27 Eylül 2014 Cumartesi

...... ISIS / IŞİD

Son ayların en çok konuşulup tartışılan konularının başında Suriye ve IŞİD gelmekte. Ben de IŞİD adlı örgüt üzerine birşeyler yazmak istiyorum bugün. Burada -ağırlıklı olarak Twitter ve Facebook olmak üzere- sosyal medyadan ve çeşitli köşe yazılarından karışık alıntılar yapıyorum. Bu başlıkta belli başlı bazı komplo teorilerine de yer verdim, kesilmiş kafa ve infaz görüntülerini ise koymadım. -YAZI TASLAK AŞAMASINDADIR, OLUŞTURULMAYA HER GÜN DEVAM ETMEKTE-



- ISIS ve Küresel Savaş çığırtkanlığı -
Antik Mısır tanrıçası İsis, radikal İslamcı bir Sünni cihad(?) örgütünün adı olursa...
ISIS - Islamic State of Iraq and Syria: Irak ve Şam İslam Devleti.
(Sonradan adlarını kısaca IS - Islamic State: "İslam Devleti" yaptılar ve Temmuz 2014'te hilafet ilan ettiler.)

Irak işgali, Saddam Hüseyin'in devrilip Aralık 2006'da idam edilmesi, "demokrasi" getirmek için oralara gitmiş Amerikan ve İngiliz ordusunun geri çekilmesinden sonra bölgede tekrar toparlanan, güçlenen ve baskınlık kazanan; (ve silahlarını pazarladıkları) ISİS ile savaşmak istiyorlarmış şimdi de... Beri yandan, yıllardır Avrupa ülkerlerini "Teröre destek oluyorlar, PKK'yı terör örgütleri listesine bile almadılar!!!" diye celallenen T.C., IŞİD'in terörist örgüt olduğunu bile kabul etmek istemedi uzun bir süre.

Vikipedi'den örgüt hakkında karışık bazı alıntılar yapıyorum:
“Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin terör grupları arasında sayılmaktadır. / Irak ve Levant'ta Sünnî nüfusun yoğun olduğu bölgelerde halifeliği kurma hedefi vardır. / Nisan 2013 olayları ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askerî güç kazanmaya başladı ve bu bölgedeki en güçlü gruplardan biri oldu. Etkin olduğu bölgelerde şeriat kanunlarını icraya başladı; rakip gördüğü askerleri, yabancı gazetecileri, yardım kuruluşlarına üye insanları sürgüne gönderdi veya hapsetti (veya infaz etti). Amaçları: Tamamen şeriat kanunlarıyla yönetilen bir İslâm devleti kurmak.

Amerikan gizli servisi CIA'ya göre, Eylül 2014 itibariyle örgüt Suriye ve Irak'ta toplam 20.000 ila 31.500 arasında savaşçıya sahip. (Hilafet ilanından beri artan kayıplara rağmen örgüte katılımların da artışa geçtiği söyleniyor.) "Bugünün Nazileri" olarak da nitelenen grubun ruhânî önder kabul ettiği ve genel başkan yardımcılığı da yapmış olan Filistinli imam Ebu Enes el-Şâmî, yöntemlerinin Kur'an ve sünnet kaynaklı olduğu iddiasını şu örneklemelerle bina etmiştir: İslâm peygamberi Muhammed'in "Her kim Allah yolunda bir Gayrimüslimi öldürürse, Allah ona Cehennem'i yasak eder" sözü ve Enfâl Suresi 12. ayette geçen "O anda Rabbin meleklere şu vahyi veriyordu: Ben sizinle beraberim. Haydi imanı sağlamlaştırın! Kâfirlerin yüreklerine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, vurun onların parmaklarına!" benzeri emirleri temel prensip edinmiş olmaları.”

Sosyal medyadan çeşitli alıntılar ve yazılar ile devam edelim:


IŞİD, değişmemekte ısrar eden düzenin modern barbarlık ordusu: Tüm sembolleri geçmişe atıfta bulunsa da, çağdaş vahşetin çağdaş makinası. (@GaziCaglar)

IŞİD: Nereden besleniyor, finans kaynakları ne? - 1 Eylül 2014, BBC Türkçe
.......... Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın, örgüt mevcudiyetinin baş sorumluları olduğu söyleniyor. "Körfez'den zengin bazı kişilerin Suriye'deki köktenci grupları desteklediği; birçok kişinin içi nakit para dolu çantaları Türkiye'ye getirip milyonlarca doları teslim ettiği doğru. Bu, 2012 ve 2013 yıllarında oldukça sık rastlanan birşeydi ancak o zamandan bu yana azaldı ve 2014 yılında IŞİD'in kasasına dışarıdan akan para, toplam gelirinin (hakim olduğu Suriye ve Irak'taki bölgelerin en büyük petrol yataklarından gelen gelirlerinin vs) çok küçük bir yüzdesini oluşturuyor.
Türkiye, silahların ve paranın Katar-Suudi desteği ile akabildiği, hayli sorgulanabilir bir sınır politikası güttü. Bu ülkelerin hepsi, bunun Esad rejiminin düşüşünü ve Şii İran'ın Akdeniz'le bağlantısını kesen Sünni bir güç olarak Suriye'yi yenibaştan düzenlemeyi kolaylaştıracağını düşündü. Esad'ı düşürme kararlılığı, müttefiklerini seçerken ciddi hatalar yapmalarına neden oldu. Dini aidiyetler, alenen Şii İran'ın bölgedeki çıkarlarına aykırı davranan bir gruba duyulan sempati ve Körfez'de birçok insanın itiraf etmekten çekineceği kadar çok insanın örtük desteği.
IŞİD, özünde kendi finansmanını kendisi yaratıyor; dünyadan izole edilemiyor ya da ilişkisi kesilemiyor çünkü IŞİD bölgesel istikrara öylesine derinden bağlı ki bu sadece onun çıkarına değil, karşısında savaştığı insanların çıkarına da hizmet ediyor. Daha büyük soru ise şu, bölgenin bu denli entegre olmuş bir parçası (her ne kadar şoke edici derece şiddet dolu ve aşırılık yanlısı da olsa) yenilebilir mi yenilemez mi?




- IŞİD ve Kürtler -
Ağustos ayı boyunca IŞİD ve Kürt gruplar arasında, Suriye'nin sınır kenti Rabia'dan Şengal'e ve Kerkük'ten Bağdat'ın kuzeyindeki Celawla kasabasına kadar birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşandı. Peşmergenin bazı kritik cephelerden geri çekilmesi IŞİD'in yayılmasına yol açtı.
Türkmenlerin yoğun olduğu Telafer'in ardından, Ezidiler'in merkezi durumunda bulunan Şengal ilçesinin de ele geçirilmesi sonrası buradaki Ezidiler'in katliamlardan kaçışları sürüyor. Can korkusuyla evlerini terk ederek kaçmaya çalışan on binlerce Ezidi, Şengal Dağı üzerinden Suriye'deki YPG ve PKK'lıların açtığı
koridorlardan (Suriye'nin Kürt bölgesi) Rojava ile Irak'taki Kürdistan Bölgesi'ne gitmek için gece gündüz günlerce süren zorlu bir yolculuk yapıyor. (Şırnak'ın Silopi ilçesindeki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye de gelenler oldu.) BM'nin verilerine göre Sincar Dağı'na çıkan Ezidilerin sayısı 50 bin civarında idi. "Şengal Dağı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda kişinin açlık ve susuzluktan öldüğünü belirten Ezidiler, dağın cesetlerle dolu olduğunu anlattı" diyor bir haberde. Doğru olup olmadığını bilmediğim bir diğer haberde ise "Mahsur kaldıkları dağlarda açlık ve susuzluktan ölen çocuklarını böyle gömüyorlar" diyor.


Êzîdîler'in alana kimler tarafından, ne amaçla getirildiklerine dair oldukça ilginç şöyle bir gözlem yazısına da denk geldim:
"Bölge insanının bile zar zor geçtiği yollardan kimler bu Ezidilere yol gösterip Şırnaka kadar gelmelerini sağladı?
...
Az ötede oturan 70 yaşındaki Dedenin yanına oturduk,
Kafamda bir sürü soru işareti vardı,
Kafamdaki sorulara cevap arıyordum, ilk önce savaştan başladım, Mam dedim sizin köyden çok ölen oldu mu?
Adam yaklaşık bir dakka durdu sonra,
Biz savaşı görmedik ki dedi.
Peki dedim neden kaçtınız?
Birileri geldi bize kaçın Daiş geliyor dediler biz de kaçtık,
Sahipsiz kalan evlerimize Araplar saldırdılar.
Peki dedim neden Zaxo da değil de burdasınız?
İnan yeğen dedi biz de anlamıyoruz,
Bir iki aile kapıdan Türkiyeye girmek istedi, Peşmerge bırakmadı,
Sonra birileri geldiler bize dediler gelin sizi Türkiyeye götürelim,
Devlet size her türlü imkanı sağlayacak orada daha güzel imkanlarda yaşayacaksınız dediler,
Önümüze düşüp bizi dağlardan buraya getirdiler,
Yalnız bize dediler ki,
Gazeteciler gelseler onlara deyin peşmerge bize sahip çıkmadı,
Bizi sattı biji PKK bıji Apo deyin, ... (biji: Yaşa, Varol)
Bunu derseniz size sahip çıkacaklar ve size çok iyi bakacaklar.
...
(Dr Fırat Yılmaz, 02.09.2014 - Kaynak: 1, 2)



Selahattin Demirtaş: Ortak Kürt ordusu
Ortadoğu'nun kan gölüne döndüğünü, vicdan sızlatan bu tablo karşısında insanlığın sessiz kaldığını belirten Selahattin Demirtaş şu ifadeleri kullandı: "Şengal'e, Mahmur'a yapılan vahşet karşısında uluslararası toplum ve kurumların sessizliği son derece çirkin ve çıkarcı bir yaklaşımdır. Şengal petrol kuyularıyla dolu bir bölge olsaydı, bütün dünya kıyameti koparırdı."
"IŞİD'in saldırılarına karşı Kürdlerin ortak savunma mekanizmasını kurup, ordulaşmaya kadar gitmesi gerekir. IŞİD vahşetini durdurabilmenin yolu uluslararası güçlerden medet ummak değil, özgücüne dayanarak savunmasını geliştirmektir."
Gazetecilerin "ortak ordu" ifadesiyle ne anlatılmak istendiği sorusu üzerine Demirtaş: IŞİD'in saldırılarıyla Kürtleri, Türkmenleri, Yezidileri ve Arapları katlettiğini, bu nedenle hepsinin ellerindeki bütün imkanları bir araya getirmesi gerektiğini belirtti.





ABD Başkanı Obama'nın hava saldırıları yoluyla ISIS ile mücadeleye destek verme kararı, Kürtler açısından moral üstünlük sağlamışa benziyor.
Rojava'nın savunma gücü YPG ile PKK mücadelesi ve ABD'nin hava desteği ile peşmergenin kaybettiği çeşitli bölgelerde yeniden kontrolü almaya başladığı söylenmekte.
IŞİD'in hızlı ilerleyişinin, Irak ordusuna ait depolarda ele geçirdikleri yüksek teknolojik üstünlüğe sahip Amerikan silahlarının, peşmergenin kullandığı silahlardan daha üstün olmasından kaynaklandığını belirten Kürt yetkililer; IŞİD'e karşı etkili bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak için Washington ve Batı'dan silah taleplerini net bir şekilde dile getirmişler. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve yerel kaynaklar ise halen dağlarda kalan binlerce kişinin açlık, susuzluk ve hastalıklarla karşı karşıya olduğunu belirtmiş.
Bu arada Kanada, IŞİD'e karşı verilen savaşı desteklemek için özel kuvvetler üyesi 69 askerini Güney Kürdistan'a konumlandırdığını açıkladı.



.......... Geçtiğimiz haftalarda ABD Dışişleri bakanı John Kerry, çeşitli körfez ülkeleri ile IŞİD'e karşı Koalisyon kurarak -Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri- beraber hareket etme teminatı aldı. Türkiye ise IŞİD'in elindeki Türk rehineleri gerekçe göstererek koalisyon bildirisini imzalamama kararı aldı. Kerry'nin Ankara ziyareti sırasında görüştüğü Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin koalisyona askeri değil insani yardım açısından destek vereceğini söylemişti. (Ankara'nın bu kararına karşı yerli ve yabancı basında, sosyal medyada büyük bir propaganda faaliyeti sürmekte.) Gazeteci Cengiz Çandar'a göre 2012'nin başlarından itibaren Türkiye Suriye'deki cihatçı isyancılara silah ve lojistik destek yardımında bulundu. Amaç Suriye'de yarı bağımsız bir Kürdistan'ın kurulmasını önlemekti.
Koalisyona İran'ın katılımına ise izin verilmedi. Kerry, "Suriye'deki varlığı ve diğer nedenlerden ötürü İran'ın bu konferansta yer almasının uygun olmadığını" söyledi.

Şii İran, Şiiliği "İslam'dan sapmak ve sapkınlık" olarak gören radikal Sünni IŞİD'i ciddi bir tehdit olarak görüyor. Hem İran hem de ABD, IŞİD'in kuzey ve batı Irak'ta ilerleyişini durdurmak için askeri destek sağlıyor ancak İran'ın nükleer programı ve Suriye politikası gibi konular zıtlaşma yaratır nitelikte. İran Dış İşleri Bakanlığı bu dışlayıcı karara tepki gösterdi: "Koalisyonda ciddi belirsizlikler var. Bazı üyeler Irak ve Suriye'deki teröristlere destek veriyor." Tahran'dan yapılan açıklamada, "İran IŞİD'e karşı tüm dünyanın birleştiği gerçek bir mücadele görmek istiyor. Seçici yaklaşımlar sonuca ulaşmayı zorlaştırır" dendi.
.......... ABD'nin IŞİD ile mücadele stratejisini ve bunun için kurulacak koalisyonu "absürt ve içi boş" olarak nitelendiren (İran'ın dini lideri) Ayetullah Hamaney ise "Koalisyonun IŞİD ile mücadeleden daha farklı hedefler peşinde olduğu" görüşünü dile getirdi. "ABD'nin, topluca gerçekleştirecekleri yanlış ve kanunsuz işe İran'ın katılmasından umudunu kesmesi bizim için iftihardır. Bundan daha fazla gurur duyamazdım" diye konuştu.
(Bu arada Koalisyon'un Esad rejimine karşı izleyeceği tutum konusundaki belirsizliği de not düşeyim.)



ABD, IŞİD'e karşı askeri operasyon hazırlığında! (derken 23 Eylül sabahında başlatılan hava operasyonunda Suriye'nin Rakka kentindeki örgüt karargahlarının hedef alındığı belirtiliyor.)
Pentagon, Suriye'de 20'den fazla IŞİD merkezi ve eğitim kampının vurulduğunu açıkladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise "TSK hazırlık içinde" dedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye ve Irak sınırının bir kısmında tampon bölge oluşturulması için taslak çalışma hazırlıyormuş. Sınırda "uçuşa yasak bölge" ilan edilecekmiş. ("Geç kalındı" diyenler var bu çalışmalar için.)
Bu arada Rusya Dışişleri Bakanlığı düzenlenen operasyonu kınadı ve Suriye yönetiminin izni olmadan IŞİD hedeflerine yönelik tek taraflı güç kullananların, bunun uluslararası hukuki sonuçlarına katlanacakları uyarısında bulundu.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise "HAMAS ve IŞİD'i aynı zehirli ağacın farklı dalları" olarak niteledi. Sanırım dünya çapında son yıllarda körüklenen İslam düşmanlığı (İslamofobi) ile beraber düşünüldüğünde, ISİS'in varlığı ve vahşeti, İsrail'in tezleri açısından fayda sağlamış gözüküyor.

“IŞİD, PKK'ya Türkiye'nin 30 yılda veremediği zararı verdi. Bu yüzden IŞİD'i bombalanmasını olabildiğince geciktirmemiz gerekirdi" diyor bir cemaatçi yazar (Gültekin Avcı). İşte bunlar hep "ılımlı İslam" :)
"PKK-IŞİD çatışmasında Türkiye" (25 Eylül 2014 - Bugün)


.....ABD başkanlığındaki Koalisyonun Suriye'de Eylül içerisinde vurduğu hedefler
ve bir petrol rafinerisinin bombalanması.

ABD'nin IŞİD'i vurmak için kaldırdığı iki savaş jeti, sadece Müslüman ülkelerden binlerce gencin koşarak IŞİD'e katılmasına sebep olacak. ... (@yasirkadioglu)


"ABD teröre karşı savaşı nasıl kaybetti?"
Ceren Kenar'ın bir yazısından, arada atlamalar yaparak bazı alıntılar yapıyorum. Tamamını okumak için linke tıklamanız yeterli.
->> New York'taki İkiz Kulelere yapılan 11 Eylül saldırısının 13. yıl dönümünde ABD yeni bir terörle mücadele operasyonuna giriştiğini açıkladı. Bu sefer hedef IŞİD, coğrafya Suriye ve Irak. 11 Eylül ile başlayan ve 13. senesine giren "teröre karşı savaş" (war on terror) kampanyasında Amerika birçok farklı yol denedi, birçok bölgede askerî operasyona girişti. Peki ya sonuç? Bu askerî harekâtların sivil kayıp boyutunu bir kenara bırakalım, ABD hedeflerine ulaşabildi mi? Küresel terörizmin belini bükebildi mi? 2014 yılında dünya küresel terör örgütlerinin faaliyetleri açısından 2001 yılına göre daha mı güvenli?
13 yıllık teröre karşı savaş kampanyasının sonunda radikal örgütlerin İslam adına saçtıkları terör çok daha yaygın ve tehlikeli hâle geldi. Peki neden? ABD dünya kadar para döktüğü, uluslararası politikasının neredeyse birinci önceliği hâline getirdiği “teröre karşı savaş” kampanyasında neden başarısız oldu? ABD'nin karar vericileri, siyaset belirleyicileri şüphesiz ki bu yazının yazarından daha az akıllı veya bilgili değil. O halde neden uzun vadeli ve kalıcı çözümler yerine kısa vadeli, geçici, sorunu uzun vadede büyüten yollar denedi ABD? Çünkü bu yollar daha kolaydı.

Arap devrimlerini bir fırsat olarak görmektense, bir risk ve tehdit olarak algılamayı tercih etti. Mısır'da seçimle iktidara gelmiş Müslüman Kardeşler'in zorla, darbeyle, katliamla devrilmesine sessiz kaldı. “Ilımlı İslam” fikrine sadece teoride tahammül edebildi, pratikte ilk uygulamada korktu, vazgeçti.
ABD "teröre karşı savaş" kampanyasında yanlış müttefikler ile çalıştı. Burada kastedilen yanlış müttefikler, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi radikal ideolojileri ile terör örgütlerini destekleyen ülkeler değil sadece. Aynı zamanda Irak'ta Maliki iktidarı gibi, bir yandan Suriye'de el-Kaide'nin güçlenmesine sebep olan, diğer yandan Irak içinde mezhepçi ve despot siyaseti ile Sünnileri radikalleştiren yönetimler ile iş birliği yaptı.
Terörden en fazla etkilenen sivillerin desteğinin alınması bir yana, bu siviller mağdur edildi, düşmanlaştırıldı ve radikalleştirildi. (...)
Sık sık fikir değiştirdi, kendi politikalarında bile kararlı olmadı.
ABD ve Batı ülkeleri, kendi vatandaşlarına bile bu radikal örgütlerin sunduğu ikna edici ve cazibeli ideolojinin alternatifini sunamadı. İngiltere'den IŞİD'e katılan militan sayısının 1000'i aştığı tahmin ediliyor. Fransa farklı değil. Bu kişilerin çoğu Müslüman kökenli, ancak içlerinde sonradan Müslümanlığa dönmüş kişiler de yok değil. Bırakın Ortadoğuluları, vatandaşları için bile iştahla savunacakları bir demokratlık yaratamadı Batı. Bir yandan yükselen aşırı sağ, diğer yandan radikalleşen Müslümanlara karşı, benim şahsen çok değerli bulduğum liberalizm ve demokrasi gibi değerleri yaygınlaştırmada yetersiz kaldı.
Özellikle Orta Doğu'da siyasetin ve hafızanın en derinlerine sinmiş sömürgeci ve emperyalist geçmişi unutturacak bir siyaset geliştirilemedi. Türkiye'nin AB üyeliğinin sürüncemeye sokulmasından (herhangi bir Arap sokağında sokaktaki insana sizce Türkiye neden AB'ye giremiyor sorusunun cevabı emin olun Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini karşılayamaması değildir), petrol olan ülkelere müdahale edilmekte gecikilmemesi, buna rağmen Suriye'ye sessiz kalınması, Batı'ya karşı bu olumsuz hafızayı hep diri tuttu. Suriyeli mülteciler konusunda yardım yapılmazken, İsrail'in Gazze'de işlediği insanlık suçlarına karşı sessiz kalınması, "ikiyüzlü" Batı imajını gidermek konusunda yardımcı olmadı. (...)
Elbette IŞİD'in çıkışında ve yayılmasında bu bölgeye dair hastalıklar epey tayin edici. Baas rejimlerinin zorbalığı ve zehirli aklı; radikalizmi finanse eden, bu ideolojiyi üreten ve ihraç eden bölge ülkeleri; vatandaşlarını eğitimsizliğe ve fakirliğe mahkûm eden kirli bölge rejimleri, geleneği unutarak İslam'ı katı ve vicdansız bir şablona indiren "din âlimleri", buna alternatif üretemeyen ve hatta bu radikalizmi bir şekilde besleyen bölgenin seküler aydınları, hepsi ve daha fazlası IŞİD'i anlamak ve ona karşı mücadele etmek için yüzleşilmesi gereken unsurlar.
Yine, yanlış anlaşılmasın, IŞİD'e karşı, bu örgütün kökünü kurutacak her operasyon desteklenmelidir. Burası muhakkak. IŞİD'e karşı yapılacak operasyonun askerî bir boyutunun olması gerektiği de muhakkak. Ancak asıl soruna odaklanmayan, IŞİD'in varoluşuna sebebiyet veren sorunlara dokunmayan bir operasyonun başarılı olacağını söylemek mümkün değil. Bu yüzden Obama'nın iç kamuoyunu rahatlatmak için devreye soktuğu son operasyon planının hedeflerine ulaşamayacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok ne yazık ki! <<-



"PYD'nin Rojava emelleri üzerinden Esad'la işbirliği yapmasının bugünkü tabloda payı var." (Nihal Bengisu Karaca)
Yine de elde sorular var;
Türkiye Cumhuriyeti; PYD kontrolünde olsun olmasın, Kobanenin IŞİD eline geçmesine göz mü yummalı?
Bu "barış süreci"ne yarar mı?
PKK çevresi Rojava için çok yalan üretti. Hala da TC'nin IŞİD'a silah verdiği tezviratıyla, sınırın Türkiye tarafında provokasyon yapıyorlar. PKK'nin bütün bu provokasyon ve çatışmacı politikalarına rağmen TC Kobane'de, Kürtlerin yanında olmalı ve IŞİD bölgeden uzaklaştırılmalı. (@FIRATEREZ 1)

PYD, PKK'den de aldığı destekle Esad'ın Rojava hediyesini güle oynaya kabul etti ve sonra da üzerine bir uydurma "devrim" inşaa etti. "Devrim" dedikleri, başkasına söz/varlık hakkı tanımadıkları bir düzendi ve Esad'la değil, ÖSO da dahil tüm muhaliflerle savaştılar. Bütün bunlar olup biterken PKK Türkiyede, güya süreci ilerletmek için, TC içinde her tür (başka laf yok) şımarıklığı, provokasyonu yaptı.
IŞİD sınırın öbür tarafından Kürtleri TC'ye sürüyor, PKK'nin derdi de sınırın bu tarafındaki karmaşadan provokasyon çıkarmak.. Çok acayip. Sanırım TSK'yı taşlayarak IŞİD'a hava saldırısı yapmaya ikna etmeye çalışıyorlar.
IŞİD'ın güçlenmesinde sorumluluk önemli ölçüde de PYD/PKK'nin sorumsuzluğundan. Şimdi o bölgede IŞİD olmayabilirdi ama var. Ne yapılabilir?
Suriye içinde tampon bölge kuralım ama uçuşa yasak bölge ilanı olmasın", SR uçakları da tepemizde uçsun.. Evet çok mantıklı.
IŞİD, Türkiye'nin vizyonerliğinde kurulacak Yeni Ortadoğu'ya saldırıyor ve aslında Türkiye'ye saldırıyor. Bu iş her halukarda Türkiye'nin sorunu.
IŞİD o bölgeden çekilmeli, çekilmeye ikna edilmeli, edilemez ise de zor kullanılmalı.
Fikrim budur. (@FIRATEREZ 2, 3 ve 4)



"Düşman IŞİD olmasına rağmen, PKK medyası ve yöneticileri ısrarla cepheyi Türkiye'ye kadar genişletmek istiyorlar.
'AKP destekli IŞİD' diye başlamayan cümle kurmuyorlar."
"PKK hâlâ Türkiye'de ne arıyor?", Hilal Kaplan. 24.09.2014 - Yeni Şafak




"Rojava çözüm sürecinin Aşil topuğu mu?" Kurtuluş Tayiz. 28 Eylül 2014 - Aksam.com.tr
Kürt hareketinin Rojava'yı iyi analiz etmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan'ın IŞİD'i "bir İsrail projesi" olarak tanımlaması önemliydi. IŞİD saldırısıyla aslında Türkler ve Kürtler arasında çözüm süreciyle birlikte kurulan yeni kardeşlik ilişkisi vurulmak isteniyor. Kandil'i, HDP'yi bilmem ama Öcalan'ın bu tehlikeyi gördüğünü düşünüyorum.

"Tehditler savurma yerine diplomasi yapın", Kurtuluş Tayiz. 27 Eylül 2014
Çözüm sürecinin tarafı olan KCK'lı yetkililerin son günlerde yaptıkları açıklamaları takip ediyorum; demeçlerinde şantaj var, tehdit var, hakaret var ama aklı başında tek bir cümle yok. Türkiye devleti ile masaya oturan bir hareket olmalarına karşın hâlâ eski silahlı örgüt dilini kullanıyorlar. Ne siyaset kanallarını kullanabiliyorlar ne diplomasi yapabiliyorlar. Masaya akıl ürünü bir proje getirdikleri yok; sadece öfkeleri var, bir de masaya koydukları silahları.
(...)
Hükümet, PYD ve Barzani'nin arasını yapmak için bir süre önce taraflara aracı bile gönderdi. Onlar ne yaptı dersiniz? IŞİD'in Erbil'e saldırdığı en kritik zamanda, PKK ile Barzani arasında buzların erimeye başladığı sırada, KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık çıkıp peşmergeyi aşağılayarak, Barzani'ye ağır suçlamalarda bulunarak bu yakınlaşmayı sabote etti. Biraz siyaset bilen bir örgüt yöneticisi böyle bir politik hata yapar mı? Tehdit, suçlama, aşağılama dili sadece Türkiye'deki çözüm sürecini etkilemiyor, Kürtlerin birliğine de mal oluyor. Rojava'da PYD'nin yalnız başına kalması da bunu yeterince göstermiyor mu?




"Fransa'nın ortasında doğan bebeklerden, Suriye'de kafa kesen IŞİD'çiler oluşturan karanlığın sorgulanması..." diyor Yıldıray Oğur
"Dağları bombalayarak IŞİD biter mi?" başlıklı yazısında. İnanılmaz uzun, çoğuna göre "Ama bu çok sıkıcı" yazılarını bile okuyabilirim; ama Ertuğrul ÖZKÖK ve Yıldıray OĞUR, bu iki zevatı okuyamıyorum demiştim bir zaman önce... Baştan sona okumayı başarabildiğim nadir yazılarından birini sizlerle paylaşıyorum:
.......... “Acaba İsrail'in Gazze'yi bombalamasını izleyen kaç Fransız vatandaşı Müslüman önüne geleni elindeki silahlardan biriyle yok edip yoluna devam eden Playstation oyun karakterlerinden biri olmak için hiç bilmediği Suriye'ye ya da Irak'a gitmeye karar vermiştir? Ya Mısır darbesinden sonra Rabia Meydanı'nda darbeye direnenlerin üzerine yaylım ateşi açılmasını televizyondan izleyen kaç Hollandalı Müslüman genç için internetten cihad için şehit olmaya çağıran ses mantıklı gelmiştir? Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarı Batı'nın "hayırlısı neyse o olsun" kayıtsızlığıyla kanla yıkılırken El Kaide liderlerinden "Bak biz size demokrasiyle olmaz dememiş miydik" açıklamaları gelmişti. O gün o açıklamayı geçersiz kılacak hangi kapıyı açık bıraktı, hangi gelecek ufkunu vadetti dünya Müslümanlara?"
(...)
AKP'ye bile tahammül edemeyip, laik Türklerin şımarık propagandalarına şartsız inanıp İslam dünyasındaki 60 yıllık bir demokratik tecrübeyi bile hiçleştirmeye çalışanlar, Müslüman Kardeşler'e laiklik tavsiye etmiş Erdoğan'a İslamcı faşist damgası vurmak için çırpınanlar, Sisi'yle demokrasiye gidileceğine inanıp Erdoğan'la diktatörlüğe gidildiği fasaryaları uğruna 60 yıllık müttefikliği bile harcama sinyali verenler peki? (#İsrail)

Bir zamanlar Kürt meselesinde en ikna edici argüman "Dağları bombalayarak PKK'yı bitiremezsiniz"di. TSK, PKK'yı 5 kez bitirdiğini açıkladı ama PKK hâlâ var. Evet IŞİD bambaşka bir örnek. Yaptığı katliamların, işgallerin acilen durdurulması gerek. Bu yüzden operasyon şart. (...) Ama bu konularda epey tecrübe kazanmış Türkiye bir şey daha diyor ve bu kez haklı: IŞİD'i ve benzeri örgütleri dağları bombalayarak bitiremezsiniz. Fransız Aydınlanması'nın topraklarından çıkıp, IŞİD'in 'karanlığı'na katılanları durduracak olan bombalar değil.
Batı, Arap Baharı'ndan sıkılıp, İslam ülkelerinde diktatörler, Suudi şeyhleriyle iş tutma siyasetine geri dönerek, İsrail'e çıt çıkarmayarak, İslam dünyasındaki laiklerin hamisi gibi davranıp ılımlı Müslüman Kardeşler'i, AKP'yi sahnenin dışına çıkarmaya çalışarak bu gençlerin eline Suriye'ye, Irak'a tek yönlü biletleri tutuşturdu.”

Y. OĞUR'un bir başka yazısı, AK Parti'nin IŞİD'i desteklediği iddiaları üzerine: "En meşhur IŞİD yalanları. IŞİDmeyen kalmasın: İşte o deliller" (16.6.2014 - Türkiye)




"Naziler ve IŞİD, Gazze ve Auschwitz", Markar Eseyan. 21.09.2014 - Yeni Şafak
2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımı herkes için bir teferruattı. Mesele tamamen real politik ve güç dengeleri üzerinden okunuyordu ve din ile ırklar bu konuda hiçbir etki taşımıyordu. Sadece büyük politikalar için gerektiğinde kaldıraç etkileri olabilirdi. İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudiler kimsenin umurunda değildi, bugün de Filistinliler kimsenin umurunda değil. Böylelikle kötü ve ahlaksız bir model kopya edile edile benzer yöntemleri üretti. Gazze dünyanın en büyük gettosuna ve Auschwitz'ine dönüştü. Ölen ise her dönemin güçsüz ve fakir insanlarıdır.
Bizler olan bitenin altında dinsel ve kültürel çifte standartlar arar, komplo denizlerinde yüzerken, Batı da Esed ve IŞİD konusunda Nazilerde olduğu gibi yanıldı ve baltayı taşa vurdu.
Bugün ABD ve AB bu konuda harekete geçiyorsa, Britanya neden Nazilere savaş açtıysa o nedenledir. 'Yaratıcı kriz' artık bu ülkelere zarar verme noktasına gelmiştir. Kontrollü mezhep çatışması, kalıcı bir menfaate neden olacak şekilde planlanan yoldan çıkmıştır ve IŞİD'e katılan batılı savaşçıların ülkelerine dönerek oraları Ortadoğu'ya çevirmesi mümkün gözükmektedir.

Türkiye'nin görevi yeni bir paradigma tarifi yapmak, Ortadoğu'da kalıcı barışın Batı ve İsrail için de bir kazan kazan oyunu olduğu konusunda ikna edici olmaktır.




-Rehineler Serbest-
Haziran ayında IŞİD teröristleri tarafından Musul'daki Türkiye Başkonsolosluğu'na mensup 49 (?) diplomatımız rehin alınmıştı. Rehinelerin serbest kalması için IŞİD ile takas yapıldığı yönünde iddialar ortaya atıldı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu NTV'de yayınlanan bir röportajında, rehinelerin kurtarılması operasyonunda "bir kişinin infaz edildiğini" ekleyerek şunları söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarını ülkeye getirmişse herkes bu sevinci yaşamalı. Bu şartlardan vatandaşını alan her ülkenin bireyi kazanır. Dikkatsiz sarf edilen bir söz ve süreç sadece vatandaşların kaybına değil, ülkenin itibarının kaybına da yol açar."

Serdar Kaya'nın, Ekşi Sözlük'te yukarıdaki resim altında görülen bir entry'e ve laiklere, endişeli modernlere, ikiyüzlülüğe (#riya) tepkisi ise şöyle idi:
...... "Asıl problem rehinelerin kurtulmasına sevinmemeleri değil, olan bitene düne kadar sanki üzülüyormuş gibi yapmaları."


Dünya Ekonomik Forumu'nun düzenlediği bir toplantıda konuşan Davutoğlu "İslam dünyası IŞİD ile anılamaz, İslam da IŞİD veya benzer yapılarla anılamaz" dedi.
"Açık söylüyorum. Eğer bugün biz burada IŞİD'i tartışıyorsak, 2012 yılındaki (Ortadoğu'daki) demokratik geçiş süreçlerine destek vermediğimiz için tartışıyoruz. IŞİD çok güçlü olduğu için ya da Suriye ve Irak halkı IŞİD tür radikal eylemlere eğilimli olduğu için değil."


Bence "TR IŞİD'i destekliyor"la tartışmayı bırakıp, IŞİD'in sünni İslam dünyasında "seçenek" olmaktan nasıl çıkarılabileceği tartışılmalı.

IŞİD meselesi tek başına askeri yöntemlerle çözülebilecek 1 mesele değil. Küresel İslamofobia dahil tartışmak gereken çok şey var+ / Bu Ortadoğu'da demokrasinin tesisi ile ilgilidir. Örneğin İhvan gibi demokraside ısrar eden kurumlar yeniden sisteme entegre olmalı vs / Türkiye IŞİD yöntemlerini tasvip etmediğini, demokrasiye sahip çıktığını net bir şekilde en başta #Kobane'ye destek olarak göstermeli.
(@hbk)


Gelin, Halil Berktay'ın son haftalardaki gündemi değerlendirdiği yazısına kulak verelim:
.......... İsrail'in Gazze saldırısı sırasındaki, hükümeti İsrail ile dolaylı-dolaysız işbirliği içinde gösterme çabaları, haftalardır hükümeti şimdi de IŞİD ile işbirliği içinde gösterme harekâtı biçiminde devam ediyor. Efendim, IŞİD saldırganlığı ile AKP'nin yeni-Osmanlıcı hayalleri aynı şeymiş. Türkiye IŞİD'i bir dönem doğrudan desteklemiş; şimdi bile, kaçak petrol satışına da, öte tarafa geçen cihadçı militanlara da göz yumuyormuş (BBC'nin aksi yöndeki ayrıntılı haber ve grafikli analizlerine rağmen).
* Zaten ne olmuş da herkesi öldüren IŞİD 49 rehineyi serbest bırakmış; mutlaka bunun içinde (kötü) bir iş olmalıymış.
* IŞİD tehdidi altındaki Kobane, günümüzün Stalingrad'ıymış; 1942 sonbaharında Alman Altıncı Ordusunun durdurulduğu, İkinci Dünya Savaşının o büyük dönüm noktası kadar hayatîymiş Kobane, günümüzün anti-faşist ve anti-emperyalist mücadeleleri açısından (ömrümde bu kadar orantısız mübalağa görmedim).
* Öte yandan, böyle bir durum karşısında, Türkiye ve Suriye Kürtleri ile TC arasında en azından bir çıkar birliği, belki fiilî bir ittifak doğduğunu (ve bunun çözüm sürecini güçlendireceğini) mi sanıyordunuz (benim gibi)? Meğer ne kadar yanılıyormuşuz; IŞİD konusunda Türkiye ile Kürtler aslında birbirine düşman ve karşı taraflardaymış. Zira gene IŞİD'i kullanarak başka “caniyane planlar”ı da varmış hükümetin. Niyetleri, önce Kobane'yi IŞİD'e katlettirmek, sonra da IŞİD varlığını bahane ederek 100-150 kilometre derinliğine kadar bütün Rojava'yı (Kuzey Suriye Kürdistanı'nı) işgal etmekmiş. Batılı Müttefiklere böyle yaranılacak ve “çözüm süreci” de bu komploya feda edilecekmiş.
* Gene aynı kafaya göre, Sünni Türkler ile diğer din ve mezhepler arasında şu veya bu ölçüde bir eşitlik veya çok-kültürlülük sağlamak şöyle dursun, AKP'nin bütün niyeti diğer bütün inançları yok edip tek yanlı bir Türk-Müslüman hegemonyası kurmakmış (yani aslında IŞİD'den hiç farkı yokmuş bu açıdan).
("Kuşbakışı", Halil Berktay. 29 Eylül 2014 - Serbestiyet.com)


Alman Bild gazetesinin bir iddiasına göre MİT (Türk Milli İstihbarat Teşkilatı), hazırladığı bir raporla IŞİD'in Türkiye'deki yapılanması üzerine hükümeti IŞİD tehlikesine karşı uyardı. Raporda "Örgütü kontrol altına alamıyoruz" ifadelerinin yer aldığı söyleniyor. (bakınız)
Yine bu ayın bazı haberlerinde ekonomiye daire şöyle notlar da vardı: IŞİD'in yaptığı saldırılar sonrası, Türkiye'nin en önemli ihracat kapısı olan Irak ile olan ticaretin yarı yarıya düştüğü söyleniyor.





==IŞİD hakkında bazı sorular==
"ISID'in lideri el-Bagdadi'nin Bagdat Universitesi'nde Islami Ilimler alaninda doktora yapmis olmasi uzerinde daha cok durulmasi gerekmez miydi?
Bir soru: Dr. Bagdadi, Islam dinini "Gercek Islam bu degil" diyen ISID karsitlarinin cogundan daha iyi biliyor olamaz mi? / Soru 2: Islam'in Ilk Asrindaki savas ve saldirilarin goruntulerini de izleyebilseydiniz, daha mi guzel seylerle karsilasacaktiniz?" (@derinsular)

IŞİD Ezidi kızları pazarda satıyor. İslama uygun mu?
Uygun, Kuranda yeri var. Maalesef din bu
(@karaolorin)

Yandaki aranjmana Facebook'ta denk geldim. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında ABD'de zencilere karşı ırkçı ve katliamcı bir hareket olarak ortaya çıkmış Ku Klux Klan (KKK) ile IŞİD'i kıyaslıyor.
"Kimse KKK'nın Hristiyanları temsil ettiğine inanmıyor, peki neden bu kadar çok insan IŞİD'in Müslümanları temsil ettiğini düşünüyor?" diye soruyor.
F.K. adlı genç bir adam şöyle bir yorum yazmış altına: Maalesef müslümanlar arasında bi yoklasak İD'e destek verenler, hıristiyanlar arasında KKKye destek verenlerden çok daha fazladır.



Ayşe Hür adlı (tartışmayı çok seven) araştırmacı-tartışmacı gazeteci, giriş bölümü şöyle bir yazı yazdı:
"Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü" (21.09.2014 - Radikal)
Suriye ve Irak'ta IŞİD (şimdiki adıyla İslam Devleti-İD) denilen İslami terör hareketinin yerli ve yabancı cihatçılarının cinsel ihtiyacını karşılamak için Suriye, Tunus, Mısır ve Körfez emirliklerinden kadınlar getirttiğini yazdı gazeteteler. Bu eyleme meşruiyet kazandırmak için Suudi Şeyh Muhammed Orayfi'nin bir fetva verdiği; 14 yaşından büyük, dul, boşanmış veya kocasının bu iş için rızasını almış kadınların cihatçı erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gidermelerinin kutsal bir görev olduğu, bu görevi ifa edenlerin doğrudan cennete gideceği... vesaire...




......Yani anlayacağınız, Ademoğlunun kutsalları ve (sözde) bu kutsalları uğruna yaptığı savaşları milenyumda da devam etmekte.
Kutsallarına bir, vahşete ve kaosun ateşine körükle pompa yapmana iki.

Bu arada yaygın bir Komplo teorisi olarak, ISIS'in bir Siyonist tasarı olduğu ve bazı kilit adamlarının MOSSAD tarafından yetiştirildiği yönünde enformasyonlar da mevcut. "Yahudi devletini korumanın tek yolu, sınırlarına yakın bir düşman yaratmak" imiş. Bu yönde İngiliz, Amerikan istihbarat servisleri ve Mossad ile uç grupları tek bir çatı altında toplamak üzere terörist bir organizasyon kurmayı planladıkları ve bu yolda Abu Bakr Al Baghdadi adlı IŞİD liderinin, askeri ve teolojik eğitiminin yanı sıra söylev ve konuşma becerileri açısından da MOSSAD tarafından eğitildiğini söylüyor Amerikan Ulusal Güvenlik teşkilatında (NSA) çalışmış olan Edward Snowden.

(Alıntı: The former employee at US National Security Agency (NSA), Edward Snowden, has revealed that the British and American intelligence and the Mossad worked together to create the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS).
Snowden said intelligence services of three countries created a terrorist organisation that is able to attract all extremists of the world to one place, using a strategy called "the hornet's nest". NSA documents refer to recent implementation of the hornet's nest to protect the Zionist entity by creating religious and Islamic slogans. According to documents released by Snowden, “The only solution for the protection of the Jewish state is to create an enemy near its borders”.
Leaks revealed that ISIS leader and cleric Abu Bakr Al Baghdadi took intensive military training for a whole year in the hands of Mossad, besides courses in theology and the art of speech.
)

............ Soru işaretleri havada: Bu nasıl bir dünya? Nasıl bir kirli oyun? Bu kaçıncı "aynı perde"?
Nedir bu Siyonistlerin Yahudi devleti kurulsun ve var olsun diye yaptıkları?
Gerçi bugün bir Yahudi devleti var, adı da " İsrail / ISRAEL ".
Peki Siyonistler neden hala Yahudileri bir arada tutabilmek ve bu kurulmuş devleti yaşatmak adına sürekli yeni düşmanlar yaratıyor?
Hani bir düşman var ve ona karşı savaşılıyor desen, o da değil. Daha ortada örgüt yokken liderini türlü alanda yetiştirmeler, diğer gruplarla birleştirmeler...
................. NOT: Edward Snowden'den sızan NSA belgelerinde, IŞİD'in bölgeye köktenci militan çekmek için yaratılmış bir İsrail istihbarat tuzağı olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. Snowden dokümanlarında, iddianın temellendiği "Operation Hornet's Nest" ile ilgili bir referans yoktur. Bizzat Wikileaks tarafından iddialar reddedilmiş, hatta bu mitin ilk yayıldığı kaynağa onlar işaret etmiş: https://twitter.com/wikileaks/status/497889048263147522






"IŞİD'in yaratılış sosyolojisi ile eylemleri birbirine uymuyor" , "ASIL HEDEF TÜRKİYE"
Eğer IŞİD hakkında konuşulanlar söylendiği gibi olmuş olsaydı biz bugün IŞİD'in Kürtlerle kavgasını ya da Kürt bölgelerine yapılan saldırıları konuşmazdık. Çünkü, Irak'ta Maliki'nin büyük bir zulüm politikasıyla sürdürülen mezhepçi anlayışı, Suriye'de Esad'ın büyük sünni kıyımı, iki ülkede de milyonlarca insanın büyük bir öfke ile bu mezhepçi anlayışa karşı IŞİD'in yaratıldığı iddiası ile IŞİD'in mevcut eylemleri birbirine uymuyor. Yaratılış sosyolojisinin uygun gördüğü hiçbir stratejiyi hayata geçirmeyen başka bir örgütle karşı karşıyayız.

Sadece bir ay içerisinde yaşananlara baktığımız zaman tüm dünyayı kendisine kilitleyen 100 yıllık Kürt meselesini farklı bir anlayışla çözmeye çalışan Türkiye'nin bütün stratejik hedeflerine saldıran, dünyada İslamofobiyi 1 numaralı gündem haline getiren, zincirleme olarak İsrail'i ortadoğu'da korunaklı bir kaleye dönüştüren Arap karşı devrimleri ile eşgüdümlü bir şekilde aynı hedeflere doğru yürüyen bölgedeki tüm krallıkları tekrar meşru bir zemine çeken bölgedeki tek çatışmasız ve İslam dünyasının değerlerinin yaşatılması konusunda pratik olarak da kendisini kanıtlamış Türkiye'yi savaşların içine çekme hedefini gütmüş bir örgüt nasıl olur da sadece mağduriyet üzerinden örgütlenmesini bazalarak onu yaşananların bir sonucu olarak değerlendirebiliyorsunuz. Ve bu değerlendirmeniz sizi stratejik bir zayıflığa ittiğini nasıl göremiyorsunuz?

Açık ve nettir ki hem bölgesel hem küresel anlamda oyun kurucu, aynı zamanda oyun bozucu, adı örgüt olan ama hiçbirşeyi örgüte benzemeyen devletsel bir akılla karşı karşıyayız. Ve bu devletsel aklın şuanda tek hedefi Kürt ve Türk barışını sadece bozmakla yetinmeyip yok etmektir. Bunu Irak'ta Erbil'e saldırırken kısmen başaran ve bu sayede 10 yıllardır İran politikaları sonucu Irak’ta Maliki eliyle itilmiş, aşağılanmış Kürtlere İran'ı bir kurtarıcı, yine aynı şekilde yanlış Irak politikası sonucu güney Kürtlerinin yaşadıkları her türlü zorluğun sorumlusu olan Amerika'yı kurtarıcı pozisyonuna getirmiştir. Bu hamlede açık ve net olan enerji politikalarına hem bölgesel, hem küresel güçlerin söz sahibi olduğunu görmemek için kör olmak gerekir.
Aynı şekilde Esad'ı daha fazla yaşatmak adına Özgür Suriye Ordusuna ilk hamleyi düşünen bir IŞİD, sonuç olabilir mi? Barış ve çözüm sürecinin doruğunu yaşayan Kürt ve Türk aklına Kobani'de saldıran ve bunu bitirmeye saldıran bir IŞİD “sonuç” olabilir mi? ("IŞİD'e sonuç diyen akıl iflas etmiştir", İlhami Işık. 25.09.2014- Hür Haber)

Aynı yazar, "Durum bu iken, hedef Türkiye ve Kürtler iken, ne yapılmalı?" diye soruyor ve kendisinin cevabı şöyle:
1. Türkiye özel bir çabayla dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan İslamofobiye karşı bütün kurumlarını harekete geçirmelidir. (siyasi,diplomatik,ekonomik, psikolojik, kültürel vs.)
2. Türkiye bu ölümcül saldırılara vesile olan ve İslamofobiye meşruiyet kazandıran IŞİD gibi örgütlere karşı her türlü önlemi almalı ve yaşama olanaklarını ortadan kaldırmalıdır.
3. Türkiye, iç barış ile bölgesel barışın iç içe geçtiğini düşünerek, başta Rojava ve Irak Kürdistan'ı olmak üzere Kürtlere yönelik her saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak görmelidir.
4. Bu yeni devlet politikasına uygun tüm stratejik hamleleri yapacak kurumsal bir dönüşüm için kamuoyunun da desteğini arkasında göreceği adımlar hızlı bir şekilde atılmalıdır.



............ AKPnin uzun zamandır Suriye stratejsi ESAD ve YPGyle savaşan herkesi desteklemek üzerine kuruluydu ve bunun ikisini birden yapan tek çete de IŞİD... daha düne kadar MİT tırlarıyla adamlara silah yolluyor ve yaralılarını devlet hastanelerinde tedavi edip tekrar Suriye'ye salıyorduk. dolayısıyla şimdi Kobani'de olanlara "çözüm süreci sona erer" diyen Kürtler dışında ses çıkaran olmaması gayet normal. bu işin sonu ta bir sene önce Kürtler arasında sosyal medyada konuşulduğu gibi durmuş olan iç savaşın tekrar başlamasına kadar gidecek korkarım. (F. Katkak)


Kim, en çok kimden korkuyor ve/veya nefret duyuyorsa diğer tarafı destekliyor. Bunu içinden veya dışından yapıyor. Şöyle bir bakalım:
1) Uzun vadede en büyük tehdit olarak PKK'yı görenler "IŞİD bunların hakkından bi gelsin yeter. Biz sonra IŞİD'i hallederiz, kolay" diyorlar.
2) Uzun vadede en büyük tehdit olak IŞİD'i görenler "her şeyi bırakın, insanlığın tek kıstası IŞİD'e karşı direnenleri desteklemektir" diyorlar.
3) Biraz sağduyulu olan çok daha ufak bir kesim "bunların kapışmasından iyi şeyler olmaz, iki kötüden bir iyi çıkmaz" diyor.
Askeri işlerde taşeron kullanmak çoğu zaman bir canavar yaratır ve bu canavar bir yerde yaratıcısını da ısırır. (Mehmet Tanju Akad)


Gerici, şeriatçı kesime sırtını dayayan iktidar, dünya kamuoyunun baskısı karşısında ve özellikle ABD'nin dayatmasıyla çark edip IŞİD'i düşman ilan etti, daha doğrusu ettirdiler. Dünyada, bu iktidar başı kadar, dalaveracı bir yöneten görmedim. Üç gün önce ve üç gün sonrası, siyah ve beyaz kadar farklı davranış, inanması bile zor. Dün kardeş bu gün düşman, dün dost, bu gün düşman ve daha neler. (İhsan Sağmen)





Herkes Ayn Al Arap'ta direnen PYD'yi biliyor ama hiç kimse Amirli'de 4 haftadır IŞİD kuşatmasına direnen Türkmen Cephesini bilmiyor. Türkiye'de medyanın durumu merak ediliyorsa söyleyelim.
İzmir işgal edildiğinde "Vito Venizelos" diye bağıranlardan farksızlar.
(Bir alıntı)



"Stratejik derinlik" iddialı bir kavram, bölgesel bile yetmez küresel çapta "oyun kurucu" olabilme kabiliyeti gerektirir. Bu yeteneğe sahip değilsen üfürüktür. Ama bu kavram TR için kuru gürültü. AKP, "derin strateji"yi geç ülkesini ve bölgesini bile yeni öğreniyor. Asırlık 1 kopuş var, boru değil! (*)
20. yy statükosu dağılıyor, cetvelle çizilmiş sınırlar aşılıyor, yapay ulus devletler parçalanıyor. Statükoyu veri alan çözümlerin şansı yok. (*)
IŞİD bugune dek neredeyse sadece (Esad) muhalifleri ile savaştı. En gerici biçimiyle mezhepçi, milliyetçi ve liderlerinin çoğu Saddam'ın subayları. / Ben komşularla sıfır sorun politikasını "sıfır sınır" politikası olarak görme eğilimindeyim. (*)
9/11 korkusunun canlı kalması Teksas kasapları için cansuyu, geçen seferki gibi yardımcı bile olurlar. İşte IŞİD'in küresel fonksiyonu bu.. 9/11 korkusunu canlı tutmak için Hollywood'a milyarlar yatırmaya ne hacet? IŞİD ne güne duruyor, Youtube'a yükler, RT ve like eder birazdan. ABD'de islami terör umacısını canlı tutmanın çok faydası olur. IŞİD'i göstererek İhvan'ı, Hamas'ı harcayabilir, İsrail lobisi yapabilirsin. (*)
Acar analistlerimiz "#Kobane'yle birlikte barış süreci bitti" yazılarına başlamış. Aslında onlara göre hiç başlamamıştı ya.. Neyse:\ (*)
.......... @hbk'dan bu yazının başlarında ve bu bölümde çeşitli alıntılar yaptım. Bir başka Twitter kullanıcısı ise bir fotoğraf karesine şu notu düşüyor: "Anaların erkek çocuklarını cepheye uğurladığı çok olmuştur, ama Rojava'da analar kızlarını da cepheye uğurluyor." (bkz)




5 Eylül tarihli Daily Mail'de, Aubrey Bailey adlı bir kadının şu yorumu yayınlandı. Bush döneminde "demokrasi" vaadiyle yapılan Irak işgali hakkında bir eleştiri de içeriyor. Bazı bölümlerini Türkçe'ye çeviriyorum, başlığı: Çamur kadar temiz.
Işid'e karşı mücadelesinde Irak Hükümetini destekliyoruz. Işid'i sevmiyoruz, fakat bizim sevdiğimiz Suudi Arabistan'dan büyük destek alıyor. Suriye'de Beşar Esad'ı sevmiyoruz, ona karşı olan mücadeleyi destekliyoruz, fakat Işid de ona karşı savaşanlardan. İran'ı sevmiyoruz, ancak Irak Hükümetini Işid'e karşı mücadelede destekliyor. Yani bazı dostlarımız düşmanlarımızı destekliyor, bazı düşmanlarsa bizim dostlarımız; bazı düşmanlarımızsa başka bazı düşmanlarımıza karşı savaşıyor... Ve tüm bunların hepsi, bizim bir ülkeyi ..... -aslında biz oraya gidene kadar olmayan- teröristlerden temizleme iddiası ile işgal etmemizle başladı.


Bu da eski bir İngiliz istihbarat ajanının Huffington Post'da yayınlanmış ilginç bir yazısı (Vahhabilik vs), Türkçe çevirisi: "Ortadoğu'nun saatli bombası: IŞİD'in gerçek amacı Suud ailesinin yerine Arabistan'ın yeni emirleri olmak. Bu da Orijinali. ("Middle East Time Bomb: The Real Aim of ISIS Is to Replace the Saud Family as the New Emirs of Arabia", Alastair Crooke. 2 Eylül 2014 - Huffington Post)





Bir köşe yazarı, "Dön bir bak bakalım yıllarca Müslümanlığı yasaklayan, Kırgızistan gibi eski Sovyet ülkelerine. IŞİD'e en fazla katılımın bu coğrafyadan olması rastlantı mı sence?" diye soruyor. Bense yazımı Arzach'tan bir alıntı ile noktalıyorum. Eğer en baştan buraya kadar gelmeyi başarmış olan varsa... :)
"Bir noktaya geldim ve IŞİD belasına bakışımda sorgulanmaya değer bir yan olduğunu düşünmeye başladım. Sosyal medyada paylaşılan bir takım videolar kendimi sorgulama sürecinde etkili oldular. IŞİD'in militan kadrosunun nerelerden, ne şekilde devşirildiğine dair röportajlar okuyorum. Görünen o ki, IŞİD'in başarısının sırrı gelişmiş ve gelişmekte olan bir takım ülkelerin başarısızlıklarında gizli. Düzgün eğitim alamamış, sosyal güvenceleri olmayan, uyuşturucu batağına saplanmış, suç işlemekten kurtulamayan ve her defasında yeniden hapsi boylayan bir takım gençleri kandırarak gruplarına dahil ediyorlar. Kısacası, herhangi bir parlak gelecek beklentisi içerisinde olmayan, hayatta umudunu yitirmiş kim varsa çeşitli sebeplerle IŞİD'e militan yapılabiliyor.
Günümüz aile/toplum yapısı, eğitim sistemi, gelir dağılımında adaletsizlik... kısacası azınlığı koruyup coğunluğun kendi değersiz hayatları içerisinde debelenmek üzere sahipsiz bırakıldığı varolan sistem potansiyel katiller üretiyor. Bir de bu çocukların eline oyuncak olarak silah, oyun olarak ise saniye aralık vermeden katliam yaptıkları bilgisayar oyunları tutuşturup ardından IŞİD'e şaşırmak, kızmak... biraz boş, hedef şaşmış bir davranış gibi görünmeye başlıyor. Halbuki IŞİD'i besleyen sistemi ayakta tutmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bilhassa dinsel eğitim insanların manipule edilerek hareketlerinin kontrol altına alınabilmesi için yeterli bir sebepken biz ülke olarak din eğitiminin ne kadar küçük yaşta başlarsa o denli iyi olacağına dair sakat bir algı ile çocuklarımızın zihinlerini yarın kandırılabilecekleri ve IŞİD gibi örgütlere katılımlarını kolaylaştıracak unsurlar ile doldurmakta sakınca görmüyoruz.
Bilhassa Türkiye'de bu oldukca yaygın bir tavır. PKK'lı gerillanın öldürülüşü de çoklarımız için naralar atarak karşıladıkları bir sevinçli olaydı, şimdilerde IŞİD aynı kategoride yer alıyor. Neticede insanların neden, ne şartlar altında, ne gibi bir hayattan gelerek o durumlara yöneldiklerinin bizler için pek bir önemi kalmamış. Gebersin gitsin pislikler deyip konuyu kestirip atıyoruz."




EK: Bu sitede IŞİD ve Kürtler konusunda bir blog çalışması var. https://serdarahmedburak.wordpress.com/

(Yazıya çeşitli eklemelerim devam edecektir.)

EK 2: Son günlerde sosyal medyada paylaşılmakta olan bir yazı var, ben de eksik kalmayayım dedim :) Bloguma da bir bölümünü alıntılıyorum:


.......... Irak'taki hapishanelerin boşaltıldığı bilinmesine, Saddam sonrası Irak'taki mezhepçi idarenin Sünnilere kan kusturduğu ve bunun da IŞİD'i ortaya çıkaran ve besleyen zemin olduğu bilinmesine rağmen IŞİD'in Suriye'yi paravan olarak kullanacağı ve dönüp intikam alacağı nedense hesap edilmedi.
***
Peki IŞİD'in, Irak'ın işgalinde tıpkı Şiiler gibi ABD ile işbirliği yapmış olan Kürtlere hüsnü nazarla bakmasını mı bekliyorduk. Musul bize yeter mi diyeceklerdi?
...
Üstelik IŞİD o kadar ‘çılgın’ katliamlar yapıyor ki Batı'nın nihilist gençliği için de bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Okul basıp silahla öğrenci tarayabilen potansiyel canilerin bugün IŞİD saflarında silah altına gitmediği ne malum. Yani IŞİD dediğimiz yapının sadece dini motivasyonla hareket ettiği de bir yanılsamadan ibaret.
(Halime Kökçe. 16 Ekim 2014 - Star)


EK 3: SİSİ GİBİ DİKTATÖRLERİ ÇIKARLARI İÇİN TERCİH EDİYORLAR
"(Batılı büyük devletler) Bölgede istikrarlı demokrasiler değil, kendi belirledikleri statükoyu devam ettirebilecek rejimler istiyorlar. Başlangıçta Arap Baharına olumsuz bakmadılar ama demokrasinin sonuçlarının onların kurduğu düzeni bozduğunu görünce eski partnerlerine döndüler. Sisi gibi darbeci diktatörleri, bölgedeki çıkarlarına zarar veren Müslüman demokratlara açık biçimde tercih ediyorlar. Yönetecekleri üç-beş şarlatanı da demokratik parlamentolara tabii. El Kaide veya Işid gibi çirkin “dinci terörist” imajı da bu politikayı meşrulaştırmak fazlasıyla ikna edici bir bahane oluyor.
Özellikle son birkaç yıldır Batılı bazı büyük devletler bölgeye kaos getirecek veya kaosu devam ettirecek bir şekilde hareket ediyorlar. Şimdi mücadele ediyor göründükleri örgütlerle ilişkilerinde de fazlasıyla karanlık noktalar var. Kanaatim o ki, başta ABD olmak üzere Batılı bazı büyük devletlere egemen olan bir politika değişikliği mevcut.
Burada da islamofobik veya sınıfsal refleksle bunu göremeyenler veya gördükleri halde Ak Parti'ye duydukları tepkiyle bile bile bu değirmene su taşıyanlar var. Işid nasıl ortaya çıktı ve hangi ara böylesine modern Amerikan silahlarıyla donandı diye sormak yerine, anlamadan dinlemeden Türkiye'nin Işid'i desteklediğini iddia edenler bu propagandaya hizmet etmiş oluyorlar.
...
Işid saldırdığında Hükümet kadınların, çocukların, sivillerin girmesi için sınırı açtığında, sığınanlara gerçekten kucak açtığında bu göze görünmedi. Çünkü öncesinde onun Işid'i desteklediğine dair etkili bir propaganda yapılmıştı. Bu propaganda PYD saldırının üstesinden gelemeyince faturanın Ak Parti hükümetine çıkarılmasını kolaylaştırdı. Tezkere çıktığında da PYD'ye koşulsuz destek vermesi, koridor açılması ve savaşçıların geçişine izin verilmesi gibi talepler oldu. Bu taleplerden bazıları da gerçekleşti aslında. Örneğin Urfa'daki hastanelerin Işid ile çatışırken yaralanan YPG’lilerle dolu olduğu ve onların sürekli tedavi edildikleri sır değil. Çok muhtemeldir ki hükümetin Işid’in saldırmasına malzeme vermemek için söylemedikleri de var. Ama aynı düşmanlaştırıcı propaganda devam ediyor. Savaş tehditleri de. Böyle bir aşamada hükümetin PKK/PYD'ye pek güven duymaması anlaşılır bir durum. Siz olsanız güvenir miydiniz? Salih Müslim öyle söylerken Cemil Bayık'ın “bizim için Çözüm Süreci bitmiştir” dediği, silahlı militanlarını Türkiye'ye gönderdiklerini söylediği ve sürekli silahla tehdit ettiği bir ortamda Türkiye'nin PYD'yi Işid'den kurtarmak için fazlasını yapmasını beklemek kolay değil.
(Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Bekir Berat Özipek'in, Kobane Protestoları sonrası gelinen nokta doğrultusunda AjansHaber ile yaptığı söyleşisinden.)



6 yorum:

HalBuKi dedi ki...

+ AKP neden IŞİD'i desteklesin?
- Çünkü ikisi de dinci.
Argüman gibi argüman;)

Barıs Pirim dedi ki...

imla kurallarına riayet etmeden:

akpnin suriyedeki iç savaşı muhalefet lehine körüklediği doğrudur. aslında bu bir tercihti.ya hükümet esadı tutup, esad muhalifleri kolayca bastıracaktı ki bu mümkün değildi çünkü şu an koyu esadçı olanlar bile o zaman tayyibe hitler benzetmesi yaparlar esadla birlikte olduğu için onu lanetlerlerdi. ve ayrıca batı dünyası da türkiyeyi yerin dibine batırırdı ve ab sürecimiz bile sona ererdi. ikinci opsiyon ne muhalefeti ne de esadı desteklemekti.bu diplomatik ve reel politik açıdan doğru bir hamle olabilirdi ama insani ve vicdani açıdan rezil bir politika olurdu. devletlerin çıkarları olabilri ve politika soğuk icra edilen bir sanattır ama vicdanımız yoksa istersek dünyanın en güçlü ülkesi olalım neye yarar. roma imparatorluğu da dünyanın en güçlü imparatorluğuydu e ne oldu 3,5 milyar yıl tarihi olan dünyada bir figür olarak kaldı.neyse üçüncü ihtimal muhalifleri desteklemesiydi ki buna mecburdu. çünkü olayların başında tayyip erdoğan , ahmet davutoğlunu esadla görüşmeye göndermişti olaylar bitsin diye ve 7 saat süren bir toplantı yaptılar esadla davutoğlu.bu görüşme sırasında suriyenin birçok şehrinde gösterilerde muhalifler tayyip erdoğanın posterlerini yaktılar. yani muhalifleri desteklememek hem insani değil di hem de tayyip erdoğanın imajını yerle bir ederdi.bütün bu koşullar altında tayyip erdoğan suudi arabaistanın verdiği 10 milyar dolarla satın alınan 2000 bin tır silah göndererek muhalifleri desteklemeye çalıştı ayrıca ABD ve katarla birlikte mulalifleri eğitmeye çalıştı.ama sonra ne olduysa batı oyundan çekildi ve bizi esadla başbaşa bıraktı.ülke içindeki başta chp muhalefetinin çok yoğun olması nedeniyle akp de muhaliflere istediği desteği veremeyince muhalifler zayıflamaya başladı. hergün ezilen işkence edilen ve öldürülen halk da zayıflayan muhalif grupların peşini bırakıp çaresizlikten nusra gibi örgütlerin peşine takılmak zorunda kaldı. bu sırada türkiyenin verdiği silahlar ve eğittiği suriyeli muhalif askerler haliyle el değiştirmeye başladı.muhalifler için felaket adım adım yaklaşırken hikimsenin beklemediği asıl felaket belirdi: ışid. her türlü gruba, devlete ve oluşuma karşı olan ışid suriyedeki tüm grupları bastırdı, komutanlarını öldürdü, muhaliflerin aldığı yerlerin üzerine çöktü.muhalifler bir yandan esadla savaşırken bir yandan esaddan aldıkları yerlerin üzerine çöken ışid belası ile uğraşmaya başladılar.tabi haliyle güçleri yetmedi.ışid öyle bir o.ç örgüt ki tüm muhaliflerin uzlaşmak için toplandığı bir toplantıyı havaya uçurdu ve toplantıya katılan ılımlı örgütlerin hepsinin en değerli komutanlarını öldürdü.ışid resmen suriye devrimini boğmuştu. bu nasıl bir şey ki bu şerefsiz ışid türkiyenin tüm planlarını altüst ederken ve esada güvenli bölgeler yaratırken türkiye ışidi desteklemiş olsun.neyse sonuç olarak abdnin ve türkiyenin verdiği silahlar zorla ışid tarafından zaptedildi.şimdi o silahları kürtlere karşı kullanıyorlar.burada türkiyenin tek eleştirlecek tarafı gücümüzün tam farkında olmadan emperyal hayaller kurmamız ve bu hayallerimizin gerçek emperyal devletler tarafından bastırılması.ve daha büyük şanssızlığımız lanet olası ortadoğuya sınır komşusu olmamız

Mehmet Ali Ersoy dedi ki...

Işid in son icraatı;
Irak ın en büyük ili olan Anbar 40 bin ışid militanınca kuşatıldı ve düşmek üzere. Nüfusu 1,5 milyonun üzerinde olan kentin çoğunluğu Sünni Araplardan oluşuyor.
Işid bu şehri alırsa, dört avantaj yakalayacak. Bağdat ı daha kolay düşürme imkanı, baraj sularının kontrolü, Sünni savaşçı sayısını çoğaltma imkanı ve kentin savunmasında kullanılan silahlar.

Işid Ayn El Arap a saldırırken pyd nin ve Kürt sempatizanların çıkardığı yaygara malum.
Işid Ayn El Arap a (Kobane) 2 bin militanla saldırdı. Saldırının hemen öncesi 170 bin kişi bölgeden Türkiye ye sığındı. Bunların içinde eli silah tutacak hiç erkek yokmuydu?
Diğer açıdan baktığımızda Abd ve ortakları, sivil nüfusu tamamen boşaltılmış olan Ayn El Arap ı savunmak için ışid i havadan vururken, Anbar kentinde kuşatılmış 1,5 milyon sivilin neden yardımına gitmedi?

Çeşitli bölgelerden gelen rakamlarda anlaşılan o ki, ışid in silahlı militan sayısı 200 binin üzerinde.
Bildiğimiz bir kaç devletin aktif asker sayılarına baktığımızda (Almanya: 250 bin, İngiltere: 198 bin, Arjantin: 73 bin, İtalya: 293 bin, Japonya: 230 bin .... ) ışid in militan sayısının bir çok devletin ordusu ile eş değer olduğu aşikar. Bu da gösteriyor ki, ışid Ayn El Arap ı almak isteseydi 2 bin militanla saldırmazdı ve daha başında almıştı.

İnsanın aklına gelmiyor değil, dünya çapında kopartılan Kobani yaygarası, Türkiye ye dünyanın dikkatini çeken olaylar vs.. Bunların hepsinin amacı dünyanın dikkatini Kobani ye çekerek ışid in diğer bölgelerdeki daha büyük icraatlarını perdelemek midir?
MAE

Başak Harper dedi ki...

Benim gencligimde,yani lise/universite zamanlarimda antisosyal,aile problemleri,psikolojik sorunlari olan isyankar yasitlarimda satanist olma hevesi vardi.Oyle kara kara giyinir,soluk benizleri,uzun pis saclariyla psikopat gibi dolanirlardi.Satanistlik onlar icin ait olunucak biyer,iclerinindeki hastalikli isyani kusabilicekleri kutsal bir kurumdu galiba.Yeni duzende yerini cihatcilar aldi sanirim.Avustralyadan (ve daha bircok sosyoekonomik seviyesi iyi olan ulkeden) issiz,gucsuz,problemli gencler akin akin bu ucubelere katiliyor.Su ana kadar Avustralya vatandasi olupta cihada katilanlar yine ortadogundan iltica etmis aileler ve cocuklari iken gecenlerde bir ilk yasandi.Avustalyanin ilk defa gocmen olmayan bir bireyi Irak'da intahar bombacisi oldu ve hakkin rahmetine kavustu.Burdaki akademisyenler ve hukumet alarmda! Cok kapsamli sosyolojik arastirmalar ve stratejiler yurutuluyor.Avustralya dunyanin bir ucunda olup bir fiil bu pislige bulasmanin panigini yasiyor.
Avustralyalilarin anlamadi konu; bu kadar guclu bir devlet (ekonomik olarak ciddi guclu) bu insanlarin iltica taleplerine karsiliksiz cevap verip,onlara her turlu iyi imkani saglamalarina ramen neden bu insanlar cihada gidiyor.Kimsenin buna akli ermiyor ( benim biraz eriyor:)) )! Simdi hukumetin gundeminde bu adamlarin vatandasliklarinin iptali var,ama cok zorlaniyorlar.Bir yandan da burda birakilmis es ve cocuklar var.Vicdanlari elvermiyor,ote yandan cocuguda alip cihada goturmesinden korkuyor.
Not: Avustralya hukumeti tum dinlere karsi inanilmaz saygili.Her din grubuna ozel odenekler,yerler,imkanlar saglaniyor.Insanlarin rahat etmeleri icin ellerinden gelen hersey yapiliyor.Her universite ve yuksek okulda ibadethane var.

Bu arada islamic state denen adamlar internet uzerinden cok etkili tanitim kampanyalari yurutuyorlar.Ozellikle musluman kesimden gencler butun dev guclere kafa tutan bu onlenemez adamlara karsi buyuk bir hayranlik duyuyor.
Basak Harper Sidney'den bildiriyor.

Adsız dedi ki...

Aslında bu maddi olanaklardan çok kişiliğin ezilmesiyle ilgili. Kendilerini ikinci sınıf hissediyorlar bunun için her şeye rağmen kendilerini birinci sınıf hissettikleri bir yere gidiyorlar, bu yer şeytanın yanı da olsa.
Mehmet Tanju Akad

Başak Harper dedi ki...

Katiliyorum! Burda edinemedikleri tek sey bu! Bir de yine bu gocmenler bu el ense hayat tarzinda bocalama geciriyor.El ense derken onlar icin oyle.Cunku hicbir iyi kariyerli iste calistiklarini ve okuduklarini gormedim.Hukumetin onlara calismadan bile sagladigi imkanlar kendi ulkelerindeki durumdan kat kat iyi oldugu icin calisma ihtiyaci duymuyorlar .Herhangi bir hedefleri,ilgi alanlari yok.Erkek kisminin cogu uyusturucu isine bulasiyor. Bu arada Avustalyalilarin da herbiri bir pirlanta degil.Onlarin da bu kesime doku olarak cok benzeyen vatandaslari var.Iste hep beraber Islamik Devlet kurcaklar isallah,orda mutlu mesut yasayip gidicekler.