Temmuz 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Temmuz 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Gündem  Temmuz 2010-II

 (Bu Gündem başlığında yoğun şekilde  Kemal Kılıçdaroğlu  haberleri ve yorumları yer almakta.)


BOY  tartışması
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yaptığı bir konuşmasında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için "Şu kadar boyuyla bir şeyler söylüyor" deyince; bir vaveyla da koparılmış oldu. Konu sıkıntısı çekmediği dönemlerde dahi Magazin iştahını bastıramayan Türk Medyası,  bu gelişmeye mal bulmuş mağribi gibi hemen atladı ve geniş şekilde yer verdi. Kılıçdaroğlu ise "Arınç'ı, Leman ve Penguen dergilerine havale ediyorum"  diye karşılık verdi.

Bülent Arınç'ın söz konusu açıklamaları içerisinde dikkat çekici ve -bence- daha önemli eleştiriler vardı Kılıçdaroğlu hakkında... Ancak bunlar es geçildi. Bugüne kadar Türk Medyası ile ilgili çeşitli yazılar yazdım. Bu örnekte sadece Medya'yı suçlamıyorum, bir arz-talep ilişkisi olduğunun farkındayım. Türk halkının değer verdiği şey "polemik ve sidik yarışları". Değerler ve kültür konusunda ise büyük bir boşluğu var.  Bunu yeri geldikçe söylüyorum, bazen biraz daha açıyorum.

İlerleyen günlerde Bülent Arınç'ın diğer açıklamalarını da ileticem.  Takdir sizin.
Lütfen sulandırmayalım
Sayın Arınç'ın normalde efendiliğini severim ama şu son günlerde oldukça sulandırdı. Yakında Kılıçdaroğlu yada Arınç çıkıp 'Benim babam senin babanı döver' derse hiç şaşırmayacağım. Biraz da ortak noktalarınıza bakın (iki taraf için de tabii) lütfen ki memleket uyumlu, hizmet sevdalısı yanınızı görsün.
(droid.manic - 30 Temmuz 2010, Radikal Online)




Büyükanıt'a  suçlama
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "27 Nisan 2007 geceyarısı e-muhtırası"na gönderme yaparak, "Başbakan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın işbirliği yaptığını"  söyledi.
"e-muhtıra, AKP'nin tekrar iktidara gelmesi için konmuştur oraya, mağdur edebiyatı için konmuştur. Sayın Büyükanıt ile Sayın Erdoğan işbirliği yapmıştır o olayda. Çıksınlar, 'Biz işbirliği yaptık'  desinler."

Büyükanıt bu iddiaları "Bu, hayal mahsulü bir hakarettir" diye yalanlarken; AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik "Bu iddiaya ölüler güler" diye tepki gösterdi:

"CHP'lilerin tüketemediği bir malzeme de Sayın Büyükanıt'a zırhlı araç satın alınmış olmasıdır. Bugüne kadar emekli olan tüm Genelkurmay başkanlarına zırhlı araç tahsis edilmiş veya satın alınmıştır. Bu durum Sayın Büyükanıt'a mahsus bir uygulama değildir. Ayrıca Başbakanlık tarafından ve Başbakanlığın bütçesiyle hükümetin özel bir tercihiyle bir satın alma gerçekleşmiş değildir. Genelkurmay Başkanlığı kendi bütçesiyle ve kendi inisiyatifi ile Sayın Büyükanıt'a araç satın almıştır. Bu vesileyle Sayın Büyükanıt'ın hükümet tarafından ödüllendirildiği iddiası abesle iştigaldir.
Bu iddiaya göre 367 saçmalığını ortaya atan Sabih Kanadoğlu, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıyan CHP, ve malum kararı veren Anayasa Mahkemesi de Ak Parti'yi iktidara getirmek için çıkar işbirliği yapmış demektir."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun,  e-muhtıraya açıkça destek vermiş bir partinin başkanı olarak, "Siz e-muhtıra hakkında soruşturma açmadınız demek ki askerle beraber çalışıyordunuz, sizin iktidarınız için yapıldı bu" diyebilmiş olmasına inanamıyorum.
Güzel kardeşim madem soruşturma açılmamış olması bunu gösteriyor, CHP'nin e-muhtıra zamanı "e ordu haklı tabi" şeklindeki açıklamaları (Onur Öymen) daha fena o zaman? Öyleyse en başta siz çalışıyordunuz AKP iktidarı için?
Bir de Dubai anlaşmasıyla ilgili çıkışları mükemmel.
(silencer  -  29.07.2010,  Ek$i Sözlük)



Eyvah!  Geçmiş yanlışlarla dolu! 
Kemal Kılıçdaroğlu'na, genel başkanı olduğu CHP'nin,  şimdi karşı çıktığı  27 Nisan e-muhtırası günlerinde askerin müdahalesine destek vermiş olduğu ve bu tepkiyi onayladığı hatırlatılarak,
o günden bu güne neyin değiştiği sorulduğunda;
"27 Nisan'da biz yanlış yapmıştık"  cevabı alındı.

(Kişisel Görüşüm:  Bu mantıkla,  kendisinden sonra gelen genel başkan da onun dönemindeki gafları ve yanlışları telafi ile uğraşacak.  CHP işte böyle derdi hep geçmişle olan,  bugünü asla yakalayamayacak bir parti.  Amaçları Türkiye'nin değişim hamlelerini olabildiğince yavaşlatmak.)

"Kılıçdaroğlu'nun hâlâ birtakım fikirleri üzerinde yeterince hazırlık yapmadan, salt medyada bir konuşulurluk sağlamak üzere ve en azından kendi kafasında ve partisinin platformlarında yeterince olgunlaştırmadan ortaya attığını düşünmeye devam ediyorum."
(Yoksa Kılıçdaroğlu CHP'si?..  İsmet Berkan  -  31 Temmuz 2010,  Radikal)

'27 Nisan'da biz yanlış yapmıştık' diyen Sayın Kılıçdaroğlu, Şemdinli Davası'nın savcısı hakkında da yanlış yapılmış mıydı?  CHP olarak 'Biz yanlış yapmıştık, o savcının meslekten atılmaması gerekiyordu, o iddianame hukuki bir metindi,  suçlanmaması gerekiyordu'  diyor musunuz?
(Bülent Arınç)




Liderine ihanet eden,  kendi de ihanete uğrar!

RTE: "Manşetle gelenler manşetle giderler. Kendi arkadaşlarına, kendi dostlarına, kendi liderlerine ihanet edenler  başka ihanetlerin mağduru olurlar.
...
Ağızlarından çıkanı saatler geçmeden düzeltiyorlar."




Kemal Kılıçdaroğlu'nun içkiden uzak durun talimatı
12 Eylül Referandumu'na büyük önem veren ve partisinin tavrını "Hayır'da hayır vardır" sloganıyla açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu,  il ve ilçe başkanlarından 12 Eylül'e kadar içki sofralarından uzak durmalarını istedi.

RTE:  "Alkol alacağınıza..."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise "Alkol alacağınıza üzüm yiyin" dedi. Böylece  "En az 3 çocuk doğurun"dan  sonraki bir diğer inci'sini de döktürdü.



.
Tehlikeli tırmanış:  İnegöl  ve  Hatay Dörtyol'da çatışmalar
Bursa'nın İnegöl ilçesinde minibüs şoförü bir Kürt gencinin dövülmesi ve "Bir daha buradan geçme!" diye tehdit edilmesiyle başlayan olaylar ilçeyi savaş alanına çevirdi.
Olayların kıvılcımı ve gelişimi hakkında basında şöyle bilgiler yer aldı: Yanında bir grupla gelen şoför, kendisini dövenlerin bulunduğu kahvehaneye girip içerdekilerle kavgaya başlıyor ve yaralanmalar oluyor. Kahveden kaçan saldırganları Polis kısa sürede yakalıyor. Bu sırada hastaneye kaldırılan yaralılardan bazılarının öldüğü yönünde yayılan yanlış bilgilendirme ile, çoğu ülkücülerden oluşan kalabalık bir grup Emniyet Müdürlüğü önünde toplanıyor ve  "İnegöl'de PKK istemiyoruz",  "PKK'lıları bize verin"  benzeri sloganlar atmaya başlıyor.
Öfkeli kalabalık;  6 polis aracı, 1 zabıta aracı,  savcılığa ait bir araç ve iki sivil aracı ateşe veriyor.

("Kahrolsun PKK sloganlarıyla polis arabası yakmak" böyle bir şey olsa gerek.)

21 Polis'in yaralandığı, birininse kör olduğu olaylardan sonra; grubun bir bölümü Emniyet önünde beklerken,  bazıları ilçeye yayılarak Kürtlere ait ev ve iş yerlerini tahrip ediyor.  Kalabalık daha sonra Kürtlerin yoğun olduğu Huzur Mahallesi'ne yürüyor.  (İnegöl'de yaklaşık 15.000 Kürt vatandaşımızın yaşadığı sanılmakta.) Tüm uyarılara karşın dağılmayan göstericilere çevik kuvvet ekipleri biber gazı kullanarak müdahale ediyor. "Dışarıdan gelecek grupların, ilçedeki ülkücülerle birleşerek saldıracakları" söylentisinin Kürtler arasında yayılması ile,  kalabalık bir grup,  Bursa-Eskişehir Karayolu'nu trafiğe kapatmış.  Olayların ancak sabah 5 civarlarında bastırılabildiği söyleniyor.
Slogan atan grubu yönlendiren bir kişinin telefon konuşmasına bizzat şahit olduğunu söyleyen bir gazeteci, "Telefonda 'Abi görev tamamdır, araçlar ateşe veriliyor. Bozkurt işareti bile yapmıyoruz ki kim olduğumuz anlaşılmasın' diyordu"  iddiasında bulundu.   (Taraf)


Olay yerinde inceleme yapan Bursa Valisi Şahabettin Harput, "Vatanını milletini seven insanlar. Ama devletin polisine, karakoluna, belediyesine saldırdılar"  açıklamasında bulundu.  "Birkaç sarhoş genç" diyen veya "açılım öncesi ülkede iç karışıklık yaratmak" diyen de oldu arada... Ama mevzunun basit olmadığı ortada.
Yok provokasyonmuş, yok referandumu etkilemeye yönelik girişimlermiş, yok sarhoşların işiymiş, yok açılım yüzündenmiş...
Bunlar hep bahanesi. Bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor: Ülkemizin pek çok noktası, dini ve etnik gerilimler nedeniyle patlamaya hazır bomba gibi bekliyor.
...
Kabul edelim ki Türkiye'de ne öyle "etle tırnak gibi"yiz ne de burası bir hoşgörü toplumu.
(Memleketimden ırkçılık manzaraları.   İsmet Berkan  -
30 Temmuz 2010,  Radikal)




Balyoz'da tutuklamalar başladı
Balyoz Soruşturması kapsamında 102 emekli ve muvazzaf subay hakkında yakalama kararı çıkarılmasının, Ağustos'ta başlayacak olan Yüksek Askeri Şura'daki terfiler üzerine nasıl etki yapacağı Ankara'da merak konusu.
Bu arada TSK tutuklama kararı çıkarılan generalleri terfi ettirme çabasında.


Anayasa değişikliği
12 Eylül Referandum'una giden yolda siyasi kamplaşmalar çoktan başladı bile...  Mart 2010  gündemi'nde  şöyle demişim:
Anayasa değişikliği için düğmeye basıldı deniyor. İktidar hazırladığı taslağı muhalefetle konuşmaya başlayacakmış. Muhalefet "Hayır" demekten, veya askeri korumaktan başka ne yapacak ki? Gene horoz dövüşleri izleyeceğiz önümüzdeki günlerde de demektir bu.


Çözüm:  Kuma
Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Kürt sorununun çözümü için  "Doğu'dan ikinci eş alalım"  önerisinde bulundu.

(Abi bizim ülke baştaki ekâbire rağmen gene iyi gelmiş bugünlere.)


Sivas ve Başbağlar Katliamları  anıldı.
[Sivas Katliamı:  2 Temmuz 1993
 Başbağlar Katliamı:  5 Temmuz 1993'te,  Erzincan ilinin Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 33 sivilin öldürülüp köyün ateşe verildiği katliam.   Artan PKK saldırıları sonrası, 24 Mayıs 1993'te PKK pususunda hayatını kaybeden silahsız 33 askerin ardından yine silahsız olarak 33 sivilin katledilmesi, kamuoyunda büyük bir kırılmaya neden olmuş,  PKK'ya karşı askeri harekat başlatılmıştı.]



Orduda Natocu-Avrasyacı çekişmesi
Son zamanlarda tekrar gündeme gelen bir durum.
Bir NATO ülkesinin ordusunda yaşananan çekişme. Bu ordunun 98 yılında göreve gelen Genelkurmay başkanı, 4 sene süren görev süresi boyunca bir kez olsun Amerika'ya gitmemiştir. Gitmediği gibi görevinin son senesinde Rus Genelkurmay Başkanı'nı, kendi ülkesinin önemli bir pozisyonda bulunan bir siyasetçisi Amerika'yı ziyaret ettiği gün misafir etmiştir. Amerika'nın bu ülkede bir truva atı gibi kullandığı derin askeri mekanizmayı Natocuların elinden alıp Avrasyacıların eline geçmesini sağlayan da bu komutandır. Bu ülkedeki son dönemde yaşanan bir grup general-askerin tasfiyesi Amerika'nın desteği ile sağlanmaktadır. Ülkenin halihazırdaki yönetimi, Amerika ile bu derin mekanizmayı tasfiye etme konusunda pazarlık yapmıştır. Pazarlıkta "Aman Avrasyacılar bir şekilde gitsin de nasıl giderse gitsin" aceleciliğinde olan Amerika'ya, bu ülkenin yönetimi derin mekanizmadan ve ordudan Avrasyacıları tasfiye ettikten sonra, Amerikalıları da istemediğini söylemiş ve bunu onlara kabul ettirmiştir. Yani bundan böyle ilgili ülkenin ordusunda tasfiye hareketi tamamlandığında ne Avrasyacı ne de Natocu kalacaktır. Derin mekanizma her ikisinden de temizlenecektir. Öncelik şu anda Avrasyacıların tasfiyesine verilmiştir. Amerika kendi adamlarının bu tasfiye sürecinde burnunun sürtülmemesi karşılığında buna razı olmuştur. Çünkü Amerika'ya göre derin mekanizmanın kendi kontrolü dışında, Rusya-Çin-İran ittifakı yanlısı Avrasyacı ekibin elinde olması, derin mekanizmanın kendi elinde olmaması ya da o ülkenin kendisine ait olması seçeneklerinden çok daha kötüdür ve kabul edilemezdir.

Bu ülkede kimin hangi ekipten olduğunu bilmeden yapılan analizlerin çoğu da hatalıdır.
(kulliyyen yalan  -  29.07.2010, Ek$i Sözlük)



"PKK da devlet de beni dinlemiyor" diye sitem eden Abdullah Öcalan, "Devlete sesleniyorum. Bu sorunu çözeceksen çöz, imha edeceksen et! PKK'ya da sesleniyorum. Devrim yapacaksan yap, teslim olacaksan da ol!  Artık bu işi uzatmanın manası yok, artık toplum bu çözümsüzlüğü,  oyalamayı kaldırmıyor."



26 Temmuz 2010 Pazartesi

Gündem  (Temmuz 2010)

.
Heron rezaleti
Bugün  gazetesi  bir bomba patlattı:
Bir üsteğmenin mevcut bir PKK birliğini korumak için komutanını arayarak, ilgili birliği gözetleyen -insansız hava gözetleme aracı- Heron'un düşürülmesini istediği ve olayın geçmişte MİT tarafından ortaya konduğu.  "Yarbayım çok PKK'lı vuruyor. Ya Heronları düşürün ya da koordinatlarını değiştirin!" şeklindeki astın üstüne emir verdiği bu iddiaya karşı günlerce süren sessizliğin ardından Savunma Bakanlığı'nın ertesinde TSK adına Genelkurmay Başkanlığı da söylenenleri doğruladı  (bkz).
Ve konu ile ilgili yargılamanın sürdüğünü belirtti.

Meğerse bu söz konusu yargılama  yaklaşık 3 senedir devam ediyormuş ve suçlanan kişiler hala görev başında imiş. Hatta terfi ettikleri bile söyleniyor. Bu tablodan sonra herhangi bir yoruma gerek var mı bilemiyorum.

Son dakika:  İşte ihanetin ses kaydı dökümü   (Yedek kaynak)
Muhtemelen silinir diye birkaç tane daha:
Milli Gazete link  ve bu da  fikriyet'ten  Taraf haberine detaylı eleştiri yazısı.




Başbuğ konuşuyor
Orgeneral İlker Başbuğ, emekliliğine çok az bir zaman kala, Genelkurmay Karargahı'nda Uğur Dündar aracılığıyla birbirinden çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. DTP/BDP milletvekillerine dağ yolunu gösteren Genelkurmay Başkanı, "Ya ayrıl milletvekilliğinden dağa mı gidiyorsun nereye gideceksen git, veya anayasaya verdiğin yeminin gereğini yerine getir"  diye çıkıştı.  "Sözün bittiği yerdeyiz"  cümlesi ile bombayı patlatan Başbuğ,  "Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığının, önümüzdeki süreçte Türkiye-Irak ilişkileri kadar Türkiye-ABD ilişkilerini de olumsuz olarak etkileyeceğini"  dile getirdi.

"İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın Polis tarafından malum gazeteye (Taraf'a) servis edildiğini"  belirten Başbuğ,  siyasiler arasında son günlerde süren siper polemiği üzerine de şunları söyledi:
Sayın Başbakan aslında  "Keşke diğer parti başkanlarımız da bölgeye gitse" diye kendileri söyledi. Sonra bir vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu ile karşılaştık. Arzu ederlerse kendilerini de bölgeye götürebileceğimizi söyledik... Bir mesaj vermem gerekirse artık bu tartışmaya son verilsin.)


"TSK'dan ayrılan 50 subayın, PKK yönetim kadrosunu ele geçirdiği; açılım süreci başladıktan sonra kaos için eylemlere hız verdikleri" yönündeki iddialara sert tepki verip, ertesinde faili meçhul cinayetler sanığı JİTEMci Albay Cemal Temizöz'ü kucakladı kendisi... Ayrıca profesyonel orduya karşıymış.  Bir de "Türk kanı yokmuş TSK ile PKK arasında bağ kuranda".
(Tabi bu açıklamaları akla derhal  Uğur Mumcu'yu  getirdi.)

"Matematiksel olarak baktığımızda, 26 yılda güvenlik kuvvetlerimiz 5 defa PKK terör örgütünü bitirmiştir"  diyen Başbuğ  (artık o nasıl oluyorsa);  PKK'nın şanslı bir örgüt olduğunu kaydetti.
Başbuğ:  "Mehmetçiğin yerini hiçbir şeyle dolduramayız. Dünyanın neresinde askere davulla zurnayla gönderilen var? Bu sistemle oynarsanız, orduyla millet arasındaki bağ kopar."

Söyledikleri arasında özellikle bir ifade dikkatimi çekti:
"Sözde ateşkes süreci"
(Her şeyi "sözde" olmuş bir toplumda, ülkede, tepelerde...  Çene ishalinin bu çürümedeki rolünü anlayıp kabul etmeden bu labirentten çıkılamaz.)




Geçtiğimiz Haziran ayının son günlerinde, Hatay Amanos dağlarında kekik toplayan köylüleri, askerlerin terörist sanıp ateş açması gibi trajikomik bir olay gerçekleşmişti. 70'lik dedeleri PKK'lı sanan/yapan bu anlayışa karşı Sayın Başbuğ,  "Üzüntü verici talihsiz bir olay"  demekle yetindi.


İlker Başbuğ'un BDP'lilere yönelik "Dağa gitsinler"  sözlerine tepki gösteren BDP lideri Selahattin Demirtaş, "Bu ülkeye iki başbakan fazla. Başbuğ ya istifa etsin ya da görevden alınsın"  diye tepki gösterdi.



Heron rezaleti dahil pek çok konuda görmez-duymaz-konuşmaz olan merkezi medya, konu Genelkurmay Başkanı'nın değerli açıklamaları olduğunda bunları büyük bir iştah ve ehemmiyetle bizlerle paylaşmaya devam ediyor. Medyanın Heron suskunluğu hakkında Ahmet Altan'ın iki dikkat çekici makalesi oldu:

Ülke içindeki zıtlaşma,  çatışma,  hizipleşme ve bölünmeler artık o kadar kör gözüm parmağına raddesine ulaştı ki  bazı sözlük yazarları şöyle yazdı:
"terör olaylarında arka planda nelerin döndüğünü gösteren haber,  medyada pek yankı bulmamıştır.  bizim sözlük yazarları da pek ilgi göstermemişe benziyor. gerekli gereksiz her konuda yorum yapan,  yeri geldiğinde en küçük bir yanlışta akp'ye giydiren sevgli yazarlar yine susmayı tercih etmiştir.
nelere sessiz kalıyoruz,  neleri göz ardı ediyoruz beyler.
ne zaman kendimize gelip yıllardır bize yutturulan şeylerin hesabını soracağız? nasıl bir gençlik olduk biz?"
(yalansa soyle - 17.07.2010, Ek$i Sözlük)

"bu terör 26 yıl boyunca bitmediyse,  tek nedeni bitirmek istemeyen şerefsizlerdir.  bu şerefsizler pkk'ya silah da satar, çembere alınanları serbest de bırakır,  üzerlerine salınan heronları da düşürür."  (ovayolu - 19.07.2010, Ek$i Sözlük)




Dursun Çiçek olayında 180 derecelik dönüş
Genelkurmay Askerî Savcılığı'nın hazırladığı iddianameye göre,  İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın  tek suçlusu  Albay Dursun Çiçek.   53 sayfalık iddianameye göre:
Söz konusu belgeyi Dursun Çiçek, amirlerinin emri olmadan tek başına ve amiralliğe terfi ettirilmemiş olmayı hazmedemediği için hazırlayıp basına sızdırdı.

Taraf'a konuşan kızı İrem Çiçek,  babasının üstlerine karşı her zaman itaatkar olduğunu söyledi. ABD'de yaşayan oğlu Deniz Çiçek de ANKA'ya:  "İddianameyi ciddiye alırsak iki seçenek kalıyor. Dursun Çiçek ya belgeyi postayla savcılara gönderen meçhul ihbarcı subay; ya da İlker Başbuğ'un bahsettiği, belgeyi Taraf gazetesine sızdıran polis. Bu sorunun cevabını size bırakıyorum"  açıklamasını yaptı.

Zamanında "Dursun Çiçek'in tereddütsüz arkasındayız" diyen kuvvet komutanları (Org. Hasan Iğsız) açıklamalarından bugüne... Nerden nereye. (bkz)



Balyoz'da yakalama emri
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi,  Balyoz Planı Davası kapsamında, (resimde soldan sağa) eski kuvvet komutanları Oramiral Özden Örnek, Orgeneral İbrahim Fırtına  ve  1.Ordu eski komutanı Çetin Doğan'ın aralarında olduğu  102 sanık hakkında  yakalama emri  çıkardı.  Davanın ilk duruşması  16 Aralık 2010 tarihinde  Silivri Cezaevi'nde yapılacak.

[ Balyoz Darbe Planı nedir?
2003 yılında hükümeti devirmek için hazırlandığı iddia ediliyor. Hazırlık, harekât ortamının şekillendirilmesi, icra ve yeniden yapılanma gibi dört aşamada "darbe zemini" hazırlamayı hedefleyen Balyoz Güvenlik Harekat Planı, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesini model alıyor ve camileri bombalama, Ege'de it dalaşı sırasında bir Türk Jeti'nin düşürülmesi ("Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde özel filo personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde atış yapması suretiyle kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır")  gibi çeşitli gergin provokasyon maddelerini içeriyor.

İrtica ile Mücadele Eylem Planı, ilkin Haziran 2009'da gündeme gelmişti. Balyoz'a ise bu ayın Şubat gündeminde değinmiştim. ]

Yargının Balyoz Sınavı
Balyozcular  ve  bunları koruyup kollama görevi edinenlerin yargı karşısındaki direnişi, Türkiye Cumhuriyeti için bir dönüm noktasıdır.  Türkiye yargısı bu sınavı verip  Balyozcuları hak ettikleri şekilde cezalandırabilirse eğer,  Türkiye'de bir dönem kapanır.  Bu kapanan döneme ister Ergenekon deyin,  ister darbeciler deyin  ister Balyozcular deyin  ister asker vesayeti deyin...  Sonuçta halk için, demokratik cumhuriyet için iyi bir gelişme olacaktır.
(ozkulas  -  23 Temmuz 2010, Radikal Online)

Ve sıcak gelişme:  Çetin Doğan havaalanında gözaltına alındı!





Sansüre tepki .
17 Temmuz Cumartesi günü Taksim'de bir etkinlik gerçekleştirildi: İnternet üzerine gittikçe yoğunlaşan baskılara tepki olarak  Sansüre karşı yürüyüş. Takip eden Pazartesi günü ise Muhabbet Kralı programında (Kanal D) nâm-ı diğer "ssg" Sedat Kapanoğlu,  Ek$i Sözlük'ün avukatı Başak Purut, sansüresansür hareketinden bir bayan,  Bobiler.org'dan bu yürüyüşün başlatılmasında katkısı olan Ozan Tüzün ve diğerleri Okan Bayülgen'in konuğuydu.

Program linklerini şöyle verebilirim:
(1) (2) (3) (4) (5) (6) (7) -(8) (9) (10)- (11) (12) (13) (14)
(8, 9 ve 10:  Banu Kaya  tel.)


2018  Edit:   Maalesef bu muhteşem video serisinin her biri  YouTube'dan copyright  gerekçesi ile silinmiş ve yenisi de yüklenmemiş!  Bahsettiğim programa dair en ufak bir şey bulamadığım gibi,  Banu Kaya  da artık sadece bir Ekşi Sözlük başlığında kalmış.  Yani yayına bağlanıp ne dediğini ne yaptığını artık bilemeyeceğiz.
Evet,  2010 Temmuz'undaki bu yayına dair en ufak bir paylaşım yok.  Ancak yaklaşık bir sene kadar sonra  ssg  tekrar Muhabbet Kralı'nın konuğu olmuş.  Oradan iki link bulabildim,  benim izlediğim yayın bu değildi ama idare ediverin.  Belki bu dönemin sansür anlayışına ufak da olsa ışık tutabilir.
ssg konuşuyor1
ssg konuşuyor2



RTE ağladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP grubunda yaptığı konuşmada, 12 Eylül 2010'da yapılacak referanduma neden 'evet' denmesi gerektiğini anlatırken, 12 Eylül döneminde genç yaşta öldürülen dört ismi andı. Sağcı, solcu ve İslamcı olarak adlandırılan gruplara mensup bu dört isim Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren ve Hüseyin Kurumahmutoğlu idi. Konuşmasında Necdet Adalı için şair Nevzat Çelik'in yazdığı, Ahmet Kaya'nın şarkı yaptığı Şafak Türküsü'nü okuyan Başbakan Erdoğan, bu dört gencin hikâyelerini anlatıp hapisten ailelerine yazdıkları mektuplardan örnekler okurken gözyaşlarını tutamadı. RTE, "Bir daha 12 Eylüller yaşanmasın diye onunla hesaplaşmamız lazım. Geçmişin yanlışlarıyla yüzleşmeden daha aydınlık bir gelecek kuramayız"  dedi.

Ve yine bir sözlük alıntısı:
Popülizmin en başarılı şeklini yapan adam. Kılıçdaroğlu saçma sapan "çömelirim çömelmem" muhabbetlerine girdiğinde, "Ama seçmen böyle oy veriyo işte ne yapacaksın" diyorsunuz ama popülizmin işe yarayacak olanı var,  yaramayacak olanı var.
Tayyip Erdoğan ne istiyor?  Referandumdan 'evet' çıkmasını. Dolayısıyla bundan sonraki konuşmaları ve manevraları,  "Yeni anayasaya Hayır demek  12 Eylül 1980  Anayasası'na Evet demektir"  üzerine kurulacak.  Ve dolayısıyla 12 Eylül'ün ne kadar kötü ve insanlık dışı bir şey olduğunu iyice milletin gözüne sokacak ki,  "Hayır" diyecekler kendilerini 12 Eylül destekçisi gibi hissetsinler.
12 Eylül kendi grubunun işine yaramış bir adam;  o vakitlerdeki "Allahsız komaniz"leri,  düşmanlarını,  "saygıyla anarak"  ve mektuplarını okuyup hüngür hüngür ağlayarak prim yapıyor; insanların duygularına oynuyor.
(silencer  -  20.07.2010, Ek$i Sözlük)




Pitbull yasaklandı
Hayvan hakları yasası yürürlüğe girdi. Pitbull gibi tehlikeli hayvanların üretimini ve satışını engelleyen yasa, 16 yaşından küçüklere hayvan sahibi olma hakkı vermezken tüm evcil hayvanlara da mikroçip takılmasını öngörüyor.
Yanda Pitbull cinsi bir köpek var. Masum bir fotoyu burada yeğledim, zira köpeklerden nefret ediyorum bildiğiniz gibi.



Siyah çiftin  beyaz çocuğu
İngiltere'de,  Nijerya asıllı siyahi bir ana-babanın beyaz (hatta bembayaz) tenli, sarı saçlı ve mavi gözlü bir kız çocukları oldu.

Yeni doğan bebeklerine Nmachi ("Tanrı'nın güzeli")  adını vermişler.





Başbuğ'un oğlu  PKK sanığı ile
Bir başka ilginç haber de Habervaktim'den geldi. Nisan 2009'da İstanbul'da PKK terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda, Burhan kod adlı Hasan Lala'nın evinde yapılan aramalarda, ruhsatsız silahların yanı sıra çok sayıda örgütsel doküman ve bazı asker çocukları ile fotoğrafları ele geçirilmiş... Bu haberin ayrıntısında askerlik, torpilli askerlik ve benzeri ile ilgili şeyler bulabilirsiniz:  (bkz)

Ancak ben başka bir şeylerden bahsetmek istiyorum şu an.

Murat Başbuğ yakışıklı çocuk,  bence Başbuğlara dair en güzel şey...  Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu imiş kendisi.  Genelkurmay Başkanlığı,  Murat Başbuğ ile ilgili yaptığı basın açıklamasında  (pek çok askeri konuda derin bir sessizliği  veya  gecikmeli açıklamaları yeğleyen Genelkurmay,  bu konu hakkında ivedilikle bir basın açıklaması yayınladı ve) fotonun  "3 yıl önce bir arkadaş ortamında çekilmiş olduğunu"  söyledi.  Gerçi 1 değil pek çok fotoğrafları varmış bu çiftin,  farklı zamanlarda farklı mekanlarda çekilmiş.  (Ama yazık ki diğerlerinde tipsiz çıkmış oğul Başbuğ.)  (bkz)
"Hasan Lala ile çektirdikleri fotoğrafla eş dost muhabbetinin de epey konusu oldu. Arkadaşlarla ortak kararımız şu ki gayet ikisi de hoş yani."
(linuswithnoblankets - 23.07.2010, Ek$i Sözlük)



-Diğer Haberler-

-Fazıl Say:  "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum."

-Geçen yılın (2009) Gıda denetim raporlarına göre, üreticilerin ambalaja çok önem verdiği,  gıdanın içeriği konusunda ise hassas davranmadığı ortaya çıktı. (bkz)

Pekmez, bal, tavuk eti, kırmızı toz biber, pul biber ve incir ezmesi en fazla olumsuzluk tespit edilen ürünler arasında yer alıyor.  Özellikle aflatoksin, yani kısaca küf zehirleri,  Türk pazarındaki ürünlerde ciddi ve önemli bir sorun.
1. derece kanser etmeni. Sağlık adına sadece sigaraya yüklenenlerin ikiyüzlülüğünün sembolü.


Bu ayki başka gelişmeler için devamı:  Temmuz 2010-II

.