olgulara kapalı/ liderleri üzerinden mitoslar üreten/ özsever cemaatlere dönüştüler. İdeolojik dünyalarıyla yüzleşme isteğinin, hükmü kalmamış fikirlerden kopma cesaretinin zerresi yok. Ve en basit, en temel soruyu sormuyorlar: “Biz demokrat mıyız?“   Her türlü eleştiri korkunç bir öfke yaratıyor bu mahallede. Hainlik edebiyatıyla, şiddet diliyle karşılanıyor.
Türkiye'de sosyalist düşünce ile henüz hesaplaşılmış değil, henüz cenazesi kaldırılmış değil. Türkiye'de hâlâ Stalin'i öven milletvekilleri var. Arkaik bir sosyalizmi benimseyen partilerin bileşeni olduğu HDP, Türkiye'nin en ilerici ve demokrat partisi olarak görülüyor, bu ülkenin demokratlık ve ilericilik noterleri tarafından”.
(20.05.2015, Serbestiyet.com)

Benim 35 yıldır "devrim gümbür gümbür geliyor" diyen arkadaşım var. 1990'dan beri de "iç savaş derinleşiyor, saflar netleşiyor" imiş. Değişik bir hafıza türü müdür, bir tür büyü müdür bilmiyorum. Ancak kendimdekini, o da azıcık çözebiliyorum. Büyümsü bir şeydi, bendeki. Uğruna ne kadar çok şey feda edersen o kadar kapıldığın, "batık bedel" büyüdükçe kendini dışına atmakta o oranda zorlandığın bir sosyopsikolojik girdap düşün. Koca koca adamlar, kadınlar evet. Çıkamıyorlar.
(Mehmet Ördekçi   - 5.06.2015, FB)


Kenan Evren'in, Mayıs ayının bir pazar sabahı duyulan ölüm haberi ile tekrar 12 Eylül 1980 darbesi ve Evren lanetlemeleri yapıldı, günah keçisi böylece son yolculuğuna uğurlandı... Üzerine uzun uzun konuşulabilecek bir konu. Ne kadar ilginç ki, Kenan Evren'e eleştiri oklarını çeviren solun en esaslı iktidar umudu (halen ve ancak) darbe olması yönünde. Türk solunun itirazı darbeye değil, darbenin yönüne.

Bu arada CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin tekrar aynı uyarıda bulundu:
"Türkiye 2 gün içinde Suriye'ye girecek!"   (7 Mayıs 2015)

"Bir önceki yerel seçimlerden önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Erdoğan seçimlerden önce orduyu Suriye'ye sokmak isteyebilir. Buradan Genelkurmay Başkanı'na seslenmek isterim. Türkiye'yi maceraya sokmayın” ifadelerini kullanmıştı. "Kimse seçimden sonra, hani savaşa girecektik, neden yalan söylediniz diye sordu mu? Hayır, sormadı. Tabanını provokatif yalanlarla konsolide etmek varken, yalanın karşılığı kınama değil alkışken, neden yalan söylenmesin?"
("Yalanın maliyeti olmayınca..." Ceren Kenar   - 12.5.2015, Türkiye)

"(Ezgi) Başaran'ın yazısından bugüne,
Türkiye Suriye'ye girmedi,
Kimseye savaş açmadı,
Twitter, Facebook, Youtube gibi medyalara iradesini hakkıyla kabul ettirerek belli içerikleri kaldırttı ve yayına açtı,
Ülke giderek katılaşan bir baskı rejimiyle yönetilir hale gelmedi ve OHAL filan da ilan edilmedi."
("OHAL'e giden yollar" Fırat Erez - 18.05.2015, Karar.com)



Gerçekten de fantastik bir araştırma şirketi bu Gezici Araştırma :)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir önceki seçimlerin arefesinde ve uzun zaman boyunca "piskevüt" ile anılmıştı hatırlarsanız. Bu seçim çalışmaları sırasında da bir meydan konuşması sırasında dil sürçmesi olmuş:
"Kargaşaya kaosa krize bizimle yürü Türkiye!"
Videosu için tıklayınız.
(Eğer seçim sonuçlarından koalisyon çıkarsa, bunun muhtemelen "AK Parti-MHP koalisyonu" olacağına inanılıyor.)




Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
Cumhurbaşkanı ERDOĞAN: "Diyarbakır'da müftü aday, Eskişehir'de eşcinsel aday biz göstermiyoruz."
Tabiki bu ve benzeri sözleri "tarafsızlık" tartışmalarına konu oluyor. Erdoğan'ın bütün gücü ve ipleri kendinde toplama arzusu, partisinin temsil ettiği harekete kendisinden sonrası için büyük zarar verecektir. Üstelik zihinlerdeki bu "Biz/Siz"ler ve bunların bu kadar kolay ağızdan dökülüvermesi normal mi? Nedir bu nefret ve aşağılama dili? Siyasetçilerin bu kadar gergin ifadelerle kamplaşma yaptıkları bir ortamda, bilmem dikkatinizi çekti mi ama, insanlar da birbirleri ile konuşurken tansiyon biraz yükselmeye başlayınca hemen "Biz/Siz"lere bölünüveriyor ve düşman yaratmalar, karşı tarafı zebanileştirmeler bitmiyor.

"Bugün henüz itiraf edilmeyen gerçek Tayyip Erdoğan'ın, başta AK Parti olmak üzere, tüm Türkiye'ye yük hâline geldiğidir. Erdoğan'ın vizyon ve liderlik olarak Türkiye'nin önünü tıkadığı bir gerçektir. Davutoğlu'nun bile kendi olmasına, liderlik yapmasına izin vermemiş onun da önünü tıkamıştır. Ancak kendisini toplum nazarında alternatifsiz kıldığı için güçlü görünüyor. Sahip olduğu destek önce gönüllüden gönülsüzlüğe şimdi de destek olmaktan kararsız kalmaya doğru erimektedir.   Maalesef büyük bir siyasi imkân heder edilmiş, ne bir anayasa yapılmıştır ne de darbe kurumları kaldırılmıştır."
("Düşman bitince, kendi göründü" Mücahit Bilici - 30.05.2015, Taraf)


Bir "ÜST AKIL"dır gidiyor. Siyasi konuşmalardan düşmez oldu bu ifade. Nedir bu? Bir çeşit ciklet galiba.
"Siyonistler", "Faiz lobisi", "Paralelciler"den arta kalan zamanlarda şimdi de bu tedavülde.   (Ha bir de "Değerli yalnızlık" ve "Komşularla sıfır sorun" vardı ama özellikle ikincisi piyasadan tamamen çekildi.)

"Zihninizi öyle şeytani bir çobana teslim ettiniz ki, her gün biraz daha sürüleşiyorsunuz.   O "üst akıl" sizden aynı anda hem ulusalcı hem CNN'ci; hem ikna odacı hem çarşafçı; hem faşist hem özgürlükçü; hem paralelci hem balyozcu; hem Kürtlerden uzak duran hem de HDP'ye oy atan insanlar olmanızı istiyor.
Bir an bile duraksamıyorsunuz, derhal emre itaat ediyorsunuz.
Liberaliniz, solcunuz, sağcınız her seçim döneminde aynı tornadan geçiriliyorsunuz."
(Haşmet Babaoğlu "Ortalıkta bir sürü arıyorsanız, aynaya bakın!" - 04.05.2015, Sabah)



Hürriyet: “%52 ile seçilen Cumhurbaşkanına İdam”
"Gözümüzün önünde, Erdoğan'a yönelik bir nefret söylemi durmaksızın akıyor. Yazılar, konuşmalar, tweet'ler, karikatürler. Bulanık, çamurlu bir sel suyu. Laik-ulusalcıların ikide bir girip yıkandığı bir Ganj veya İndus. Hindistan'ın kutsal nehirlerinde dışkılar ve hayvan leşleri yüzer. Bundan da berbat bir ırkçılık (sosyal ırkçılık, ama sonuçta tam anlamıyla ırkçılık) kokusu yükseliyor. İçerdiği bol miktarda maymun benzetmesiyle, Beyaz Türkler için Türkiye'nin en tehlikeli “zenci”lerinin Müslümanlar olduğunu tekrar tekrar ortaya koyuyor. Son günlerde bunlara, Mursi hakkındaki idam kararından hareketle tırmanan tehditler eklendi. Kimisi (Hürriyet gibi) “sen de yüzde 52 aldın ve seni de aynı son bekliyor” demeye getiriyor. Kimisi (Kılıçdaroğlu gibi) “korkma, Türkiye'de idam cezası kalktı” diye güya teselli etmeye kalkıyor. (...) Bir diğer nefret söylemi, Amerika'da Barack Obama ve ailesini nişanlamakta."
(Halil Berktay,   "Obama'nın ilk tweet'ine ırkçı nefret tepkileri" - 24.05.2015, Serbestiyet.com)



Başkanlık Sistemi
Bu arada kimsenin tam olarak ne olduğunu, ne şekilde uygulanacağını bilmediği bir Başkanlık tartışmasıdır gidiyor.
"başkanlık sistemini çılgınca savunan akp'liler, günün birinde o sistem chp'nin eline geçince ne yaparlar acaba? çok ciddi soruyorum, o geniş yetkiler sizin karşıtı olduğunuz bir grubun eline geçtiğinde ne yapacaksınız? olmaz mı diyorsun? sağ ikiye bölünsün bakayım da ne olur o zaman görürsünüz. gözünüz hiçbir şeyi görmez bir biçimde tayyip'i yükseltmek için canla başla uğraşıyorsunuz. güçler ayrılığı ilkesini hiçe sayıyorsunuz. yargıya direkt müdahalelere işinize geldiği için destek çıkıyorsunuz. yarın devran dönünce ne yapacaksınız be abi? uzun süreli düşünemiyorsunuz, aklınız fikriniz erdoğan'ı yükseltmekte, ölümsüz zannediyorsunuz."
(Muhammed Eminoğlu - 5.6.2015, FB)


Arşivin gücüne inanmak: Erdoğan 3 sene önce Abdullah Gül'ü ülke yönetim işlerine karışıyor diye eleştirmiş.   (@serhatayan)



Ahmet Davutoğlu naklen konuşuyor, diyor ki:
Kudüs Yahudilerin kutsal mekanıdır diyenlere oy verir misiniz?
Kalabalık bir ağızdan: Hayııır!
Peki nedir, Kudüs Yahudilerin kutsal mekanı değil midir? Tıpkı Müslümanların ve Hristiyanların da kutsal mekanı olması gibi. (*)
      Evet, "bir seçime de Kudüs-İsrail-Yahudi gazı ile girmeseler ölecek hastalığı"na yakalanmışlar. Necip Fazıllar gibi Yahudi düşmanları ve ırkçılara gerçek değerlerinin çok üstünde anlamlar yüklemenin, varlığını başka bir güç odağının kötülenmesi üzerinden tanımlamanın meyveleri/yan etkileri olduğunu düşünüyorum.
Seçimlere giderken arka arkaya Arakan'da zulüm, Özgür Kudüs, Mavi Marmara, Ayasofya mesajları da geldi tabii.


"Mazlumların dünyayı değiştirmeye yönelik muhalefet ve seferberlik ideolojisi olarak Marksizm vb'nin yerini büyük ölçüde İslamcılık aldı."
(Halil Berktay   "Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü" - 30 Mayıs 2015, Serbestiyet.com)

Devrimcilik "fanclub" üyeliği değil güncel olaylar karşısında tutum almaktır. Mesela bugün "Mavi Marmara", "Rabia" benim diyebilmektir! (@hbk)


"Ergenekon Davası ilk başladığında Ulusalcı cenah operasyonları vatan hainliği olarak yorumlamıştı. Hatta kozmik odalara girilme sürecinde bu vurgu iyice ön plana çıkmış ve operasyonun büyük bir vatan hainliği olduğu yönünde bir görüş ortaya konmuştu.
Bugün devir değişti, MİT tırlarına yönelik operasyonda, muhafazakar kesim ulusalcı kesimi vatan hainliğiyle suçluyor. Devran döndü, saflar yer değiştirdi. Cumhuriyet gazetesi ve Can Dündar hedefte.
Benim yorumum ise her iki kesimin de güç sarhoşluğundan gözlerinin döndüğü şeklinde. Ulusalcılar kusura kalmasınlar, kendilerine kesinlikle güvenmem, muhafazakarlara zaten güvenmem. Aynı renk skalasının farklı tonları sadece. Ha bir de vatan hainliği lafının ne kadar ucuz ve sıradan olduğu, güce sahip kesimin düşmanlarını yok etmek için kullandığı bir araç olduğunu umarım akıl sahibi herkes görebilir.

Saygılar, sevgiler"
(Muhammed Eminoğlu -   30 Mayıs 2015, Facebook)


"Seçime bir hafta kala AKsöz'cülerden AKbayrağa kadar yandaş veya candaş İslamcılar, "AK Parti kaybederse ümmet kaybeder, Ortadoğu'nun kaderi, Türkiye'deki Müslümanların kaderi AK Parti'nin seçimi kazanmasına bağlıdır" temasını işleyip, ne olur AK Parti'nin günahlarını bir kere daha görmezden gelip oy verin diye yalvararak, İslamcılık ideolojisini Akparticiliğe ve Tayyipciliğe indirgemeyi başardılar."
(Hamdi Tayfur - 31 Mayıs, FB)




Sansür ve Laikler
Ona buna "sansürcü", "otoriter", "despot" filan diyen bu kesimin ne kadar özgür düşünceye saygılı olduğuna kendimden bir örnek vereyim, daha önce de blog yazılarımda anlatmıştım gerçi:   Zamanında OdaTv'deki bir haberin altına "Sansür sadece AKP döneminde değil, maalesef bizde kemikleşmiş bir durum. Temelde bizim farklılıklara kapalı ve dışlayan kafa yapımızın ürünüdür" minvalli bir yorum yapmıştım. Önce yayınlanan yorumum 15 dakika kadar sonra siteden silindi, yetmedi uzun zaman boyunca gönderdiğim iletiler de yayınlanmadı. Yorumcuların birbirlerine ve başka üçüncü şahıslara hakaretleri ve yer yer ırkçılık nüveleri ile dolu olan sitelerinde, gayet ayan beyan bir yoruma geçit vermediler. Genel olarak da farklı düşüncelere kapalı ve kendi destekledikleri ideolojiler dışındakilere yorum imkanı dahi tanımaz Beyaz Türk siteleri.
Evet gene çok yazdım, örneğe bakalım:

"Doktorlar sitesi adlı bir sayfa var. Sık sık siyasi paylaşımlar yapıyor. Sağlık alanında hükümetin övünülecek hiçbir şey yapmadığını, gelişmelerin teknolojiye bağlı ve doğal olduğunu, önceki keşmekeşin ise o zamanlar internet olmamasına bağlı olduğunu yazmışlar. Ben de "Kılıçdaroğlu SSK'sı da, o zaman internet yoktu diye aklanmış mı oluyor" diye yorum yazdım. Beni engellediler. Şimdi de "Dünyada en çok MR çektiren ülkeyiz" diye yazmışlar, sağlık sistemini ve hastaları ironiyle eleştirmişler. Sanki milli alışkanlıklarımızdan biridir ve MR çektirmeden duramıyoruz. Lan siz hekimler meraklısınız buna biz değil."
(Ahmet Cantürk - 28 Mayıs, Facebook)

"Yasar gülen diye bir arkadaşım vardı hdp neden cemaati eleştirmiyor diye sordum diye beni silmiş. Cemaat kürdlerin en büyük düsmanı diye bir paylasım yapmıştı ortak arkadaşlarımız selam söylesin sen daha face de bile sorulara tahammül edemiyorsun bi de bir yere vali olsan ne olur acaba?" (Mutlu Bulut, FB)



"Evet; hepimiz biliyoruz. Yüksek sesle söyleyelim; yargı bu ülkede araçtı. Yargı, çok pis biçimde yeni iktidarı kurarken de araçsallaştı. Askeri vesayetin tasfiyesine dönük davaların iç yüzünü ben ve benim gibiler o gün göremedik. O davaları gözden düşürmek isteyen statü savunucuları da tarafsız bir hukukun peşinde değillerdi. Onlar AKP'yi ezmek, değişimi boğmak isteyenlerin sözcüleriydiler. Hukuku savundukları için değil, eski vesayet kurumlarını kurtarmak için kavga veriyorlardı. Arkasına generalleri alıp hükümeti tehdit eden, kruvazörlerin üstünden hükümete posta atan Başbuğ'un, “Erdoğan'a tuzağı gösterdik bizi dinlemedi” sitemini mi ciddiye alacağız tarihi okurken. Ertuğrul Özkök’lerin, Doğan medyasının Ankara temsilcilerinin Genel Kurmay koridorlarından attıkları “psikolojik savaş” manşetlerini “bağımsız tarafsız hukuk savunuculuğu” olarak mı tarihe not düşeceğiz? O kadar ahmak mıyız, ya da o kadar hafızasız?
Evet, her şey biz yaşarken oldu…"
("Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü"
Gürbüz Özaltınlı - 13.05.2015, Serbestiyet.com)


Bu arada Mayıs ayı içerisinde, aralarında Zekeriya Öz ve Celal Kara gibi savcıların da olduğu, 17-25 Aralık operasyonunun dört savcısı ve bir hakime meslekten ihraç cezası verildi.   İhraç edilen paralel operasyoncu eski savcının (Celal Kara); Cumhurbaşkanını darbe, idam (ve Menderes örneği) ile tehdit edebildiği bir faşist diktatörlük imiş gerçekten de burası :)
      Bir "Cemaat operasyonunu görmezden gelme" yöntemi olarak: "Türkiye'de hukuk zaten bitmişti" söylemi.   "Bir paralel hakimin nöbetçiliğinde, yetkisiz mahkemeye tutuklu salıverdirme operasyonu nedir?"
"Yargının içinde iki grup çatışıyor, yargı siyasallaştı, hukuksuzluk diz boyu, bu sistem artık çökmüştür.." vs vs..

Paralelcilerin "klavye gücü": Öyle bir gürültü koparılıyor ki; sanki bir banka TMSF'ye devredilmedi de, insanlık para kullanmaktan vazgeçti.
"Dershanelerin kapatılması" gündeme geldiğinde de, "insanlığın alfabe kullanımını bırakacağı" gibi bir hava estirilmişti neredeyse.
    (@resatcalislar - Reşat Çalışlar)


herkes "benim hırsızım iyidir" dediği sürece hırsızlık da yolsuzluk da bitmez.. Toplum olarak hangi partiyi destekliyorsak onun taraftarlarınca yapılan sahtekarlıkları "doğal ve de hak" olarak görüyoruz zira.
(Ahmet Cantürk - Facebook)


17 yıl cezaevinde kaldıktan sonra "Fetullah Gülen buraya gelecek, hesap verecek" dediği için tekrar tutuklanan 28 Şubat'ın sembol ismi Yakup Köse, "Anadolu halkının direnişinden doğan AK Parti'ye destek olmalıyız" demiş.

Gülen cemaati bildiğim kadarıyla 5 partiyi destekliyor (chp+mhp+hdp+bbp+sp..Bölgelere göre..)   (@adnangor)


Biraz da ilginç ve tuhaf şeyler. İlkin "Erdoğan ve Gazze'ye gideceğim" taraması... (Hatırlarsanız Nisan 2013'te Gazze'ye gideceğini açıklayan Erdoğan-haberi, ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry'nin olumsuz yorumu-bakınız üzerine, o tarihten beri sürekli Gazze'ye gitti-gidiyor.)




Aşağıdaki ifade gerçekten söylendi mi, yoksa tv kanalının mı kompozisyonu bilmiyorum. Doğru ise durum ciddi.


"Perinçek'in adayı mitingi beğenmedi, HDP'ye geçti"
http://www.karar.com/gundem-haberleri/perincekin-adayi-mitingi-begenmedi-hdpye-gecti
Bu ne saçma bişi yaa :)

Kedi öldürene ertelemesiz, indirimsiz 3 yıl hapis cezası "AKP hayvan öldürmeyi meşrulaştırılıyor" diye itiraz edilen yeni yasa ile verildi. (@lesferdinand)

Siyasi partilerin seçim reklamlarını sevmedim bu sefer.. hâlâ favorim bu https://t.co/1MN6yrbjd7   (@zeynepceylan)
(Ak Parti Hakkari Havalimanı Tanıtım Filmi)

AK Parti İstanbul mitinginde, beyaz cüppeli bir hoca başkanlık sistemi için "rüyalı bir dua" ettirmiş. Sadece bir kaç saniyesini izleyebildim. Böyle bir tiyatro, böyle bir yalakalık, böyle bir kutsalın üstüne basmayı sindiremedim. Midesi kaldıran bunu açıp izleyebilir:
https://www.youtube.com/watch?v=ycH-cfABSTg

Dün KAHROLSUN ABD diye yürüyenler, bugün ABD Gazetesinin "NATO Erdoğan'a müdahale etsin" yazısına mest olmuşlar.   (@kayihan_26)


"Sokakta siyaset çok riskli birşey. Hele bu zamanda. Artık örgütlü olanın her anlamda gücü çok fazla. Sokak ise dağınık./ Örgütlü olan sokağı da kontrol eder. / Bu ülkenin RTE ne güzel konuşuyor diyen entelektüelden Demirtaş güzellemesi yapana geçişi marifet sayılmaz.
"AKP ülkedeki bütün çelişkilerin, çatışmaların, karşıtlıkların kendisine dair kendisine yönelik olduğuna dair bir safsatayı piyasaya sürüyor. Ve dahası kitlesi de buna inanıyor. Trajikomik."   (*)
Anti-emperyalizm kafasıyla RTE şahane diyen bir dizi eski solcu var. Bunu da not edelim."

(@DoktorYes)

Mesela bu eski solculardan biri de Fırat Erez. Burada kendisi ile yapılmış kısa bir söyleşi var, "İnsanlığı, Türkiye kurtaracak" diyor.



Markar Eseyan   "Güneş battığı yerden doğuyor"
"Şu anda, küresel sermayenin egemenliğine direnen, ama serbest piyasa şartlarında halkın devletini kurma başarısını gösterme şansına sahip tek ülke Türkiye. Bu nedenle tüm dünyanın gözü kulağı ve tabii ki görünmez elleri Türkiye'deki bu seçimlerde. Çünkü Türkiye, serbest piyasa ve kapitalist sistem içinde bağımsızlaşarak sermaye devletlerini ve dev yapıları tehdit eder hale geldi. /   Türkiye bir şekilde, son 13 yıllık sessiz halk devrimi ile “Doğu'nun Fransız Devrimi'ni” gerçekleştiriyor.
Doğu'nun Türkiye üzerinden dünya sahnesinde yerini almaya başlaması, daha huzurlu bir dünya için de büyük bir şanstır. Rüzgar ekip fırtına biçerek, EL Kaide ve DAİŞ'ler yaratarak tüm dünyanın altında kalacağı bir cehenneme düşmek yerine, daha yumuşak bir hakikat fikrinde ortaklaşabilir dünya. İşte Türkiye, aslında hem Batı, hem Doğu için muazzam değerde bir aktör. Her şey halkın gözleri önünde cereyan ediyor. Ancak tabii ki Türkiye Batı'nın kendisini anlamadığını sanmamalı veya anlamasını beklememeli. Bu bir kavga ve Türkiye bu kavgayı kazanana kadar girişimler devam edecektir.
CHP, MHP, HDP ve diğer küçük partilerin hali içler acısı. Kendi halklarının egemenliğine karşı mücadele eden üst aklın kontrolündeler. Vaat ettikleri şey, eski Türkiye, yani halka rağmen yönetim, yani bir tür manda boyunduruğuna razı geliş...
Her şey halkın gözleri önünde cereyan ediyor. Operasyoncu araştırma şirketlerinin seçim tahminleri ile gerçekler de değişmiyor."
(30.04.2015, Yeni Şafak)

Kişisel görüşlerim:
Ortadoğu coğrafyasında bir şeylerin değişmekte olduğu, yeni kodlara geçildiği, ilişkili olarak ülkemizdeki huzur ve dengeleri bozmaya yönelik mikserleme faaliyetleri olduğu malum da... Bu yeni düzende bizdeki bazı "hayalperest" mi "dava insanı" mı "deli" mi "müneccim" mi çözemediğim kişilerin öngörüsü olan Türkiye'nin ve İslam'ın yeni işleyişteki rolü hakkında bazı şüphelerim var. IŞİD güçleri Hamas'a saldırıyor, Müslümanlar birbirini kesiyor, sürekli bir nefret dili ile yeşermeden bitiyorlar. Mısır'da Mursi ve İhvan bastırıldı.   "İki lider de kendi ülkelerinin vesayet rejimlerine karşı halkın yanında mücadele ettikleri için saldırı altındalar. Her ikisine de Batılı emperyal güç odakları ile kendi ülkelerinin seçkinci oligarşik-bürokratik zümreleri saldırıyor. Henüz biz de yeni anayasayı, yani vesayeti sona erdirecek, darbeleri sonsuza kadar tarihe gömecek bir toplum sözleşmesi yapabilmiş değiliz" diyor Cengiz Alğan, Serbestiyet.com'daki bir yazısında. ("Mursi'nin idamı ve Türkiye'de Sisi arayanlar")
      İşte ele. Özellikle son günlerde alevli tartışmalar içerisinde de bulundum. Özellikle Facebook ve Twitter'da meydan muharebeleri sıklıkla gerçekleşiyor.   "Gerçek hayatta buradaki kadar kesif bir bilenme ancak linç kalabalıklarında olduğu için, sosyal medyadaki bu daimi gerginlik insanı yoruyor. Burası tek bir fikri sırtlanıp onunla semirmeyi istemeyenler için müsait değil. Burası, dünya ideolojileri gençlik kampı gibi bir yer" diyor @volkan_bey adlı kullanıcı.
Beni en çok şaşırtan ise; asimile, apolitik hayatlar yaşayan insanların bir anda aşırı politize olabilmeleri ve siyasi tercihleri uğruna çok kırıcı, kavgada edilmeyecek laflar etmeleri. Bir Facebook iletim şöyle idi:


VAY ARKADAŞ! RUH HASTALARI İLE SARILIYMIŞIZ DA HABERİMİZ YOKMUŞ!
Geçen hafta Twitter'da bir troll hesap AK Parti logosunu kullanarak "Başkanım için karımı bile veririm" diye bir twit atmış. İki gündür Facebook açılış sayfamda bunun tartışması dönüyor.
_"Vay! İşte bu AKPislikler böyle kansız insanlar! bunlar karısını bile peşkeş çeker!" (30lu yaşlarında, İzmirli, şu anda yurtdışında yaşayan bir kadın)
_"Troll hesap o" diyorum.
_"Ne yani? Bizim ülkede kendi karısını pazarlayan, kızkardeşine sulanan yok mu?" diyor.
(Ne alaka?)
Sıkılıyorsun.
_"Yahu bir kişi öyle dedi diye nasıl bu kadar hakaret edebiliyorsun?" diyorum.
_"Politik düşmanlık bunu gerektirir" diyor.
Savaş halinde miyiz ne? Bazısının elinde bi kılıcı eksik!
Gene canım çok daraldı.
Sonra ortamı gerenlerden bir hanım kalktı, dedi ki:
"Şimdi bu HDP'ye destek veriyoruz biz solcular ve Kemalistler. ama bunların seçimlerden 4 gün sonra bizi satmayacağı ne malum?"
Tartışma buradan başladı derken bu sefer Kürtçe eğitim ve Kürtçe şarkı yasaklansına kadar geldiler. Andımız ve saygı duruşuna kadar gidebilir devam ederse bu akış.
İki çift laf edeyim dedim, yıllardır seçimlerde oy kullanmayan biri olarak beni de AKP'li ilan etti.
Baktım gördüm ki gene herşey aynı. Seçim sonuçları her ne olursa olsun, kimse laik Atatürkçü beyaz Türklerin kibir ve "Her şeyi yalnız ben bilirim!"ci seviyesine erişemeyecek. Kesin sonuç bu diyebiliriz.
Böyle insanlarla yan yana yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş. Halbuki gayet normal, hayat dolu görünen renkli insanlar. Bu nasıl 1 delilik?

"Davranış ve tercihleri gayet normal (ve mantıklı), dış görünüşü de normal, ama algı biçimi manyakça olan insan"... İşte bundan çok var.
Reşat Çalışlar


Bu "AKPislikler" tarzı bir hakareti, yüzümüzü döndüğümüz dünyada, kendi partileri için birisi kullansaydı, insanların tepkisi ne olurdu acaba? Ama söz konusu "ilerici Kemalistler" olunca, her şey mübah. Neyse... Beni tanıyanlar bilir, Şiir pek tarzım değildir. Ancak seçim dönemindeki sürekli düşman(lar) yaratma, "düşmanı denize dökme ruhu" ve Cepheleşme konusunda bir şiiri paylaşmak istiyorum. Bu kadar uzun bir yazıdan sonra okumak isteyen varsa eğer tıklayabilir :)
"Sürekli düşman yaratılıyor. /Düşmanlıktan yarar umuluyor/ Ortada olanlar karşı tarafa itiliyor.
Bu çirkinliklere baş vuranlar/ Geçti mi eline fırsat / Gerçek hayatta neler yapmaz / Umarım fırsatları olmaz.

Kendini haklı sanan herkesin
Kötülükte sınır tanıyacağını sanmıyorum.


Bunlar geçince, / Yüz yüze nasıl bakılacağını düşünen yok./ Belki bakmak isteyen de yok.
Halbuki, ne olursa olsun, / İşin sonunu düşünmek gerek.
Ama artık gün be gün/ Aklın bittiği yere yaklaşıyoruz."   diyor.


Ben yine oy kullanmayacak ve tarafsız kalacağım. ERDOĞAN "Taraf olmayan bertaraf olur" diyor ama taraf olanların hali bu ise, varsın bertaraf olalım.
Yazımı tekrar bir Fırat EREZ alıntısı ile bitiriyorum:
"Yalan hep çalışır ama hiç kazanamaz. Enseyi karartmayın, fena halde ters tepecek."

Tülay Durmuş adlı güzel bir kadının seçim temennisi şöyle idi:
"seçimler gelip geçer ..Siyaset yüzünden birbirimize küsmeyelim unutmayalim, hepimiz bu ülkede yasiyoruz, hepimiz ayni geminin icindeyiz.kürdü arabi lazi..birbirimizi ötekilestirmekten vazgecelim artik ötekilestire ötekilestere elimize ne geçti? Sadece basimizdakilere suçu atamayız biz toplum olarak ne yapıyoruz dün kürtler,bugün suriyeliler yarın başkaları...hep bir düşman bulup yaratmadık mı kendimize!"

Seçimlerin sonuçları ne olursa olsun, gönüller bir olsun diyorum. "Klozet kapağı partisi" üzerine bir metafor ile yazımı sonlandırıyorum. Görüşmek üzere ;)


Yazının diğer tag'leri: ŞİİR, Diyarbakır, demokrasi, hayal kırıklığı, Doğan

Hiç yorum yok: